I d I n I a V a V x h o n I n < I j V a h I x V l a I o I l n V v h fi X l Q

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 7.77 Mb.
səhifə133/139
tarix27.12.2018
ölçüsü7.77 Mb.
1   ...   129   130   131   132   133   134   135   136   ...   139

HAMAMLAR

540


541

HAMAMLAR

B tipi hamam planı: Ayasofya Haseki Hamamı.



Ali Saim Ülgen

D tipi hamam planı: Haseki Hamamı (solda) ve E tipi hamam planı: ibrahim Paşa Hamamı. Planlar Glück, Büdet'den yararlanılarak çizilmiştir.

bul'un en büyük hamamlarından Çukur Hamam hiçbir iz kalmamacasına kaybolmuştur. Ancak Çukur Hamam'in plan ve kesiti kalmış ve P. Gilles(-0 tarafından 16. yy'da uzunca bir tasviri yapılmıştır. Şehrin en büyük hamamlarından biri olduğu söylenen ve 1832'ye doğru Bizans eseri zannedilerek planı ve kesiti çizilen bu çifte hamamın tamamen bir Osmanlı e-seri olduğu çizimlerinden anlaşılmaktadır.

Vaktiyle Gurlitt tarafından, sarih yeri ve adı verilmeksizin, sadece Bozdoğan Kemeri civarında kaydı ile neşredilen bir hamam planının Büyük Koğacılar veya daha yakın bir ihtimal ile Küçük Koğacılar Hamamı'na ait olması muhtemeldir. Bugün hiçbir izi olmayan bu tek hamamın sıcaklık kısmında, kaplıcalarda olduğu gibi, Roma mimarisindeki hücre düzeni uygulanmıştı. Bizans dönemine ait yapı ka-

Tahtakale Hamamı'nın planı. (C tipine örnek olarak planın üst yarısında görülen kadınlar kısmı söz konusu edilmektedir.) Glück, Bâdefden yararlanılarak çizilmiştir.

imalarından yararlanılarak yapıldığı bilinen tek hamam, Yeni Cami yakınında, Bahçekapı'da bulunan Yıldız Dede Hama-mı'dır. Aslında bir kilise iken, Yıldız Dede tarafından hamam haline getirilmiş, sonra burada kurucusunun adı ile bir de tekke kurulmuştur. Kadın ve erkek kısımları sıcaklıklarında plan bakımından bazı alışılmadık yönleri bulunması ve özellikle de erkekler kısmı sıcaklığının haç biçimindeki şekli nedeniyle şüphe uyandıran bir hamam da Küçük Ayasofya yakınında, 909/1503-04'te, Kapı Ağası Hüseyin Ağa tarafından yaptırılan Çardaklı Hamam'dır. Türk sanat tarihi bakımından değerli başlıca hamamlar olarak, şu örnekleri vermek mümkündür. Bugün var olan hamamlar içinde 871/1466-67 tarihli kitabesine göre en eski hamam Mahmud Paşa Hama-mı'dır. Bu eser aslında bir çifte hamam i-ken, yarısını kaybetmiştir. Kagir kubbeli, anıtsal bir camekân kısmı ve buna girişi sağlayan kitabeli cümle kapısı bu hamama olağanüstü bir haşmet ve güzellik vermektedir. Anıtsal bir niteliğe sahip ikinci örnek, Bayezid Külliyesi'nin bir parçası olan Bayezid Hamamı'dır. Yanlış olarak, Patrona Hamamı adı ile tanınan Bayezid Hamamı, en eski çifte hamam olarak, bir sanat ve tarih anıtıdır. Bir belgeye göre bu hamam, II. Bayezid'in zevcesi ve I. Selim'in annesi Gülbahar Sultan'ın Trabzon'daki imareti vakıflarındandır. Mimar Sinan, hakkındaki çeşitli tezkirelere göre, saraydaki hamamlardan başka, şehir içinde 16 kadar, Üsküdar, Galata ve Boğaziçi'nde 7 kadar hamam inşa etmiştir. İstanbul'un sıcaklık kısımlarının geniş, yuvarlak mekânları ve eşsiz süslemeleri ile en güzel çifte hamamlarından biri olan Çemberlitaş Hamamı bu tezkirelerden birinde Dikilitaş'ta (Çemberlitaş), Ali Paşa İmareti yakınında, Valide Sultan'ın Çifte Hamam'ı olarak gösterilmiştir. Böylece diğer tezkirelerde bu-

lunmayan bu hamam, Sinan'ın bir eseri olarak, ortaya, çıkmaktadır. Sinan tarafından inşa edilen hamamlardan bir diğeri Edirneİcapı'da I. Süleyman'ın (Kanuni) kızı Mihrimah Sultan'ın camii yanındaki hamamdır. 973/1565'te yapıldığı anlaşılan bu hamam tamamen eş iki kısımdan meydana gelir. Kagir camekân kısımlarının üstlerinin daha önce kubbeli iken, bir depremde yıkıldıktan sonra ahşap çatı ile ör-tüldüğüne ihtimal verilmektedir. Mimar Sinan tarafından yapılan hamamların en büyüklerinden biri de genellikle Ayasofya Hamamı olarak tanınan Haseki Hür-rem Sultan Hamamı'dır. Ayasofya ile Sultan Ahmed Camii arasındaki alanda bulunan ve iki kısmı uç uca ters olarak düzenlendiğinden, aşırı derecede bir uzunluk kazanan (75 m) bu çifte hamam Ayasof-ya'ya bakan erkekler kısmı girişi bakımından dikkat çekicidir. Taş ve tuğla dizileri ile inşa edildiğinden, cephesi renkli bir ifade kazanmış olan hamamın girişi önünde, camilerde olduğu gibi sütunlu bir re-vak bulunmaktadır. Bu revak 1913 yangınından sonra şimdiki halini almıştır. Çemberlitaş Hamamı'nda olduğu gibi, burada da döşeme renkli mermerlerden çok zengin bir "motife" göre tezyin edilmiştir. Ayasofya Hamamı, kapısı üstündeki Şair Hüdâî'nin tarihine göre, 9öO/1553'te yapılmıştır. 1956-1957'de tamir edilmiştir. Ayasofya Hamamı'nın bir benzeri de Kos-ka'da Laleli Camii karşısında Kızlarağası Hamamı idi. Kitabesine göre, 1080/1669-70'te Kızlar Ağası Abbas Ağa tarafından yaptırılan bu çifte hamam 1920'den sonra yıktırılmıştır. Mimar Sinan'ın Barbaros Hay-reddin Paşa evkafı olarak Zeyrek'te inşa ettiği Çinili Hamam ise plan bakımından, Edirnekapı Hamamı'nın benzeridir. Burada da soyunma yerleri ahşap çatılıdır. Bu

hamam renkli mermer süslemeleri, güzel şadırvanı ve halvet hücrelerinin üzerlerini kaplayan pek güzel çinileri ile eşsiz bir eserdir. Sinan'ın yaptığı diğer bir hamam da "Yahudiler içinde" denilen semtte bulunuyordu ki, burası sonra Yeni Cami'nin inşa edildiği yerdir. Burada şimdiki Vakıflar Bankası yerinde yakın tarihlere kadar büyük bir hamam mevcuttu. Semt bu hamam nedeniyle Sultanhamam olarak adlandırılmıştır. Hamamın sıcaklık kısmı başka hiçbir hamamda görülmeyen bir şekilde inşa edilmiş ve bu kısmın altı kubbeli ana mekânı iki sütunla bölünmüştü. İstanbul'un özelliği olan hamamlarından biri de Balat Hamamı'dır. Eski Çavuşbaşı Hamamı ile aynı hamam olduğu tahmin edilen bu hamamda, soğukluğun yanında, dar bir koridorla geçilen, başka hiçbir hamamda görülmeyen küçük bir bölüm vardır. Beş basamaklı bir merdivenle çıkılan bu yer yalnız Museviler tarafından kullanılmıştır. İstanbul'un mimari bir kimliği olan son büyük hamamı, I. Mahmud tarafından Ayasofya bitişiğinde kurulan kütüphaneye gelir sağlama amacıyla, Yerebatan civarında 1154/1741'de yaptırılan Cağaloğlu Hamamı'dır. Bu büyük çifte hamamın süslemesinde barok üslup açıkça görüldüğü gibi, gerek soğukluk kısımlarının planında, gerek sıcaklığın düzenlenişinde eski hamam mimarisi geleneğinden çok farklı bir şeklin tatbik olunduğu dikkati çeker.

Artık bu tarihten sonra şehrin içinde kayda değer önemde bir hamamın yapıldığı tespit olunmuyor. Galata, Üsküdar ve Boğaziçi hamamları da aynı durumdadır. Ancak 19. yy'da oluşan mahallelerde, bazı küçük hamamlar inşa olunmuş ise de, bunların dikkate değer özellikleri olup olmadığı araştırılmamıştır.

Şehirdeki konak ve sarayların özel hamamları ise, bu binalar ile birlikte kaybolup gitmiştir. Tam Yerebatan Sarnıcı'nm üstünde bulunan belki Esad Efendi'nin burada olduğu bilinen konağına ait küçük, fakat değerli bir konak hamamının planı Glück tarafından tespit edilmiştir. Ancak bugün bu hamamdan hiçbir iz kalmamıştır. Küçük özel hamamlardan bazı örnekler ancak Boğaziçi'ndeki yalıların müştemilatı arasında kalabilmiştir. Zarif Mustafa Paşa Yalısı'nın böyle özel mermer nakışlı bir hamamı vardır.

Saray hamamları da yıllar boyunca çeşitli değişiklikler görmüştür. Topkapı Sa-rayı'nda Mimar Sinan tarafından inşa edilen Hünkâr Hamamı'nın son yıllarda indirilen sıvası altında, tıraş edilmiş zengin tezyinat izleri bulunmuş, fakat bu arada geç devirlere ait renkli ve birkaç kat kalem işi nakışlar da kaybolmuştur. Şimdiki hazine dairesi yerinde bulunan hamam, kitabesinden, Evliya Çelebi tarafından yapılan tasvirinden ve mevcut olan kalıntısından anlaşıldığına göre, sarayın en muhteşem hamamıydı.

Modern yaşamda, genel hamamlara artık gerek duyulmaması üzerine bunlar hızla tahrip edilerek, arsalarına inşaat yapılmasına girişilmiştir. Kurtarılmak istenen bazı önemli yapıların da çarşı haline getirilmesi olumlu karşılanmıştır. Üsküdar'da Mimar Sinan'ın eseri Çarşı Hamamı, Tah-takale'de Fatih döneminin eseri Tahta-kale Hamamı gibi eserler içlerinde büyük değişiklikler yapılarak çarşıya dönüştürülmüş, yine Sinan'ın eseri Samatya Hamamı, soyunma yerleri yerine yapıştırılan modern bir bina ile garip bir şekle sokulmuş, Beyoğlu'nda Bahçeli Hamam ile Emi-nönü'nde Acımusluk Hamamı'nın kubbeli mekânları işhanlarının içinde bırakıla-



HAMDİ

542

543

HAMİDİYE CAMÜ

rak güya korunmuştur. Bazı hamamlar ise bakımsız harabeler halinde (Süleyma-niye'de Ayşe Kadın Hamamı, Cibali'de Ayakapısı Hamamı) günden güne yok olmaktadır.



Bibi. Evliya Çelebi, Seyahatname, l, 330-334; Osman Bey, Mecmua-i Cevâmi, l, 122-125; Glück, Bader-, K. A. Âru, Türk Hamamları Etüdü, İst., 1949; ISTA, I-VII; N. Köseoğlu, "istanbul Hamamları", TTOKBelleteni, S. 128; S. Ünver, "Cerrah Mehmed Paşa Hamamı Hakkında", İstanbul Belediye Mecmuası, (1934); ay, "İstanbul Yedinci Tepe Hamamlarına Dair Notlar", VD, II (1942), 245-251; ay, "istanbul Hamamlarının İstikbali", Yeni Türk Mecmuası, S. 84; S. Eyice, "istanbul'un Ortadan Kalkan Bazı Tarihî Eserleri, II-Kızlarağası Abbas Ağa Hamamı, Çukurçeşme Hamamı", İÜ Tarih Dergisi, XXVII (1973), s. 133-178; E. Hakkı Ay-verdî'nin ve Aydın Yüksel'in Fatih ile II. Ba-yezid ve I. Selim dönemlerine ait kitaplarında da, bu dönemlerin hamamları yer alır,

r,- SEMAVÎ EYİCE



HAMDİ (Akşemseddinzade)

(1449, Göynük [Bolu] - 1503, Göynük) Mutasavvıf, şair.

II. Mehmed (Fatih) dönemi âlimlerinden Akşemseddin'in(-») oğludur. Çok iyi bir tahsil gördü. Musiki, hey'et (astronomi) ve nücûm (astroloji) ile uğraştı. Bursa' da müderris olarak çalıştı. Kayseri'de ibrahim Tennurî'ye intisah etti. Memleketi Göynük'e döndü ve münzevi bir hayat yaşadı. Mezarı Göynük'tedir.

Özellikle mesnevi sahasında başarılı bir şair olan Hamdi'nin Hamse'sini oluşturan eserleri içinde en önemlisi Yusuf u Ze-liba'dtr. Diğer mesnevileri Leylâ vüMecnûn, Tuhfetü'l-Uşşâk, Kıyafetname ve Mevlid'dir. Yazıcıoğlu'nun Abmediye'sine nazire olan Muhammediye'si (bazılarına göre bu eserin adı Abmediye'dir) yanında, kaynaklar Mecâlisü't-Tefâsir adlı iki ciltlik tasavvuf! bir eserinin olduğunu söylerler.

Hamdi'nin eserlerinde İstanbul, bir taşralı edasıyla ele alınır. Divan'md-aki çeşitli manzumelerde İstanbul'dan özlemle bahsedilir. Mesnevilerinde ise çevre ve tip

tasvirleri, payitaht İstanbul'dan seçilmiş gibidir. Özellikle onun şöhretini borçlu olduğu eseri Yusuf u Zeliba'da., kendi duygularını ve hayat şartlarını Şark geleneği içinde İstanbul'la yoğurarak vermiştir. Roman tarzı anlatımında sofiyane temayüllerin canlı biçimde anlatıldığı görülür.

İstanbul Türkçesini güçlü bir sanat te-lakkisiyle kullandığı eserlerinde sık sık 15. yy'ın günlük konuşmalarına, deyimlerine yer vermiş, öz Türkçe kelimeleri başarıyla kullanmıştır. Mevlid ise İstanbul Türkçe-sinin kaynakları arasında sayılabilir. Eserleri içinde konu yönünden en orijinal o-lanı İstanbul hayatıyla yakından alakalı olan Tuhfetü 'l-Uşşâk'üı. Konusu klasik mesnevilerden uzak ve tercüme yahut tekrar olmayan bu eserde 15. yy İstanbul'unu her yönüyle bulmak mümkündür. Keza Kıya-fetname'deki tip tasvirlerine bakarak Osmanlı toplumunun karakter yapısı da örnek motifleriyle birlikte tespit edilebilir. İSKENDER PALA



HAMDI (Kavuklu)

(1841 İstanbul - 28 Kasım 1911, İstanbul) Ortaoyunu sanatçısı.

Eyüp'te doğdu. Böcekbaşı Hüseyin Ağa'nın oğludur. Küçük yaşta hem öksüz hem yetim kaldı. Çocukluğunda ortaoyu-nuna heves eden Hamdi, Kavuklu Hacı Bekçi'nin Han Kolu'na çırak olarak girdikten sonra 1873'te ondan pazat (icazet) almıştır. İlk pişekârı Tosun Efendi, sonra da sıra ile Küçük İsmail ile Asım Baba olmuştur. Bir süre Gedikpaşa Tiyatrosu'nda çalışmış ve Kâğıthane'de oynadığı oyun beğenilince Abdülaziz (hd 1861-1876) tarafından saraya alınmışsa da, istediği gibi davranamadığı için 1875'te saraydan ayrılarak Büyük İsmail, Küçük İsmail ve Paçavracı İsmail efendilerle birlikte Zuhuri Kolu'nu kurmuş ve yeniden ortaoyununa dönmüştür.

Kavuklu Hamdi daha önceleri yılın yalnızca birkaç ayında, çoğunlukla da ramazanda oynanan ortaoyununu kapalı yerlerde ve sahnede de oynayabilmek için

Ressam Muazzez'in bir resminde (1954) Kavuklu Hamdi (en solda) bir ortaoyunu sahnesinde, istanbul Belediyesi Şehir Müzesi Galeri Alfa

oyunların metinlerini sahneye uyarlayarak, daha sonra "perdeli ortaoyunu" denilecek olan türü yarattı. Öte yandan kurduğu Hayalhane-i Osmani Kumpanyası'n-da, daha önce Gedikpaşa'da birlikte oynadığı Güllü Agop'un repertuvarındaki kimi oyunları bu kez tuluata çevirerek oynadı. Saray tarafından suflörlü oyun oynama tekeli kendisine on yıllığına verilen Güllü Agop bunu önlemeye çalıştıysa da, Kavuklu Hamdi'nin topluluğu suflörsüz oynadığı için engellenemedi ve böylece ortaya tuluat tiyatrosu çıktı. 1882'de Mehmed Efendi'nin Şehzadebaşı'ndaki tiyatrosunda bir gösteri sırasında localar çökünce bir süre kapalı sahnelerden uzaklaşan Hamdi Efendi, Küçük İsmail'le kurdukları Temaşahane-i Osmani Kumpanyası ile yeniden tuluata döndü. Bu topluluğun Afife Anjelik ve AyyarHamza oyunlarını oynadıktan sonra dağılmasıyla uzun süre yalnızca ortaoyunuyla ilgilendi. Hamdi bir anlamda, ortaoyunu ile klasik tiyatroyu tuluatta birleştirmişti. Hamdi, Talihsiz Delikanlı, işkilli Memo, Cezair, Fettan Çelebi, Çalma Kapını Çalarlar Kapını adlı oyunlarını Aksaray, Şehzadebaşı, Ku-ledibi, Küçük Jardin (Pirinççinin Gazinosu) ve Beyoğlu'ndaki Bella Vista gibi değişik yerlerde de sergiledi. 1897'de Ali Rıza Efendi ile yalnızca bir yıl ömürlü olan Meserrethane-i Osmani topluluğunu kuran ve yaşamının son dönemini Eyüp' te kahvecilik yaparak geçiren Kavuklu Hamdi yoksulluk içinde ölmüştür.

Metin And'ın Kavuklu Hamdi'den derlediği Büyücü Hoca, Fotoğrafçı ve Eskici Abdi adlı oyunları Kavuklu Hamdi'den Üç Ortaoyunu adıyla yayımlanmış (1962), Cevdet Kudret de Ortaoyunu adlı yapıtında gene Hamdi'den derlenen Bahçe, Büyücü, Büyücü Hoca, Çivi Baskını. Eskici Abdi, Ferh ad İle Şirin, Fotoğrafçı, Göz-lemeci, Hamam, Kâğıthane Sofası, Kızlar Ağası, Mandıra, Ödüllü, Pazarcılar, Sünnet, Tabir ile Zühre ve Telgrafçımı oyunlara yer vermiştir. Bibi. Ahmet Fehim Bey'in Hatıraları (haz. H. K. Alpman), İst., 1977, s. 25-27; M. And, Geleneksel Türk Tiyatrosu, Ankara, 1969, s. 236-241; M. And, Kavuklu Hamdi'den Üç Ortaoyunu, Ankara, 1962; And, Osmanlı, 229-232; And, Tanzimat, 144-146, 172-174; S. Y. Ataman, Dümbüllü ismail Efendi, ist., 1974 (?) s. 16, 33-34; M. Ertuğrul, Benden Sonra Tufan Olmasın, ist., 1989, s. 56i; S. Nüzhet (Gerçek), Türk Temaşası, ist., 1930 s. 142-144; Gövsa, Türk Meşhurları, 216; C. Kudret, Ortaoyunu I-II, Ankara, 1973-74, 1994; Ö. Nutku, Dünya Tiyatrosu Tarihi, I, ist., 1985, s. 379-384; M. H. Özön-B. Dürder, Türk Tiyatrosu Ansiklopedisi, ist., 1967, s. 187, 315-327; N. Tilgen, Ortaoyunu Üstadı Kavuklu Hamdi, ist., 1948; N. Türkmen, Orta Oyunu, ist., 1971, s. 105-109.

RAŞİT ÇAVAŞ

HAMDULLAH (Şeyh)

(1433, Amasya - 1520, İstanbul) Hattat. Aklâm-ı sitte'de (altı tür yazı) Türk üslubunun yaratıcısıdır. Amasya'da yerleşen Buhara Türklerinden, Şeyh Mustafa Dede' nin oğludur. Tuhfe-i Hattatın, Şeyh Hamdullah'ın 840/l436'da doğduğunu söyler

Şeyh Hamdullah'ın Bayezid Camii'ndeki avlu kapısının üstünde yer alan celi yazısı. Yavuz Çelenk, 1994

ki, bu herhalde yanlış olmalıdır. Zira halen Süleymaniye Kütüphanesi'nde Pertevniyal Sultan Bölümü no. 19'da kayıtlı Kuran'ı 89 yaşında ve başının titrediği bir devrede yazdığını bildirdiğine göre, doğum tarihi 837/1433 olarak kabul edilebilir.

Şeyh Hamdullah, gençliğinde devrin klasik bilgileri yanında güzel yazı yazmayı merak ederek tanınmış hattat Hayreddin Maraşi'den ders aldı. Ayrıca bu sanatkârın hocası Abdullah Sayrafî ile onun da hocası Yakut Musta'sımi'nin yazılarım tetkikten sonra hat sanatında ilerlemeye başladı. Amasya'da iken orada valilik yapan Şehzade Bayezid'in (II. Bayezid) dikkatini çekti ve istikbalin padişahı, ondan güzel yazı öğrenmeye başladı. Şehzade, babası II. Mehmed'in (Fatih) 1481'de ölümü üzerine tahta geçmek üzere Amasya'dan ayrılırken hocasını İstanbul'a davet etti ve ona sarayda hususi bir yer ayırarak alaka ve sevgisini göstermekten geri kalmadı. Böylece hattatın sanat hayatının ikinci ve en önemli devresi başlamış oldu. Yazı yazarken bazen II. Bayezid, onun hokkasını elinde tutmak, arkasını yastıklarla beslemek tevazusunu gösteriyordu. Gülzar-ı Savab'ın, bir gün padişahın Şeyh Hamdullah'a "Siz Yakut'un itina ederek yazdığı yazıları görmemişsiniz" dediğini ve hazineden Yakut'un yedi parça yazısını çıkarıp verdiğini ve "bu tarzdan daha baş-

ka bir üslûp bulunsa iyi olur" dediğini kaydetmesi, herhalde padişaha bir ortaklık payı çıkarmış olmasına bağlanabilir. Hakikatte hattat, daha Amasya'da iken Fatih için iki eser istinsah etmiş ve üslubunu ortaya koymuştu. Böyle olmakla beraber Şeyh Hamdullah'ın en güzel eserlerini İstanbul'a geldikten sonra verdiğinde şüphe yoktur. Padişah, hattata Alemdağ ve Sa-rıgazi'de iki ve ayrıca mührezenleri (yazı yazılacak kâğıtları özel bir şekilde hazırlanıp buruşukluklarını gideren kişiler) i-çin Akbaba Köyü'nü timar olarak vermek suretiyle ihtiyaçlarını karşıladı.

Şeyh Hamdullah'ın hattatlıktan başka hünerleri de vardı. Amasya'da iken uğraştığı okçuluk sporunu İstanbul'da da sürdürdü. Okmeydam'nda ok çalışmaları yaptığı öğrenilince padişah, orayı ok atıcılara tahsis ve vakfetti. Bu okçular tekkesinde ok atma çalışmaları yapanlar da onu kendilerine "şeyh" seçtiler. Bizce, onun ö-zellikle hattatlar arasında kısaca şeyh olarak anılmasının asıl sebebi, babasının Suh-reverdi tarikatının şeyhlerinden olması ve kendisinin de bu tarikatta şeyhliğe yükselmesinden ileri gelmektedir. Ayrıca, ilk büyük Osmanlı hattatı olması da bu unvanın kendisine verilmesinde rol oynamıştır.

II. Beyazid'in ölümü üzerine 1512'de yerine geçen oğlu I. Selim (Yavuz) seferden sefere koştuğu için Şeyh Hamdullah ile pek ilgilenmedi. Onun tahtta bulunduğu 1512-1520 arasında unutulan şeyh, artık iyice ihtiyarlamıştı. Cenaze namazım devrin şeyhülislamı Zenbilli Ali Efendi Ayasofya Camii'nde kıldırdıktan sonra Kocaahmet Mezarlığı'nda toprağa verildi. Hattatların bir kısmı "Şeyh Sofası" denen bu yerde gömülmeyi şeref saymışlardır.

Babasına nispetle İbn-i Mustafa Dede veya İbnü'ş-şeyh diye anılan ve imzalarında isminden sonra hemen daima ikinci adı yani İbnü'ş-şeyh sözünü kullanan sanatkâr, Osmanlı hattatlarının babası veya öncüsü sayılır. Arap hattatlarının yaptığı gayretler neticesinde güzelleşme yoluna giren ve nihayet Türk asıllı olduğu rivayet edilen son Abbasi halifesi Muştasını' m saray hattatı, Yakut'un elinde oldukça güzellik kazanan aklâm-ı sitte adlı altı çeşit yazı bütün İslam ülkelerince benimsenmişti. Şeyh, Yakut'un (ö. 1298) estetik anlayışına yaptığı katkılarla onun tarzını hayli değiştirdi. Bu yazılara bir Türk karakteri kazandırdı. Bu sayede, beş yüz yıldan fazla hat sanatının merkezi olan Bağdat önemini kaybederek İstanbul, İslam yazısının merkezi haline geldi.

Eserleri çoktur. Kuranlarının sayısı kırk yediyi bulur. Bugün bunlardan otuzu tespit edilmiştir. Enam, evrad, ezkâr ve cüzlerinin sayısı bini bulmaktadır. Ayrıca bir çok kıt'a, rnurakka ve meşki vardır. Celi yani iri yazıyla da meşgul olmuştur. Bunlardan bildiklerimiz şunlardır: Bayezid Ca-mii'nin mihrabı, giriş kapısı, Davud Paşa, Firuz Ağa ile Edirne'deki Bayezid camilerinin kitabeleri, İstanbul'daki Bayezid Camii'nin kitabesiyle avludaki kapıların yazıları ve Edirne Kapısı üstündeki keli-me-i tevhid (yerinde yoktur).

Etkisi Hafız Osman(->) dönemine kadar süren Şeyh'in en tanınmış öğrencileri şunlardır: Handan Mehmed, Ahmed bin Hoca Yahya (Sibekzade), II. Bayezid, Şehzade Korkud, Ali Alaeddin, Mustafa Dede (oğlu), Şükrullah Halife (damadı), Mah-mud Defteri.



Bibi. Mustafa Ali, Menâkıb-ı Hünerverân, ist., 1926, s. 24-25; Suyolcuzade Mehmed Necib, Devbatü'l-Küttâb, ist., 1942, s. 8; Nefeszade ibrahim, Gülzâr-ı Savâb, ist., 1939, s. 18-19; Mustakimzade, Tuhfe, 185-187; Meşayihnâme-i İslam, yazma, Süleymaniye Ktp, Pertev Paşa bölümü no. 614, s. 35b-36a; Habib, Hat ve Hattatân, ist., 1306, s. 79-81; C. Huart, Leş Cal-ligraphes et leş Mimaturistes de l'Orient Musul-man, Paris, 1908, s. 108-112; Melek Celal, Şeyh Hamdullah, ist., 1948; S. Ünver, Amasyalı Hamdullah Efendi ve Tıp Tarihimizdeki Yeri, ist., 1953, U. Derman, Türk Hat Sanatı Şaheserleri, ist., 1982; Rado, Hattatlar, 49-54; A. Alparslan, Ünlü Türk Hattatları, Ankara, 1992, s. 26-42; M. Serim, Şeyh Hamdullah, ist., 1993; U. Derman, islam Kültür Mirasında Hat Sanatı, İst., 1992, s. 191, 192, 193 ve 44, 45, 48, 49, 52 numaralı örnekler.

ALİ ALPARSLAN



HAMİDİYE CAMÜ

Büyükada'da, Maden Mahallesi'nde, Ada Camii Sokağı'ndadır.

Büyükada Camii adı ile de anılan yapı 1310/1892'de II. Abdülhamid (hd 1876-1909) tarafından bir set üzerine inşa edilmiştir. Plan şeması boyuna dikdörtgen o-larak gelişen cami iki katlıdır. Kesme kü-feki taşından inşa edilen yapı, cephe düzeni ve mimari ayrıntılarıyla dönemin eklektik zevkini yansıtır. Caminin ikinci katında, mihrap ekseni üzerindeki kapısına iki yandan mermer merdivenlerle çıkılır. Dört adet pencereden ışık alan son cemaat yeri, ahşap bir tavanla örtülmüştür. Basık tavan çıtalarla dikdörtgenlere bölünmüş ve göbek bölümüne iki yanında hilal bulunan sekiz kollu bir yıldız yerleştirilmiştir. Son cemaat yerinde duvarlar ve pen-

Hamidiye Camii'nin kuzey cephesinden

görünüm.

Tarkan Okçuoğlu, 1994

HAMİDİYE CAMÜ

544

545

HAMMER,JOSEPH

çere içleri, mavi, sarı ve lacivert renklerin hâkim olduğu kalem işi bezemeyle doldurulmuştur. Söz konusu mekândan sol taraftaki merdivenle kadınlar mahfiline çıkılır. Mahfil dışarıdan kurşun kaplı bir aynalı tonozla örtülüdür. Tonozun içi mavi zemin üzerine, kalem işi tekniğiyle yapılmış baklava dilimlerinin içine yerleştirilen bitkisel süslemelerle bezelidir. Tavanı kristal avizeler ve kandil askılıkları süsler. Mahfilde dört adet ince yivli demir sütun zeminden tavana uzanır. Mahfilin sol köşesi ise kare bir çıkma şeklinde ileriye uzatılmıştır. Bu çıkma zarif bir sütun ile harim bölümünün zemininden desteklenir. Kareye yakın dikdörtgen planlı harim bölümü, içeriden bağdadi sıvalı, dışarıdan kurşun kaplı ahşap bir kubbeyle örtülüdür. Kare mekânın duvarları ile kubbe eteği a-rasında kalan köşe üçgenleri kalem işleri ile süslü tavan birimleri ile örtülmüştür. Kubbenin merkezindeki yuvarlak göbeğin içine, siyah zemin üzerine altın yaldızla (zerendud tekniğiyle) ve istifli sülüsle ihlas suresi yazılmıştır. Kubbenin geri kalan yüzeyi şeritlerle on iki dilime ayrılmış, dilimlerin içleri klasik üslupta, salbekli şemselerle süslenmiştir. Kalem işi bezemeli duvarlar çerçevelere bölünmüş, çerçevelerin içlerine büyük boyutlarda, uçlarına salbekli şemseler yerleştirilmiştir. Harim bölümü,.iki kat boyunca açılan geniş dikdörtgen pencerelerden bol ışık alır. iki taraftan pilastrlarla sınırlanan mihrap dışarıya silindir şeklinde bir çıkıntı yapar.

Yapının cepheleri dörder kalın pilastr ile üçe bölünmüş ve her kata üçer pencere açılmıştır. Camiyi profilli bir saçak kuşatır. Çifte merdivenin arasından bir kapıyla zemin katına girilir. Bu mekânın 19601ı yıllara kadar dini eğitime tahsis edildiği daha sonra meşruta olarak veya cuma günleri cemaate açılarak farklı işlevlerde kullanıldığı anlaşılmaktadır. Alt kat ve son cemaat yerine açılan kapı günümüzde ce-makânla kapatılmıştır.

Caminin kuzeybatısındaki ince uzun minare, prizmatik bir kaide ile yapı kitlesine bağlanır. Girişi dışarıya açılmaktadır. Silindir biçimindeki gövdesinin üzeri pilastrlarla çevrelenmiştir. Şerefesi ve külahı taştandır.

Bibi. Öz, istanbul Camileri, II, 14; Tuğlacı, istanbul Adalan, ı, 155-160; ısta, vı, 3205-3206.

TARKAN OKCUOĞLU



HAMİDİYE CAMÜ

bak. YILDIZ CAMii



HAMİDİYE ÇEŞMESİ VE SEBİLİ

Gülhane Parkı'nın Soğukçeşme Kapısı karşısında Alemdar Caddesi üzerindeki Zey-neb Sultan Cami'nin önündedir.

1. Kumbaracılar'ın verdiği bilgiye göre Eminönü Hamidiye Türbesi karşısında bulunan yapı Hayri Efendi zamanında söktürülerek yerine Mimar Kemaleddin'e Dördüncü Vakıf Hanı(-») yaptırılmıştır. Sonra çeşme ve sebil bugünkü yerine taşınmıştır. Yapıda üç kitabe vardır. Bunlardan birincisi sebilin üzerinde, ikincisi sebilin i-

Hamidiye Çeşmesi ve Sebili'nden ayrıntılar. Çeşme (en üstte) ve sebilin arka cephesinden bir ayrıntı. H. Örcün Barışta

cinde, üçüncüsü ise iki parçaya bölünmüş biçimde çeşmelerin üzerinde yer almaktadır. Sebil üzerindeki 1191/1777 tarihli kitabenin metni Hayri Efendi'ye, hattı Yesa-rizade Mehmed Efendi'ye aittir. Sebilin yanındaki çeşmelerin kitabesi Lütfü'nün-dür ve 1191/1777 tarihini vermektedir.

Su ile ilgili çok fonksiyonlu bir yapı o-larak tasarlanmış eserin üç yüzlü bir ön cephesi vardır. Geçmişte Hamidiye Türbesi ile uyumlu bir dokuya sahip olan yapının bugünkü konumu gibi haznesi de orijinal değildir. Azapkapı'daki Saliha Sultan Çeşmesi ve Sebili'ni akla getiren yapının gözlenen özellikleri haznesinin çokgen gövdeli olduğunu düşündürmektedir. Bu çokgen gövdeninin önüne yarım daire biçiminde dışa taşan bir sebil ve iki tarafına yerleştirilmiş iki çeşmenin ön cephesi mermerle kaplanmıştır.

Sebil ünitesi altı ayak arasına örülmüş dışbükey duvarlarla tasarlanmış bir kaide üzerinde yükselmektedir. Ayakların üzerinde ikili sütun demetleri vardır. Bunlarla sebil yüzeyi beş pencereye ayrılmıştır. Birbirlerine dilimli kemerlerle bağlanan

ayakların arasına şebekeli pencereler yerleştirilmiştir. Pencereler üzerindeki alınlıklar yatay silmelerle bölünmüş ve konsollarla, alev dilleriyle zenginleştirilmiştir. Kademeli kornişle saçağa ulaşılmaktadır. Üzeri yüksek kasnaklı bir kubbeyle örtülü sebil ile çeşmeler yukarda saçakla birbirine bağlanmıştır.

Simetrik olan çeşmeler bir tarafta ayaklar üzerine oturtulmuş birer sütunçeyle sebille bütünleşmektedir. Diğer tarafta birer ayak üzerine oturtulmuş sütunçeyle son bulmaktadır. Bunların üzerlerine yerleştirilen sütun başlığı tablası ile daha da üstteki konsollara geçilmekte ve silmelerle kademelenmiş kornişle ayaklar saçağa bağlanmaktadır. Sebilden daha alçak tutulmuş çeşmelerin ortasında diğerlerinden daha aşağı seviyede başlayan karşılıklı iki sütunçe arasına aynataşı oturtulmuştur. Yukarda sepet kulpu biçiminde bir kemer alınlığı ile sınırlanmış aynataşı iki katlı yalancı kemerler çevresine serpiştirilmiş perde biçiminde rokay süslemeler ve alev dilleriyle bezenmiştir. Kilit taşı rozetle belirlenmiştir. Rokay süslemelerle zenginleştirilmiş sepet kulpu biçimdeki kemerin üzeri, iki yalancı kemerle daha süslenmiş ve palmet formunda bir kursla taçlandı-rılmıştır. Bunun da üzerinde yatay gelişme göstererek yükselen kornişler yer al- • maktadır. Aynataşlarının önünde dışbükey, beyzi bir kurna ve iki tarafında birer dinlenme taşı vardır.

Çeşme, Topkapı Sarayı çeşmelerinin bir grubunda da gözlenen rokay süslemeleri ve barok üsluptaki tasarımının yanısıra yüzeyde yatay ve dikey eksende gelişen hareket öğesiyle de önemlidir. Diğer taraftan yapı, I. Abdülhamid'in (hd 1774-1789) saray çevresinde beğeni kazanan barok üslubu kendi türbesini bezeyen suluklar-daki gibi halka açık bir çeşme bağlamında sergilemesi açısından da değer taşır.




Dostları ilə paylaş:
1   ...   129   130   131   132   133   134   135   136   ...   139
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə