I d I n I a V a 3IV1ho nin



Yüklə 8.6 Mb.
səhifə85/140
tarix30.12.2018
ölçüsü8.6 Mb.
1   ...   81   82   83   84   85   86   87   88   ...   140

ÜRYANÎZADE MESCİDİ

Üsküdar İlçesi'nde Kuzguncuk'ta, deniz kenarında, Cemil Molla Köşkü'nün yanındadır.

II. Abdülhamid dönemi şeyhülislamlarından Üryanîzade Ahmed Esad Efendi (ö. 1889) tarafından yaptırılmıştır. Yapı fevkanidir. Alt katı kayıkhanedir. Bu kısım taş, üstte bulunan mescit ise ahşaptandır. Girişin önünde dikdörtgen bir sundurma bulunmakta, bu kısma merdivenlerle çıkıl-

maktadır. Dikdörtgen planlı harime giriş batıdandır. Mihrap duvarı dıştan caddeye göre şekil almışken bu şekil içeride bir duvarla düzeltilmiş ve harimi etkilememiştir. Giriş kapısının solunda merdivenlerle kadınlar mahfiline çıkılır. Mahfilin merdivenlerinin bitiminde bir dolap gibi açılan kapıdan mescidin en ilginç öğesi olan minareye çıkış vardır. Bodur gövdeli minare de yapı gibi ahşaptandır ve kuzeybatı köşesindedir. Köşk biçimli şerefesinin korkulukları baklava motifleriyle bezelidir. Köşk kısmının üstünde kademeli kaş kemerlerle oluşmuştur. Ara dolgularda beş kollu yıldızlar bulunur. Üstte mukarnas-lar ve köşelerde yapraklar ile bezenmiştir. Sekiz kenarlı kurşun bir külah ile örtülüdür. Alem kaidesi ise girlandlarla süslüdür. Batı duvarında üç tane oldukça yüksek pencere vardır. Mihrap yönünde pencere bulunmaz. Denize bakan cephede ise üç tane mahfil içinde, üç tane altta olmak üzere, toplam altı tane pencere bulunur. Mihrap basit bir niş şeklinde, mermerdendir. Minber basit ve süslemesizdir.

Yalı mimarisinden oldukça fazla etkilenmiş olan yapının sıkça yapıldığı anlaşılan tamirlerle iç bezemesi sürekli değişmiştir. Yapının içinde bugün beyaz zemin üzerine değişik renklerle yapılmış bitkisel motifli süslemeler bulunmaktadır.

Bibi. Öz, istanbul Camileri, II, 67; Y. Öztu-na, Devletler ve Hanedanlar, II, Ankara, 1989, s. 877.

ESRA GÜZEL ERDOĞAN



Üryanîzade Mescidi

Nazım Timuroğlu



ÜSKÜBİYE MESCİDİ

Eminönü İlçesi'nde, Sultanahmet'te, Ye-rebatan Caddesi'nde bulunan mescidin banisi II. Mehmed'in (Fatih) (hd 1451-1481) şatırcıbaşısı Mehmed Ağa'dır. Ancak bugün kapısı üzerinde Üskübî İbrahim Ağa' mn adı yazılıdır.



Üskübiye Mescidi

Nurdan Sözgen, 1994

Cami, Fatih döneminde yapılmış iken, 1735'te Şekercizade Mehmed Bey tarafından yenilenmiş ve kagir duvarlı, kagir düz çatılı hale getirilmiştir. Yapının kalın gövdeli, kısa bir minaresi vardır. Caminin küçük bir avlusu olup etrafında sebil, abdest muslukları ve tuvalet bulunmaktadır. Bu bölümün üzeri meşruta olarak düzenlenmiştir. Cami gayet sade olup içten yuvarlak kemerli, dıştan düz atkılı yedi adet pencere ile aydınlanmaktadır. Mermer mihrap, gösterişsiz, minber ve vaaz kürsüsü ahşaptan ve gayet basittir.

Avlu köşesinde bulunan kubbeli beş kenarlı sebil, Dilsiz Tavşan Ağa tarafından yapılmıştır. Beş adet basık kemerli penceresi, yedi adet baklavalı klasik Osmanlı başlıklı sütunlar üzerine oturur. Sebil harap durumda iken, 1980'li yıllarda onarılmıştır. Bu mekân bugün kayyım odası olarak kullanılmaktadır.

Caminin naziresinde iki adet mezar bulunur, bir tanesi mabedin banisine aittir.

Bibi. Eminönü Camileri, 218-219; Ayvansa-rayî, Hadîka, I, 45; Öz, İstanbul Camileri, I, 149; Ayverdi, Fatih III, 514.

DOĞAN YAVAŞ



ÜSKÜDAR

İstanbul Boğazı'nın Anadolu yakasında, Paşalimanı ile Salacak arasında yer alan ve Üsküdar İlçesi'nin(->) merkezini ve tarihsel çekirdeğini oluşturan semt.

Üsküdar semti güneyde Salacak'a sınır Ayazma Mahallesi, güneydoğuda Topta-şı, doğuda Doğancılar, kuzeyde Sultante-pe arasında bulunur. Batısı denizdir. İstanbul kent yerleşmesinin, suriçi ve Galata'ya göre daha az gelişmiş ve daha tenha üçüncü coğrafi öğesi olan Üsküdar, İstanbul'un tam karşısında, görkemli bir kentsel peyzaja bakan konumu ve Boğazin Asya yakasında bir köprü başı olmasıyla önem kazanmıştır.

MÖ 7 yy'da bir Grek kolonisi olarak kurulan Halkedon'un (Kadıköy) iskelesi ve tersaneleri bugünkü Üsküdar'ın yerleştiği

alanda bulunur ve buraya Hrisopolis (Altın Şehir) denirdi. Yörenin bu adla anılması çeşitli biçimlerde yorumlanmaktadır. Pers işgali sırasında Anadolu Yarımadası'ndaki kavimlerden ve halktan, vergi olarak toplanan altınlar buradaki hazinelerde saklandığı için yöreye bu adın yakıştırıldığı söylenmektedir. Bir başka yoruma göre, Aga-memnon'un oğlu Krizes kaçarak Anadolu'ya gelmiş ve Üsküdar'da öldüğü için şehir onun adıyla anılmıştır. Kimileri de günbatımında evleri karşı yakadan yaldızlı gibi göründüğü için Üsküdar'a Altın Şehir adının verildiğini söylemektedir.

Hrisopolis adının Skutarion'a nasıl dönüştüğü konusunda da çeşitli varsayımlar öne sürülmektedir. Bir tahmine göre bu sözcük, Grekçe ham ya da tabaklanmış deri anlamına gelen "skitos"tan türemiştir, çünkü antik çağda, kalkanlar deriden yapılmakta ve imparatorların kalkanlı muhafızları da Üsküdar'da bulunmaktaydı. Roma döneminde bu ad Skutari biçiminde değişmiştir. Üsküdar adıysa, kimi kaynaklara göre Farsça "ulak" anlamına gelen "Es-kudarf'den türemiştir.

Hrisopolis MÖ 508'de Pers Kralı Da-rius'un egemenliği altına girmiş, MÖ 4lO'da Atinalı Alkibiades'in zaferiyle sonuçlanan deniz savaşından sonra, bu komutan kent çevresine sur yaptırmış ve Boğaz'dan geçen gemilerden taşıdıkları malların değeri oranında geçiş parası almıştır. Yazar Ksenophon, MÖ 404 yıllarında On Binler'in hayatta kalanlarının, Asya seferi dönüşünde Karadeniz kıyısı yoluyla Hrisopolis'e geldiğini ve burada kaldıkları bir hafta boyunca ellerindeki ganimetleri bölge halkına sattıklarını anlatır. Büyük İskender ve ardıllarının zamanında Anadolu'nun kuzeybatısıyla birlikte Halkedon ve Hrisopolis de Küçük Frigya'nın sınırları içindedir.

Arapların birçok kez kuşatma girişiminde bulunduğu Konstantinopolis'te karadan ve denizden gelen Müslüman askerlerin ilk hedefi ve karargâhı Üsküdar olmuştur. Hamnü'r-Reşid, 782'de, henüz halife olmadan Üsküdar önüne gelmiş ve her yıl burada kalmıştır. 783'te İmparatoriçe Eire-ne'nin ordusuna yenilince, 70.000 altın vermeye zorlandığı bilinmektedir. Öte yandan kaynaklar, Anadolu'nun Türklerce fethinden sonra Danişmendlilerden Tura-san Bey'in Üsküdar'a kadar geldiğini, Alemdağı'nda bir kale yaptırdığını ve Bizanslılarla çarpışırken kalesinin önünde şehit düştüğünü yazmaktadır. Ne var ki sözü edilen kaleye ait hiçbir ize rastlanmadığından, bu bilgi doğrulanamamaktadır. Bizans döneminde küçük bir kasaba olarak varlığını sürdüren Üsküdar, pek çok ihtilal girişiminde başlangıç noktası olmuş, örneğin 963'te Nikeforos Fokas kendini burada imparator ilan ettirmiş ve iktidarı ele geçirmiştir. Öte yandan, 1097'de Haçlı ordusu, ordugâhını Üsküdar tepelerinde kurmuş, izleyen Haçlı seferlerinde de bölge hep üs olarak kullanılmıştır.

Sultan Orhan da (hd 1324-1301) Bizans'ın Bitinya bölgesini aldıktan sonra, bu imparatorluğun kapısı sayılan Hrisopolis

ÜSKÜDAR

344


345

ÜSKÜDAR

naklandığı düşünülebilir. Bir yandan da Üsküdar, yaşam yolculuğunun sona ermesiyle ilgili izlerle yüklüdür. Gerçekten de, daha 14. yy'da oluşmaya başlayan ve fetih sonrasında tümüyle Müslüman kabristanı haline gelen Karacaahmet Mezarlı-ğı(~») buradadır. Mezarlığa adını veren Bektaşî büyüğü Karaca Ahmed'in yanısıra, pek çok tarikat şeyhi Üsküdar'da tekke kurmuştur.

Günümüzde Üsküdar, kuzey ve kuzeydoğudaki yamaçlarda beton görünümü sergileyen sık yapılaşmanın etkisi altında kalmış; yoğun nüfusu yanında geniş çarşıları, pazarları, pasaj ve dükkânları barındıran bir semttir. Nüfusunun sosyoekonomik yapısı ağırlıklı olarak dinci-gelenek-çi orta katmanlar olarak nitelenebilir.

Üsküdar Meydam'nın önündeki Üsküdar İskelesi'nden Eminönü ve Beşiktaş'a, biraz daha güneydeki küçük iskeleden de Kabataş'a vapur seferleri vardır. Yine iskelenin hemen yanından Beşiktaş ve Kaba-

önlerine kadar gelmiş, bunun üzerine III. Andronikos topladığı askerleri buraya göndermiş, ancak yenilmiştir. Bir süre sonra Bizans Prensesi Teodora ile evlenen Sultan Orhan'ın 1348'de kayınpederi İmparator VI. İoannes Kantakuzenos'u ziyaret etmek için Üsküdar'a geldiği ve beraberinde bulunan ailesiyle saray halkının konaklaması için Marmara'ya ve Üsküdar'ın bugün de en vazgeçilmez simgelerinden sayılan Kız Kulesi'ne(->) egemen bir noktaya büyük bir otağ kurulduğu bilinmektedir. Sultan Orhan 1352'de de Venediklilere yenildiği için kendisinden yardım isteyen Ceneviz donanmasına destek amacıyla Kadıköy ve Üsküdar'a süvari kuvveti göndermiş, böylece Boğaz'ın bu kilit noktalarına yerleşerek, bir anlamda İstanbul'un fethinden 101 yıl önce Kadıköy ve Üsküdar'ı ele geçirmiştir.

I. Bayezid (Yıldırım) döneminde (1389-1402) İstanbul'da bulunan Müslümanların davalarına bir Müslüman kadının bakması karara bağlanmış, böylece Türklerin egemenliği altında bulunan Üsküdar'da da bir kadı görevlendirilmiştir. Yıldırım Baye-zid'in ölümünden sonra yaşanan Fetret Devri'nde Bitinya'daki yerler kaybedilince Türkler Üsküdar'dan uzaklaştmlmışsa da, I. Mehmed (Çelebi) tahta geçtikten sonra bu yerleri Bizanslılardan geri almış, böylece Türkler bölgedeki eski ticaret serbestliğine yeniden kavuşmuşlardır.

İstanbul'un fethinden sonra II. Mehmed (Fatih) Üsküdar'dan kaçan Rumların yerine Anadolu'dan gelen Türkleri yerleştirmiştir. Ancak Üsküdar'ın, fetih sırasında 100 yıldan beri Türklerin elinde olması ve karşılaştırma yapmaya olanak verecek belgelerin bulunmaması nedeniyle, fetihten sonra nüfusunun ne kadar arttığını saptamak mümkün olamamaktadır. II. Mehmed döneminde İstanbul'un iskân bölgelerinin yönetsel açıdan 4 kadılığa ayrılmasıyla Üsküdar da bir kadılık olmuş ve Galata ile Haslar kadılıklarıyla birlikte Bilad-ı Selase adı verilen üçlüyü oluşturmuştur. 1471'de Vezir Rum Mehmed Paşa tarafından yaptırılan ve paşanın adım taşıyan tab-haneli cami ve türbe (bak. Rum Mehmed Paşa Camii ve Türbesi) ile günümüze ulaşamamış olan medrese ve hamam, Üsküdar'daki en eski Osmanlı yapılarındandır.

16. yy'da Üsküdar'da birkaç yeni mahallenin kurulduğu sanılmaktadır. Kanuni Sultan Süleyman'ın (hd 1520-1566) son saltanat yıllarında yaklaşık 500.000'e ulaştığı sanılan İstanbul nüfusuna Haliç, Boğaz kıyıları ve Üsküdar da dahildir. Bu dönemde şehrin en önemli semtlerinden biri olan Üsküdar'da yapılan cami ve mescitlerin sayısına bakılarak toplam nüfusun onda birinin burada oturduğu sonucu çıkarılabilir. 16. ve 17. yy'larda da bölge gerçek anlamda bir ticaret kentidir. Önce Anadolu'ya, oradan da Ermenistan ve İran'a ulaşan ticaret yolu buradan başlamaktadır ve yerel olmaktan çok uluslararası bir nitelik taşıyan ticaret etkinlikleri nedeniyle Üsküdar, Ermeni ve İranlı tüccarlarla kervanların başlıca buluşma yeridir. 1565 tarihli bir belgeden İstanbul-Üsküdar arasında



Üsküdar

istanbul Ansiklopedisi

düzenli kayık seferleri yapılmaya başlandığı anlaşılmakta; Üsküdar'a tahsis edilen hassa peremesi sayısının iki olduğu öğrenilmektedir. Bölgenin anıtsal görünüşüne en önemli katkılardan biri olan Mihrimah Sultan Külliyesi(~») Kanuni'nin kızı Mihrimah Sultan için Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. Külliyenin öteki yapılarından medrese bugün Mihrimah Sultan Tıp Merkezi, sıbyan mektebi de çocuk kütüphanesi olarak hizmet vermektedir. İmaret ise . günümüze ulaşmamıştır. Yine Mimar Sinan'ın yapıtları olan, bugün bir alışveriş merkezine dönüştürülmüş bulunan ve kimliksizleşmiş olarak varlığını sürdüren hamamla bir cami, medrese ve türbeden oluşan ve deniz kenarındaki ilginç konumuyla dikkati çeken Şemsi Paşa Külliye-si(->) de bu yüzyılın anılması gereken yapıları arasındadır. 1570-1579 arasında yamaçlara doğru yapılan Atik Valide Külliye-si(->) Üsküdar'ın o yöndeki sınırını çizmekte ve caminin yanısıra, büyük bir medrese ile darüşşifa, sıbyan mektebi, imaret, kervansaray ve hamamdan oluşmaktadır. Bu dönemde Üsküdar, Doğancılar-Tunus-bağı çizgisine kadar dağınık bir biçimde yayılmış olmalıdır. Salacak'ta(->) sahilsa-raylar, Selimiye'de(-0 ise büyük Kavak Sa-rayıO) kompleksi bulunmaktadır.

17. yy'm ilk yarısında, IV. Murad dö neminde (1623-1640), Üsküdar'daki miri binaların bir dökümü yapılmıştır. Buna gö re burada 12 saray, 12 cami ve mescit, 5 medrese, 4 darülkurra, 3 imaret, 11 aşha ne, 6 tekke, 5 hamam, 4 kervansaray ve birçok han ve dükkân bulunmaktadır. Böl gedeki en önemli 17. yy yapısı, Kösem Va lide Sultan'ın l640'ta bir medrese, mektep, çeşme, sebil ve hamamla birlikte yaptır dığı Çinili Cami'dir (bak. Çinili Külliyesi). Aynı yüzyılda yaşamış olan Evliya Çelebi, Üsküdar ahalisinin birkaç fırkadan oluş tuğunu, halkın çoğunun Anadolu'dan, bir bölümünün de Tebriz'den geldiğini yaz makta, 70 mahallenin Müslüman, 11 ma hallenin Rum ve Ermeni, l mahallenin Ya hudi mahallesi olduğunu ve bölgede hiç Frenk yaşamadığını belirtmektedir. Nüfusu oluşturan öğelerin başında "askeri taife nin ayan ve eşrafı" gelmekte, onları "âlim ler ve salih kişiler, fakirliğe kanaat edenler, gemiciler ve kayıkçılar" izlemektedir. Ev liya, Üsküdar'ın beyaz pidesinin, kirde de nilen ince yufkasının, çöreğinin, tandır ke babının, kaymağının, Hora üzümünün ve karanfilli üzüm şerbetinin meşhur oldu ğunu da belirtmektedir.

18. yy'a gelindiğinde, İstanbul nüfusu nun tarihi yarımadada çok artmadığı, buna

karşılık Haliç, Boğaziçi ve Üsküdar'da yoğunlaşmaya başladığı görülmektedir. Gerçekten de bu yüzyılda, Üsküdar sahil köşk ve saraylarının sayısının 100'ü bulduğu sanılmaktadır. Bunlardan biri olan Ayşe Sultan Sarayı'nın ayrıntılı bir betimlemesine Lady Montagu'nün mektupları arasında rastlanmaktadır. Bu yüzyılda sultan camilerinin Anadolu yakasına yönelmesiyle Üsküdar'da da Yeni Valide Camii (bak. Yeni Valide Külliyesi) ve Ayazma Câmîî^)" gîbrsiluete egemen yapılar inşa edilmiştir. Birinci yapı, III. Ahmed'in (hd 1703-1730) annesi Gülnuş Emetullah için 1708-1710 arasında yapılmış, III. Mustafa'nın (hd 1757-1774) barok üslupta yaptırdığı Ayazma Camii ise 17öl'de tamamlanmıştır. Üsküdar İskele Çeşmesi adıyla anılan ve III. Ahmed tarafından 1728'de yaptırılmış olan meydan çeşmesi de bu yüzyılın anılmaya değer yapılarındandır. Osmanlı'ya geçtiğinden beri bir menzilhaneler şehri olan Üsküdar'da III. Mustafa'nın, menzilcilerin oturması, hayvanların bağlanması, beslenmesi ve yetiştirilmesi için 3 menzilhane yaptırdığı da bilinmektedir. III. Selim'in (hd 1789-1807) Eski Kavak Sarayı'm yıktırarak yerine yeni Selimiye Kışlası'm yaptırması bölgenin askeri ve stratejik önemini gösterirken, aynı padişahın Selimiye Ma-hallesi'ni kurması Üsküdar'ın Doğancı-lar'dan öteye, Haydarpaşa'ya doğru yayılmasını başlatmış; 19. yy'da Üsküdar'da Atik Valide Külliyesi'nin üstünden Bulgur-lu'ya doğru giden yol üzerinde yeni bir mahalle oluşmuştur. 1845'ten sonra ilk yazlı kışlı vapur seferinin Üsküdar'a düzenlenmesi gibi, 1858'de Kabataş-Üsküdar arasında ilk araba vapurunun çalışmaya başlaması da bölgede yerleşmenin ve nüfusun yoğunlaştığının göstergeleridir. Gerçekten de, 1900'lere gelindiğinde Üsküdar, Bağlarbaşı(->) ve Nuhkapısı civarına kadar uzanan yoğun ve kalabalık bir yerleşmedir. Özetle Üsküdar, Osmanlı döneminde doğuya ve kuzeye doğru gelişmiş; Bizans döneminde küçük bir kasabayken, Türklerin eline geçtikten sonra yoğun bir yapım faaliyetine sahne olmuştur. 18. yy'da meydana gelen yangınlar bölge için çok tehdit edici olmamışsa da 1873 ve 1921 yangınları yerleşmenin önemli bir bölümünü yok etmiştir. Öte yandan, Anadolu-Bağ-dat demiryolunun yapılmasıyla Üsküdar, transit ticaret merkezi olma özelliğini Haydarpaşa İstasyonu'na bırakarak, Anadolu ticaret yolunun varış noktası olmaktan çıkmıştır.

Üsküdar'ın Osmanlı dönemindeki önemli bir özelliği de her yıl Mekke ve Medine'ye gidecek hacı adaylarının oluşturduğu Surre-i Hümayun'un törenlerle buradan uğurlanmasıdır. Hacı adaylarını ve sultanın Mekke şerifine gönderdiği armağanları taşıyan develerin oluşturduğu uzun konvoyun yola çıkması öncesinde düzenlenen törenler, Üsküdar'a büyük bir canlılık getirmiştir. Dilimizde fırsatın kaçtığını ve artık yapılacak bir şey kalmadığını belirtmek için kullanılan "Atı alan Üsküdar'ı geçti" deyişinin de bu semtin, yolculukların başladığı bir nokta oluşundan kay-

Üne rue â Souîâri.



no. 130 gonsianfinople, Yüzyıl başından bir kartpostalda Üsküdar'da bir sokak.

TETTVArşivi

taş'a dolmuş motorları kalkar. İskelenin karşısı ise Üsküdar'dan kalkan halk ve belediye otobüslerinin terminali niteliğindedir. Burada yoğun bir trafik görülür.

Üsküdar Meydanı: Üsküdar semtinin batısında, İstanbul Boğazı'mn Marmara Denizi'ne açılmaya başladığı kesimde yer alan Üsküdar Meydanı, deniz seviyesinden yaklaşık l m yükseklikte, düz bir alandır. Denize doğru hafifçe bir burun oluşturmaktadır. Yalnız Üsküdar semtinin değil, Anadolu yakasındaki Boğaziçi yerleşmelerinin ve E-5 Karayolu bağlantılı tüm çevre yerleşmelerinin şehirle bağlantısını sağlayan önemli bir düğüm noktasıdır. Güneydoğudan gelen arter olan Hâkimiyeti-milliye Caddesi iskelelerin önünde meydana ulaşmakta, sonra Paşa Limanı Caddesi adını alarak kuzeye, Beykoz yönüne dönmektedir.

Günümüzde Üsküdar.

Bünyamin Çelebi

Meydan, bugün otobüs ve dolmuş duraklan, gazete ve yiyecek büfeleri ve işportacılarla günün her saatinde büyük bir kar-

ÜSKÜDAR AMERİKAN KIZ

346


347

ÜSKÜDAR İLÇESİ



Faaliyet Kollan

Erkek

Kadın

Toplam

Tarım dışı üretim faaliyetlerinde çalışanlar ve ulaştırma makineleri kullananlar

49.377

4.415

53.792

Hizmet işlerinde çalışanlar

12.007

1.783

13.790

Ticaret ve satış personeli

19.864

2.088

21.952

İdari personel ve benzeri çalışanlar

8.652

6.955

15.607

ilmi ve teknik elemanlar, serbest meslek sahipleri ve bunlarla ilgili diğer meslekler

10.817

5.916

16.733

Müteşebbisler, direktörler ve üst kademe yöneticileri

4.210

414

4.624

Tarım, hayvancılık, ormancılık, balıkçılık ve avcılık işlerinde çalışanlar

941

84

1.025

İşsiz olup iş arayanlar ve bilinmeyenler

7.418

2.018

9.436

Genel Toplam

113.286

23.673

136.959

Tablo n Üsküdar İlçe Merkezinde Çalışanların Faaliyet Kollarına Göre Dağılımı

Kaynak: 1990 Genel Nüfus Sayımı, "Nüfusun Sosyal ve Ekonomik Nitelikleri, ili 34-İstanbul", DiE, Ankara, Temmuz 1993

maşanın yaşandığı, kalabalık bir odaktır. Şehir hatları vapurlarının Üsküdar'la bağlantılı seferlerinin yılda yaklaşık 19.000.000 yolcu taşıması, yalnız çok yoğun bir yaya trafiği yaratmakla kalmamakta aynı zamanda motorlu araç trafiği için de bölgeyi -geleneğine uygun olarak- bir hareket noktası durumuna getirmektedir.

1930larda Hâkimiyetimilliye, daha sonra İskele Meydanı olarak anılan, son düzenlemeyle de Demokrasi Meydanı adı verilen alan, yoğun bir araç trafiğiyle kuşatılmış bir göbek, bir beton ada görünümündedir. Çok az yeşili ve kalitesiz beton kaplama taşlarıyla dikkati çeken meydanı, çok canlı ve yoğun bir ticaret bölgesi sarmaktadır. 1987'de açılan "istanbul Üsküdar Meydanı ve Çevresi Düzenlemesi Proje Ya-rışması"nda ödül alan proje uygulanma-mışsa da jürinin ön çalışmaları sırasında, bölge için istenen vaziyet planlarında sahil yolunun, Şemsi Paşa Külliyesi'nin deniz tarafı doldurularak geçirildiği görülünce, gerekli düzeltme yapılması sağlanarak yol kara tarafına alınmış ve ciddi bir hata önlenmiştir. Dolayısıyla, meydanı güzelleştirmeyi hâlâ sağlayamamış olan bu yarışmanın tek olumlu sonucu, dolaylı olarak Şemsi Paşa Külliyesi'ni kurtarmak olmuştur. Meydanın yakın çevresinde yer alan 10 kadar küçük mahallede, konut alanları yamaçlara doğru gelişmiştir. Ahşap sivil mimarlık örneklerinden çok azının günümüze özgün biçimiyle kalabildiğini ve 2. grup tarihi eser restorasyonu adıyla gerçekleştirilmiş uygulamalara çok seyrek rastlandığını belirtmek gerekir.

Bibi. Konyalı, Üsküdar Tarihi, II, 77; Mantran, İstanbul, II; D. Kuban, "İstanbul'un Tarihi Yapısı", Mimarlık, 5 (1970); S. Erginer, As-ya'nınKapısı Üsküdar, ist., 1966; Eyice, istanbul; M. Türkmen, "Kadıköy'den Üsküdar'a", istanbul, S. 5 (Nisan 1993); Kömürciyan, istanbul Tarihi; Üsküdar Meydanı Kentsel Tasanın Proje Yanşması-Şartname ve Analitik Etütler, İst., 1987.

DENİZ MAZLUM



ÜSKÜDAR AMERİKAN KIZ LİSESİ

Üsküdar İlçesi'nde Bağlarbaşı'nda, Sela-mi Ali Mahallesi'nde, Vakıf Sokağı'ndadır.

1873'te Laura Farnham adlı bir Amerikalı öğretmenin girişimleri sonucunda, Amerikan Board Heyeti tarafından İzmit-Gölcük yakınlarındaki Bahçecik'te yatılı bir kız okulu olarak kurulmuştur. 1885'te Adapazarı'na taşınan okula resmi açılış izni 1892'de verilmiştir. Okul 1921'de Üsküdar'daki bugünkü yerine taşınmış, kurumun adı Üsküdar Amerikan Kız Lisesi olmuştur. Lozan Antlaşması ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu'ndan sonra da Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı özel bir lise olarak eğitim hizmetine devanı edegelmiştir. 1990'da okula erkek öğrencilerin de alınması üzerine adı Üsküdar Amerikan Lisesi olarak değiştirilmiştir.

18.744 mr'lik okul arsasının, 15.000 m"si bahçe alanı, 3.744 m2'si yerleşim alanı olarak kullanılmaktadır. 21 sınıf, 6 seçmeli ders sınıfı, l müzik odası, l resim atölyesi, 75 kişilik mütalaa salonu, 200 ki-

şilik yemek salonu, 450 kişilik tiyatro salonu, çay salonu, 17.751 kitaba sahip 650 m2'lik kütüphane, 70 kişilik konferans salonu ve içinde aletli jimnastik odası, duş-luklar, öğretmen ofisleri bulunan, tenis, basketbol, hentbol, voleybol oynanabilecek 600 m2'lik spor salonuna sahip olan okulda yabancı dille eğitim yapılmaktadır. Öğretim karma olup gündüzlü ve tek tedrisatlıdır. Bunlara ek olarak, orta ve lise müfredatındaki tüm deneyleri gerçekleştirecek kapasitede fizik, kimya, biyoloji, orta fen bilgisi laboratuvarları ile bilgisayar odası da yeni inşa edilen Morgan Hail fen binasındadır.

1994-1995 öğretim yılında okulda 458'i kız, 258'i erkek olmak üzere 716 öğrenci öğrenim görmektedir. Amerikalı müdürün yanında Türk müdür (ya da müdür başyardımcısı) ile 31'i Türk, 27'si yabancı öğretmen görev yapmaktadır. Kuruluşundan bugüne kadar okuldan 3.095 öğrenci mezun olmuştur.

Günümüze kadar uzun süreli görev yapmış Amerikalı müdürler 1956-1975 arasında Helen Morgan ile 1975-1993 arasında Martha Millet'tir. Türk müdürler ise 1946-1975 arasında Semiha Malatyalıoğlu, 1975-1993 arasında Esin Hoyi'dir. 1993'ten bu yana da Türk müdür olarak 27 yıldır bu okulda öğretmen ve idareci olarak çalışan Tülin Büyükalkan görev yapmaktadır.

AHMET MÜLAYİM




Dostları ilə paylaş:
1   ...   81   82   83   84   85   86   87   88   ...   140


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə