I d I n I a V a 3IV1ho nin

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 8.6 Mb.
səhifə83/140
tarix30.12.2018
ölçüsü8.6 Mb.
1   ...   79   80   81   82   83   84   85   86   ...   140

ÜMMÎ SİNAN TEKKESİ

Eyüp İlçesi'nde, Düğmeciler Mahalle-si'nde, Ümmi Sinan Sokağı'nda yer almaktadır.

Sinanîliğin(-0 piri Şeyh İbrahim Üm-mî Sinan'ın (ö. 1568) kabrini barındıran ve bu yüzden söz konusu tarikat kolunun "pir makamı" olarak kabul edilen bu tekke 16. yy'm ortalarında Ümmî Sinan'ın halifelerinden Nasuh Dede tarafından kurulmuştur. Mimari programı ve tasarımı hakkında hemen hiçbir şey bilinmeyen ilk tekke yapısı muhtelemelen küçük bir zaviye niteliğinde olup kagir duvarlı, çatılı bir tev-hidhane ile buna bağlı bazı müştemilattan ve bir çeşmeden ibaretti. Ümmî Sinan'ın vefatını müteakip tevhidhanenin mihrap duvarının önüne bir türbe inşa edilmiş, zamanla türbenin güney ve batı yönlerinde küçük bir hazire oluşmuştur.

II. Mahmud tarafından, büyük bir ihtimalle 1826-1839 arasında, tevhidhane-tür-be binası, temelleri korunmak kaydıyla yenilenmiş, aynca tevhidhanenin doğu yönüne, bağımsız girişi olan küçük bir hünkâr dairesi ve mahfili ilave edilmiştir. II. Abdül-hamid ile tekkeye mensup bulunan bazı ricalin yardımlarıyla bütün binalar 19. yy'm son çeyreğinde esaslı bir onarıma tabi tutulmuş, bu arada harem ve selamlık bölümleri yeni baştan inşa edilmiştir. Tekkelerin kapatılmasından (1925) sonra harem ve selamlık bölümleri son postnişinle-rinden Şeyh Yahya Galip Efendi'nin (Kargı) (ö.1942) ailesi tarafından ikametgâh olarak kullanılmış, günümüzde de aynı ailenin tasarrufunda bulunun tekke bu sayede harap olmaktan kurtulmuştur. Son olarak 1980'de bazı hayır sahipleri tarafından eski biçimine uygun olarak onartılan tev-hidhane-türbe, özgün ayrıntılarıyla bir müze gibi korunmakta, selamlıkta tasavvuf musikisi çalışmaları yapılmaktadır.

Yakın bir tarihe kadar bostanlar ve bahçeli ahşap evlerle çevrili olan tekke arsası doğuda Ümmî Sinan Sokağı, diğer yönlerde komşu parsellerle sınırlıdır. Kuzey sınırını Oluklubayır'a yaslanan bir istinat duvarı teşkil etmektedir. Cümle kapısı, doğuda Ümmi Sinan Sokağı'mn sonunda yer almakta, karşısında da çeşme görülmektedir. Kapının güneyinde harem, tevhidhane ve türbe bölümlerini banndı-

ran esas bina bulunur. Halen mevcut olmayan hünkâr kasrının, sokağın doğu yakasında bulunduğu ve üstü camekânlı ya da pencereli bir köprü ile tevhidhanenin doğu kesiminde, üst katta yer alan hünkâr mahfiline bağlandığı bilinmektedir. Arsanın güneybatı köşesinde bağımsız selamlık binası yer alır. Arsanın hazire dışında kalan kısmı, asırlık ağaçların gölgelediği bir bahçe, güneydeki bir bölümü de bostan olarak değerlendirilmiştir.

Cümle kapısı ile çeşme, tekkenin, ilk inşa edildiği devirden günümüze gelebilmiş öğelerdir. Tekkenin ilk yapısında çeşmenin tevhidhanenin sokağa bakan doğu duvarı üzerinde, tuğladan sağır bir sivri kemerin içinde yer aldığı, II. Mahmud'un yemleme ameliyesi sırasında, muhtemelen Oluklubayır'dan inen alüvyonlarla sokağın kotu yükselmiş olduğundan, buradan sökülerek şimdi bulunduğu yere monte edilmiş olduğu tespit edilmektedir. Kitabesiz olan her iki yapı da kesme küfeki taşından örülmüştür. Cümle kapısı kaval silmeli dikdörtgen bir çerçeve içinde yer alan basık bir kemere sahiptir. Ufak boyutlu çeşmede de kaval silmelerin teşkil ettiği bir çerçeve içinde, kilit taşı "mühr-i Süleyman" kabartması ile süslü bir sivri kemer görülmektedir. Aynataşında da bir kırık kaş kemer ve bunun içinde çok basit, iç içe iki daireden oluşan bir kabara vardır.

Tevhidhane, türbe, harem ve mutfağı barındıran esas binanın boyutları dışarıdan 19x25 m'dir. Değişik malzeme ve inşaat özelliklerine sahip, farklı dönemlerde yapılmış üç ana bölümden oluşmaktadır. Kuzeyde yer alan, batı yönünde kitleden dışarıya taşan iki katlı ahşap kanat, giriş taşlığını, haremi ve mutfağı barındırmaktadır. Bunun güneyinde bulunan ve yapı grubunun çekirdeğini oluşturan tevhidhane 12x11,5 m boyutlarındadır. Güney ve doğu yönünde 85 cm kalınlığındaki kagir duvarların alt kesitlerinde ilk inşa döneminden kalma almaşık örgü, sokak üzerindeki doğu cephesinin sıvandığı son restorasyona kadar görülebiliyordu. Harem ile ortak olan kuzey duvarı ile batı duvarı ise ahşaptır. En güneyde yer alan, kagir duvarlı türbe kısmı ise 10x7,25 m boyutlarındadır. Bu üç ana bölüm, arazinin eğimine uyularak farklı kotlarda inşa edilmiş ve kırma çatılarla örtülmüştür.

Yapının esas girişi kuzey yönünde bahçeye açılmakta, buradan dikdörtgen planlı ve zemini iki kademeye ayrılmış olan bir dikdörtgen taşlığa girilmektedir. Taşlığın güneyinde tevhidhanenin kapısı, batı yönünde hareme açılan ve şeyh efendi için harem-tevhidhane bağlantısını sağlayan bir kapı ile pencere, doğu yönünde de "paşa odası" tabir edilen mekâna ait yine bir kapı ile pencere açılmıştır. Yan taraftaki bu kapılara ikişer basamakla çıkılmakta ve pencerelerin önlerinde "paş-maklara" (pabuçlara) mahsus ahşap raflar bulunmaktadır.

Kareye yakın dikdörtgen planlı (10,75x 10,25 m) tevhidhanenin Ümmi Sinan Sokağı üzerindeki doğu duvarında iki pencere bulunmaktadır. Bunların içleri şevli olup,

altlarında sağır basık kemerler yer alır. Türbe ile ortak olan güney duvarının doğu köşesindeki kapıdan sekiz basamakla türbeye inilir. Bu duvarın ortasında yarım daire planlı mihrap hücresi, bunun üzerinde, sakal-ı şerifin muhafaza edildiği, üçgen alınlıklı küçük bir ahşap dolap bulunmaktadır. Mihrabın sağında ve solunda türbeye bakan birer pencere, ayrıca bu güney duvarının türbeden ileriye taşan batı ucunda da bir pencere açılmış, batı duvarı ise hazireye bakan üç pencere ile donatılmıştır.

Tevhidhanede ayinlere ayrılmış olan alan 7,5x6,5 m boyutlarındadır. Bu alan kuzey, batı ve doğu yönlerinde erkek seyircilere mahsus mahfiller ile çevrilmiştir. Zeminleri bir seki ile yükseltilmiş olan mahfillerin sınır çizgisinde, üst kattaki kadınlar mahfilini taşıyan sekiz adet, sekizgen kesitli ahşap sütun sıralanmaktadır. Sütunların üst hizalarında, yanlarda küçük ahşap konsollar görülür. Aralarında da basit profilli ahşap korkuluklar bulunmaktadır. Mahfillerin güneybatı köşesinde mevlitlerde vb toplantılarda kullanılan bir kürsü yer alır.

Kadınlar mahfili, ikisi güneye, biri batıya açılan üç adet pencereye sahiptir. Kuzey kanadının ortasında, iki sütun arasında kalan kısmı yarım daire planlı bir çıkma yapmaktadır. Sütunların arası, zeminden tavana kadar ahşap kafesler ile kapatılmıştır. Mahfillerin kuzey kanadı, sütunların hizasında kafesler ile bölünerek, bağımsız girişleri olan üç bölüme ayrılmış, bu arada doğu kanadı da kafesli bir bölme ile sınırlandırılmıştır. Bu mahfilde batı kanadının tekkenin sakinlerinden ve mensuplarından olan kadınlara, kuzey kanadındaki bölmelerin ve özellikle çıkma yapan orta bölmenin hatırlı kadın misafirlere, doğu kesiminin ise dışarıdan gelen kadınlara ayrıldığı tahmin edilebilir. II. Mahmud döneminde eklenen hünkâr mahfili ile buna bağımlı hünkâr dairesi günümüze ulaşmamıştır.

Türbe 8,25x6,25 m'lik hafif yamuk planlı bir iç alana sahiptir. Aslında ahşap olan tavanı son restorasyonda betona tahvil edilmiştir. Kuzey duvarında tevhidhaneye açılan kapı ile iki pencereden başka ikisi batı, üçü güney, biri de doğu yönüne ba-



Ümmî Sinan Tekkesi, Eyüp

Ertan Uca, 1994/ TETTV Arşivi



kan altı adet pencere daha vardır. Dışarıdan dikdörtgen açıklıklı sövelerle çevrili olan bu pencereler, içeriden sepet kulpu kemerlerle donatılmıştır. Ümmi Sinan So-kağı'na bakan doğu penceresi bir niyaz penceresi niteliğinde olup, diğerlerinden farklı bir görünüme sahiptir. Dışarıdan çift kademeli mermer pilastrlarla kuşatılmış, sepet kulpu biçiminde kemerlerle donatılmıştır. Niyaz penceresinin üstünde, halen mevcut olmayan bir levhada şu beytin yazılı olduğu bilinmektedir: Mürid-i râh~ı Hakka kıblegâh-ı âşıkândır bu / Edeple gir gözün aç türbe-i Ümmî Sınandır bu.

Türbede ikisi Nasuh Dede ile Ümmî Sinan'a ait, toplam on iki ahşap sanduka yer alır. Pirin sandukası diğerlerinden daha büyük olup üstü yarım silindir şeklindedir. Sandukayı kuşatan, dekupaj tekniği ile yapılmış, ampir üslubunda ahşap parmaklığın köşelerine, minyatür boyutlarda Sinarit taçları kondurulmuştur.

Bu binada ilginç süsleme öğelerinin başında ana giriş kapısının saçağında ve tevhidhane tavanının ortasında yer alan tavan göbekleri gelmektedir. Birincisi ufak, diğeri nispeten büyük olan bu göbeklerde, Si-nanî tacının tepeliğinden çıkan güneş ışınları tasvir edilmiştir. Geç devir tekkelerinde görülen, tarikat sembollerinin mimari süslemede kullanma eğilimi ile II. Mahmud döneminin ampir üslubuna bağlanan bu öğelerin üçüncü bir benzeri de türbe tavanında yer almaktaydı. Duvarlarda herhangi bir bezeme bulunmamaktadır. Ancak son tamirat sırasında mihrap hücresinde II. Mahmud dönemindeki yenilemeye ait olduğu anlaşılan ampir üslubunda kalem işi bezemeler ortaya çıkmıştır. Oldukça pastel renklerle, kavsara kısmına perde kıvrımları, hücrenin çevresinde küçük yapraklardan oluşan bir kuşak, ortaya da kandil motifi resmedilmiştir.

Giriş taşlığının batısında yer alan harem bölümü, tevhidhaneye bitişik bağımsız bir mesken gibi tasarlanmıştır. Batı cephesinde, bahçeye açılan bir kapıyla donatılan haremin zemin katında, birbiriyle bağlantılı iki oda ile mutfak, üst katında ise,

ÜMMÎ SİNAN TEKKESİ

338


339

ÜMRANİYE CAMÜ

Taşlığın doğusundaki paşa odası, II. Ab-dülhamid dönemi ricalinden, tekkeye mensup olan bir paşanın buraya geldiği zamanlar dinlendiği ve şeyh efendi ile sohbet ettiği mekândır. Bağımsız bir ahşap mesken niteliğinde olan selamlık binası, kıble doğrultusunda gelişen iki katlı bir kanat ile buna dik açı ile birleşen, büyük boyutlu şeyh odasından meydana gelir.



Bibi. Çetin, Tekkeler, 587; Âsitâne, 13; Mü-nib, Mecmua-i Tekâyâ, 11; IhsaiyatlI, 22; Os-manh Müellifleri, I, 213-214; S. Eraydın, Tasavvuf ve Tarikatlar, İst., 1981, s. 249-250; R. Serin, İslâm Tasavvufunda Halvetilik ve Hal-vetiler, İst., 1984, s. 164-166; M. B. Tanınan, "Settings for the Veneration of Saints", The Dervish Lodge-Architecture, Art and Sufism in Ottoman Turkey, Berkeley, 1992, s. 149-151; ay, "Relations entre leş semahane et leş türbe dans leş tekke d'Istanbul", Arş Turcica-Ak-ten deş VI. Intemationalen Kongressesfür Tür-kischeKunst, Münih, 1987, 316; Haskan, Eyüp Tarihi, I, 143-144, 292-293; M. Özdamar, Der-saadet Dergâhtan, ist., 1994, s. 35.

M. BAHA TANMAN



ÜMMÎ SİNAN TEKKESİ

Fatih Ilçesi'nde, Topkapı-Şehrenıini arasında, Arpa Emini Mahallesi'nde, Kürkçü Bostanı Sokağı üzerinde yer almaktaydı.

Halvetîliğin istanbul'da kurulan kollarından Sinanîliğin(->) âsitanesi olan bu tekke 958/1551'de Sinanî piri Şeyh İbrahim Ümmî Sinan (ö. 1568) tarafından inşa ettirilmiştir. Yakın bir tarihe kadar Vakıflar Türk İnşaat ve Sanat Eserleri Müzesi olarak kullanılan Amcazade Hüseyin Paşa Medre-sesi'ne taşınmış bulunan bir kitabede 1320/1902'de Kadirî tarikatından el-Hac Ahmed Süreyya Bey'in eşi Hatice Atiye-tullah Hanım tarafından ihya edildiği belirtilmektedir. Istifli sülüsle yazılmış olan kitabenin üzerinde "Yâ Hazret-i Ümmî Sinan kaddese sırrahü'l-Mennân" ibaresi ile bunun yanlarında, sehpa üzerinde birer Sinanî tacı kabartması, üç satır halinde düzenlenmiş olan mensur kitabe metninin yanlarında da servi kabartmaları bulunmaktadır. Cumhuriyet döneminde, haziresi dışında tamamen tarihe karışmış olan tekkeden artakalan yegâne mimari öğe bu kitabedir. Tekke arsası ile Kürkçü Bostanı Sokağı'mn sınırında uzanan çevre duvarı son yıllarda bütünüyle yenilenmiş, hazireden geriye kalan alan gecekondularca işgal edilmiştir.

Ümmî Sinan'dan sonra, damadı ve halifesi olan Halepli Arap Şeyh Şerif Mehmed Efendi (ö. 1614) ile torunu (kızının oğlu) Şeyh Cedid Hasan Efendi (ö. 1677) tekkenin postuna geçmişlerdir. "Ümmîsinanza-de" olarak tanınan Cedid Hasan Efendi, yakındaki diğer bir Sinanî kuruluşu olan Pazar Tekkesi'nin(-t) ilk postnişini olan Ümmî Sinan'ın bir başka damadı ve halifesi Harirî Şeyh Mehmed Efendi'nin (ö. 1640) vefatı üzerine bu tekkenin de meşihatını üstlenmiştir. İstanbul tekke musikisinin büyük ustalarından olan Cedid Hasan Efendi aynı zamanda Divan-ı ilahiyat sahibi bir tasavvuf şairi ve Mecâlis-i Sinaniye, Künû-zü 'l-Hakâyıkfî Rumuzu 'l-Dakâyık, Fezâ-ilü'l-Şubûrgibi eserlerin de müellifidir.

Aynı mahallede yer alan Ümmî Sinan

Tekkesi ile Pazar Tekkesi'nin meşihatı 18. yy'ın sonlarına kadar Ümmîsinanzade ailesine mensup şeyhler tarafından yürütülmüş. Cedid Hasan Efendi'den sonra oğlu Şeyh Hüseyin Hüsameddin Efendi (ö. 1734), H. Hüsameddin Efendi'nin oğlu Şeyh Mustafa Efendi (ö. 1766), Mustafa Efendi'nin oğlu Şeyh Hasan Efendi (ö. 1795) sırayla her iki tekkenin postuna geçmişlerdir. Hasan Efendi'den sonra Ümmî Sinan Tekkesi'nin postuna Nizamî Şeyh Mustafa Efendi (ö. 1799) ile Gülşenîliğe(->) bağlı Şeyh el-Hac Ali Efendi (ö. 1804), daha sonra da Şeyh Mustafa Zekaî Efendi (ö. 1812) oturmuştur. Şeyh el-Hac Hasan Simavî'nin halifesi olan Üsküdarlı Mustafa Zekaî Efendi'nin Sinanîliğin yamsıra Halvetîliğin Şabanî koluna da bağlı olduğu tespit edilmektedir. Sonuçta Şeyh el-Hac Ali Efendi'nin kısa süren meşihatı (1799-1804) müddetince Gülşenîliğe bağlanan Ümmî Sinan Tekkesi 1804'ten itibaren tekrar Halvetîliğe intikal ederek bir Sinanî-Şa-banî tekkesi olarak 1925'e kadar faaliyetini sürdürmüştür. Bu dönemde "Zekaî Tekkesi" ve "Zekaîzade Tekkesi" olarak anılmaya başlayan Ümmî Sinan Tekkesi'nin meşihatı M. Zekaî Efendi'nin neslinden gelen ve "Zekaîzadeler" olarak tanınan şeyh ailesinin denetiminde kalmıştır. M. Zekaî Efendi'yi oğlu Şeyh Hasan Aziz Efendi (ö. 1837) izlemiş, daha sonra H. Aziz Efendi'nin oğlu Mustafa Zekaî Efendi (ö. 1867), M. Zekaî Efendi'nin oğlu İbrahim Şükrullah Efendi (ö. 1895) şeyh olmuştur. Ayin gününden ötürü "Cuma Tekkesi" olarak da anılan bu kuruluşta 2 erkek ile 3 kadının ikamet ettiği Dahiliye Neza-reti'nin R. 1301/1885-86 tarihli istatistik cetvelinde belirtilmektedir.

Ümmî Sinan Tekkesi, Cumhuriyet döneminde, faaliyeti kesintiye uğradıktan ve ortadan kalktıktan sonra, 1950'lerden itibaren ilginç bir dini folklor tezahürünün odağı haline gelmiştir. Ramazan ayının ilk iftarında, çeşitli niyetlerinin gerçekleşmesi için adak adayan şahıslar iftar saati yaklaşırken tekkenin haziresinde, "Oruç Baba" adını verdikleri Şeyh Mustafa Zekaî Efendi'nin kabrinin çevresinde toplanmakta, akşam ezanının okunmasıyla birbirlerine zeytin, hurma, su, simit vb şeyler ikram ederek iftar etmektedir. Çoğunluğunu kadınların teşkil ettiği bu kalabalık her geçen yıl biraz daha artmakta, son senelerde Kürkçü Bostanı Sokağı'ndan taşarak çevredeki birçok sokağı hıncahınç doldurmaktadır.



Bibi. Aynur, Saliha Sultan, 39, no. 201; Âsitâne, 3; Osman Bey, Mecmua-i Cevâmi, I, 32-33, no. 48, 46-47, no. 65; Münib, Mecmua-i Tekâyâ, 4; IhsaiyatlI, 22; Zâkir, Mecmua-i Tekâyâ, 37; Fatih Camileri, 221, 330; M. Özdamar, Dersaadet Dergâhtan, İst., 1994, s. 120.

M. BAHA TANMAN

ÜMMÜ KENAN TEKKESİ

Fatih Ilçesi'nde. Fatih Muhtesip İskender Mahallesi'nde, Kırtay Sokağı'ndadır. Altay Dergâhı olarak da bilinir. "Altay" ismini sokağın başındaki Altay Camii'nden almıştır. Kurucusu Kenan Rıfaî (Büyükaksoy)



Ümmü Kenan Tekkesi

Fatih Camileri

1807'de Selanik'te doğmuş ve 7 Temmuz 1950'de İstanbul'da vefat etmiştir. Devrin entelektüel Rıfaî şeylerindendir. Mekteb-i Sultani'yi (Galatasaray Lisesi) bitirmiş ve hocalık mesleğini seçerek, Nümune-i Terakki, Medine İdadi-i Hamidi, Darüşşafa-ka gibi okullarda Fransızca hocalığı, müdürlük ve müfettişlikler yapmıştır. Mürşidi Filibeli Ethem Efendi'dir. Medine'de iken Rıfaî şeyhlerinden Hamza Rıfaî'den şeyhlik icazeti almıştır. Dergâhı İstanbul'daki diğer emsallerine göre daha çok aydın kişilerin devam ettiği bir yer olarak şöhret bulmuştur.

Ümmü Kenan Tekkesi 1909'da kurulmuş ve 1925'te tekke ve zaviyelerin kapatılmasına dair kanunla faaliyetine son vermiştir. Dergâhın ayin günleri çarşamba olarak belirlenmişti ve Mesnevi derslerinden sonra ayin icra edilirdi. Ayrıca ramazan, kandiller, kadir gecesi, dini bayram, muharrem ve aşure günleri ihya edilir ve ayinlerde "burhan" gösterilirdi. Kapanmasıyla birlikte binada mesken olarak kullanılacak şekilde değişiklik yapılmış ve içinde Kenan Rıfaî'nin soyundan aileler oturmuştur. Bina sokak üzerinde bulunan ve yine kurucusunun ve ailesinin ikametgâhı olarak kullanılan ahşap konağın bahçe tarafında üç katlı ahşap bir yapıdır.

Binanın önündeki küçük bahçeye yandaki konağın hayatından girilmektedir. Evvelce bu bahçeye şimdi örülü olan ve Kırtay Sokağı'na açılan bir bahçe kapısından girilmekteydi. Binanın inşa tarihi bilinmemekte, fakat kurucusu tarafından satın alındığına göre 1909'dan önce mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Yandaki ahşap konak da 1920'li yıllarda yıkılarak bugünkü şekliyle tekrar yapılmıştır. Dergâhın ana giriş kapısı bahçeden l m kadar yüksekte ve camekânlı bir sundurma ile korunmuştur. Giriş kapısının solunda, dışarıda Kenan Rı-

faî'nin annesi Hatice Cenan Hanım'ın makam kabri bulunmaktadır. Bina 10,60x18,70 m büyüklüğündedir. Bodrum katı normal kat gibi toprak üstünde ve tuğla cephelidir. Diğer katlar ahşap iskelet ve kaplamadır. İçeride bağdadi olup sıvanmıştır.

Girişte binayı ikiye bölen hayatın sol tarafında iki oda, sağında semahanenin bodrumu bulunmaktadır. Semahane döşemesi dört büyük tuğla ayağa oturmaktadır. Hayatın sonunda binanın ama merdiveni ile üst katlara çıkılmaktadır. Dergâhlar kapatıldıktan sonra tanzim edilerek daire haline getirilen semahane katındaki sofanın bir tarafında iki oda vardır. Semahane iki kat yüksekliğindedir ve on ahşap direk üzerinde "U" şeklinde bir mahfili vardır. İç ölçüleri 10,25x10,25 m'dir. Ortada ahşap direklerin taşıdığı basık bir kubbe vardır. Tezyinat olarak kubbe göbeğinde ve köşelerde sekiz köşeli çıta ile yapılmış yıldızlar bulunmaktadır. Mihrabın bulunduğu duvarda altlı üstlü ikişer geniş pencere mevcuttur. Evvelce dışarıya taşmış olan mihrap kapatılarak diğerlerinden daha küçük bir pencere haline getirilmiştir. Mahfilin konak tarafındaki birleştiği köşeden ve ortasından konağa geçitler yapılmıştır. Oltadaki geçit döner yuvarlak bir merdivenle konağa bağlanmıştır. Semahane iki kat yüksekliğinde olduğundan üst katta da aşağıda olduğu gibi bir sofa ve iki oda vardır. Üst katta sofa dışarı doğru bir çıkma yaparak bir oda halini almıştır. Binada bugün için başka bir tezyinat ve önemli bir unsur bulunmamaktadır.



Bibi. S. Ayverdi-N. Araz-S. Erol-S. Huri, Kenan Rıfaî ve Yirminci Asnn Işığında Müslümanlık, İst., 1983.

İ. AYDIN YÜKSEL



ÜMMÜGÜLSÜM ÇEŞMESİ

Üsküdar İlçesi'nde, Çavuşderesi Caddesi ile Tekke Arkası Sokağı'mn köşesinde yer almaktadır. Daha önce caddenin karşısında bulunmakta iken, yol yapımı esnasında şimdiki yerine taşınmıştır.

1233/1817 tarihli çeşmenin banisi, yeniçeri ağalığı ve vezirlik görevlerinde bulunduktan sonra serdar olan İbrahim Hilmi Paşa'nın annesi Ümmügülsüm Hanım'dır.

Üç cepheli bir meydan çeşmesidir, ön

cephesinin köşeleri yumuşatılarak çokgen plan oluşturulmuştur. Kesme taştan yapılmış su haznesinin ön yüzüne üç cepheli, mermerle kaplı çeşme nişleri yerleştirilmiş, süslemeler özellikle ortadaki cephede yoğunlaşmıştır. Profilli niş içine alınan ay-nataşının ortasında oval bir çelenk motifi yer almaktadır. Oval çelenk, üstte deniz kabuğu şeklinde kabartma akant yaprak-larıyla hareketlendirilmiştir. Bu motifin hemen üzerindeki levhada, istifti celi sülüs ile bir ayet (Kuran, 76/6) yazılıdır.

İki yanda yuvarlak pilastrlar ile taşınan aynataşının üstündeki korniş, tepelik kısmını ayırır. Tepelik kısmının ortasında, II. Mahmud dönemi çeşmelerinde sıkça görülen, minik yaprakların çevrelediği, oval bir madalyon yer alır. Madalyonun içinde, muhtemelen II. Mahmud'un tuğrası varken, daha sonra kazınarak yeri boş bırakılmıştır. Bunun da iki tarafında yüksek kabartma akant yaprakları aşağıya sarkmaktadır. Akant yaprakları arasında iki kolon halinde, altı mısralık, nestalik hattıyla yazılmış kitabe levhası bulunmaktadır.



Bibi. Tanışık, istanbul Çeşmeleri, II, 412; Konyalı, Üsküdar Tarihi, II, 177; Çeçen, Üsküdar, 149; A. Egemen, istanbul'un Çeşme ve Sebilleri, ist., 1993, s. 805; M. Şimşek, "Batılılaşma Sürecinde istanbul'da II. Mahmud Dönemi İmar Faaliyetleri", (Mimar Sinan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, yayımlanmamış doktora tezi), 1993, c. I, s. 418-419.

DOĞAN YAVAŞ



ÜMRANİYE CAMİİ

Ümraniye İlçesi'nde, Ümraniye çarşısı içinde, Alemdağ Caddesi üzerinde bulunmaktadır.

1315/1897'de II. Abdülhamid'in (hd 1876-1909) valide başağaası olan Cevher Ağa tarafından yaptırılmıştır. Cevher Ağa 1277/1860'ta musahib, 1291/1876'da haznedar, 1293/1878'de ise darüssaade ağası olmuştur. Cami 1339/1920'de VI. Mehmed' in (hd 1918-1922) cariyelerinden Cenâni-yar Hanım tarafından tamir ettirilmiştir. Binanın büyük bir kısmı içten ve dıştan yenilenmiştir. Caminin asıl binası kare planlı ve mihrabının önü piramidal bir kubbe ile örtülüdür. Bu asıl mekânın sağ ve sol tarafına, 1990'da kubbeli ince uzun mekânlar eklenmiştir. Caminin kuzey cephe-

Ümmügülsüm Çeşmesi

Sadat Hasanoğtu, 1994

sine bitişik durumdaki mektep binası da camiye dahil edilerek oldukça geniş bir ibadet mekânı elde edilmiştir.

Caminin caddeye bakan kuzey cephesi "U" şeklinde bir form göstermektedir. Bu cepheden silindirik iki sütunla belirlenmiş bir açıklık ile cami önündeki küçük taşlığa geçilmektedir. İki katlı mektep binasının sağ ve sol kanadında bulunan iki kapı ile de camiye girilmektedir. Bu cephenin ortasında duvara gömülü durumda, gövdesi yivli ve kompozit başlıklı iki tane duvar payesi yer almaktadır. Payeler arasında bir sıra palmet ve çiçekler ile çevrili, oval bir çerçeve ve bunun ortasında bir yıldız motifi görülmektedir. Payelerin üzerindeki yarım daire formlu alınlığın içinde, satır araları cetvelli, 7 satırlık mermer bir kitabe bulunmaktadır. Bu, eski Valide Mekteb-i Rüştiye-i Askeriye'nin kitabesidir. Üzerinde 1315/1897-98 tarihli, II. Abdülhamid'in "el-Gazi" unvanı olan bir tuğrası yer almaktadır. Tuğranın etrafında, içinde kıvrık dallı yapraklar ve çiçekler bulunan bereket boynuzlan ve kenger yaprakları görülmektedir. Payelerin her iki yanında sivri kemerli birer ince uzun pencere bulunmaktadır. Bu pencereler üzerinde ise etrafı yumurta frizi ile çevrili birer tane oval pencere yer alır. Yapının duvarları, araları sıvalı kaba taş bloklar ile inşa edilmiştir.

Cami şimdiki haliyle dikdörtgen planlı geniş bir harim kısmına sahiptir. İki yan cephesinden, doğrudan harime açılan çift kanatlı ahşap kapılara sahiptir. Mihrap duvarının iç yüzeyi tamamen son dönem çinileri ile kaplanmıştır. Bunlar lacivert, yeşil, açık mavi, kırmızı renklerin hâkim olduğu stilize bitkisel motiflerden oluşmaktadır. Mihrap nişinin alt kısmında vazodan çıkan karanfiller, laleler göze çarpmaktadır. Üst kısımda ise hançer yaprakları, stilize hercai menekşelerden oluşmuş bitkisel motifli bir düzenleme görülmektedir. Mihrabın iki yanında ince sütunlar, bunların üst kısmında ise birer kum saati bulunmaktadır. Bir sıra palmet ile taçlandırılan mihrabın etrafında birer yazı panosu yer almaktadır. Çin bulutları ile oluşturulan bordur, mihrabın çevresini kuşatmaktadır. Mihbarın iki yanında, duvarın üst seviyesinde, sivri kemerli, ince uzun pencereler bulunmaktadır. Mihrabın üst kısmındaki yuvarlak formlu bir pencere içinde "Allah" yazılı, çok sade çiçekli süslemelere sahip bir vitray yer almaktadır. Bunu iki yanında "Allah" ve "Muhammed" yazılı, kare şeklinde çini panolar bulunmaktadır. Ahşap minber ve vaaz kürsüsü özenli bir ahşap işçiliği göstermektedir. Bunlar geometrik bir düzenlemeye sahip, sarmal şekilli işlemelerden oluşmuştur. Minber kapısı çok kollu bir yıldız ile taç-landırılmıştır. Aynalık kısmında iç içe geçmiş üçgenler görülmektedir. Minber külahı basık piramidal şekillidir, köşk kısmı ise dört kısa ahşap direkle oluşturulmuştur. Aynı geometrik düzenleme ve kaliteli işçilik vaaz kürsüsünde de görülmektedir. Mihrap önü kubbesinden oldukça büyük bir avize sarkmaktadır.



Dostları ilə paylaş:
1   ...   79   80   81   82   83   84   85   86   ...   140
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə