Kastamonu hayati



Yüklə 4.31 Mb.
səhifə72/112
tarix24.06.2018
ölçüsü4.31 Mb.
1   ...   68   69   70   71   72   73   74   75   ...   112

1824


ilâhiyyeye karışmak haddimiz değil." diye zalim düşmanlarına da beddua etmiyor.

Hem yine bütün kardeşlerimiz biliyorlar ki; Otuz beş senedir Euzü billahi mineşşeytani vessiyaseti deyip terkettiği siyaseti, otuzbeş senedir (bir buçuk sene müstesna) hiç bir gazeteyi okumak, dinlemek istemedi. Yalnız düvel-i İslâmiyenin teşekkülünde ve Hıristiyan âleminde şiddetli bir dinsizlik, bolşevizm, İslâmiyetin hakikatına karşı mübarezesi noktasında bir

1825

1843


buçuk senedir (82) yeni harf bilmediği halde, ben bazı merak ettiği nokta için dinlettiriyordum.

Acaba bu kadar infiradî inziva bir hayata sahip olan ve böyle bir acib seciyesi bulunan ve dünyanın en yüksek şeylerine beş para ehemmiyet vermediği ve bu kadar musibetlere giriftar olduğu halde, menfice hareket etmediği, müdafaatında dediği gibi: "Yirmi sekiz senedeki bana edilen emsalsiz işkencelere, sekiz günde intikamımı alabilirdim." Fakat Kur'anın bir kanun-u esasisi olan sırrıyla, asayişi bütün kuvvetiyle muhafaza için o işkenceli zulümlere karşı menfice hareket etmediği mahkemelerce tahakkuk etti... Acaba böyle bir adamın siyasî cem'iyetlerle münasebeti olabilir mi?

Eğer onun Nur talebelerine Üstadlığı itibarıyla cem'iyet namı verilse, bütün vâizlere, muallimlere ve imamlara cem'iyet namı vermek gibi olur. Belki onun hizmet-i imaniyesi; haricî, dahilî düşmanlara karşı bir manevî mücahede olduğu itibarıyla, ona cem'iyetçi denilse; bütün zabitlere, taburlara cem'iyet namı vermek lâzım gelir.

Üstad'ım Said-i Nursi Uhuvvet-i İslâmiye itibarıyla, bütün hayatında bütün Müslümanlara bir irtibatı ve tesanüd ve muhabbeti taşıdığı halde, ona cem'iyetçi demek uydurma bir ittihamdır. Âlem-i İslâmın mecmuuna gizli cem'iyet denilemez. Yüzde doksan sekiz adam, bir kaç adama karşı cem'iyettir demek, bir hezeyandır. Çünki ekseriyete karşı ekalliyetin içtimaına cem'iyet namı verilir.

Meclis-i meb'usanda, divan-ı riyasette M.Kemal'in hiddetli, şiddetli itirazına karşı en gizli sırlarını çekinmiyerek söyliyen.. ve Divan-ı Harb-i Örfi'de irtica' ittihamına karşı: "Eğer Meşrutiyet, İttihad ve Terakkî partisinin istibdadından ibaret ise, bütün dünya şahid olsun ki ben mürteciim" diyen, darağaçlarına beş para ehemmiyet vermiyen ve bir makalesiyle yirmi bin adamın İttihad-ı Muhammedî Cem'iyeti'ne girmelerine vesile olan ve bütün hayatında esrarını ifşa eden bir adama: "Siyasi gizli cem'iyet kuruyor" denilse, elbette gayet kat'î bir hatadır.

Hem şimdi cem'iyet namını vermek, bu otuz senede bu kadar tarassudlar ve mahkemelerdeki yüzlerle mektuplar ve Risale-i Nur kitaplarının tedkiki neticesinde, beş mahkemenin cem'iyete dair en küçük bir emare bulmıyarak verdikleri beraet hükümlerini ittihamdır.

Said-i Nursi'nin şiddetli hastalığı

1826


zamanında hizmetinde bulunan

Ziver Gündüzalp (83)"

(82) Düvel-i İslamiye birleşmesinin mebdei 2 Nisan 1954 olup 24 Ocak 1955'de Bağdat paktı teşekkülüyle başlamıştır. O sıra Hazret-i Üstad İslâm âleminde uyanan yeni -yeni haberleri almak üzere bazı gazeteleri dinlemiştir. A.B.

(83) Emirdağ-2 Müntehap dosya sıra no: 78-111

1827

1844


Böylece, Isparta'da açılmış umumî cem'iyetçilik isnadı olan dava da ,bu müdafaalar ve itirazlar neticesinde ve Afyon mahkemesi de beraetle neticelenmesinden iki üç ay sonra, yani 11.9.1956'da Sorgu Hâkimliğinde devam eden dava, men-i muhakeme kararıyla sonuçlanmıştır.

MEN'İ MUHAKEME KARAR SURETİ

"Isparta Sorgu Hakimliği

Esas: 954-28

Karar: 956/65

C.M.U. 954-311

".............(84) Dosyada adları yazılı maznunların, Ceza kanununun 163/1,65,26 ve 40'ıncı maddelerine tevfikan cezaları tayin ve tesbit olunmak üzere, haklarında Isparta Ağır Ceza Mahkemesi'nde son tahkikatın açılması C.Müdde-i Umuminin 25.3.1956 tarih ve 311/18 sayılı iddianamesiyle istemekte ve bu iddianame son olarak evrakı tetkik eden bilirkişinin tarihsiz raporuna istinad ettirmekte ise de:

İddia ve ihbar olunduğu vecihle, adları yazılı seksendokuz kişiden ibaret maznunların herhangi bir cem'iyet teşkil ederek faaliyete geçtikleri ve bu suretle propaganda yaparak, başkalarının da mezkûr cem'iyete girmelerine gayret sarfeyledikleri.. ve isimleri yukarda tasrih olunan vilâvet ve kazalarda gizli bir cem'iyet ve cem'iyet şu'beleri vücuda getirdikleri.. ve maznunların dini husustan başka bir maksad ve gaye ile hareket ederek devletin iç emniyetine müteveccih ve temel nizamlarını yıkmaya matuf cem'iyet kurup fiil ve hareketlerde bulundukları hakkında tatmin edici bir delil elde edilmemiş...

Ve dinlenmiş bulunan yüz küsur şâhidin de, adları yazılı maznunların mevzu-u bahis müsned suçu işlediklerini ve bu suçla gizli cem'iyet kurarak faaliyette bulunduklarını görmediklerini ve bilmediklerini açık ve kesin bildirmiş olmalarına..

Ve toplanmış bulunan vesaikin ve eserlerin de böyle bir cemiyetin müteşekkil bulunduğuna delâlet eder mahiyet ve vasıfta olmamalarına..

Ve iddiaya mesned teşkil eden ve yegâne suçun delili olarak gösterilen bilirkişi Bülent Esen ve arkadaşları tarafından verilen otuz altı sahifeden ibaret tarihsiz raporun, şahsî mütalâaya müstenid olup zann ve tahminden ibaret bulunmasına ve başka delille de takviye ve te'yid olunmamasına..

1828


Ve bilirkişi gurubunun tetkikatından evvel mezkûr evrak ve eserleri

(84) Bu dosyada başta Hazret-i Üstad olmak üzere seksendokuz kişinin isimleri yazılıydı. Bunların içinde Merhum Eşref Edib, AbdürrahimZapsa, N.Fazıl Kısakürek'in isimleri de vardı. A.B.

1829

1845


tetkik etmiş bulunan Diyanet İşleri Müşavere ve Dini Eserleri İnceleme Kurulu'nun yapmış olduğu tetkikat neticesinde vermiş bulunduğu 15.5.1953 tarih ve 242 sayılı raporunda, maznunlardan yakalanarak tetkikata tabi tutulmuş bulunan; ve ekserisi, maznun Said-i Nursi tarafından kaleme alınmış olan kitap, Risale vesair yazıların Kur'an-ı Kerim'den alınmış dinin ihtiyaçlarını ve ibadetin hükümlerini ve müellifin hayat tarihçesini muhtevî olup, siyasî veya başka bir cepheleri bulunmadığına..

Ve sırf dinî bakımdan yazılmış eserler olduğu bildirilmiş olmasına..

Ve son bilirkişilerin maznunlar aleyhindeki raporunu zedeliyen ve tasnif eder mahiyette bulunan bir raporun vasıf ve mahiyeti itibarıyla diğer rapora müreccah ve daha uygun görülmesine..

Ve yine mezkûr evrakın kısm-ı azamını tetkik etmiş bulunan bilirkişi İsmail Akdere'nin 25.3.1953 tarihli raporu ile, Diyanet İşleri Müşavere Heyeti'nin fikir mütalaasına iştirakle tetkik etmiş bulunduğu eserlerin münhasıran dini bakımdan yazılmış olup, devletin emniyet ve nizamlarını istihdaf eder ve lâikliğe aykırı cihetlerinin bulunmadığını sarahetle beyan eden müşavere heyetinin raporunu desteklemiş bulunmasına..

Ve maznunların mevzu-u bahis suçları işledikleri ve devletin nizamlarını yıkmaya çalıştıkları ve lâikliğe aykırı fiil ve harekette bulundukları, yukarda bahsi geçen bilirkişi raporundan başka delilin bulunmamasına..

Ve zann ve tahminden ileri geçmiyen bu raporun da başlı başına bir delil olarak kabul ve son tahkikatın açılmasına kâfi görülmemesine..

Ve nakdi kefalet karşılığı olarak tahliye edilip men'i muhakemesine karar verilmiş olan maznunlardan Abdurrahim Zapsu'nun yatırmış olduğu evrakın tetkikatından anlaşılan 2500 lira ve Hacı Hasan Naim'in aynı şekilde vermiş olduğu bin lira ve Necip Fazıl Kısakürek'in yine kefalet olarak yatırdığı bin liranın şimdiye kadar kendilerine verilmemişse, sahiblerine ve iadesi için gereken evrakın iliştirilmek suretiyle C.Müdde-i Umumiliğine müzekkere yazılmasına..

Ve maznunlardan yakalanmış olup karışık bir halde daire-i emanette bulunan kitap, risale vesair yazıların sahipleri tarafından istenildiği takdirde kendilerine verilmesine..

1830

Ve hukuk-u amme namına tahkikat ve tedkikat icra edilmiş olduğudan masraf ve harcın alınmasına mahal olmadığına..



Ve varid görülmiyen C.Müdde-i Umumiliğinin iddiasının reddine.. ve iddiaya muhalif karar, görülmek üzere dosyanın C.Müdde-i Umumiliğine gönderilmesine.. Karar verildi. 11.9.1956

Isparta Sorgu Hâkimi Kâtip

Doğan Dündar Tevfik Göker"

1831


1846

İKİNCİ FASIL

(Risale-i Nur'un Resmen İntişarı ve Serbestlik Devri)

Afyon Ağır Ceza mahkemesi 23.6.956'da vermiş olduğu tarihî ve büyük son kararıyla başlıyan çözülme, İstanbul Birinci Ağır Ceza Mahkemesi emanetinde mahfuz Gençlik Rehberi kitapları da aynı ay içinde teslim alınmış ve üç senedir devam eden Isparta mahkemesi de, yukarda karar suretini okuduğumuz 11.9.956'da men-'i muhakeme ile sonuçlanmasına te'sir etmişti. Böylece bu tarihe kadar ayrıca Türkiye'de toplam yirmibeş mahkemenin beraet kararları sadır olmakla; artık Nur Risalelerüıin âleme resmen neşredilmesine kapı açılmış ve Hazret-i Üstad'ın 1947'lerde hararetle arzu ettiği "Matbuat âlemiyle intişara başlamak zamanı geldi veya gelecek..." hakikatı böylece on sene sonra tahakkuk etmiş oluyordu.

Fakat Hazret-i Üstad, Nurun resmi matbuat âlemiyle intişarını -üst taraflarda nümunelerini kaydettiğimiz üzere- hükûmetin Maarifi eliyle veya Türkiye Cumhuriyeti Diyanet Riyaseti kanalıyla ve ona mal ederek neşrinin gerçekleşmesini hararetle arzu ediyor ve eserlerinin tamamını te'lif hakkıyla birlikte hükûmete veya Diyanete devretmeye hazır bulunuyordu. 1956'da ilk neşriyat teşebbüsü sırasında bu arzusunun gerçekleşmesi için lâzım gelen girişimlerde bulundu. Isparta Meb'usu Doktor Tahsin Tola bu işle vazifelendirildi ve mesele ilk başta Başbakan Adnan Menderes'e götürüldü. Merhum Menderes ise, Hazret-i Üstad'ın bu arzusu istikametinde çok istekli göründü.. ve o da ayrıca Doktor Tahsin Tola'yı bu hususta vazifelendirdi. Menderes'in direktifiyle, Tahsin Tola Diyanet Riyaseti nezdinde girişimlerde bulundu. Fakat her nedense o zamanki Diyanet Reisi Eyyüp Sabri Hayırlıoğlu, Menderes'in arzusuna rağmen bu işten korktu ve yanaşmak istemez gibi göründü. Menderes'in müsteşarı Ahmet Salih Korur da gizlice C.Bayar'la bu mevzuyu görüştü. Neticede o iş olmadı.

DOKTOR TAHSİN TOLA'NIN İFADESİ:

"Üstad Hazretleriyle Nurların resmi neşri mevzuunda konuşup müsaade aldıktan sonra, Ankara'ya gittim. Yanıma iki meb'us arkadaş daha alarak, Başvekil Adnan Menderes'le görüştük. Menderes'e, Risale-i Nurların resmen neşriyle, dahil ve hariçte temin edeceği iki büyük fayda ve neticeyi anlattık. Bunlardan birisi: Dahildeki anarşi tehlikesinin durdurulması.. İkincisi: İslâm Âleminin Türk milletine karşı eski uhuvvet ve muhabbetinin iade edilmesi hizmeti...

Adnan Menderes bizi son derece samimiyetle dinledikten sonra, hiç itiraz etmeden bana dedi ki: "Pekâlâ, bu işte seni vazifelendiriyorum. Diyanet

1832

1847


reisiyle görüşün. Derhal eserler (Nur risaleleri) basılsın!.."

Diyanet reisi Eyyüp Sabri Hayırlıoğlu'na gittim. Bu mevzuda görüşerek, Adnan Bey'in arzularını anlattım.

Reis: "Tahsin Bey, ben size itimad ediyorum. Fakat benim de meselenin detayları için Adnan Bey'le bizzat bir görüşmem icabeder." dedi.

Bu görüşmemiz üzerinden bir müddet geçti. Ben bir ara tekrar Diyanet Reisine gittim. Mes'elenin neticesini sordum. Reis, bu defa şunları söyledi:

"Adnan Bey'le görüşmem mümkin olmadı. Bu kıyafetle her gün gidip kapısında görüşmek için beklemem uygun olmuyor. Adnan Bey boş kalmıyor. Onunla görüşemeyince müsteşar A.Salih Korur'la görüştüm. Başvekil ile görüşme mevzuunu anlattım. Müsteşar bana:

"Ne yapıyorsun hocam, bu eserlerin neşredilmemesine bir tek sebeb olarak "Said-i Kürdî'nin ismi kâfi değil mi?" dedi.(1)

Bunun üzerine ben Isparta'ya döndüm ve Hazret-i Üstad'a durumu arzettim. Üstad Hazretleri: "Öyle ise, Risale-i Nurları siz neşredin, onlara nasib olmadı, her ne ise..." dedi.

Ben de hemen Ankara'ya döndüm. Evvelâ kâğıdı temin etmeye çalıştım. Kağıt sıkıntısı çok iken, bize kolaylıklar gösterildi. Ankara'da arkadaşlarla birlikte resmen neşir işine başladık. Hukuk talebelerin

(1) Merhum Doktor Tahsin Tola'nın bizzat Diyanet Reisinin ağzından duyduğıı bu haberin Başbakan Adnan Menderes'in müsteşarından gelmesiyle; insana iki şeyi hatırlatıyor.1- Diyanet reisiyle müsteşar birleşerek, bu plânı merhum Menderes dışında hazırlamışlar... 2- Veya Menderes kendisi müsteşarına böyle bir talimatı hususi şekilde vermiştir.

Bu her iki şık da ihtimal dahili olmakla birlikte, birinci şık ihtimal, daha kuvvetli görünüyor. A.B.

1833

1848


den Atıf Ural, Mustafa Türkmenoğlu, Salih Özcan ve vaiz Said Özdemir'le birlikte harekete geçtik."

Merhum Doktor Tahsin Tola'nın ifadesinde beyan edildiği gibi; resmi neşriyata ilk başlıyan Ankara'da Salih Özcan oldu. Salih Özcan onar bin nüsha İhlâs ve Uhuvvet Risalelerinin neşriyle bir deneme ve yoklama mahiyetinde meydana atıldı. Daha sonra Ankara'da "Sözler" mecmuasına başlandı. Bu arada İstanbul'da da neşir için faaliyete girişildi. Aynı zamanda Samsun ve Antalya'da da başlandı. Fakat;Ankara ve İstanbul dışındaki yerlerin neşriyatları ancak küçûk birer risaleyle kaldı ve devam etmedi. o ise bu işte Ankara ve İstanbul merkeziyet teşkil ettikleri için idi.

HZ, ÜSTAD'IN MEVZUU DEĞERLENDİRMESİ

"... Hatta Pakistan'da çıkan ESSIDDIK mecmuasının, Risale-i Nurun bir risalesini neşredip Diyanet Riyasetine göndermesi ve bu kadar intişar ile hiç bir âlim ona itiraz etmemesi gibi hakikatlar gösteriyor ki: Elbette Diyanet dairesi Nurları himaye etmek hakiki bir vazifesidir. Diyanet dairesi,Meşihat-ı İslâmiye gibi, yalnız Türkiye'nin din muallimi değil, belki umum Âlem-i İslâma Meşihat-ı İslâmiye yerine alâkası, nezareti, münasebeti var. Âlem-i İslâm o Diyanet dairesine karşı tam hüsn-ü zan etmek. su-i tevehhüm etmemek hususunda bu zamanda ziyade lüzumu var.

Hem de Türkiye ile ittifak etmiyen İslâmî hükûmetlerde o mübarek daireye karşı su-i tevehhüm gelmemesine büyük bir vesilesi olan ve Âlem-i İslâmın her tarafında belki Avrupa'da da takdire mazhar olmuş Risale-i

Nur, o Diyanet dairesinin hem şerefini muhafaza ettiğinden, Âlem-i İslâma karşı o dairenin bir eseri olarak intişarı gayet lâzım ve zaruri olduğunu; bu noktayı ehl-i vukuf tam nazara alsınlar. Onun için biçare Said-i Nursi ve Nur talebelerinden yüz derece ziyade Diyanet Riyaseti azaları, hocaları alâkadar olmak lâzım. Ta ki Risale-i Nur dinsizlerin taarruzuna karşı muhafaza ve himaye edilsin. Mükerrer beraetler verildiği halde, olan desisecileri susturmak lâzım...

Said-i Nursi(2)"

Görüldüğü üzere, Hazret-i Üstad bütün samimiyetiyle Nurların resmen Diyanet dairesince neşredilmesini arzu etmesine rağmen; -Her zaman güzel raporlarıyla himaye etmeye çalışmış oldukları halde- Diyanet Riyaseti bu azim ve küllî hayra ve o pek büyük ve çok mühim menfaate vesile olup delil olamamıştır. Merhum Ahmed Hamdi Akseki 1952'de vefat et

(2) Emirdağ Lahikası- 2 S:151

1834


1849

memiş olsa idi, kuvvetli tahminimizce o bu azim işe ve küllî bizmete bigâne kalmaz, mutlaka elinden geleni yapacaktı. Fakat Ahmed Hamdi Efendi'den sonra gelen Reis Eyyüp Sabri Hayırlıoğlu maalesef bu büyük hakikatı idrak edemedi. Dolayısıyla Hazret-i Üstad'ın çok şiddetle ve samimiyetle arzu ettiği, Diyanet adına Nurların neşri gerçekleşemedi. Haliyle iş yine şahsî teşebbüslere kaldı. Nurların kâğıt ve baskı masrafı için Nur talebeleri faaliyete geçtiler. Ufak bir sermaye toplandı ve Nurlar resmen basılmaya başlandı.

Nurun sermayesi mevzuunda Ankara'da Nur naşiri talebeler o sıra şöyle bir mektup neşrettiler:

Aziz Kardeşlerimiz!

Sözler mecmuası muayyen miktarda ve ancak alıcılar sayısınca yeni yazı ile basılacağından, arzu edenlerin tahmini hediyesi olan on beş lirayı talib olanlardan toplayıp, en geç yirmi gün zarfında hasıl olan yekûnü aşağıdaki adrese göndermenizi rica ederiz.

Bu şekildeki hareketle pek çok kardeşlerin bu hizmete iştirâkleri mümkin olacak. Hem de kendileri otuzüç sözü havi Sözler mecmuasına sahip olacaklardır. İnşaallah..

Not: İstiyen birden fazla kitaba abone olabilir.

Elbaki Hüvelbaki

Kusurlu kardeşleriniz

Mustafa Türkmenoğlu, Atıf Ural

Adres:

Said Özdemir



Bend deresi, Öncüler Mahallesi No: 2 Altındağ/ANKARA"

Nur talebeleri abone usulüyle iştirâkleri epeyce oldu. Hazret-i Üstad da kendisinde artmış bulunan bir miktar ta'yinat parasıyla bu hayra iştirâk etti ve Elhamdülillah 1956 yılı içerisinde Sözler Mecmuası, Asa-yı Musa ve Mektubat kitapları resmen basıldı. Yani ilk olarak matbaalarda serbestçe basılarak yayınlandı.

HZ. ÜSTAD BAYRAM YAPIYORDU

1835


Nur risalelerinin, hükûmet ve Diyanet adına resmen basılamamış olmasıyla birlikte, fakat yine de hükûmetin bir nevi ses çıkarmamak içindeki müsaade ve müzaheretiyle serbest basılmasına ve intişarına Hazret-i Üstad

1836


1850

çok seviniyor, adeta bayram yapıyordu. Gerek Ankara'da, gerekse de İstanbul'da basılan Nur risalelerinin baskı safahatını ve tashihat işini Üstad çok titizlik içerisinde takib ediyor ve bizzat ilgileniyordu. Matbaa işleriyle meşgul talebeleri de -Bilhassa Ankara,daki Nur talebeleri- çoğu zaman, matbaadan çıkan formaları tek-tek Üstad'a getirip ulaştırıyorlardı. Hazret-i Üstad ise, her şeyini bırakır, gelen formalara müteveccih olur, bir an önce onun tashihini yapar ve hemen geri gönderiyordu.

YENİ HARFLERLE R. NURUN NEŞRE BAŞLAMASI

Az üstte arz olunduğu gibi;hz.üstad,Nurların yeni yazıyla, yani resmî şekilde intişara başladığı günlerde, adeta uçuyor bayram yapıyordu.Hz. Üstadın bu halinin şahitleri yüzlercedir.Bilhassa Ankara ve İstanbulda neşir hizmeti ile meşgul olmuş kimseler ve bu arada Hz. Üstadın hizmetindeki zatlar şehadet ediyorlar.

Biz, bir nûmune kabilinden olarak, üstteki iki gurup zatların (Yani matbaa işleri ile meşgul zatlarla Üstadın yanındaki talebeleri) dışından pekçok şahitlerin şehadetlerinden sadece iki mühim şahsiyetin hatıralarını kaydetmek istiyoruz.

1- Ülemay-ı Kîbardan Erzurumlu Molla Muhammed Kırkıncı Efendi derki:

“Hz. Üstadın ziyaretine giderken, Ankaradan Sözlerin bir formasını Üstada götürmüştük. Üstad, formayı sahifelerini çevirerek seyrediyordu. Bu arada buyurmuşlardıki: “Risale-i Nur çok yakın bir zamanda başlara taç olacaktır. Öyle zaman gelecekki satırları altınla yazılacak, radyo lisanıyla bütün dünyaya neşredilecektir.” (Bkz. Bediüzzamanı nasıl tanıdımM.Kırkıncı,sh.103-104)

2- Eski Alay Hocalarından Konyalı Cevad Çağrı Efendi derki:

“Üstadı ilk ziyaretimde, sözler mecmuasının ilk formasını beraber götürmüştük. Üstad bunları görünce neşe ve sururundan hislendi ve ağladı. Mehmed Çalışkan ve Hamza Emekte orada idi. “Çok şükür ölmeden bunları gördüm” dedi..

Ve: “ Ben vazifemi yaptım, bundan sonrasını siz yaparsınız” diye ifade etti.

(Son Şahitler-4, sh.272)

ÜSTAD'IN BAZI TASARRUFLARI

1837

Nurlar yeni yazıyla serbest neşir sahasına geçtiğinde; Hazret-i Üstad bazı tashihat hususlarında olduğu gibi; Risale parçalarının neşrinde de bazı tasarruflarda bulundu. Hususîlik ve mahremiyet gibi cihetleri nazar-ı itibare alarak ve ona göre müraat ederek, yeni yazıyla neşredilen mecmuaların



1838

1851


bazısında bir kısım risaleleri veya onların bazı parçalarını yeni yazılarında neşrettirmedi. Nasılki daha önceleri teksirle çoğaltılan bazı Nur mecmualarının tanziminde de benzeri bazı tasarruflarda bulunmuştu. Bu husus nâşirlerce malûmdur. O sıra neşir işinde ve hizmetinde çalışmış ve bulunmuş ve Hazret-i Üstad'ın bu tasarruflarına bizzat şahid olmuş, halen hayatta başta Üstad'ın hizmetkârları ve Nur nâşirleri zatlardan bir çoğu vardır. Şer'an bir meselede iki sadık şâhidin şehadeti, milyonlarca nefy edicilere racihtir.

Hazret-i Üstad mezkûr tasarrufları yaptığı gibi, hatta nâşir talebelerine ve yanındaki hizmetkârlarına da bazı tasarruf selâhiyetleri vermişti. Ancak talebeler bu izin ve selâhiyetlerini Hazret-i Üstad'ın malûmatları dışında asla kullanmamışlardır. Bunun da vesikaları, şahidleri çoktur. Belki bu mevzu ilerde genişçe ele alınabilecektir.

Nurların intişarı üzerine gelen tebrikler

Risale-i Nurların matbaalarda serbestçe basılıp resmen intişarına candan sevinen dahil ve hariç Müslümanlar, Hazret-i Üstad'a ve Nur talebelerine hatta Türkiye Cumhuriyeti hükûmetine yüzlerce tebrik telgrafı ve mektuplar gönderdiler. Üstad'ın yaptığı o büyük bayramı birlikte paylaştılar. Bu tebrikler çoktur. Dahilden gelen tebriklerden sarf-ı nazar edip, yalnız hariç Âlem-i İslâm'dan gelen tebrik mektuplarından nümune için bir ikisini kaydediyoruz:

1- Pakistan'dan gelen birinci mektup:

"18.12.956

Karaçi-Pakistan

Muhterem Doktor Salih Özcan -İslâm mecmuası müdürü- Ankara

İçten gelen samimi selâmlarımı arzettikten sonra, sizden aşağıdaki kısacık sözlerimi yüksek mecmuanızda neşretmenizi şimdiden binler teşekkürle rica ediyorum.

Evvelâ:.....

Saniyen: Müslümanlar hizmetinde ve İslâmiyet yolunda çok mücadelede bulunan Üstad Said-i Nursi'nin Risale-i Nur nâmındaki eserlerini Maarif Vekâletinin yakında neşretmeye başlıyacağını duyduk. Hükûmetinizi tebrik

1839


ediyorum. Bu suretle hem İslâmî eserler neşredilmiş olacak, hem de Türkiye de ve bütün İslâm Âleminde komünizm fikri öldürülmüş olacak. Bu iki mühim ileri adımdan dolayı bütün İslâm memleketlerinin hükûmetinize büyük bir sevgi ile bağlanmasını dilerim. Selâmette daim olunuz..

Muhammed Hasan El-A'zami İslâm Âlemi Kongresi Kurucusu(3)"

(3) Emirdağ-2 Müntehap dosya sıra no:113

1840


1852

1- Pakistan'dan Adnan Menderes'e gelen mektup(4):

"26.1.957

Büyük Türkiye Başvekili Adnan Menderes Hazretlerine! Dostumuz Türkiye Başvekiline gönülden selâm ve hürmetler... Gazetelerden aldığımız bir habere göre, siz İslâm dünyasının büyük mütefekkiri ve din mücahidi olan Bediüzzaman Said-i Nursi'nin imanî ve Kur'anî eseri olan Risale-i Nurun neşri için emir vermişsiniz!

Bu mübarek ikdamınız münasebetiyle, Pakistan'da İslâmiyet yolunda çalışan ve komünizme karşı mücadele eden İslâm talebe cem'iyeti merkezi namına hulûs ve ihtiramlarımı bildirip size teşekkür ederim.

Dinsizlik ve komünizm, sadece Türkiye ve İslâm dünyası için değil, belki insaniyet için en büyük tehlikedir. Komünistler ve dinsizler yıllardır ki Türkiye'yi yıkmak istiyorlar. Ve dinsiz ve ahlâksız rejim için çalışıyorlar.

Dinsiz bir milletin payidar olabileceğine inanmıyoruz. Türkler Müslümandır. Müslüman olarak yaşayabilir ve yaşayacak. Filhakika komünizme karşı nazarî bir mücadele de lâzım geliyordu.

Esasen sizin bu büyük ikdamınızdan Nur talebeleri ve Said-i Nursi, Türk düşmanlarına karşı artık açıkça mücadele edebilirler ve İslâmiyet ve insaniyete de iyice hizmet ,edebilirler. Bu ikdamınızdan Türkiye aleyhindeki hârici propagandalar kırılacak ve Türklere izzet ve hürmet izafe olacaktır. Biz istikbalde bu gibi ikdamlara muntazırız ve Türk gençleriyle de şerikiz. Allah tuttuğunuz bütün hayırlı işlerinizde yardım etsin.

Din kardeşiniz Ebsar Alem

Pakistan İslâm Talebeleri Cemiyeti Başkanı(5)"

Daha bu iki nümuneler gibi Suriye'den, Irak'tan ve Medine-i Münevvere'den gelen tebrik mektupları vardır. Bunların bir çoğu Büyük Tarihçe-i Hayatta ve bu kitabın yukarı kısımlarında kaydedilmiş olmasından bu iki nümune ile iktifa ediyoruz.

(4) Bu mektup, o sıra Ankara'da münteşir İslam mecmuası eliyle gelmişti.

(5) Emirdağ·-2 Müntehap dosya sıra no: 115

1841


1853

ÜÇÜNCÜ FASIL

(Dinî ve Siyasî Büyük Şahsiyetlerin Alâkaları)

1950-1960 arası Hazret-i Üstad Bediüzzaman'ın nurlu şahsiyeti ile ve Risale-i Nuru ve mesleğiyle alâkadarlık gösteren büyük şahsiyetler çoktur. Bunların içinde aynı zamanda siyasî ve askerî büyük zatlar da vardır. Bu zatlar hem dâhilden hem de hariçten, gerek şahsen gelip ziyaret ederek; gerekse mektuplar vasıtasıyla Üstad Hazretleriyle muhabere şeklinde alâkadar olmuşlardır.

Âlem-i İslâmın bir çok memleketlerinden gelen bu samimî alâkaların nümunelerini gösteren bir kısım mektuplar,Büyük Tarihçe-i Hayat kitabı "Risale-i Nur ve hariç Âlem-i İslâm" bölümünde kaydedilmiştir. Geniş bilgi ve malûmatı oraya havale ederek, bu samimî alâkaların nümunelerinden sadece bir fıhriste kaydedeceğiz. Bu alâkalara karşı Üstad Hazretlerinin de söz ve beyanları vardır, lahika mektupları asıllarında mevcuttur.



Dostları ilə paylaş:
1   ...   68   69   70   71   72   73   74   75   ...   112


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə