1 nolu alt komisyon tutanaklari iÇİndekiler



Yüklə 2,81 Mb.
səhifə29/39
tarix27.12.2018
ölçüsü2,81 Mb.
#87124
1   ...   25   26   27   28   29   30   31   32   ...   39

27.02.2012 Tarihli Toplantı




  • Açılma Saati: 13.27

  • -----0----

  • MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) - Değerli misafirler, hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.

  • Hitit Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Halil Aykul başkanlığında Hitit Üniversitemizin yeni anayasa yapım çalışmalarına katkıları bağlamında bu ziyaretleri bizleri ziyadesiyle memnun etti.

  • Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.

  • Hitit Üniversitesi, bildiğim kadarıyla altı yıllık bir geçmişe sahip, 2006’da kuruldu ama Gazi Üniversitesine bağlı daha önce de Çorum’da 6’ya yakın fakültesi, sayısını tam bilemediğim meslek yüksekokullarıyla faaliyette bulunuyordu. Öğrenci sayısının 10 bine yaklaştığını tahmin ediyorum, yaklaşmış olmalı.

  • HİTİT ÜNİVERSİTESİ MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ DEKANI HALİL AYKUL – 9. 500.

  • MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) - 9.500 mü? İyi, doğru tahmin etmişim.

  • Sizlere başarılar diliyorum.

  • Ayrıca, Türkiye Büyük Millet Meclisi dört ayı aşkın bir süredir, seçimlerden hemen sonra Parlamentomuzda grubu bulunan siyasi parti temsilcilerinden oluşan bir Anayasa Uzlaşma Komisyonu oluşturdu. Şu anda birlikte olduğunuz bu Komisyon, Anayasa Uzlaşma Komisyonunun 1 no’lu alt komisyonudur. Siyasi partiler ve anayasal kuruluşların anayasa yapım sürecine katkılarını tespit etmek ve bunları değerlendirme amacıyla oluşturuldu.

  • Hemen sol tarafımda Milliyetçi Hareket Partisi Konya Milletvekili ve Komisyonumuzun üyesi Faruk Bal Bey bulunuyorlar. Sağ tarafımda da Barış ve Demokrasi Partisi Diyarbakır Milletvekili Sayın Altan Tan. Bir arkadaşımız, gelemediler, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Rıza Türmen Bey de herhâlde biraz sonra gelirler.

  • Sanıyorum sunumu Halil Aykul Hocam yapacak. Bu sunum, aynı zamanda Hitit Üniversitesinin yeni anayasa bağlamında görüşlerini de ihtiva ediyor, değil mi?

  • HİTİT ÜNİVERSİTESİ MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ DEKANI HALİL AYKUL – Evet efendim.

  • MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) – Tamam. Yani biz şimdi sizin ağzınızdan Hitit Üniversitesinin yeni anayasa konusuna nasıl yaklaştığını da öğrenmiş olacağız.

  • Söz sizin efendim.

  • Buyurun.

  • HİTİT ÜNİVERSİTESİ MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ DEKANI HALİL AYKUL – Öncelikle teşekkür ediyoruz bizi buraya davet ettiğiniz için ve fikirlerimizi sorduğunuz için. Umarım, güzel bir anayasa olur, bütün vatandaşlarımızı ve ülkemizi geleceğe taşımada da faydası olur.

  • Biz, tabii üniversiteden geldiğimiz için, ağırlıklı olarak dertlerimiz yine üniversite bağlamında. Birincisi…

  • MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) – Yani eğitimle ilgili.

  • HİTİT ÜNİVERSİTESİ MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ DEKANI HALİL AYKUL – Tabii, eğitimle ilgili ama yine arkadaşların şahsi şeyleri olursa onlara da söz vereceğiz, onlar da açıklamalar yapacaklar.

  • Birincisi, özlük hakları bağlamında, öğretim üyelerinin özlük haklarının iyileştirilmesi çünkü bilimsel çalışmaların önünü açacak bir şey bu, bilhassa yurt dışına göçü önlediği gibi, yurt dışından da tersine göçü artırabilmek için, bizim bu bağlamda, biliyorsunuz, doçentliğe kadar sözleşmeli personel konumunda ama tam tanımlanamamış vasıflar oluyor.

  • MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) - Ama bu bir anayasal sorun mudur Halil Hoca? Yani bir yasal müdahaleyle çözülecek bir konu değil mi?

  • HİTİT ÜNİVERSİTESİ MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ DEKANI HALİL AYKUL – Yok, 2547’de geçen tanımlar anlamında, belki o tanımlar netleşse o anlamda bir rahatlama olabilir işin açıkçası çünkü bu, birçok şeyi tetikleyen bir mekanizma, rektörlük seçimleri de keza bunun içinde. Böyle olunca ne oluyor? Verimsiz çalışan bir üniversite veya ARGE grubu oluyor. Bu anlamda, aslında birbiriyle ilintili ya da şöyle söyleyelim: Mesela, üç yılda bir ya da her yıl dosya ile sözleşmesinin yenilenmesi, Demokles’in kılıcı gibi ya da kişisel ya da ideolojik ya da mikromilliyet tarzı davranışlar…

  • MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) - Peki, bu sorunun çözümü için anayasada nasıl bir hüküm bulunsun istiyorsunuz?

  • HİTİT ÜNİVERSİTESİ MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ DEKANI HALİL AYKUL – Anayasada… Mesela, biliyorsunuz, 657 memurlar anlamında daha net ifadeler ifade edebiliyor. 2547’de de bu bağlamdaki arkadaşlar için ifadeler net olursa suç işlememeleri anlamında değil.

  • MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) – Ama yasada, öneriniz yasada. Anayasayla ilgisini kurmaya çalışıyorum.

  • HİTİT ÜNİVERSİTESİ MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ DEKANI HALİL AYKUL – YÖK Yasası’yla olabilir. Bu anlamda, bilimin önünü açmak, daha rahat çalışma ortamı sağlamak anlamında; birincisi.

  • Yine kadroların alınması anlamında da bizim yine arkadaşlarımızın bekleme süreleri anlamında bazı sıkıntılar oluyor. Belki yasal mevzuatla bu tür kriterlerin, objektif… Zamanı gelen insanların bir üst kademeye aktarılması yasal çerçevede yani birey hakkı anlamında garanti altına alınmalı ki, öyle bir sıkıntıları var arkadaşların.

  • Bir diğeri, askerlik sorunu, mesela kendi üniversitemizdeki personel anlamında yani askere gittiğinde daha kendinden alt birimlerdeki üniversitelerde öğretim üyesi ihtiyacında açığı giderici şekilde tamamlayabilir yani hiç alakasız işte değil de öğretim üyesi, biliyorsunuz, bir şeye konsantre oluyor üç sene beş sene, bir on altı ya da on iki ay gittiğinde bir kopukluk oluyor bilimsel aktivitesi anlamında yani yine askerliğini yapsın ama bir öğretim üyesi ya da öğretmen ya da öğretim görevlisi gibi bir formatta askerlik anlamında işin açığı…

  • MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) – Akademik kadrolar için söylüyorsunuz.

  • HİTİT ÜNİVERSİTESİ MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ DEKANI HALİL AYKUL – Tabii, akademik kadrolar için söylüyorum. İdari kadrolar için söylemiyorum, akademik kadrolar için söylüyorum.

  • Bir diğeri, bizim mesela akademik kadrolarımıza bizim gibi üniversitelerde -yine biz ortada sayılırız da- öğretim üyesi bulma zorluğu var. Eşi öğretmen olan arkadaşlarda bilhassa bu sıkıntı oluyor, mesela asker eşi, polis eşi, hâkim eşi, savcı eşi çok rahat merkeze tayin olabilirken, mesela, Ankara’daki bir arkadaş araştırma görevliliğinde, eşi kırsala gitmiş, gelmiş ama mesela tam böyle şehre tayini çıkmış, yardımcı doçent olarak diyelim ki, bizim gibi üniversitelere geldi. Orada tekrar köylerden başlıyor. Bu da mesela böyle bize öğretim üyesi teşvikinin önünü… Biliyorsunuz, öğretim üyeleri şehirlerde uygun şekilde bilimsel çalışma yaptığı zaman -sanayiyle iş birliği, ben mühendis olduğum için söylüyorum- o zaman batıya göçün de ya da İstanbul’a göçün de ya da göçten kaynaklı bazı altyapı problemlerinin de önüne geçmiş olacağız işin açıkçası. Siz Karabük’tesiniz, biliyorsunuz, çok güzel bir gelişme gösteriyor Karabük Üniversitesi. Üniversite ne kadar gelişirse aslında oradaki potansiyelin de bunu sadece mühendislik anlamında düşünmemek lazım, tarım, hayvancılık, spor, sanat, birçok sektörde aynı şekilde bu anlamda iyi olur diye düşünüyorum.

  • Bir de bizim gibi üniversitelerde mesela, öğretim üyesi potansiyelini artırıcı önlemler olmalı ki, öğrencilerimiz açısından da yani oraya geldiğinde hakikaten güzel bir ortam bulabilmiş olsun.

  • Benim esas demek istediğim, bilimin önünü açıcı, insanlara rahat bilimsel araştırma yaptırıcı ve özendirici… Mesela, eşit işe eşit ücret bizim sporda pek tutmuyor. Mesela, ben elektronik ve bilgisayar açayım ki, nano teknolojinin önünü açalım, ARGE’nin önünü açalım diye düşünüyoruz ama bu ücretlere kimse asistan olmak istemiyor, bilhassa bilgisayar ve elektronik mühendisleri için keza öyle ya da Bilkentli birini bizim oralara getirici bir formül, özendirme ya da Faruk Hocamın da bir önerisi var, buralarda belki doçentlik bekleme süresini, profesörlük için üç yıl gibi önerisi olan arkadaşlar da var. Yani bu anlamda bizim üniversitemiz gibi gelişmiş -Çorum’un güzel bir sanayisi var- daha daha ileri gidebilecek bir konumda, oradaki öğrenciyi, öğretim üyesini mutlu edici, şehre katkısını öne çıkarıcı anayasal tanımlamalar diyelim işin açıkçası.

  • Bunlar bizim temel sorunlarımız işin açıkçası.

  • Hocam, Beden Eğitimi ve Spor Bölümü Müdürü olduğu için, spor yönü var.

  • MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) – Yüksekokul Müdürü Doç. Dr. Faruk Yamaner, buyurun.

  • HİTİT ÜNİVERSİTESİ BEDEN EĞİTİMİ VE SPOR YÜKSEKOKULU MÜDÜRÜ FARUK YAMANER – Sayın Başkanım, bize, üniversitemize teveccüh gösterdiğiniz için Türkiye Büyük Millet Meclisine nezdinizde çok teşekkür ediyoruz.

  • MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) – Asıl biz size teşekkür ederiz bizim anayasa yapım sürecine katkınız nedeniyle.

  • Buyurun.

  • HİTİT ÜNİVERSİTESİ BEDEN EĞİTİMİ VE SPOR YÜKSEK OKULU MÜDÜRÜ FARUK YAMANER – Daha evvelden, siz bizim branşla ilgili uzun bir süre spordan sorumlu devlet bakanı olarak görev yaptınız. Orada da çok önemli, çok güzel birtakım tasarılar, kanunlar çıktı ama anayasal teminat altına alınması gereken şampiyon sporcuların korunmasıyla ilgili mutlak surette Anayasa’da bir… Bu şampiyon sporcu, biliyorsunuz, çok kolay yetişen, herkesin yetiştirdiği, her milletin yetiştirdiği bir olay değil.

  • MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) – Ama yasalarla bu konuda bayağı düzenlemeler yapıldı.

  • HİTİT ÜNİVERSİTESİ BEDEN EĞİTİMİ VE SPOR YÜKSEK OKULU MÜDÜRÜ FARUK YAMANER – Yasalarda düzenleme yapılsa bile bazı zaman o yasalar çeşitli şekillerde birileri tarafından değiştirilebiliyor. Burada, önemli olan anayasanın güvencesi altına mutlak surette alınması lazım. Bugün Doğu Bloku’na gittiğiniz zaman veyahut da başka ülkelere gittiğiniz zaman bu sporcuların hepsi kendi ülkelerinde çok üst düzeyde insanlar konumunda ama bugün, Türkiye ölçeğine baktığınız zaman, hakikaten bugün 1 liraya muhtaç olan bir sürü sporcumuz var. Bunların mutlak surette özlük haklarının… Çünkü biz beden eğitimci olarak çocukları, bu insanları yetiştirebilmenin temel teminatının buradan kaynaklanarak çok iyi sporcuların yetiştirileceğine inanıyoruz. Onun için, mutlak surette, ben bir beden eğitimi bilimcisi olarak böyle bir öneri yapıyorum.

  • Sevgili Hocam bazı konulara değindi bizim fikirlerimizden.

  • Öğretim üyeleri, bugün, hakikaten nasıl teminat altına alınır bilemiyorum ama anayasada nasıl teminat altına alınır? Anayasa yapım tekniğini çok iyi bilmiyorum ama bugün 2 milyar liraya öğretim üyesi çalışıyor. Bir doçent 2 milyar lira maaşla çalışıyor. Bir yüksekokul sekreteri, benim sekreterim 2 milyar 900 milyon lira maaş alıyor.

  • MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) – Dolayısıyla, öğretim üyesinden daha fazla alıyor.

  • HİTİT ÜNİVERSİTESİ BEDEN EĞİTİMİ VE SPOR YÜKSEK OKULU MÜDÜRÜ FARUK YAMANER – Öğretim üyesinden daha fazla maaş alıyor. Öğretim üyeleri, şu anda üniversitelerde bitmiş durumda.

  • MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) – Bunlar tamamıyla YÖK Kanunu’yla halledilecek olan konulardır.

  • HİTİT ÜNİVERSİTESİ BEDEN EĞİTİMİ VE SPOR YÜKSEK OKULU MÜDÜRÜ FARUK YAMANER – Ama şu ana kadar YÖK Kanunu’nda da hiçbir şekilde bunlar halledilmedi, sizi de karşımızda görmüşken bunları da size söyleyelim çünkü başka bir şekilde gelmemiz…

  • MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) – Tabii, önce bunların anayasal bir sorun olup olmadığına karar vermemiz gerekir.

  • HİTİT ÜNİVERSİTESİ BEDEN EĞİTİMİ VE SPOR YÜKSEK OKULU MÜDÜRÜ FARUK YAMANER – Çünkü Türkiye'nin her yerinde üniversite açıldı. 82 ihtilalinin unsurlarının hâlâ daha o YÖK Yasası’ndaki ağırlığı maalesef devam ediyor. Bir rektörlük seçimi yapılıyor, bütün üniversite üç gruba, dört gruba ayrılıyor ve sanki gruplar ülkenin insanı değilmiş gibi birbirleriyle mücadeleye başlıyorlar. Bu da akademik özgürlüğü son derece etkiliyor ve engelliyor. Tabii, YÖK Yasası’nda mutlaka bunun değişikliğinin yapılması gerekiyor. Artık bir atama mı yapılır yoksa birinci olan rektör mü olur? Bu nasıl anayasal teminat altına alınıyorsa… Bizim en büyük sorunlarımızdan birisi bu. Bir ekonomik, bir de bilimsel araştırma yapamıyorsunuz. Tutmadığınız, oy vermediğiniz bir rektörle karşı karşıyaysanız size o çalışmayı yaptırmıyor, sizi yurt dışına göndermiyor yani BAB projelerinden en ufak bir şekilde istifade edemiyoruz, şu ana kadar da edilmedi, ettirilmiyor. Onun için, mutlak surette bunun önüne geçilmesi lazım.

  • İkinci çok önemli bir olay da ülkemizde şu anda il olup da üniversite olmayan hiçbir yerleşim yerimiz yok ama buralarda öğretim üyesi de yok. 1982 Anayasası’yla beraber sanki yarbaylıktan albaylığa terfi ediyormuş gibi bir silsile var, efendim doçentlikte olduğunuz zaman üç yıl, beş yıl bekleyeceksiniz profesör olmak için. Niye beş yıl beklenecek? Yani bunun mantığı ne? Bir bilimsel kıstas koyarsınız, bu bilimsel kıstası aşan arkadaşlarımız, dersiniz ki, bekleme süresi yeni kurulan üniversitelerde üç yıldır, üç yıl sonra bilimsel şeyini tamamlayan arkadaşlar metropollerden yani büyük illerden öğretim üyeleri bu illere mutlak surette kayacaktır. Ben Orta Doğu Teknik Üniversiteliyim, ODTÜ’lüyüm, benim ilk doktora yaptığım zaman böyle bir düzenleme vardı ve mesela beni Malatya’ya gönderdiler, öğretim üyesi olabilmek için Malatya’ya gittik ve oralarda çalıştık, Elâzığ’da çalışan var, Diyarbakır’da çalışan arkadaşlarımız oldu ama daha sonra nedense geldi birisi bunun önünü kesti, efendim, gidemezsiniz, beş yıl… Şimdi beş yıl bekliyoruz. Yani bekleyip de çok fazla bilim de üretilmiyor. Zaten doçent olduktan sonra o defterin hemen hemen yüzde 70’i-80’i de kapanmış oluyor.

  • HİTİT ÜNİVERSİTESİ MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ DEKANI HALİL AYKUL – Faruk Hocam, bu bağlamda şu da var: Patentin önünü açıcı tedbirler alsak. Mesela, sadece salt SCI diyoruz, topluma bir faydası yok. Aslında, patentin, faydalı modelin önünü açsak…

  • HİTİT ÜNİVERSİTESİ BEDEN EĞİTİMİ VE SPOR YÜKSEK OKULU MÜDÜRÜ FARUK YAMANER – Efendim, ben teşekkür ediyorum.

  • MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) – Peki, Faruk Bey çok teşekkür ederiz.

  • Doğan Bey, siz de öğretim görevlisisiniz. Hangi bölüm?

  • HİTİT ÜNİVERSİTESİ MESLEK YÜKSEKOKULU ÖĞRETİM ÜYESİ DOĞAN DEMİRCİ – Ben yüksekokuldayım.

  • MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) – Meslek yüksekokulunda öğretim üyesi olarak görev yapıyorsunuz.

  • Buyurun.

  • HİTİT ÜNİVERSİTESİ MESLEK YÜKSEK OKULU ÖĞRETİM ÜYESİ DOĞAN DEMİRCİ – Muhasebe bölümündeyim. Aynı zamanda, ben engelli bir bireyim. Dolayısıyla, bu konu üzerinde daha çok vurgu yapmak ihtiyacı hissettim doğal olarak.

  • Şöyle: Tabii ki, öncelikli olarak şu anlamda, engelliler olarak zaten gerek sosyal hayatta gerekse diğer konularda bir dezavantaj olarak başlanan bir hayattayız doğal olarak. Bunun sonucu olarak da tabii Anayasa’mızda bazı ilkeler getirilmiş durumda, verilmiş olan bazı ilkeler var, özellikle son yıllarda Birleşmiş Milletlerin öngördüğü kapsamlı gelişmeler Anayasa’mızın 90’ıncı maddesine eklenmiş durumda ancak bu anlamda, ben yine birkaç maddeyi okuyarak, ben size nasıl bir değişiklik yapılabilmesi gerektiğini söyleyeyim: Örneğin, çalışma hakkı konusunda Anayasa’mızın 49’uncu maddesi ilave ancak şu şekilde bir ekleme yapılması daha uygun olacaktır, onu da okumak istiyorum: Herkesin iş yaşamına eşit katılımını sağlamak için makul uyumlaştırma dâhil her türlü ve gerekli tedbirlerin alınması yönünde bir değişikliğe ihtiyaç var bu anlamda. Eğitim ve öğretim hakkı ve ödeviyle ilgili zaten mevcut Anayasa’mızda şöyle bir durum var: Tüm bireylerin, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak kaydıyla, okuma hakkının verildiği söyleniyor yani eşit bir şekilde, işte parasız okullarda eğitim alma hakkı verildiği söyleniyor. Bu anlamda, tabii engelli bireyler özellikle eğitim dünyasında şöyle bir sıkıntıya sahipler: Gerek Millî Eğitime bağlı okullarımızda gerekse üniversitelerimizde fiziki şartlar yeterli değil. Engelli bireyin bu noktada en önemli sıkıntısı… Şunu istemiyor engelli birey zaten: Yani bir ayrımcılık değil, onların… Belki şunu da diyenler çok oluyor yerine göre: Size bir üniversite kuralım, siz bir şehirde olun, herkes orada okusun, hepsini ayrımlaştıralım değil de onların isteği şu: Bizimle birlikte ya da diğer bireylerle birlikte aynı sınıfa girebilmek, aynı sınavlara tabi tutulabilmek yani aynı ölçüme girebilmek yani biz de yarışmak istiyoruz, amaç bu. Özellikle belki büyük şehirlerde imkânlar biraz daha iyi ama özellikle taşraya, yerel yerlere geçtiğimizde ise durum biraz daha sıkıntı oluyor. Bu durum, sadece eğitim hakkında değil, kamu binalarına giriş noktasında da büyük sıkıntılarımız var. Örneğin şöyle anlatayım ben: Çorum’da yaşıyoruz. Bir vergi dairemiz var, örneğin üst kata çıkamıyoruz çünkü bir asansörümüz yok, en basitinden bir örnek olarak söyleyeyim. Bu anlamda sıkıntılarımız var. Bunlar tabii Anayasa’ya biraz daha irdelenerek konulabilirse…

  • MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) – Yani bunlar anayasayla mı düzenlensin istiyorsunuz?

  • HİTİT ÜNİVERSİTESİ MESLEK YÜKSEK OKULU ÖĞRETİM ÜYESİ DOĞAN DEMİRCİ – Tabii ki. Anayasayla düzenlenmediği zaman yani yaptırım olmadığı zaman bir karşılık bulamıyoruz yani kuruma gittiğimizde, bununla ilgili bir talep olduğunda diyorlar ki: “Siz aşağı katta işinizi yapın.” Yukarıdaki memur arkadaşı aşağı indiriyorlar…

  • MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) – Yok. Aslında Özürlüler Yasası’nda tüm kamu kurum ve kuruluşlarında bu konuda tedbirler alınması sorumluluğu yüklendi. Ancak yapmayanlarla ilgili bir müeyyide öngörülmüş mü; onu bilmiyorum. Bir süre verilmiş mi? Şu zamana kadar tüm kamu kurum ve kuruluşları özürlülerle ilgili gerekli tedbirleri alacaktır diye bir hüküm konulmuş mu; onu hatırlamıyorum ama…

  • HİTİT ÜNİVERSİTESİ MESLEK YÜKSEK OKULU ÖĞRETİM ÜYESİ DOĞAN DEMİRCİ – 2012 son yıl olarak gözüküyor. Bundan sonra…

  • MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) – Demek ki, almak zorundalar.

  • HİTİT ÜNİVERSİTESİ MESLEK YÜKSEK OKULU ÖĞRETİM ÜYESİ DOĞAN DEMİRCİ – Evet, o anlamda bir durum var.

  • Bir de kişi hürriyetiyle ilgili 19’uncu maddede belirtilen yine bir hüküm var engellilerle ilgili. Bu konuda daha dikkatli ve özenli hazırlanması gerekli bulunmaktadır. Bu bağlamda, yeni yapılacak anayasada bu konuyla ilgili hazırlanacak maddenin şu şekilde değiştirilmesinin daha uygun olduğunu düşünüyoruz: Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’nin genel ilkelerinde belirtilen ve giriş bölümünde yer alan -iki tane bendi okuyacağım burada- “Kendi seçimlerini yapma özgürlüğü dâhil olmak üzere engellilerin bireysel varlıklarının ve bağımsızlığının önemini kabul ederek engellilerin kendilerini doğrudan ilgilendirenler de dâhil olmak üzere politika ve programlarla ilgili karar alma süreçlerine etkin olarak katılabilmeleri…” fıkralarındaki yaklaşım ekseninde bir içerik hazırlanması daha uygun olacaktır diye düşünüyorum.

  • MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) – Yani anayasal açıdan getirdiğiniz bir öneri. Anayasa’da böyle bir hüküm olsun…

  • HİTİT ÜNİVERSİTESİ MESLEK YÜKSEKOKULU ÖĞRETİM ÜYESİ DOĞAN DEMİRCİ – Evet; kişi hürriyeti, çalışma hakları ve eğitim-öğretim hakları üzerinde değişikliklere ihtiyaç olduğu kanaatindeyiz yani Anayasa’mızda mevcut hükümler var ama bunların yeterli olmadığı kanaatindeyim.

  • MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) – Çok teşekkür ederiz.

  • Veysel Hocam, buyurun.

  • HİTİT ÜNİVERSİTESİ İKTİSADİ İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ VEYSEL DİNLER – Ben, İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümündeyim. Ben Hukuk Bilimleri Ana Bilim Dalındayım, anayasa hukuku derslerini de ben yürütüyorum. Bu anlamda, biraz daha anayasaya yönelik katkıda bulunabileceğimi düşünüyorum.

  • Ben yeni anayasaya yönelik çalışmaları toplam beş başlıkta değerlendirdim.

  • Öncelikle anayasanın sunumuna ilişkin sorunu, bir kere bütün siyasetçilerin, başta milletvekilleri ve siyasi parti üyelerinin daha dikkatlere alması lazım. Şöyle ki: Halkta bir yersiz beklenti oluşturulmamalıdır. Şimdi, halkın öncelikli sorunu refah seviyesinin yükseltilmesi. Demokratikleşmenin muhakkak ki, refah seviyesinin yükseltilmesiyle bir alakası var dolaylı olarak da olsa amma velâkin bunu doğrudan refah seviyesine bağlamak yani halkın istediklerinin yoksulluklarının anayasa yapımıyla çözüleceği vaadinde bulunmak, biraz onları yersiz ümitsizliğe sevk eder. O yüzden, burada, ben siyasetçilerin biraz daha dikkatli olmasını öneriyorum şahsen.

  • İkinci mesele yine bu anayasanın sunumu konusunda, yeni anayasa anlatılırken tabii demokratik olacak, çok iyi olacak, 1982 Anayasası’nın bütün kötülükleri gidecek ama şu anda 1982 Anayasası, mevcut Anayasa yürürlükte ve yeni anayasayı överken 82 Anayasası’nı kötülemek bir anlamda halkın Anayasa’ya olan itibarını zedelemek oluyor yani halk nezdinde itibarsızlaştırmak çok yerinde bir davranış değil, bunun daha dengeli şekilde yürütülmesini öneriyorum şahsen.

  • Yine, anayasa hazırlanırken ne yazdığı değil nasıl uygulandığının daha önemli olduğunu da özellikle belirtmemiz lazım çünkü mevcut Anayasa’da çok güzel, özgürlükleri koruyucu şeyler var ama uygulanıyor mu uygulanmıyor mu veya ihlal ediliyor mu hak ve özgürlükler? Bunun üzerinde de daha çok durulması lazım gelir.

  • İkinci mesele, anayasanın yapımına ilişkin sorunlar, burada, birincisi değiştirilemez maddeler sorunu, bunun son kertede de olsa muhakkak çözümlenmesi gerekir yani iki ihtimalimiz var ya ilk üç maddeye hiç dokunmayacağız, bu şekilde bir yeni anayasa olacak, o zaman yeni anayasa olmaz bunun adı da anayasa değişikliği olur ama ilk üç maddenin değiştirilmesi hedefleniyorsa bunun muhakkak bir hukuki zemine oturtulması gerekir yoksa maazallah bir anayasal düzenin değiştirilmesi suçlamasıyla karşılaşmak da mümkün olabilir bunu yapanlar açısından. Ben, sadece belli tespitleri söylüyorum. İşte gerek Anayasa’nın 4’üncü maddesinde veya 175’inci maddesinde birtakım değişikliklere gidilerek bu yapılabilir, ek madde eklenip referanduma sunulabilir ama ilk üç madde değiştirilecekse muhakkak anayasanın yürürlüğe giriş referandumundan önce bir ön referandum olması gerekir ki, bu yeni Meclise yani 24’üncü Dönem Yasama Meclisine de bir kurucu meclislik statüsü kazandırsın. Böylelikle, hiçbir pürüz ortada kalmadan çözümlenebilsin.

  • Yine anayasanın yazımıyla ilgili birtakım önerilerimiz olacak. Bunları herkes söylüyordur, kısa, öz olsun, kazuistik olmasın diye. Bence de çok teferruatlı bir anayasaya gerek yok. Ama bence teferruatlı bir gerekçeye ihtiyaç var, şöyle ki: Anayasa Mahkemesinin yargısal aktivitizminden yani yersiz yere kendi yetkisini genişletmesinden, yorumlarıyla kendi yetkisini genişletmesinden herkes rahatsızlık duyuyor ve Anayasa Mahkemesinin nasıl bir karar vereceği konusunda ciddi bir tereddüt yaşanıyor yani böyle de olabilir şöyle de olabilir. Siz gerekçeyi geniş tutar ve bunu da yorumda esas bir yere koyarsanız…

  • Anayasa’nın 176’ncı maddesi var yani çok yersiz bir madde, kenar başlıkları anayasa metninden sayılır mı sayılmaz mı? Sayılsa ne olur sayılmasa ne olur? Ama gerekçenin yoruma esas kabul edilmesi bu anlamda amaçsal yorumu, lafzi yorumu daha etkili kılar kanaatindeyim.

  • Yine kanunla düzenlenebilecek konuların anayasada yer alması gereksiz.

  • Şimdi, anayasanın içeriğine ilişkin birtakım sorunlara gelecek olursak, yeni anayasada olması gereken beş tane temel husus var; birincisi, eşit yurttaşlık, ikincisi özgür toplum, üçüncüsü örgütlü toplum, dördüncüsü güvenli toplum, beşincisi güvenceli toplum.

  • Eşit yurttaşlık, siz de biliyorsunuz, kanun önünde herkes eşit, Anayasa önünde herkes eşit ama pratikte bunun gerçekleşmediği malumunuz. Gerek cinsiyet, engellilik, yaş gibi bireysel farklılıklar gerek dinî inanç ve düşünceden kaynaklanan farklılıklar, yine ana dil problemi; bunlar muhakkak çözümlenmesi gereken konular.

  • Diğer bir mesele, kamu görevlilerinin seçiminde mülakat yöntemi, anayasada hiçbir şey yer almasa bile özellikle kamuda yükselmede mülakatların kaldırılması yani bu referans şeyinin… Çünkü gençler çok ciddi bir ümitsizlik içerisinde. Herkes çalışmaktan, üretmekten ziyade, referans, nerede torpil, nerede geleceği garantiye alırım, siyasilere yanaşma, başka mecralara kayma… O yüzden, bunun muhakkak kaldırılması lazım eşit yurttaşlık açısından.

    Yüklə 2,81 Mb.

    Dostları ilə paylaş:
  • 1   ...   25   26   27   28   29   30   31   32   ...   39




    Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
    rəhbərliyinə müraciət

    gir | qeydiyyatdan keç
        Ana səhifə


    yükləyin