KirkçEŞme tesisleri



Yüklə 8.15 Mb.
səhifə119/140
tarix27.12.2018
ölçüsü8.15 Mb.
1   ...   115   116   117   118   119   120   121   122   ...   140

Bibi. M. Sözen-M. Tapan, 50 Yılın Türk Mimarisi, ist., 1973, s. 103; H. Ö. Barışta, "Son imparatorluk Dönemi Yapılarından Süs Kubbesi ile Taçlandırılmış iskele Binaları", VD, XIX (1985), 285-294.

H. ÖRGÜN BARIŞTA



MODA VAPURU

Şehir Hatları işletmesi vapuru. Osmanlı Seyr-i Sefain idaresi tarafından, 1912'de Fransa, Marsilya'da Ati. & Chantier de Pro-vence, Port de Bouc tezgâhlarında buharlı yolcu vapuru olarak inşa ettirildi. Burgaz ile Kadıköy adlı iki de eşi vardı. 1928'de Kalamış ile Heybeliada adlı iki eşi daha inşa ettirildi. 697 grostonluk olup uzunluğu 61,2 m, genişliği 9,1 m, sukesimi3,4 m idi. Toplam 700 beygirlik 2 adet tripil buhar makinesi vardı. Çift uskurlu olup saatte 10 mil hız yapıyordu. Yazın 1.453, kışın 963 yolcu alıyordu. Daha çok Köprü-Kadıköy, Köprü-Adalar-Yalova hatlarında çalıştı. Şehir hatlarının en sevilen vapurlarından biriydi. 15 Aralık 1967'de hizmet dışı bırakıldıktan sonra sökülmek üzere 31 Mayıs 19ö8'de Hüseyin Bingöl firmasına satıldı.

Bir de günümüzde çalışmakta olan Moda adlı motorlu bir yolcu vapuru vardır. 1986'da Haliç Tersanesi'nde motorlu yolcu vapuru olarak inşa edildi. Şehit sınıfı vapurlardandır. 456 grostonluk olup, uzunluğu 58,2 m, genişliği 10,6 m, sukesimi 2,4 m'dir. Pendik-Sülzer yapımı, her biri 750

Moda Vapuru

M. Tuğrul Acar arşivi

beygirgücünde 2 adet dizel motoru vardır. Çift uskurlu olup saatte 14 mil hız yapmaktadır. 1.500 kişiliktir.

ESER TUTEL

MODESTUS SARNICI

İmparator I. Constantjnus tarafından Bizan-tion(->) yeniden kurulduktan kısa süre sonra Dometius Modestus adındaki şehir başkam (praefectus) 3ö9'da, Havariyun Kilisesi dolaylarında bir ev yaptırmış, onun yanında bir de sarnıç inşa ettirmişti. Bu ev ve sarnıç şehrin XI. bölgesinde bulunuyordu. 16. yy'da istanbul'u arkeolog gözüyle dolaşan Albili Pierre Gilles(->) bu sarnıcın, Fatih Külliyesi'nin Saraçhanebaşı tarafında olmasını mümkün görmüştür.

Fatih Külliyesi'nin bir parçasını oluşturan Çukur Hamam(-0, adından anlaşıldığı gibi çukur bir arazide inşa edilmişti. Bu hamamın II. Mehmed (Fatih) döneminde, (1451-1481) sütunları ve tonozları artık yok olmuş Modestus Sarnıcı'nın kalıntısı üzerinde inşa edilmiş olabileceği ileri sürülmüştür. Çukur Hamam hiçbir iz kalmamacasına ortadan kalktığından sarnıcın yerini tayin etmek de mümkün değildir. Bazı eski yayınlarda, son olarak da Mam-boury'nin(->) turist rehberinde Bodrum Camii altındaki sarnıca Modestus adı yakıştı-rılmıştır ki, bu bütünüyle yanlış bir teşhistir.

Bibi. F. W. Unger, Quellen der byzantinischen Kunstgeschichte, I, Viyana, 1878, s. 107; Janin, Constantinople byzantine, (1. bas.), 203.

SEMAVİ EYİCE



MODIANO CAM FABRİKASI

Paşabahçe'de, bugünkü Tekel içki Fabrikası ile vapur iskelesi arasında, deniz kıyısında 1884'te kurulmuştur. Modiano Cam Fabrikası, 19. yy'm başlarında Beykoz'da başlatılan camcılık(-») geleneğinin canlı tutulmasında önemli bir rol oynamıştır.

Saul D. Modiano isimli bir italyan girişimci tarafından "Fabbrica Vetramini di Constantinople" adıyla kurulmuş olan bu cam fabrikası, o tarihlerde istanbul'daki tek cam fabrikasıydı. Belgelere göre, "kendine has kişiliğiyle" tanınmış olan Saul Modi-ano'nun cam fabrikasında 100'ü Avrupalı olmak üzere 600 kişi çalışıyordu ve bunların 500'ü doğrudan üretimle ilgili işçilerdi. Belgelere göre 1906'da fabrikanın dört cam fırını ve 80 üretim tezgâhı bulunmaktaydı ve bunların 24'ü ileriye dönük olarak kurulmuştu.

Sağlık koşullarına uygun bir hacim içinde rahat çalışma koşullarına göre kurulmuş bulunduğu anlaşılan fabrikada, değişik üretim bölümlerinde düzenli gruplar ve grup başları bulunmaktaydı. Modiano Cam Fabrikası'mn en önemli ürünleri, dönemin temel ihtiyacı olan aydınlatmada kullanılan gaz lambaları, globlar, abajurlar ve küçük lambalardı. Bunlar fabrikanın hem kendi standart üretimi olarak, hem de sipariş olarak üretilmekteydi. Ayrıca cam atölyesinde, renkli de dahil olmak üzere çeşitli şişeler, nargileler, irili ufaklı bardaklar, tam veya yarı bitmiş çeşitli camlar üretilmekteydi.

Fabrikada üretim tekniği olarak da hem yukarıda sıralanan ürünler için "üfleme", hem de bardak, tabak, yağlık ve sirkelikler için gereken "pres" tekniği kullanılmaktaydı. 1906'da fabrikada 100.000.000 franklık cam üretilmekte olduğu bilinmektedir. Yaklaşık 10.000 m2 alanda kurulmuş olan fabrikada çeşitli lokaller dışında, değişik bölümler halinde, fırınlar, makine daireleri, kesimhane, marka işleme, tornalar, ambalajlama, marangozhane, depolama tesisleri bulunduğu anlaşılıyor. Ayrıca tesise yakın bir yerde de 4.000 m2'ye kadar bir a-landa yerleşme birimleri bulunmaktaydı.

Bu önemli cam fabrikası hakkında, ne yazık ki çok az belgeye sahibiz. 1922'ye kadar üretimini sürdürmüş olan fabrika, Tekel İçki Fabrikası'mn yapımı dolayısıyla yıkılarak, camcılık tarihi içinde bir hatıra olarak kalmıştır. Fabrikanın kuruluşu ile canlanmış olan Boğaziçi camcılık geleneği, fabrikanın kapanışından sonra yeniden sessizliğe gömülmüştür. Fabrikanın cam ustaları, çevrede küçük ölçekli birkaç cam atölyesi işletmeye uğraşmışlar ama başarılı olamamışlardır. 1934'te İş Bankası tarafından Paşabahçe Cam Fabrikası'mn kurulmaya başlamasıyla, bölge camcılığı geleneği yemden canlanabilmiştir.



Bibi. Ö. Küçükerman, Cam Sanatı ve Geleneksel Türk Camcılığından Örnekler, Ankara, 1985; ay, "Boğaziçi Camcılığının Ünlü Eserleri: Çeşmibülbüller", Türkiyemiz, S. 66 (1992); ay, "Çeşmibülbül", Antik-Dekor, S. 20 (1993). ÖNDER KÜÇÜKERMAN

MOKİOS SARNICI

Fatih İlçesi'nde Altımermer'de bulunan Bizans döneminde yapılmış açık su haznesi. Şehrin içindeki büyük su hazneleri veya havuzlarının üçüncüsü olan Mokios Sarnıcı, adını, komşusu Ayios Mokios kiliselerinden almıştı. Türk döneminde Çu-kurbpstan olarak adlandırılan bu sarnıcın imparator I. Anastasios (hd 491-518) tarafından yaptırıldığı bilinir. Sarnıcın yerinin Altımermer semtinde Hekimoğlu Ali Paşa Külliyesi(->) yakınında olduğuna şüphe edilmez. Mokios Sarnıcı bu tür su tesislerinin en büyüğüdür. Uzunluğu 170 m, genişliği ise 147 m olarak hesaplanmıştır. Gerçek derinliği, tabanı toprak dolarak yükseldiğinden tam olarak bilinmez, ama 15 m kadar olduğu sanılır. Duvarlarının kalınlığı en üstte 6 m kadardır. Bunların beş sıra tuğladan oluşan hatılları vardır. İçleri moloz taş dolgudur 19. yy'm sonlarında, içinde oldukça derin iki kuyunun varlığı da tespit edilmiştir. Daha Bizans döneminde bu büyük su havuzları esas görevlerini yapamaz duruma gelmişti. Bu sarnıçların, surlar önündeki hendeklere su sağlamak düşüncesiyle yapıldıkları yolundaki J. B. Papadopulos tarafından ortaya atılan hipotez inandırıcı görülmemiştir. Bizans döneminde içi bostana dönüşmüş olan Mokios Sarnıcı'nın, Türk döneminde de bostan olarak kullanımı sürmüştür. Bir duvarı şiddetli bir depremde '(belki 1509'daki) yıkıldığından içine rampa halinde toprak kaymıştır. Osmanlı döneminde bu sarnıcın kenarında ahşap kahve-



Mokios Sarnıcı

Cengiz Kahraman, 1994

hanelerin sıralandığı söylenir. Burada toprak içinde çok sayıda çubuk lülesinin bulunması bu söylentiyi desteklemektedir.

Son yıllarda Mokios Sarnıcı'nın içinde bazı spor tesisleri yapılması düşünülmüş, hattâ proje de hazırlanmıştı.

Bibi. Strzygowski-Forchheimer, Byzantinischen Wasserbehâlter, 44-45, 159; J. B. Papadopulos, Leş citernes â del ouvert et lesfosses deş murailles de Byzance, İst., 1919; Janin, Constantinople byzantine, (1. bas.), 198.

SEMAVİ EYİCE



MOLLA AŞKÎ MESCİDİ

Fatih İlçesi'nde, Balat'ta, Molla Aşki Mahallesi, Paşa Hamamı Sokağı'ndadır. Banisi II. Mehmed (Fatih) dönemi (1451-1481) ulemasından şair Aşkî Mehmed Efendi'dir. Mescidin giriş kapısında yer alan kitabeye göre, Fatma Hanım tarafından, 12387 1822'de yeniden inşa ettirilmiştir.

Dikdörtgen planlı, kagir duvarlar üzerine kiremit çatıyla örtülü mescidi H. Ab-dülhamid dönemi (1876-1909) üslubunu yansıtan, yuvarlak kemerli ince uzun büyük pencereler çevrelemektedir. II. Mah-mud dönemi (1808-1839) mimarisinde bu tarz pencerelere rastlanmadığından yapının 20. yy'm başlarında da esaslı bir onarım geçirdiği anlaşılmaktadır. Minare kuzeybatıda yer almaktadır. Harim kısmında mihrap çiniden, minber ise ahşaptandır. Fatih döneminde yapılan yapıdan günümüze bir iz kalmamıştır.

Bibi. Ayvansarayî, Hadîka, I, 96; Ayverdi, Fatih III, 458; Öz, istanbul Camileri, I, 106; Fatih Camileri, 171.

EMiNE NAZA



MOLLA ÇELEBİ CAMİİ

Beyoğlu İlçesi'nde, Fındıklı'da, Ömer Avni Mahallesi'nde, Meclisi Mebusan Caddesi' nin batı (deniz) tarafında yer almaktadır. "Fındıklı Camii" olarak da anılan bu ya-

pı, ulemadan, İstanbul kadılığı ve Anadolu kazaskerliği gibi önemli görevler üstlenmiş olan Mehmed Vusulî Efendi (ö. 1590) tarafından Mimar Koca Sinan'a inşa ettirilmiştir. Caminin inşa tarihi tam olarak tespit edilememekte ancak aynı şahıs tarafından yakınında inşa ettirilen 969/1561-62 tarihli hamamla aşağı yukarı aynı yıllara ta-rihlendirilmektedir. Molla Çelebi Camii, günümüzde mevcut olmayan, söz konusu hamam ve bir sıbyan mektebi ile beraber küçük bir külliye meydana getirmekteydi.

"Molla Çelebi" lakabına sahip olan M. Vusulî Efendi, Akşemseddinzade Şemsi Efendi'nin eşi ve III. Murad'ın (hd 1574-1595) musahibesi, şair Ayşe Hubbî (Hub-bâ) Hatun'un (ö. 1598) damadı olduğundan ve sarayda büyük nüfuzu olan kayınvalidesinin iltiması ile önemli mevkilere getirildiğinden "Hubbî (Hubbâ) Mollası" olarak da şöhret yapmıştı. M. Vusulî Efendi'nin Eyüp'te, Debbağhaneler (Tabakhaneler) mevkiinde yaptırdığı tekkenin naziresinde, yanlışlıkla şair Fitnat Hanım'a at-fedilegelen türbede gömülü olduğu anlaşılmaktadır.

Molla Çelebi Camii zaman içinde depremlerden ve yangınlardan hasar görmüş, birçok onarım geçirmiş, yine de günümüze aşağı yukarı ilk haliyle gelebilmiştir. Caminin 1723 ve 1724'te çıkan yangınlarda harap olduğu, daha sonra harim bölümünün aslına uygun biçimde onarıldığı ancak son cemaat yerinin ahşap direkli bir sundurmaya dönüştürüldüğü bilinmektedir. Son olarak 1822'deki onarımda yenilenen bu sundurma 1958'de Vakıflar Idaresi'nin yaptırdığı esaslı onarımda iptal edilmiş, yerine, caminin inşa edildiği dönemin klasik üslubuna uygun, kubbeli bir son cemaat yeri revağı konmuş, aynı şey özgün olmayan süslüme öğeleri ve birtakım ekler için de gerçekleştirilmiştir. Ne var ki bu onarımdan bir yıl önce, Meclisi Mebusan

Caddesi'ni genişletmek ve çevreyi yeniden düzenlemek amacıyla, Molla Çelebi Hamamı ile birlikte camiyi kuşatan ve onunla bütünleşen doku ortadan kaldırılmış, sonuçta cami, doğal çevresinden soyutlanarak cadde ile deniz kıyısı arasındaki yeşil alanın içinde tek başına bırakılmıştır.

Molla Çelebi Camii, Sinan'ın altı destekli (altıgen şemail) camileri arasında yer alır. Osmanlı mimarisinde ilk olarak, merkezi planlı camiler çığrını açan Edirne'deki Üç Şerefeli Cami'de (1437) uygulanan bu şema 16. yy'm ortalarından itibaren Sinan tarafından ele alınarak geliştirilmiş ve çeşitli varyantları ile başarılı örnekler ortaya konmuştur. Sinan daha önce Beşiktaş'taki Sinan Paşa, Kadırga'daki Sokollu Mehmed Paşa ve Topkapı'daki Kara Ahmed Paşa camilerinde, enine yerleştirilmiş bir dikdörtgenin ortasında bir kubbe ve bunu yanlardan (doğu ve batı yönlerinden) kuşatan ikişer yarım kubbe ile, büyük ölçüde Üç Şerefeli Cami'nin şemasını tekrar etmiş, ancak taşıyıcı sisteme ve üst yapıya ilişkin birçok ayrıntıda yenilikler getirmiş, bunlardan sonra Molla Çelebi Camii ile Babaeski'deki Semiz Ali Paşa Camii'nde bu şemayı, kıble yönüne eklenen beşinci bir yarım kubbe ve bunun örttüğü bir mihrap çıkıntısı ile zenginleştirmiştir. Mihrabın, harim mekânına eklenen bir çıkıntının içine alınması, Osmanlı mimarisinde, 1385 tarihli Bursa'daki Hüdavendigâr Ca-mi-Medresesi'nden beri gözlenen, istanbul'da da II. Mehmed (Fatih) (1451-1481) ve II. Bayezid (1481-1512) dönemlerinde eski Eyüb Sultan, Şeyh Vefa ve Davud Paşa camilerinde sürdürülen bir geleneğe bağlanmaktadır.

Kesme küfeki taşı ile örülmüş duvarların kuşattığı harim bölümü, kareye yakın dikdörtgen planlı (18,90x16,40 m) ana mekânla, 8,80x4,60 m boyutlarındaki mihrap çıkıntısından oluşmaktadır. Ana mekânın merkezinde yer alan 11,80 m çaplı kubbe, bir altıgenin kenarlarını oluşturan altı adet kemere oturmakta, kubbenin ağırlığı 6 paye ile zemine aktarılmaktadır. Doğu ve batı yönlerinde bulunan, sekizgen kesitli birer paye beden duvarlarına gömülmüş, kuzeyde yer alan, aynı biçimdeki iki paye bağımsız olarak tasarlanmış, güneydeki kare kesitli iki paye de ana mekânla mihrap çıkıntısının köşelerine kondurul-muştur. Kuzeydeki hariç, söz konusu kemerlerin arkasına merkezdeki kubbeyi kuşatan beş adet yarım kubbe yerleştirilmiş, mihrap çıkıntısını örten yarım kubbe diğerlerinden bir miktar daha derin tutulmuştur. Kasnaksız olan yarım kubbelere birer tane yuvarlak kemerli pencere açılmış, merkezi kubbe, altıgen tabanın üzerine oturan ve aynı türde pencerelerin sıralandığı, on iki köşeli bir kasnakla yükseltilmiştir. Doğu, batı ve güney yönlerinde yer alan toplam 4 payenin üzerinde yükselen ağırlık kuleleri, yapının taşıyıcı sistemini, kısmen de olsa üst yapıya yansıtmaktadır.

Harim duvarlarındaki pencereler, iki sıralı yerleşimleri ve ayrıntıları ile klasik üslubun özelliklerini yansıtır. Bu pencere

MOLLA ÇELEBİ HAMAMI

484

485

MOLLA HÜSREV MESCİDİ

Molla Çelebi Camii

Firdevs Sayılan

gruplarından doğu ve batı duvarlarında dörder, kuzey ve güney duvarlannda ikişer, mihrap çıkıntısında da altı tane bulunmaktadır. Alt sıradaki pencereler dikdörtgen açıklıklı olup mermer söveler, demir parmaklıklar ve sivri hafifletme kemerleri ile donatılmış, tepe pencereleri de sivri kemerli ve alçı revzenli olarak tasarlanmıştır. Mukarnaslı mihrap, minber ve kalem işi bezemeler de klasik üsluptadır. 1958 onarımında yeniden inşa edilen beş gözlü son cemaat yeri mermer sütunlara oturan sivri kemerlerin taşıdığı kubbelerle örtülüdür. Mermerden yontulmuş olun sütun başlıkları "baklavalı" denilen türdendir. Pandan-tifli olan revak kubbelerinden giriş ekseninde yer alanı, bir kasnak üzerine alınmış, böylece kasnaksız olan diğer kubbelerden daha yüksek tutulmuştur. Harimin güneybatı köşesinde yükselen minarenin kare kesitli kaidesi batı cephesinde çıkıntı teşkil etmekte, minarenin basık kemerli girişi son cemaat yerine açılmaktadır. Tek minareli camilerinin birçoğunda olduğu gibi, Sinan burada da, harimin güneydoğu köşesine, minare kaidesi ile simetrik konumda bir merdiven kulesi yerleştirmiş, son cemaat yerinin cephesine de, minare girişinin simetriği olan bir merdiven girişi açmıştır. Söz konusu merdiven, harimin kuzey duvarı boyunca gelişen bu yöndeki payelere oturan fevkani mahfile aittir. Son cemaat yeri harimden bir miktar daha geniş tutulmuş, bu yüzden doğu ve batı uçlarında birer duvar parçası ile donatılmış, bu duvarlara, harimdekilerle aynı özellikte ikişer pencere kondurulmuştur. Caminin batı yönünde küçük bir hazire, doğu yönünde de, son yıllarda inşa edilen ve zemin kotunun altına alındığı için yapının görünümünü rahatsız etmeyen abdest alma mahalli bulunmaktadır. Bibi. Ayvansarayî, Hadîka, II, 82; Kaif, Mtr'at,

334; Konyalı, Mimar Sinan, 180; C. Orhonlu, "Fındıklı Semtinin Tarihi Hakkında Bir Araştırma", TD, VII (Eylül 1954), 66; Eyice, istanbul, 108; Öz, istanbul Camileri, II, 24, 25; D. Kuban, "Leş mosquees â coupole â base hexa-gonale", Beitrage zur Kunstgeschichte Asiens-InMemoriamErnstDiez, ist., 1963, 49-68; Kuran, Mimar Sinan, 113-114, 288.

M. BAHA TANMAN



MOLLA ÇELEBİ HAMAMI

Beyoğlu ilçesi, Fındıklı semtinde yer alan aynı adlı külliyeye aitti.

Günümüze yalnızca camii ulaşan bu yapı topluluğu vaktiyle cami, mektep ve hamamdan oluşmakta idi. Yapının banisi "Hubbî [Hubba) Mollası" veya "Molla Çelebi" adıyla tanınan istanbul kadısı ve Anadolu kazaskeri Mehmed Vusulî Efendi'dir (ö. 1590). Tuhfetü'l-Mimarin, Tezkiretü'l-Bünyan ve Tezkiretü'l-Ebniye'deki kayıtlara göre cami ve hamam Mimar Sinan'ın eseridir.

Molla Çelebi Hamamı, caminin batısında cadde üzerinde yer almakta iken, 1957' de Tophane-Dolmabahçe yolu genişletilir-ken yıktırılmıştır. Elimizde olan fotoğraf ve rölöveleri yapının haçvari planlı sıcaklığı, kagir duvarlı, sakıflı soyunma bölümleri olan çifte bir hamam olduğunu kanıtlamaktadır. Yıkılmadan bir süre önce sıcaklıkları birleştirilmiş, erkekler bölümünün tuvaletleri ile kadınlar bölümünün soyunmalığı kesilmiş, böylelikle yapının özgün biçimi bozulmuştur. Böylece Mimar Sinan'ın Ayasofya Hamamı'nın bir varyantı olarak tasarladığı yapı, tek hamam haline dönüştürülmüştür.

Eski fotoğrafından hamamın giriş kapısının üzerinde altı satırlık bir kitabesinin mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Bu kitabenin üç satırlık parçası günümüzde istanbul Fetih Cemiyeti'ne ait binanın bahçesinde bulunmaktadır. Diğer bölümü kaybolmuştur.

Bu kitabenin tam metnini veren kaynaklardan kitabenin tarih beyti üzerinde yapılan araştırmada Arap harfleri ile değişik yazımdan dolayı iki farklı tarih beyti ortaya çıkmaktadır. Hadîka'da yer alan 979/1571 tarihine karşılık, kitabenin tarih mısraına göre ebced hesabı ile 959/1551-52 tarihi çıkmaktadır. Yalnız bu mısrada

Molla Çelebi

Hamamı'nın

yıkılmadan

önceki


durumu.

Müller-Wiener



Bildlexikon

Molla Çelebi Hamamı'nın istanbul Fetih

Cemiyeti'nin bahçesinde bulunan kitabe

parçası.


Arzu lyianlar, 1994

geçen "hammamın" kelimesi Mir'at-ı istanbul'daki tarih mısraında "hammamını" olarak yazılmıştır. Bu durumda bir harf ilavesinden dolayı ebced hesabı ile 969/ 1561-62 tarihi çıkmaktadır. Doğrusunun bu olduğu tahmin edilebilir. Çünkü kitabedeki mısraların veznine bu yazım şekli uymaktadır. Buna göre C. Orhonlu ve A. Ku-ran'ın eserlerinde belirttiği 973/1565-66 tarihinin ebced hesabı ile bu tarih mısram-dan çıkması imkânsızdır. Bibi. Ayvansarayî, Hadîka, II, 84; Raif, Mir'at, 339-340; C. Orhonlu, "Fındıklı Semtinin Tarihi Hakkında Bir Araştırma", TD, c. VII, ist., 1957, s. 65-66; Kuran, Mimar Sinan, 113; Baltacı, Osmanh Medreseleri, s. 212-213; Ataî, Ha-daiku'l-Hakaik, 311-312; B. Unsal, "istanbul'un İmarı ve Eski Eser Kaybı", Türk Sanatı Tarihi Araştırma ve incelemeleri, c. II, ist., 1969, s. 51; Ayvansarayî, Mecmıtâ-i Tevârih, 374.

AkZU İYÎANLAR

MOLLA ÇELEBİ TEKKESİ

Eyüpllçesi'nde, Osmanlı döneminde "Deb-bağhaneler mevkii" olarak anılan kesimde, Cez'eri Kasım Mahallesi'nde, Feshane Caddesi ile Kızıl Değirmen Sokağı'nın kavşağında yer almaktadır.

Fındıklı'daki Molla Çelebi Camii'nin(-0 banisi Kazasker Mehmed Vusulî Efendi (Molla Çelebi) (ö. 1590) tarafından yaptırılmış, vakfiyesi 992/1584'te tescil edilmiştir. Kaynaklarda "Debbağhane Tekkesi" ve

"Mahmud Efendi Tekkesi" adları ile de anılan bu tesisin, 18. yy'a gelinceye kadar bağlı olduğu tarikat, postuna geçen şeyhler, geçirmiş olduğu onarım ve yenilemeler hakkında hemen hiçbir şey bilinmemektedir. Haziresinde mevcut olan şeyh mezarlarından, tekkenin 18. yy'm başlarında Kadirîliğe bağlı bulunduğu, Şeyh Selim Efendi (ö. 1719), Şeyh ibrahim Efendi (ö. 1719), Şeyh Mehmed Feyzullah Efendi (ö. 1737) ve tekkeye adını veren Şeyh Mahmud Efendi'nin (ö. 1730) bu dönemde meşihat görevini üstlendikleri anlaşılmaktadır. Daha sonra, tespit edilemeyen bir tarihte tekkenin meşihatı Nakşibendîliğe geçmiş olmalıdır. Zira II. Mahmud'un (hd 1808-1839) kızlarından Saliha Sultan'ın 1249/1834'teki düğününe davetli Nakşibendî şeyhleri arasında "Eyüb Ensarî'de Molla Çelebi Tekkesi Şeyhi Ahmed Hayatî Efendi'nin" adı geçer. Bundan az sonra 1256/1840'ta bastırılan Âsitâne'de ise söz konusu tekke "Kadirîyye'den Mahmud Efendi Tekkesi der nezd-i Debbağhane der Eyüb" olarak kayıtlıdır. Aradan geçen 6 yıl zarfında tekkenin meşihatı Nak-şibendîlerden tekrar Kadirîlere intikal etmiş ve tekkelerin kapatılmasına (1925) kadar bu şekilde devam etmiştir. Bu dönemde posta geçenlerden Şeyh el-Hac Ahmed Sıdkı Efendi (ö. 1878), Şeyh Seyyid Ab-dülkadir Efendi (ö. 1880) ve Şeyh el-Hac Mehmed Eşref Sabri Efendi (ö. 1904) tekkenin haziresinde gömülüdür. Tekkenin son şeyhi ise M. Eşref Sabri Efendi'nin damadı Hafız Hüseyin Kâmil (Gönülkırmaz) Efendi'dir. Dahiliye Nezareti'nin R. 13017 1885 tarihli istatistik cetvelinde tekkede 2 erkek ile 5 kadının ikamet ettiği belirtilmekte, ayin günü Âsitâne (1840) ile Mecmua-i Cevâmi'de (1886) salı, Bandırmalı-zade A. Münib Efendi'nin Mecmua-i Tekâ-j^â'sında ise cuma olarak verilmektedir.

Molla Çelebi Tekkesi'nde, inşa edildiği dönemden günümüze intikal edebilen öğeler, banisi M. Vusulî Efendi ile kayınvalidesi Ayşe Hubbî (Hubbâ) Hatun'a ait türbelerdir. Klasik üslupta, çokgen planlı ve kubbeli olan bu türbelerden M. Vusulî Efendi'ye ait olanı birçok kaynakta yanlışlıkla şair Fitnat Hanım'a mal edilmiş, söz konusu yapının gerçek kimliği B. Turnalı'mn ayrıntılı bir çalışmasıyla aydınlığa çıkarılmıştır.

Tekkenin 19. yy'ın ortalarında (muhtemelen 1268/1851'de) yenilendiği ve ahşap bölümlerden meydana geldiği anlaşılmaktadır. M. Vusulî Efendi Türbesi'nin (Fitnat Hanım Türbesi olarak bilinen türbenin) kuzeyinde yer alan, ufak boyutlu tevhid-hane tamamen ortadan kalkmıştır. Günümüzde tevhidhanenin yerinde, tekkenin arka bahçesinden buraya taşındığı söylenen bir abdest tekkesi teşhis edilmektedir. Mermerden yontulmuş, dikdörtgen prizma biçimindeki bu teknenin bir yüzünde, musluk deliğini kuşatan dikdörtgen bir çerçeve ile bunun içinde, bir palmetle son bulan kırık kaş kemer, çerçevenin yanlarında da 18 Zilhicce 1272/1856'da Hatice Fitnat Hanım'ın ruhu için vakfedildiğini belgeleyen, ta'lik hatlı bir kitabe göze çar-

par. Söz konusu tekkenin daha eski bir döneme (muhtemelen 18. yy'a) ait olduğu, kitabenin sonradan üzerine kazındığı söylenebilir. Ayşe Hubbî (Hubbâ) Hatun Türbesi'nin çevresinde yoğunlaşan nazirede, geç dönem mezar taşlarının çok çarpıcı örnekleri bulunmakta, özellikle şeyhlerden bazılarına ait şahidelerde, özenle yontulmuş Kadiri taçlan dikkati çekmektedir. Ayşe Hubbî (Hubbâ) Hatun Türbesi'nin arkasında yer alan iki katlı ahşap bina tekkenin harem ve selamlık bölümlerini barındırır. Cumhuriyet döneminde son şeyhin ailesi tarafından ikametgâh olarak kullanılmayı sürdüren yapı günümüzde yarı yıkılmış durumdadır. Ayakta kalabilen kesimi de son derecede haraptır. Tekkenin haziresinde, buraya ait olduğu şüpheli bir kitabe tespit edilmiştir. Mermerden yontulmuş olan kitabenin üst kısmında, beyzi bir çerçeve içinde yer alan, su ile ilgili hayır eserlerinin kitabelerinde kullanılan ayet hemen bütünüyle kazınmıştır, iki satır halinde düzenlenmiş olan, ta'lik hatlı ve 11 Şevval 1288/1871 tarihli kitabede "sahibü'l-hayrat ve'1-hasenât Ka-sımpaşalı Kuşakçı el-Hac Mustafa Ağa'nın" ruhu için Fatiha talep edilmektedir. Çeşme, şadırvan, sarnıç türünden bir yapıya ait olduğu anlaşılan bu kitabede "Mustafa" ve "Fatiha" ibarelerinin kazınmış olduğu dikkati çeker.

Bibi. Ayvansaravî, Hadîka^ II, 82-83; Aynur, Saliha Sultan, 36, no. 129; Âsitâne, 12; Osman Bey, Mecmua-i Cevâmi, II, 10-11, no. 23; Münib, Mecmua-i Tekâyâ, 5; thsaiyatll, 19; Vas-saf, Sefine, V, 271; Sicill-i Osmanî, IV, 127-128; B. Turnalı, "Şair Fitnat Hanım'ın Mezarı", Arkeoloji ve Sanat, S. 8-9 (1980), s. 39-44; Demiriz, Türbeler, 42, 79-81; Haskan, Eyüp Tarihi, 136-137, 205, 220-222; M. Özdamar, Der-saadetDergâhları, ist., 1994, s. 39.

M. BAHA TANMAN



MOLLA FENARİ MESCİDİ

bak. ÇATALÇEŞME MESCİDİ



MOLLA GÜRANİ CAMİİ

bak. VEFA KİLİSE CAMİÎ



MOLLA HÜSREV MESCİDİ

Eminönü İlçesi, Vefa semtinde, eski adı "Kovacılar" yeni adı "Cemal Yener Tosyalı" olan cadde ile Taştekneler Sokağı'nın kavşağında, Vefa Lisesi'nin karşısındadır. Hüsrev Kethüda Darülhadisi karşısında sebili ve yanında Ekmekçizade Ahmed Paşa Medresesi(-t) bulunmaktadır. Banisi ulemadan Molla Hüsrev Efendi'dir. 1480'de vefat eden Molla Hüsrev'in İstanbul'daki üç camiinden biridir. 1460'ta yapılmış, vakfiyesi 1465'te tescil edilmiş ve II. Abdül-hamid zamanında onarım görmüştür.

Minare, çeşme ve çevre duvarları dışında ilk döneminden iz kalmamıştır. Büyük bir olasılıkla yanan ilk dönem yapısı yerine yeni bir mescit bulunmaktadır. Son onarım ise 1978'de Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yapılmıştır. İstanbul'un erken tarihli örneklerinden biri olan çeşme günümüzde yol yükseltildiği için kemer başlangıcına kadar gömülüdür.

Cemal Yener Tosyalı Caddesi'ne açılan




Dostları ilə paylaş:
1   ...   115   116   117   118   119   120   121   122   ...   140


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə