I d I n I a V a V x h o n I n < I j V a h I x V l a I o I l n V v h fi X l Q



Yüklə 7.77 Mb.
səhifə132/139
tarix27.12.2018
ölçüsü7.77 Mb.
1   ...   128   129   130   131   132   133   134   135   ...   139

Bibi. Yusuf Sinan, Tezkire-i Halvetiyye, Süley-maniye Ktp, Es'ad Efendi, no. 1372; Cemaleddin Hulvî, Lemezât, Millet Ktp, Ali Emiri, Şer'iye, no. 1100; Lâmîî, Nefehât; Mecdî, Ha-daikü'ş-Şakaik; Haririzade, Tıbyân; Tarîkat-nâme-i Pîrân ve Meşâyih-i Tarîkat-ı Âliyye-i

Halvetiyye, ist., 1290; Vicdanî, Tomar-Halveti-ye; Şeyh Mehmed Şemseddin el-Sağir fi Tari-kat-ı Ahmediyye-i Halvetiyye, el-Cevherü'l-Simînfî Adâb-ı Meşâyih ve'l-Müridîn, ist., 1314; Vassaf, Sefine-, T. Yazıcı, "Fetih'ten Sonra istanbul' da îlk Halvetî Şeyhleri: Çelebi Muhammed Cemaleddin, Sümbül Sinan ve Merkez Efendi", istanbul Enstitüsü Dergisi, II (1956), 87-113; Okan, istanbul Evliyaları, 31-55, 226-233; J. S. Trimingham, The Sufi Or-ders in islam, Oxford, 1971, s. 74-79; N. Araz, Anadolu Evliyaları, ist., 1972, s. 56-61, 262-275, 292-301, 432-436; H. Küçük, Tarikatlar, ist., 1976, s. 98-102; S. Eraydın, Tasavvuf ve Tarîkatler, İst., 1981, s. 236-253; R. Serin, islam Tasavvufunda Halvetilik ve Halvetiler, ist., 1984; M. Kara, Tasavvuf ve Tarikatlar Tarihi, İst., 1985, s. 288-289.

M. BAHA TANMAN



HAMALLAR

Motorlu araçların ortaya çıkmasından önce şehir içindeki bütün yükleme, boşaltma ve taşıma işleri hamallar tarafından yapılırdı. Hamalların bir bölümü bu işi meslek edinmiş kişilerdi. Çoğunluğu ise Anadolu'dan İstanbul'a para biriktirmek gayesiyle gelir ve geçici olarak bu işi yaparlardı.

Hamallar meslektaşlarıyla birlikte loncalara ait yerlerde yaşarlardı. Loncalar, o-dalara bölünür, her odanın başında bir hamalbaşı bulunurdu. Bu yerlerin kiraları ve üyelik aidatları loncalar tarafından doğrudan doğruya yevmiyelerinden kesilirdi. Meslek, babadan oğula geçerdi. Kurallara uymayanlar, loncadan ihraç edilirlerdi. Birçoğu, dürüstlük içinde mesleklerini icra e-derler, en kıymetli mallar, tereddütsüz olarak kendilerine teslim edilirdi.

Hamalların pazarlarda sebze, meyve taşıyanlarına küfeci denirdi. Hanlarda, iskele ve limanlardaki hamallar ise "arkalık" adı verilen meşinden yapılmış içi samanla dolu semerleriyle yük taşırlardı. Büyük fıçılar, sırıkla taşınır, bu tip yük taşıyan

Preziosi'den bir hamal tiplemesi, 19. yy. A. Preziosi, Stanboul Souvenir d'Orient, Paris, 1865 Galeri Alfa

HAMAM CAMÖ

536

537

HAMAMLAR

hamallara, sırık hamalı denirdi. Sırık hamalları genellikle dört kişi olur, dişbudak ağacından yapılmış uzun sırıkları omuzlarına alarak, kısa, çabuk adımlarla yüklerini dengeleyerek yürürlerdi. Yükün ağırlığı fazlaysa dört hamal, çapraz olarak iki sırıkla ve ikisi önde, ikisi arkada olmak üzere yükü omuzlarına alır götürürlerdi. Şayet bu dört hamaldan biri, ritimli yürüyüşü bozup, hesapsız bir adım atarsa, a-ğırlık diğer arkadaşının üzerine binerek sakatlanmasına sebep olurdu.

Hamallar, kalabalık yerlerde yolu açmak için "varda" diye bağırırlardı. Bu sesi duyan halk, hemen kenara çekilir, çekilmeyenler ise büyük tehlikeyi göze almış sayılırdı. Beyoğlu'nda gayrimüslim hanımların tahtırevanlarım taşıyan kimselere de hamal denirdi. Eski istanbul'da 8.000'in üzerinde hamal bulunmaktaydı.

Evliya Çelebi, Seyahatname'de İç ve Dış Bedesten hamallarından söz eder. Bedestenin içinde çalışan hamallar, 300 nefer olup, pirleri Peygam Ali'dir. Bedestenin dört zincirli kapısından içeri girmezler. Her gece esnafın sandık ve eşyalarım toplayıp bedestenin taşra mahzenlerine yangın korkusundan istif ederlerdi. Dış Bedes-ten'de çalışanlar ise 200 nefer olup elleri beratlı değildi. Ancak hepsinin kefili vardı:

1587'de istanbul kadısına gönderilen bir fermanda sakat hayvanlara taşıyabileceğinden fazla yük vuran hamalların bulunduğunu, bu şekilde yük taşınmaması için kendilerine kethüdalar vasıtasıyla ten-bih edilmesi gerektiği bildirilmektedir. Bazı hamalların da mesafelere göre ücreti tayin edilen tarifeye uymadıkları bu şekilde hareket edenlerin tespit edilerek cezalandırılmalarının sağlanması söylenilmek-tedir.

1735'teki fermanda ise müşterilerin eşyasının taşınırken zarara uğratılmaması, zarara uğrayan eşyaların, bölük başları tarafından ödenmesi emredilmektedir. Ayrıca hamallar, şehirde yangın çıktığı zaman yangın yerine gidip malların kurtarılmasına da yardım ederlerdi.

Her zaman önemli bir ticari merkez olma özelliğini koruyan İstanbul'da hamallar için de büyük iş hacmi vardı. Bu yüzden hamallar en iyi örgütlenmiş esnaftı. Gedik usulünün kaldırılmasından sonra da bu özelliklerini korudular (bak. gedikler). Bugün de hallerde ve Eminönü merkezi iş alanında hamallar bölük denilen gay-rıresmi örgütlenmelerini sürdürmektedirler.

Bibi. Ahmed Rasim, Şehir Mektupları, ist., 1328, s. 234, II, s. 166; (Altınay), Onaltıncı Asırda, 66; (Altınay), Onikinci Asırda, 66; S. Ayverdi, ibrahim Efendi Konağı, İst., 1982, s. 146; Cemil Cahit, "Hamal", Yedigün, no. 631, 8 Nisan 1945; D. de Fontmagne, Kırım Harbi Sonrasında İstanbul, ist., 1977, s. 178; Evliya, Seyahatname, I, 292-293; Pakalın, Tarih Deyimleri, III, 207; R. Schiele-W. Müller-Wİ-ener, 19. Yüzyılda istanbul Hayatı, ist., 1988, 68-69; E. Türkcan, "ingiliz Konsolosluk Raporlarına Göre 110 Yıl Önce istanbul'da Çalışma Hayatı", TT, S. 11 (Kasım 1984).

UĞUR GÖKTAŞ



HAMAM CAMÜ

Rumelihisarı, Baltalimanı Hisar Caddesi ile Arpacı Çeşmesi Sokağı'nın kesiştiği köşede yer alır.

Yapının banisi "Pertev" ya da "Pertek" lakabı ile bilinen Türk denizcilerinden Ali Bey'dir. Caminin 1177/1763'te ihya edildiği bilinmektedir. 1937'ye kadar faal durumda olan cami 1937'den 1960'a kadar ibadete kapalı ve harap kalmış, sonra restore edilerek tekrar açılmıştır. Hüseyin Ay-vansarayî yapının minberini Bayram Pa-şa'nın koydurduğunu belirtir. Caminin mihrap duvarı köşesindeki çeşme ise İbrahim Paşa'nın ruhu için bina olunmuştur. 1128/1715 tarihli olan çeşme Rakım Paşa Çeşmesi olarak bilinir. Bayram Paşa, IV. Murad'ın (hd 1623-1640) veziri olduğuna göre, bu cami 1640'tan evvel yapılmış olabilir. Yapı daha sonra 1972'de de birtakım onarımlar geçirmiştir.

Cami, hazire duvarları ile çevrili bir avlu içinde yer alır. Batısında mezarlık vardır. Duvarın üzerindeki kitabede "Ali Pertek Camii Şerifi, yapılış tarihi 1712" yazmaktadır. Cami moloz taş ve tuğla ile inşa edilmiştir. Kuzey giriş cephesinde kapı tanı ortada yer alır. Son cemaat yeri sağlı sollu birer taş set halinde bulunmaktadır. Üzeri ahşap sundurma ile örtülüdür. Sundurmayı, her iki tarafta dörderden sekiz ahşap direk taşır. Yapının cümle kapısı, dikdörtgen olup üzeri yuvarlak kemerle yapılmıştır. Yapının ana mekânına girildiğinde sağda ve solda müezzin mahfilleri vardır. Sağdaki mahfil camekânla kapatılarak imam odası haline getirilmiştir. Caminin kuzey, doğu ve batı duvarları iki kat halindedir. Üç cephede de aynı düzenleme görülmektedir. Cephenin alt bölümünde 2 tane, üstte 3 tane derin niş şeklinde açılmış olan dikdörtgen üzeri sivri kemerle son bulan pencereyle aydınlatma sağlanmıştır. Güneyde ise mihrap, ortada yuvarlak niş şeklindedir. Mihrabın sağında ve solunda birerden 2 tane pencere a-

Hamam Camii'nin güneybatıdan görünümü.

Yavuz Çelenk, 1994

çılmıştır. Bunlarda da aynı özellik görülmektedir. Minberi ve vaaz kürsüsü ahşaptır. Yapıda doğu ve batı cephelerinde alt bölümdeki iki pencerenin arasına dikdörtgen şeklinde niş açılıp, dolap olarak kullanılmaktadır. Bunun aynısı kuzey cephesinde, sol tarafta görülür. Soldaki müezzin mahfilinden yukarı kadınlar mahfiline çıkılır. Kadınlar mahfili ana mekânda, düz balkon çıkması şeklindedir. Burası kuzey cephesinin üst bölümünde açılmış olan üç pencere ile aydınlatılır. Mahfili alt katta 8 tane ahşap direk taşır. Direklerin arasında ahşap süslemeler vardır. Yapının tavanı ahşap ve düzdür. Kadınlar mahfilinin altı (müezzin mahfilinin tavanı) ahşap çubuklarla karelere ayrılmıştır. Yapının içinde süsleme olarak bir şey görülmemektedir. Üst bölümdeki pencerelerin içleri alçı ile bitkisel ve geometrik şekiller verilip içleri sarı, mavi, yeşil, kırmızı renkli vitray yapılmıştır. Caminin minaresinin kare kaidesi ve pabuç kısmı düzgün kesme taştan olup, bilezikten sonra tuğla ile yapılmış olan yivli gövde ile devam e-der. Tek şerefeli olup konik külah ile son bulur.

Yapının üzeri dört meyilli kiremit çatı ile örtülüdür. Çatının etrafını iki sıra testere dişli saçak çevirir. Caminin güney ve kuzey cephesi arasında kot farkı vardır. Güney ve batı cephesinde yapıyı dıştan i-kiye ayıran bir şerit görülmektedir. Yapıdaki pencere alınlıkları, sivri kemerli ve tuğladandır. Alttaki pencereler demir parmaklıklıdır. Bibi. Öz, istanbul Camileri, II, 29.

N. ESRA DİŞÖREN

hamam gelenekler!

Osmanlı döneminde İstanbul'un her semtinde kimi suyu, kimi temizliği ve ferahlığı, kimi ana (müşteriyi yıkayan kadın) ve natırlarının ustalığıyla ün salmış birçok hamam vardı.

Saraylarda, konaklarda ve evlerdeki ö-zel hamamlar dışındakiler herkese açıktı ve halk hamamı, çarşı hamamı gibi adlarla anılırdı.

Hamamların çoğu kadın ve erkeklere ait olmak üzere çifte hamam şeklindeydi. Kadınlar kısmının kapısı erkekler kısmının kapısından görülmeyecek şekilde ve yan sokağa açılırdı. Tek hamamlarda da kapıya asılan renkli havludan kadın veya erkek saati olduğu anlaşılırdı.

16. yy'da kadınlar yirmi kişilik gruplar halinde hamama gidip birbirlerini yıkarlardı. Topluca sabahın erken saatinde gidilen hamamdan, akşam yemeğine dönülürdü. Halayıklardan biri başının üzerinde, içinde uzun pamuklu gömlek, beyaz gömlekler, temiz çoraplar, havlular bulunan bakır kap taşırdı. Kabın üzeri i-pek ve sırma yapraklar işlenmiş örtüyle örtülürdü. Kimi kadınlar öğle yemeklerini de beraberinde götürürlerdi.

Erkekler hamamda soyunduktan sonra üstlerinden çıkardıklarını katlayarak üzerine sarık ya da başlıklarını koyar, bunlara bakıcı tutarlardı. Hamamda peştamalsız

dolaşılmazdı. Yıkanma tamamlandıktan sonra hizmet edenlere bahşiş verilirdi.

Eski İstanbul'da kadınlar hamamı bir eğlence yeri idi. Kadınların yaz-kış bütün eğlenceleri on-on beş günde bir gittikleri hamamdı. Yakın tanıdıklar birkaç gün önceden sözleşir, hamam günü tayin edilir, evlerde zeytinyağlı dolmalar, börekler, turşular, şerbetler ile hamam bohçaları hazırlanırdı. Her birinin içine ipekli fı-ta, Bursa işi peştamal, havlular, lif, kese, yemeni, kına, rastık, ayna, tarak, sabun, hamam tası, bir başka bohçaya ise çamaşırlar konurdu. Nalınlar ise eve götürülüp getirilmez, ana kadına teslim edilirdi. Bohçalar halayığa veya ayvaza verilerek hamama gönderilirdi. Hanımların temizliği, tertibi, varlık dereceleri yabancılara hamamda gösterilebildiği için hamam bohçalarına, çamaşırlara, hamam takımlarına önem verilirdi.

Ayvazı veya halayığı tanıyan usta hanımlar için soyunma yeri ile hamamın i-çinde halvet hazırlatırdı. Her ailenin natırı ve ana kadını olurdu. Yıkanma işi tamamlanınca öğle vakti göbektaşı üzerinde hamama birlikte giden kadınlar, çocuklar yemek yerlerdi.

Hamama yıkanmak, vakit geçirmek a-macıyla gidildiği gibi kırk hamamına, gelin hamamına da gidilirdi. Gelin hamamı düğünden iki gün önce salı günü yapılırdı. Bu hamama damat tarafının bütün kadın akrabası ve hatırı sayılır tanıdıkları davet edilirdi. Kız hamama davetlilerden önce gider gelenleri karşılar, ikramda bulunurdu. Gelecekler tamamlanınca, içeriye sıcaklığa girmeden önce dış avluda soğuklukta toplanılır, kızın başına bir çarşaf tutulur, avlu tavaf ettirildikten sonra birlikte içeriye girilirdi. Burada türküler

Zonaro'nun

kadınlar


hamamını

konu alan bir

resmi, 19. yy

(sol) ile E.

Raczynski'nin

Malerische

Provinzen deş

Osmanischen

Reichs (1824)

adlı kitabında

yer alan

erkekler


hamamından

bir görünümün

betimlendiği

gravür.


Ara Güler fotoğraf arşivi (sol), Galeri Alfa

eşliğinde gelin yıkanırdı. Gelin yıkandıktan sonra göbektaşımn etrafında üç kere dolaştırılır, kurnanın içine elmaslar, çil paralar, çöreotu, üzerlik atılarak altın veya gümüş taslarla üç tas su dökülürdü. Sonra gelinin başına para saçılır, bu paralar kızlar tarafından uğur getirmesi için çeyiz sandıklarında saklanırdı. Törenden sonra geline şerbet içirilir, türküler söylenir, çengilere para yapıştırılarak hamam tamamlanırdı.

Lohusa hamamı da denilen kırk hamamı çarşı hamamında yapılırdı. Kırk hamamı da bir eğlence vesilesiydi. Çocuğun doğduğunun kırkıncı günü ebe, akrabalar, komşular hamama davet edilirdi. Hamamda çengiler oynar, çalgılar çalınır, misafirlere helva, dolma, turşu, şerbet, kahve ikram edilirdi. Lohusa sırmalı havlulara sarılır, ipekli peştamal kuşanır, sedefli gümüşlü nalınlar giyer, bir koluna hamamcı, bir koluna hamam ustası girer önde gümüş buhurdanlıkta ödağacı yakılarak ağır ezgi eşliğinde hamamın soğukluğunda misafirlerin önünde dolaştırılırdı. Sonra çengilerin oyunu eşliğinde sıcaklığa gidilirdi. Lohusa yıkandıktan sonra ebe, belini geniş bir kuşakla sıkar hamamdan çıkacağı sırada da sağ elini kırk defa içine batırarak kırkladığı bir tas suyu lohu-sanın başından dökerdi.

Lohusadan sonra ebe çocuğu kundağından çıkarıp, üzerine şal örterek sıcaklığa götürürdü. Çocuk yıkandıktan sonra bir tas içindeki taze ördek yumurtası vücuduna sürülürdü. Ebe rubiye altınım kurnanın musluğundan akan suya çarpa çarpa üç ihlas, bir fatiha okur bu su ile çocuk kırklamrdı.

Hamamlar bir şifa kaynağı olarak da kabul edilmekteydi. Özellikle bazı yatır-

ların bulunduğu semtlerdeki hamamların sulan şifalı sayılır ve çeşitli hastalıklara iyi geldiğine inanıldığı için bu hamamlara rağbet edilirdi. Süleymaniye'deki Dökmeci-ler Hamamı(->) sarılık hastalığına tutulanların şifa yeriydi. Bu hastalığı olanlar, içi okunmuş bakır taslarla suyunu içer ve yıkanırlardı. İçine demir levhalar, iğne gibi madenler konulmuş yazdı taslar okunur, bir süre sonra su saranrsa hastanın sarılığının bu suya geçeceğine inanılırdı. Hastaya bu sudan bir yudum içirilir ve başından dökülürdü.



Bibi. K. A. Aru, Türk Hamamları Etüdü, ist., 1949; M. Alp, "Eski İstanbul Hamamları ve Gezmeleri", TFA, 179; M. And, "Türk Hamamının Kültürümüzde ve Sanatımızda Yeri ve Önemi", Ulusal Kültür, S. 5 (1979); S. Y. Ataman, "istanbul Folkloru", Sivas Folkloru, S. 63; Musahipzade, istanbul Yaşayışı; S. Eyice, "Türk Hamamları ve Beyazıd Hamamı", Türk Yurdu, S. 244 (1955); S. Eyice, "iznik'te Büyük Hamam ve Osmanlı Devri Hamamları Hakkında Bir Deneme", TD, S. 15 (1960); E. E. Talu, "Eski istanbul'da Kadın Hamamları", Resimli Tarih Mecmuası, S. 5 (1950); A. S. Ünver, "istanbul Yedinci Tepe Hamamlarına Dair Bazı Notlar", VD, II (1942).

MELTEM CİNGÖZ



HAMAMLAR

istanbul'un günlük yaşamında hamamların Roma ve Bizans dönemlerinden beri büyük bir önemi vardır. İstanbul'daki Bizans dönemi hamamlarından günümüze kadar gelebilen bir örnek bilmiyoruz. Eski kaynaklar pek çok Bizans hamamının adlarını verir. IX. bölgede Anastasius, I. bölgede Arkadios, VII. bölgede, Ayia Aman-tasia Kilisesi karşısında Dagisteos, X. bölgede Constantinus hamamları bunlardan başlıcalarıdır. II. bölgede Hippodrom'a komşu (şimdiki Sultanahmet Meydanı do-



HAMAMLAR

535


539

HAMAMLAR







l









.. "l--.



































^J



















r



— *-



* —



t



V..!?^



\

.f >



i

\

v,. y





L













ı

\"A — 7

^

's-, -•" ,

i -L



\.











g









)

•*

ı





/-- -

%

f









r





(2)







M

i

1

\

T N

ÎN

f^





















l

ı



J



A /

/

fTf









r













J

nr —





&>

/

V









L



1 r

j

l

—J

ı

3

,. •• •» (

, \ j f





^ \

O

'









R





1 — f"~



1 —

J





1 i^ 1

















:













111













.- — "'-.









[





j



i









J

1' t



















__ _





r



"Ci'7



V -X



r















/



















\

r











j









ş







f^

•/^



^%









L_





(o)







— ı

ı







}

l















} — X









\



*VL, j

\\ y



£7^





















L ı

ı

r*"* — rı



y

>. ..^ — ' ,

'/

^













V



^

J

L

j

n — j



'

"ı f



V '













*

















^ :£;







ı ^"*nv





















--..J.-'









--. _^*























N





























l_

_l



^





P,







toı

Tl





laylarında) Zeuksippos Hamamı en büyük ve en muhteşem hamam olup Roma imparatoru Septimius Severus (hd 193-211) tarafından yaptırılmış, Constantinus (hd 324-337) tamamlatmıştı. Burada pek çok sayıda heykel de bulunuyordu. Son yıllarda Şehzadebaşı'nda Kalenderhane Camii yanında yapılan kazılarda bir hamama ait olduğu sanılan bazı temel kalıntıları bulunmuştur. Türk dönemi hamamlarından Küçük Ayasofya Camii yakınında Çardaklı Hamam ile Vefa'daki bugün izi kalmayan Koğacılar Hamamı'nın kısmen de olsa bir Bizans hamamından faydalanmak suretiyle Osmanlı hamam mimarisine uydurularak ihya edilmiş oldukları anlaşılmaktadır, istanbul'da, Osmanlı döneminde çok sayıda hamam inşa edilmesinin iki sebebi vardır. Bunlardan biri hamamların iyi gelir getirmeleri nedeniyle hayır amacıyla yapılmış binalara gelir kaynağı olarak vakfedilmeleridir. Diğer sebep ise hamamların ait oldukları yapı manzumesinin merkezi konumundaki camiye cemaat çekme bakımından da faydalı olmalarıdır. Birçok büyük külliyenin, kendilerine ait birer hamamları olduğu (Fatih, Süleymaniye, Bayezid, Yeni Cami vb) gibi, bazı daha küçük manzumelerinin de hamamları vardır (Mahmud Paşa, Murad Paşa, Küçük Ayasofya vb). Diğer taraftan birçok vakıf sahibi, kurdukları hayır eserlerine gelir sağlamak için, şehrin başka yerlerinde hattâ başka şehir ve kasabalarda da hamam yaptırtnıışlardır (Barbaros Hayreddin Paşa'nın Zeyrek'teki Çinili Hamam'ı, Haseki Hürrem Sultan'ın Ayasofya önündeki hamamı gibi). Kolayca özel mülkiyete geçen bu tesisler gelir getirdikleri müddetçe kullanılmışlar ve gelir getirici özellikleri zayıfladıkça ortadan kaldırılmışlardır. Osmanlı mimarisinin en zengin alanlarından biri olan hamamlardan birçoğunun bu sebeple kaybedildiği bilinmektedir.

Osmanlı döneminde hamamlar çok kârlı kuruluşlar oldukları için sayıları şehrin her yerinde büyük bir hızla artmış ve bu da büyük ölçüde su harcanmasına, özellikle de inanılmaz miktarda odun tüketilmesine yol açmıştır. Daha 18. yy'da hamam sayısının artışını sınırlayabilmek için çeşitli önlemler getirilmiştir. Evliya Çelebi, kendi çağında, istanbul'da 151 hamam bulunduğunu, kendisi Mısır-Sudan seyahatini yaparken, 17 hamam daha inşa o-lunduğunu belirtmektedir.

Ciddi ve derin bir çalışma ile istanbul hamamlarının tam sayısı araştırılmış değildir. Osmanlı Devleti'nin başşehrinde Türk yaşamında önemli yeri olan hamamların tamamının bilinmesi, bunlardan sağlam, işler durumda, harap veya yok olanların tam tespitlerinin yapılması, şehrin sosyal yapısını tanımak için gereklidir. Reşat Ekrem Koçu, istanbul hamamlarına dair zengin malzeme ile dolu bir not arşivi toplamış, hattâ bunu konferans halinde de anlatmıştı. Ölümünden sonra bu notların ne olduğu maalesef bilinmez. Şi-nasi Akbatu'da da İstanbul hamamlan hakkında toplanmış zengin bir arşiv vardır.

Bugün turistik

olarak

kullanılan



İstanbul'un

en eski


hamamlarından

Cağaloğlu

Hamamı'nın

sıcaklık (üstte)

ve Galatasaray

Hamamı'nın

soğukluk

bölümlerinden

görünümler.

Ara Güler (üst),

Ahmet Kuzik,

1994

Bunun, benzerleri gibi yok olmadan yayımlanması beklenir.

istanbul hamamları genellikle çifte hamam olarak yapılmışlardır. Yarısı erkeklere, yarısı kadınlara ayrılan çifte hamamların bir özellikleri de pek nadir haller dışında hiçbir zaman iki ayrı kısmının kapılarının aynı cadde veya sokağa açılmamağıdır. Tek hamamlar pek azdır. Bazı ö-zel hamamlar da, zamanla bağlı bulundukları kuruluş veya özel mülkün ortadan kalkması ile ticari hamamlar haline gelmişlerdir. Bunun en iyi örneği Şehzadebaşı'nda bugün Acemoğlu Hamamı denilen Acemioğlanlar Hamamı'dır. Aslında bu küçük bina buradaki Eski Odalar yeniçeri kışlasının bir parçası olan Acemioğlanlar Kışlası'nın hamamı iken, kışlalar kaldırıldıktan sonra muhafaza edilerek, günümüze kadar çalışır bir halde kalmıştır. Vezneciler Hamamı'nın da aslında bir konak hamamı iken, sonralan halka açık bir hamam haline getirildiğine ihtimal verilebilir. Çifte hamamların iki parçasının birbirlerine bağlanış biçimleri çok çeşitli şekiller göstermektedir. Hamamları inşa eden mimarlar bu konuda değişik denemeler yapmışlar ve bazen arsanın duru-

mundan ileri gelen zorunlulukların da etkisi altında kalarak, son derece başarılı uygulamalar yaratmışlardır. Burada önemli husus, hamamın iyi ısınmasıdır. Bunun için iki kısmın toplu bir kitle halinde birleştirilmesine özen gösterilmiştir. Mimar Sinan'ın Ayasofya önündeki Haseki Hamamı, uç uca birleştirilmiş iki bölümü yüzünden iyi ısınmayan bir hamam olarak tanınmıştır. Hamamların birçoğunda büyük bir kubbeli mekân halinde olan ve camekân denilen soyunma yerlerinin kagir olarak yapıldığı görülür (Bayezid, Mahmud Paşa, Ayasofya vb). Ama bu kısım birçok durumda ahşaptan yapılmakta ve bu yüzden de sık sık tamir ve değişiklik geçirmektedir. Eski hamamlar, çeşitli sebeplerle yıkılmak istenildiğinde, camekân kısmının orijinal halini kaybetmiş olması yıkım gerekçesi olarak gösterilmektedir. Bugün en ufak izi kalmayan Fındıklı Hamamı'nın, soyunma yeri ahşaptan olmakla beraber, 18-19. yy'ların sivil mimarisi karakterinde de çok güzel bir eklenti idi. Osmanlı hamamlarının mimari özellikleri ve değişik örnekleri bu camekân kısmında değil, çifte hamamların iki parçasının birbirine bağlanışında ve bilhassa sı-

caklık denilen esas yıkanma mekânında ortaya çıktığından, camekânın orijinalliğini kaybetmiş olması sebebiyle hamam yıkmak doğru bir tutum değildir.

Sıcaklık denilen mekânlar ortada bir göbektaşı ve etrafında halvet hücreleri ile pek güzel mimari düzenlere sahiptir ve değişik şekiller göstermektedir. Bu düzenlerden biri doğrudan doğruya çok eski Türk mimarisinden ilham alınan ve başta medreseler olmak üzere ev mimarisinde de kullanılan klasik "dört eyvan" düzenidir. Diğer bir plan biçimi ise, yuvarlak sıcaklık mekânının çepeçevre duvarlarında hücreler açılmasıdır. Bu biçim daha çok kaplıcalarda kullanılmış ve Anadolu'daki Roma dönemi kaplıca ve hamamlarından esinlenilerek, Osmanlı sanatına girmiştir. Bazı hamamlarda, bu iki esas düzenin dışında, daha farklı şekillerin de kullanıldığı görülür.

Bu hususta ilk tipoloji denemesi bu satırların yazarı tarafından yapılarak Osmanlı dönemi Türk mimarisinde başlıca 6 örnek tespit edilmiştir. Bunlar şu surette özetlenebilir:

A tipi: Dört eyvanlı ve köşelerde hücreleri olan tip. Bunda bazen hücre sayısı 3'e, 2'ye hattâ l'e indirilir.

B tipi: Göbektaşı mekânı çepeçevre nişlerle "yıldızvari" açılır.

C tipi: Ortadaki göbektaşı mekânını üç taraftan kubbeli hücreler sarar.

D tipi: Dikdörtgen sıcaklığı, iki payeye veya destek altı eşit bölüme ayrılır.

E tipi: Küçük kubbeli sıcaklığa açılan yan yana iki halvet biçimindedir.

F tipi: Sıcaklık kare biçimde olup kubbeli dört eşit bölüme ayrılmıştır.

istanbul'da yukarıda belirtilen tipolo-jiye göre şu hamamlan sınıflandırmak mümkündür:



A tipi: Bayezid Hamamı, Edirnekapı Hamamı, Langa Hamamı, Çinili Hamam, Murad Paşa Hamamı, Ayakapı Hamamı, Çukur Hamam. Çemberlitaş ve Cağaloğlu hamamları bu tipin çeşitlemeleridir.

B tipi: Çardaklı Hamam, Kılıç Ali Paşa Hamamı, Mahmud Paşa Hamamı, Tah-takale Hamamı (erkekler kısmı), Vefa-Koğacılar Hamamı, Ayasofya Haseki Hamamı.

C tipi: Tahtakale Hamamı (kadınlar kısmı), Beyoğlu'nda Bahçeli Hamamı.

D tipi: Yeni Cami yanında Haseki Hamamı.

E tipi: Çukurçeşme Hamamı, ibrahim Paşa Hamamı, Ahmed Ağa Hamamı, Ba-lat Hamamı.

F tipi: Bu tipin istanbul'da örneğine rastlanmamıştır.

istanbul hamamlarının, yalnız surlar içinde kalanları kapsayan 1304/1886-87 tarihli bir listesinde 75 hamamın adları ile bulundukları semtler gösterilmiştir, istanbul hamamları için 1952'de de N. Kö-seoğlu bir liste yapmıştır. Bazı yanlışları bulunan bu listeye göre şehrin içinde daha önce şu hamamlar vardı: Şehzadebaşı'nda ibrahim Paşa (1943'te yıktırıldı), Ayasofya civarında Açmamam, Edirneka-pı'da Edirnekapı (veya Merdivenli), Sultan

A tipi hamam planı: Edirnekapı Hamamı Glück, Bademden yararlanılarak çizilmiştir.

Ahmed Camii arkasında Arasta (yıktırıldı), Samatya'da Ağa, Akbıyık'ta Akbıyık, Aksaray'da Aksaray (yıktırıldı, 1956), Keten-ciler'de Alaca, Langa'da Imrahor (yıktırıldı), Ayasofya Meydam'nda Haseki, Ay-vansaray'da Lonca veya Ayvansaray, Ve-fa'da Büyük Koğacılar, Eminönü'nde Tahtakale, Balat'ta Tâhtaminare, Aksaray'da Tevekkül, Cerrahpaşa'da Cerrahpaşa (yıktırıldı), Fatih'te Çukur (yıktırıldı), Horhor' da Çelebi Mehmed Ağa (yıktırıldı), Zey-rek'te Çinili (veya Barbaros Hayreddin Paşa), Yedikule'de Hacı Evhad, Zeyrek'te Hacı Kadın, Samatya'da Hacı Kadın, Sul-tanhamam'da Sultan (veya Hacı Küçük), Musalla'da Havuzlu, Cibali'de Havuzlu, Soğukçeşme'de Hasahır (yıktırıldı), Yenibahçe'de Haseki Sultan (yıktırıldı), Eğ-rikapı'da Hançeıii, Aksaray'da Horhor, Sir-keci'de Hoca Paşa, Haseki'de Davud Paşa, Süleymaniye'de Dökmeciler, Davud Paşa İskelesi'nde Davud Paşa, Karagümrük'te Zincirlikuyu (yıktırıldı), Yenibahçe'de Saray (veya Lütfî Paşa), Sultanahmet'te Şifa, Vilayet yakınında Şengül, Fatih'te Sarı-güzel (yıktırıldı), Kumkapı'da Tatlıkuyu (yıktırıldı), Ayvansaray'da Arabacılar (yıktırıldı'), Şehzadebaşı'nda Acemioğlanlar, Eğrikapı'da ivaz Efendi, Süleymaniye'de Ayşe Kadın (yıktırıldı), Kadırga Lima-nı'nda Kadırga, Fatih'te Kıztaşı (yıktırıldı), Koska'da Kızlarağası (yıktırıldı), Aksaray'da Kasavet (belki Tevekkül Hamamı ile aynıdır), Sultanahmet'te Kurbağa (yıktırıldı), Kocamustafapaşa'da Koca Mustafa Paşa, Balat'ta Kitap (veya Tihtap, yıktırıldı), Gedikpaşa'da Gedik Paşa, Cibali' de Küçük Mustafa Paşa, Sirkeci'de Küçük Ağa (veya Demirkapı, yıktırıldı), Kazancı-lar'da Küçük Pazar, Odabaşı'nda Küçük, Kırkçeşme'de Küçük Koğaolar (yıktırıldı), Çarşamba'da Mehmed Ağa, Vezneciler'de Merdivenli (veya Vezneciler), Kumkapı'

da Nişancı, Yenibahçe'de Nakkaş Paşa (yıktırıldı), Fatih'te Yeni Hamam (yıktırıldı), Bahçekapı'da Yıldız Dede, Balat'ta Çavuş, Çapa civarında Müftü (yıktırıldı), Langa'da Yalı (yıktırıldı), Ayvansaray'da Yalı (yıktırıldı), Yedikule'de Kule, Topka-pı civarında Macuncu (yıktırıldı), Unkapa-nı'nda Azebler (yıktırıldı), Sofular'da Sofular, Uzunçarşı'da Merdivenli (yıktırıldı), Si-livrikapı'da İbrahim Paşa (yıktırıldı), Bü-yükçarşı civarında Mahmud Paşa, Fatih'te Irgatlar (veya Karaman, yıktırıldı), Yenika-pı'da Yenikapı (yıktırıldı), Mercan'da Örücüler, Haydar'da Haydar (yıktırıldı), Beyazıt'ta Bayezid. Bunlardan başka, N. Kö-seoğlu'nun listesinde yerleri sarih olarak tespit edilemediği gibi, başka isimli hamamlar ile aynı olup olmadıkları da anlaşılamayan Bayrampaşa, Haseki, Acımus-luk, Köşklü hamamlarının adları verilir. Bu listede, yanında "yıktırıldı" kaydı bulunmayan hamamlardan da, ortadan kalkmış olanlar vardır. Bunlardan Acımusluk Hamamı'nın kalan kubbesinin bir kısmı 1980'lerin ikinci yarısında yapılan bir iş-hanının içinde kalmıştır.

Evliya Çelebi istanbul'da ilk inşa edilen hamamın Fatih Sultan Mehmed tarafından yaptırılan Irgat Hamamı olduğunu, bunu "kefere tarz-ı mimarisinden tahvil ile, islam âdabı üzre yapılan Azebler hamamının" izlediğini, üçüncü olarak Vefa Hamamı'nın, Eyüp Hamamı'nın ve nihayet Çukur Hamam'ın yapıldığını bildirir. Fatih vakfiyelerinde de Alaca Hamamı, Azebler Hamamı, Balat Kapısı Hamamı, Çavuşba-şı, Direklice, Mahmud Paşa, Mustafa Paşa, Nişancı Paşa, Kule (Yedikule ?), Sırt, Sinan Paşa, Taht-ı kal'a, Yahudiler hamamlan gibi hamam adlarına rastlanır. Vefa Hamamı ile Fatih Külliyesi'ne ait bir yapı olan ve Karadeniz Başkurşunlu Medresesi'nin biraz aşağısında bulunduğu saptanan İstan-




Dostları ilə paylaş:
1   ...   128   129   130   131   132   133   134   135   ...   139


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə