I d I n I a V a 3IV1ho nin



Yüklə 8.6 Mb.
səhifə39/140
tarix30.12.2018
ölçüsü8.6 Mb.
1   ...   35   36   37   38   39   40   41   42   ...   140

ŞEHZADEBAŞI

Bozdoğan Kemeri'nin güneyindeki Saraçhane Parkı ve karşısındaki Belediye Sara-yı'ndan başlayarak Şehzadebaşı Cadde-si'nin iki yanında, doğuya, İstanbul Üni-versitesi'ne doğru uzanan semt.

Eminönü İlçesi'ne bağlı Kalenderhane ve Balaban Ağa mahallelerinin bir bölümünü içerir. Batıda Atatürk Bulvarı(->) ve Sa-raçhanebaşı(-») kuzeyde Bozdoğan Keme-ri(-0 ve Vefa(->), doğuda İstanbul Üniversitesi merkez binası alanı ve bahçe duvarları, güneyde İstanbul Üniversitesi Fen ve Edebiyat Fakültesi, güneybatıda Laleli semti ile çevrilidir. Semtin, fen ve edebiyat fakülteleri binasının hemen arkasında kalan kesimi Vezneciler adıyla bilinir. Semt, 19. yy İstanbul'unun en önemli eğlence merkezi olan Direklerarası'yla(->) da tanınır.

Bizans döneminde, kentin anayolu Me-se'nin(-t), biri bugünkü Edirnekapı'ya, diğeri güneye Altın Kapı'ya(->) uzanan iki kolunun kavşak noktası olan Filadelfi-on'un(-0, Şehzadebaşı semtinin bulunduğu yörede olduğu sanılmaktadır. Bazı araştırmacılar Filadelfion'un daha güneyde, bugünkü Laleli Camii civarında olduğunu ileri sürerler. Ne olursa olsun, bütün bu çevrenin Filadelfion olarak adlandırıldığı sanılmaktadır.

Semtin Vezneciler tarafında, 16 Mart Şehitleri Caddesi ile Cemal Yener Tosyalı Caddesi'nin kesiştikleri yerde bulunan Kalenderhane Camii(->), fetihten sonra Kalenderi tarikatına tahsis edilen ve sonradan camiye çevrilmiş bir kilisedir. Kalenderhane Camii konusundaki araştırmalar, Bizans döneminde, Bozdoğan Kemeri'ne hemen bitişik olan bu bölgede kiliseler, bazilikalar, manastırlar olduğunu göstermektedir. Osmanlı döneminde bölgenin esaslı bir imar görmesi 16. yy'ın ortalarına rastlar. Süleymaniye(->) semtiyle birlikte, bütün bu yöre L Süleyman (Kanuni) zamanında (1520- 1566) Sinan yapısı külliyelerle süslenmiş ve şenlendirilmiştir. Yapımına 1544'te başlanmış, semte adını da vermiş olan Şehzade Külliyesi(-0 Mimar Sinan'ın Süleymaniye Külliyesi'nden(->) önceki eseridir.

16. ve 17. yy'da Süleymaniye gibi bir Müslüman semti olan Şehzadebaşı da konaklarla dolmuş, kentin mutena bir semti haline gelmiştir. Yine Süleymaniye gibi Şehzadebaşı da eğitim ve ilim işlevlerinin öne çıktığı; medreseler, darülhadis ve kütüphanelerle dolu bir ulema ve talebe semtidir. Şehzade Camii'nin güneydoğusunda Şehzadebaşı Caddesi ile Dede Efendi Caddesi'nin kesiştikleri noktada bulunan Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Camii 1720'de III. Ahmed'in (hd 1703-1730) sadrazamı Damat ibrahim Paşa tarafından darülhadis ve kütüphane olarak yaptırılmıştır. Camiye dönüşmesi çok daha sonraki dönemlerdedir (bak. Damat İbrahim Paşa Külliyesi). Külliye ile birlikte yapılan ve bugün caminin bulunduğu köşeden Şehzadebaşı



ŞEHZADEGÂN MEKTEBİ

156


157

ŞEMSl PAŞA KÜLLİYESİ

Eski bir kartpostalda Şehzadebaşı. Erkin Emiroğlu koleksiyonu

Caddesi'nin iki yanında Vezneciler'e kadar uzanan, bir tarafta 37, karşı tarafta 45 dükkândan meydana gelen üstü açık bir arasta niteliğindeki revaklı çarşı, daha sonra Şehzadebaşı'mn bir eğlence merkezi olarak da tanınmasında başlıca etkendir. Ünlü Direklerarası, 19. yy'da bu dükkânların önündeki kemerli yola verilen addır.

18. ve 19- yy'lar boyunca Şehzadebaşı çok sayıda dükkânın ve işliğin de bulunduğu canlı bir ticaret merkezidir de. Semtteki ve Süleymaniye gibi yakın semtler-deki eğitim kurumları, istanbul Üniversitesi merkez binası alanındaki çeşitli askeri ve idari kuruluşlar semtin toplumsal, kültürel yapısını, burada oturanların niteliğini belirlemiştir (bak. Harbiye Nezareti binası). Dükkânların fazlalığı, ticaretin, kahvelerin, kıraathanelerin gelişmesi de alım gücüne sahip böyle bir tüketici kitlesine ve bunların talebine doğrudan bağlıdır. Hem medrese talebelerinin, hem de çevredeki işyerlerinde çalışmaya gelmiş olan bekâr uşaklarının kaldıkları bekâr odalarının anısı, Süleymaniye'ye doğru Taş Odalar Sokağı gibi sokaklarda yaşamaktadır. Daha sonra 20. yy'da istanbul Üniversitesi'nin buraya taşınması, 1940'larda Vezneciler'de fen ve edebiyat fakültelerini barındıran binaların yapılmasıyla, eğitim başta olmak üzere, geçmiş yüzyıllardaki kentsel işlevler semtte süreklilik kazanmış; Vezneciler ve Şehzadebaşı'nda çok sayıda öğrenci yurdu kurulmuş, semtteki oda veya görece düşük fiyatlarla kiralanabilen eski evlerde öğrenciler yoğunlaşmış; bu nitelikteki bir nüfusun ihtiyaç ve taleplerine uygun kahve ve kıraathaneler, aşevleri, aşçı dükkânları, kırtasiyeciler vb çoğalmıştır.

Şehzadebaşı'mn en hareketli dönemi 19. yy'in son çeyreğinden 1930'lara kadar giden Direklerarası dönemidir. Direklerarası, bir eğlence, tiyatro, saz vb merkezi olduğu kadar devrin sanatçılarının, yazarlarının, şairlerinin, aydınlarının buluştukları bir merkez de olmuş, bu özelliğim bazı kıraathanelerde 1960'lara kadar korumuştur.

istanbul'un suriçi semtlerinin çoğu gi-

bi Şehzadebaşı da sık sık yangın felaketine uğramış, en büyükleri 1720 depremi, 1718 ve 1927 yangınları olmak üzere çeşitli defalar yanmış, yıkılmış; semtteki tarihi eserler ve semte özelliğini kazandıran ahşap konaklar yok olmuştur. Semtin kuzey sınırını çizen Bozdoğan Kemeri'nin Vezneciler tarafında kalan bölümleri de 1950'ler-den sonra yıkılmış, ortadan kaldırılmıştır. 1934 haritalarında bile kemer Bozdoğan Caddesi ile Süleymaniye Caddesi'nin kesiştikleri noktaya kadar gelirken, günümüzde burada kemerden eser kalmamıştır. 1910'da Fatih'ten gelen, Şehzadebaşı Caddesi'nden geçen ve Beyazıt Meyda-nı'na ulaşan elektrikli tramvay hattı döşe-nirken Direklerarası'mn revaklı bölümü ortadan kaldırılmış; Şehzade Külliyesi'nin karşısında bulunan Belediye Sarayı(->) yapılırken yörenin yerleşme dokusu büyük ölçüde değişmiştir.

1990ların Şehzadebaşı semti, geleneksel eğitim (üniversite), yönetim (belediye) ve ticaret işlevlerinin yamsıra, turizm işlevinin de yoğunlaştığı bir semttir. 1990'ların başlarından itibaren eski sosyalist ülkelerden "bavul turizmi" de denen küçük ticaret amacıyla gelen yabancıların burada kümelendiği, mallarım Şehzadebaşı'mn ara sokaklarına veya dükkânlarına yaydıkları, buradaki ucuz otellerde barındıkları, bunlara yan hizmet veren otobüs şirketlerinin, otellerin, işyerlerinin yoğunlaştığı bir görünüme bürünmüştür. Sürekli yerleşim için aile evi olarak kullanılan konutlar azalmış, eski ahşap evlerin yerini apartmanlar, oteller, işyeri binaları almıştır. Şehzadebaşı Caddesi ve onun devamı Vezneciler Caddesi, araç trafiğinin her an çok yoğun olduğu, kimi gün ve saatlerde ise bir düğüme dönüştüğü yollardır. Yine semtin Vezneciler tarafı, fen ve edebiyat fakülteleri binalarının arkasında kalan kesimler her türlü ıvır zıvır satan işportacılarla, son yıllarda Doğu Avrupa ülkelerinden gelenlerin görece ucuz fiyata sattıkları çeşitli eşyalarla doludur.

İSTANBUL


ŞEHZADEGÂN MEKTEBİ

Topkapı Sarayı'nda hanedana mensup çocukların eğitimi için kurulan okul.

Darüssaade ağası dairesinin üst katında bulunan okulun nazırı da darüssaade ağa-sıydı. Okulda sıbyan mekteplerindeki-ne(->) benzer bir eğitim uygulanır, okuma yazma, hesap, Kuran, namaz sureleri öğretilirdi. Bugün, bu okula ait rahleler, minderler, el yıkama ve su içme küpleri yerinde teşhir edilmektedir.

Öğrenime başlayacak şehzade için özel bir tören düzenlenirdi. Sinan Paşa Köş-kü(->) önüne sadrazam için bir otağ, şeyhülislam için oba, nakibüleşraf ile Anadolu ve Rumeli kazaskerleri için obalar ve diğer rical için de çadırlar kurulurdu. Davetlilere tatlılar ve kahve ikramından sonra öğle yemeği burada yenirdi. Padişah merasimle köşke gelirdi. Daha sonra heyet at üzerinde gelen ve sağında darüssaade ağası, solunda hazin-i şehriyari bulunan şehzadeyi karşılardı. Nakibüleşraf duasını eder, sadrazamla şeyhülislam şehzadenin eteğini öperlerdi. Alay Sinan Paşa Köş-kü'ne getirilir, burada iki musahip çil paralar saçardı. Buradaki tören bitince sadrazam şehzadeyi attan kucağına alarak köşke götürür ve padişahın elini öptükten sonra babasının yanında hazırlanan yere oturtulurdu. Törende sadrazam, şeyhülislam, nakibüleşraf, kazaskerler ve Ayasofya kürsü şeyhi(->) ile birinci ve ikinci imamlar oturur, diğerleri ayakta dururlardı. Padişahın oturduğu yerin önünde yaygılar serilir ve ortasına da rahle konurdu. Daha sonra padişah dışında herkes ayağa kalkar, şehzadeye besmele çektirilerek okumaya başlatılırdı. Törenden sonra şeyhülislam ile Ayasofya kürsü şeyhi birer dua okurdu. Dışarıda bulunan saray müezzinleri de yüksek sesle amin derlerdi. Ardından şehzade alayla Orta Kapı'ya kadar götürülür, attan indirilerek hareme teslim edilirdi.

19. yy'da zayıflayan bu gelenek Tanzimat sonrasında modernleştirilerek canlandırılmak istenmiş, II. Abdülhamid (hd 1876-1909) Yıldız Sarayı'nda yeni bir şeh-zadeğân mektebi kurmuştur. Önceleri yalnız hanedana mensup çocukların öğrenim gördükleri okula daha sonra devlet ricalinden bazı kişilerin çocukları da alınmıştır. Örneğin Gazi Osman Paşa, Namık Kemal, Tunuslu Hayreddin Paşa, Kâmil Paşa, Se-reskerî Rıza Paşa gibi zatların çocukları bu okulda öğrenim görmüşlerdir. II. Abdülhamid bununla gelecekte yüksek devlet görevi alacak kişileri hanedana bağlı olarak yetiştirmeyi amaçlamıştı. Şehzedeler yaşları ne olursa olsun birer rütbe sahibi idiler ve mektebe rütbelerine uygun üniformayla gelirlerdi.

Bibi. Ergin, Maarif Tarihi, I; Karal, Osmanlı Tarihi, VII.

KUTLUAY ERDOĞAN



ŞEHZADELER TÜRBESİ

Eminönü llçesi'nde, Ayasofya(->) bahçesinin güneydoğusunda, III. Murad Türbe-si'ne(-») bitişik olarak inşa edilmiştir. Türbe, tasarımı Mimar Sinan'a(-») ait



Şehzadeler Türbesi

Ertem Uca, 1994/TETTVArşivi

olan II. Selim Türbesi(->) ve daha sonra hemen yanına yapılan III. Murad ve III. Mehmed türbelerinin yanında, boyut ve süsleme açısından oldukça küçük ve sade bir görünümdedir. Yapının yüksekliği, yanına bitiştiği türbenin ancak saçağına ulaşmaktadır. Dışarıdan sekizgen, içeriden dört köşe türbenin kurşun kaplı kubbesi pandantifler üzerine oturmaktadır. Küfeki taşından inşa edilmiş olan yapının önünde, mermerden dikdörtgen kesitli sütunların taşıdığı, Bursa kemerli bir sundurma yer almaktadır. Bu bölüm iki yandan bir sekiyle yükseltilmişir. Yapının sekizgeni oluşturan yüzeyleri, atlamalı olarak, bir yüzeye iki sıra pencere dizisi açılıp diğeri sağır bırakılarak değerlendirilmiştir. Üst pencereler sivri kemerli ve revzenli, alt kattakiler ise dikdörtgen mermer söveli ve demir lokma parmaklıklıdır. Türbenin mermer söveli kapısı, renkli taşlardan geçmeli, sepet kulpu şeklinde bir kemerle taçlandı-rılmıştır. Boş kitabe bölümü Eğriboz taşıyla çerçevelenmiştir.

III. Murad'ın (hd 1574-1595) şehzadeleri için inşa edilen klasik üsluptaki türbenin içi tamamen geç dönemin ürünü olan koyu renkli kalem işi süslemeyle bezelidir. Pencere tepelikleri, akantus yapraklarını andıran kıvrımlı şekillerle taçlandırılmış, köşelere kolon ve sütun başlığı tasvirleri işlenmiştir.



Bibi. A. Akar, "Ayasofya'da Bulunan Türk Eserleri ve Süslemelerine Dair Bir Araştırma", VD, IX (1971), 277-290; S. Eyice, Ayasofya, III, ist., 1986, s. 8.

TARKAN OKÇUOĞLU



ŞEKER HANI

Fatih llçesi'nde, Islambol Caddesi ile Malta Çarşısı Sokağı'nın kesiştiği köşededir.

Eserin II. Mehmed (Fatih) döneminde (1451-1481), hattâ Fatih Külliyesi ile birlikte inşa edildiği halk tarafından söylenmekteyse de yapının günümüze ulaştığı şekliyle mimari özellikleri bir 15. yy yapısı olarak kabul edilmesine olanak tanımaz. Ya-

pının Fatih'te Malta Çarşısı Sokağı köşesinde inşa edilmiş olması ve mimari özellikleri, 17. yy'ın sonlarına tarihleme imkânı vermektedir.

Aslında iki kadı olarak inşa edilmiş olan yapının üzerine sonradan çıkılan bir kat cephelerin özgün durumunu bozmuş, cephe elemanları (saçak bordürü gibi), üst örtü sistemi ortadan kalkmıştır.

Kareye yakın bir yamuk alana uyan plan yorumuyla yapı, 29x32 m ölçüsünde-ki (dış cephe uzunluklarıyla) bir alana gene çarpık revaklı bir avlu ile planlanmıştır. Avlu 18x17 m ölçüsünde ve tonozlu bir giriş mekânıyla caddeye açılan kapıya bağlanmaktadır.

Zemin kat mekânları taş söveli birer kapı ile revak altına açılmakta, dış cephede yer alan dükkânlar nedeniyle dışa açılan pencereleri de bulunmaktadır. Tonozlu giriş mekânının zemin kat revağına açıldığı yerdeki taş merdiven üst kata çıkmaktadır. Zemin ve üst kat revaklarındaki kemer sistemi üç sıra tuğla-derz ve bir sıra taş doku-lu ve hafif sivri kemerlidir. Revakların taşıyıcı sistemi, kare kesitli taş örme payelerden oluşmuştur.

Üst kat revaklarına birer taş söveli kapı ile açılan ve ocak nişlerine sahip olduğu anlaşılan üst kat odaları, cephelere ikişer pencere ile açılmaktadırlar. Revaklarda ve mekânlarda beşik tonoz örtü sistemi kullanılmıştır. Yapının iki cephesinde pek çok değişiklik yapılmış ve zemin cephesine özgün olmayan dükkânlar açılmıştır.

Üst kat pencereleri her mekâna birer çift olarak, taştan dikdörtgen söveli ve tuğla-derz dokulu sivri, yüzeysel kemerli olarak cepheyi ifadelendirirler. Cephelerin duvar dokusu ise birkaç sıra taş ve tuğla-derzden oluşan hatıllarla meydana getirilmiştir. Bu cephe dokusu avlu cephelerinde de görülür.

Şeker Hanı

Ertem Uca, 1994/TETTV Arşivi

Şeker Hanı bulunduğu yerin inşa edildiği dönemdeki ticari hayatını belgeleyen bir yapı olarak görülmektedir.

Bibi. Güran, istanbul Hanları, 98-99; G. Gü-reşsever (Cantay), "Anadolu'da Osmanlı Devri Kervansaraylarının Gelişmesi", (istanbul Üniversitesi yayımlanmamış doktora tezi), 1975.

GÖNÜL CANTAY



ŞEMSİ PAŞA KÜLLİYESİ

Üsküdar'da Şemsipaşa semtinde, Üsküdar-Harem sahil yolu üzerinde, deniz kenarında bulunmaktadır.

Cami, türbe ve medreseden oluşan külliye, Mimar Sinan'ın(->) eseri olup 9887 1580'de Şemsi Ahmed Paşa (ö. 1580) tarafından yaptırılmıştır.

Şemsi Ahmed Paşa, Isfendiyar ailesinden, Kastamonu Beyi Kızıl Ahmed Bey'in torunu, Mirza Paşa'nm oğludur. Enderun'dan yetişmiş, sırasıyla avcıbaşı, bölük ağası, müteferrika ve sonra da sipahiler ağası olmuştur. 1554'te Anadolu ve kısa bir süre sonra da Rumeli beylerbeyliği yapmıştır. II. Selim döneminde (1566-1574) vezirliğe yükselerek padişahın musahibi olmuştur. III. Murad döneminde de (1574-1595) görevde kalan Şemsi Ahmed Paşa 1580'de ölmüş, ismini verdiği semtte o yıl yapımı tamamlanan külliyesindeki türbesine gömülmüştür.

Mimar Sinan'ın inşa ettiği külliyeler içinde en küçüğü olan, onun duygusal yönünü iyi yansıtan, hayatının sonlarına doğru tasarladığı Şemsi Paşa Külliyesi'nde Sinan bir yandan Osmanlı klasik mimarisinin derli toplu bir örneğini sergilerken, diğer yandan da yarattığı Osmanlı klasik mimarisinin ötesindeki yerleşme düzeni ile zamanını aşan bir mekân kavramı ortaya koymuştur.

Külliyeye ait yapılar dikdörtgene yakın 1.390 m2'lik dar bir alana uygun ve ölçülü biçimde yerleştirilmişlerdir.

Klasik Osmanlı üslubuna göre inşa edilen külliyenin biri güneydoğuda kara tarafında, diğeri kuzeyde deniz tarafında olmak üzere iki girişi vardır. Güneydoğuda yer alan gayet sade, hiçbir bezemeye sahip olmayan giriş kapısından, önce küçük bir ön avluya, oradan da denize doğru yelpaze gibi açılan asıl avluya geçilir. Ön avluda girişin sağında yer alan nazirede Şemsi Paşa'nm yakınlarına ait mezarlar bulunmaktadır. Kuzeyde deniz tarafındaki kapı diğerinden daha küçük ölçüdedir. Bu kapının iki yanında yer alan avlu duvarlarına demir parmaklıklı on bir pencere açılmıştır.

Külliyeyi oluşturan yapılardan cami ve türbe birbirlerine bitişik olarak avlunun kuzeydoğusuna, medresenin Boğaz'a dik koluna göre yaklaşık 37 derece güneydoğuya dönük bir açı ile yerleştirilmişlerdir. "L" şeklindeki medrese ise avlunun batı ve güney yönünde yer almaktadır.

Külliyenin batısında Şemsi Paşa'mn külliyeden daha erken bir tarihte yaptırdığı sarayın bulunduğu bilinmektedir. Bu sarayın yerine III. Ahmed döneminde (1703-1730) Şerefâbâd Kasrı yapılmıştır. Bugün

ŞEMSİ PAŞA KÜLLİYESİ

158


159

ŞEN, BİMEN

külliyenin batısında var olan kalıntıların sarayın hamamının su deposuna ait olduğu sanılmaktadır. Zaman içinde harap olan külliye 1938-1940 arasında mimar Süreyya Yücel'in kontrolünde onarılmıştır.

Cami: Avlunun kuzeydoğu yönüne türbe ile birlikte, medresenin Boğaz'a dik koluna göre yaklaşık 37 derecelik güneydoğuya dönük bir açı ile yerleştirilen yapının durumu alanın yetersizliğinden çok, kıble yönünün dikkate alınışına bağlanmaktadır. Bu nedenle cami ile medrese arasında alışılagelen simetrik bağlantı kurulamamışsa da yapılar Sinan'ın mükemmel biçimde uyguladığı ölçüler sayesinde göze hoş görünecek şekilde yerleştirilmiştir. 8x8 m ölçüsündeki kare planlı cami, halk ara-



Şemsi Paşa Külliyesi'nin vaziyet planı. Kuran, Mimar Sinan

1950'lerde Şemsi Paşa Külliyesi'nin görünümü.

Cengiz Kahraman arşivi

sında "Kuşkonmaz Camii" olarak da bilinmektedir.

Cami ile türbe, düzgün küfeki taşından üzeri kurşun kaplı, birbirine bitişik tek yapı halinde tasarlanmıştır. Bu tasarımdaki kubbeli bölüm camidir. Giriş kapısı üzerinde şair Ulvî'nin sülüs hatlı kitabesinde 988/1580 tarihi okunan yapının üç cephesi avluya açılmakta olup, yalnızca deniz tarafındaki duvarına Şemsi Paşa'nın türbesi yerleştirilmiştir.

Giriş kapısı önünde beş sütunun taşıdığı, üzeri düz bir çatı ile örtülü son cemaat yeri vardır ki, burada güneybatı cephesine de eklenen dört sütunun yardımı ile bir revak düzeni oluşmuştur. Caminin batı köşesinde yükselen minare ile kuzeybatı ve güneybatı cephelerini gölgeleyen revaklar 1940 onarımında yenilenmişlerdir, fakat kalan izlere uyularak yapıldıkları için üslup yönünden göze batmazlar. Minarenin fazla çıkıntı yapmadan duvar kalınlığı içine gizlenmiş kürsüsü ve revağın iki cepheli düzeni ilginç özelliklerdir. Minare kaidesinin en aza indirilmesi, sayıları çok olmasa da Sinan'ın bazı cami ve mescitlerinde karşılaşılan bir uygulamadır. Minare kaidesi çift kollu revağın içinde görsel akışı engelleyecek bir taş yığınının olumsuz etkisini ortadan kaldırmak için, beden duvarlarıyla bir bütün halinde tasarlanmıştır. Daha önce Sinan camilerinde görülmeyen bir özellik olan çift cepheli revak düzenini A. Kuran iki nedene bağlamaktadır: Birincisi caminin kuzeydoğu cephesine bitişik türbeyi kuzeybatı cephesinde bir başka mimari öğeyle dengelemek; ikincisi orta avlunun çevresinde iki yanlı revak dizileri yaratarak aynı avluyu paylaşan karşılıklı cami-medrese düzenini daha serbest bir konumda tekrarlamak ve bunu yaparken de medresenin iki kollu revak sistemini ters çevirip camiye uygulayarak medrese ile cami arasındaki yakınlığı vurgulamaktır.

Caminin revak düzenini oluşturan sütunlar beyaz mermerdendir. Kaide kısımları biraz kalındır ve yukarıya doğru hafifçe

daralmaktadır. Birbirlerinden 3,50 m aralıklarla sıralanmış olan bu sütunlar baklava başlıklıdır ve yükseklikleri de 1,85 m'yi bulmaktadır.

Tek kubbeli camide kare mekândan 8,20 m çapındaki kubbeye geçiş tromplarla sağlanmıştır. Tromp kemerlerinin tabanı çıkmalarla beslenmiş, tromp yuvarlaklarının kabukları, sekiz köşeli yüksek kubbe kasnağının köşegenlerinde dıştan gösterilmiş, kasnağın öteki dört yüzüne birer kemerli pencere açılmıştır. Beden duvarlarında ise kapının ve mihrabın iki yanında birer, kuzeydoğuda iki ve güneybatıda üç olmak üzere toplam dokuz altlı üstlü pencere bulunur. Ayrıca bir tane yuvarlak pencere de mihrabın üstüne gelecek şekilde konulmuştur. Alttakiler dikdörtgen ve demir şebekeli, mihrap üstündeki yuvarlak pencere de dahil olmak üzere üsttekiler ise filgözü dışlıklara sahip olup içten rev-zenlidir. Ancak, onarım sonrasına ait olan renkli camlar 16. yy özelliğini taşımamaktadırlar.

Camiye girişi sağlayan portal biraz küçük ölçüdedir. Yuvarlak kemerli portalin kemer kısmı beyaz mermer ile puding taşının alternatif olarak sıralanmasıyla meydana gelmiştir. Kemere geçişte dikkatle bakıldığında fark edilen küçük stalaktit-ler vardır. Ancak yapının giriş cephesi oldukça kirli olduğundan taş malzemenin ayrımı çok güç yapılabilmektedir.

Bugün camiye girişin solunda, içindeki eşyalardan imam ve müezzine ait olduğu anlaşılan beyaz boyalı ahşap camekânlı, kare bir mekân oluşturulmuştur ki bu cami iç mekânının orijinalliğini bozmaktadır.

Yapıya girişin solundaki cephe, altta ve üstte yer alan iki pencere arasındaki, üzeri stilize bitkisel desenlerle şekillendirilmiş yekpare tunç parmaklıkla türbeye açılmaktadır, ibadet mekânının bir türbe ile bu şekilde birleşmesine başka bir örnek olarak gene 16. yy yapılarından Yahya Efendi Tekkesi(->) gösterilebilir. Yapının mermer mihrabı mukarnaslı bir bezemeye sahiptir. Mihrabın iki yanında yine mermer sütuncuklar yer almaktadır. Mihrap nişinin üst kısmını bir palmet dizisi sonuçlandırır. Yapının minberi ve vaaz kürsüsü ahşap olup tamamen yenidir.

Cami ve türbe grubunda iç mekânda kalem işi bezemeden başka süsleme görülmez. Aslına bağlı kalınarak onarılan kalem işleri sadece kubbe ve tromplarda bulunmaktadırlar.

Dört trompun alt kısmı, kubbe eteğini çevreleyen palmetlerle bezelidir. Üstünde ise bir yarım madalyon yer alır. Bu madalyonun içi mavi, beyaz, kırmızı ve yeşil renklerde olup rumî ve palmetlerle bezelidir. Dışta madalyonun etrafını dişli bir motif çevirmektedir.

Türbe: Caminin kuzeydoğu cephesine bitişik olan türbe, 4x4,50 m ölçüsünde, kareye yakın bir plan şekli göstermektedir. Yapının üzeri "aynalı tonozla" örtülüdür. Zeminden itibaren yüksekliği kubbe kasnağına kadar ulaşmaktadır. 1940 onarımında yenilenen örtü sistemi orijinaline çok

yakın bir şekilde yapılmıştır. Deniz tarafından bakıldığında türbenin üst örtüsü, caminin üst örtüsünden sonra gelen ikinci bir basamak gibidir, cami gibi tamamen kesme taştan inşa edilen yapının tonoz kısımlarında tuğla kullanılmıştır.

Giriş kapısı cami portali ile aynı yönde olan türbenin mermer söveli, yuvarlak kemerli olan kapısı üzerinde hiçbir süsleme öğesine rastlanmaz. Sadece portalde olduğu gibi burada da kapı kemerine geçişte çok zarif bir şekilde işlenmiş stalaktit-ler görülür. Bunlar âdeta yarım bir sütun başlığını andırmaktadır. Birkaç basamak çıkılarak ulaşılan kapı 1,18x2,37 m ölçülerinde olup çok sadedir. Kapının üzerindeki mermer pano, kitabe yeridir. Sülüs yazı ile kabartma olarak yazılmış orijinal kitabe onarımdan önce kırılmıştır.

Giriş, cami ile avlu arasında oldukça dar bir sahada bulunduğundan ilk bakışta hiç göze çarpmaz. Türbenin giriş duvarı kapı nedeniyle çok dar olduğundan buraya pencere açılmasına imkân olmamış, yalnızca üst sıraya sivri kemerli, filgözü dışlıklı üç pencere açılmıştır. Türbenin diğer cephelerinde de altlı üstlü üçerden altışar pencere bulunmaktadır. Alt kattaki pencereler camide olduğu gibi dikdörtgen mermer söveli ve demir parmaklıklı, üst kattakiler ise sivri kemerli ve filgözü dışlıklara sahip olup içten rezvenlidir.

Oldukça küçük, sade bir oda olarak görünen türbenin içinde sol tarafta Şemsi Paşa'nın sandukası bulunmaktadır. Sağda, türbe içinden camiye açılan tunç şebekeli yuvarlak kemerli açıklığın kemer taşının üzerinde, yeşil zemin üzerine sarı kabartma harflerle yazılmış bir ayet yer almaktadır.

Bezeme olarak türbe içinde zengin bir süslemeye rastlanmaz, yalnızca tonozun tam ortasına rastlayan kare boşluk geometrik geçmeler ve palmetlerle süslenmiştir. Ancak türbe içindeki rutubet havayı ağırlaştırmakla kalmamış, tonozdaki kalem işlerinin bir bölümünün bozulmasına neden olmuştur.

Şemsi Paşa Küüiyesi'nde cami ve türbenin kesiti.

O. Aslanapa, Mimar Sinan Hayatı ve Eserleri, Ankara, 1988

Şemsi Paşa Külliyesi

Nazım Timuroğlu

Medrese: "L" biçimindeki medresenin kollarından biri Boğaz'a dik, öbürü kıyıya paralel konmuş ve külliyenin batı ve güney sınırları medresenin iki koluyla oluşturulmuştur. On iki hücresi ve batı kanadın tam ortasında bir dershanesi bulunan medresenin önünü on dokuz mermer sütunlu bir revak çevirmektedir. Düz çatı ile örtülü olan sütunlu revağın çatı seviyesi dershane önünde biraz daha yüksek tutulmuştur.

Yapı küfeki taşından inşa edilen türbe ve camiden farklı olarak bir sıra kesme taş ve üç sıra tuğlanın kullanımıyla almaşık düzende inşa edilmiştir. 1940'taki onarıma kadar çok harap durumda olan medrese yapısı aslına uygun olarak restore edilmeye çalışılmışsa da bugünkü restorasyon ilkelerinden de uzaktır. Bu durumda külliyedeki diğer yapılara oranla medrese daha fazla göze çarpmaktadır. Onarımdan hemen sonra revak sütunlarının arası ca-mekânla kapatılan medrese, 1953'te kütüphane olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Kare planlı medrese hücreleri pandantiflere binen kubbeli birimlerdir ve hepsinde iki pencere, bir ocak yeri ve bir ya da iki dolap nişi yer almaktadır. Dört medrese hücresini içine alabilecek büyüklükte kubbeli, kare planlı dershane, dışa doğru taşkındır. Basık sekizgen bir kasnağa oturan kubbeye geçiş tromplarla sağlanmıştır. Burada da cami tromplarında olduğu gibi tromp kemerlerinin altları çıkmalarla beslenmiştir. Ancak buradaki çıkmalar cami-dekilere oranla daha sadedir. Dershaneye 1,37x2,33 m ölçülerinde, mermer söveli, yuvarlak kemerli, dikdörtgen bir kapı ile girilmektedir. Cami ve türbe kapılarında kullanılan puding taşı burada da kullanılmıştır. Dershane kapısı üzerinde sülüs yazılı bir kitabe bulunmaktadır. Bugün, kütüphanenin okuma salonu olarak kullanılan dershanenin altı penceresinden ikisi kapının sağında ve solunda, ötekiler karşılıklı olmak üzere salonun gerisinde, yanlardadır. Kapının tam karşısında ocak yeri, onun iki yanına dolap nişleri konulmuştur, iki dolap nişi de dershanenin ön bölümünde bulunur.

Güneybatıda yer alan medrese odalarının bitiminde, avlunun güneydoğu ka-

pısından girişte, solda yan yana iki girişli, tonoz örtülü tuvaletler bulunmaktadır.

Bibi. Halil Ethem, Camilerimiz, 69-70; Konyalı, Abideler, 115-117; Şehsuvaroğlu, istanbul, 84; N. Izgi, "Şemsi Paşa Camii ve Külliyesi", (ÎU Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü, yayımlanmamış lisans tezi), 1964; Öz, istanbul Camileri, II, 62-63; E. Yücel, "Şemsi Paşa Külliyesi", Arkitekt, S. 336 (1969), s. 157-160; İnci-ciyan, istanbul, 133-134; P. G. Inciciyan, "Şemsi Paşa Külliyesi", Türkiyemiz, S. 37 (1982), s. 34-39; Konyalı, Üsküdar Tarihi, I, 281-388, II, 251-263, 291-293; S. K. Yetkin, "Şemsi Paşa Külliyesi", Sanat Dünyamız, S. 19 (1980), s. 2-9; Kuran, Mimar Sinan, 193-196; O. Aslanapa, Osmanlı Devri Mimarisi, Isı., 1987, s. 293; Kömürciyan, istanbul Tarihi, (1988), 262. GÜLBlN GÜLTEKİN

ŞEN, BİMEN

(l 8 73, Bursa - 26 Ağustos 1943, İstanbul) Bestekâr ve hanende.

Kaspar Dergazaryan adlı bir Ermeni rahibin oğludur. Bütün bireyleri musikiyle uğraşan bir ailenin dördüncü çocuğu olarak musikiyle iç içe büyüdü. 8 yaşındayken Bursa Ermeni kilisesinde ilahi okumaya başladı. Sesiyle dikkati çekti. Ilk-ğençlik günlerindeyken, Bursa'ya gelen Hacı Arif Bey'le karşılaşması hayatında bir dönüm noktası oldu. Sesini dinleyen Arif Bey, birkaç şarkı meşk ederek, mutlaka istanbul'a gelmesini tavsiye etti. Ailesinin karşı çıkmasına rağmen 14 yaşında İstanbul'a gelerek bir Ermeni bankerin kâtibi oldu ve yine kiliselerde ilahi okuyucusu olarak çalıştı. Türk musikisini düzenli bir şekilde öğrenme fırsatı bulamamasına rağmen, devrin önde gelen musikicileriyle beraberliklerinden yararlandı. Rahmi Bey(-t), Tanburi Cemil Bey(->), Aziz Dede, Şevki Bey(->), Hacı Kirami Efendi, Nedim Bey ve Kanuni Hacı Arif Bey gibi üstatları dikkatle izledi. Ayrıca Hagopos Kıllıyan'dan ve Lem'i Atlı'dan(->) dersler aldı.

Bimen Şen, hayatını yalnızca hanendelikle kazandı. Bir süre sarraflıkla uğraşmış-sa da asıl geçimini ileri yaşlarına kadar sesiyle sağladı. Bestelediği şarkılarıyla ve doldurduğu plaklarla da üne kavuştu. Kür-dilihicazkâr "Yüzüm şen hatıram şen meclisim şen mevkiim gülsen" mısraıyla başlayan şarkısı çok tutulup âdeta simgesi haline geldikten sonra, Dergazaryan olan so-



Dostları ilə paylaş:
1   ...   35   36   37   38   39   40   41   42   ...   140


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə