Evliya deneme


Menzil i Pîr Merîzât Sultân



Yüklə 4,3 Mb.
səhifə30/57
tarix17.01.2019
ölçüsü4,3 Mb.
#99316
1   ...   26   27   28   29   30   31   32   33   ...   57

Menzil i Pîr Merîzât Sultân: Kelenterhâ­nesi;nde hân mihmân olup bu hakîr âsitâne i pîrde mihmân olduk. Pîr Merî-zâd derler, ammâ efvâh ı nâsda Pîr Merzâ derler ve niçeler Pîr Mirzâ derler, ammâ sahîhi Pîr Merîzât'dır. Ya‘nî "Diri baba" di­meğile meşhûr ı âfâk i İrân [u] Tûrân zemîndir. Ammâ "Merîzât" lüğati güft i Fârisîde "bükülmüş" di­mekdir. Hakikatü'l-hâl bir kûh ı bâlânın zeylinde bir azîm âsitâne i sa‘âdet içre bir kûşede seccâde-nişîn olup bizzât vücûd ı şerîfleri hırka i peşmîne­leriyle kemer-beste olup çömelüp oturur. Vech i şerîfleri kıbleye nâzırdır. Ser i sa‘âdetleri savma‘ası­nın bir kayasına dayanıp durur. Hâlâ vü­cûd ı şerîfleri beyâz pembe-misâl çürümeyüp ter ü tâze durur. Cümle huddâmları azîzi hayâtda bilüp şeb [u] rûz hizmetinde olup çârûb-keşlik edüp âsitâne i sa‘âdetin pâk edüp her gice azîzin yanına le­ğen ve ibrik [313b] mâ i zülâl ile pür eyleyüp seher olunca ibriki tehî bulurlar. Ve bu kadar yüz yıldan berü hırka i şerîfi üzre bir şemme ve zerre gerd-i gubâr düşmez. Ve âsitâne i sa‘âdeti dâ’imâ ûd [u] am­ber i Hudâyî râyihasından cemî‘î züvvârın dimâğ ı dil-meşâmları mu‘attar olur. Bu der i devlet-me’âbı Şeyh Safî hazretleri Erdebîl'den gelüp bu sultânı zi­yâret etdikde azîz hazretlerinin üzerine on aded Azerbaycân hazînesi sarf edüp bir tekye i Bektâşi­yân etmişdir kim misli meğer şehr i Meşhed'de İmâm ı Mûsâ Rızâ âsitânesi ola. Ta‘rîf ve tavsîfden müberrâ bir âsitâne i ra‘nâdır. Atabe i aliyyesinden içeri cümle züvvâr dâhil olunca âdeme bir heybet, vücûduna bir lerzân vâkı olur. Gûyâ bir mücrim âdem huzûr ı pâdişâhîye varır, eyle bir mehîb rûhâ­niyyetli makâmdır. Hamd i Hudâ ziyâret eyleyüp bir Yâsîn i Şerîf, Hak rızâsiyçün tilâvet edüp sevâbın rûh ı azîze hîbe edüp rûhâniyyetinden istimdâd ta­leb edüp âşnâlık kesb etdik. Lâkin âsitânesinde târîh olmamağıla intikâli senesi ma‘lû­mı­mız değildir. Ammâ tekye-nişîni Hoca Selâhad­dîn, sâhib i hâl, her şeyden münzevî ve fâriğu'l-bâl bir kimesne i zâldir.

Anlar hikâyet etdi: Azîz Hazretleri Şeyh İbrâ­hîm Şirvânî hazretlerinin mü’ezzinliği hizmetinde imişler. Ol kadar riyâzât [u] mücâhede ile erenlere irmişler kim Arş ı azîm horosunun bangın istimâ‘ edüp evkât ı hamse ezânın tilâvet edermiş. Şeyh İbrâhîm hazret­leri bu azîzin arkasın sığayup "Merî­zât merîzât"buyu­rurlarmış. Anınçün cesed i şerîfleri çürümeyüp ter ü tâze seccâde-nişîn olup durur. Gûyâ hayâtta murâ­kabeye varmış bir vâ‘iz ve nâsıhdır. Her kim ziyâret edüp rûh ı şerîfiyçün bir Fâtiha i seb‘u'l-mesânî tilâ­vet ederse elbetde yedi günde dünyevî ve uhrevî hayr murâdâtı hâsıl olur. Ve niçe bin keşf [u] kerâ­mâtları zâhir u bâhir olmuşdur. Kaddesenallahu bi-sırrıhi'l-azîz.

Bu âsitâneden yine cânib-i şimâle bir mil miktârı bâğ u bâğistân, gülistânlı âbâdân kendler içre gidüp kend i Harac'da

Ziyâret i eş-Şeyh Hazret i Merzâ Sultân: Diri Baba Sultân'ın şeyhidir. Bu dahi ziyâ­retgâh ı hâs [u] âmdır. Acem şâhlarından Şâh Hudâ­bende bu azîz üzre bir künbed ve bir tekye i azîm binâ edüp hayrât ı vâfiresi ve evkâf ı mütekâsiresi vardır. Anı dahi ziyâret edüp yine cânib i şimâle hıyâ­bânistân-ı bostân içre 7 sâ‘at gidüp

.v.Kârbânsa­rây ı Kozlu;: Kendi yokdur. Hemân bir hadîka i gülistân içre Şâh İsmâ‘îl hayrâtı bir hân ı azîmdir kim ta‘bîr olunmaz. Andan yine şimâle 7 sâ‘at,



Menzil i Altıağaç: Acem Şeşdıraht derler. Bir çe­menzâr sahrâda bir kârbânsarây ı kebîrdir. Kendi vîrândır. Bu mahal Demirkapu hudûdunda nâhiye i müskirdir. Andan yine şimâle (   ) sâ‘atde,

Ziyâret i Hızır Zinde: Bir ulu kubbe i âlî içinde bir serîr üzre yatar bir cesed i şerîfdir. Bu dahi ter ü tâzedir. Özdemirzâde Osmân Paşa bu sultâna mu‘tekid olup sayd [u] şikâr takrîbiyle ziyâretine gelüp imâr etmişdir. Hâlâ ziyâretgâh ı ünâs ı Şirvândır. Andan yine şimâle nâhiye i Müskir'de şehr i Şaburan hud­ûdunda (   ) sâ‘at,

Kasaba i Rükâl i Azîm: Bir Rükâl dahi Şemahı kurbundadır, ammâ ol kend-i sağîredir. Ammâ bu câmi‘ ve hân ve hammâm [ve] esvâklı ve bâğ u bâğçeli üç bin mikdârı türâb ile mestûr hâne i zîbâlardır. Mâ-tekaddem Bâbü'l-ebvâb, ya‘nî Demir­kapu hükmünde imiş. Hâlâ eyâlet i Bakü kal‘ası hükmünde bir şehr i şîrîncikdir. Ekseriyyâ halkı Terekeme göçer-evli sünnîlerdir. Kaytak halkından ve Dağıstân'ın Enderi ve Tarhu ve Kovin ve Tâbeserân şehirlerinden mu‘âf ve müsellem sünnî re‘âyâları vardır. Ammâ senevîler değillerdir. Senevî, başka fırak ı dâlle mezhebinden müttehem mez­hebdir.

Andan yine şimâle (   ) sâ‘at nehr i Rükâl kenarında meks [ü] ârâm edüp tahte'l-Futûr tenâvül olu­nurken



Şemahı hânı: Refîkımız kal‘a i Bakü'de sûr sâhibi Revân hânına âdem gönderüp ba‘de't-ta‘âm Rükâl nehri sâhilinden kalkup (   ) sâ‘at sahrâ ile giderken Bahr i Haraz kenarından bir azîm asker nümâyân olup anlar gelüp biz anlara vararak anı gördük.

Yedi aded İrân zemîn hânlarından evvelâ Revân hânı ve Gence hânı ve Lûr hânı ve Bakü hânı ve Gîlân hânı ve Moğân hânı ve (   ) (   ) (   ) (   ) (   ).

Ve niçe sultânlar dahi cümle sûr libâsların geyi­nüp muhteşemâne [314a] arz ı kâlây ederek on bin­den mütecâviz çapur askeri gibi derme çatma ve Te­rekeme ve Moğol ve Boğol ve Kımık ve Kumuk ve Kılmak ve Gökdolak ve Moğan ve Kazak tâ’ifele­rinden ecnâs ı mahlûkât âriyetî libâçe ve libâslar ile pür silâh olup kerrenây ve nefîr i Efrâsiyâb'ların ça­larak ve kös i Hâkânîleri ve tablların ve tabl-bâzların döğerek balaban ve cura sûrnâ fasılları ederek bir alay ı İrân zemîn gösterdiler kim diller ile ta‘bîr ve kalemlerle tahrîr olunmaz. Hemân bu asker içinden Revân hânı at bırağup gelirken refîkımız Şemahı hânı eydür "Hey Evliyâ Aka! Mine heze Revân hânı geledir" dedikde hân gelüp ibtidâ hakîr ile at üzre görüşüp musâfaha idişüp ba‘dehû Bakü hânıyla bi­lişüp ve Gîlân hânıyla öpüşüp tâ Bakü kal‘asına üç sâ‘atde varınca âşnâ olduk. Andan zeyl i Bakü'ye varınca kal‘anın burc [u] bârûlarından ve leb i der­yâda âmâde olan kullelerden ol kadar top endaht edüp şâdmânîler oldu kim kal‘a i Bakü mürg i se­mender-vâr âteş i Nemrûd içinde kalup hakîre hayli cebe satdılar. Meğer bu Bahr i Haraz'ün karşu garb cânibinde Moskov kralının Ejderhân ve Balhân ve Sarây ve Haşdek ve Türk kal‘alarından elçiler gelüp sûr içün hedâyâlar getirmişler. Bu top şâdmânlarının bir aslı da anlara kal‘anın cebehânesi ve istihkâmın göstermek imiş. Bu hâl üzre kal‘a i Bakü'ye bin elli yedi senesi mâh ı Muharrem'inin evvel cum‘a gü­nünde dâhil olup,

{Evsâf ı kal‘a i Bakü yi Cân [u] serhadd i Acem der-eyâlet i Şirvân}

Azîm sumât ı Muhammedî tenâvül olunup ba‘de't-ta‘âm Erzurûm Valisi efendimiz Defterdâr­zâde Mehemmed Paşa hazretlerinin nâmesin ve incü tesbîh ve mevvâc ı Firengî hârâlarıyla şemşîr i hoş­ka­demi hedâyâ verüp safâsından "Hayr-makaddem, hoş kadem getirdiniz" deyü dilnüvâzlıklar edüp Tebrîz hânının ve Nahşivân hânının varakların dahi verüp kırâ’at edüp "sûrunuz mübârek ola" deyü vâ­fir senâ-hânlık edüp hakîri hayli ta‘rîf ve tavsîf etmişler. Andan Revân hânı, hakîri kendi hemşîresi sarâyına mihmânlığa verüp on gün on gice leyle i Kadr ve ıyd i adhâ-misâl safâlar edüp efendimizin mektûb ı muhabbet-uslûbundan ve hedâyâlardan cümle hânlar huzû­runda hazz edüp sübha i lü’lüyi göstermedik hân ve sultân komadı. Ol gün hakîre bir kat esbâb ı Acemâne ve on tümen bisîtî-i şâhâne ihsân edüp ervâm ı refîklerimiz ile şehr seyr [u] te­mâşâya şürû‘ etdik.

Evvela bu kal‘a i Bakü, sene (   ) târîhinde Moskov kralı Dârâ Şâh'a tağallüben sâhil i Bahr i Haraz'da bir püşte üzre şekl i mu­rabba‘ bir sengîn binâ-ber kal‘a i ra‘nâ etmiş. İç kal‘asının cânib i garba nâzır bir kapusu var, hadîd i Nahşivânîdir ve dâiren-mâdâr cirmi yedi yüz adımdır ve yetmiş kulle ve altı yüz bedendir. Ve dîvâ­rının kaddi kırk zîrâ‘-ı melikî âlîdir. Kaya üzre ol­mağıla handakı yokdur.

Derûn ı kal‘ada ancak hâk ı pâk ile sütür olmuş yetmiş aded hâne i atîkler vardır. Ancak bir Haydar Şâh Câmi‘i var, minâresi yokdur. Bu kal‘ada hân ve hammâm ve çârsû-yı bâzârdan nişân yokdur. Lâkîn deryâ kenârında rıbât ı azîminde bin mikdârı bâğlı ve bâğçeli ve câmi‘li ve hân ve hammâmlı ve esvâk ı şâhîli şehr i ma‘mûrdur kim cânib i sülâsî sûr ı kavî ile mebnîdir. Üç kapusu vardır, cânib i şimâle Gîlân kapusu, cânib i kıbleye Bâbü'l-ebvâb kal‘ası kapusu, cânib i garba leb i deryâda Limân kapusu. Ve bu rıbât içre yedi pes-pâye minâreler zâ­hirdir kim isimleri ma‘lûmım değildir.

Ve üç ham­mâmı var, ammâ Mirza Hân ham­mâmı gâyet rûşenâ hammâm ı hoş-hevâdır. Çârsû-yı bâzârı ol kadar müzeyyen değildir. Lâkin sâhil i bahrde Moskov serhaddi olmağıla güzîde şâhseven ve dizçöken as­kerleri vardır. Şirvân eyâletinde başka hânlıkdır kim üç bin askere ve on iki hâkime mâlikdir. Başka kazâ­sı ve yedi nâhiyesi vardır. Bir kaç kerre Moskov Kazağı karşu Edil nehrinden şaykalar ile gelüp Gî­lân'ı ve bu Bakü nâhiyelerini nehb ü gâret etmişdir. Zîrâ karşu tarafı üç yüz mil Moskov diyârıdır. Hattâ ol sene bu kal‘ayı Özdemiroğlu Osmân Paşa feth edüp Devlet i Âl i Osmân'da Kubâd Paşa hâkim iken Acem'in tahrîkiyle Moskov Kazağı gelüp bu Bakü kal‘asın muhâsara edüp cümle küffâr dendân ı tîğdan geçüp hâlâ cümle üstühânları sâhil i bahrde bir püşte i âlîdir.

Bu şehrin hevâsı latîf ve sevâhildir. Zîrâ kurâla­rında [314b] pirinç ve kettân ve bâğ [u] bostân hâsıl olup latîf pembesi olur. Ammâ suyu cümle neft yağı kokar. Zîra bu şehr kurbunda yedi yerde neft me‘âdinleri vardır kim her biri bir elvândır. Sarı ve kırmızı ve kara neft olur. Bu diyârın nevâhîlerinden Müskir ve Sendân ve Rîneb nevâhîleri ahâlîsi aslâ şem‘ i asel ve şem‘ i revgan yakmayup cümle kara neft yağı çerâğân yakarlar. Ammâ halkı gâyet ten-dürüst ve ten-perverdir. Ve câ-be-câ mahbûb u mahbûbeleri vardır. Zîrâ iklîm i örfiyyenin on se­kizinci hudûdındadır. Arz ı beledî (   ) (   ) (   ) ve tûl ı nehârî (   ) (   ) (   ) (   ) (   ). Ahâlîsi ekse­riyyâ Sünnîlerdir.

Bu kal‘a ile Demirkapu kal‘ası mâbeyni leb i deryâ ile dörd konakdır. Mâbeynde nevâhî i Müskir kendleri vardır kim her bir kendi birer büleyde i ma‘mûredir. Ve göçer-evli Tere­keme kavmi vakt i zemistânda obaları ile konup gö­çerler. Ve yine bu Bakü'nün cânib i şarkîsinde şehr i Şaburan üç menzildir ve kal‘a i Şemahı yine şarkîsi tarafında beş konakdır ve yine Bakü'nün şî­mâlî tarafında şehr i Gîlân (   ) konakdır ve Şamâ­kî''nin bender iskelesidir. Çîn i Hıtâ ü Hoten''den ve Fağfûr ü şehr i Zenân'dan ve Kalmah ve Mos­kov'dan dâ’imâ elçiler ve ağır bâzargânlar gelüp metâ‘ getirirler. Ve dâ’imâ Moskov elçileri gelüp rehn dururlar. Acem diyârına ekseriyyâ semmûr ve balık dişi ve zincâb ve Bulğarî telâtin ve niçe elvân metâ‘ ı gûnâ-gûn Moskov diyârından Gîlân'a ve bu Bakü''ye çıkar ve bu Bakü'den tuz ve neft ve za‘ferân ve harîr alup Moskov'a götürürler. Zîrâ za‘frânı ve harîri Lahîcân''dan şeffâflı ibrişimi olur ve Anadolu'da Za‘ferânborlu'sunda latîf za‘ferânı olur. Ve bu Bakü nâhiyelerinde ba‘zı şûre yerler vardır. At ve âdem basup sehl dursa atın tırnağı ve âdemin ayağı yanar. Ba‘zı yerleri hafr edüp kârbân halkı ol hafr içine tancere ile lahm ve gayrı ta‘âm koyup ân ı sâ‘atde zemînin herâretinden ta‘âm pi­şüp tenâvül ederler, aceb hikmet i Hudâdır. Bu şeh­rin cânib i şimâli kurbunda nehr i Kür deryâ-misâl olup Bahr i Haraz'a munsab olur. Ba‘zı zemân Moskov'un Kazak ı Akı kenarı sazlı gemileriyle bu Kür nehrine girüp âmedânî Acem şehirlerin nehb ü gâret edüp niçe bin Acem esîriyle mâl ı ganâ’im alup esîrleri Gîlân bâzârına götürüp emân ile fürûht eder. Bir nehr i azîmdir kim Tuna'ya mânend arîz­dir, lâkin amîk değildir.

Bu Bakü şehrinin niçe gün seyr [u] temâşâsın ederken bir tarafdan Acem diyâ­rının sûrların ve a‘yân-ı kibârının zevk u şevkle­rin görüp seyr [u] temâşâ ederdik. Eğer bu Revân Hân'ı Takî Alî Hân'ın hemşîresinin Bakü hânına ve­rildiği sûr ı zifâfı tahrîr ve takrîr eylesek bir müdev­ven kitâb olur. Ancak bu şehrde on beş gün zevk [u] safâlar edüp hândan ve gayrı hânândan pençe, parçe ve akmişe i fâhire ve yedi at ve üç re’s çâker Gürcî ve bir semmûr Acemâne kürk ve dâmâd ı Revân hânı olan Bakü Hânı Eşref Hân bir çapar yorğa ve bir şemâme amber ve iki tâvûsî şütür ve niçe ihsân [u] in‘âmlar alup Revân hânı bin baş kârbân Erzurûm'a göndermeğe ta‘ahhüd edüp Paşa efendimize bir semmûr kürk ve on çift Gîlân yayı ve altı Gürcî gulâmı ve on çift dendân ı semek ve üç aded semâ­me-i amber hedâyâlar verüp muhabbetnâme­sinde cümle tahrîr edüp hakîre harc-ı râh on tümen bisitî ve kırk beş âdemlerimize dahi on tümen Abbâsî ihsân edüp cümle a‘yân ı Bakü ve hânlar ile vedâlaşup hân dahi muhabbeten bizimle kal‘a i Bakü'den câ­nib i kıbleye,

Kal‘a i serhadd i Bakü'den Gürcîstân vilâyetine gitdiğimiz menâzilleri ve kurâ vü kasabât ve kılâ‘ları ve eyâlet i hükûmetleri ve ibret nümâları beyân eder



Evvelâ Bakü hânından ve Revân Hânı Alî Takî Hândan yüz aded pürsilâh nöker alıp kal‘a i Bakü'den cânib i kıbleye leb i deryâ ile şûre yerleri ve yedi yerde neft i gûnâ-gûn ma‘âdinlerin seyr [u] temâşâ etdik, acib sun‘ ı Hudâdır.

Der-beyân ı dühn i neft;: Kimi leb i deryâda ve kimi nâhiye i Müskir'de bi-emrillah yerden kayna­yup çıkar. Lâkin germâb suları gibi ılıca sular göl­cük gölcük olup suların yüzünde kaymak gibi yığı­lup durur. Şâh tarafından başka emânetdir kim ta­raf ı şâha senevî yedi bin tümen akçe verir. Neft emîninin âdemleri mezkûr gölceğiz içre girüp kep­çelerle nefti cem‘ edüp keçi tulumlarına doldurup diyâr diyâr sudâger tüccâr alup götürürler. Yedi sekiz gûne neft olur, ammâ sarı nefti gâyet makbûl­dür ve siyâh nefti şâhlıkdır kim cemî‘î Acem diyâ­rının Özbekistân ve Hindistân ve Irâk ve Kürdistân ve Al i Osmân ve Gürcîstân ve Moğol ve Dağıstân [315a] serhadleri haddinde olan kılâ‘lara bu kara nefti götürüp hîn i muhâsarada şeb i muzlimde meş‘aller ile kal‘a etrâfına çerâğân ederler ve asker i İslâm kal‘alarına hücûm etdiklerinde üzerlerine ve hâk i pâlarına neftli yorgan ve köhne eşyâlar atup âteş-bâzlık ederler ve niçesine dahi kal‘aları ve şehr­leri mühimmâtlariyçün lâzımdır. Hattâ Şâh huzû­runda ve cümle der i devletlerinde çerâğân olan meş‘aller bu Bakü neftinden hâsıl olur. Azîm vezni üzre sun‘ ı Hudâdır. Ammâ şeb [u] rûz nigehbânları var kim âteş değerse inkırâzu'd-devrân sönmeyüp ıhrak bi'n-nâr olur. Anınçün her neft ma‘deninin kenarında dağlar gibi elenmiş hâk i pâk âmâde yı­ğılmış durur. Bir neft ma‘denine bir şerer isâbet etse hemân cümle re‘âya ve berâyâ üşüp neft üzre türâb nisâr edüp bi-emrillah def‘ olur. Bundan gayrı ilâcı yokdur. Ve niçe yerde kaya ve gârlarda dahi neft ma‘âdinleri var imiş, ammâ manzûrumuz olan bu Bakü neftidir. Andan yine cânib i kıbleye (   ) sâ‘at leb i deryâda gidüp nâhiye i Müskir'de Terekeme obalarında meks eyledik. Bu sahrâlarda Moğol ve Kumuk ve Tere­ke­me ve Yaka Türkmânları vakt i zemistânda obaları ile meks edüp sevâhillenirler, gâ­yet mahsûldâr dârü'l-karâr diyârdır.

{Der-sitâyiş i niheng i pîl-kûş ı Bahr i Haraz;}: Andan kalkup yine leb i deryâ ile gider­ken temevvüc i Bahr i Haraz ile sâhil i deryâda bir balık düşmüş, kaddi kâmil yüz adım idi. İki başı var, biri kuyruğu yerinde yılan başlı, biri büyük başı ki hammâm kubbesi kadar var idi. Gûyâ tasvîrlerde tahrîr olunan ejdehâ tasvîri başına müşâbih idi. Üst çenesinde yüz elli dendânları var ve alt çenesinde yüz kırk sinni var. Her bir dişi birer zirâ‘ tavîl ve âdem uyluğu gibi kalın dişleri ve fil kulağı gibi gûşleri ve müdevver sofra cirminde gözleri var. Ve cümle vücûdu kunduz tüğü-misâl tüğlü bir mah­lûk ı Hâlık ve bir mehîb ü mefret balık idi. Cümle ehl i Bakü ve Demirkapu ve kavm i Şemahı cem‘ olup temâşâ ederlerdi. Hoca Sarı Hân nâm bir sey­yâhân ı Bahr i Haraz eydür: "Bu Bahr i Haraz'a mahsûs bir nehengdir kim mellâhân ı bihâr, bu mâhîye neheng i pîl-kûş derler. Cemî‘î mâhîler bu ba­lıkdan havf ederler" dedi. Ammâ hakîkatü'l-hâl bu Bahr i Haraz sâhilinde olan ibret-nümâ bir deryâda yokdur. Hattâ leb i deryâda ol kadar derya mahlûku kabları ve lâşeleri vardır kim diller ile ta‘bîr olunmayup bir bahr mahlûkuna müşâbeheti yok­dur. Çâr-kûşe ve şekl i muhammes ve topuz gibi başı müdevver ve kuyruğu ince mahlûklar olur. Ammâ mâhî i kepî ve mâhî i minâ gûyâ murassa‘ bir zirâ‘ ı mâhîdir. Ve mâhî i lipâta ve mâhî i sür­hendâm ve mâhî i sebz ve mâhî i sîmî ve niçe bin elvân mâhîleri var, amma ma‘lûmumuz olup tenâ­vül olunan bu gûne mâ’idelerdir. Ve bu Bahr i Haraz ol diyârın mellâhları takrîri üzre Karade­niz'den bir buçuk kadar vâsi‘dir. Dâiren-mâdâr cirmi dörd bin mildir. Ve bir yire ittisâli yokdur. Başka bir bahr i azîmdir. Ve Karadeniz gibi içinde aslâ cezîresi yokdur. Cezîre i ma‘mûreler Akdeniz'e mahs­ûsdur kim sağîr ve kebîr cümle iki bin kırk cezîrelerdir. Kırkı cezîre i azîmlerdir. Meselâ; cezîre i Kıbrıs ve Girid ve Mora ve Rodos ve Midilli ve İlimni ve İstendil ve İstanköy ve Sakız ve Nakşa ve Zanılsa ve Kefalonya ve Cicilya ve Korsika ve Sar­dilya ve Malta misillü niçe cezîreler vardır. Her bi­rinde beşer onar ve yetmişer seksener mikdârı kılâ‘ ı metînler ve nehr i azîmler vardır. Ammâ bu Bahr i Haraz'da bir cezîreli yer yokdur. Ammâ limânları çokdur ve talattum ı deryâ yı tebbâsı (?) Karadeniz'den şedîd olur. Tûlunun nihâyeti Fağfûr hududu vilâ­yetinde nihâyet bulur kim ıklîm i sâbi‘in nihâyeti­dir. Garb tarafı diyâr ı Moskovdur. Şark tarafı Gî­lân ı Acem ve Özbek ve Bulgar ve Kalmâğ ve Çîn ve Fağfûr ve Kazak''dır kim bu Kazak tarafıyla Mos­kov ma-beyni şiddet i şitâda bu bahr müncemid olup yedi ay sedd i yah-bend olup üzerinden Kal­mah Tatarları ubûr edüp diyâr ı Moskov'ı nehb ü gâ­ret edüp esîrlerin Çîn i Hıta ve Hoten'de fürûht edende bây kişi olurlar. Ammâ bu Gîlân ve Bakü ve Demirkapu ve Türk kal‘aları önünde bu Bahr i Haraz aslâ donmaz, zîrâ sevâhil taraflardır. Ve bu câ­nibde bu bahrin nihâyeti Bâ­bü'l-ebvâb ta‘bîr etdük­leri Demirkapu'dan cânib i kıb­leye içeri bir kör­fezdir. Dağıstân pâdişâhı hudû­dunda leb i Haraz'da Avar ülkesine karîb Türk nehri kenarında Mos­kov'un Türk kal‘asında bu bahr nihâyet bulur. Kıb­leden [315b] şimâle tûlânîce vâkı‘ olup tûlı dörd bin mil­dir. Ve umkı, ka‘rı nihâyeti üç ıskandil boyudur, ya‘nî üç yüz zirâ‘ derin yeri vardır. Ve bu rûy ı deryâda bin pâre gemileri vardır kim diyârdan diyâ­ra tüccârân ı berr [u] bihâr götürüp kâr ederler. Ammâ cemî‘î keştî­bân­ları Moskov kâfiri Kazağı şaykalarından havf edüp rûy ı deryâda azîm ceng i perhâş ederler. Lâ­kin bahr i Esved ve bahr i Sefîd ve bahr i Okyonus ve bahr i Muhît kalyonları gibi azîm karaka keştîleri yokdur. Ancak küpeşteleri kamış sazlı hûrde ge­mi­leri ve hûrde mişkât topları vardır. Rûm deryâsı gibi sâhib i mahâret keştîbânları yokdur. Deryâ üzre neberd i zevrâk Fireng i pür-renge ve Âl i Osmân ı evrenge mahsûsdur kim gemilerinde ikişer üçer bin asker olup ikişer üçer yüz top çeker karavana kal­yon­ları olup bahr i Sefîd üzre Fireng ile ceng eder­ler. Ammâ bu Bahr i Haraz mellâhları ancak Mos­kov Kazağ'ı kayıklarıyla ceng ederler. Ez-în-cânib bu Bahr i Haraz kena­rından cânib-i şarka düz sah­râ­lar içre yine nâhiye i Müs­kir'de (   ) sâ‘at gidüp,

Evsâf ı şehr i azîm ülke i Şaburan ı hükm i Şirvân

Hâlâ Şirvân büleydelerinden bir şehr i müzey­yendir. Lâkin Demirkapu hudûdunda tahrîr olun­muşdur. Kadîm i evvelde İsfendiyâr binâsıdır. Üze­rine Hülâgû Moğol'u gelüp harâb u yebâb, halkın kebâb ve hânelerin türâb edüp berbâd etmişler. Ba‘dehû yine imâr olup sene (   ) târîhinde Murâd Hân ı Sâlis vezîri Özdemirzâde Osmân Paşa sene (   ) de Demirkapu'yu feth etdükde bu şehr i Şabu­ran'un cümle sünnî ahâlîleri itâ‘at edüp sancakbeği tahtı olmuşdu. Ba‘dehû Sultân Murâd ı Râbi‘ cül­ûsu ibtidâlarında kızılbaş Şirvân zemîne istîlâ edüp bu şehr i Şaburan'ı dahi kendüler zabt u rabt etdi­ler. Hâlâ Demirkapu haddinde sultânlıkdır. Ya‘nî sancakbeği tahtıdır kim Tebrîz i dilâvizden sonra âb u hevâ cihetinde bu şehr memdûh ı İrân zemîndir. Ve ıklîm i hâmisin nihâyetidir. Ve hâlâ bir ma‘mûr [u] âbâdân şehr i mutavassıtadır. Cümle yetmiş mih­râbdır ve yetmiş mahalledir.

Cümleden Câmi‘ i kebîr, Uzun Hasan Şâh Câmi‘i ve Tokmak Hân Câmi‘i ve Avşar Hân Câ­mi‘i. Uzun Hasan Câmi‘inin misli bu arâzî i ma‘mûr­de yokdur, me­ğer Mısır'da Uzun Hasan ı Ekrâd câmi‘i ola. Ammâ bu Şaburan Câmi‘inde olan Kâşî çîn ve havz ı fevvâ­reler bir diyârda yokdur. Özdemiroğlu Osman Paşa Demirkapu'dan her cum‘a alay ı azîm ile ge­lüp bu câmi‘de ibâdet edermiş. Vâcibü's-seyr bir ibâ­dethane i kadîmdir kim bunda olan hûrdekârlık, merğûb zîbâ san‘atlar ve elvân elvân nakş ı buka­lemûn-ra‘nâ tasarruflar var kim ilm i mi‘mârîden haberdâr olan üstâd ı ben­nâlar bu câmi‘de olan kâr ı mermer-bürü gör­seler engüşt-ber-dehen edüp vâlih [ü] hayrân kalır. Ve bu şehr dahi bir mahsûl­dâr vâdî i Müskir içre vâkı‘ olmuş gül i güstânlı ve meyve i dırahtis­tânlı hıyâbân, Şirvân hudûdunda şehr i Şaburan'dır. Cüm­le yedi nâhiyesi var. Her biri birer seb‘a i sey­yâre ismiyle ma‘rûfdur. Meselâ nâhiye i [Utarid, nâ­hiye i Zühre, nâhiye i Mirrih, nâhiye i Müşteri, nâhiye i Zühal].

Andan cânib i lodosa meyyâl göçer evli nâ­hiye i Müskir içre 6 sa‘at gidüp leb i deryâdan ba‘îd bir vâsi‘ fezâda,

Menzil i kend i Çarhî: De­mirkapu hudûdunda Dağıstân pâdişâhı Şemhâl Şâh'ın hâssıdır. Özde­mir­zâde Osmân Paşa ihsân ey­lemek ile hâlâ yine dest i Acem'de iken Şamhâl hükmünde kalmışdır. Beş yüz hâneli ve câmi‘ ve hammâmlı ve kârbânsarâylı ve çârsû-yı bâzârı en­dekli büley­de­cik­dir. Halkı ekseriyyâ Dağıstân'ın Ku­muk kavmidirler. Yahşi zırh düzerler. Andan yine cânib i cenûba (   ) sâ‘at gidüp kasaba i Rükâl sol cânibimizde kalup yine nâhiye i Müskir içre

Evsâf ı bender i bâb, ya‘nî şehr i Bâ­bü'l-ebvâb, a‘nî Sedd i İskender i Zülkarneyn, kal‘a i Demirkapu

Cemî‘î müverrihân i âlemân tahrîrleri üzre kı­bel i Hak'dan İskender i Zülkarneyn'e 1 âyeti ile fermân olunup İskender sedd i Ye’cûc'u binâ edüp bu Demirkapu zemînine gelüp görse kim Da­ğıstân hudûdunda sahil i bahrde bir cây ı dilküşâdır. Vezîri Rîstalis ve Fisagores i Tevhîdî ve hazînedârı Bitilîs ve Câlinus ve Bukrât ve Sokrât hukemâ yı kudemâ yı dûr-bîn efkâr ı cihân-ârâlar ile meşveret edüp bu Demirkapu zemînin irtifâ‘a alup bu Bahr i Haraz'ın arzını Karadeniz'den [316a] ziyâde irtifâ­'da bulup Bahr i Haraz'ı Karadeniz'e mahlût etmeğe murâd edinüp Bahr i Haraz ile Karadeniz mâbey­nine ilm i hendese sâhibleri ukalâ yı zû-fünûn mü­hendisler gönderüp üçüncü günde Dağıstân ve kûh ı Elburz dâmeninden Karadeniz sâhilinde Mikrilistân hudûdunda Karadeniz'in nihâyeti olan nehr i azîm Faşa çayına varup anda dahi irtifâ‘ alup ilm i hendese ile Karadeniz'i Bahr i Haraz'dan yigirmi arz-ı süflîde bulup üçüncü günde yine İskender'e mâ-vaka‘ı üzre takrîr ederler. Hemân İskender Bismillah ile bu Demirkapu kurbunda Bahr i Haraz kenarında üstâd ı kûhken ve nakkâblara mühimmât ve levâzımâtlar verüp yetmiş gün ka‘r ı zemînde yedi bin adım zemîn içre giderler. Cümle hu­kemâ yı kudemâ "Yâ İskender! Sen sedd i Ye’cûc'ü binâ etmeğe me’mûr edin, buna me’mûr değilsin ve buna mübâşeret etmen tûl i emeldir. Gerçi bu Bahr i Haraz ile Bahr i siyâhın mâbeyni dağlar aşup piyâ­de âdem üç günde reh-revlik edüp varır. Lâkin kûh ı Elburz dâme­nin­de yalçın çakmak taşlı kayalar vardır. Anlara tîşe urup nakb edince niçe bin hazîne telef olup ömre zamân ister. İlm i nücûm üzre sizin müddet i hilâfetinize otuz iki sene vardır. Şimden sonra taraf ı Hakka yönelin ve dahi enfa‘ işler var­dır, anı eylen" deyü cümle hukemâ, İskender'in Bahr i Haraz'ı Karadeniz'e mahlût etmemesine zâhib olup Karadeniz'i İslâmbol boğazından kesüp Üskü­dar ile Sarâyburnu'ndan aşağı Makedonya şehrin gark etdirip ve Kaydefâ şehirlerin gark ı âb etdir­meğe sevk ederler. Hikmet i Hudâ İskender dahi ol gice bir muhavvif vâkı‘a görüp Bahr i Haraz'ı Karade­niz'e halt etmeden ferâğat edüp yine cümle huke­mâ­nın re‘yiyle İskender i Kübrâ bu Demirkapu'dan yedi konak Dağıstân dağları içre Karadeniz'e varınca üç kat rasîf sedd i İskender ve üç kat handak i azîm çeküp Bahr i Haraz ile Bahr i siyâhın mâbeynin sedd etmişdir kim şark cânibinde İ‹rân; u Tûrân kavmi, garb cânibinde Deşt i Kıpçak kavmi ve Benî Asfer ve Sal‘ât ve Kırım ve Rus ı menhûs tâ’ifesi mâbeynlerinde hudûd etmişdir kim hâlâ kûh ı El­burz içinde ve Irak ı Dâdyân dağlarında üç kat dîvâr ve üç kat handak hafr i azîmi bu hakîr Evliyâ yı pür-taksîrin manzûru olmuşdur. Ekseriyyâ Kı­rım'dan Kumuk diyârına giden hânlar im‘ân-ı nazar ile nazar etse ma‘lûmları olur. Bir rivâyetde İsken­der binâ etdüğü bu sedd i rasîfdir, derler. Ammâ İs­kender hılâfetinden vilâdet i Resûlullah'a gelince bi-kavli Muhammed ibn İshak 882 sene idi.

Andan bu zamân ı seyâhatimize gelince Hicret i Nebevî'den bin elli yedi sene olup İskender'den bu âna dek bin tokuz yüz otuz tokuz sene olmağıla mezkûr sedd i İskender'in câ-be-câ yerleri mün­he­dim olup niçe yerde burc [u] bârûları kalmışdır. Her biri birer sedd i Kahkahâ-misâl nümâyândır. Ve handak i amîkleri rimâl i türâb ile mâl-â-mâl olmuşdur. Manzûru olanlara nihân değildir. Ammâ Târîh i Tuhfe kavli üzre "Bu Bahr i Haraz'dan İskender'in yetmiş günde ka‘r ı zemînde hafr etdirdiği yerden Bahr i Haraz yol bulup zîr i zemînden cereyân ederek Faşa çayıyla Karadeniz'e munsab olur", demiş ammâ hakîr buna i‘tirâz etdim ki bin elli târîhinde Azak gazâsına giderken kal‘a i Tarabefzûn'dan Mikrilistân'a ve andan Abaza diyâ­rına giderken mezkûr Faşa çay ı azîminin sâhilinde meks edüp, bir âb ı hayât nehr i lezîzdir kim niçe kerre nûş etdik, bu hâlâ seyâhat edüp manzûrumuz olan Bahr i Haraz zehr i mâr-misâl bir semm i helâhîl-i Bahr i Haraz'rdır, âdem tahâret etse avret yerini âteş-misâl ya­kar. Niçe zîr i zemînden Faşa çayının âb ı hayâtıyla Karadeniz'e mahlût olur, galat tefekkürdir. Zîrâ



"Senîden ki bûd mânend dîde"2

demişler. Ammâ İs­kender i Zülkarneyn bu Dağıstân seddinin Kara­deniz kenarında Faşa nehri üzre bir sedd i metîn kal‘a binâ etdüğü Tarabefzûn seyâ­ha­tinde tahrîr olunmuşdur. Ve bir sedd i metîn dahi mezkûr rasî­fin Bahr i Haraz ucunda bu Demir­kapu'yu binâ etmişdir kim hâlâ Demirkapu dağının dâmeninde deryâ içine girmiş bir sedd i kal‘a i bâbü'l-ebvâb ı kavîdir.



Yüklə 4,3 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   26   27   28   29   30   31   32   33   ...   57




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin