KirkçEŞme tesisleri

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 8.15 Mb.
səhifə51/140
tarix27.12.2018
ölçüsü8.15 Mb.
1   ...   47   48   49   50   51   52   53   54   ...   140

Bibi. S. N. Duhani, Eski insanlar Eski Evler, îst., 1984; G. Scognamillo, Bir Levantenin Beyoğlu Anıları, ist., 1990; H. İnalcık, "Ottoman Galata 1453-1553", Recherches sur la vitte Ot-tomane, ist., 1991; Hammer, Constantinopolis

4. Levent'ten iki görünüm, 1960'lar Kemal Ahmet Ara arşivi



una der Bosporos, II, Pesth, 1822; Belin, La-tinite-, R. Mayer, Byzantion-Konstantinupo-lis-lstanbul, Viyana, 1943; P. B. Palazzo-P. A. Raineri, La Chiesa di S. Pietro in Galata, İst., 1943; M. Sturdza, Grandes familles de Grece. d'Albanie et de Constantinople, Paris, 1983; O. Koloğlu, "La Formation deş Intellectuels a la Culture Journalistique dans l'empire Ottoman et l'influence de la presse etrangere", Presse Turque et presse de Turquie, ist., 1992; G. Groc-İ. Çağlar, La presse Française de Turqu-ie de 1795 â nosjours, İst., 1985; J. B. Piolet, La France au dehors-İes missions catholique Françaises, I, Paris, ty.

İLBER ORTAYLI



LEVENT

Büyükdere Caddesi'nin(->) doğusunda, Zincirlikuyu Mezaıiığı'nın karşısından başlayıp Sanayi Mahallesi'nin karşısına kadar uzanan semt. Halen, Beşiktaş îlçesi'ne bağlı mahalleler bütünlüğü.

1950'lerde ilk kurulduğu sırada, Eti-ler'e(->) doğru giden Nisbetiye Caddesi' nin kuzeyinden başlayıp Levent Caddesi' ne kadar uzanan ve günümüzdeki Levent' in altıda biri kadar bir alanı kapsayan semt, 1994 başında ilçe olması gündeme gelen geniş ve kalabalık bir yerleşimdir. 1. Levent'ten 4. Levent ve Yeni Levent'e kadar zaman içinde bölüm bölüm kurulup gelişmiş olan semtin günümüzdeki sınırları batıda Büyükdere Caddesi, doğuda Ebulu-la Caddesi, güneyde Nisbetiye Caddesi, kuzeyde Orgeneral İzzet Aksular Caddesi' dir. 4. Levent'in güneyinden, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nü Büyükdere Caddesi' ne bağlayan bağlantı yolu geçer.

Levent'in güneybatısında, Büyükdere Caddesi'ne göre karşısında, Zincirlikuyu Mezarlığı, daha sonra cadde boyunca sıralanan Roche, Eczacıbaşı, Philips, Renault-Mais, Deva, Fako, Sandoz vb fabrika ve tesisleri, İETT Levent Otobüs Deposu ve Sanayi Mahallesi vardır. Bu hattın gerisinde, kuruluş tarihi açısından ilki Gültepe olan Kuştepe, Çeliktepe, Harmantepe, Ortaba-yır gibi bir zamanların ünlü gecekondu mahalleleri yer alır. Güneyde, 1965 sonrasında kurulmaya başlanan ve günümüzde çeşitli lüks apartman ve sitelerle Ortaköy sırtlarını bütünüyle kaplamış olan Nisbe-

tiye Mahallesi; semtin doğu sınırı olan Ebu-lula Caddesi'nin doğusunda da yine İstanbul'un lüks ve seçkin konut topluluklarından sayılan Maya Sitesi'ni de içeren Akat-lar Mahallesi vardır. Levent bütünlüğünden farklı bir yapılaşma olan daha çok subayların üye oldukları konut kooperatifleri veya özel şirket ve müteahhitlerin yaptırdığı konut ve sitelerle dolmuş bulunan kuzey ve kuzeydoğu kesimi, Konak Mahal-lesi'dir ve Harp Akademileri'nin geniş arazisine ve tesislerine komşudur. Levent, kent dışı bir toplukonut yerleşmesinin, İstanbul'da, 40 yıl içinde yoğun bir kent içi yerleşmeye dönüşmesinin belirgin örneklerinden biridir.

Levent Mahallesi, adım, Osmanlı döneminde, 18. yy'da bu yörede bulunan Levent Çiftliği'nden almıştır. 18. yy'da da hemen hemen bugünkü güzergâhını takip eden Büyükdere yolunun doğusundaki geniş arazi I. Abdülhamid (hd 1774-1789) tarafından Kaptan-ı Derya Hasan Paşa'ya irat olarak verilmiş, oda burada bahçeler, binalar, kasırlar yaptırmış ve buraya deniz leventlerinden meydana getirdiği bir muhafız bölüğü yerleştirmiştir (bak. leventler). III. Selim döneminde (1789-1807) padişahın bu civarda en fazla uğradığı yerlerden biri olduğu, Ruzname'den de anlaşılan Levent Çiftliği, bir yandan Baltalimanı, Tarab-ya, Büyükdere, Belgrad Köyü ve Beşiktaş, öte yandan Kâğıthane, Haliç, Okmeydanı' na ulaşmak için bir kavşak noktası niteliğinde de görünmektedir. Ruzname'de, III. Selim'in Levent Çiftliği'nde yiyip içtikten, askerleri denetleyip merasimlere katıldıktan sonra buradan Beşiktaş Sarayı' na veya Boğaziçi kıyılarına ya da Tersane Sarayı'na veya Okmeydanı'na indiği yolundaki tarih düşmelere sık sık rastlanır.

Yine III. Selim'in Levent Çiftliği'ndeki kasırda dinlendiği, bazen buraya haremiyle birlikte de geldiği, burada pehlivan güreştirip ok talimleri yaptırdığı, musiki dinlediği, köçekleri seyrettiği anlatılır. İstanbul'a da gelmiş olan Fransız bilim adamı, hekim ve gezgin Olivier, 1790'larda İstanbul'u anlattığı seyahatnamesinde Levent Çiftliği'nde Avrupa usulü tüfek ve kasatura yapan

LEVENT

208

209

LEVENTLER

Levent'in panoramik görünümü. Bekir Baki Aksu

bir imalathanenin varlığından söz eder. Ayrıca geniş arazi üzerinde pek çok güzel yapı olduğunu, modern eğitim ve donanımlı 1.200 bostancıdan kurulu bir piyade kıtası ile topçu ve süvari birlikleri olarak toplam 4.000 kişilik bir askeri birlik bulunduğunu anlatır. III. Selim'in, Nizam-ı Cedid askerlerinin ilk birliklerini burada Levent Çiftliği kışlasında yetiştirip örgütlemeye başladığı anlaşılmaktadır. Levent' te son yıllara kadar harabeleri görülebilen, 1950'lerde ise içi yıkılmış ancak duvarları oldukça iyi durumda olan Perili Köşk diye bilinen eski bir yapının bu kışla binalarından biri olduğu düşünülebilir.

Levent'in ilk kısım evlerinin yapımına Emlak Kredi Bankası'nın toplukonut projesi çerçevesinde 1947'de başlanmış, 1950' de 1. Levent bitmiştir. Projesini mimar Kemal Ahmet Aru'nun yaptığı ilk 400 kadar ev (1. Levent), küçük bahçeler içinde tek veya iki katlı, ikiz veya tek evlerdir. Ortalama aylık ücretin 500 lira olduğu bir dönemde Levent'in en mütevazı konutunun peşin fiyatı 14.000 lira; en büyük, iki katlı villa tipi konutlar da 60.000 lira civarındaydı. Bu bedeller düşük bir faizle 20 yıllık taksitlere yayılmıştı.

1. Levent'in gördüğü rağbet üzerine ve proje gereği yapımına hemen başlanan daha kuzeydeki 2. Levent ve 3. Levent'teki konutlar, biraz daha büyük ve villa tipine daha yakın olmakla birlikte yine de orta gelir gruplarını hedefliyordu. Yapımına 1950 sonlarında başlanıp 1960'tan itibaren yerleşilen en kuzey kesimdeki 4. Levent ise o döneme göre lüks sayılabilecek villaların yanında Levent'te ilk kez birkaç katlı apartman tipi yapıları ve 4. Levent çarşı-

sı civarında da daha yüksek ve çok daireli blokları içermekteydi.

Emlak Kredi Bankası'ndan bağımsız o-larak başka konut kooperatifleri veya özel şirket ve müteahhitler 4. Levent'in kuzeyinde ve kuzeydoğusunda 19öO'ı izleyen yıllarda çok çeşitli apartman siteleri ve konutlar yapmaya başladıktan sonra, Levent' in görünümü de büyük ölçüde değişti. Ancak, asıl Levent evlerine kat çıkma izni verilmediğinden, bu kesimlerdeki binalar ve bahçeler, ilk görünümlerinden çok şey kaybetmekle birlikte, en azından apaıtmanlaş-maktan kurtulup yakın zamanlara kadar eski görünümlerini korudular.

1950'lerde Levent, 2.000 nüfuslu, tüm sakinlerin birbirlerini tanıdıkları, ancak eski İstanbul mahallerinde rastlanan sıkı komşuluk ilişkilerinin sürdüğü küçük ve orta memur, subay, öğretmen, sanatçı, yazar, bilim adamı, küçük ve orta tüccar ve işadamlarının yaşadıkları bir orta sınıf semtiydi. 1950 başlarında semt tümüyle istanbul dışı sayılırdı. Yerleşmenin yakın çevresinde başka bir yerleşme yoktu ve ulaşım Taksim veya Beşiktaş'a seyrek seferler yapan otobüslerle sağlanırdı. Bütün çevre kırlık, Ayazağa'ya doğru koruluk olduğundan 1954 kışı gibi soğuk geçen kışlarda Levent'in üstünde kurulduğu tepelere, hattâ mahallenin çevresine kadar kurtlar inerdi. Levent evleri küçük bahçeler içindeydi ve herkes bahçesine özen gösterir, çiçek ve meyve yetiştirmeye çalışırdı. Bütün sokaklar kuş ve çiçek adlarıyla adlandırılmıştı. Bugün iyiden iyiye betonlaşmış olan Nis-betiye Mahallesi'nin bulunduğu Ortaköy sırtlarına kadar inen bölge bütünüyle tarla ve kırlıktı. Buradan akan derenin ve dut-

lukların etrafında piknikler yapılırdı. Mahallenin doğu kesimindeki son evlerinin karşısından başlayarak o zamanlar inşaat halinde olan Etiler evlerine kadar yine ıssız kırlar uzanırdı. Şimdiki Nispetiye Caddesi Levent'i güneyden sınırlayan toprak bir kır yoluydu. 3. Levent'in bulunduğu yörede Perili Köşk denen kışla veya kasır harabesi vardı. Mahallenin, karşısındaki mezarlık dahil dört yanı öylesine ıssız ve boştu ki çocukların buralara gitmeleri aileler tarafından yasaklanır, yine de, semtin asfalt ve iki tarafı ağaçlıklı yollarında bisikletle gezmek en büyük eğlenceleri o-lan çocuk grupları bu yasaklan çiğneyerek kırlara daldıklarında, kendileri de çekinir ve pek fazla ilerilere gidemezlerdi.

Levent'in çevresindeki değişim 1950 ortalarında, karşısında ilki Gültepe olmak üzere gecekondu mahallelerinin kurulmasıyla başlar. Yine aynı dönemde Etiler Mahallesi kurulmuş, Nisbetiye yolu düzenlenmiş ve güneyi yapılaşmaya açılmıştır. Levent 1960'lar, hele de 1970'lerden sonra, çevresini kuşatan yüksek beton binalar a-rasında sıkışmış bir görünüme bürünmeye başlamıştır. Aynı dönemlerde çevrenin nüfusu hızla artmış, dört bir yanında kurulan gecekondu veya lüks site mahalleleriyle bütün Levent kentle birleştiği gibi, trafik açısından da İstanbul'un en yoğun ve sorunlu bölgelerinden biri haline gelmiştir.

1980 sonrasında Levent Mahallesi, 1. Levent'ten başlayarak konut bölgesi olma niteliğini de kaybetmeye yüz tutmuş, küçük villa tipi evlerin üstüne izinli bir kat ve kaçak katlar yapılarak, eski konutlar küçük şirketlerin idare merkezlerine, lokanta, kebapçı, diskotek, gece kulübü veya

otomobil galerisine, ticarethane ve butiklere dönüşmüş; Levent, konut ağırlıklı olmaktan, ticaret ve eğlence ağırlıklı olmaya doğru evrimleşmeye başlamıştır. 1. Levent çarşısı, önlerinde kemerli yollar bulunan iki sıralı dükkânlarla eski görünümünü korumakla birlikte, semtin, orta sınıf memur, aydın semtinden orta-üst ve yüksek gelir gruplarının oturduğu bir semte evrimi sırasında, bu dükkânlar da yapı değiştirerek İstanbul'un en tanınmış ve seçkin pastacılarının, kebapçılarının, lokantalarının, ayakkabıcılarının, butiklerinin vb'lerinin şubelerine dönüşmüştür.

Kentin iş bölgesinin bu civara kaymasından sonra, orta ve küçük şirketlerin 1. Levent'e yerleşmelerine karşılık büyük holdingler 2., 3. ve 4. Levent'in Büyükdere Caddesi'ne bakan kesimlerini tercih etmişler ve gökdelenlerini buraya kurmuşlardır. Yapı Kredi Plaza, Sapancı Center vb gökdelenleri bu bölgede yükselmektedir. Semtin güneydoğusunda, Nisbetiye Caddesi ile Ebulula Caddesi'nin kesiştiği köşede yer alan Otelcilik Yüksekokulu, hemen arkasındaki Polis Koleji, Şişli Terakki Lisesi, Levent Camii'nin(->) de üzerinde bulunduğu, 1. Levent'le 2. Levent'in sınırı olan Levent Caddesi üstündeki Türk Spor Yazarları Derneği'nin tesisleri ve yüzme havuzu, aynı sıradaki İstanbul'un önemli ö-zel hayvan hastanelerinden Animalia, 4. Levent'te 1970'lere kadar sinema salonu olarak kullanılan Levent Kulübü ve kulübün tenis kortları semtin ilk akla gelen tesisleridir.

Kuruluş yıllarından başlayarak pek çok yazar, sanatçı, bilim adamı Levent'te oturmuş veya Levent'ten yetişmiştir. Çalıkuşu Sokağı'nda evi olan romancı Reşat Nuri Güntekin Levent'in ilk sakinlerindendi. Gazeteci Rakını Çalapala ve pek çok okul kitabında imzası olan öğretmen Nimet Çalapala, Türkolog Profesör Ahmet Caferoğ-lu, yazar Şükûfe Nihal, siyaset adamı General Sadık Aldoğan, müzikçi Doktor Bülent Tarcan, kardeşi piyanist Haluk Tarcan ve gerek o dönemin, gerekse günümüzün pek çok ünlü kişisi, yazarı, aydını, sanatçısı Levent'te otururlardı. 1950'lerde yazar Aziz Nesin, Levent çarşısının ilk kitapçı-kır-tasiyecisini açmıştı. Günümüzde, 1950'ler-deki ev ve dükkân sahiplerinin yüzde 90'ı bulan bir oranı Levent'ten taşınmış ve evler çoğunlukla ticari bürolara, dükkânlara ve eğlence yerlerine vb dönüştürülmek ü-zere el değiştirmiş; Levent'in çiçek adları taşıyan birkaç ara sokağında hâlâ yaşayan eski havası gibi sakinleri de büyük çoğunluğuyla değişmiştir.

OYA BAYDAR

LEVENT CAMÜ

Beşiktaş İlçesi'nde, 1. Levent Caddesi üzerinde, Levent Mektep Sokağı ile Sümbül Sokağı'mn kesiştiği yerdedir. Afet Yola Camii olarak tanınan yapı, İbrahim Yola tarafından genç yaşta kaybettiği kızı adına yaptırılmıştır. 1954'te Mimar Vasfi Egeli tarafından projesi çizilip yapımına başlanan cami 196l'de ibadete açılmıştır.



Levent Camii

Yavuz Çelenk, 1994

Sokak seviyesinden yukarıda inşa edilen cami, tesviye edilmiş ve üç yandan merdivenlerle çıkılan bir plaftform üzerinde yer alır. Caminin son cemaat yeri dışında kalan cepheleri mozaik kaplıdır. Dört mermer sütunlu son cemaat yeri cephesindeki üç açıklıkta sivri kemerler kullanılmış, mekânı örten üç küçük kubbeye geçiş Türk üçgenleri ile sağlanmıştır. Mermer sütun başlıkları klasik dönem Osmanlı mimarisinde görülen üç sıra mukarnas ile bezelidir. İnce bir işçilik gösteren son cemaat yeri cephesi kesme taştan olup açıklıklar metal ve cam konstrüksiyon ile kapatılmıştır. Caminin ana beden ve kubbe kornişleri yine klasik dönem Osmanlı mimarlığında görülen sadelik ve inceliktedir.

Caminin giriş kapısı basık kemerli ve mermer sövelidir. Ana mekân kare planlı olup dört kemer tarafından taşınan pan-dantifli bir kubbe ile örtülüdür. Girişin iki yanında kadınlar mahfiline çıkışı sağlayan merdivenler bulunmaktadır. Caminin köşe sütunları ile mukarnas nişli, rumî ve pal-met kabartmalarla süslü mihrabı mermerden yapılmış, kapısı ise tablalı tekniğinde kündekâri sistemle çalışılmıştır. Mermer pencere sövelerinde oldukça sade olan caminin mihrap duvarlarındaki pencerelerde çiçek motifleri ile kutsal kişilerin isimlerinin işlenmiş olduğu revzenler bulunmaktadır.

Kubbenin dört köşesine yerleştirilmiş olan sekizgen tabanlı ağırlık kuleleri, estetik amaçlarla üst örtüde vurgulanmıştır.

Tek şerefeli minare, cami beden duvarına kuzeybatıdan bitişiktir. Kare planlı kürsüden gövde kısmına geçişi sağlayan prizmatik Türk üçgenlerinin bulunduğu pabuç kısmı kesme taştandır. Diğer bölümleri mozaik kaplı olan minarenin şerefesine geçişte beş sıralı mukarnas dizisi kullanılmıştır.

YASEMİN SUNER



LEVENTLER

1772'de "levend" deyiminin yasaklanmasına değin Tersane'de ve donanmada istihdam edilen deniz piyadeleri. "Levendat-ı bahriye" de denmiştir. Sözcüğün, Venediklilerin Doğu halklarından paralı asker ve tayfa olarak istihdam ettikleri gençlere verdikleri "levantino" deyiminden Türkçeye girdiği veya "levee" (asker yazma) sözcüğünden türemiş olduğu ileri sürülmüştür. Burhân-ıKâtı'da, "bekâr, tembel, ayyaş, hizmetkâr, ırgat, allahtan korkmaz, serseri" olarak, Sultan Süleyman Kanun-namesi'nde "yaramaz, hırsız", Kamus-ı Bahri'de "gemici" anlamlan verilmiştir. 16. yy'a değin denizcilikte harp gemisine sahip korsanlara "levend", sonraki yüzyıllarda ise karasal bölgelerde soyguncu çetelere "levendat eşkıyası" denmiştir.

16. yy belgelerinde "levend gemileri" deyiminin sıkça geçtiği ve bununla korsanların anlatıldığı görülmektedir. Aynı yüzyıla ait Divan-ı Hümayun hükümlerinde i-se "levend", "levend ırgat keferesi" sözcükleri geçer. Tarih-i Peçevî'de, "deryada korsanlık eden levend kapudanları" anlatılmaktadır. Kâtip Çelebi'nin Tuhfetu'l-Kibâr fîEsfarü'l-Bibâr'mda, Barbaros'un Ege adalarına dönük bir harekâtı anlatılırken leventlerin gösterdiği başarıya da değinilmiştir. Agehî (16. yy) ise bir kasidesinde "İlevend oldu gönül tıflı senün derdünden" demektedir. Zamanla donanma ve Tersa-ne'nin savaşçı sınıfı askerlerine verilen levent adı, erkeklere mahsus fiziksel güzelliğin ve yalın giyimin de adı olmuş "levend yapılı", "levendane kesim" deyimleri yerleşmiştir. Nedim'in (ö. 1730) bir şiirindeki "Çık levendane dolaş kuşelerin gülzârın" dizesi buna bir örnektir.

Bir levent tiplemesi.



Turkische Geuıdnder und Osmanische Geselschaft,

Avusturya, 1966



TETTVArşivi

LEVENTLER

210


211

LEVNI

Korsan gemicilerinden ayrı olarak Osmanlı donanmasında tüfenkçi sınıfında levent yazımına ne zaman başlandığı konusunda bilgi yoktur. Ancak, 16. yy'ın başlarından itibaren Aydın ve Menteşe yörelerinin korsan leventlerinin, talep olduğunda donanma ve bey gemilerine levent yazıldıkları bilinmektedir.

Barbaros Hayreddin Paşa'nın da 1533'te istanbul'a geldiğinde Cezayir'den leventler getirdiği bilinmektedir. Bunlar, Batı Akdeniz sularında cenge alışık, deneyimli denizcilerdi. Daha önceleri ise II. Bayezid (hd 1481-1512) ve I. Selim (Yavuz) (hd 1512-1520) dönemlerinde gerektiğinde donanma hizmetine giren leventler, fırkataları ile Ege ve Akdeniz sularında gezmekte, istanbul'a gelmemekteydiler. Kemal Reis ve Burak Reis ile Barbaros Hayreddin Paşa ve Kılıç Ali Paşa, bunlar arasından sivrilen levent reisleridir.

Donanmaya doğrudan levent yazımı, istanbul'a yakın yerlerden, öncelikle de Çanakkale Boğazı'mn Anadolu yakasından yapılmaktaydı. Bunların bir bölümü eğitim için istanbul'a getirilir, bir kısmı da Boğaz hisarları denen Çanakkale'de bırakılırdı. Ayrıca Müslüman-Türk nüfusun bulunduğu Ege adalarından da donanmaya levent alınmaktaydı. Çanakkale yöresinden gelen Türk asıllı leventlere "Kazdağlı", Hıristiyan yerlilerden yazılanlara ise "le-vend-i Rumî" deniyordu. Levent yazılmak isteyenlerin, sağlıklı, dayanıklı ve genç olmaları, yanlarında kılıç, mızrak, tüfek türünden bir de silahlarının bulunması koşuldu.

Sefer zamanı gelip donanmaya yazılan leventler, hizmet bitiminde serbest kalırlar, asıl işleri olan korsanlığa dönerlerdi. Bu sırada, yabancı gemileri veya Osmanlı gemilerini soymaları doğaldı. 1571 tarihli bir hükümde, Donanma-yı Hümayun'da kayıtlı leventlerin, Şaban Reis adlı birisinin buyruğunda, Nakşa Adaları'nı soydukları için şikâyet edildikleri aynı hükümde, reislere, levent gemileri yapıp gazaya varmaları i-çin buyruklar verildiği de görülmektedir. Bir levent kapudanı, gemi donatıp leventlerini yanına aldıktan sonra başvurduğunda Osmanlı donanmasına kabul edilmekte ve sefere katılmaktaydı.

istanbul'daki etkinliklerini ve donanmanın deniz piyadesi sınıfını oluşturmaları 17. yy'a kadar devam eden leventler, Kont Marsigli'nin belirttiğine göre donanmanın 5 sınıftan (leventler, mensuhatlar, tayfalar, kürekçiler, sanat erbabı ve ustalar) oluşan kadrosunda ilk sırayı almaktaydılar. Bunlar, gemilerde karakol hizmeti, muhafızlık, deniz savaşlarında da muhariplik yapmaktaydılar. 18. yy'rn başında Osmanlı donanmasındaki 64 kadırgada toplam 7.300 levent vardı. Silahdar Taribi'nde ise, leventler, bulundukları gemilerin tiplerine göre "fırkata levendi", "çekdiri levendi", "kalyon levendi" adlarıyla anılmaktaydılar. Bunlara "tüfenk-endaz le-vend" de deniliyordu. Yine, her gemide, teknenin büyüklüğüyle orantılı sayıda levent görev alıyordu. Örneğin, 18. yy'ın sonuna doğru, donanmanın İstanbul'da bu-

lunduğu bir sırada 4 kalyonda toplam 1.100 levent sayılmıştı. Her gemideki leventleri, kendi gelenekleri uyarınca "şah-levend" denen bir reis disiplin altında tutmaktaydı, istanbul tersanelerinde oturan ve "yerli levend" denenlerin kışlaları Kasımpaşa' daydı. 1704'te onarılan bu kışlada, kalyon ve çekdiri leventlerinin kalmaları yasaktı. Deniz savaşı olasılığı belirdiğinde, barış kadrolarının birkaç katı fazla levent yazımı yapılır, bunlar da kendi gemilerinde veya "miri gemi" denen donanma gemilerinde barımrlardı. 1711'de istanbul'dan Karadeniz'e açılan donanmada 3-300'ü baştar-de-i hümayunda olmak üzere 35.000 dolayında levent bulunduğu yazılmıştır, inanılması güç bu mevcuttan az olsa bile İstanbul'dan çıkışta ve dönüşte leventlerin kente dağılmalarına izin verilmez, memleketlerine gönderilir veya kıyı kalelerine, hattâ iç kalelere dağıtılırlardı. Savaş olmadığı zamanlarda ise karakol hizmeti için bir miktar levent hizmette tutulur, ayrıca Akdeniz ve Karadeniz suyollarının güvenliğinden sorumlu filolorda da leventler bulundurulurdu.

Donanmada ve Tersane'de hizmete alınan, Kazdağlı ya da Rumî leventlerin iaşesi önemli bir sorundu. Bunlar için istanbul toptancılarından sefer süresince gereksinimi karşılayacak yiyecek ve peksimet alınıp Tersane ambarında saklanırdı, istanbul'dan çıkıştan itibaren de erzak veren iskeleler vardı, istanbul'da biri Tersane Zindanı yakınında, diğeri Bebek'te 2 miri fırında leventler ve diğer donanma mürettebatı için peksimet hazırlanırdı. Donanma istanbul'da iken de bu fırınlarda leventler için ekmek pişirilmekteydi. Her leven-te günde 200 dirhem ağırlığında bir çift ekmek, ayrıca "çorbalık" denen sıcak yemek malzemesi veriliyordu. Bu malzeme, çerviş yağı, pirinç, zeytin, buğday, mercimek, zeytinyağı, soğan, sirke vb'den oluşmaktaydı. Leventlere "mevacib" denen aylık da ödenmekteydi. Deniz leventlerine ödenen mevacib, kara leventlerine ödenenlerden fazla olduğu gibi ayrıca bahşiş de veriliyordu. Miri donanma leventlerine hazineden, bey gemilerindekilere ise miri mukataa bedellerinden ödeme yapılıyordu. Müslüman tüfenkçi leventleri için öngörülen kıyafet, İtalyan baratalarına benzeyen kırmızı barata, kenarları siyah harçlı kırmızı yelek, mavi kısa şalvar ve kırmızı yemeni ile sarı kuşaktan ibaretti. Yelek altına beyaz gömlek giyen leventlerin, kenarları ve ek yerleri kırmızı harçlı, başlıklı birer yağmurlukları da olurdu. Kuşaklarına ise bıçak sokarlardı. Levend-i rumîler ise arkalarına sarı harçlı yeşil yelek, bacaklarına kısa şalvar giyer, başlarındaki yemeni ile aynı cinsten bir kuşağı da bellerine sarar ve arasına bıçak sokarlardı.

Leventlerin "oturak zamanı" denen savaşsız dönemlerdeki yaşamları meyhanelerde içki içmek, iskele ve gemilerde rezalet çıkarmak, forsaları ayaklandırmak gibi anormalliklerle geçerdi. Bu nedenle pek çoğu ve çetin deniz savaşlarında ölen leventlerin bazdan da bu tür yaşantı içinde öldürülmekteydi. Yaşlananlara "levend ih-

tiyarı" denir, bunlar gemi reislerine danışmanlık ederlerdi. Leventlerin istanbul'da sebep oldukları olaylara ilişkin en eski örnek 1528 tarihli olup Celâlzade Mustafa Çelebi'nin Tabakatü'l-MemalikDerecâ-tü'l-Mesâlikadlı eserinde yer almıştır. Anlatıldığına göre, Sultanselim'de bir evi basan ve aile bireylerini katleden leventler, genellikle suçlarını gizlemek için gündüzleri İstanbul semtlerinde ırgatlık ve mum-culuk etmekteydiler. Söz konusu olay ü-zerine kentte, leventlere karşı büyük bir tepki doğdu. Alınan karar uyarınca "Kons-tantiniyye çarşılarında, meyhanelerinde, bozahanelerinde, bîkâr ve bî-sanat levend-lik üzere olan ne kadar kefere-i fecere var ise" asesler, kapıcılar ve çavuşlar cümlesini topladılar. Bunlar grup grup, bayram yerlerinde, pazar ortalarında ve halkın gelip geçtiği yerlerde siyaseten idam edildiler. Bu şekilde öldürülenlerin sayısı, adı geçen kaynakta 800 olarak verilmiştir. Kömürci-yan, leventlerin en çok zarar verdikleri semtlerin Kasımpaşa ve Tophane olduğunu, levent dayılarının buralara racon koyduklarını anlatır. 1685 kışını İstanbul'da geçiren donanmadaki leventlerin, Beşiktaş'tan Kavaklar'a(->) kadar yaptıkları kötülükler, korkularından sokağa çıkamayan kadınların ve erkek çocukların durumu, Fransız elçisini getiren kalyonların mürettebatı ile leventler arasında çıkan büyük kavganın yarattığı ciddi sorun da tarihe geçmiştir. Osmanlı donanmasının eski gücünü ve disiplinini yitirmesi ise leventleri 18. yy'a doğru, İstanbul'un en belalı ve tehlikeli zümresi durumuna getirmiş bulunuyordu. l687'de daha geniş kapsamlı bir taşkınlık sergileyen leventler İstanbul'u teröre boğdular. Kasımpaşa'dan Karadeniz çıkışına değin yayılıp Boğaz köylerini soydular. SilabdarTaribi'ndeki deyimle "avret ve oğlanları çeküb" yüzlerce kadını öldürdüler. Bunlara öncülük edenlerden Fındıklık Kanlı İbrahim ile bir yandaşı yakalanıp Alay Köşkü'nde(->) padişahın huzurunda boyunları vuruldu. Bu ikisi, 14 kadını öldürdüklerini itiraf etmişlerdi. Yine, leventlerin pek çoğu da aracı kadınları kullanıp soylu ve zengin hanımları, bunların cariyelerini hamama, düğüne götürmek bahanesiyle evlerinden çıkarıp ırzlarına geçmekte, sonra da öldürüp kaldıkları yerlerin bir köşesine gömmekteydiler. Bu nedenlerle leventlere dönük olarak başlatılan büyük operasyon sonunda, yakalananlar idam edilirken Anadolu'ya kaçma olanağı bulanlar ise "levend eşkıyası" adı altında çeteler kurmuşlardır.

Mezomorta Hüseyin Paşa'nın kaptan-ı deryalığı sırasında (1695-1701) çıkarılan Donanma Kanunnamesi'nde, leventlerin disiplin altına alınmaları ile ilgili maddelere de yer verilmişti. Bu amaçla, kalyon a-ğalannın özellikle de başağanın güçlü, dindar, sözünü yürüten kimselerden atanması öngörülmüştü. Fakat bir sonuç alınamadığı, 1718'de leventlerle ilgili yeni bir ıslah girişiminin gündeme gelmesinden anlaşılmaktadır. O yıl Kaptan-ı Derya Süleyman Paşa, aralarından yetiştiği leventlerin eğitimi için, Eyüp, Hasköy, Beşiktaş, İs-

tanbul ve Üsküdar'da yerli levent kullukları yaptırttı. Fahişelerle metres yaşamı sürdüren leventleri hanlardan ve bekâr odalarından çıkardı. Bunların en azılılarını şekavet ve fesat suçlamaları ile idam ettirdi. Kaptan-ı deryalığa gelişinin 10. gününde leventler disiplin altına alındılar ve istanbul halkı bir büyük beladan kurtulmuş oldu. Uzunca bir süre olay ve eylem çıkarmayan leventler, 1759'da, istanbul'dan hareket eden karakol filosunda üzerlerine düşen görevi yapmadıkları için, Malta korsanları İstanbul suyolunu keserek Mısır tüccar gemilerini soymaya başladılar. Bu yüzden başkentte önemli yiyecek sıkıntısı başladı. Kaptan-ı derya da görevinden azledildi.

Leventlerle ilgili son bir girişimde bulunan Cezayirli Gazi Hasan Paşa'dır. 1770'e doğru Levent Çiftliği'ni kuran Hasan Paşa, İstanbul'daki leventleri, burada eğitimden geçirdikten sonra Karadeniz kıyılarının ve Boğazların korunmasında istihdamı öngördü. Bunlardan tarassut birlikleri kurulması, leventlerin Tersane ve donanma ile olan ilgilerine de son verilmesi kararlaştırıldı. Levent Çiftliği içinde yapılan kışlaya, istanbul'da serseriyane yaşayan leventlerin toplanmasına çalışıldı. Fakat bunların ıslah edilmelerinin olanaksızlığı görülerek bu girişimden vazgeçildi. 1772'de çıkarılan bir fermanla "levend'lik kaldırıldı ve "levend" deyimi de yasaklandı.



Dostları ilə paylaş:
1   ...   47   48   49   50   51   52   53   54   ...   140
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə