KirkçEŞme tesisleri

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 8.15 Mb.
səhifə125/140
tarix27.12.2018
ölçüsü8.15 Mb.
1   ...   121   122   123   124   125   126   127   128   ...   140

MURADIV

506

507


MURADIV

ma çıkartmaya teşvik ettiği gibi Deli İlahi,


f6*"* Rum Mehmed, Baba Ömer, Kınalıoğlu,

! Kör Ali, Köse Şaban gibi azılı sipahi zorba-

larını da Anadolu'nun birer köşesinde soygunlar yapmaya ve istanbul'u kaygılandıracak eylemlere yöneltti. Hafız Ahmed Pa-şa'nın sarayında yapılan meşveret toplantısında, ocak askerlerinin oyalanmayıp istanbul'a dönmeleri kararlaştırıldı. Kış da yaklaştığından sipahi ve yeniçeri bölükleri, sel gibi başkente akmaya başladılar. Her taraf askerle doldu. Bunlar bir başarı elde edememekle beraber zaferden dön-müşçesine taşkınlıklara giriştiler. Darphane civarındaki Kurşunlu Han, sipahilerin çoğunlukla kaldıkları yerdi. Burası, daha pek çok han ve hattâ boş evler, konaklar Anadolu'dan gelen sipahilerle dolup taştı. Kentte her gün olaylar çıkıyor, fakat kimse askerlerden şikâyet etme cesaretini gösteremiyordu. Zorba başları da yanlarında silahlı çeteleriyle İstanbul'da serbestçe dolaşmaktaydılar. Bu ortamı Hafız Ahmed Paşa aleyhine kullanmak için harekete geçen Receb Paşa, elaltından Saka Mehmed, Cin Ali, Mahmudağaoğlu, Emir Halife, Bı-çakçıoğlu, Kütahyalı Kalem Bey, Nazlı Muslu, Rum Ahmed gibi sipahi zorbalarını, onlarla dayanışma kuran Boşnak ve Arnavut yağmacıları İstanbul'u karışıklığa boğmak için bir eyleme kışkırttı.

İlk eylem 7 Şubat l632'de Atmeyda-nı'nda sergilendi: "Hüsrev Paşa gibi Aceme velvele salan bir vezirazamın azline sebeb nedür?" diyerek Topkapı Sarayı'na yürüyen binlerce kişi, Hafız Ahmed Paşa'nın, Şeyhülislam Yahya Efendi'nin, Yeniçeri Ağası Hasan Halife'nin de adlarını içeren 17 kişilik bir listeyi padişaha göndererek bunların başlarını istediler. Eylemler üç gün boyunca yinelendi. Dükkânlar açılmadı. Halkın büyük bir kısmı evlerine kapandı veya kentin uzak semtlerine çekildi. Zorbalar geceleri de kışa ve soğuğa aldırmadan Sultan Ahmed Camii'nde kalmaktaydılar. Üçüncü gün ulemayı çağırıp ileri geri tartıştılar. 10 Şubat günü sarayın dış kapısı olan Bâb-ı Hümayun'u aşıp Orta Kapı'ya kadar ilerlediler ve geniş avluyu bağırışlarla velveleye verdiler. IV. Murad'ın yanında bulunan Bayram Paşa'nın, saraya gelmemesi yolundaki uyarısına rağmen Hafız Ahmed Paşa, yanında satırları olduğu halde geldi. Kendisini gören askerler iki yana çekilip ilerlemesini bekledikten sonra, taşlar atarak atından yere yıktılar. Satırlar paşayı güçlükle koltuklayıp Orta Kapı'dan içeriye soktular. Kaftanı ve kavuğu asilerin elinde kaldı. Satırlarından birkaçı öldürüldü. Hafız Ahmed Paşa, sadaret mührünü padişaha teslim edip Yalı Köşkü'ne indi. Tebdilen Üsküdar'a geçti. Zorbalar ise Orta Kapı'yı da açtırıp Adalet Meydanı'na girdiler ve taht kapısı olan Bâbüssaade'ye dayanıp "padişaha sözümüz var!" diyerek ayak divanı(->) istediler. Bütün enderun halkı içeride silahlanmıştı. Çok öfkelenen IV. Murad, kızgınlığını belli etmeden kapı önüne kurulan tahta oturdu. "Nedir kullarım, muradınız?" diye sordu. Saygısız ve korkusuz kalabalıktan olmadık sesler duyuldu, ithamlar yöneltil-

di. Verdikleri listede yazılı olanların başlarını istediler: "Elbette verirsiz, parelerüz yoksa iş gayri olur!" diyerek IV. Murad'a doğru hamlede bulundular. Padişah hızla kalkıp içeri girdi. Zorbalar büsbütün azıttılar. Sarayda olan Receb Paşa, Hafız Paşa'nın geri getirtilmesini önerdi. Gelince de padişah ikinci kez ayak divanına çıktı. Fakat kalabalığı yatıştırmanın olanağı yoktu. Hafız Paşa öne fırlayıp "Padişahım! Hezar Hafız kulun yoluna fedadır, ancak ricam budur, beni sen öldürtme, ko, bunlar öldürsün, şehit olayım" dedi ve asilerin ortasına atıldı. O an indirilen pala ve kılıç darbeleri ile paramparça edildi. Bu tablodan çok etkilenen IV. Murad, tekrar içeriye girdi. Asileri yatıştırması için Receb Paşa'yı vezirazam yaptı. Zorbalar, Atmeydanı'na çekildiler. Şeyhülislam Yahya Efendi azledildi. Olay, bir süre için yatıştırıldı.

IV. Murad'ın Young Albümü'nde yer alan bir resmi, 1815. Galeri Alfa

IV. Murad tüm bu olanların Hüsrev Paşa ile Receb Paşa'mn ortak komplosu olduğunu biliyordu. Diyarbekir beylerbeyliğine atadığı Murtaza Paşa'ya gizli bir emir verip Tokat'taki Hüsrev Paşa'nın boynunu vurdurdu. Receb Paşa, bundan kaygılandı ve Hüsrev Paşa'nın başı İstanbul'a geldiği gün 2 Mart l632'de zorbaları bir daha harekete geçirdi. Bu kez, saray avlusunda toplananlar "Hüsrev Paşa gibi vücudu lazım bir vezirin katline bâis olanlardan intikam alıruz!" diye bağırdılar. IV. Murad, üçüncü kez ayak divanına çıktı. Başdef-terdar Mustafa Paşa ile yeniçeri ağasının, musahip Musa Çelebi'nin kellelerini isteyen ayaklanmacılar, "Şehzadeler bizim efendimizin oğullarıdır, gayri sana itimadımız kalmadı, illa bize göster!" diyerek sarayın şimşirlik dairesindeki şehzadeleri kapıya çıkarttırdılar. Padişahtan, bunların güvenliği için kefil göstermesini talep etti-

ler. Receb Paşa ve Şeyhülislam Ahizade Hüseyin Efendi kefil oldular. Zorbaların başım istediği Yeniçeri Ağası Hasan Halife'nin İstanbul'da saygınlığı söz konusuydu. Defterdar Mustafa Paşa, daha ilk günden çareyi kaçmakta bulmuş, izini kaybettirmişti. Zorbalar kalabalık gruplar halinde bunların yalı ve saraylarını basıp yağmaladılar. Yeniçeri ağasını Mehterhane'de bulup Atmeydanı'na getirdiler. Burada biriken gözü dönmüş kalabalığa Hasan Halife'nin yakarışları fayda vermedi. "Bre sefih oğlan! Mülûkâne saray ve padişaha-ne yalılar yapub arz-ı ihtişam etmeği büksün!" deyip nacak, kılıç, hançer üşürdüler. Ayağından sürüyüp çınar ağacına başaşa-ğı astılar. İstanbul'da korku ve vahşet egemen oldu. Günlerce çarşı pazar açılmadı. Defterdar Mustafa Paşa'yı da Vefa Meyda-nı'nda bulup Atmeydanı'na getirdiler. Diz çökertip kılıçla başını kestiler. Olayların, kente dönük korkunç bir yağmaya dönüşmesi an meselesiyken 14 Mart'ta yoğun kar yağışı başladı. Asiler Sultan Ahmed Camii'ne doldular. Ertesi gün, Receb Paşa'nın sarayında ele geçirdikleri Musa Çelebi'yi paraladılar.

Sipahilerle yeniçerilerin bu taşkınlıklarını günlerce izleyen cebeciler, onlardan geri kalmamak için yaşlı bir yoldaşlarını salt güç gösterisi için katlettikten sonra sokağa döküldüler. Zulümler arttı. Saka Mehmed, Cin Ali, Çalık Derviş, Yemişçi Mustafa İstanbul'un hâkimleri oldular. Hattâ "gulüvv edüb bu padişah bize yaramaz!" demekten çekinmediler. Fakat aralarında ikilik çıktı. Seçtikleri yeniçeri ağası Köse Mehmed, buna yanaşmadı.

22 Mart l632'de başlayan ramazan, rezaletlerle geçti. Sipahiler, takım takım silahlı gezmekte, ramazan, oruç demeyip "semt semt cemiyetlerde iyş ü işret etmeğe, önlerine cemaller ve develer ve ucube heykeller düzüb mahiyeler tasnif edüb fevc fevc tabi u surnay ile allah allah de-yü her gece meşaleler yakub" İstanbul mahallelerinden haraç toplamaktaydılar. "Ahaliden seyr ü temaşa akçesi cem' edüb vüzera ve ulema konaklarına gidüb tabi ü nekkare ile cemallerün oynadub çuka ve kumaş ve nukud surreleri" aldılar. Takımlar 100 kuruşa kanaat etmeyip 1.000 kuruşa zor razı olmaktaydılar. Vermeye yanaşmayanların saçaklarına, şahnişinlerine ellerindeki meşalelerle ateş vermekteydiler. Güruhun biri savuşturulsa arkasından öbürü geliyordu. Yoksul evlerine bile askıntı olup para topladılar. Alenen oruç yiyen zorbalar, herkesin gözü önünde tütün ve şarap içtiler. "Açıkta sofra kurup lehv ü raks ve şürb ü fısk edüb sokaklarda avretlere ve oğlanlara taarruz eylediler". Bayramda ise yer yer salıncaklar kurup tekrar cer sevdasına düştüler. Sadrazamdan başlayıp ileri gelen herkese balmum-ları ile saçı istediler.

25 Nisan l632'de mülazım yazılmak sorunu yüzünden zorbalar birbirine düştü. Onların bu zaafını iyi değerlendiren IV. Murad, beklenmedik bir çıkışla 18 Mayıs günü Topal Receb Paşa'yı saraya çağırdı. "Gel berü topal zorbabaşı!" diye gürledi.

Nikrisli (gut) olduğu için aksak yürüyen vezirazama "Bre kâfir abdest aldın mı?" diyerek Hafız Paşa olayında ayak divanına çıkarken kendisine "abdest al padişahım!" uyarısında bulunduğunu unutmadığını gösterdi. Zülüflü baltacılar kement atıp Receb Paşa'yı boğuverdiler. Ölüsü, Bâb-ı Hümayun önüne atılınca zorbalar korkuya kapıldılar.

Yeni vezirazam Tabanıyassı Mehmed Paşa kentte geniş önlemler aldı. 9 Haziran günü Okmeydam'nda toplanan zorbalar, İstanbullu olanlara, hanlarda oda döşeme-yenlere mülazemet verilmemesini istediler. IV. Murad bir fermanla mülazemet yöntemini yasakladı. Atmeydam'nda yeni bir ayaklanma hazırlığının yapıldığını öğrenince de Sinan Paşa Köşkü'ne inip ayak divanı ferman etti. Vezirler, din ululan, ocak ağaları çağırıldı. Gelenler bahçe kapısı önünde toplandılar. Padişah köşkte tahtta oturdu. Atmeydanı'ndaki zorbaların ihtiyarları da ayak divanına katıldılar. Sahil ise ahaliyle dolmuştu. Divana çağırılanların hepsi Kuran'a el basıp padişaha sadakat yemini ettiler. Zorbabaşıların yakalanıp teslim edileceğine ilişkin bir de hüccet yazıldı. İzleyen üç gün içinde hanlar boşaltıldı. Saka Mehmed, Cin Ali ve diğerleri birer ikişer yakalanıp idam edildiler. Tabanıyassı Mehmed Paşa, her gün sarayında toplantılar yapıp sonra ya kola çıktı ya da tebdil gezdi. "İstanbul sokaklarında nerede bir eğri sarıklı sipahi görse kılıçla yahut iple katlettirdi". Ele geçirilemeyenlerin sipahilik kayıtları silindi. Küstah yeniçeriler sindirildi. Eyaletlere fermanlar çıkartılıp Celalilik yapan ve ulufe bahanesiyle İstanbul'a gelenlerin idamları emredildi.

IV. Murad'ın titretici ve acımasız padişahlığı bu tarihte başladı.

İstanbul'daki karışıklıklardan yararlanıp Manisa ve Balıkesir taraflarında âdeta egemenlik kuran, geceleri Şehname, Timur-name okutup padişahlık hülyalarına kapılan İlyas Paşa İstanbul'a getirildiğinde IV. Murad İstavroz Kasrı'nda bu azılı paşayı da idam ettirdi. İstanbul'da tek kabadayı, zorba bırakılmadı. Ağustos l633'te bir kız çocuğu dünyaya gelen IV. Murad, bu vesile ile şehir donanması yaptırdı. Kandilli Bahçesi'nde şenlikler düzenlendi. Fakat bundan 20 gün sonra 2 Eylül Iö33'te şehrin beşte birini yakan büyük Cibali yangını çıktı. O gün bir kalafatçının Cibali Kapısı dışında funda yakıp gemi kalafat etmesi sırasında çıkan yangın, ilkin kıyıdaki kayıkhaneyi tutuşturdu. Şiddetli poyraz ile ateş surlardan içeriye girdi. Paşaların, ağaların söndürme kolları erişinceye kadar Cibali, Küçükmustafapaşa Çarşısı kül oldu. Alevler minare boyunda yükselmekteydi. Kara Musa menzili, Hamza Paşa, Yahya Paşa sarayları -ki her biri dörder beşer katlı eski binalardı- yok oldu. Âşık-paşa'ya doğru ilerleyen yangın bundan sonra üç koldan şehre yayıldı. "Beyt-i fakir ve saray-ı emir demeyüb" evleri, ulema konaklarını kül yığınına döndürdü. Bir kol denize doğru indi. Haydarpaşa ve Üskübî Camii semtlerini tutuşturdu. Kurşuncuba-şızade Mustafa Paşa Sarayı bir anda yok

IV. Murad'ın tuğrası.

S. Umur, Osmanlı Padişah Tuğraları, İst., 1980

oldu. Ateş, Zeyrek'ten dönüp Atpazarı'na yürüdü. Diğer kolları Büyükkaraman, Kü-çükkaraman, Sultanmehmet (Fatih), Saraçhane, Sarıgürz (Sarıgüzel) semtlerini harabeye çevirdi. IV. Murad, cümle vezirler, bostancı ve yeniçeri bölükleri seyretmekten başka bir şey yapamadılar.

Yeniodalar, Mollagürani semtleri de yandı. Gece ve ertesi gün Fener Kapısı'ndan Sultanselim'e, Mesihpaşa'ya, Bâli Paşa ve Lutfî Paşa camilerine, Şah-ı Huban Sarayı'na, Unkapanı'ndan yukarı Atpazarı'na, Bostanzade evlerine, Sofular Çarşısı'na kadar, İstanbul'un en güzel semtleri mahvoldu. 30 saat süren yangın, rüzgâr kesilince söndürülebildi.

Bu felaketin ardından halk arasında türlü dedikodular yayıldı. Bunların kaynağı ise kahvehanelerdi. Padişah, fitne olasılığını önlemek için İstanbul'daki bütün kahvehanelerin kapatılmasını ve yıkılmasını emretti. Yine "duhan-ı bed-hûy" denen tütünü de yasakladı. Camilerde vaizler, hocalar bu yasağın gerekliliğini uyardıkça halkta tütüne karşı tutku giderek artmaktaydı. İstanbul'da çıkan yangınlara çoğu zaman meyhanelerde içip lülesi yanıkken sızanların sebep oldukları savıyla "yasağ-ı padişahî"nin kapsamı genişletildi. Akşam hava karardıktan sonra fenersiz sokağa çıkmak da yasaklandı. Bekâr oda-ları(->) kapatılıp buralar debbağhane veya nalbant dükkânı yapıldı. Gece gündüz kentte dolaşan IV. Murad, fenersiz yakaladığını, bacasından tütün kokusu yayılanları idam ettirmeye başladı. Halk tütün içmek şöyle dursun, ocak yakamaz, kapıdan dışarı çıkamaz oldu. Her sabah, sokaklarda birer-ikişer boğulmuş ya da boynu vurulmuş cesetler görülmekteydi. IV. Murad'ın amacı, İstanbul'u tüm serserilerden, işsizlerden, zorbalardan temizlemekti. Fakat kurunun yanında pek çok yaş da can vermedeydi. Padişahın istisnai hoşgörüsü ise aydınlara idi. Üç kişinin bir araya gelip konuşmalarına, evlerde toplantılar yapılmasına izin vermezken "Kitapları ile seyre giden ulemaya, tespihi ve seccadesi ile zikir için toplanan dervişlere, kâğıt ve kalemi ile kitabet eden yazıcılara iznimiz var!" demekteydi. İstanbul'da,

Kadızadeliler-Sivasîler(-») mücadelesi de bugünlerde başladı.

Vezirazam Tabanıyassı Mehmed Paşa 22 Ekim'de Üsküdar'dan hareketle Doğu seferine çıkarken Bayram Paşa da sadaret kaymakamı olarak İstanbul'da kaldı. IV. Murad ise l633'ün son günlerinde karadan Bursa gezisine çıktı. Yolları onartmadığı için İznik kadısını idam ettirmesi İstanbul'daki ilmiye sınıfının tepkisine neden oldu. Şeyhülislam Ahizade Hüseyin Efendi, Kösem Sultan'a bir tezkire yazarak üzüntüsünü belirtti. Ama karşıtları, şeyhülislamın IV. Murad'ı tahttan indirmek çabasında olduğunu yaydılar. Bundan kaygılanan Kösem Sultan oğluna "benim ars-lanum acele üzre gelesiz, cülus tedbiri içün sözler ve cemiyetler olmakdadur" diye haber gönderdi. Derhal istanbul'a dönen padişah, ilkin Ahizade ile.oğlunun, akşam olduğuna bakmadan bir gemiye konulup Kıbrıs'a sürülmeleri için Bostan-cıbaşı Duçe Mehmed'e emir verdi. Duçe Mehmed, Ahizade'yi konağından alıp bir koçu ile Bahçekapı'ya getirdi. Buradan bir gemiye bindirdi. Hırsını alamayan IV. Murad, Duçe'yi yeniden gönderip yoldan çevirttirdiği şeyhülislamı Yeşilköy'de boğ-durttu. Nereye gömüldüğü bilinmediğinden de Ahizade'nin, medresesi yanındaki türbesi boş kaldı.

10 Mart 1634'te padişahın bir şehzadesi doğduğu için İstanbul'da ve Galata'da büyük şenlikler yapıldı. 8 Nisan'da da Da-vutpaşa'da otağ-ı hümayun kurulup Lehistan seferi ilan edildi. IV. Murad 15 Nisan 1634'te sefer için Edirne'ye hareket etti. Fakat Lehistan yönetiminin önerilen koşulları kabul etmesi üzerine 5 Ağustos'ta istanbul'a döndü. Bu sırada İstanbul'da bazı yiyecek maddelerinin, özellikle de sadeyağın kıtlığı çekiliyordu. Bunun İstanbul Kadısı Karaçelebizade Abdülaziz Efen-di'nin(->) narh konusundaki aşırı tutumundan kaynaklandığını öğrenen IV. Murad, Bostancıbaşı Duçe Mehmed'e, istanbul kadısını deryaya çıkartıp adalardan birinde boğmasını ve denize atmasını emretti.. .Duçe Mehmed, Karaçelebizade'yi bir kayığa bindirip Adalar'a yöneldi. Fakat Vezirazam Bayram Paşa, idamı önlemeyi başardı. Duçe, Adalar'a yaklaşmışken af hatt-ı hümayununu götüren mübaşir yetişti. Abdülaziz Efendi idamdan kılpayı kurtuldu ve bunun için Hatt-ı mensuh gelmedi a 'mele /Hatt-ı nasib giderdi hele diyerek tarih düşürmüştür.

Edirne'den İstanbul'a döner dönmez . bir fermanla içki yasağı koyan IV. Murad, kentteki bütün meyhanelerin yıkılmasını emretti. Önceden olduğu gibi kendisi de gece gündüz tebdil gezmeye, gizlice çalıştırılan meyhaneleri bulmaya, sarhoşları yakalamaya başladı. Çoğu sarhoşu, kendi eliyle öldürdüğünden söz edilir. Kantemi-roğlu(->) ise IV Murad'la Bekri Mustafa arasında, içki yasağı sürerken geçen olayları anlatmıştır. Ne zaman neye kızacağı ve ne yapacağı artık bilinmeyen IV. Murad'ın, ortada bir neden yokken kendisine has nedim edindiği Abaza Mehmed Paşa'yı 24 Ağustos l634'te idam ettirmesi bu tutumu-



509

508

MURADIV

na bir örnektir. O gece, Bostancıbaşı Duçe Mehmed'in Anadolu Hisan'nda tertiplediği içkili eğlencede iken "Kırmızı Yumurta Bayramı" gününün belirlenmesinde doğan ihtilaftan ötürü Divan-ı Hümayun'da davaları görülen Ermeni ve Rum cemaatlerinin arasına girdiği ve Ermenilerden rüşvet aldığı söylenen Abaza Mehmed Paşa' yi, sabahı beklemeden idam ettirmeye karar verdi. Duçe ile bir kayığa binip Rumeli Hisarı'na geçti. Nedimlerinin ve korumalarının gelmesini beklemeden atlandılar. Beşiktaş'ta bir köylünün öküz arabası yolu kesmişti. Bir ok atıp adamı kolundan yaraladı. Duçe'ye "Var şu küstahın başını kes!" dediyse de Duçe, zavallının ölmüş olduğunu söyleyip köylüyü kurtardı. Güneş doğmadan Okmeydanı'na çıkıp oradan Kâğıthane'ye indiler. Kâğıthane Köp-rüsü'nden geçip istanbul'a geldiler. IV. Murad, başına yağmurluğunu çekip Aya-sofya'da bekledi ve Duçe'yi, henüz toplanmış bulunan divana gönderdi. Ermenilerin birkaçının o günkü murafaadan sonra boğdurulmasını istedi. Alelacele Çinili Köşk'e getirtilen Abaza Paşa da orada idam edildi. Abaza Mehmed Paşa, giyim kuşamı, kılıcı, atı ile istanbul'da bir modaya öncülük etmiş ilginç bir tipti (bak. Abaza Paşa modası).

IV. Murad, vezirazamın arkasından Doğu seferine çıkmak üzere Aralık 1634'te Cebehane önüne tuğlar diktirdi. Bayram Paşa'yı İstanbul'un muhafazasıyla görevlendirdi. Murtaza Paşa'yı sefer kaymakamı atadı. Rumeli'ye ve Anadolu'ya asker sürücüleri gönderdi. Sefere katılmak istemeyen Kırım Hanı Canbeg'i azledip yerine inayet Giray'ı han yaptı. Şiirlerini özellikle de hicivlerini çok sevdiği fakat Si-haın-ı Kaza olayından sonra fazla ilgi göstermediği Nef î'yi çağırıp Bayram Paşa için bir hiciv yazmasını istedi. Nef î hicviyesini yazıp sunduğunda beğenmekle birlikte daha önce bu tür şiirler yazmayacağına ilişkin yeminini hatırlattı ve kendisini Bayram Paş'a'ya havale etti. Bayram Paşa, 27 Ocak l635'te Nef î'yi sarayına çağırıp boğdurduktan sonra denize attırdı. Nefî'nin ölümüne en çok dönemin din adamları sevindiler ve Bayram Paşa'ya dualar ettiler. Onu, odunluğa boğmaya götüren çavuşbaşı Boynueğri Mehmed Ağa (Paşa) ise Hasankaleli (Anadolulu) ve Türk asıllı olmasından dolayı hakaretlerde bulunmuş ve "Behey Türk âdemisi! Gel, o-dunlukta hiciv düzecek kişi var, bildiğinden kalma, bre melun Türk!" demişti.

IV. Murad 10 Mart l635'te Üsküdar'a geçti ve ilk Doğu seferine de 28 Mart günü hareket etti. Devlet erkânı ve ulema, padişahı Maltepe'ye kadar uğurladılar. Padişah Revan cephesinde iken İstanbul kaymakamı Bayram Paşa'ya bir hatt-ı hümayun gönderip Anadolu'dan, önceki yıllardaki Celali istilaları sırasında topraklarını bırakıp İstanbul'a göçenlerin ("kırk seneden beri terk-i vatan eden reayanın") eski yurtlarına göç ettirilmelerini emretti. Bu tahrir ve sürgün buyruğunu alan Bayram Paşa, eski Mısır kadısı Seyyid Mehmed Efendi'yi müvellâ, kethüda beyliğin-

den emekli Hüseyin Ağa'yı mübaşir tayin edip birkaç ay boyunca İstanbul mahallelerini "teftiş belasına mübtela" kıldı. Fakat bu zor işin yerine getirilmesine olanak yoktu. Herkes tanıklar dinleterek 40 yıldan daha fazla zamandır İstanbul'da olduğunu kanıtlamaktaydı.

Bayram Paşa, padişahın yokluğunda kentin bakımı ve temizliği ile ilgili bir dizi çalışma yaptı. İstanbul surlarına yakın evleri, işyerleri olanlara, vakıf mütevellilerine yükümlülükler getirip "hisar duvarlarının halel-pezir olan" yerlerini onarttı. Sonra da içten ve dıştan badana ettirip temizleterek ağarttı.

26 Ağustos 1635'te İstanbul'a ulaşan Re-van'ın fethi haberi üzerine 7 gün 7 gece boyunca şenlik ve şehir donanması yapıldı. Kapıcılar Kethüdası Salih ve Musahip Beşir ağaların Bayram Paşa'ya getirdikleri gizli bir hatt-ı hümayun ile de padişahın Topkapı Sarayı'nm Şimşirlik Kasrı'ndaki kardeşlerinden Süleyman ve Bayezid'in boğulmaları isteniyordu. Kent halkı fetih sevinciyle "iyş ü işret ederlerken" Bayram Paşa ile bostancıbaşı "içerü girüb Bayezid'i ve Süleyman'ı birer bahane ile çıkartub boğdurdular". Bu sırada 20-25 yaşlarındaki şehzadelerin yakarışları, infaz görevlilerini bile ağlattı. İki şehzade, gizlice yıkanıp kefenlenip babaları I. Ahmed'in türbesine gömüldü.

IV. Murad, ayrılışından 9 ay sonra 27 Aralık 1635'te İstanbul'a döndü. İzmit'te kadırgaya binip Üsküdar'a geldi. Bir gece Üsküdar Sarayı'nda kalıp ertesi gün muhteşem bir alayla İstanbul'a geçti. Padişahın gelişi nedeniyle kentte bir hafta şenlik yapıldı.

Ulufe almak için İstanbul'a gelen sipahilerin mevaciplerinin, Gümrük Emini Mehmed Çavuş'un yolsuzluğu yüzünden öde-nemediği anlaşılınca Mehmed Çavuş'un Bâb-ı Hümayun önünde boynu vuruldu. Yeni Gümrük Emini Ali Çelebi öncekini aratacak bir zalimdi. Koyun Emini Sarı Kâ-tib'in de bir dizi yolsuzluğu saptandı ve o da Bâb-ı Hümayun'da idam edildi. Yine, yeniçeri kâtiplerinin, ölen yoldaşlarının kaydını silmeyip, rüşvet veren dışarıdan birisini ocağa yazmaları da devam ediyordu. IV. Murad da bir adamını gönderip rüşvetle esame defterine yazdırttı. Bunun üzerine huzuruna getirttiği Kâtip Osman Efen-di'nin boynunu vurdurdu.

2 Şubat l637'de, Tabanıyassı Mehmed Paşa, Revan'ın düşmesinden sorumlu tutularak azledildi. Bayram Paşa vezirazam ve serdar-ı ekrem oldu. istanbul'a çağrılan Mehmed Paşa, Çinili Köşk'te tutuklandı. Bir süre sonra da bağışlanıp Özi muhafızlığına gönderildi. Bayram Paşa 7 Mart'ta Üsküdar'a geçip ordugâh kurdu ve 20 Mart l637'de Doğu seferine çıktı. Kaptan-ı Derya Mustafa Paşa İstanbul kaymakamı oldu. Azak Kalesi'nin kaybedilmesine neden olan ve padişaha karşı ayaklanan Kırım Hanı inayet Giray ile Nogay Tatarlarının bağlılık gösteren hanı Kantemir Mirza'nın durumu l637'nin ikinci yarısında IV. Mu-rad'ı meşgul etti. Kırım hanlığına atanan Bahadır Giray, istanbul'dan kadırga ile ha-

reket edip Kırım'a çıktığında inayet Girayla savaşmak zorunda kaldı. Kantemir Mirza, inayet Giray'ın saldırılarından kaçıp İstanbul'a geldi. Bir süre geçince İnayet Giray da bağışlanma umudu ile IV. Mu-rad'ın huzuruna çıktı. Padişah, önce İna-yet'i, sonra Kantemir'i idam ettirdi. Temmuz l637'de istanbul'a gelen Iran Elçisi Maksud Han da Davud Paşa Sarayı'nda tutuklandı. Bu yılın eylül ayında İstanbul'da salgın başladı.

Doğu seferine hazırlanan IV. Murad, ordunun takviyesi için 5.000 yeniçerinin kapıya çıkmasını buyuran bir ferman yayımladı. 17 Şubat l638'de de hayatta kalan iki kardeşinden Şehzade Kasım'ı sarayda boğdurttu. 20 Şubat günü Cebehane önüne tuğlar dikildi. Bu sırada Kâğıthane'deki baruthanede bir infilak oldu. 20 kantar barutun tutuştuğu kubbe havaya uçtu ve 6 kişi öldü. Budin Beylerbeyi Musa Paşa'yı İstanbul muhafızı atayan IV. Murad mart ayı başında otağ-ı hümayununu Üsküdar'a kurdurttu. Kendisi de 8 Nisan günü benzeri görülmedik bir alayla Üsküdar'a geçti. Yanında Şeyhülislam Yahya Efendi ile Kaptan-ı Derya Mustafa Paşa da vardı. Padişahın tören giysisi, ilk islam gazilerini ve mücahit sahabeleri anımsatıyordu. "Ejderha misillü", zırhlı, tolgalı bir ata binmişti. Başındaki "miğfer-i ahenin"in üstüne "bir kırmızı şal amame sarunub sorguc-ı husre-vânî ve ataka-i sahibkıranî takmub sahabe-i kirama" benzemeyi gözetmişti. Üsküdar' da 29 gün oturdu. 7 Mayıs günü Bağdat'a hareket etti. Anadolu'yu çok yönlü etkileyen bu büyük sefer sırasında, inönü'de padişahın ordusuna katılan Vezirazam Bayram Paşa, 26 Ağustos l638'de, Bilecik'e yakın Cüllab'da öldü. Diyarbekir Beylerbeyi Tayyar Mehmed Paşa vezirazam oldu. Acımasız bilinen IV. Murad'ın Bayrampaşa'nın ölümüne ağlaması, Bağdat kuşatması sırasında da otağının yanına kurdurduğu yaralı çadırlarını sık sık dolaşıp yaralı askerlerle ilgilenmesi onun duygusallığına kanıt gösterilmiştir. Tayyar Mehmed Paşa'nın da 23 Aralık 1638'de elinde kılıcı savaşırken şehit düşmesi karşısında da IV. Murad üzüntüsünü gizleyememişti. Kaptan-ı Derya Kemankeş Kara Mustafa Paşa, Bağdat'ın fethinden bir gün önce vezirazamlığa atandı.

Kentin alınmasından sonra burada fazla kalmayan IV. Murad, Vezirazam Kara Mustafa Paşa'yı serdar-ı ekremlikle İran seferine memur ettikten sonra Diyarbekir'e, oradan da istanbul'a yöneldi. Yolda iken 17 Mayıs l639'da iran'la Kasr-ı Şirin Antlaşması imzalandı.

Bağdat Fetihnamesi İstanbul'da coşku uyandırdı ve ramazanın 10. gününden sonuna kadar (15 Ocak-4 Şubat 1638) kentte donanmalar ve şenlikler yapıldı. Diğer yandan, padişahın sefere çıkarken yapımlarını emrettiği Topkapı Sarayı Sofa-i Hü-mayunu'ndaki iki kasr-ı âlinin (Bağdat ve Revan köşkleri) yapımları da bir senede tamamlandı. l623'ten beri saraydaki dairesinde münzevi yaşayan I. Mustafa l639'da öldü ve Ayasofya'da gömüldü.

8 Haziran l639'da izmit'e gelen IV.

Murad'ı burada istanbul'dan gelen devlet erkânı ve ulema karşıladı. İki gün sonra 50 kadar kadırga ve tekne ile İstanbul'a hareket edildi. O akşam Sinan Paşa Köşkü'ne inen padişah yorgun ve hastaydı. Ayaklamadaki gut da dayanılmaz acılar vermekteydi. Fakat İstanbul halkının kendisini görmek istemesi karşısında 12 Haziran günü Bahçekapı'dan saraya kadar, zafer alayına katıldı. Bu alayda 100 kadar İran prens ve hanının, zincirlerle bağlı olarak geçirilmesi halkı heyecana boğdu ve herkes padişahın iyileşmesi için dua etti.

Vezirazam Kemankeş Kara Mustafa Paşa Ocak 1640'ta orduyla İstanbul'a döndü ve alay gösterdikten sonra sancak-ı şerifi Bâbüssaade önünde padişaha teslim etti.

Sağlığının tehlikeli biçimde bozulması nedeniyle 3-4 ay içki içmeyen IV. Murad, bir ara iyileşir gibi oldu. Ramazan ayında yeniden rahatsızlandı. Bayramda son kez durumu iyileşti. Bayram alayına katıldı. Bayram töreninden sonra Sinan Paşa Köşkü'ne inerek oyuncu ve sanatçı gösterilerini izledi. Kabak Meydanı'nda at koşturup ok attı. Atmeydam'na, Silahdar Paşa'nın sarayına çıktı. Burada büyük bir ziyafet düzenlenmişti. Silahdarı ve öteki yakınları padişahı içmeye teşvik ettiler. Bu içki âleminden saraya dönünce komaya girdi. Hekimlerin tedavileri ve verdikleri ilaçlar bir yarar sağlamadı. 8 Şubat 1640 Çarşamba günü gurup vakti öldü.

Ölürken İmam-ı Sultanî Şâmî Yusuf E-fendi, Hekimbaşı Zeynelâbidin Efendi ba-şucundaydılar. Haber, sarayı mateme boğdu. Haremde ve enderunda camlar kırıldı, kepenkler söküldü, kıyametler kopartıldı. Silahdar Siyavuş Ağa ve diğer hasoda erkânı ölünün üzerine bir şal örttüler. Vezirazam Kara Mustafa Paşa'yı içeriye çağırdılar. Kapı ağası da Şehzade İbrahim'i tahta davet için Şimşirlik Dairesi'ne gönderildi. IV. Murad öldüğü sırada, Bağdat Köşkü'nün iç süslemeleri ve yazı kuşakları henüz tamamlanmamıştı. Hattat Tophaneli Mahmud Çelebi ve "nice ancılayın eshab-ı maarif ve hünermedan, meşgul-i nükuş ve tezhib-i eyvan idiler". İlginç bir rastlantı olarak da altın suyu ile "Hz İbrahim" hakkındaki bir ayet yazılıyordu ve o gün ibrahim padişah oldu.

Ertesi gün cülus bitince bir ağlaşma daha oldu. Sonra vezirazamın buyruğuyla hazırlanan tabut içeriye götürüldü. IV. Murad "taht-ı münakkaşdan tahta-i na'şa muttasıl oldu", istanbul'daki selatin camilerde salalar verildi ve halk korkuyla üzüntüden kaynaklanan bir sessizliğe gömüldü. Sultan İbrahim de hazır olunca vezirler tabutu çıkartıp Bâbüssaade önünde musallaya koydular. "Üzerine çar tekbir ile namazın eda edüb vüzera ve ulema piyade ağlaşarak götürdüler. Merhumun gazalarda bindiği üç atı, ters eyerlenüb tabutu önünce yedil-di. Feryad ü figan ile babası Sultan Ahmed Han türbesine defnedildi." Tersane'deki özel bastardası o gün "kara katran ile" matem rengine boyanıp karaya çekildi.

"Yavuz-ı Sani" diye anılan IV. Murad uzun boylu, heybetli bakışlarıyla ve garip çehresiyle korku uyandıran bir fiziğe sa-

hipti. Kantemiroğlu'na göre IV. Murad bedensel ve ruhsal yeteneklerle donatılmıştı ve bir askerde aranan tüm beden özellikleri onda vardı. Gücü, biniciliği, silahşorluğu ile ünlüydü. Bir pehlivan olan iri vücutlu Silahdar Musa Paşa'yı sağ eliyle kuşağından tutup ayaklarını yerden keser, ha-sodada birkaç tur dolaştırdıktan sonra hiçbir yorgunluk belirtisi göstermeden bırakırdı. Okçulukta hocaları Hüsamzade Ab-durrahman Efendi, Hacı Süleyman ve Sarı Solak'tı. Binicilik eğitimini Mirahor Cün-dî Halil Paşa'dan almıştı. Ok atıcılıkta, Tozkoparan istisna edilirse şampiyondu. Topkapı Sarayı'ndaki demir-gümüş alaşımı bir kapıyı okla delmesi meşhurdur. Ok, harbe ve cirit ile birkaç kalkanı delmek, bir kılıç vuruşu ile bir merkebi ikiye bölmek, 200 okkalık gürzü kaldırıp salmak gibi hünerleri vardı. Eski Saray'dan attığı cirit, Ba-yezid Camii minaresinin dibine düşmüştü. Hint elçisinin hediye ettiği gergedan derisi kaplı siperi, ok ve tüfek fındığı ile delmişti. At meraklısı olup sarayında 300-400 seçme binek atı, 40-50 yarış atı, ayrıca kendisine mahsus 9 atı vardı. Nefî, Murad'ın atları için bir "kaside-i rahşiy-ye" yazmış ve kimi atlarını adları ve özellikleri ile anmıştır. Bindiği atların ünlüleri Tayyar, Dağlardelisi, Celalibeyazı ve Ağaalacası'ydı.

Kantemiroğlu, IV. Murad'ın yaşamı konusunda Türklerin ciltler dolusu kitaplar yazdıklarından söz eder ve onun için anlatılanların bazılarının gerçek olamayacağım vurgular. Bir imparatorluğun onuru ile bağdaşmayan, ayrıca doğa yasalarına da aykırı davranışlar yaptığını, örneğin çok yakın dostları ile istanbul'un dışındaki bahçelere ve mesirelere gidip bir padişaha yakışmayacak şekilde eğlendiğini, ateş yaktığını, yemek pişirdiğini, sofraya şarap getirip şakilik ettiğini, laubali biçimde içtiğini; ilginç denemelere kalkışıp çok yaşlı kadınlarla delikanlıları, ihtiyar erkeklerle genç kızları evlendirdiğini; önceki padişahlarla kıyaslanmayacak düzeyde içki düşkünü olduğunu ve bu tutkusunda Bekri Mustafa'nın rolü bulunduğunu; şeyhülislamı, kazaskerleri de zorla içki meclisine oturtup onlarla içtiğini; içki yasağı koymazdan önce bir ara, herkesin şarap satmasına ve içmesine izin verdiğini; afyondan nefret ettiğini, tütün içenleri yakaladığında kendi eliyle boğduğunu anlatır. Kanla besleniyordu denecek kadar kana susamış olduğunu, hattâ bazı geceler sırtında kemersiz bir entari, elinde kılıç, yalınayak haremden fırlayıp deliler gibi sokaklarda koştuğunu, rastladığını kılıçtan geçirdiğini, bazen de pencere önünde oturup keyfince ok atıp yoldan geçen günahsız insanları öldürdüğünü de ekler. Salt zulmetmek ve öldürmek için tebdil çıktığında birkaç zavallıyı katletmeden saraya dönmediğini belirten Kantemiroğlu'na göre IV. Murad'ın 17 yıllık saltanatında 14.000 insan öldürülmüştür. Bu sayıyı 20.000 olarak veren kaynaklar da vardır. Silahdar ağayı ve Bostancıbaşı Duçe Mehmed'i, akşam içkiye başladıktan sonra verdiği idam emirlerinin infaz edilmemesi için uyardı-



Dostları ilə paylaş:
1   ...   121   122   123   124   125   126   127   128   ...   140
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə