KirkçEŞme tesisleri



Yüklə 8.15 Mb.
səhifə52/140
tarix27.12.2018
ölçüsü8.15 Mb.
1   ...   48   49   50   51   52   53   54   55   ...   140

Bibi. M. Cezar, Osmanlı Tarihinde Levend-ler, İst., 1965, s. 4-17, 170-185; G. Marsigli, Osmanlı imparatorluğunun Zuhur ve Terakkisinden İnhitatı Zamanına Kadar Askeri Vaziyeti, Ankara, 1934, s. 147 vd; Silahdar Tarihi, I, 152 vd, II, 221 vd, 561; Kömürciyan, istanbul Tarihi, 43; Tarih-i Raşid, III, 137, 245 vd, IV, s. 150 vd; Tarih-i Peçevî, I, 345; Mah-mud Şevket Paşa, Osmanlı Teşkilat ve Kıyafet-i Askeriyesi, ist., 1326, s. 91; H. Tezel, Anadolu Türklerinin Deniz Tarihi, I, ist., 1973, s. 684-685; Uzımçarşıh, Merkez ve Bahriye, 389-390; Pakalın, Tarih Deyimleri, II, 358-360; Şükrî Bey, Esfar-ı Bahriye-i Osmaniye, İst., 1306, s. 151.

NECDET SAKAOĞLU



LEVİ, MOŞE

(1826, istanbul - 21 Temmuz 1920, istanbul) Hahambaşı.

Her kuşakta haham yetiştirmiş bir ailenin çocuğu olarak Hasköy'de doğdu. Haham olarak yetiştirildi. Hahambaşı Yakir Geron 1872'de istifa edince Sadrazam Mah-mud Nedim Paşa'nın tezkeresi üzerine toplanan Meclis-i Cismani ancak iki oturumda ve sert müzakerelerden sonra oy çokluğu ile Moşe Levi'yi hahambaşı kaymakamı (locum tenens) seçti.

Görevinin başlarında Moşe Levi, başarılı bir icraatla, Kuzguncuk Ilkokulu'nu ve Protestan misyonerlerin propagadasmın yoğunlaştığı Hasköy'de Piri Paşa Okulu' nü açtırdı. Alliance Israelite OkuHarı(-0 istanbul Komitesi çalışmalarına hız ve düzen getirdi. Amacı muhtaç olanların giyim ihtiyaçlarını karşılamak olan Malbise Aru-mim hayır kurumunun çalışmalarını teşkilatlandırdı. Ancak, cemaat giderlerindeki savurganlık, halka açıkça hesap veril-

Moşe Levi

Naim Güleryüz koleksiyonu

mekten kaçınılması, ariha (katkı payı) toplanmasındaki başarısızlık dolayısı ile ücret ve yardım ödemelerinin aksaması istanbul Yahudilerinde ve aydınlarında huzursuzluk yarattı. Ünlü gazeteci David Fresko'nun 17 Ocak 1873 tarihli El Tiem-po gazetesinde yayımladığı cemaatin 1872 yılı ikinci yarısı bütçesi bardağı taşıran damla oldu. Tartışmalar şiddetlendi ve olaylar, gazetesinde bütçenin ve hesapların yanlışlığını kanıtlayan David Fresko'nun aforoz edilmesine kadar vardı. Levi sarayla yakın ilişkileri sayesinde muhaliflerini sindirmeyi başardı.

1893'te II. Abdülhamid Moşe Levi'yi huzuruna çağırarak Yahudilerin de askere a-lınmasını ve bu arada Yahudi askerlerin dinsel gereksinmeleri için lüzumlu düzenlemeleri yapmayı düşündüğünü bildirdi. Bu görevin kendileri için bir onur kaynağı olacağını söyleyen Moşe Levi derhal Meclis-i Cismani'yi toplayarak bu yönde karar aldı ise de II. Abdülhamid daha sonra bu projeyi gerçekleştirmedi.

1902'de Theodor Herzl Filistin projesini görüşmek üzere II. Abdülhamid'in huzuruna çıktığında, randevu alınmasına Moşe Levi'nin aracılık etmesine kızan padişah önce kendisine darıldı ise de daha sonra kendisini taltif etti. Moşe Levi, II. Meşru-tiyet'in ilanım takiben 12 Ağustos 1908'de görevinden istifa etmek zorunda kaldı. NAİM GÜLERYÜZ



LEVNÎ

(?, Edirne-1732, istanbul)Nakkaş ve şair.

Asıl adı Abdülcelil Çelebi'dir. II. Mustafa döneminde (1695-1703) Edirne'de tanınmış bir nakkaştı. III. Ahmed ile birlikte 1718'de İstanbul sarayına geldi. Saray nakkaşhanesinde çalıştı ve önemli siparişler aldı. Şairliği ve âşıklığı da olan Lev-nî'nin III. Ahmed için yazdığı kasideler ve çeşitli konularda destanları vardır.

Nakkaşın ilk büyük çalışması Kantemi-roğlu'nun(~») Osmanlı tarihine ilişkin ki-

tabı için yaptığı ve II. Mustafa ile son bulan 22 padişahın portresidir. Bu portrelerin orijinalleri bugüne kalmamıştır, ancak Kantemiroğlu'nun kitabındaki gravürlerinden tanınır, istanbul'a geldikten sonra yaptığı ilk büyük iş, III. Ahmed'e kadar 23 padişahın portresini içeren albümdür. Son portrede III. Ahmed'in yanında Şehzade Süleyman'ın bulunuşu, bu albümün 1720'li yıllarda yapıldığını gösterir. Levnî çeşitli kıyafetler sergileyen 21 erkek, 20 kadın portresi yapmıştır. İçlerinde içağa-lar, bostancılar, peykler, çengiler, hattâ Avrupalıların bulunduğu bu tek figür çalışmaları bir albümde toplanmıştır. Bu minyatürlerin çoğunda köşedeki bir çiçek sapına imzasını atmıştır.

Levnî'nin en önemli eseri Surname-i Vehbî'dir. Dönemin ünlü şairi Seyyid Vehbî'nin yazdığı bu eserde, şölenler, gösteriler, esnaf loncalarının geçişi, havai fişek oyunları gibi etkinlikler çift sayfa 137 minyatürle canlandırılmıştır. Minyatürler, Lale Devri Osmanlı toplumuna ışık tutması ve sosyal yaşamdan bir kesit vermesi bakımından önem taşır. Levnî'nin ölüm yılı olan 1732'de eserin henüz bitmemiş olduğu anlaşılır. Levnî iyi bir kompozisyon ustası ve başarılı bir portrecidir. İrice, dolgun yüzlü, kıvrak figürler çizmiş, yüz ifadelerine önem vermiştir. Kalabalık kompozisyonlarda, zeminde yüksek ufuk çizgisi kullanmış ve üst üste dizili veya dolanarak ilerleyen figür gruplarıyla farklı düzlemler yaratmıştır. Levnî'nin üslubu geleneksel özellikler taşımakla birlikte, Osmanlı minyatür sanatına yenilikler getirmiştir. Özellikle zeminlerdeki doğa kesitlerinde, yüksek tepelerin aralarına serpiştirilmiş, gölgeleri yere vuran ağaçlar, uçuşan kuşlar kompozisyonlara boyut kazandırırken, Levnî'nin ışık, gölge ve renk değerleri gibi minyatür tekniklerinden farklı denemelere giriştiğini gösterir. Bu yenilikler, yaptığı padişah portrelerinde yer alan dolanmış perde motiflerinde, yastıklarda ve giysi ayrıntılarında da görülür. Levnî eserleriyle, 17. yy'da duraklayan Osmanlı minyatür sanatını canlandırmış, yenilikler getirmiştir. Levnî'nin üslubu birçok 18. yy minyatür ustasını etkilemiştir. Padişah portreleri, ikonografyası ve kalıplarıyla, 19. yy'ın ortalarına kadar portrecilere esin kaynağı olmuştur.

Nakkaşlığı yanında Divan tarzı şiirleri ve destanları da bulunan Levnî özellikle "Atalarsözü Destanı" ile tanınmıştır. "Demişler" redifti bu destanla atasözleri nazma çekilmiş; böylece yeni bir destan çeşidi ortaya çıkmıştır. Âşıkların 18. yy'da ve sonraki yüzyıllarda bu destana nazire söylemeleri ya da yeni atasözü destanları o-luşturmaları gelenek haline gelmiştir.

Levnî'nin Selanik'ten İstanbul'a yaptığı bir deniz yolculuğunu anlatan uzun bir destanı ile "uymuş" redifli mizahi bir teker-leme-destanı daha vardır. 18. yy'ın başlarına kadar yaşamış olan Âşık Ömer'in portresini de yapan Levnî'nin usta bir âşık olmasına karşın az sayıda şiiri ele geçmiştir. Bibi. D. Cantemir, The History ofthe Growth and Decay ofthe Ottoman Empire, Londra,

LEWIS, JOHN FKEDERICK

272


213

LİMAN LOKANTASI

Levnî'nin betimlemesiyle gece gösterisi. Surname-i Vehbî, TSM A 3593 Gürsel Renda fotoğraf arşivi

1734-1735; S. Ünver, Ressam Levnî: Hayatı ve Eserleri, ist., 1940; C. Öztelli, "XVIII. Yüzyılın Büyük Sanatçısı Ressam Levnî", Türk Dili, VI, 1957; E. Atıl, "Surname-i Vehbî. An Eighteenth

Century Ottoman Book of Festivals", (basılmamış doktora tezi), Michigan, 1970; G. Renda, Batılılaşma Döneminde Türk Resim Sanatı, Ankara, 1977; And, Şenlikler; M. F. Köprülü, Türk Sazşanien, III, Ankara, 1962, s. 395-396, 426-429; C. Öztelli, "Levnî Abdülcelil Çelebi", TDEA, VI, 86.

GÜNSEL RENDA

LEWIS, JOHN FREDERICK

(1805, Londra -15 Ağustos 1876, Wal-ton-on-Thames) İngiliz ressam.

Gravürcü Frederick Christian Lewis'in oğludur. Çocukluğunda gravür sanatını babasından öğrenen Lewis 15 yaşında resim yapmaya başladı ve hayvan ressamı olarak ünlendi. Özellikle köpek ve at portrelerinde uzmandı. Ünlü ressam Thomas Law-rence'in portrelerinin arka planlarmdaki hayvanları ve Windor Sarayı'nda av sahnelerini resimledi. Aynı zamanda suluboyada uzmanlaştığından 1829'da Kraliyet. Suluboya Ressamları Cemiyeti'ne kabul edildi.

1827'de ilk italya yolculuğuna çıkan Lewis, 1832-1834 arasında ispanya'yı gezdi ve bu sefer "İspanyol" Lewis olarak Londra ve Paris'te ün yaptı. 1835 ve 1836'da İspanya çizimlerinin taşbaskılarını yayımladı. Bundan l yıl sonra Londra'da Illustration ofConstantinople, made during a residen-ce in thatcity in theyears 1835-36. Arran-gedand drown on stonefrom the original sketches ofCoke Smyth byfohn F. Lewis adlı albümü basıldı. Bu başlıktan anlaşıldığı gibi, bugün Lewis adıyla bilinen İstanbul çizimleri, ressamın, İstanbul'a gelmeden

Lewis'in 1850'de sergilediği "Harem" adlı tablosu. S. Gennaner-Z. tnankur, Oryantalizm ve Türkiye, İst., 1989

önce Coke Smith'in eskizlerinden düzenleyip taşbaskı haline getirmiş olduğu resimlerdir. Bununla birlikte 28 adet olan bu resimler Batılılaşmanın eşiğindeki İstanbul'un en güzel görüntüleri arasındadır. Lewis'in Doğu ile ilgisi 1838'den sonra başlar. Bu tarihte Roma'da yaşayan ressam 1840'ta Korfu Adası'na ve ondan sonra Arnavutluk ve Epir'e gitti. Bu dönemden kalan Yanya'ya ait çizimleri vardır. İstanbul'a 1841 dolaylarında geldi. 1842 yazında Anadolu'yu dolaştı ve oradan Kahire'ye gitti. 1844'te dostu Thackeray onu Kahire'nin Arap mahallelerinde bir Doğulu gibi yaşarken buldu. 10 yıl kadar süren bu Doğu seyahatinden sonra Lewis'in oryantalist dönemi başlar ve 12 yıl bir aradan sonra 1850'de sergilediği "Harem" adlı tablosuy-la büyük bir ün kazanır. Ancak bu dönemin ilham kaynağını İstanbul ya da Anadolu'dan çok Mısır ve Arap dünyası oluşturur.

Bibi. M. Lewis, John Frederick Lewis, 1805-1876, Leigh on Sea, 1978; S. Germaner-Z. İnankur, Oryantalizm ve Türkiye, İst., 1989. STEFANOS YERASİMOS

LEYLA HANIM

(?, istanbul -1848, istanbul) Divan şairi.

Kazasker Moralızade Hamid Efendi'nin kızıdır. Küçüklüğünden itibaren dayısı Ke-çecizade İzzet Molla'dan(->) dersler aldı. Gençliğinde başından bir evlilik geçti. Daha sonra hiç evlenmedi ve kendini şiire verdi. Rindane şiirleri ve serbest tavırları ile dedikodulara neden oldu. Mevlevîliğe intisabı vardı. Ömrünün sonlarına doğru çektiği geçim sıkıntısı II. Mahmud'un kendisine maaş bağlamasına vesile oldu. Mezarı Galata Mevlevîhanesi haziresindedir. Şiirlerini topladığı Divan'ından (Bulak, 1844, İst., 1852, 1882) başka eseri yoktur.

İstanbul, Leyla Hamm'm şiirlerindeki bellibaşlı konular arasında yer alır. Gerek rindane eda ve tavırlarıyla gerekse kadın olmanın getirdiği duygusallıkla o dönem İstanbul konaklarmdaki kadın eğlencelerini, mesirelerindeki aşk ve alaka ortamım, sosyal hayatın kafes arkasındaki tezahürlerini canlı biçimde anlatmıştır. Eğlenceye düşkün kişiliği, şiirlerine de yansıyan Leyla Hanım aristokrat zümrenin mesire eğlencelerini de zaman zaman yâd eder. Özellikle şarkılarında Boğaziçi, Kâğıthane, Bahariye, Küçüksu gibi muhitlerin sazlı sözlü meclislerini tecrübeleriyle şiire aktarmıştır (Sürdügiyçün pâyine rûy-ı niyaz /Reşk-i me'vâdır Bahâriyye bu yaz/Dinle bülbül çaldırup ney ince saz/Kasr-ı Kâğıthane'de eyle saf d). Mensubu bulunduğu Mevlevi muhitinde devam eden ta-savvufi hayatın da yer aldığı manzumelerinde İstanbul'un mistik dünyasını detayıyla anlatır. Özellikle o dönem ıslahat hareketlerinin İstanbul'a kazandırdığı yeni çehre ve değişim süreci de zaman zaman o-nun 'beyitlerine konu olmuştur. Yeni inşa edilen yapılar için düşürdüğü birkaç tarih de bu arada anılabilir. Özetle, Leyla Hanım 19. yy İstanbul'una kadın gözüyle bakışın temsilcisidir.

İSKENDER PALA



LEYLA HANIM

bak. SAZ, LEYLA



IIOTARD, JEAN ETIENNE

(l 703, Cenevre - 1789, Cenevre) İsviçreli ressam.

İsviçre'de yerleşmiş bir Fransız ailenin çocuğu olan Liotard, yaşamının büyük bölümünü Cenevre'de geçirdi. İlk çalışmalarını Paris'te rokoko ressamları ile yapan Liotard'ı üne kavuşturan çeşitli ülkelere yaptığı geziler ve bu ülkelerde çizdiği ilginç desen ve portreler oldu. 1738'de bir grup İngilizle Doğu Akdeniz gezisine çıkan Liotard İstanbul'a geldi ve 1742'ye kadar kentte kaldı. Bu süre içinde geniş bir Türk dost çevresi edindi, Türkçe öğrenmeye çalıştı, sakal bıraktı ve Türk giysileri giydi. Burada birçok kişinin portresini yaptı ve öncelikle Türk kıyafetlerini belgeleyen sayısız desen çizdi. İstanbul'da geçirdiği 5 yıl kendisine "peintre türe" (Türk ressam) unvanını kazandırdı.

İstanbul'dan ayrıldıktan sonra Viyana' da İmparatoriçe Maria Teresa'nın sarayına kabul olundu. Bundan sonra kısa sürelerle İtalya'da, İngiltere'de, Hollanda ve Fransa'da bulunan Liotard Türk kıyafetiyle gezdi, çevresinde Türk modasını yaydı ve yanında götürdüğü Türk giysilerini modellerine giydirerek portreler yaptı. Avrupa'da "Turquerie" akımının yayılmasına büyük katkıda bulundu. 18. yy rokoko ressamları arasında portreciliği ile dikkat çeken Liotard, portrelerinde modellerinin gerçek kişiliğini vermeye çalıştı. Yağlıboya, suluboya, pastel, emaye üzerine guvaj ve desen gibi farklı tekniklerde ürün verdi. Özellikle pastel tekniğinde canlı renkler ve yumuşak, serbest fırça vuruşları, parlak ve yaygın bir ışık kullandı. Sanat yaşamının son yıllarında portreden çok natürmort yapan sanatçı, giderek daha dengeli kompozisyonları ve belirgin çevre çizgilerini

Jean Etienne Liotard'ın otoportresi. Galeri Alfa

yeğledi ve 18. yy'm sonlarında Avrupa resminde yaygınlaşacak neoklasik üslubun habercisi oldu.

Liotard'ın eserleri, Cenevre'de, Paris'te, Londra'da ve Amsterdam'daki birçok müzede ve özel koleksiyonlardadır. İstanbul'da yaptığı eserler arasında Defterdar Sadık Ağa, kardeşi Mehmed ve ibrahim Ağa gibi Türk dostlarının portreleri vardır. Kumbaracı Ahmed Paşa'nın(~0 da portrelerini yaptı. Eserleri arasında bir de vezir portresi vardır. Araştırmacıların Koca Ragıb Paşa, İvazzade Ahmed Paşa, Nişli Hacı Şehla Paşa veya Hacı Ahmed Paşa gibi farklı vezirlere yakıştırdıkları bu pastel portre Londra National Gallery'dedir. Liotard, Türk kadın kıyafetlerini belgeleyen birçok çizim yaptı. Cenevre Müzesi'nde "Peralı Frenk Hanım" portreleri, "Tef Çalan Genç Kadın", "Hamamda İki Kadın", "Sokağa Çıkan Kadın", "Kürklü Kadın" gibi birçok resmi vardır. Kadınları iş işlerken, kitap okurken, müzik aleti çalarken, dans ederken gösteren çok sayıda deseni ve pasteli Louvre Müzesi'ndedir.

Eserlerinde, doğal Türk dekorlarını kullandı ve kendine özgü yumuşak fırça tekniğiyle kıyafetlerin tüm ayrıntılarını titizlikle yansıttı. Gerek İstanbul'da gerekse Avrupa'ya döndükten sonra birçok yabancının Türk kıyafetiyle portresini yaptı. Bunların en ünlüsü Cenevre Müze-si'ndeki Richard Pococke portresidir. Po-cocke, 1738-1739'da Anadolu'da dolaşarak incelemelerde bulunmuş bir İngiliz arkeolog ve teologudur. Bu yağlıboya portrede Pococke Türk giysileri giymiş ve antik lahit türü bir kaideye dayanmıştır. Elinde yazma bir eser tutar. Arkada, Tophane' deki Kılıç Ali Paşa Camii ve karşı kıyıda Sarayburnu ve Topkapı Sarayı görülür. Yanında taşıdığı Türk kıyafetlerini giydirerek yaptığı kadın portrelerinin en ünlüsü Coventry kontesine ait olandır. Cenevre Müzesi'ndeki bu pastel resimde, yerde serili Uşak halısı ve kontesin giydiği beyaz saten entari ve şalvar tüm ayrıntılarıyla betimlenmiştir.

Bibi. A. Boppe, Leşpeintres du Bosphore au KVIIF siecle, Paris, 1989; F. Fosça, La vie, leş voyages et leş oeuvres de Liotard, Lausanne-Pa-ris, 1956; G. Previtali, Jean Etienne Liotard, Milano, 1966; G. Renda, "Türk Ressam Diye Anılan Jean Etienne Liotard", Sanat Dünyamız, S. 13 (Mayıs 1978), s. 12-21; R. Loche-M. Roth-lisberger, L 'Oeuvre complete de J. E. Liotard, Milano, 1978; A. de Herdt, Dessins de Liotard, Geneve Musee d'art et d'histoire, 17'Juillet-20 Septembre 1992, Geneve-Paris, 1992.

GÜNSEL RENDA



LİMAN HANI

Eminönü İlçesi'nde, Sirkeci'de, Yalıköşkü Caddesi no. 11'dedir. L Ulusal Mimarlık Dönemi'nin önde gelen mimarlarından Vedat Tek'in eseridir. Yapım tarihi kesin olarak bilinemeyen bina 20. yy'm başına tarihlendirilebilir.

Dönemin üslup özelliklerini taşıyan Yalıköşkü Caddesi cephesi, iki yanında lacivert ve turkuvaz renkli çiniler ile bezeli mukarnash başlıkları olan büyük kemerli giriş kapısı üzerinde eğrisel çıkmalı, her iki

Liman Ham'nın ön cephesinden bir görünüm.



Nurdan Sözgen, 1994/TETTVArşivi

yanda ise düz olarak devam eden üç bölüme ayrılmıştır. Beş katlı olan binanın sivri kemerli zemin kat cephesinde iki katlı dükkânlar bulunmaktadır. Dükkânların üzerinde bina cephesi boyunca devam e-den ve eğrisel bezemeli demir konsolların taşıdığı bir saçak bulunmaktadır. Binanın pencereleri, birinci ve ikinci katlarda düz atkılı, üçüncü katta basık kemerli ve son katta da sivri kemerli olmak üzere farklı biçimsel özellikler göstermektedir. Binanın cephesi zemin kat kemerleri üstünde ve diğer kat pencereleri çevresinde lacivert-turkuvaz renkli çiniler ile bezelidir. Ayrıca yan yana iki pencerenin oluşturduğu düşey akslar arasında ve giriş kapısı kemeri üzerinde çini kabaralar bulunmaktadır. Büyük kemerli ve arabesk motiflerle bezeli giriş kapısından sonra, binaya bir diğer camlı kapı ile girilmektedir. Tam giriş akşındaki büyük merdivenin orta boşluğunda dökme demir asansör kovası yer almaktadır. Bunun yamsıra zemin kat dükkânlarının üst katına girişin her iki yanında yer alan merdivenlerle ulaşılmaktadır. Merdiven kovası da basamak hizasından başlayan ve 60-70 crn yükselen sürekli bir çini bant ile bezelidir. Binanın üst katları günümüzde iç mekanlardaki bazı değişikliklerle büro olarak kullanılmaktadır. YILDIZ SALMAN



LİMAN LOKANTASI

Bir dönem için İstanbul'un en seçkin lokantalarından olan Liman Lokantası, 1940' lı yıllarda Galata Limanı kapsamında yeni yolcu salonu binası projesiyle birlikte düşünülmüş ve Kemankeş Caddesi üzerindeki bu salonun üst katında Şebinka-rahisarlı Hüseyin Bey tarafından açılmış, 1948'de el değiştirmiş, 1953'te ise doğrudan



LİMANLAR

214

215

LİMANLAR

Denizcilik Işletmeleri'nin yönetimi altına alınmıştı.

Lokantanın Galata Rıhtımı üzerinde bulunması nedeniyle, Halic'in girişinden ve karşıdaki Topkapı Sarayı, Sultan Ahmed, Bayezid, Süleymaniye camileri, Saraybur-nu'ndan Marmara Denizi ufuklarına, Ada-lar'a, Anadolu sahillerinde Selimiye Kışlası, Karlık Bayırı (Harem-Salacak arası), Kız Kulesi ve Üsküdar'a, Boğaziçi'nin başlangıcına kadar geniş bir panoramaya sahip olması onu revaçta tutan özelliklerinin başında gelmekteydi. Lokantanın bu nefis manzarası nedeniyle, deniz tarafındaki pencerelerin önündeki masalar için rezervasyon yapmak şarttı ve bu masalar günlerce önceden ayırtılırdı. Mevkiinden kaynaklanan avantajının yanısıra, yemeklerinin de lezzetli oluşu lokantaya gösterilen rağbetin bir diğer nedeniydi.

Lokanta öğle servisleri için açıktı, akşamlan ise çeşitli kuruluş ya da kişiler tarafından ziyafet, düğün, nişan vb gibi a-maçlarla tutulmaktaydı. Liman Lokanta-sı'mn personelinin çoğunluğunu, ilk açıl-dığmdaki işleticisinden dolayı, babadan o-ğula ya da kuşaktan kuşağa usta-çırak ilişkileri içinde Şebinkarahisarlılar oluşturmaktaydı.

Lokanta, aynı zamanda Denizyolları İş-letmeleri'nin yolcu vapurlarına aşçı ve garson yetiştiren bir kurum olarak işlev gördü. 1930'lardan beri Türkiye'de çalışan İtalyan Signor Fontana, Liman Lokantası'n-da da görev almıştı ve onun yanında yetişen çok sayıda servis elemanı, daha sonradan gemilerde mesleklerini sürdürdüler.

Liman Lokantası en parlak dönemini Karaköy, Galata ve Bankalar Caddesi (Voyvoda Caddesi) ve Perşembepazarı'nın o-luşturduğu alanın istanbul'da bellibaşlı iş merkezi olma özelliğini henüz sürdürdüğü 1950'li yıllarda yaşadı. Zamanın iktidarının da lokantadan çokça yararlandığı bu dönemde, Liman Lokantası personeli yabancı devlet konuklarının ağırlanmasında, onlar onuruna verilen resepsiyonlarda ya da diğer üst düzey devlet davetlerinde görev yaptı. Kamu ya da özel kuruluşların davetlerinde 3.000 kişiye kadar hizmet sunulduğu bile olmuştu. Denilebilir ki, Liman Lokantası, kendi salonları dışında da misafir ağırladığı birkaç gözde İstanbul lokantası arasında yer almıştır.

1970'li ve özellikle 1980'li yıllarda Ka-raköy'ün iş merkezi olma özellikleri azalıp, hepten yitmeye yüz tutunca ve kentin başka yörelerinde başka lokantalar önem kazanınca, Liman Lokantası büyük ölçüde eski müdavimlerinin ya da yemek meraklılarının müşteri oldukları itibarlı bir lokanta halinde varlığını sürdürdü, kendi salonları dışında da servis yapmayı devam ettirdi, ama müşterileri gitgide azaldı; bu durum, lokantanın kötüleşmesi sonucu değil, o lokanta türünü tercih edenlerin azalması nedeniyle ortaya çıkmıştı.

Sonuçta, Liman Lokantası 27 Haziran 1994'te son servisini yaparak kapandı ve İstanbul tarihinin yaprakları arasına katıldı.

İSTANBUL

LİMANLAR

Bir deniz kenti olan İstanbul'da limanlar, çeşitli kentsel işlevler açısından her zaman birinci derecede öneme sahip olmuştur.



Bizans Dönemi

Kentin doğal limanı öteden beri Haliç'tir. En sert havalarda bile korunaklı olan ve teknelerin barınması için elverişli koşullar hazırlayan Halic'in ağzındaki kıyı şeridi, eski dönemlerde günümüzdeki gibi düz olmayıp küçük koyların bulunduğu girintili çıkıntılı bir yapıya sahipti. İulianus dönemine (361-363) kadar, Bizantium'un, Haliç ağzında bugünkü Sirkeci ve Bahçekapı mevkiinde bulunan Neorion ve Prosfori-on limanları kullanılıyordu. Prosforion'un Boğaz'dan, Karadeniz ve Anadolu kıyılarından gelen malların boşaltıldığı ticaret a-ğırlıklı bir liman olmasına karşılık, hemen yanındaki Neorion Limanı'mn savaş gemilerinin yapıldığı veya onarıldığı bir tersaneyi de barındıran askeri ağırlıklı bir liman olduğu sanılmaktadır. Bu limanda bir kürek imalathanesinin (koparia) olduğu da bilinir. Daha sonraki dönemlerde, çeşitli Latin kolonileri bu limanların bulunduğu kıyı şeridinde ve karşıda Galata'da kendilerine iskeleler yapmış, sıra sıra küçük limanlara sahip olmuşlardır.

Haliç girişindeki bu limanların rıhtımlarının 750-1.500 m arasında uzandığını ileri süren Mango, daha sonraki dönemlerde bunların yetersiz kaldığını ve Marmara Denizi kıyılarında yeni limanlar kurulması zorunluluğunun doğduğunu söyler. Bizans döneminde Marmara kıyısında ilk kurulan önemli liman, Kumkapı ile Çatladı-kapı arasında yer alan; yapımına İulianus zamanında başlanan; I. Anastasios (hd 491-518) tarafından dibi temizlettirilip onartılan ve nihayet II. lustinos (hd 565-578) tarafından genişletilip eşi İmparatoriçe Sofia'

Lewis'in betimlemesiyle İstanbul Limanı.



Leuris's Illustrations of'Constantinople, Londra, 1838

nın adı verilen İulianus veya Sofia'nın Li-mam'dır. II. İustinos'un limana kendisinin ve aile bireylerinin heykellerini diktirdiği de kaynaklarda yazılıdır. Notitia'da. bu limanın adı Portus Novus (Yeni Liman) olarak geçer. Daha sonra, Osmanlı döneminde liman, kadırgaları barındırdığı için Kadırga Limanı adını almış ve ardındaki semt de Kadırga olarak anılmıştır. Günümüzde, tümüyle dolup yok olmuş olan bu limanın üstünden demiryolu ve sahil yolu geçmektedir. Bizans döneminde, Marmara kıyısında herhalde bu ilk liman dışında irili u-faklı başka limanlar da kurulmuştur. Haliç gibi kentin kuzeydoğu kıyısı boyunca u-zanan korunaklı bir doğal liman bölgesi varken Marmara kıyısında limanlar kurulmasının nedeni, bunların daha kolay savunulabilir olmasına bağlanabilir.

Marmara kıyısında, daha Roma döneminde kurulmuş ikinci önemli liman, Ly-kos (Bayrampaşa Deresi) ağzındaki I. The-odosius dönemine (379-395) ait olduğu sanılan limandır. Bu limanın gerek adı, gerekse mimarisi tartışmalıdır. Janin, bu adın hiçbir kaynakta liman için kullanılmadığını belirtmekle birlikte, limanın muhtemel yerinin ardındaki mahallenin adının Eleutherius olduğunu, bu yüzden bazı a-raştırmacılar tarafından Eleutherius Lima-m(->) olarak anıldığım kaydeder. Bazı kaynaklar limanın yapılış tarihini Constanti-nus dönemine (324-337) kadar götürürler-se de bu liman kaynaklarda Theodosius' un Limam(->) adıyla geçer. Diğer limanlarda olduğu gibi revaklarla çevrili bu limanın iç içe iki bölümü (temeli) olduğu eski haritalarda görülmektedir. Büyük olasılıkla Lykos Deresi'nin ağzında olduğu için çabuk dolan liman, çeşitli imparatorların dönemlerinde onarılmış, genişletilmiş, yeni bölümler eklenmiş, bu yüzden de tarih boyunca farklı adlarla anılmıştır.

istanbul'un

fetihten sonra

bilinen en eski

haritasında

G. A.


Vavassore'nin

çizimiyle

İstanbul

limanlan.



Universalis Orbis

Descricto,

Venedik, 1558



Galeri Alfa

Çabuk dolan ve kullanılmaz hale gelen bu limanın küçük bir bölümünün Pa-leologlar dönemine kadar kullanıldığını ve bu küçük limanın VIII. Mihael Paleologos' un (hd 1259-1282) Kontoskalion Limam'n-dan başkası olmadığım iddia eden Guil-land gibi kaynaklar da vardır.

Bizans döneminde Marmara kıyısı limanlarının gerek yerleri, gerekse kuruluş tarihleri oldukça tartışmalıdır. Bizans dönemi limanlarının, kara surlarının güneybatıda Marmara'ya ulaştığı noktadan başlayarak doğuda Ahırkapı'ya doğru sıralanışları, belli kuşku paylarıyla, Janin'e göre şöyledir:

Porta Aurea (Altın Kapı) Limanı, Marmara kıyısında kara surlarının denize vardığı noktada daha çok askeri amaçlarla kullanılan küçük bir limandı. Daha sonra hakkında bilgi olmayan, belki de Bizans döneminde bulunmayan, Osmanlı döneminde de küçük tekneler için kullanılmış daha çok iskele niteliğinde Narlı Kapı Limanı, aynı nitelikte Samatya Limanı, daha sonra Theodosius'un Limanı ve Eleutherius Limanı gelirdi.

Kumkapı yöresinde bulunduğu söylenen Heptaskalon Limanı'nın(-») yapısı hakkında bilgi yoktur. Bu limanın aynı yörede olduğu bilinen Kaisarios Limanı ile aynı yer olduğunu düşünen tarihçiler vardır. Kaisarios Limanı, 673'te Araplar Kons-tantinopolis'i kuşattıkları sırada Bizans donanması tarafından üs olarak kullanılmıştır. Kaisarios Limanı adı 7. yy'dan sonra geçmez. Hattâ bazı Bizans araştırmacıları Kaisarios Limanı'mn Theodosius'un Limanı" na verilmiş bir başka ad olduğunu da ileri sürerler (Guilland). Heptaskalon semti-

nin adı ilk kez lO.yy'da anılır, Heptaskalon Limanı'mn adına ise ancak 14. yy kaynaklarında gemi tamiri için kullanılan bir yer olarak rastlanır.

Hakkındaki bilgiler oldukça yetersiz kalan Heptaskalon ve/veya Kaisarios limanlarından sonraki önemli Bizans limanı Kontoskalion'dur.

Heptaskalon'dan daha doğuda olması gereken Kontoskalion Limanı'mn yeri de tartışmalıdır. Mardtmann ve Millingen bu limanı Kumkapı'ya (Kontoskalion) yerleştirirlerken Guilland Langa'da, belki de Kaisarios Limanı ile aynı liman olduğunu ileri sürer. Janin ise, "VIII. Mihael Paleologos' un Kontoskelion'u" diye adlandırdığı bir başka limanın Kumkapı'da sanılmasının Kontoskalion'la tek bir harf yüzünden doğan karıştırmadan ileri geldiği; VIII. İoan-nes Paleologos'un 1427'de onarılmasını sağladığı Kumkapı'daki Kontoskalion Limanı'mn yerinin ve varlığının ise kesin olduğu görüşündedir. Bu limanın önünde bir mendirek olduğu, 300 gemi barındırabilecek kapasitesi bulunduğu bazı kaynaklarda yazılıdır. İlk kez ne zaman yapıldığı konusunda ise kesin bilgi yoktur.

Hemen doğusunda İulianus veya Sofia' nın Limanı yer almakta, daha doğuda Çat-ladıkapı yöresinde ise Bukoleon Sarayı' nın(-») kıyısında sarayın limanı olan küçük Bukoleon Limanı(->) bulunmaktaydı. Bir boğa ile bir aslanı tasvir eden heykel, limanın rıhtımı üzerindeydi. Limanın rıhtımının yekpare mermerlerle kaplı olduğu, VII. Konstantinos'un (hd 913-959) yakalanan balıkların canlı kalması için buraya bir de büyük havuz yaptırdığı kimi kaynaklarda yer alır.

Sarayburnu yakınındaki Ahırkapı'da, 9. yy'da küçük bir liman daha olduğu sanılmaktadır.

Bizans döneminde Konstantinopolis'in sur dışında, kimisi ticari amaçlarla kullanılan, kimisi o bölgedeki sarayların özel limanı veya iskelesi durumunda olan başka limanlar da vardı. Avrupa yakasında bugünkü Beşiktaş civarındaki Ayios Mamas ve Bakırköy-Yeşilköy civarındaki Hebdo-mon limanları, Anadolu yakasında ise Üsküdar'daki ünlü Damalis Limanı (Osmanlı döneminde Öküz Limanı); Kadıköy'de MÖ 2. yy'da bile varlığı bilinen, biri bugünkü Haydarpaşa'da bulunan iki liman; Kalamış Koyu'nun batısında Kurbağalı Dere' nin denize döküldüğü yerde, daha sonra alüvyonlarla dolan küçük bir liman ve yine Kalamış Koyu'nda bulunduğu sanılan Eutrope Limanı, Fenerbahçe yöresindeki Hieria Sarayı'nın limanı, Kartal'a doğru sahil boyunca sırasıyla Rufinianes, Poleati-kon, Satir, Brias limanlan ve nihayet Kartal'daki Kartalimen (Büyük Liman), kuruluşları çok daha eskilere gitmekle birlikte varlıkları en azından 7. ve 8. yy belgelerinde kesinlikle işaret edilen limanlardır. Ayrıca İstanbul adalarındaki küçük limanların yanında, Prinkipo (Büyükada) Lima-nı'nın adı Bizans kaynaklarında sık sık geçer.

İSTANBUL



Dostları ilə paylaş:
1   ...   48   49   50   51   52   53   54   55   ...   140


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə