KirkçEŞme tesisleri

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 8.15 Mb.
səhifə139/140
tarix27.12.2018
ölçüsü8.15 Mb.
1   ...   132   133   134   135   136   137   138   139   140

Bibi. Müstakimzade Süleyman Sadeddin, Mecmua, Süleymaniye Ktp, Esad Efendi Yazmaları no. 3397; Sadettin Nüzhet (Ergun), "XIX'uncu Asır Saz Şairlerinden Tanburî Mustafa", HB, S. 4, (1930); S. Ezgi, Türk Musikisi, II-IV; F. Köprülü, Türk Saz Şairleri Antolojisi, III, ist., 1940; Ergun, Antoloji; S. Ezgi, Tanburi Mustafa Çavuş'un 36 Şarkısı, İst., 1948; M. N. Özalp, Türk Musikisi Tarihi, Ankara, 1989; Öztuna, BTMA, II; S. Aksüt, Türk Musikisinin 100 Bestekârı, ist., 1993; A. Özgün, "Tanburi Mustafa Çavuş'un Eserlerinde Edebi ve Teknik Çalışma", (istanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Kon-servatuvarı, yüksek lisans tezi), 1992.

MEHMET GÜNTEKİN



MUSTAFA ÇAVUŞ MESCİDİ

bak. MANASTIR MESCİDİ



MUSTAFA İZZET EFENDİ (Kazasker)

(1801, Tosya - 15Kasım 1876, İstanbul) Bestekâr, neyzen, hanende ve hattat.

Destanağazade Mustafa Ağa'nın oğludur. Küçük yaşta babasını kaybedince, iyi bir eğitim görmesi için annesi tarafından İstanbul'a gönderildi. Akrabası olan bir müderrisin himayesinde, Fatih Başkur-şunlu Medresesi'nde okudu. Medrese öğreniminin yanında Kömürcüzade Hafız Efendi'den musiki meşk etti, bu arada ney üflemeyi de öğrenmeye çalıştı.

Bahçekapı'daki Hidayet Camii'nde görevliyken okuduğu naatı dinleyen II. Mah-mud'un iradesiyle, 1818'de Galata Sarayı Ocağı'na(->) alındı. 3 yıllık bir eğitimden sonra 1821'de, asıl eğitimini göreceği Top-kapı Sarayı'ndaki Enderun'a geçti. Burada Hammamîzade İsmail Dede Efendi(->),

Şakir Ağa(->), Dellalzade İsmail Efen-di(->), Numan Ağa, Zeki Mehmed Ağa(->) ve Basmacı Abdi Efendi gibi dönemin önde gelen musikicilerinin oluşturduğu bir musiki çevresine adım attı. Ayrıca Mustafa Vasıftan aklâm-ı sittede, Yesarîzade Mustafa İzzet Efendi'den(->) talik yazıda icazet aldı. Padişah için sarayda ve Bo-ğaziçi'ndeki Sultaniye Çayın, Ayazağa'da-ki Osman Paşa Çiftliği gibi saray dışı mekânlarda düzenlenen mehtap âlemleriyle fasıllara, neyzen veya hanende olarak katıldı. Zamanla neyzenliği daha ön plana çıktı ve dönemin en iyi neyzenlerinden biri olarak anılmaya başladı.

Saray protokolünden sıkılarak başka görevler istemesi bir sonuç vermeyince, padişahtan, hacca gideceğim bahane göstererek saraydan ayrılma izni alabildi. Güçlükle koparabildiği bu izinden sonra, bir süredir müridi olduğu Nakşibendî Şeyhi Kayserili Ali Efendi'yle birlikte 1831'de Hicaz'a gitti. Haccı tamamladıktan sonra 7 ay Kahire'de kaldı.

İstanbul'a döndükten sonra Mahmud Paşa Hamamı civannda aldığı eve yerleşerek kendini tamamıyla tasavvufa verdi ve genç yaşta münzevi bir hayata başladı. Tekrar göreve çağrılma korkusuyla sarayı ziyaret etmekten özellikle kaçınmasına rağmen, bir namazda Bayezid Camii'nde II. Mahmud'la karşılaştı. Padişah, eski bir Enderun mensubu ve şöhretli bir sanatkâr olan bestekârı, derviş kıyafeti içinde görünce, şiddetle cezalandırmak istedi. Fakat araya giren hatırlılar sayesinde ceza önce sürgüne çevrildi, peşinden de huzurda icra ettiği bir ney taksiminden sonra tamamıyla kaldırıldı, bestekâr bundan sonra artık sürekli biçimde saraya devam etti.

Kazasker Mustafa İzzet'in sülüs bir levhası. Cengiz Kahraman arşivi

Kazasker Mustafa İzzet'in celi sülüs levhası. Cengiz Kahraman arşivi

Kazasker Mustafa İzzet Efendi, Abdül-mecid döneminde, yüksek dini görevlerden biri olan Eyüb Sultan Camii hatipliğini ve Laleli Camii evkaf kaymakamlığını yürüttü. 1845'te sarayın ikinci imamlığına atandı. Selanik, Mekke ve İstanbul kadılığı payelerini aldıktan sonra 1849'da önce Anadolu, sonra Rumeli kazaskerliğine getirildi. Aynı yıl sarayın başimamı oldu. 1850'de, sürdürdüğü görevlere ek olarak şehzadelerin hat hocalığına ve veliaht Ab-dülaziz Efendi'nin müzarekereciliğine atandı. 1852'de başimamlık görevinden ayrıldı. Çeşitli yüksek devlet görevlerinden sonra, son yıllarını geçirdiği Bebek'teki yalısında 75 yaşında öldü. Anne tarafından dedelerinden olan Pir İsmail Rumî adına kurulan Tophane'deki Kadirîhane Tekke-si'nin(-») haziresine gömüldü.

Haşim Bey(->), Dellalzade İsmail Efendi ve Rifat Bey gibi musiki üstatları tarafından "hâce-i zaman" olarak değerlendirilen Mustafa İzzet Efendi, "tarz-ı cedid" makamını terkip etmiş, bir hoca olarak çok sayıda musikici yetiştirmiştir. Medenî Aziz Efendi, Yeniköylü Hasan Efendi ve Abdü-laziz, öğrencileri arasındadır.

3 durak, l ilahi, l peşrev, l ağır semai, l yürük semai ve geriye kalanı şarkı olmak üzere elde bulunan 30 dolayında eseri, Türk musikisi repertuvannın seçkin örnekleri arasında sayılmaktadır. Günümüze ulaşamayan eserleri de çoktur. Hüzzam makamından bestelediği "Çıksan yalnız meh gibi bir kerre Boğaz'a" mısraıyla başlayan eseri, tipik bir İstanbul sarkışıdır. Bestenigârdan "Gayrıdan bulmaz teselli sevdiğim"; evcden "Bir sebeble gücenmişsin sen bana" ve segahtan "Doldur getir ey saki-i gül-çehre piyale" mısralarıy-la başlayan şarkıları, eserlerinin en ünlülerinden birkaçıdır.

Bezm-i vahdetten cüda bir nây, bir ben, bir gönül/Fânî-i bâkî-nümâ birnây, bir ben, bir gönül/ Hayretinden geh güler, geb ağlar, inler dem-be-dem/Bül'aceb dî-

MUSTAFA İZZET EFENDİ

562

563

MUSTAFA PAŞA MEYDAN

vâne-hâ bir nây, bir ben, bir gönül dörtlüğünde olduğu gibi tasavvufi neşve ile bazı şiirler de yazan Mustafa İzzet Efen-di'nin yüksek değerdeki neylerinden ikisi günümüze ulaşabilmiştir. Neyzen Niyazi Sayın'ın koleksiyonundaki bu neylerden birinin üzerinde ta'lik hatla yazılmış olan Dürbîn-i nâyi destine al, seyret ne imiş/ Neye halketti deme Hazret-iMevlânâ'yı beyti, bestekârın sanat ufkunun ve anlayışının bir özeti gibidir. Beşiktaş Belediyesi tarafından, Mecidiye Mahallesi'nde bir sokağa, bestekârın adı verilmiştir.

Bibi. Tayyarzade Ahmed Ata, Tarih-iAtâ, III, ist., 1876; Hızır İlyas Ağa, Vekayi-i Letaif-i Enderun, İst., 1859; S. Ezgi, Türk Musikisi; Ergun, Antoloji, II; İnal, Türk Şairleri; inal, Hoş Şada; R. F. Kam, "Kazasker Mustafa izzet Efendi", Türk Musikisi Dergisi, S. 28 (1950); M. N. Özalp, Türk Musikisi Tarihi, Ankara, 1989; Öztuna, BTMA, II; S. Aksüt, Türk Musikisinin 100 Bestekârı, ist., 1993.

MEHMET GÜNTEKİN



Hattatlığı

Mustafa İzzet Efendi değerli bir hattattı. Hattatlar arasında "Kazasker Efendi" olarak anılırdı. On bir Kuran, o kadar delâil-i hayrat, 30'dan fazla enam, 200'den fazla hilye, sayısız kıt'a ve murakka yazmıştır. Ayasof-ya'daki dairevi 8 levha dünyanın en büyük hat levhalarıdır. Bunlar bir aralık dışarı çıkarılmak işlenmişse de kapılardan geçirilemediği için tekrar yerlerine asılmıştır. Beyazıt'ta İstanbul Üniversitesi merkez binasının bahçe kapısının iç tarafındaki dört satırlık ta'lik yazı da Mustafa İzzet Efendi'nin eseridir. Çok sayıdaki öğrencisi arasında en iyileri, Mehmed Şefik, Muhsinzade Abdullah Bey(->), Vahdeti, Abdullah Zühdü, Burdurlu Hafız Osman, Mehmed Hilmi ve İlmî Efendi'dir.

Mustafa İzzet Efendi aklâm-ı sittede Hafız Osman, celi sülüste Mustafa Rakım, talikte de Yesarîzade Mustafa İzzet Efendi'nin takipçilerindendir.

Bibi. Habib, Hat veHattatân, İst., 1306, s. 175-176; İnal, Son Hattatlar, 154-162; Sicill-i Os-manî, II, s. 462- 463; Abdurrahman Şeref, Tarih Musahabeleri, ist., 1920, s. 314-318;^ U. Derman, Türk Hat Sanatının Şaheserleri, İst., 1982, 28 ve 46 no'lu levhalar; "Kazasker Mustafa izzet Efendi ve Yazdığı Hilye-i Saadet", Hayat Mecmuası, S. 47 (1970); Y. Öztuna, Devletler ve Hanedanlar, II, Ankara, 1990, s. 275; Rado, Hattatlar, 216-218; U. Derman, İslam Kültür Mirasında Hat Sanatı, İst., 1992, 111, 113, 114, 135. levhalar (s. 210, 211, 216); A. Alparslan, Ünlü Türk Hattatları, Ankara, 1992, s. 97-98.

ALİ ALPARSLAN



MUSTAFA İZZET EFENDİ

(Yesarîzade)

(l 770 ?, İstanbul - 23 Haziran 1849, İstanbul) Talik hattatı.

Mehmed Esad Yesarî'nin(-») oğludur. Taliki babasından öğrendi ve icazetname aldı. Ayrıca başka hattatlar de kendisine icazet verdiler. İlmiye sınıfından olmadığı halde sanatına duyulan saygı dolayısıyla, Mekke, İstanbul ve Anadolu kazaskerliği payeleri verildi. 1839'da fiilen Anadolu kazaskeri oldu. 1842'de Takvimhane nazırı oldu. Burada talik hattıyla harfler dök-

türdü. Bu haflerle ilk olarak onun zamanında kitap basıldı. 1846'da fiilen Rumeli kazaskerliğine getirilen Mustafa İzzet Efendi, vefatında Fatih'te Gelenbevi Cad-desi'ndeki setin üstünde babasının yanına gömüldü. Burası sonradan yola gittiğinden her ikisinin kitabeleri Fatih Camii ha-ziresine taşınmıştır. Kitabesi, öğrencisi Ali Haydar Bey tarafından yazılmıştır.

Mustafa İzzet, babası gibi büyük bir hattattır. Önceleri o da babası gibi İran talik ekolünü takip etmişse de, babasının ölümünden sonra yavaş yavaş kendine has, daha doğrusu Türk zevkine uygun bir üslup ortaya koymaya başladı. 1820'ye doğru tamamen kendi üslubunda yazmaya başlayınca bir Türk talik ekolü doğmuş oldu. 1834'ten sonra sanatının zirvesine çıkan Mustafa İzzet Efendi 60 yıl kadar süren sanat hayatında durmadan yazdı. II. Mahmud döneminde (1808-1839) yapılmış birçok binadaki kitabeler onun kaleminden çıkmıştır. Örnek olarak Sultan Mahmud Türbesi, Beyazıt Yangın Kulesi, Babıâli (bugün İstanbul Valiliği binası), Alay Köşkü, Hidayet Camii ve Nusretiye Camii ve Sebili kitabeleri sayılabilir.

Çok çabuk yazan,'belgili, musikiden anlayan, şakacılığı yanında mübalağacı olan Mustafa İzzet Efendi'nin en tanınmış öğrencileri Kazasker Mustafa İzzet Efen-di(->), Abdülfettah Efendi(->) ve Ali Haydar Bey'dir(~0. 1820'den sonra talik yazıda bütün hattatlar onun üslubunu takip etmişlerdir. Kendisinin kurduğu ekol ile İran ekolü arasındaki en önemli fark; İran ekolünde haflerde ölçü birliğinin olmaması, Türk üslubunda yani Yesarîzade ekolünde ölçü birliğinin bulunmasıdır.

Bibi. Habib, Hat ve Hattatân, İst., 1306, s. 248; C. Huart, Leş calligrapbes et le miniaturistes de l'orient Musulman, Paris, 1908, s. 188; Sicill-i Osmanî, III, 459; Abdurrahman Şeref, Tarih Musahabeleri, İst., 1920, s. 314-318; İnal, Son Hattatlar, 562-569; U. Derman, "Yazı Sanatının Eski Matbaacılığımıza Akisleri", Türk Kütüphaneciler Derneği Basın ve 'Yayıncılığımızın 250. Yılı Bilimsel Toplantısı, Ankara, 1979, s. 97-118; ay, Türk Hat Sanatının Şaheserleri, İst., 1982, 31. levha; ay, islam Kültür Mirasında Hat Sanatı, İst., 1992, 105-106, 109-110, levhalar (s. 208-209); Rado, Hattatlar, 209; Öztuna, BTMA; A. Alparslan, Ünlü Türk Hattatları, Ankara, 1992, s. 110-129.

ALİ ALPARSLAN



MUSTAFA NEVZAT

bak. PISAK, MUSTAFA NEVZAT



MUSTAFA PAŞA ÇEŞMESİ

Paşabahçe'de, İskele Meydanı'nda, "Ayazma Seti" tabir edilen yerin ortasında bulunmaktadır.

Çeşmenin banisi, İşkodralı Gazi Mehmed Paşa'nın torunu Mehmed Asaf Paşa'nın oğlu olan Mustafa Şerif Paşa'dır. Sırasıyla seraskerlik, valilik ve şeyhülharemlik görevlerini yapmış olanMustafa Paşa, 1276A 1859'da Medine'de ölmüş ve Cemetü'l-Bâki Kabristanı'na defnedilnıiştir.

Çeşme, mermerden yapılmış kare kesitli dikdörtgen bir sütun ve bu sütunun üzerine yerleştirilmiş lahana formundan oluşan şekliyle âdeta bir heykeli andırır.



Mustafa Paşa Çeşmesi

Banu Kutun/Obscura, 1994

Çengelköy'deki Ahmed Ağa Çeşmesi de (1270/1854) tasarını itibariyle bu çeşmeyle benzerlik gösterir.

Mustafa Paşa Çeşmesi'nin dikdörtgen biçimindeki gövdesinin köşeleri, burmalı ince birer sütunçe şeklinde süslemelere sahiptir. Ayrıca, sütun biçimindeki gövdenin üst kısmının dört yüzünde de ay ile sekiz suali bir yıldızdan oluşan motifler yer almaktadır. Çeşmenin musluğu, denize bakan yüzde yer almakta ve suyu da yine bu yüzdeki yekpare taştan yapılmış olan ufak bir tekneye akmaktadır.

Çeşmenin ta'lik hat ile yazılmış olan kitabesi, altı mısradan ibaret olup 1257/ 1841 tarihini taşımaktadır. Kitabenin metni karantina kâtipliği, zaptiye meclis kâtipliği ve üyeliği yapmış olan Sermet Mehmed Efendi'ye (ö. 1847) aittir.



Bibi. İA, VII, 3866; Tanışık, İstanbul Çeşmeleri, II, 436, 438, 439; A. Egemen, İstanbul'un Çeşme ve Sebilleri, İst., 1993, s. 651-653.

HALUK KARGI



MUSTAFA PAŞA KÖŞKÜ

Topkapı Sarayı'nın dördüncü avlusuna, Bizans döneminden kalma istinat duvarları üzerine, lale bahçesine nazır şekilde 17. yy'ın sonlarına doğru inşa edilmiştir. Bağdat Köşkü ile Lala Kulesi'nin (Baş Lala Kulesi) arasında kalan yapının banisi, 1676'dan l683'e kadar başvezirlik görevini sürdüren Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'dır. Süahdar Taribi'nde Sofa Köşkü'ne l682'de bir Rus elçisinin geldiği bildirildiğinden, yapının bu tarihten önce inşa edildiği bilinmektedir.

Ahşap yapı, arazinin konumu akıllıca değerlendirilerek zülvecheyn (iki cepheli) denilen tipte inşa edilmiştir. Sofa Köş-kü'nden kısa bir süre önce inşa edilen, Topkapı Sarayı'ndaki Şehzadeler Mekte-bi'nin büyük divanhanesi, iki çıkmalı iç

mekân planını gösteren güzel bir örnektir. Bu plan Boğaziçi yalılarında da sevilerek kullanılmıştır. Mermer bir merdivenin ayırdığı çıkmalı iki bölüm mermer sütunlarla taşınmaktadır. Hekimbaşı Kulesi'n-den Bağdat Köşkü'ne uzanan duvarın bir ucunda kule şeklinde bir köşk yer almaktaydı. Bu iki köşkü ayıran kapı ve merdivenlerin arasına sofa köşkü inşa edilmiştir. Bahçeye bakan, yerden 3,5 m kadar yükseklikteki iki çıkma daha önce ağaç desteklerle taşınmaktaydı. I. Mahmud zamanındaki (1730-1754) onarım ve yemlemeler sonrasında ağaç destekler yerine barok etkili, kompozit başlıklı sütunlar dikilmiştir. Yapı dışarıya bol ışık alan, dikdörtgen kesitli, geniş pencerelerle açılmaktadır. Üst pencereler yapının özgün halinde olmayıp, büyük olasılıkla 1166/1752'-de I. Mahmud'un tadilat ve onarımları sırasında yapılmışlardır. Bu camlar kıvrımlı, ovale yakın alçı kayıtlar içinde hareketli bir görünümdedirler. Aynı zamanda, kaplamalar, pervazlar değiştirilmiş, pencere kapakları kaldırılarak yerine sürme camlıklar yerleştirilmiştir. Saçak altında ayrılan geniş bölümde soğuk kış günlerinde yapıyı dışarıdan örten perdeler sanlı olarak bulunmaktaydı.

Sofa bölümü yalın ve düz çizgilere sahip, iki bölümlü geniş ve ferah bir mekândır. Kapıdan girişte, bir eksen üzerinde yerden hafifçe yükseltilmiş iki simetrik bölüm yer almaktadır. İki bölümü de, üç yönden minderler kuşatmaktadır. Enine dikdörtgen mekân, yalın çizgilerine karşıt olarak, I. Mahmud döneminden başlayarak barok ve rokoko üslubunda hareketli bezemelerle süslenmiştir. Tavan, altın yaldızlı, ince çıtalarla baklava şeklinde düzenlenmiş, kesişme yerlerine yapraklar ve her bölümün içine natüralist çiçek motifleri işlenmiştir. Köşelere "S" ve "C" kıvrımlı, akantus yapraklı, altın yaldızlı iri madalyonlar aplike edilmiştir. Zeminin üç bölümlü olmasına rağmen tavanın yekpare oluşu ilgi çekicidir. Geniş pencere açıklıkları altta ve üstte triglifli ve kompozit başlıklı pilastrlarla ayrılmıştır. Birer sekiyle yükselen sofa mekânları iki yandan geniş "S" ve "C" kıvrımları yapan korkuluklar ile sınırlandırılmıştır, İç mekânda, pilastrlar arasında alt ve üst pencere sıralarını, altta yazılı üstte yazısız kitabe çerçeveleri kuşatır. Kapı ekseni üzerinde yer alan duvar parçaları daha geç döneme ait olan kalem işleriyle bezelidir. Sofa bölümünün aynı eksen üzerinde olmayan iki kapısı da yuvarlak kemerli, kilit taşı üzerinde iri akantus yapraklarının bulunduğu altın yaldızla bezeli kapılardır. Dışarıdaki küçük odaya açılan kapının yanında kalem işiyle bezeli alçı raflar bulunmaktadır. Mekânı dolaşan kitabelerin birinde 1116/-1704'te III. Ahmed (hd 1703-1730) tarafından yapılan onarım bildirilmektedir.

Şerbet Odası adıyla anılan küçük bölüm abdest odası ve tuvalet olarak kullanılmaktaydı. Bu yapının cephe düzenlemesi benzer fakat daha farklıdır. Alt pencereler dikdörtgen kesitli olup, üst sıra ise alçı kayıtlı ve eğrisel çizgilere sahiptir.



Mustafa Paşa Köşkü

Ali Hikmet Varlık, 1994

Pencere boyutları sofa bölümüne göre daha küçüktür. İç mekân olarak da mütevazı bir yapıdır. İçindeki küçük alçı ocağı dikkat çekicidir.

Konumu ve mekân düzenlemesi açısından son derece estetik olan Mustafa Paşa Köşkü uzun süre sevilerek kullanılmış, güzel panoraması gerek devlet işleri gerek eğlence için akıllıca değerlendirilmiştir.

Bibi. A. Refik, "Sofa Köşkü", Cumhuriyet, 25 Mayıs 1935; Eldem, Köşkler ve Kasırlar, II, 259-268; Goodwin, Ottoman Architecture, 393, 425; Eldem-Akozan, Topkapı Sarayı, levha 90; U. Voght-Göknil, Ottoman Architecture, Fribo-urg, 1966, s. 148; M. Sözen, Devletin Evi Saray, İst., 1990, s. 66, 89; A. Ertuğ-1. Kölük, Topkapı, ist., ty, s. 81-83.

TARKAN OKÇUOĞLU

MUSTAFA PAŞA MEYDAN ÇEŞMESİ

Eyüp'te, Tahta Minare Caddesi ile Tahta Minare Bostanı Sokağı'nın kesiştiği köşede, Bayıldım Çıkmazı'nın başında yer alır. Barok üsluplu çeşme, aynasının ya-nısıra hemen arkasındaki ayrı bir yapı olarak inşa edilmiş, büyük bir sarnıç niteliğindeki su deposu ile de dikkati çeker. Semt sakinleri tarafından "Lahanalı Çeşme" adıyla bilindiği rivayet edilir.

Üzerindeki kitabeden Sadrazam Alemdar Mustafa Paşa'nın 1223/1808'de halkın suya çok ihtiyacı varken çeşmeyi yaptırdığı ve semti ihya ettiği anlaşılmaktadır. Kitabesi A. Egemen tarafından okunmuş ve yayımlanmıştır.

Kareye çok yakın planlı bir yapıdır. Yan cephelerden ikisi 3,90 m, ön cephe ise 3,86 m uzunluğundadır. Sonradan çevresindeki yollara dökülen asfalt ve karşısına yapılan park düzenlemesinde tekne ve dinlenme taşları yol kotu altında kalan çeşmenin yüksekliği konusunda kesin bilgi vermek mümkün değildir. Benzer durum duvar dokusu ve örtü sistemi için de söz konusudur. Sonradan sıvanmış haznenin sıvasının dökülmüş olduğu üniteler altından taş-tuğla karışımı ile

örülmüş duvar dokusu gözlenmektedir. Bugün üzeri düz çatı ile örtülü yapının 19401ı yılların ilk yarısında kiremit çatı ile örtülü olduğu İ. H. Tanışık tarafından kaydedilmiştir.

Arka cephesinde metal hazne kapağı için oluşturulmuş dikdörtgen bir kasa boşluğu bulunan yapının ön cephesinin ortasına sol cepheye doğru kaydırılarak, beyaz mermerden oyulmuş, çeşme aynası kaplanmıştır. Sol tarafta 78 cm, sağ tarafta 89 cm uzunluğundaki iki ünite boş bırakılarak bir duvar çeşmesi biçiminde hazneye monte edilmiş bu çeşme aynası, yapıdan ayrı bir kuruluş, bir tasarım niteliği arz etmektedir. Göründüğü kadarıyla üç yatay kuşak biçiminde yükselen bu kompozisyon aşağıdan yukarı doğru kısaca şöyle özetlenebilir:

Sepet kulpu biçiminde kör bir kemer

m

Mustafa Paşa Meydan Çeşmesi

Ertan uca, 1994 / TETTVArşivi

MUSTAFA PAŞA TEKKESİ

564

565

MUSTAFA PAŞA TÜRBESİ

Mustafa Paşa Tekkesi'nde cami-tevhidhanenin kuzeydoğudan görünüşü. Encümen Arşivi, 1935

çekirdeğinden gelişen aynataşımn musluk lülesi yol seviyesinin altında gömülüdür. İki tarafta yükselen, dikey ince silmeler üzerine oturtulmuş, midye kabuğundan ve alev dillerinden oluşan bir tasarımla taçlandırılmış aynataşı prefüasyonlu. dikdörtgen bir çerçeve içine alınmıştır. Aynataşı iki yanındaki ünitelere üçlü sütun çanakları ile son bulan, bir daire biçimiyle süslü, yivleri belirlenmiş üçlü, deste sütunçeyle bağlanmaktadır. Aynataşımn üstünde sekiz mısralık kitabe vardır. Kitabe iki yönde diyagonal oturtulmuş, kabara niteliğinde birer fiyonkla bezenmiş, kornişle sınırlanmıştır. Kitabenin üstünde ise iki baba arasına yerleştirilmiş, yarım yuvarlak formlu rokay bezemeli, alev dilleriyle taçlanmış, midye kabuğundan gelişen bir alınlık görünmektedir. Alınlık tablası oval bimçimli "Maşallah" yazılı bir madalyonla bezenmiştir.

Bugün suyu akmayan, l m'den fazlası yere gömülmüş eser, Eyüp'ün barok üslubu sergileyen eserlerinden biri olması açısından önem taşımaktadır. Arkasındaki ayrı inşa edilmiş su deposu ise yakın bir geçmişe kadar itfaiyenin bile yararlandığı bir yapı olarak değer arz etmektedir.



Bibi. Tanışık, İstanbul Çeşmeleri, I, 228; Has-kan, Eyüp Tarihi, II, 93-94; A. Egemen, istanbul'un Çegme ve Sebilleri, ist., 1993, s. 650.

H. ÖRGÜN BARIŞTA



MUSTAFA PAŞA TEKKESİ

Eyüp İlçesi'nde, Defterdar Mahallesi'nde, Edirnekapı'yı Otakçılar'a bağlayan Fethi Çelebi Caddesi (eski Otakçılar yolu) üzerinde yer almaktadır.

"Bahir", "Köse" ve "Maktul" gibi lakaplarla anılan Sadrazam Mustafa Paşa (ö. 1765) tarafından 1166/1753'te yaptırılmıştır. Hadîka'dz, tekkenin yerinde Haşimî biraderi Ali Efendi adında bir şahsın bahçesinin bulunduğu, bahçenin Mustafa Paşa tarafından satın alınarak buraya Nakşibendî tarikatına bağlı bir cami-tekkenin inşa ettirildiği, 7 Cemaziyelevvel 1166/12 Mart 1753'te temel hafriyatına başlandığı, 107 gün sonunda inşaatın bitirildiği, tekkenin meşihatına Şeyh Muradzade Ali Efen-di'nin getirildiği belirtilmektedir. Zâkir Şük-rî Efendi'nin Mecmua-i Tekâyâ'smda ise ilk postnişinin adı Şeyh Muradzade Şeyh Meh-med Efendi, vefat tarihi de 1169/1755 olarak verilir. Her halükârda Eyüp Nişanca-sı'nda, kendi adıyla anılan tekkenin ilk şeyhi Murad Buharî'nin(-0 oğlu veya torunu olan bir şahsın burada postnişin olduğu anlaşılmaktadır. Kabri her iki tekkenin de nazirelerinde teşhis edilemeyen söz konusu şeyhin Murad Buharı Tekke-si'nin(-0 türbesinde gömülü olması kuvvetle muhtemeldir. Diğer taraftan Mustafa Paşa, Murad Buharî Tekkesi'ndeki mes-cit-tevhidhaneye minber koydurmuş ve gereken ödeneğin kendi tekkesinin vakfından ödenmesini sağlamıştır. Bütün bunlar, tekkenin banisi Mustafa Paşa'nın Murad Buharî Tekkesi ile bağlantısı olduğunu gösterir.

Başlangıçta cami-tevhidhane, derviş hücreleri, selamlık, harem, mutfak, şadırvan ve kuyu gibi bölümlerden oluşan

tekkeye Il68/1754'te Mustafa Paşa tarafından bir çeşme eklenmiş, hazireye 19. yy'ın ortalarında Şeyhülislam Mehmed Arif Efendi Türbesi(~>) inşa edilmiştir. Tekkenin, özellikle cami-tevhidhanenin, büyük bir ihtimalle II. Mahmud döneminde (1808-1839) onarım geçirdiği, ancak bu onarımın yapının mimari özelliklerini değiştirmeyip süsleme düzeyinde kaldığı anlaşılmaktadır. Harem dairesinin de aynı dönemde yenilendiği söylenebilir. BOA'da bulunan iki belge tekkenin 1311/-1893 ve 1324/1906'da Evkaf Nezareti'nce tamir ettirildiğini göstermektedir.

Tekkelerin kapatılmasından (1925) sonra terk edilen tekke binaları hızla harap olmaya başlamış, 1935'te cami-tevhidhanenin, selamlığın, derviş hücrelerinin ve şadırvanın üst yapıları büyük ölçüde ortadan kalkmış, daha sonra bunların kalıntıları gecekondular tarafından istila edilmiş ve tanınmaz hale gelmiştir. Bu arada harem, mutfak, çeşme ve şadırvanın bütünüyle tarihe karıştıkları anlaşılmaktadır. Yakın zamana kadar tam bir mezbelelik halinde o-lan Mustafa Paşa Tekkesi'nin yıkıntıları günümüzde onarıma alınmış bulunmaktadır.

Mustafa Paşa Tekkesi sonuna kadar Nakşibendî tarikatına bağlı olarak faaliyet göstermiştir. Murad Buharî Tekkesi ile olan ilişkisine dayanarak bu tekkenin de Nakşibendîliğin Müceddidî koluna bağlı olduğu, ayrıca Murad Buharî Tekkesi'nde olduğu gibi Bayramî-Melamî (Hamzavî) meşrebinin burada da yaşatıldığı tahmin edilebilir. Nitekim ikinci postnişin Şeyh Seyyid Ahmed Efendi'nin (ö. 1774), Fethi Çelebi Caddesi'nin karşı yakasında bulunan mezar taşı, Hamzavîlere özgü biçimi ile dikkati çeker. Ayin günü Âsitâne'de (1840) pazar, Bandırmalızade A. Münib Efendi'nin Mecmua-i Tekâyâ 'sında (1889) perşembe olarak gösterilmiş, Dahiliye Nezareti'nin R. 1301/1885-86 tarihli istatistik cetvelinde bu tekkede 13 erkek ile 6 kadının barındığı belirtilmiştir.

Tekkenin meşihatını şu şahıslar üstlenmiştir: 1) Şeyh Muradzade Şeyh Mehmed Efendi (ö. 1755) (veya Ali Efendi), 2) Şeyh Seyyid Ahmed Efendi (ö. 1774), 3) Şeyh el-Hac Mehmed Efendi (ö. 1801), 4) Kastamonulu Şeyh el-Hac ibrahim Efendi'nin halifesi Şeyh Hâce Ahmed Hüdaverdi Efendi (ö. 1810), 5) A. Hüdaverdi Efendi'nin halifesi Şeyh Seyyid el-Hac Mahmud Efendi (ö. 1812), 6) A. Hüdaverdi Efendi'nin diğer halifesi Şeyh Veliyeddin Dede (ö. 1820), 7) yine A. Hüdaverdi Efendi'nin halifelerinden Silistreli Şeyh Mustafa Efendi (ö. 1832), 8) Mustafa Efendi'nin büyük oğlu Şeyh Seyyid Ahmed Efendi (ö. 1848), 9) Mustafa Efendi'nin küçük oğlu Şeyh Seyyid Mehmed Yahya Efendi (ö. 1879),10) Silivrikapı'daki Bâlâ Külliyesi'nde(-») bulunan tekkenin post-nişini, Nakşibendî-Müceddidî şeyhlerinden Şumnulu Hacı Ali Efendi'nin halifesi Şeyh Yahya Efendi (ö. 1898), 11) Şeyh Mehmed Efendi.

Mustafa Paşa Tekkesi, Osmanlı döneminde, sur içindeki yerleşimi (nefs-i İstanbul) Eyüp'e bağlayan ulaşım eksenlerinden, günümüzde Fethi Çelebi Caddesi adını taşıyan Otakçılar Yolu üzerinde, mezarlık alanı içinde inşa edilmiştir. Çevrede sanayi tesislerinin ve gecekonduların yaygınlaşması, daha sonra Haliç Köprüsü'ne bağlanan çevre yollarının yapımı tekkeyi kuşatan dokunun önemli ölçüde bozulmasına sebep olmuştur. Arsanın batı kesiminde cami-tevhidhane, bunun doğusunda, içinde bir kuyunun da bulunduğu şadırvan avlusunun çevresini kuşatan derviş hücreleri ile selamlık birimleri yer almaktadır. Cami-tevhidhanenin etrafı hazire ile kuşatılmış, yapının kuzey yönüne, Fethi Çelebi Caddesi üzerine Meşr^bzade M. Arif Efendi'nin açık türbesi, yine aynı cadde üzerine, daha doğuya harem ifnası inşa edilmiş, harem bahçesinin duvarına da çeşme yerleştirilmiştir.

Cami-tevhidhanenin harimi, kareye ya-

Mustafa Paşa Tekkesi'nde harem dairesi.

Encümen Arşivi, 1935

kın dikdörtgen planlı (9,90x9,75 m) bir bölüm ile mihrabı barındıran, içeriden yarım daire (3,12 m çapında), dışarıdan beş kenarlı bir çıkıntıdan meydana gelir. Duvarlar bir sıra kaba yontulu küfeki taşı ve iki sıra tuğla ile almaşık düzende örülmüştür. Kuzey cephesinin üst kesiminde göze çarpan kiriş yuvaları, bu cephenin önünde ahşap direkli bir son cemaat sundurmasının mevcut olduğunu kanıtlamaktadır. Söz konusu cephenin ekseninde, beyaz mermerden sövelerle ve barok üslupta dilimli bir kemerle çerçevelenmiş olan cümle kapısı yer alır. Encümen Ar~ şivi'ndeki 1935 tarihli fotoğraflarda kapının, kündekârî tekniği ile imal edilmiş, çarkıfelek motifleri ile bezeli ahşap kanatları, üzerinde de istifli sülüsle yazılmış bir ayet levhası görülmektedir. Cümle kapısının yanlarında, dikdörtgen açıklıkları mermer sövelerle kuşatılmış, demir parmaklıklarla donatılmış ve tuğladan hafifletme kemerleri ile taçlandırılmış birer pencere bulunmaktaydı.

Harimin ana mekânı, kırma çatı altında gizlenen, ahşap iskeletli ve bağdadi sıvalı bir kubbe ile, mihrap çıkıntısı ise tuğla örgülü bir yarım kubbe ile örtülmüştür. Duvarların iç yüzeyinde gözlenen ikişer tane yuva, kagir taşıyıcılar ile ahşap örtünün dikmelerle birbirine bağlandığını gösterir. Bağdadi kubbe ile duvarlar arasında kalan köşe boşlukları kuzey yönünde pandantiflerle, güney yönünde basık tromplarla kapatılmış, böylece kubbenin ahşap (başka bir deyimle yalancı) oluşu gizlenmek istenmiştir. Doğu, batı ve güney duvarlarında, ayrıca mihrap çıkıntısında, kuzey duvarındakilerin eşi olan ikişer pencere bulunmaktadır. Ancak mihrap çıkıntısında bulunanların söveleri mermerden, diğerlerininki küfeki taşından yontulmuştur. Bu açıklıklardan başka doğu duvarının kuzey kesiminde, şadırvan avlusuna açılan ve daha ziyade tekke sakin-

leri tarafından kullanıldığı anlaşılan ikinci bir giriş bulunmaktadır. Malzeme ve tasarım açısından cümle kapısının daha ufak boyutlarda bir tekrarı olan bu kapı, bugün mevcut olmayan bir ayet levhası ile taçlandırılmış ve sivri kemerli bir nişin içine alınmıştır.

Harimin bezemeleri içinde, günümüze ulaşmamış olan bağdadi sıvalı kubbenin içindeki kalem işleri, 19. yy'ın ilk çeyreğine, III. Selim dönemine veya II. Mahmud döneminin başlarına ait sivil yapıların divanhane kubbelerini süsleyen kalem işleri ile büyük benzerlik gösterir. Kubbenin merkezinde, aralarında zencereklerin bulunduğu üç adet yuvarlak çerçevenin ortasında, istifli sülüsle yazılmış İhlas suresi yer almakta, en dıştaki çerçeveyi dalgalı ve püsküllü bir perde kornişi kuşatmaktadır. Söz konusu kornişten başlayarak kubbe eteğine kadar devam eden, dilimlere ayrılmış, yüzeyi beş kollu yıldızlarla, eteği püsküllerle bezenmiş kumaş desenleri harim mekânına bir otağ görünümü kazandırmaktadır. Diğer taraftan güneydoğu ve güneybatı köşelerindeki pandantifler, küçük volütlere oturan yaprak kıvrımlarının oluşturduğu dolgularla beslenmiş, bunların yüzeyi somaki görünümünde boyanmıştır. Ayrıca pandantiflerde ve mihrap çıkıntısını örten yarım kubbenin eteklerinde, içlerinde, siyah zemin üzerine "Allah, Muhammed, Dört Halife" isimlerinin yazılı olduğu anlaşılan, palmet dizileri ile çerçevelenmiş yuvarlak madalyonların izleri seçilir. Eski fotoğraflarda, kuzey (giriş) cephesinin sağındaki pencerenin üzerinde, ortadan kalkmış bir çini kaplamanın izleri göze çarpar. Yarım daire planlı mihrabın iç dolgusu tamamen ortadan kalkmış, minber de tarihe karışmıştır. Yapının kuzeybatı köşesinde, batıya doğru çıkıntı yapan, kare tabanlı ve almaşık örgülü kaide üzerinde yükselen minarenin pabuç kısmı küfeki taşı ile, silindir biçimindeki gövdesi ise tuğla ile örülmüştür. Gövdenin örgüsünde, küfeki-den yontulmuş olan basamaklar dışarıdan algılanabilmektedir. Şerefenin ve daha yukarısının ne şekilde olduğu tespit edilememektedir. Minarenin, kuzeye açılan ve dilimli bir kemeri olan kapısından, minare merdiveninin yanısıra, kuzey duvarının içinden geçerek bu yöndeki fevkani mahfillere geçit veren diğer bir merdivene de ulaşılmaktadır.

Tekkenin derviş hücreleri ve selamlık mekânları cami-tevhidhanenin doğusundaki şadırvan avlusunu üç yönde (kuzey, güney ve doğu) "U" biçiminde kuşatan bir yapının içinde toplanmıştır. Cami-tevhidhane gibi duvarları almaşık örgüyle meydana getirilmiş olan bu yapıda, kuzey kanadının ekseninde beşik tonozlu bir geçit yer almaktadır. Encümen Arşivi'nde-ki fotoğraflarda bu geçidin yanlarında ikişer derviş hücresi, kuzeydoğu köşesinde, pahlı bir çıkma ile genişletilmiş, şeyh odası ya da meydan odası olması muhtemel, derviş hücrelerinden daha geniş bir mekân görülmekte, bundan sonra derviş hücreleri devam ederek "U"nun do-

ğu kanadını oluşturmaktadır. Mekânların önünde bir kaldırım uzanmakta, kaldırımın sınırında, eşit aralıklarla sıralanan kare tabanlı kaideler ahşap dikmeli bir sundurmanın varlığına işaret etmektedir. Birer kapı ve pencere ile avluya, ikişer pencere ile dışarıya açılan derviş hücreleri, dikdörtgen planlı, beşik çatı örtülü birimlerdir. Avlunun kuzeydoğu köşesinde, şadırvanın kaldırıma teğet duran yuvarlak kaidesi, kuzeybatı köşesinde, kaldırımın üzerinde de kuyu bileziği dikkati çeker.

İki kadı bir mesken olan harem binasının duvarları zemin katta ahşap karkas arasına kaba yontulu küfeki taşı ile meydana getirilmiş, üst katta ise dışarıdan ahşap kaplama, içeriden bağdadi sıva ile donatılmıştır. Fethi Çelebi Caddesi üzerindeki cephenin ekseninde, zemin katta giriş, üst katta kavisli bir çıkma, bunun yanlarında da dikdörtgen izdüşümlü iki çıkma görülmektedir. Kavisli çıkma bağdadi sıvalı bir dolgu ile, diğer çıkmalar ahşap eliböğründelerle desteklenmiştir. Cephenin özelliklerinden hareketle harem binasının orta sofalı plan tipini yansıttığı, muhtemelen beyzi planlı ve kubbeli bir merkezi sofanın köşelerinde çıkmalı odaların yer aldığı tahmin edilebilir.

Sülüs hatlı kitabesinde Il68/1754'te Mustafa Paşa tarafından yaptırıldığı belirtilen çeşme mermerden yontulmuş, aynataşı, kitabenin yanlan ve tepelik kısmı barok üslupta kabartmalarla ("S" ve "C" kıvrımları, ince sütunçeler, armutlu girlandlar) bezenmiştir.



Dostları ilə paylaş:
1   ...   132   133   134   135   136   137   138   139   140
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə