I d I n I a V a 3IV1ho nin

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 8.6 Mb.
səhifə58/140
tarix30.12.2018
ölçüsü8.6 Mb.
1   ...   54   55   56   57   58   59   60   61   ...   140

TEKKELER

istanbul ile yakın çevresindeki yerleşimler, fetihten yüz küsur yıl önce Anadolu yakasının Osmanlı topraklarına katılması ile başlayan yoğun bir tarikat faaliyetine sahne olmuş, tarikatların lağvedildiği 1925'e kadar aralıksız süren bu faaliyet sonucunda istanbul'da ve civarında en az 500 kadar tarikat yapısı tesis edilmiştir. İslam dünyasının başka hiçbir metropolünde bu denli çok sayıda tarikat tesisine rastlanmamaktadır. Bu yoğunluğu, istanbul'un büyüklüğü ve Osmanlı Devleti'nin uzun ömrünün yamsıra, Türklerin islamiyet! kabulleri ile eşzamanlı olarak Orta Asya'da, özellikle Horasan yöresinde oluşan tasavvuf birikiminin Türk toplumunda günümüze dek süregelen derin izleri başta olmak üzere, yüzyıllar içinde birbiriyle iç içe geçmiş çok yönlü (tarihi, sosyal, kültürel, iktisadi) gelişmeler bütününün doğal bir sonucu olarak değerlendirmek mümkündür, istanbul ve çevresinde karşılaşılan tarikat yapıları "âsitane, dergâh, hankah, zaviye" gibi çeşitli terimlerle anılagelmiştir. Ayrıca "Gülşenîhane, Kalenderhane, Kadi-rîhane, Mevlevihane" gibi belirli bir tarikatın tesislerini ifade eden terimler de mevcuttur. Söz konusu terimlerden dergâh, hankah ve tekkenin ne belirli bir tarikata, ne herhangi bir fonksiyon farklılığına ne de bunlardan kaynaklanan bir mimari tipe tekabül ettiği söylenebilir. Ancak âsitane ve zaviye terimlerinin istanbul'daki tarikat yapılarının, bağlı bulundukları tarikat içindeki statülerini belirleyici olduğu görülmektedir. Âsitaneler belirli bir tarikatın ya da tarikat kolunun istanbul'daki merkezi olan, çoğunlukla o tarikatın veya kolun kurucusuna (pire veya pir-i saniye) ait türbeyi de bünyesinde barındırdığı için pir evi sıfatını haiz, genellikle geniş kapsamlı kuruluşlardır. Zaviyeler ise âsitanele-re bağımlı, genellikle daha ufak kapsamlı tarikat yapılarıdır. Bu arada Mevlevi tarikatı için âsitaneler, bin bir günlük çilenin çıkarılıp "dede" payesinin kazanıldığı tam teşekküllü kuruluşlardı. Mevlevî zaviyelerinin görevi ise seyyah dervişlerin barınma ve beslenmesini teminden ibaretti. Dolayısıyla, mevlevîhaneler dışında, âsitane-zavi-ye ayrımının çoğu zaman mimari programa ve tasarıma pek fazla yansımadığı, icabında iktisadi altyapı ve sosyal çevre bakımından güçlü olan bir zaviyenin, tabi olduğu âsitaneyi gölgede bırakabildiği gözlenmektedir.

istanbul tekkelerinin mimarisi ele alınırken ihmal edilmemesi gereken bir husus da aslında başka amaçlarla tasarlandığı halde, sonradan Osmanlı kaynaklarında "vaz-ı meşihat" (şeyhlik konulması) tabiri ile ifade edilen usulle tekkeye dönüştürülmüş bulunan yapıların varlığıdır. Özgün tekkelerin yamsıra önemli bir yekûn tutan bu "dönme tekkelerin" en eski tarihlileri, fethi izleyen II. Mehmed (Fatih) (1451-1481) ve II. Bayezid (1481-1512) dönemlerinde çoğunlukla cami-tekkeye dönüştürülmüş olan birtakım Bizans manastırları ve kiliseleridir. Böylece bir yandan, yeni fethedilen şehirde dini-tasavvufi hayatın gerektirdiği binalara acilen sahip olunmakta, diğer yandan, Osmanlı'ya selefleri olan Türk devletlerinden (özellikle Anadolu Selçuklularından) miras kalan "şenlendirme" politikası sürdürülmekte, yöre halkının ortak bilinçaltında kökleşmiş kutsallık odaklan Islami bir kisveye büründürülerek yaşatılmaktaydı. Vaz-ı meşihat edilen yapı türleri arasında manastır ve kiliselerden sonra, tarih itibariyle daha yeni, ancak sayı itibariyle daha kalabalık olanlar camiler, mescitler ve meskenlerdir.

istanbul ile yakın çevresinde, gerek 1330'lardan 1925'e kadar tesis edilmiş olan tekkelerin, gerekse de belirli bir zaman kesitinde faal olan tekkelerin sayılarını kesin olarak tespit etmek hemen hemen imkânsızdır. Ancak fethi izleyen yüz yıl zarfında (1453-1546) suriçinde 75 civarında tekkenin var olduğu, 18. yy'ın sonlarından tekkelerin kapatılmasına kadar uzanan dönemde (1784-1925) ise bu sayının 250-300 arasında oynadığı, öte yandan istanbul ve civarında tarih boyunca 500 dolaylarında tekkenin tesis edilmiş olduğu anlaşılmaktadır.

Tekkelerin tarikatlar arasındaki dağılımı da zaman içinde dalgalanmalar geçirmiştir. Mamafih, 16. yy'ın ortalarından itibaren Halvetflik(-») ile Nakşibendîliğin^) daima en fazla tekkeye sahip olduğu, arkadan Kadirîlik(-), Rıfaîlik(->), Sa'dÜik(->) ve Cel-vetîliğin(->) geldiği, Bayramîlik(->), Bede-vîlik(-0, MevlevîlikC-»), Gülşenîlik(-0 ve Şazelîliğin(->) ise bunları izlediği söylenebilir. Bu arada bir tarikatın toplum ve kültür hayatındaki ağırlığının belirlenmesinde

Bezirgân


Tekkesi'nde

cami-


tevhidhane ve Şeyh Ramazan Efendi Türbesi. M. Baha Tanınan

sahip bulunduğu tekke adedinin tek ölçüt olarak kabul edilmemesi gerekmektedir. Bunun en belirgin örneği, istanbul'da en fazla 5 mevlevîhane bulunmasına rağmen Mevlevîliğin başkent kültüründe çok müstesna bir mevkiye sahip olmasıdır.

Tekkelerin şehrin içinde ve çevresindeki dağılımı, istanbul'un nüfus ve iskân özellikleri, tarikatların temsil ettikleri meşrepler, birtakım kurumlarla olan ilişkileri, devletin kültür politikası gibi çeşitli etkenler tarafından yönlendirilmiştir. Şöyle ki, tekkelerin özellikle Müslüman halk ile meskûn semtlerde yoğunlaştığı, gayrimüslim cemaatlerin mahalleleri ile günün ancak belirli kesiminde ticaret ve zanaat faaliyetlerine tahsis edilen semtlerde söz konusu yoğunluğun hissedilir derecede azaldığı bir gerçektir. Bu arada Kasımpaşa'da-ki Piyale Paşa Tekkesi gibi bazı tekkelerin yönetim tarafından iskân edilmesi, öngörülen çevrelerde, bu amaçla tesis edilen külliyelerin bünyesinde yer aldığı da görülmektedir. Diğer taraftan oldum olası medrese zihniyetinin tenkitlerine uğramış ve "ham sofuların" dedikodusuna malzeme teşkil etmiş olan, ayrıca büyük bir arazi içinde yayılan geniş programlı yapı topluluklarına ihtiyaç gösteren Bektaşî ve Mevlevî tekkelerinin hemen bütünüyle şehir dışında, manzaralı, "asude ve safalı" mevkilerde inşa edildiği göze çarpmaktadır. Ayrıca Bektaşî tekkelerinden pek çoğunun fetihten önce (Ahi zaviyesi olarak) veya fetih sırasında, istanbul'a hâkim, stratejik önemi haiz noktaları mekân tutması, aynı şekilde yeniçerilerin bulunduğu Yeni Odalar'ın bünyesinde bir Bektaşî tekkesinin bulunması, 16. yy'ın başlarından itibaren Gaziyan-ı Rum'un yerini alan bu tarikatın askeri hayatla olan sıkı ilişkisine bağlanmaktadır. Öte yandan bâb-ı meşihatın (şeyhülislamlık makamının) varlığından ötürü çoğunlukla ilmiye mensupları tarafından iskân edilen Süleymaniye semtinde hemen hiç tekke bulunmaması, duraklama devrinden itibaren medrese-tekke ilişkilerine egemen olan, hattâ zaman zaman soğukluğa ve mücadeleye varabilen mesafeli tutum ile açıklanabilir. Kuruluşundan 19. yy'ın başlarına kadar tarikat ehlini birçok faaliyetine ortak etmiş olan Os-

M. Baha Tanman

manii yönetiminin Tanzimat'ı müteakip tarikatlara eskisinden daha mesafeli davranması da 19. yy'm ikinci yarısında filizlenen "alafranga" Müslüman semtlerinde tekke ve türbe bulunmaması şeklinde şehir dokusuna yansımıştır.

Tekkelerin, Osmanlı kaynaklarında "nefs-i istanbul", günümüz aydınlarınca "tarihi yanmada" olarak anılan, surlarla kuşatılmış kesimde, Sur-ı Sultani ile şehirden soyutlanarak Yeni Saray'a (Topkapı Sarayı) ayrılmış olan bölge, Kapalıçarşı'dan Halic'e kadar uzanan büyük çarşı alanı, ulemanın kalesi olan Süleymaniye semti ve gayrimüslim mahalleleri dışında hemen her yere dağılmış oldukları görülür. Özellikle surları içeriden kuşatarak Yediku-le'den Ayvansaray'a kadar uzanan, yakın zamana kadar kısmen bostanlarla kaplı seyrek iskân kuşağı, Beyazıt-Edirnekapı ekseninde sıralanan semtler, bu eksenden Halic'e ve Bayrampaşa Deresi'ne (bugünkü Vatan Caddesi'ne) doğru alçalan yamaçlar, Aksaray çevresi, Aksaray-Koca-mustafapaşa eksenindeki semtler tekkelerin en yoğun olduğu bölgeleri teşkil eder. Ayrıca Marmara'dan Halic'e kadar surları dışarıdan kuşatan, büyük kısmı mezarlıklarla kaplı kuşak, söz konusu kuşağın içinden geçerek Eyüp'e uzanan Edirnekapı-Otakçılar yolu, Eyüp (özellikle Nişancı ve Idrisköşkü bölgeleri), Halic'in kuzey yakasındaki mahalleler (özellikle Sütlüce ile Hasköy'ün bir kısım), Kasımpaşa, Galata-Beşiktaş arasında teşekkül etmiş Müslüman mahalleleri (Tophane, Cihangir, Fındıklı, Kabataş), Beşiktaş ile Üsküdar da tekkelerin yoğunluk arz ettiği yerlerdir. Diğer taraftan bazı Boğaziçi köylerinde (Rumelihisarı, Emirgân, Yeniköy, Sarıyer, Beykoz, Anadoluhisarı, Beylerbeyi, Çengelköy) ve Kadıköy çevresindeki mesirelerde de (Yoğurtçu Çayırı, Merdivenköy) tekkelere rastlanmaktadır.

istanbul tekkelerinde teşhis edilen mimari programın temelinde söz konusu tesislerde karşılanan fonksiyonlar yatmaktadır. Bunlar ibadet, eğitim, barınma, beslenme, temizlenme ve ulaşım olarak sıralanabilir. İlk üçünün (ibadet, eğitim, barınma) kendi aralarında girift bir bütün teş-

kil ettiği bu fonksiyonların doğurmuş olduğu bölümler ise tarikat ayinlerinin icra edildiği, vakit namazlarının eda edildiği, icabında, mevlevîhanelerdeki mesnevi şerhleri gibi ders türünden faaliyetlerin yürütüldüğü, mevlit ve hatim cemiyetleri gibi birtakım dini toplantıların yapıldığı, Bektaşî-lerce meydan, Mevlevîlerce semahane, diğer tarikatların mensuplarınca tevhidhane olarak adlandırılan ibadet-ayin birimleri; yalnız mevlevîhanelere özgü olan ve "çörek" denilen bir lokma ekmek ile kahveden ibaret kahvaltıyı müteakip "murakabe" adındaki sabah meditasyonunun gerçekleştirildiği meydan-ı şerif; Halvetîlik başta olmak üzere "halvet" uygulamasının görüldüğü tarikatların tekkelerinde rastlanan halvethane; tarikat pirlerinin, tekke postni-şinlerinin, bunların aile efradının gömülü oldukları türbe ile tekke mensupları ve muhiplerinin kabirlerini barındıran hazi-re; şeyhlerin aileleri ile ikamet ettikleri, ayrıca, tarikata mensup olsun veya olmasın, tekkeye gelen hanımların ağırlandığı harem; erkek misafirlerin ağırlandığı, sohbet ve meşk toplantılarının gerçekleştirildiği şeyh odası; ayinlerde musikiyi idare eden zâkirbaşımn dinlendiği, misafir kabul ettiği, musiki meşklerinin yürütüldüğü, ayinlerde kullanılan musiki aletlerinin saklandığı zâkirbaşı odası; dervişlerin kendi aralarında oturup sohbet edebildikleri meydan odası; selamlıkta sunulan kahvelerin "kahve nakibi" denetiminde hazırlandığı kahve ocağı; selamlık ile harem arasındaki bağlantıyı kaçgöçün gereğine uygun biçimde sağlayan mabeyin odası gibi bölümlerden oluşan, birçok fonksiyonu bünyesinde toplayan selamlık; tekkede ikamet eden dervişlerin barındığı derviş hücreleri; Bektaşî tekkelerinde mihman e-vi (mihman; misafir), diğerlerinde mih-manhane veya misafirhane denilen, seyyah dervişler başta olmak üzere misafirlerin ağırlandığı birimler; tekkede ikamet edenlerin yamsıra çeşitli vesilelerle (haftalık ayinler, kandil geceleri, ramazan iftarları, muharrem ayına mahsus aşure cemiyetleri, mevlit, hatim, hilafet cemiyetleri vb) tekkede yemek yiyenlere, misafirlere ve çevredeki yoksullara hitap eden, sıra-

dan günlerde herhangi bir ev mutfağı gibi faaliyet gösteren, ancak icabında bir imaret mutfağı gibi çalışabilecek şekilde tasarlanan, mevlevîhanelerde buna ilaveten sema meşklerinin yapıldığı ve matbah-ı şerif olarak adlandırılan Bektaşî tekkelerinde aşevi denilen, daima selamlık tarafında bulunan ve aşçı dede ile maiyetindeki dervişlerin görev yaptığı mutfak; harem halkının ihtiyacına cevap verecek ölçekte tutulan harem mutfağı; mutfağın tamamlayıcı unsuru olan, erzağın saklandığı, Bektaşî tekkelerinde ayrıca çeşitli tekke eşyasının konulduğu ve kiler evi denilen kiler; fırın (Bektaşîlerde ekmek evi); topluca yemek yenilen, mevlevîhanelerde so-mathane adını alan taamhane; daha ziyade geniş kapsamlı tesislerde, özellikle Mevlevî âsitanelerinde bulunan, şerbetlerin hazırlandığı şerbethane; ahır; kümes; şehir dışındaki tekkelerde görülen an kovanı (Bektaşîlerde zenbur evi); selamlık ve harem bölümlerinde temizlenme ihtiyacının giderildiği hamam veya gusülhane; basit bir musluk dizisinden abdest teknesi ve şadırvana kadar gidebilen abdest alma mahalleri; helalar; bazı geniş kapsamlı tekkelerde görülen çamışırhane; su ihtiyacını karşılayan su haznesi, sarnıç ve kuyu; eski istanbul'da ulaşım çoğu zaman atla, merkeple veya atlı taşıtlarla sağlandığından varlığına ihtiyaç duyulan ahır (Bektaşîlerde at evi); deniz kıyısında yer alan tekkelerde iskele ve kayıkhane; tarikat faaliyetinin yamsıra toplumun çeşitli ihtiyaçlarına da cevap veren, "tarikat külliyesi" ölçeğindeki kimi tekkelerde, doğrudan tekke hayatı ve mimarisi ile ilişkisi olmayan, mimarlık tarihimizde bağımsız gelişme çizgileri izlenebilen muvakkithane, kütüphane, sıbyan mektebi, darülkurra, çeşme, sebil türünden birtakım tali bölümlerdir.

Bu meyanda dikkati çeken diğer bir husus da tekkelerde ibadet, eğitim ve barınma fonksiyonlarının iç içe geçerek bütünleşmesi ve çoğunlukla aynı bölümlerde cereyan etmesidir. Bu özelliğin tekkelerde-ki eğitim sisteminden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Gerçekten de bu tesislerde gerek geleneksel medrese eğitiminden gerekse Batı kökenli laik eğitimden, tama-



TEKKELER

238


239

TEKKELER

men farklı, ağırlığın kuramdan ziyade uygulamaya verildiği, talibe "birtakım şeyler öğretmekten" çok, onu "değiştirerek kemale erdirmeyi" amaçlayan, muhabbet, ibadet, hizmet, sohbet, tefekkür, halvet, cezbe vb unsurlardan oluşan, "tahsil edilerek" değil de "yaşanarak" edilen, derviş ile şeyhi arasında "sır" olan, tasavvuf terminolojisinde "seyrü sülük" olarak adlandırılan, initiatique nitelikte bir eğitim türü söz konusudur.

istanbul tekkeleri arasında fonksiyon şemasının merkezini tarikat faaliyetinin oluşturmadığı, birtakım özel fonksiyonları olan, ancak tarikat ehlinin denetiminde bulunduğundan "tekke" olarak adlandırılan tesisler bulunmaktadır. Bunların bir kısmı İstanbul'a, Osmanlı sınırları dışında kalan bazı yörelerden gelen ve çoğunluğu bekâr olan seyyah dervişleri barındırmak, ayrıca Osmanlı yönetimi nezdinde bir tür fahri konsolos konumuna sahip olan şeyhleri aracılığı ile söz konusu yörelerle gerekli siyasi bağlantıyı sağlamak üzere tesis edilmiş, misafirhane-haberleş-me merkezi niteliğinde kuruluşlardır. Özbek, Hindi ve Afgan tekkeleri, isimlerinden de anlaşılacağı gibi bu gruba girmektedir. Ayrıca Nakşibendîliğe bağlı olduğu halde özellikle mesnevi eğitimi vermek amacıyla kurulmuş olan, Fatih-Çarşamba'daki Mes-nevîhane Tekkesi(->) gibi belirli bir konuda ihtisas merkezi durumunda olan tekkelere de rastlanmaktadır. Öte yandan Üsküdar'daki Miskinler Tekkesi'nin bir tür cüzam hastanesi olduğu, Eyüp İdrisköş-kü'ndeki Hatuniye Tekkesi'nin(->) kimsesiz yaşlı kadınları barındırdığı, Osmanlı spor tarihinde önemli yeri olan güreşçilik ile okçuluğun Pehlivanlar Tekkesi ile Okçular Tekkesi'nde(-0 talim edildiği unutulmamalıdır.

Bunlardan başka bir de günümüzün tabiriyle "rekreasyon alam" niteliğinde bazı tekkelere, daha doğrusu bakımı ve ziyaretçilerin ağırlanması tarikat ehline havale edilmiş birtakım mesirelerin varlığına tanık olunmaktadır. Sütlüce sırtlarındaki Cafe-râbâd ve Hasanâbâd tekkeleri ile Beykoz-



Ijj Nazild 1 " Tekkesi

Cengiz Kahraman arşivi

Dereseki yolundaki Akbaba Tekkesi(-») bu tesislerin en ünlülerdir.

Bektaşi tekkelerinin meydanları hariç, diğer tarikatlara ait tekkelerin tevhidha-neleri ve semahaneleri çoğunlukla mescit -hattâ bazılarında cami- niteliği de taşıdığından, söz konusu mekânların kıble eksenine göre yönlendirilmesi, son cemaat yeri, mihrap, minber, icabında minare türünden unsurlarla donatılması mescit-cami tasarımına, daha doğrusu bu tasarımı şekillendiren Islami ibadet prensiplerine bağlanmaktadır.

Ayin mekânlarının tasarımını etkileyen asıl en önemli husus tarikat ehlinin söz konusu mekânları, manevi-ebedi âlemle bunun yansıması olan maddi-fani âlemden ibaret bütün evreni temsil eden bir tür "mistik mikrokozmoslar" gibi telakki etmeleri, çeşitli tasavvuf! ve kozmik sembolleri bunların tasarımına, ayrıca mimari ayrıntıları ile süsleme programlarına az veya çok yansıtmalarıdır. Bu meyanda Merdi-venköy'de, kuruluşu Orhan Gazi dönemine kadar inen, ancak bugünkü yapısı 19. yy'ın ortalarına ait olan, Bektaşîliğe bağlı Şahkulu Sultan Tekkesi'nin(-0 meydan evinin ilginç tasarımı ve bu tasarımla bütünleşen süslemesi, kutsallığı Bektaşîlikteki "On İki İmam kültünden" kaynaklanan 12 sayısına göre şekillendirilmiş, ayrıca mekânı örten şemsiye tonoz, "ene'l-Hakk şehidi" Hallac-ı Mansur'un hatırasına izafeten "dâr-ı Mansur" olarak adlandırılan ve Allah'a ulaşılan en kısa yolu temsil eden, mekânın ortasında yükselen bir sütuna oturtulmuştur. Aynı şekilde Mevla-na'nın uğurlu sayısı olan ve Mevleviler arasında "nezr-i Mevlana" olarak anılan 18 sayısı Yenikapı ve Bahariye mevlevîhanele-rinde semahaneyi kuşatan ahşap direklerin adedini belirlemektedir.

Tarikat ayinlerinin koreografik özellikleri de ayin mekânlarının biçimlendiril-mesinde (özellikle cami-tekke niteliği arz etmeyen, yalnızca tarikat ehli tarafından kullanılan tekkelerde) büyük ölçüde belirleyici olmuştur. Bu meyanda İstanbul'da yayılmış olan tarikatların ayin koreografi-

leri açısından kabaca ikiye ayrıldığı ve bu gruplaşmanın temelinde tarikatların kültür kökenlerinin yattığı görülmektedir. Türk kültür ortamında doğmuş veya bu ortamdan etkilenerek zamanla değişime uğramış olan tarikatlarda (Bayramîlik, Bektaşîlik, Celvetîlik, Gülşenîlik, Halvetîlik, Kübrevî-lik, Mevlevîlik, Zeynîlik ile Kadirîliğin Eş-refî ve Rumî kolları) ayinlere egemen olan motif dairedir. Söz konusu tarikatlardan Halvetîlik ile bundan ayrılma Bayramîlik, Gülşenîlik, Bayramîlik ile Kadirîliğin karışımından oluşmuş Eşrefîlik, Kadirîliğin Halvetî etkileri ile şekillenmiş olan Rumî-lik kolu, ayrıca Zeynî ayinlerinin en karakteristik bölümünü teşkil eden devran zikrinden ötürü "devrani tarikatlar" olarak adlandırılmıştır. Devrani tarikatlarda ayinin başından sonuna kadar dervişler "halka" teşkil etmektedir. Doğrudan devranî tarikatlara dahil edilmeyen Bektaşîlik, Mevlevîlik ve Nakşibendîlikte ayinlere daire formu egemendir. Öte yandan Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da Araplar ya da Araplaş-mış (muarreb) halklar arasında şekillenmiş bulunan Bedevî, Rıfaî, Sa'dî ve Şazelî tarikatları ile Kadirîliğin Anadolu dışında kurulmuş olan kollan "kıyamî tarikatlar" denilen diğer grubu meydana getirmektedir. "Kıyam zikrinin" ayinin en önemli bölümünü teşkil ettiği bu tarikatlarda dervişler mihrap duvarına dik ve paralel sıralar (saflar) halinde dizilmekte, devrani tarikatlar-daki "halka-i zikrin" yerini "saff-ı zikir" almaktadır. Ne var ki yalnızca bu ayrımdan hareketle İstanbul tekkelerindeki bütün ayin mekânlarını tasnif edebilmek, daha doğrusu bu tasnifi mimari biçimlerle çakış-tırabilmek mümkün değildir. Ayin biçimleri, çoğunluğu aynı zamanda mescit ya da cami olarak kullanılan bu bölümleri biçimlendiren tek etken olmadığı gibi, 18. yy'dan itibaren İstanbul'da gözlenen tarikatlar arası kaynaşma, ayin biçimlerinin bir tarikattan diğerine intikal etmesine sebep olmuştur. Yine de devrani tarikatlara ait birtakım tekkelerde, ayinlere tahsis edilen alanın çokgen veya daire şeklinde tasarlandığı, kıyami tarikatlara bağlı tekkelerin çoğunda da kare ile dikdörtgenin tercih edildiği görülmektedir.

Bu arada çokgenler arasında özellikle sekizgenin yaygın olması, bu sayının tasavvuf sembolizminde tekabül ettiği değerler, sekizgenin Anadolu Türk mimarisindeki köklü geçmişi, ayrıca sufîlerce çok önem verilen miraç olayının hatırasını yaşatan ve tıpkı tarikat ayinlerine benzer biçimde tavaf edilen, sekizgen prizma biçimindeki Kubbetü's-Sahra'nın etkisi, öte yandan erken devir Doğu Hıristiyan mimarisinde, alelade kiliselerden farklı biçimde kullanılan, birtakım dairevi prosesyonlara sahne olan özel tarikat kiliselerinde ve aziz kültlerine bağlanan martyrionlarda gözlenen sekizgen tasarım şemalarının, İstanbul'da 16. yy'ın başlarından itibaren Halvetî tarikatı mensuplarınca tevhidhane olarak kullanılmış Sergios ve Bakhos Kilisesi (Küçük Ayasofya Camii-Tekkesi) yoluyla vaki olması muhtemel etkileri ile açıklanabilir.

Öte yandan ayin mekânlarının tekkelerin fonksiyon şemasında işgal ettiği yer, diğer bölümlerle olan bağlantıları, esas girişin yamsıra selamlık ve hareme açılan tali kapılar şeklinde; ayine bizzat katılanlardan başka musikiyi idare edenler ve ayini izleyenler için bağımsız birimlerin düşünülmesi de esas ayin alanını kuşatan çeşitli mahfillerle ve maksurelerle (erkek ve kadın seyirciler için iki katlı mahfiller, musikişinaslar için, mevlevîhanelerde "mıt-rıp maksuresi" olarak anılan birimler, ayrıca bazı önemli tekkelerde bulunan hünkâr mahfilleri) tasarıma yansımaktadır.

İstanbul tekkeleri için geliştirdiğimiz ti-poloji denemesinde yerleşim düzenleri esas alınmış, örnekler içerdikleri bölümlerin birbirleriyle olan bağlantılarına göre gruplandınlmıştır. Yerleşim düzenlerini yönlendiren etkenlerin başında tekkelerin fonksiyon şeması gelmektedir. Bu meyanda cami-tekke niteliğindeki kuruluşlarla, aynı zamanda çevre halkınca cami olarak kullanılan ayin mekânının (cami-tev-hidhanenin) diğer tekke bölümlerinden kopartılması böylece "herkesin" malı olan bir mekânın belirli bir mahremiyet gerektiren tekke hayatında soyutlanması, şeyhlerin, harem halkının, kadın ve erkek ziyaretçilerin, dervişlerin teşkil ettiği trafiğini mümkün mertebe kolaylaştırmak amacıyla ayin mekânı, selamlık, harem bölümlerinin birbirlerine yaklaştınlması, aralarında doğrudan bağlantı kurulması, bu arada kadın ve erkek trafiğinin çakışmaması (kaçgöçe halel gelmemesi) amacıyla mabeyin odası, ayrı bir kadınlar girişi gibi unsurların devreye sokulması, hünkâr mahfilinin bağımsız bir girişle donatılması, mutfağın tercihen harem mutfağı, taamhane, selamlık ve meydan-ı şerif gibi bölümlere yaklaştınlması, tesisatı kolaylaştırmak amacıyla ıslak mekânların birlikte tasarlanması, su haznesinin bunların yakınma koııdurulması ve buna benzer nice husus tekkelerin fonksiyon şemasına tekabül eden girift ilişkilerden, kısmen dini, kısmen yerel kaynaklı âdetlerden, ayrıca belirli bir rahatlık ve kullanışlılık (konfor) arzusundan kaynaklanmaktadır.

Tekkelerde mekânlar arası ilişkileri biçimlendiren diğer bir önemli husus da tarikatların bünyesinden kaynaklanan telakkiler ve bunların doğurduğu geleneklerdir. Özellikle Osmanlı döneminde adeta tekkelerin "alamet-i farikası" haline gelmiş olan türbe-ayin mekânı bağlantısı tasavvuf ehlinin ölüme bakışındaki farklılık ile açıklanabilir.

Yerleşim düzenlerine ve tasarımlarının ana hatlarına göre İstanbul tekkelerini üç grupta toplayabiliyoruz: Birinci grupta yer alan tekkelerin hepsi kagir olup yerleşim düzeni bakımından açık avlulu, revaklı Osmanlı medreseleri ve bunların bir türevi olan cami-medrese ikilileri ile paralellik arz etmektedir. Tasarım merkezini teşkil eden üstü açık avlu bir yandan tekke hayatının iç dünyasını meydana getirmekte, diğer yandan çevresinde sıralanan ibadet-ayin mekânı, derviş hücreleri, selamlık mekânları, bazen de mutfak-taamhane ve hamam

bölümleri arasındaki iletişimi sağlamakta, ayrıca bütün bu birimlere ışık ve hava sunmaktadır. Söz konusu tipin kendi içinde aynı şablonu tekrarlamadığı, çeşitli varyantlar arz ettiği gözlenir. Bu gruba dahil edilen tekkelerin hemen hepsinde şeyh ailesinin ikametgâhı olan harem, avluyu kuşatan ve çoğunluğu bekâr olan dervişler-ce kullanılan kitleden kopartılmış, belirli bir uzaklığa bağımsız bir ahşap harem inşa edilmiştir. Merkezdeki avlu şadırvanla veya bir dizi abdest musluğu ile donatılmakta, helalar, malum sakıncadan ötürü daima müstakil küçük bir avlu etrafına toplanarak mümkün mertebe ibadet, barınma, yemek bilimlerinden uzaklaştırılmaktadır.

Koca Sinan'ın eserleri arasında yer alan Kadırga'daki Sokollu Mehmed Paşa Külli-yesi(->) ile Üsküdar'daki Atik Valide Kül-liyesi'ndeki(->) tekkeler, ayrıca Eyüp'teki Cafer Paşa Külliyesi'ndeki(->) tekke, Hase-ki'deki Bayram Paşa Tekkesi (1634-1635), Çarşıkapı'daki Çorlulu Ali Paşa Tekkesi (1707-1709), Eyüp'teki Şeyhülislam Tekkesi (1744-1745), Babıâli'deki Hacı Beşir Ağa Tekkesi (1745), Otakçılar'daki Mustafa Paşa Tekkesi(->) ve Fatih'teki Tahir Ağa Tek-kesi(-0 bu grubun örneklerini oluşturmaktadır.



İkinci gruba dahil edilen tekkelerde ibadet-ayin bölümü, bazen de buna bitişik türbe bölümü bağımsız olarak tasarlanmakta, diğer bölümler genellikle bunların kuzeyinde, şadırvan avlusunun çevresinde, yekpare bir düzen arz etmeksizin dağınık biçimde yer almaktadır. İbadet-ayin bölümlerinin batı, doğu ve kuzey yönlerinde genellikle hazirelerle türbeler bulunmaktadır. Bu grubu da kendi içinde iki alt gruba ayırmak mümkün olmaktadır. Alt grup II-A: Büyük çoğunluğu cami-tekke niteliğinde olan bu örneklerde cami-tev-hidhaneler diğer tekke birimlerinden tamamen soyutlanarak şadırvan avlusunun kıble yönüne yerleştirilmiş, avlunun diğer yönlerine tekke bölümleri -harem dışında-serbestçe serpiştirilmiştir. Dağınık düzenli küçük külliyeler oluşturan bu cami-tek-kelerin çoğunda, 1925'ten itibaren cami olarak kullanılabilen cami-tevhidhaneler ayakta kaldığından, söz konusu bölümler tasarımları ile kagir duvarlı, ahşap çatılı tipik Osmanlı mescitlerini andırdığından, ayrıca Sinan'ın tezkireleri ve Hadîkatü 7-Cevâmi başta olmak üzere en çok kullanılan Osmanlı kaynaklarında cami veya mescit olarak zikredildiklerinden sanat tarihi literatüründe şimdiye kadar çift fonksiyonlu (cami-tekke) olduklarına hemen hiç değinilmemiştir. Bu alt grupta da harem daireleri şadırvan avlusundan genellikle uzak tutulmaktadır.

Birçok yapı arasına Koca Sinan'ın tasarlamış olduğu Balat'taki Ferruh Kethüda Tekkesi (1562-1563) ve Kocamustafapa-şa'daki Bezirgan Tekkesi (1586), Üsküdar'daki Selimiye Cami-Tekkesi(->) ve Üsküdar'daki Devatî Mustafa Efendi Tekke-si(->) zikredilebilir.

II-B alt grubunu teşkil eden örneklerin ise bunlardan tek farkı türbelerin ibadet-ayin mekânlarına bitiştirilmiş olma-

sı, böylece mescit ya da cami mimarisinin özelliklerinden bir miktar sıyrılarak tarikat mimarisine has bir özellik kazandırmaktadır. Eyüp'teki Şah Sultan Tekkesi(-«) (1555-1556), Kasımpaşa'daki Saçlı Emir Tekkesi(->), Üsküdar Mevlevîhanesi(-0, Bahariye Mevlevîhanesi(-«), Sütlüce'deki Hasırîzade Tekkesi(-») ve Eğrikapı'daki Ce-malizade Tekkesi {bugünkü yapı 1816-1817 ve 1905) bu meyanda gösterilebilir.

İstanbul'da en fazla örnekle temsil edilen üçüncü grubu "ev-tekkeler" olarak adlandırmak mümkündür. Söz konusu tekkelerde ibadete ilişkin bölümler (tevhidhane-semahane, türbe), gündelik hayata ilişkin bölümlerin (selamlık, harem, derviş hücreleri, mutfak, taamhane vb) tamamı veya bir kısmıyla aynı kitle içine alınıp kaynaştırıl-mıştır. Tekkelerdeki eğitim, ibadet, barınma birlikteliğinin en bariz şekilde tasarıma yansıtıldığı bu yapılar, tarihteki ilk tarikat yapılarının şeyh evlerinden doğduğunu düşünecek olursak, İstanbul'daki tekkelerin içinde en kadim geleneği yaşatan örnekler olmaktadır. Üçüncü grupta yer alan bu tekkeler ibadet-ayin mekânlarının varlığı dışında tasarımları, cephe düzenleri ve ayrıntıları bakımından İstanbul'un geleneksel sivil mimarisiyle büyük yakınlık gösterir.

Üçüncü grubun en karakteristik örnekleri arasında Yenikapı Mevlevîhanesi(->), Tophane'deki Kadirîhane Tekkesi(-»), Ko-camustafapaşa'daki Küçük Efendi Tekkesi (bugünkü yapı 1825), Eyüp'teki Kaşga-rî Tekkesi(->), Eyüp'teki Ümmi Sinan Tek-kesi(->), Kasımpaşa Mevlevîhanesi(->), Galata Mevlevîhanesi(-»), Aksaray'daki Oğlanlar Tekkesi(->), Merdivenköy'deki Şahkulu Sultan Tekkesi(->), Süleymaniye'de-ki Helvaî Tekkesi(->) sayılabilir.



Bibi. Ayvansarayî, Hadîka, I-II; Ayvansarayî, Mecmua-i Tevârih; Barkan-Ayverdi, Tahrir Defteri; Evliya, Seyahatname, I; Çetin, Tekkeler; Asitâne; Aynur, Saliha Sultan; Kut, Der-gehnâme; 1301 İstatistik Cedveli; Münib, Mecmua-i Tekâyâ; Zâkir, Mecmua-i Tekâyâ; R. S. Atabinen, "Galata Mevlevihanesi", TTOKBelleteni, S. 66 (Temmuz 1947), s. 10-11; F. Ba-binger, "Zur Frühgeschichte deş Naqschbendi-Ordens", Der islam, XIII (1923), s. 105-107, 282-283, XIV (1925), s. 112-114; A. Batur, "Yıldız Serencebey'de Şeyh Zafir Türbe, Kitaplık ve Çeşmesi", Anadolu Sanatı Araştırmaları, I (1968), s. 103-138; M. Batur, "Ramazan Efendi Camii", Arkitekl, S. 293 (1958), s. 176-180; "Bedevi Tarikatı Tekkeleri", ISTA, V, 2364; D. Behrens-Abouseif, "The Qubba. An Aristoc-ratic Type of Zawiya", Annales Islamologiqu-es, XIX (1983), s. 1-7; C. Bektaş, "Özbekler Tekkesi", TT, S. 8 (Ağustos 1984), s. 40-45, S. 9 (Eylül 1984), s. 38-43; "Bektaşîler, Bektaşî Tekkeleri", İSTA, V, 2443-2447; I. Beldiceanu Steinherr, Scheich Uftade der Begründer deş Gelvetijje Ordens, Münih, 1961; "Celvetî Tekkeleri", İSTA, VI,. s. 3429-3431; "Cerrahi Tekkeleri", İSTA, VII, s. 3501-3502; E. Demirci, "Vakıflar İdaresi'nin Günümüze Ulaştırdığı Bir Ahşap Yapı: Keşfi Osman Efendi Tekkesi", VD, XXI (1990), s. 115-128; "Dergâh, Dergâhlar", İSTA, VIII (1966), s. 4476-4484; A. Işık Doğan, Osmanlı Mimarisinde Tarikat Yapılan. Tekkeler, Zaviyeler ve Benzer Nitelikteki Fütüv-vet Yapılan, ist., 1977; N. Ebussuud, "Kadiri Asitânesinin Son Üç Asırlık Tarihi", TTOK Belleteni, S. 60 (Ocak 1946), s. 14-16; M. Erdoğan, "Mevlevi Kuruluşları Arasında istanbul Mev-


Dostları ilə paylaş:
1   ...   54   55   56   57   58   59   60   61   ...   140
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə