KirkçEŞme tesisleri

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 8.15 Mb.
səhifə122/140
tarix27.12.2018
ölçüsü8.15 Mb.
1   ...   118   119   120   121   122   123   124   125   ...   140

Bibi. S. M. Alus, "Ayak Esnafı (Muhallebici)", İSTA III, 1406; ay, "Dünkü İstanbul'da Ayak Satıcıları", Yeni Tarih, S. 26 (Şubat 1959), s. 591; V. Hiç, "Ayak Esnafı (Muhallebici), 1S-TA III, 1407; Şehsuvaroğlu, İstanbul, 214.

UĞUR GÖKTAŞ



MUHAMMED EL-ENSARÎ TÜRBESİ

Fatih îlçesi'nde, Ayvansaray'da, Atik Mustafa Paşa Mahallesi'nde, Ayvansaray Caddesi üzerinde, arkadan surlara, yandan Hatice Sultan Sıbyan Mektebi'ne bitişik olarak yer almaktadır.

Türbe Ayvansaray-Eğrikapı kuşağında yoğunlaşan sahabe makamlarındandır. Bu makamların hemen hepsi gibi ilk olarak ne zaman inşa edildiği bilinmemekte ancak kitabesinde Muhammed el-Ensarî'nin Ebu Eyyub el-Ensarî(->) ile birlikte İstanbul'un kuşatmasına katıldığı ("Halid ibn Zeyd'e hemrâh-ı gaza" olduğu), burada bulunan "mesnedinin" II. Mahmud (hd 1808-1839) tarafından 1251/1835'te genişletilerek yeniden inşa ettirildiği belirtilmektedir.

Sırtını surlara dayayan, batı yönünde de IV. Mehmed'in (hd 1648-1687) kızı Hati-



Muhammed el-Ensarî Türbesi

Levent Yalçın, J994

ce Sultan'ın (ö. 1743) sıbyan mektebine bitişen türbe dikdörtgen bir alanı kaplar. Son yıllarda onarım geçirmiş olan türbenin duvarları kesme küfeki taşı ile örülmüş, üzeri kiremit kaplı bir kırma çatı ile örtülmüştür. Ayvansaray Caddesi üzerindeki cephesi, inşa edildiği dönemde revaçta olan ampir üslubunun özelliklerini yansıtır. Cephe iki yandan Dor başlıklı pilastrlarla kuşatılmış, cephenin eksenine giriş, bunun yanlarına da ikişer pencere yerleştirilmiştir. Kapının ve pencerelerin açıklıkları, ancak içeriden görülebilen yuvarlak kemerlerle geçilmiş, cephede ise mermerden söve-lerle çerçevelenmiştir. Girişin üzerinde yer alan ve II. Mahmud'un tuğrasını içeren beyzi bir madalyonla taçlandırılmış bulunan ta'lik hatlı, manzum kitabenin nâzımı Vakanüvis Mehmed Esad Efendi (ö. 1848), hattatı Yesarîzade Mustafa İzzet Efendi'dir (ö. 1849). Pencereler baklava taksimatlı demir parmaklıklarla donatılmış, kısa bir saçak silmesi ile son bulan cephede herhangi bir bezemeye yer verilmemiştir. Türbenin içinde bir ahşap sanduka ile bir kuyu yer almakta, N. îşli'nin yayımlamış olduğu eski fotoğraflarda görülen, ahşap duvarların sınırladığı türbedar odası tarihe karışmış bulunmaktadır. Söz konusu fotoğraflarda, türbedar odasının, dikdörtgen açıklıklı kapısının üzerinde, yarım daire biçiminde bir alınlığın içinde "Sultan Mahmud güneşi" tabir olunan ışınsal süsleme dikkati çeker.



Bibi. Ayvansarayî, Hadîka, I, 287; Unver, Sahabe Kabirleri, 45-46; Hasırcızade, İstanbul'da Sahabe ve Evliya Kabirleri, ist., 1987, s. 61-62; işli, Sahabe, 52-54; Fatih Camileri, 336. M. BAHA TANMAN

MUHARREM ÂDETLERİ

Hicri takvimde yılın ilk ayı olan muharrem, Müslümanlarca kutsal sayılır. Hz Âdem'in tevbesi, Hz Musa'nın firavunun elinden kurtuluşu, Nuh tufanının bitişi, Hz ibra-

him'in Nemrut'un ateşinden kurtuluşu, Hz Eyüb'ün şifa buluşunun bu aya rastladığına inanılır.

Muharrem ayında birbiriyle akran olanlar el sıkışır, tebrikte bulunulurdu. Büyüklerin elleri tıpkı bayramlarda olduğu gibi öpülürdü. Bu tebrikler sırasında verilen paralar uğur kabul edilir; harcanmaz, saklanırdı. Eski sadrazamlar, şeyhülislamlar ve diğer devlet büyükleri saraya giderek padişaha tebriklerini arz ederler; padişahtan "muharremiye" denilen armağanlar alırlardı. Yakın zamanlara kadar muharremin ilk gününde, akraba ve yakın dostlar birbirlerinden borç para alırlar, daha sonra da aldıkları bu borcu ödemezlerdi. Zamanla ödemedikleri bu borç hatırlatıldığında "Yeni yılınız mübarek olsun" denilerek bir şaka yapıldığı ve artık paranın alınamayacağı söylenirdi.

Alevî ve Bektaşîlerce muharrem ayı matem ayı olarak kabul edilir ve bu günlerde "su orucu" tutulurdu. Sulu gıdaların yenilip suyun katiyetle içilmediği bu zamanlarda sakal tıraşı olunmaz, çamaşır değiştirilip yıkanmaz, aynaya bakılmaz, şarkı söylenmez, bir şey koklanmaz, canlılara bitki ve hayvan dahi olsa zarar verilmez, tütün içilmezdi. Bu oruç, muharrem ayının onuncu gününe kadar sürerdi.

Bektaşî tekkelerinde muharrem ve aşure törenleri uzun ve ayrıntılı bir gelenekti, l Muharrem'den başlayarak Bektaşîlerin yabancılarla görüşmeyip kapalı bir hayat yaşamaya başlamaları 10 günlük oruç ya da su orucunda dünyevi zevklerden uzak durmaları bu aya özgüdür.

Hz Muhammed'in torunu Hz Hüseyin'in Kerbela'da şehit edilmesi dolayısıyla muharremin onuncu günü özel bir öneme sahipti. İstanbul'da onuncu günde billur bardaklar dolaplara kaldırılarak su, bakır veya toprak kaplardan içilirdi. Fakat bu ayın özelliğine hürmeten, Şiî olsun, Sünnî olsun her kesimde kana kana su içil-

mezdi. Yine bu ayda düğün yapılmaz, aşırıya kaçan eğlenceler de düzenlenmezdi. Muharrem ayı boyunca İstanbul sokakları, şehit edilme olayını kendilerine mahsus şiirlerle anlatan ve "goygoycu" denilen kör dilencilerle dolardı (bak. goygoycular).

Muharrem ayının İstanbul halkınca belki de en sevilen tarafı şüphesiz ki pişirilen aşureydiC-»). Aşureler, herkesin gücüne göre değişik şekillerde süslenerek mahalle a-rasmdaki komşulara dağıtılırdı.

İstanbul'daki lranlılar(->) muharrem ayında 10 gün Karacaahmet'teki tekkelerinde çeşitli ayinler yapar, onuncu günde, "matem gecesi" düzenlerlerdi. Muharremin 10. günü halktan da birçok kişi Üsküdar'a akın ederek buradaki törenlere katılırdı. Akşam vakti yaklaştığında bütün bu kalabalık, yollara dökülür, önde giden İranlı hocaların başkanlığında mersiyeler, kasideler okurlardı. Çeşitli yazılarla donatılmış pankartlar, kanatları kırmızıya boyanmış güvercinler, sırtlarım zincirlerle döven dervişler, bu törenlerin ilginç görüntülerinden bazılarıydı. İstanbul tekkelerinde 10 Mu-harrem'de her tekkenin kendine özgü gelenekleri çerçevesinde mersiye okunması, aşure pişirilmesi vazgeçilmez uygulamalardandı. İstanbul'da bu törenlerin ilki Kocamustafapaşa'daki Sünbül Efendi Tek-kesi'nde yapılır, bunu diğer tekkeler izlerdi.

Muharrem ayında Kerbela olayını canlandırmak için mersiyeler, Maktel-i Hüseyin, Fuzuli'nin Hadikatu's-Süedağibı eserlerinin günlere bölünerek okunması âdetti. Ayrıca, çeşitli adlarla anılan hikâye anlatıcıları da insanların toplu olarak bulundukları tekke, zaviye, kahve gibi yerlerde ve evlerde Kerbela olayını kendi tarzlarına göre canlandırırlardı.

Son yıllarda İstanbul'un bazı kenar semtlerinde nüfus yoğunluğu kazanmış

İstanbul'da yaşayan Şiî-Azerilerin gerçekleştirdiği bir muharrem töreni, 1994. Zafer Aknar/Cumhuriyet Gazetesi Arşivi

MUHARREM NURİ BİRGİ

494

495

MUHTARLIK

olan Şiî-Azeri vatandaşlar muharremde kitlesel olarak yas tutmakta, Kerbela olayını İran'daki taziye törenlerini andıracak biçimde canlandıran temsili gösteriler düzenlemektedirler.



Bibi. Pakalın, Tarih Deyimleri, II, 565-566; M. And, "Dramatik Köylü Oyunları Açısından Muharrem, Aşure ve Taziye", Tiyatro Araştırmaları Dergisi. S. 6 (1975). Ankara. 1977, s. 49-83; "Muharrem", TDEA, VI, 422-423; B. No-yan, Bektaşîlik Alevîlik Nedir, Ankara, 1987; Sadri Sema, Eski İstanbul'dan Hatıralar, ist., 1991, s.140-144; Musahibzade, İstanbul Yaşayışı, 123-124.

UĞUR GÖKTAŞ



MUHARREM NURİ BİRGİ YALISI

Üsküdar Salacak'ta bulunan yalı. Çürük-sulu Yalısı olarak da tanınır.

Yapılış tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber bazı mimari unsurlarının 16-17. yy yapısı olduğu restorasyon sırasında tespit edilmiştir. Yalının son sahiplerinden biri Tırnakçızadeler ailesi idi ve yalının hemen bitişiğinde bugün mevcut olmayan ikinci bir yalı ile birlikte bu iki yapı, haremlik ve selamlık olarak kullanılıyordu. Tırnakçızadeler ailesinin iki genç üyesine miras kalan bu çifte mülk bölüşülünce Muharrem Nuri Birgi Yalısı bazı tadilatlar yaşamış olmalıdır. Bulunan bazı izlerden anlaşıldığına göre, yaklaşık 100-120 yıl önce yapılan bu değişikliklerden biri, yalının bahçe duvarının kuzey ucunda ve deniz tarafında bulunan birer odanın iptal edilmesi ve merdivenin bir oda cephesi kadar batıya doğru kaydırılması ile binanın orta aksında bulunması gereken girişin kenara kaydırılmasıdır. Böylece yapının güneydoğu ucunda açılan giriş kapısı ile birlikte binanın plan düzlemi de tümüyle değiştirilmiş oluyordu.

Tırnakçızade ailesinden Çürüksulu Ah-med Paşa ailesine intikal eden yalı ve bitişiğindeki ikinci yapı, 1928'de PervititchC-») tarafından hazırlanan paftalarda görülebilmektedir. Ahmed Paşa'nın kızı Belkıs Ha-nımefendi'nin mülkü olan ve o zamanlar Çürüksulu Yalısı olarak tanınan yalı, muhtemelen 1910-1930 arasında iki büyük onarım görmüştü ve bu onarımlar sırasında bina dar fitilli ahşap kaplamalarla kaplanmış, pencere pervazlarının kenar ve ortalarındaki oyma tekniğiyle hazırlanmış ahşap süslemeler de yine bu dönemde binaya eklenmişti.

Belkıs Hanımefendi'den Büyükelçi Muharrem Nuri Birgi Bey'e geçen yalı, 1968-1971 arasında Mimar Turgut Cansever tarafından restore edilmiştir. Bu restorasyon sırasında yalının kuzeybatı köşesindeki üst kat kaplamaları bağdadi sıva onarımı için açıldığında 16-17. yy'a ait altın yaldızlı çok zengin süslemelere rastlanmıştır. Ayrıca çatı arasında kenara atılmış ve ele alınamayacak kadar çürümüş tavan tahtaları da 17-18. yy'a ait olması muhtemel bir tezyinat ihtiva etmektedir. Yine yenileme çalışmaları sırasında, yalının girişinin hemen yanındaki kaplamalar açıldığında, 19. yy'm başlarında boyanmış olduğu aşikâr dikmelere rastlanmıştır. Bu dikmelerin bir başka yerden getirilmiş olma-

Muharrem Nuri Birgi Yalısı

Kadir Aktay/Onyx, 1994

sı ya da yalıya ait olup açıkta bırakılmış olması mümkündür. Binanın kuzey-güney aksının hemen alt katında bulunan tonozlu bölüm ise erken Osmanlı ya da daha önceki dönemlere ait olmalıdır. Bu bölüm Tırnakçızadeler zamanında muhtemelen depo olarak kullanılmaktaydı. Öte yandan bahçe duvarının bir kısmı, yine 16-17. yy duvar tekniği ile örülmüştür. Dolayısıyla Çürüksulu ya da Muharrem Nuri Birgi Yalısı diye tanınan bu binanın, 16-17. yy'da bu yörede mevcut önemli yapılarının kalıntıları kullanılarak, 18. yy'm sonu, 19. yy'm başında inşa edilmiş olması mümkündür.

Yaklaşık 4 dönümlük bakımlı bahçede muhteşem fıstık ağaçlarının önünde yükselen yalı, 687 m2'lik kullanım alanına sahip iki kattan oluşmaktadır. Bahçe, doğal bir sınır oluşturan sem ağaçları ile çevrelenmişti. Bahçeyi süsleyen çınar büyüklüğündeki erguvan ağacı ise 1980'lerde bir fırtına sonucu yıkılmıştır. Ortasında iki adet havuz bulunan bu bahçede ayrıca mutfak ya da hamam olarak kullanılmış olması muhtemel bir mekânın izlerine de rastlanmıştır. Eskiden denize kadar inen yalı arsasının deniz kıyısındaki şeridi, 1990'ların başında açılan Üsküdar-Harem sahil yolu yapımı sırasında kamulaştırılmış ve yalının denizle bağlantısı koparılmıştır.

Turgut Cansever tarafından yapılan yenileme çalışması sırasında, binanın asli unsuru olmayan ve sanat değeri bulunmayan birçok ekleme kaldırılmış, buna karşılık 16-17. yy unsurları ile 19. yy'a ait boyalı sütunlar onarılarak korunmuştur. Kaldırılan unsurlar arasında, üst katta bulunan kor-kuluklu balkon, balkonun bağlandığı mekânı merdivenlerden ayıran filgözü came-kân, salondaki şömine, 1910'larda pençelere eklenmiş ahşap pencere süslemeleri bulunmaktadır. Buna karşılık 19. yy'm başında yapıldığı sanılan büyük aynalı kapı ile, hemen yanındaki zayıf profilli, oran-

sız kapı onarılarak muhafaza edilmiştir. Çürümüş olan güney cephesi tavanı, fitilli ve dalgalı paşalarla yeniden tasarlanmış, ayrıca Muharrem Nuri Birgi Bey tarafından İstanbul'un çeşitli yerlerinden toplanmış olan profiller ve tezyinat parçalan restorasyon sırasında yalının değişik yerlerinde kullanılmıştır. Bu ekleme parçalardan biri, yemek salonunun tavanını süsleyen ve Muharrem Nuri Birgi'nin bizzat boyadığı lahana kabartmasıdır.

Restorasyon sırasında yalının kuzeyinde komşusu olan ikinci Tırnakçızadeler Yalısı arasında bir zamanlar var olup sonra yıkılan odaların yerindeki, Saraybur-nu'na hâkim bir alkov (oyuk balkon) onarıldı. Üst kata sonradan eklenmiş yan oda geriye çekilerek ve tavan alçaltılarak binanın çatısının asli düzeni tekrar tesis edildi ve yalının arka tarafındaki köşe odanın köşe penceresini kapayan mutfak geri çekilerek bu bölüm asli binadan ayrıldı.

Muharrem Nuri Birgi Yalısı'nın tavanları, bir çadır kompleksinin tavanları gibi renkli bir dünyanın neşesini yansıtacak şekilde boyandı ve böylece kapı ve pencereler açıldığında hem içerden hem de dışan-dan, yalının asli kültürel bağlarına işaret edecek şekilde, görkemini öne çıkaran bir restorasyon gerçekleştirilmiş oldu.

Yalı bu restorasyonu takiben 1971-1988 arasında Muharrem Nuri Birgi tarafından konut olarak kullanıldı. Bu dönemde evde düzenlenen davetlere katılan pek çok sanatçı ve politikacının yanısıra, dönemin NATO genel sekreteri J. Lunz, kemancı Yehudi Menuhin ile Churchill ve Rotchild ailelerinin üyeleri yalının ünlü konukları arasındadır. Avrupa Konseyi'nin İstanbul'u koruma kapsamına almasına ilişkin 1977 tarihli kararlar ve UNESCO tarafından Avrupa Konseyi'nin başlattığı kampanyaları destekleme kararı da Muharrem Nuri Birgi Yalısı'nda görüşülerek tasarlanmış, fakat maalesef Bedrettin Dalan tarafından

durdurularak İstanbul'un kurtarılması için ortaya çıkan bu çok önemli imkân engellenmiştir.

TURGUT CANSEVER



MUHLİS SABAHATTİN

bak. EZGİ, MUHLİS SABAHATTİN



MUHSİNE HATUN MESCİDİ VE TEKKESİ

Eminönü İlçesi'nde, Kumkapı'da, Muhsi-ne Hatun Mahallesi'nde, İbrahim Paşa Yokuşu ile Çifte Gelinler Caddesi'nin kavşağında yer almaktadır.

Sadrazam Makbul (Maktul) İbrahim Pa-şa'nın (ö. 1536) hanımı Muhsine Hatun tarafından 939/1532'de Mimar Koca Sinan'a inşa ettirilmiştir. Mahmud Cemaled-din el-Hulvî'nin Lemezât-ı Hulviyye 'sinde, burada bulunan kiliseden bozma bir mescidin, I. Süleyman (Kanuni) tarafından İstanbul'a davet edilen, Gülşenîliğin(-») kurucusu Şeyh İbrahim Gülşenî'nin (ö. 1534) Mısır'a dönerken Kanuni'nin ricası üzerine İstanbul'da bıraktığı halifesi Şeyh Hasan Zarifi Efendi'ye (ö. 1569) tahsis edildiği, giderleri miri hazineden ödenen bu tesisin mihrap duvarı önündeki boş arsaya bir yeniçeri tarafından, derviş hücreleri olan bir zaviye yaptırıldığı ve vakıflar tahsis edildiği kayıtlıdır. Yine aynı kaynak, Şeyh H. Zarifi Efendi'nin postuna oturduğu bu mescit-zaviyenin bir depremde yıkıldığını, Şeyh H. Zarifi Efendi'ye olan sevgisi ve saygısından dolayı, Muhsine Hatun' un aynı yerde bir cami, caminin mihrabı önündeki yere bir zaviye ve etrafında hücreler yaptırdığını, söz konusu tesise vazife ve vakıf tayin ettiğini bildirir. Yapının adı, Mimar Sinan'ın eserlerinin dökümünü içeren Tezkiretü'l-Ebniye, Tezkiretü'l-Bün-yanve Tuhfe-i Mimarinde "İbrahim Paşa Zevcesi Mescidi" ya da "Muhsine Hatun Mescidi" olarak zikredilmektedir.

Başlangıçta mescit-tekke, daha sonra cami-tekke niteliğinde olan bu yapı, tarihleri tespit edilemeyen birçok onarım ve yenileme geçirmiş olmalıdır. Ancak taç kapının yanlarındaki nişler, minarenin pabuç kısmı ve şadırvan 18. yy'm son çeyreğinde esaslı bir onarım geçirdiğini, belki de yeniden inşa edildiğini düşündürmektedir. Diğer taraftan Dahiliye Nezareti'nin R. 1301/1885 tarihli istatistik cetvelinde tekkede kimsenin ikamet etmediği, Bandır-mahzade A. Münib Efendi'nin 1307/1889 tarihli Mecmua-i Tekâyâ'smda ise yerinin "arsa" durumunda olduğu belirtilmektedir. Mescidin harimindekineogotik üsluba bağlanan pencerelerin de işaret ettiği gibi, yapının 19. yy'm sonlarında bugünkü biçimiyle ihya edildiği anlaşılmaktadır. Günümüzde cami olarak kullanılan mescit-tev-hidhane ve şadırvan dışında kalan tekke bölümleri ortadan kalkmıştır.

Muhsine Hatun Mescif-Tekkesi'nde, Şeyh H. Zarifi Efendi'den sonra kimlerin

"pesta geçtiği, tekkenin, kuruluşunu izleyen yüzyıllarda hangi tarikata hizmet etti-

"grtespit edilememektedir. Kuruluşundan sonra bir müddet Gülşenîliğe bağlı kaldı-

Muhsine Hatun Mescidi

levent Yalçın, 1994

ğı, söz konusu tarikatın 16. yy'dan sonra etkinliğini giderek yitirmesi üzerine başka tarikatlara intikal ettiği varsayılabilir. Nitekim Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi'nde bulunan ve 19. yy'm ilk çeyreğine tarihlenen İstanbul tekkeleri listesinde Nakşibendîliğe bağlı olarak gösterilmekte, II. Mah-mud'un kızı Saliha Sultan'ın 1249/1834 tarihli düğününe davetli Sünbülî şeyhleri arasında "Kumkapı'da İbrahim Paşa Tekkesi Şeyhi Abdullah Efendi'nin" adı verilmektedir. Kaynaklarda daha ziyade "İbrahim Paşa Tekkesi" olarak anıldığı, 19. yy'a ait tekke listelerinde ayin gününün salı olarak belirtildiği görülür. Tekke 19. yy'm ikinci çeyreğinde Halvetîliğin Sünbülî koluna intikal etmiş, tekkelerin kapatıldığı tarihe (1925) kadar da bu kola bağlı kalmıştır. Son şeyhinin adı Sefinede Hafız Ahmed Efendi olarak verilir.

Kuzeyde İbrahim Paşa Yokuşu, batıda Çifte Gelinler Caddesi, diğer yönlerde de, üzerinde apartmanların bulunduğu parsellerle çevrili olan arsanın ortasında mescit-tevhidhane yer alır. Dikdörtgen bir alanı kaplayan yapıda harimin duvarları kagir, kapalı son cemaat yerinin duvarları ahşaptır. Her iki bölümü de örten kırma çatı günümüzde Marsilya tipi kiremitlerle kaplıdır. Son cemaat yerinin duvarları, ahşap dikmelerin dıştan ahşap kaplama, içten bağdadi sıva ile kaplanması suretiyle meydana getirilmiştir. Mescidin ilk yapımından günümüze hemen hiç değişmeden gelen harim girişi basık kemerlidir.

Kapının kemeri ile beş sıra mukarnas-lı yaşmağı arasına 939/1532 tarihli inşa kitabesi yerleştirilmiş, sülüs hatlı, manzum kitabenin ilk satırı bir hadise ayrılmıştır. Harimin kuzey duvarından taşkınlık yapan bu kapının yanlarındaki nişler ise 18. yy'm son çeyreğine ait bir onarımdan kalma, barok üslupta kemerlere sahiptir.

Harimin kuzey duvarının ekseninde giriş, yanlarda dikdörtgen açıklıklı birer pencere, güney duvarının ekseninde mihrap, bunun yanlarında, neogotik üslupta sivri kemerlerin taçlandırdığı birer pencere, doğu ve batı duvarlarında da aynı türde kemerleri olan üçer pencere sıralanır. Kuzey duvarı boyunca uzanan iki katlı mahfiller basit ahşap korkuluklarla sınırlandırılmış, ahşap dikmelere oturan fevkani mahfil, orta yerinde bir çıkma ile genişletilmiştir. Tavan kaplaması enli çıtalarla ince uzun dikdörtgenlere taksim edilmiştir. Mihrap nişinde, yağlıboya ile acemice resmedilmiş perde ve kandil motifleri, oldukça basit bir tasarım sergileyen ahşap minberin yanlarında, muhtemelen II. Mahmud dönemine ait beyzi kabartmalar mevcuttur. Harimin kuzeybatı köşesinde yer alan minare, yapının batı cephesinde taşkınlık yapan, kare tabanlı bir kaideye oturur. Kaide gibi kesme küfeki taşı ile örülmüş olan pabuç kısmı kesik koni biçiminde olup köşelerinde, alt uçları volütler, üst uçları pilastrlar ile sonuçlanan, süsleyici nitelikte gömme sütunlar bulunmaktadır. Tuğla örgülü, silindir biçimindeki gövdenin üzerinde, basit demir korkuluklarla sınırlandırılmış şerefe, aynı malzeme ile örülmüş peteğin üzerinde de kurşun kaplı, koni biçimindeki ahşap külah vardır.

Arsanın kuzeydoğu köşesindeki şadırvan doğu yönünde komşu apartmana, kuzey yönünde arsanın çevre duvarına bitişmekte, üzerini örten kırma çatı, güney ve batı yönlerinde bulunan altı adet ahşap dikmeye oturmaktadır. Ongen prizma biçimindeki haznesinin her yüzünde, kaş kemerlerin taçlandırdığı birer musluk vardır.

Mescit-tevhidhaneyi batı ve güney yönlerinden kuşatan hazirenin Çifte Gelinler Caddesi üzerindeki çevre duvarında, burada gömülü olan Müderris Ömer Efendi'ye ait 1209/1794 tarihli, sülüs hatlı bir mezar kitabesi dikkati çeker.

Bibi. Barkan-Ayverdi, Tahrir Defteri, 121, no. 679; Evliya, Seyahatname, I, 216; Ayvansara-yî, Hadîka, I, 28-29; Ayvansarayî, Mecmua-i Te-vârih, 293-294; Mahmud Cemâleddin el-Hul-vî, Lemezât-ı Hulviyye, (haz. M. S. Tayşî), İst., 1993, s. 540; Çetin, Tekkeler, 584; Aynur, Saliha Sultan, 36, no. 93; Âsitâne, 12; Osman Bey, Mecmua-i Cevâmi, I, 2-3, no. 1; Münib, Mecmua-i Tekâyâ, 10; İhsaiyatll, 21; Vassaf, Sefine, V, 273; Öz, istanbul Camileri, I, 76; Sözen, Mimar Sinan, 375; Kuran, Mimar Sinan, 19, 242, 252, 261, 269, 315; Eminönü Camileri, 145. M. BAHA TANMAN

MUHTARLIK

En küçük idari birim sayılan mahalle ve köylerin yönetim ve yürütme organı. Seçimle gelen bir muhtar ve ihtiyar heyetinden oluşur. Muhtar devletin (hükümetin) mahalle veya köydeki temsilcisidir.

İstanbul mahallelerinde muhtarlık örgütü ilk kez 1829'da kurulmuştur. Daha önce köylerde "ihtiyar", "muhtar", "kethüda" da denen ve devletle köy arasında bir çeşit köy temsilcisi olarak görev yapan kimseler olduğu; kentlerin mahallerinde ise, günümüzün muhtarının bazı görevlerini mahalle imamının yaptığı bilinmektedir.

MUHYÎ EFENDİ TEKKESİ

496

497

MUMCULUK

1977'de bazı haklar talep etmek için vilayet önünde toplanan muhtarlar.



Cumhuriyet Gazetesi Arşivi

istanbul'da mahallelerin yönetiminin yeniden örgütlenmesi ve mahalle muhtarlıklarının kuruluşu II. Mahmud'un(->) (hd 1808-1839) payitahtta düzen ve güvenliği sağlama çabalarının bir sonucudur. O zamana kadar benzer görevleri yapan mahalle imamlarının yerini alan muhtarlar istanbul mahallelerinin güvenliğinin sağlanması, mahalleye yerleşen ve ayrılanların saptanması, denetlenmesi vb görev ve yetkilere sahip kılınmışlardır. İmparatorluğun diğer kent ve köylerinde muhtarlık örgütünün kurulması 1836'ya doğru olmuştur.

1829'daki düzenlemeyle İstanbul'un mahallelerinde muhtarın göreve seçimle gelmesi, "muhtar-ı evvel" ve "muhtar-ısani" olarak iki muhtar seçilmesi ve muhtarlara mahalle imamlarının da kefil olması esası getirilmiştir. Böylece o zamana kadar mahalle veya köy halkı ile devletin (hükümetin) ilişkisi imamlar aracılığıyla sağlanırken bu bağlantı görevi 1829'dan sonra İstanbul' da muhtarlara verilmiş; Tanzimat'ın ilanından sonra görevlerinin kapsamı daha da genişletilmiş; ancak muhtar ve muhtarlığın görevleri ve yetkileri özünde aynı kalmıştır.

1864 tarihli Vilayet Nizamnamesi köy teşkilat ve idaresinin esaslarını saptarken, köy muhtarlarının her sınıf ahali için ikişer olmak üzere seçileceğini, 20 haneden küçük yerleşmelerde tek bir muhtar olacağını belirtir. Köy muhtarı ve ihtiyar meclisleri azaları l yıl için seçilirler. Köylerde 18 yaşından yukarı, Osmanlı tebaası ve devlete 50 kuruş (yıllık) vergi veren her sınıftan kimse seçmen sayılır. Muhtar ve ihtiyar heyetine seçilme yaşı 30, devlete vermesi gerekli vergi miktarı da 100 kuruştur. 1864 tarihli nizamname kent mahallelerini de "köy" hükmünde saymaktadır.

1871'deki yeni düzenleme, muhtarlık kurumuna bazı değişiklikler getirmiş, her köye gereği kadar muhtar seçileceğini hükme bağlamış, görevlerini genişleterek yeniden saymış ve muhtarları nahiye müdürlerine bağlamıştır.

Cumhuriyet'ten sonra köy muhtarlarının yetki ve görevleri Mart 1924 tarihli 442 sayılı Köy Kanunu ile belirlenirken mahalle muhtarlarının yetki ve görevleri Nisan 1944 tarih ve 4541 sayılı Şehir ve Kasabalarda Mahalle Muhtarı ve İhtiyar Heyetleri Teşkiline Dair Kanun'la belirlenmiştir. Mahalle muhtarlarının tüzel kişiliği ve kendi özel bütçesi yoktur.

Günümüzde bütün Türkiye'de olduğu gibi İstanbul'da da muhtarlar 5 yıl için mahalle veya köy halkı tarafından seçilmektedir. Muhtarlık seçimlerinde partiler aday gösteremezler. 1994 yerel seçimlerine esas alınan muhtarlık listelerine göre İstanbul'da büyükşehir belediyesi sınırları içindeki ilçelerde 606, büyükşehir belediyesi dışındaki ilçelerde 57 olmak üzere, toplam 663 mahalle muhtarlığı ile 242 köy muhtarlığı bulunmaktadır.

İSTANBUL


MUHYÎ EFENDİ TEKKESİ

bak. MEHMED ŞEMSEDDÎN EFENDİ TEKKESİ



MUHYÎEDDİN ÇELEBİ CAMÜ

bak. ÇUKURCUMA CAMİİ



MU'İD AHMED EFENDİ MEDRESESİ

Fatih'te Kadı Çeşmesi olarak anılan yörede, Yarhisar Camii'nin doğusundadır. Sultan İbrahim(-t) dönemi (1640-1648) şeyhülislamlarından Mu'id Ahmed Efendi tarafından yaptırılmıştır.

Bir külliyeye bağlı olmayan medresenin yapımına Ahmed Efendi'nin sağlığında başlanmış, ölümünden (25 Nisan 1647) kısa bir süre sonra Ağustos l647'de tamamlanmıştır. Evliya Çelebi "sanatlı, yeni, süslü bir medrese" olarak tanımladığı medresenin adını yanlışlıkla "Said Ahmed Efendi Medresesi" şeklinde vermiştir. 1869'da işler durumda olan medrese, 1870'lerde

hazırlanan İstanbul haritasında, küçük bir avluyu üç yönde saran bir kütle düzeninde gösterilmiştir; kollardan kuzeydekinin derinliği daha fazladır. Girişin hangi yönden olduğu belirtilmemiştir; medresenin diğer iki yönü binalarla sarılı olduğu için, kapının kuzeydeki Şebnem Sokağı ya da yeni imar planlarıyla Gelenbevi Sokağı'na dönüşen çıkmaz sokak üzerinde olması gerekiyor. 19l4'te yapılan tespitte 10 hücresi, ders okunur bir dershanesi, yeterli boyutta bir avlusu, suyu mevcut bir şadırvanı, kuyu, çamaşırhane, gusülhane ve abdest-haneleri olduğu saptanan medrese genel olarak harap bulunarak yerine yenisinin yapılması önerilmiştir. 1918'de yangın sonucu evsiz kalanların barındığı yapı hiç onarılmadan kendi haline bırakıldığından, şadırvan, kuyu gibi öğelerin tümü yok olmuş, geriye Şebnem Sokağı üzerinde bulunan kubbeli bir mekân ve duvar kalıntıları kalmıştır.



Hadîkatü'l-Cevâmi'de Ahmed Efendi' nin medresenin dershanesinde gömülü olduğu belirtilmiştir. İ. H. Danişmend ise mezarın medresenin yanında olduğunu ileri sürmektedir. Bugün üzerine gecekondular yapılan medresenin duvar kalıntıları a-rasında bir mezara ait mermer kapak taşı "in-situ" durmaktadır. 50 yıldır burada yaşadığını söyleyen Faris Yurdakul adlı kişi üzeri çöp dolu olan kalıntıları temizlerken mezarın ortaya çıktığını, moloz içinde mezar şahidesini aradığını fakat bulamadığım; kabri olduğu gibi koruduğunu belirtmiştir.

Bugün işgal edilmiş ve harap durumu nedeniyle, mezarı çevreleyen duvarların dershaneye ait olup olmadığını anlayabilmek zordur. Kütükoğlu medresenin en iyi korunmuş parçası olan kubbeli odayı dershane olarak değerlendirmekteyse de hacmin boyutları (plan ölçüleri 384x386 cm) bu görüşü desteklememektedir. Girişi güneyden olan bu mekânın avlu yönünde tek, kuzey duvarında iki alt penceresi vardır; içinde özgün ocak, niş gibi ayrıntılar kalmamıştır. Mekânın girişinin cephenin ortasında değil, yanda olması, yalnız alt pencereleri bulunması ve kubbesinin dışta kasnaksız olarak, doğrudan duvarlara oturması, bu odanın bir hücre olduğu kanısını güçlendirmektedir. Medrese Halic'e doğru eğimli bir arsa üzerine yerleştiği için, avlu ve çevresindeki mekânların döşeme kotu kuzeydeki Şebnem Sokağı'ndan yüksektedir. Kuzey cephe duvarının alt kesimi küçük boyutlu, düzgün kesme kü-feki taşıyla yapılmıştır; pencere seviyesine kadar bu özellikte yükselen duvar, yukarıda düzensizleşmekte, tuğladan yapılan basık pencere kemerlerinin üstünde gelişigüzel taşlarla onarılmış izlenimi veren bir doku sergilemektedir. Küfeki taşıyla yapılan saçak kornişi bir düz, bir pahlı şeritten oluşmaktadır. Örtü özgün kaplama malzemesini yitirmiştir; baca, alem gibi ayrıntılar kalmamıştır. Revak tarafına yeni bina eklendiği için bu yöndeki izler incele-nememektedir. Sağlam durumda olan hücre, Yarhisar Camii Koruma ve Yaşatma Derneği tarafından güney ve doğu tarafına ya-

pılan yeni eklerle 1991'den bu yana Kuran kursuna bağlı olarak kullanılmaktadır. Mezarın bulunduğu kalıntıların arasındaki tek katlı barakalarda oturanlar Vakıflar İdaresi'ne kira ödeyerek burada barınmaktadırlar. Medresenin tümü hakkında daha sağlıklı bilgi edinebilmek ve kimliğini ortaya çıkarabilmek için kalıntıları saran eklerin dikkatle temizlenmesi gerekmektedir.



Dostları ilə paylaş:
1   ...   118   119   120   121   122   123   124   125   ...   140
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə