Kastamonu hayati



Yüklə 4.31 Mb.
səhifə70/112
tarix24.06.2018
ölçüsü4.31 Mb.
1   ...   66   67   68   69   70   71   72   73   ...   112

Üstad söze, ehl-i vukufun vukufsuzluğunu belirtmekle başladı. Okuduğu altı sahifelik itiraznamesinde; millete yaptığı hizmetleri ve Risale-i Nurun tesirlerini veciz cümlelerle ifade ediyordu. Hatta başkan emir verirse, hemen dinleyiciler arasından yüzlerce şahid göstere bileceğini bir iki gün izin verirse binlerce imza getirebileceğini beyan ettiler. Büyük üstad seksen iki (3) yaşında olmasına rağmen, bütün ruhuyla inanmış olduğu davasına şimdi parlak ve doğru hüccetlerle ispat ediyordu.Bu âlim, alelade bir ferd değil, yirminci asrın ışığı altında Kur’an-ı Mu’ciz-ül beyanı tefsir ederek yüz otuz üç cilt Risale-i Nuru yazan bir deryay-ı ilimdir. Müdafasını huşu’ içinde dinleyenler bile ilim deryasından feyz aldılar.

Müslüman Türk milleti böyle bir kıymeti içinde yetiştirmekle, beşeriyete karşı haklı olarak öğünebilir. Pakistan, Endonezya ve Arabistan ve bütün islam dünyası çoktan bu büyük feyiz kaynağını keşfetmiş, bu nurlu kaynaktan kana kana içerek yanık kalplerinin susuzluğunu gidermektedirler.

Türk gençliğininde her kıymeti pek ala takdir ettiğini bu mahkeme en bariz bir misaldir. Said-i Nursi hazretlerinden sonra Avukat Abdurrahman Şeref Laç söz aldı. Ehl-î vukufun raporunu tenkid etti. Hakim müdafa zamanın gelmediğini ve daha dört mahkemenin sırada olduğunu bildirerek avukatın sözünü kesti fakat Abdurrahman Şeref Laç uzun konuşmakta ısrar etti.. Ve daha müsait bir gün talebinde bulundu. Mahkeme beş Mart Çarşamba günü yapılmak üzere celseye son verildi.

1782

O gün dört fahri avukattan bir tanesi kalabalığın kefafetinden içeri girememişti.



(3)Üstadın 1952 de yaşı tam 75 tir, sabit hesaba göre.. Hicri takvime göre olsa 77 dir. A.B.

1783


1818

Mahkemeden sonra üniversiteli iki genç üstadın koltuğuna girdiler. Yine gençlerin yardımıyla bu kesif kalabalık yarılarak aşağı kata inildi. Adliyenin önü büyük bir kalabalıkla dolu olduğu için, seyr u sefer durmuştu. Said-i Nursi hazretleri alkışlar arasında halkı selamlayarak binbir güçlükle taksiye bindirildi.

Tıp fakültesinden

Seyyid Salih Özcan

HATIRALAR

Nakledeceğimiz hatıralar, Gençlik Rehberi mahkemesinde reislik yapmış, hâkim Nefîi Demiroğlu.. Birisi de mahkeme mübaşiri Fahrî Yalçın'dır. Necmeddin Şahiner'in tesbitine göre, bu iki zat da o günki mahkeme ve Üstad hakkında şunları anlatmışlardır:

"Zeki adamdı. Mahkemenin gidişinden ve seyrinden neticeyi görüyordu. Mahkeme esnasında en ufak bir telâş ve heyecan göstermiyordu. Dost ve ahbablarıyla evinde konuşur gibi rahat ve sâkindi. Şark şivesiyle konuşuyordu."

Reis Nef'î Demiroğlu'nun bizzat ifadesinden: "Kendisinin 1952'de Gençlik Rehberi mahkemesinde Üstad Bediüzzaman'a beraet verdiği için, Yirmi Yedi Mayısçılar onu ifadeye çekmişler ve "Sen nasıl Said-i Nursi'yi beraet ettirebilirsin?" demişler.

Nef'i Demiroğlu da onlara: "Ben hukukî kaideler içinde hadisenin -bir hâkim olarak- tahkikatını yaptım. Şahitlerin ifadelerini aldım ve vicdanî kanaatımla hûkmümü verdim" demiştir.(67)"

İstanbul Gençlik Rehberi mahkemesi hatıralarından olarak merhum Doçent Doktor Nureddin Topçu'nun da müşahedeleri ve hatırası vardın.Ancak bu hatıra Denizli mahkemesi ve beraeti sonrasında Üstad ile ilgili hatıraları içinde geçtiği için,burada tekrar edilmedi.

(67) Bilinmeyen taratlanyla Said-i Nursi 6. Baskı S: 376

1784


1819

HAZRE-T İ ÜSTAD'IN İSTANBUL'DA YAZDIĞI BİR MEKTUP

1952 Martında Gençlik Rehberi mahkemesi beraetle neticelendikten sonra yazdığı anlaşılan Üstad'ın bir mektubu şöyledir:

"Aziz Kardeşlerime beyan ediyorum ki: Ben İstanbul'a ve İstanbul'daki dostlarıma pek ziyade müştaktım. Her vakit ruhen temennî ediyordum ki; İstanbul'a gelip bu mübarek şehirdeki sadık dostlarımı ve ahbablarımı göreyim. Fakat maatteessüf otuz senedenberi tecrid ve inzivada bulunduğum için, insanlarla görüşmeye zaruret olmadıkça tahammülüm kalmadığından; za'fiyetten, ihtiyarlıktan ve hasta bulunmuş olmaktan dolayı fazla konuşamıyorum. Buna mukabil kat'iyyen size haber veriyorum ki: Risale-i Nurun her bir kitabı bir Said'dir. Hangi kitaba baksanız, siz benimle karşı karşıya görüşmekten on defa ziyade hem faydalanır, hem hakikî surette benimle görüşmüş olursunuz.

Ben şuna karar vermiştim ki: Allah için benimle görüşmek istiyenleri, görüşemediklerine bedel, her sabah okuduklarıma, dualarıma hissedar ediyorum ve inşaallah etmekte devam edeceğim.

SAİD-İ NURSİ(68)"

ÜSTAD EMİRDAĞ'A DÖNÜYOR

Gençlik Rehberi mahkemesi ve safahatı sona erip beraetle neticelendikten sonra, Hazret-i Üstad İstanbul'da daha fazla durmadı, tekrar Emirdağ'a döndü. Fakat bu dönüşün tarihi kesin olarak hangi gün ve ayda olduğu hakkında bir bilgimiz yoktur. Üstteki mektup mart veya nisan ayında yazıldığına göre, Hazret-i Üstad'ın herhalde nisan ayı içinde dönmüş olabileceği ihtimal dahilindedir. Ayrıca devam eden Afyon mahkemesinin 30 Mayıs 1952'deki celsesinde de hazır bulundu ve bu celsede İstanbul barosu avukatlarından Abdurrahman Şeref Laç'da bulundu. Bir gün sonra da Büyük Doğu mecmuası mahkeme safahatını neşretti. Buna göre, Hazret-i Üstad, mesela Nisan başında İstanbul'dan ayrılmış ise, ikibuçuk ay kadar İstanbul'da kalmış ve Nisan başlarında Emirdağ'a gelmiş oluyordu.

(68) Risale-i Nur müellifi Said Nur, Eşref Edip son baskı S: 90

1785


1820

1786


1821

1787


1822

ÜSTAD'IN ÜÇÜNCÜ MAHKEMESİ OLAN SAMSUN DAVASI

Samsun mahkemesi ve davası, başlangıç ve sebebi için; bütün tarihçeler, Üstad'ın İstanbul Gençlik Rehberi mahkemesinden Emirdağ'a döndükten sonra ve 1952 yılı Ramazan âyı içinde (Yani mayıs sonu ve haziran başlarında) Hazret-i Üstad tek başına kıra çıkmış olduğu bir günde, musallah bir jandarma başçavuşu ile üç jandarma erinin Üstad'ın yanına giderek "Neden sarık ve külah başına takıyorsun, şapka giymiyorsun?" diyerek, Üstad'ı alıp karakola getirmeleri(69) ve bunun üzerine Üstad'ın yazdığı arzuhal ve bu arzuhalin bilâhare Samsun'da münteşir "Büyük Cihad" gazetesinde;gazete sahibi Mustafa Bağışlayıcı islam DP sine girdiği için, DP nin dine karşı lakaydlıklarını göstermek üzere Hz. Üstadın yazısının başına ”EN BÜYÜK İSPAT" diye başlık koyarak neşredilmesi ve nihayet Samsun C.Savcılığınca dava açılmasıyla başladığını yazarlar.

Gösterilen sebeb ve başlangıç tarihi, bir noktadan sahih olmakla birlikte; 1950'den sonra, Afyon mahkemesi dışında cereyan eden mahkeme hadiselerinin birincisi olan "Emirdağ'da şapka mahkemesi" kısmında kaydettiğimiz üzere, Hazret-i Üstad 1951'de de yine şapka için rahatsız edilmiş ve mahkemeye sevkedilmiştir. Başlangıç olarak aslı bu mudur? Yoksa 1952 Ramazanında başladığını yazan tarihçelerin dediği midir, kesin bilemiyoruz.

Samsun mahkemesinin, asıl başlangıcı ise şöyledir: 1952 yılı içinde Samsun sorgu hâkimliği ve savcısının kararname ve iddianameleri ekli olarak Ağır Ceza Mahkemesi'nden Üstad'a Emirdağ'a bir celbname geldi. Hazret-i Üstad da Emirdağ adliyesi kanalıyla buna cevab yolladı. Üstad'ın cevabî yazısı aynen şöyledir:

"

Samsun mahkemesinin sorgu hâkimi ve savcısının, Büyük Cihad'da intişar eden bir şekvama dair beni Samsun Ağır Ceza Mahkemesine vermelerine dair bir da'vetiye geldi. Bana okudular, içinde yalnız dört nokta nazar-ı ehemmiyete alınabilir gördüm.



Bu meselenin hakikatı şudur: Ben hasta iken Emirdağ'ındaki kardeşlerim yanıma geldiler. Emirdağ'ında başıma gelen hadiseye dair konuştuk. Hem hastalıklı, hem hiddetli, hem Ankara'ya şekva suretinde bir şeyler söylemiştim. Yanımdaki hizmetçim kaleme aldı. Nur talebelerinin

1788


(69) Şapka yüzünden 1947 ve 48 arası zulüm ve ceberût devrinin hükûmetleri tarafından Hazret-i Üstad birkaç defa rahatsız edildiği gibi, DP iktidarında da maalesef yine eski zihniyetin kalıntı kadro birikintilerinin tertipleriyle bir kaç kez aynı meseleden rahatsız edilmeleri olmuştur.

1789


1823

tensibiyle Ankara'daki bir iki Nur talebesine gönderip; ta bazı meb'uslara göstersinler, bu hastalığımda bana sıkıntı verilmesin.. Hem gönderilmiş. Bazı meb'uslar da görmüş ve bilmediğimiz bir zatın hoşuna giderek Büyük Cihad müdürüne gönderilmiş.

Ben kasem ederim ki, o zamandan şimdiye kadar bilmiyorum ki, kim göndermiş. Fakat neşir olduktan sonra, bir nüsha buraya gelmiş. Yeni harfleri bilmediğim için bana birisi okudu. Ben memnun oldum,"Allah razı olsun neşredenlere" dedim. Gerçi otuzbeş senedenberi siyaseti terketmişim. Fakat Büyük Cihad gibi halisane dine hizmet eden o cerideye ve onun sahip ve muharrirlerine din namına minnettar oldum ve Allah razı olsun dedim. Haberim olmadan ve para da vermeden daima bana o mübarek gazete gönderiliyordu.

İkinci Nokta: Benim Samsun'daki Ağır Ceza Mahkemesine sevkedilmekliğime dairdir.

Bu noktada bunu kat'iyyen beyan ediyorum ki: Samsun havalisinde hususan Büyük Cihad dairesine mensub ahiret kardeşlerim ve Nur talebelerini ziyaretle görmek için oraya gitmek isterdim. Fakat doktorların raporlarıyla kat'î iktidarsızlığım o dereceye gelmiş ki: Beş dakikalık-karşımdaki bu meselenin başlangıcı ve esası olan- mahkemeye bir buçuk senedir bana haber verdikleri halde-(70) gidemiyorum. Mecburiyetle müddeî ve hâkim vazifesini gören sorgu hâkimi yanıma geldiler. Medar-ı sual ve cevap Büyük Cihad gazetesini de getirdiler. Gazetenin bazı sözleri benim sözlerim içine karıştırılmış, ben de onlara cevablarını vermiştim. Eğer faraza Ağır Ceza, bu ehemmiyetsiz meseleye ehemmiyet verse, benim mahkememi Eskişehir'e nakline müsaade etsin ki, orada sıhhiye hey'etinde iki aylık zehir hastalığıyla şiddetli hasta bulunduğumdan bizzat bulunabilirim. Yoksa imkânı yoktur.

Üçüncü Nokta: Savcı ve sorgu hâkimi yüz altmış üçüncü maddeye dayanıp; Said-i Nursi'yi dini siyasete alet ve asayişe zararlı propaganda ile ittiham ediyorlar.

Bu noktanın hakikatını yirmidokuz senedir beş-altı vilayet ve beşaltı vilayetin zabıtaları ve yüzotuz üç kitaplarımı ve binlerce mahrem mektuplarımı elde ettikleri halde; Ve dinsiz komitelerin tahriki ile saf-dil bazı memurların aldatmalarıyla kat'iyen iki meseleden başka medar-ı mesuliyet bulmadıklarına delili: İki sene bütün mektuplarım ve kitaplarım,

1790


(70) Üstad'ın bir buçuk sene evvel hadisenin başlangıcına ve Emirdağ'da açılan aynı meseleden olan mahkemeye gidemediğinden söz etmekle; mes'ele başlangıç itibariyla 1951'deki hadisenin kendisidir. A.B.

1791


1824

Denizli Ağır Ceza mahkemesiyle Ankara Ağır Ceza Mahkemesi ve mahkeme-i temyizde müttefikan hem benim beraetime hem bütün kitaplarımın iadesine karar vermeleri; ve beş altı vilâyette yalnız tesettüre dair bir ayetin tefsiri bahanesiyle bir tek mahkeme hafifçe ceza vermek istedi. Kat'î ve kuvvetli cevabıma karşı mecburiyetle meseleyi kanaât-ı vicdaniyeye çevirdiler. Demek onlar da medar-ı mes'uliyet bulamadılar. Bu noktayı izah için Afyon Mahkeme Reisine gönderdiğim istid'ayı size de beray-i malûmat gönderiyorum.

Elhasıl: Aynı nakarat beş altı mahkemede tekrar edilmiş ve medar-ı mes'uliyet bulamamışlar. Şimdi Samsun savcısı ve sorgusu yirmi sekiz seneki nakaratı aynen tekrar ediyor:

"Şahsî nüfûz temin için propaganda yapıp, dini siyasete alet ediyor" diyor. Beş mahkemede dört yüz sahife kadar olan cerhedilmemiş müdafaatıma benim bedelime havale ediyorum. Beni konuşturmaktan ise, ona baksınlar.

SAİD-İ NURSİ (71)

(71) Emirdağ- 2 S:146

1792

1825


Hazret-i Üstad bu cevabıyla beraber, Emirdağ'ı hükûmet tabibliğinden ve sonra Eskişehir sıhhî hey'etten almış olduğu raporları Samsun mahkemesine gönderdiği halde; savcı ısrar ederek mutlaka mahkemede Üstad'ın şahsen hazır bulunmasını istedi ve ikinci bir davetiye ve celbname Üstad'a geldi. Bu yazışmalar bir kaç ay sürdü.

Bu arada 22 Kasım 1952 günü Malatya'da gazeteci Ahmet Emin Yalman'a su-ikast girişiminde bulunuldu. Hadiseyi sol basın günlerce abartarak neşretti. Bunlara karşı dindar ve milliyetçi gazeteler de mukabele ediyordu. Samsunda çıkan Büyük Cihad gazetesi sahibi Mustafa Bağışlayıcı'nın sert mukabeleli cevaplarından dolayı tevkif edildiği gibi, Samsun milletvekili Hasan Fehmi Bey de, aynı meseleden 9 Aralık 1952 de DP'den ihraç edildi. DP'lilerin zafiyeti ile, sol basının hücumu son safhaya varmıştı. DP iktidarı daha çok za'fiyet evhamına kapıldı. Bir çok dindar ve milliyetçi gazeteleri kapattılar ve bir çok milliyetçi dindarları da tevkif ettirdiler. O sıra Samsun'da bulunan Üstad'ın hizmetkârı Mustafa Sungur da Büyük Cihad'da neşredilen bir yazısından dolayı, Büyük Cihad gazetesi yazı işleri müdürüyle birlikte tevkif edildiler. Hatta bu davada ilk önce mahkûmiyet kararı verilmişti. Ancak temyiz mahkemesi kararı bozarak, davaya yeniden başlandı ve neticede beraet verildi.

İşte bu fırtınalı karışık hadiseler dolayısıyla da, Samsun mahkemesinin ısrarı üzerine, Hazret-i Üstad Samsun'a gitmeye mecbur durumda kalmıştı.. Ve nihayet 1953 baharında Samsun mahkemesine gitmek üzere İstanbul'a gitmeye karar verdi ve Eskişehir yoluyla İstanbul'a gitti. Bu defa İstanbul'da ilk olarak, Beyazıd semtindeki Marmara Palas oteline indi. Hasta olan Üstad, İstanbul'da daha da rahatsızlandı. Bu durumda Üstad'ın Samsun'a gidemiyeceğini anlıyan İstanbul'daki talebe ve dostları, İstanbul Gureba hastahanesi hey'et-i sıhhiyesine müracaat ettiler. Hastahanenin doktorlar hey'eti Üstad'ı muayene ettiler ve "Ne karadan, ne havadan, ne de denizden seyahat yapamıyacağına dair" kesin rapor verdiler. Bu rapor Samsun Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildi.

Samsun savcısı bu kat'î ve kesin rapora da itiraz ederek, ısrarla "Said-i Nursi'nin mahkemede hazır bulunmasını" taleb etti ise de, mahkeme heyeti, İstanbul hey'et-i sıhhiye raporunu kesin ve haklı bularak; Bediüzzamanın İstanbul Ağır Ceza Mahkemelerinden birinde istinabe yoluyla ifadesinin alınmasına karar verdi. Bunun üzerine Hazret-i Üstad'ın İstanbul'da, talimatname ile gelen dosyaya göre Ağır Cezada muhakeme edilerek ifadesi

1793

alındı. Üstad buradaki mahkemede verdiği ifadesinde de, daha önce kaleme almış olduğu "Mahkeme-i Kübra'ya şekvaya bir haşiye" adındaki ikinci şekvanamesini aynen okudu.



1794

1826


Ancak 1952'deki Gençlik Rehberi celseleri gibi, bu mahkemenin celse günü, hangi gün ve tarihte olduğu bizce belli değildir. Fakat hey'et-i sıhhiyeden alınan rapor 13.5.1953 olduğundanve tahminen yazışmalar faslı bir ay kadar zaman sürmüş olmasına nazaran, bu celsenin haziran ayı başlarında olduğu düşünülebilir.

YAZININ ASLI

Üstadın Büyük Cihad gazetesinde neşredilerek, Samsun'da mahkemenin açılmasına sebeb ve sonra ayni davada İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde ifadesi alınırken orada tekrarladığı yazısı aynen şöyledir:

Gizli düşmanlarımız bu Ramazan-ı Şerifte tekrar adliyeyi benim aleyhimde sevkettiler. Mesele bir gizli komünist komitesiyle alâkadardır. Bütün bütün kanun hilâfına olarak; beni, tek başımla yalnız olarak kırda ve dağda otururken, üç musallah jandarma ile bir başçavuşu yanıma gönderdiler. "Sen başına şapka giymiyorsun" diye zorla beni karakola getirdiler.



Ben, adaleti hedef tutan adliyelere söylüyorum ki; böyle beş vecihle kanunsuzluk edip, kanun namına beş vecihle İslâmî kanunlarını kıran adam, hakikî kanunsuzlukla ittiham edilmek lâzım gelirken, onların o acib kanunsuzluğu bir senedenberi o acib bahane ile, vicdanî azap verdiği için elbette mahkeme-i kübray-i haşirde bunun cezasını çekeceklerdir.

Evet, otuzbeş senedir münzevi olduğu halde, hiç çarşı ve kahvelerde gezmiyen bir adama: "Sen frenk serpuşunu giymiyorsun" diye ittiham etmeye dünyada hangi kanun buna müsaade eder?

Yirmi sekiz senedenberi beş vilâyet ve beş mahkeme ve beş vilâyetin zabıtaları onun başına giydiğine ilişmedikleri halde, hususan bu defa İstanbul mahkeme-i âdilesinde yüzden ziyade polislerin gözleri önünde, hem iki ayda yaya olarak (72) her yeri gezdiği ve hiç bir polis ilişmediği halde; ve hem mahkeme-i temyiz "Bere yasak değil, bereyi giyenler de mesul olmazlar" dediği halde, hususan münzevî ve insanlar arasına girmiyen ve Ramazan-ı şerifin içinde böyle hilâf-ı kanun, en çirkin şey ile ruhunu meşgul etmemek ve dünyayı hatırına getirmemek için ilâçları almıyan ve hekimleri çağırmıyan bir adamı; şapka giydirmek ve ecnebilere ve papazlara benzetmek için

1795


şapkayı ona teklif etmek ve adliye ile tehdit etmek, elbette zerre kadar vicdanı olan bu halden nefret eder.

(72) Hazret-i Üstadın eski dost ve ahbablarını ve diğer mübarek menzilleri yaya olarak gezdiğine işarettir. Aynı zamanda Gençlik rehberi mahkemesi için İstanbul’a 1952’de gittiğinde, iki ay kadar ortada kaldığını da bildirmektedir. A.B.

1796

1827


Meselâ, ona teklif eden demiş; "Ben emir kuluyum?.."

Cebri, keyfî, küfrî kanunla emir olur mu ki, emir kuluyum desin!..

Evet, Kur'an-ı Hakimde Yahudi ve Nasranilere başta benzememek için (...) Ayet olduğu gibi, ayeti Allah ve Resulünün itaatine zıd olmamak şar'tıyla, o itaatın emir kuluyum diye hareket edebilir.

Halbuki bu meselede, an'ane-i İslâmiye kanunlarıyla: Hastalara şefkat edip incitmemek, ihtiyarlara hürmet edip tahkir etmemek, gariplere zahmet vermemek ve onları incitmemek ve Allah için Kur'an ve ilm-i imaniye hizmet edenlere zahmet vermemek ve onları incitmemek lâzım gelirken, hususan münzevî ve dünyayı terketmiş bir adama ecnebî papazlarının serpuşunu teklif etmek, on vecihle değil, yüz vecihle kanuna muhalif olmakla beraber, İslâmın an'anevî kanunlarına karşı da bir kanunsuzluk ve keyfî bir emir hesabına o kudsî kanunları kırmaktır.

Benim gibi kabir kapısında gayet hasta, gayet ihtiyar, garip, fakir, münzevi ve sünnet-i seniyyeye muhalefet etmemek için otuz beş senedenberi dünvayı terkeden bir adama bu tarz muameleler, kat'iyyen şek ve şüphe bırakmadı ki; komünist perdesi altında, anarşilik hesabına, vatan ve millet ve İslâmiyet ve din aleyhinde müthiş bir su-i kasıd eseri olduğu gibi, İslâmiyete ve vatana hizmete niyet eden ve müthiş hârici tahribata karşı cephe alan dindar Demokratlara dahi büyük bir su-i kasıddır. Dindar Demokratlar dikkat etsinler, bu dehşetli su-i kasde karşı beni yalnız bırakmasınlar!..

Haşiye: Rus'un baş kumandanı kasden önünden üç defa geçtiği halde ayağa kalkmayan ve tenezzül etmiyen ve onun i'dam tehdidine karşı izzet-i İslâmiyeyi muhafaza için ona başını eğmiyen.. ve İstanbul'u istilâ eden İngiliz başkumandanına ve onun vasıtasıyla fetva verenlere karşı, İslâmiyetin izzeti için i'dam tehdidine beş para ehemmiyet vermiyen ve "Tükürün zalimlerin o hayasız yüzlerine!" cümlesiyle matbuat lisanıyla karşılayan.. ve M.Kemal'in elli meb'us içinde hiddetine ehemmiyet vermeyip, "Namaz kılmıyan haindir" diyen.. ve Divan-ı Harb-i Örfî'nin dehşetli suallerine karşı "Şeriatın bir tek meselesine ruhumu feda etmeye hazırım" diyen ve dalkavukluk etmiyen.. ve yirmi sekiz senedir gâvurlara benzememek için inzivayı ihtiyar eden bir İslâm fedaisine ve hakikat-i Kur'aniyenin fedakâr hizmetkârına denilse ki: "Sen kâfirlerin papazlarına benziyeceksin, onlar gibi

1797

başına şapka giyeceksin, bütün İslâm ulemasının icma'ına muhalefet edeceksin.. Yoksa ceza vereceğiz." denilse:



1798

1828


Elbette öyle herşeyini hakikat-ı Kur'aniyeye feda eden bir adam, değil dünyevî hapisler, cezalar, işkenceler, belki parça parça bıçakla kesilse, cehenneme de atılsa, yüz ruhu da olsa, bütün tarihçe-i hayatının şehadetiyle kat'iyyen feda edecek...

Acaba bu eşedd-i zulm-ü kâfiraneye karşı pek çok manevi kuvveti bulunan bu fedakârın, bu kadar tahammülünün ve maddi kuvvetle mukabele etmemesinin hikmeti nedir?..

İşte bunu size ve umum ehl-i imana ilân ediyorum ki: Yüzde on zındık dinsizlerin yüzünden, doksan masuma zarar vermemek için bütün kuvvetimle dâhildeki emniyet ve asayişi muhafaza etmek ve Nur dersleriyle herkesin kalbinde bir yasakçı bırakmak için, Kur'an-ı Hakim bana o dersi vermiş... Yoksa, bir günde, yirmi sekiz senelik zalim düşmanlarımdan intikamımı alabilirdim. Onun içindir ki, asayişi masumların hatırı için muhafaza yolunda haysiyetimi, şerefimi tahkir edenlere karşı müdafaa etmiyorum. Ben değil dünyevî hayatımı, lüzum olsa ahiret hayatımı da millet-i İslâmiye hesabına feda edeceğim.

SAİD-İ NURSİ (73)"

Üstad'ın İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'nde istinabe tarıkıyla yazıp göderdiği müdafaaları Samsun Ağır Ceza Mahkemesi'ne gitti. Mahkeme daha uzun bir müddet devam ededurdu. En nihayet, dava mevzuu olan yazı incelendi. Suç mevzuu olacak ve mahkûmiyeti icabettirecek bir hususun bulunmadığı kanaatına varıldı ve bu mahkeme dahi Üstad Hazretlerine beraet verdi.(74)

İSTANBUL GURABA HASTAHANESİ HEY'ET İ SIHHİYESİNİN ÜSTAD İÇİN VERDİKLERİ RAPORUN SURETİ

T.C.

YNO,


C.NO,

(Resim üzerinde mühür)

Adı ve Soyadı : Said-i Nursi

Babasının Adı : Mirza

1799

Yaşı, Doğum yeri : 1278 / Bitlis



Heyet muayeneleri

(73) Büyük Târihçe-i Hayat S: 555 ve el yazma asıl mektuplar defteri, musahhah S: 97

(74) Büyük Tarihçe-i Hayat sh.454

1800


1829

Şikayeti : Umumi Zaafiyet

Dahiliye : 1433/Senelite arteriesclerese

Deveran yetersizliği

Hariciye : 1990/sağlam

Bevliye : 46065/Seriri Salim

Göz : 3105/Her iki tarafta cat.Senil.Cum.

solda daha ileri bir derecede. Solda alt kapak

ihtiyarlı kectrpien 13/5/953

Kulak Boğaz, burun : Normal

Cildiye : 713/53 Normal

Asabiye : 1296/Yürüyüş ihtiyarlık sebebiyle serbest değildir.

Senilite 13/5/953

İdrar : Tahlil neticesi arkada yazılıdır.

Teşhis : Kara, Deniz, Hava yolları vasıtasıyla halen

seyahat edecek bir halde değildir.

Göz Mütehas. Bevliye Mütehas. Kulak, Burun, Boğaz

Dr.M.Rami Aydın 4147 Dr.A.E.Gürsel-1622 DoçDr.A.Karatay

imza imza imza

Asabiye Mûtehas. Dahiliye Mûtehas.

Dr.Rıfat Çağıl-437 Dr.K.Kıcıman-415

imza imza

Operator M.Mesci 3741

1915 imza Albümin-menfi

imzalar tasdik olunur. şeker-menfi

13/5/1953 Kan Tektük lekosit

mühür ve imza 13/5/953

İst. S. Ve S. Y. Md. Y.

mühür ve imza

TC. İst. V S. ve S. Y. Md.lüğü

1801

1830


T.C. Guraba hastahanesi Baştabibliği

Bu suretin ibraz edilip birer sureti dairede dosyasında alıkonduktan sonra getirene geri verilen aslına uygun olduğu tasdik olunur. 18/5/953

Yukardaki imzalar ve resmi mühürün Guraba hastanesi sağlık kuruluna ve mezkûr hastane baş tababetine ait olduğu tasdik kılındı.

İst.SVe SY.Md. Y.

mühür ve imza

TC. İst. V S. ve SY.Md.lüğü

DR.SADULLAH NUTKU'NUN RAPORU

Bu rapordan yaklaşık iki ay sonra da, İstanbul'da herhalde Hazret-i Üstad yine şapka yüzünden rahatsız edilmiş olacaktır ki; Doktor Sadullah Nutku'nun 17.7.953'te Üstad için verdiği rapor ve bu raporun İstanbul Beşiktaş Hükûmet tabibliğince de tasdik edilmesi olmuştur.

Doktor Sadullah Nutku'nun verdiği rapor da aynen şöyledir:

D o k t o r

Sadullah Nutku

Birinci Sınıf 17I7/953

Verem ve dahili hastalıklar Pul imza

Mütehassısı

Dipl.No: 874-474-4342

İhtisas No: 1596-3100

Fatih Çarşamba Fethiye Sokak No: 47'de oturun (misafireten) Said Nursi gözlerinde şiddetli ve müzmin göz hastalığı ve nezlesi, burun ve boğaz hastalığı, kulak hastalığı bulunmakla ancak başına sıkı bir surette bağladığı ve sardığı bezlerle bu göz, burun ve boğaz, kulak hastalığn kabili tahammül bir hale gelmekle bu bezleri başına sarmağa lüzumu tıbbi olduğuna dair rapordur.

İ M Z A


Muayenehane adresi:

Posta kutusu Sok. No: 2

Ev adresi: Beşiktaş Akmazçeşme No: 36

1802


Dr.Sadullah Nutku'nun imzası tasdik olunur

17/7/953


Beşiktaş H.Tabibi

Mühür İmza

1803

1831


ÜSTAD'IN İSTANBUL'DA KALDIĞI MÜDDET VE İKAMET ETTİĞİYERLER

Samsun davası için Üstad'ın İstanbul'a gelişi ve buradan tekrar Emirdağ'a dönüşü gün olarak kesin tarihi bilinmemektedir. Ancak İstanbul'a gelişi mayıs ayı başlarında olduğu kesin gibidir. Çünki alınan heyet raporu 13 Mayıs 1953'tedir.

Üstad'ın bu defa İstanbul'a ilk gelişinde ikamet ettiği yer, Beyazıd civarındaki Marmara Palas oteliydi. Bu arada Çamlıca'da ve Üsküdar taraflarında da iki dostunun evlerinde üçer gün misafir kalmıştı. Daha sonraları, Doktor Sadullah Nutku'nun raporunda adresini yazdığı FatihÇarşamba mevkiinde bir ev kiralıyarak orada kalmaya başladı. 1953 Ramazanını da bu evde geçirmişti.



Dostları ilə paylaş:
1   ...   66   67   68   69   70   71   72   73   ...   112


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə