A I, taacüp haykırması; taaccüp veya memnuniyetsizlik edasiyle sual; 3



Yüklə 6,96 Mb.
səhifə24/90
tarix29.10.2017
ölçüsü6,96 Mb.
#19558
1   ...   20   21   22   23   24   25   26   27   ...   90

cürdöök, 1. (hayvanlar hakkında) daima yer değiştirmeyi seven; yürük; 2. mec. sürtük, sokak süpürgesi.

cürgünçü, 1. geçip giden yolcu; yolcu, sayyah; 2. tar. ülke ülke dolaşarak kervan yürüterek alış veriş eden tüccar.

cürgüs, yürümesi imkânsız, içinden geçilmez; adam cürgüs cer : içinden geçilemeyen yer, mahal.

cürgüsüz = cürgüs.

cürgüz-, harekete getirmek, icra etmek, yürütmek; üstömdük cürgüz- : hüküm sürmek; çarba cürgüz- : iğelik işletmek, idare etmek.

cürgüzül-, harekete geçirilmek; tatbik edilmek; önöktüp cürgüzülüp catat : mücadele yürütülüyor.

cürgüzüü, işs. cürgüz-den.

cürmö, sarı cürmö (yağla örtülen) ve yağlı tarafı içeriye çevrilen kalın inek (öküz) bağırsakları.

cürmüy- = şümüröy.

cürö haydi bakalım; (teklif mahiyetinde); cürö, baralı: haydi, gidelim!

cürök, 1. kalp, yürek; cürek sokpoyt : kalp çarpmıyor; cürögü ot : âteşin yürekli; gayretli; ak cürök 1) iyi niyet 2) sadık; vefalı; er cürök : cesûr, yürekli, mert, atılgan, pervasız; bok cürök : korkak; kara cürök : muhasım, düşmanlık besliyen, fena niyetli; et cürök : kalp; suu cürök : korkak, ödlek; badal cürök bk. badal 2; cürögö kaldı = könğülü kaldı (bk. Könğül); cürögü basıldı : rahat etti, sükûnet buldu; cürögü tüştü : pek fazla korktu, ödü patladı; cürögü oozuna tıgıldı : <>, korkudan nefesi kesildi; cürögünö tiygen : <>, onu bıktırdı, bezdirdi; çürögü üşüp kalgan : <>, korkmuş; cürögüm koop turat : beni karanlık önseziler eziyor, yüreğimde bir sıkıntı vardır; cürök tüşüü : bir çocuk hastalığının adıdır; cürek kuyduruu es. : sahte tabiplerin korkudan tedavi usulü (içinde soğuk su bulunan ve hastanın başı altına konulan kaba eritilmiş kurşun dökülür, ki bu kurşun gûya korkuya sebebiyet veren şeyin şeklini alırmış); eldin cürögün algan : herkesin yüreğine korku salmış; 2. yüreklilik, cesaret.

cüröksün-, korkmak, korkaklık göstermek.

cüröksüz, yüreksiz, korkak.

cüröksüzdük, korkaklık, yüreksizlik.

cüröktüü, cesur, yürekli.

cürü! = cürö!

cürüm, cürüm- turum : edişler ve gidişat; cürüm- turumu caman : gidişatı fena.

cürüş, 1. adım (at yürüyüşü), yürüme, yürüyüş; attın cürüşü menem keldik : yavaş yürüyüşle geldik; 2. (askerî yürüyüş); 3. cürüş- turuş = cürüm- turum (bk. cürüm).

cürüştö-, yürüyüşü hızlatmak, daha çabuk yürümek.

cütkün-, ileri uzanmak, ileri atılmak, hücuma, saldırıya hazırlanmak; buudan çalış mal eken, cügüröm dep cütküngön folk. (at) –yürük hasletlerine malik olan bir hayvandır, koşmak arzusiyle hep ileri atılıyor.

cütkünçük, ileri atılma, hız.

cütkünt-, et. cütkün-den.

cütküntüü, işs. cütkünt-ten; Sovet ökümötünün toyu toylongon sayın madanıyattı cütküntüüişi kenğimek : Sovyet hakimiyeti tekâmül ettikçe kültür işleri de genişliyecektir.

cütkünüü, ileri atılış.

cüülüt-, sürüklemek; teşvik eylemek.

cüün, fıkraların (omurga kemiklerinin) mafsalları (bağlantı yerleri); muun- cüün : boğumlar, mafsallar; cüünü boş : gevşek, kof, sölpük; beceriksiz.

cüürt-, cüürtö basıp otur : bacaklarını bükerek, tek bir diz üzerine durmak (diz çökerek atmak istiyen nişancı böyle bir vaziyet alır).

cüyö, 1. doğruluk; 2. öz; 3. delil (argument); cüyögö könbögön : lâkıranlatılması müşkül olan, dikkafalı.

cüyöçül = cüyökeç.

cüyökeç, k-f. hazırcevap, anlayışlı, çabuk intikal eden.

cüyöker, k-f. cüyökeç.

cüyölöş-, birbirine deliller getirmek; birbirini gürültüsüz kanıtmaya çalışmak.

cüyölüü, kaideye uygun, uygun, muvafık; cüyölüü söz : esaslı, ciddî söz; cüyölüü sebep : kabul edilebilir sebep.

cüyür, cüyür-cüyür : cış-cış (bk. cış).

cüyürt-, cüyürtö basıp oltur- : çömelmek.

cüz I, yüz, yüz tane.

cüz II, yüz (çehre); yüzey (satıh); cer cüzündö : yer yüzünde, bütün yer küresinde, bütün dünyada; iş cüzündö : işte; ooz menen bizdiki bolup, iş cüzündö bizdin tilekten çet : sözde bizimle beraber olarak, işte bizim arzularımızdan bir kenarda (duruyor); eldin işeniçin ooz cüzündö emes, iş cüzündö aktaymın : halkın itimadını yalnız sözle değil, işte de hakedeceğim; üç ay cüzü bolguça : üç ay geçene kadar, üç ay bitince; eç kimdin cüzünö karabastan : şahıslara bakmadan; cüz karamalık yahut cüz karamaçılık : riya, yüze gülme, cüzü kara : alçak, rezil; hain; cüzü kara duşman : haim düşman.

cüz- III = süz- 2.

cüzdön-, yüzce benzemek; aç calanğgiç cüzdönüp folk. : aç Azrail gibi çatık çehreli.

cüzdür- = süzdür-.

cüzdüü, eski cüzdüü : iki yüzlü, müraı, münafık.

cüzdüülük, cüzdüülük: ikiyüzlülük, riya, nifak.

cüzö, yüzey (satıh), : cüzögö çıkar yahut cüzögö aşır- : varlığa çıkarmak; cüzögö çıkpay (yahut aşpay) kaldı : varlığa çıkmadan kaldı.

cüzüm, üzüm.

cüzümçülük, bağcılık.

cüzümdük, bağ.

Ç

çaalık-, yorulmak,

çaalıkpas: yorul­maz.

çaap, gerondif çap- IV ten.

çaar, l. alaca; çaar köynök: alaca gömlek; 2. benekli (at donu); kı­zıl çaar: kara benekli; kara çaar: kara benekli; 3. çiçek bozuğu 4. içi çaar meç. ketum (kimseye sır aç­maz); 5. (ayakkabının) kenarı.

çaara== çara II

çaaraker, f. far. (cenubî Kırgızlıkta): başkasının toprağında, başkasının alat ve edevatıyla çalışan ve mahsulün bir kısmım alan rençber.

çaarçık, karaca yavrusu.

çaarda-, buruşturmak, alacalandır­mak (buruşuk, alaca yapmak).

çaardagıç, bir kunduracı aygıtıdır ki onunla kunduranın kenarı yapılır; kundura kenarı çarkı.

çaardat-, et. çaarda-dan:

çaardooç== caardagıç.

çaba, çap IV hal zamanı gerondifidir;

karşı karsıya: önden (başlıca, yağmur hakkında); camgır çaba caayt: yağmur yüze vuruyor;

yağmur kaldırılmış olan tündük’ün (hk.) karşı taraf ından vuruyor ve keçe evin içine düşüyor.

çabaagan, (bir iş hakkında) haber salmak için komşu avullara (köylere) gönderilen sai.

çabaagançı=: çabaagan.

çabadan, f. kıymetli ev eşyasını sak­lamak için kullanılan uzun ve dar çuval.

çabak, l. çapak balığı; may çabak l) latince adı Gobio olan bir ba­lıktır; (Ş. Sami’ye göre: tatlı su kayabalığı. M.); 2) balıkçık, her­hangi bir ufak balık; it çabak (som balığı: Salmo cinsinden olan ve latince Salmo alpinus adını ta­şıyan bir balıktır. M.) çabak ur-: bir nesne suya düşmek ve bundan bir ses hasıl olmak; (yüzerken) kollarla ve bacaklarla küçük ha­reketler yapmak; kollarını sallayıp yüzmek; 2. yün ditmek için in­cecik çubuk (saboo’dan bk. daha ince); 8. tekerleğin dişi; 4. küçük sırık.

çabalda-, l. şişi birkaç yerden deşmek: 2. yün ditmek,

çabaktaş-, muş. çabakta-dan.

çabaktat-, et-, çabakta-dan.



çaban.r. çoban /12/

çabar, l. sai (tatar); salıkçı (haber­ci); 2. kavas; kurye.

çabarmar, 1.seyis, atlı; Z. kurye.

çabdar, al(at)

çabeles. l. zayıf, denmansız; 2. ah­mak.

çabendes» f. at üzerinde oğlakla ya­pılan yarışta oğlak çekmekte ma­hir olan; cesur, atılgan atlı; çabendester çogulsa; ulaktın çeri cazıllat folk. cesur atlılar toplandığında (onlar çekişirken) oğlağa fe­rahlık geliyor.

çabal, zayıf, dermansız; bergenin aigan— camandın işi; içkenin kuş kan— çabaldın İşi ats : verdiğini geri almak- kötü adamın işdir; İçtiğini kusmak— zayıfın işidir.

çabaldık, zayıflık, dermansızlık.

çabalekey, l. = çabiyekey; 2. =ene çikit (bk. çikit).

çabık= çabındı.

çabıl-, l. dibinden kesilmek; tamırına balta çabıldı: kökünden yok edildi; çaçılıp - çabılıp bk. çaçıl-;2. çapula ve yağmaya çarpmak; 3. dörtnala koşmak (binek hayvanı hakkında); at çabıldı : at yarışı, koşu yapıldı.

çabılakey- çabiyekey. ğu mesafe; tay çabım cer : bir ya-

çabım, yarışların mesafesi; at çabım cer : büyümüş atların koşturulduğuşında olan tayların koşturulduğu mesafe



çabındı, ot biçilen yer, çayır; çabın­dı çerler : ot biçilen yerler

çabır, ufak tefek şeyler, değersiz nesneler; çabır mal : çelimsiz ve arık hayvan (ufak, zayıf atlar, ko­yunlar ve s.)

çabış I, işs. çap - IV ten; at çabış • at yarışı, koşu; at meydanı; çılanğaç çabış es. : bellerine kadar çıp­lak olan iki atlının yansıdır ki bunlar birbirinin çıplak tenlerine kamçı ile vurmaya çalışırlar; çonğ çabış es. : yoğaşı verilirken yapı­lan at yanşları; kol çabiş : l) el çarpma suretiyle alkışlama; 2) bir oyunu veya şarkıyı nağmelere ve­ya hareketlere uydurarak iki avucu birbirine vurmak suretiyle takibetme; çöp çabış= çabındı.

çabiş II, l. hep beraber kesmek; bir­birini kesmek; 2. koşmak suretiy­le yarışmak; alabildiğine koşmak,

çabışuu, işs. çabış- II den.

çabıt, şikar araştırarak dolaşmak;baskın, akın.

çabıtta-, av arayıp dolaşmak.

çabiyekey, kırlangıç; too çabiyekeyi : dağ kırlangıcı.

çabuu I, işs. çap- IV ten; kol çabuu l) el çırpmak suretiyle alkışlama;2) oyunu yahut şarkıyı el çırpmak suretiyle takibetmek.

çabuu II, rubanın yahut paltonunarka kısmı.

çabuul, l. hızlı yürüyüş (at üzerinde); koşu; kara çabuul l) atın dörtnala koşması; atın bir defadaki hafif koşması (carriere); üç attuu, birinen biri ötüp, kara çabuul menen kele çatışat: üç atlı, kah biri, kah ötekisi öne geçerek, atlarını dolu dizgin koşturarak geli­yorlar; 2) Öndülsüz at yarışı; iri­si coktun atı kara çabuulda cügüröt ats. : talihsizin atı (yalnız) öndülsüz (ikramiyesiz) kokularda (iyi) koşar; 2. akın, çapul. taarruz hücum; çabuul sal- yahut çabuul koy- : akın etmek, taarruza geçmek, hücumetmek. korgongo ça­buul koydu : kaleye hücumetti.

çabuulda-, l. muayyen bir yönet gö­zetmeksizin koşturmak (atı); 2. dörtnala, dolu dizgin koşturmak.

çabuuldat-, et. cabuulda-dan.

çaç I. (insan başındaki) saç; çaç cıy- es. : saç Örmek (kocası öldük­ten sonra yedinci yahut kırkıncı günde bunu yapan dul kadın hak­kında) ; karın çaç : çocuk karında iken biten saç; cıldı çaç : erkeğin ensesindeki perçem (şimdi artık bu perçemi .taşımıyorlar); çaç etek­ten bol- : bir nesneyi bol bol al­mak; bolluk ve kolaylık içinde ya­şamak; çaçtan köp : hesapsız, çok:çaç kap= çaçpap; çaç uçtuk; bk. uçtuk; çaç kırk tar. : saç örgüsünü kesmek (bu, bîr kadim rüsvay et­mek için bir ceza olarak tatbik edilirdî).

çaç-II, l. saçmak (püskürmek): şu-raya buraya atmak; her yana dök­mek; 2. serpmek 3. meç, israf et­mek.

çaça-, bir şey içerken geniz nahoş bir surette gıcıklanmak neticesinde istemiyerek, aksırığa benzer bir ses çıkmak.

çaçat-, et. çaça-dan.

çaçı, l. küçük saçak; cooluktun çe-kelerinde mayda çaçılar bolot: mendilin kenarlarında ufak saçak­lar bulunuyor, kuyruktaki kıllar; kimi hayvanların kuyruk ucu (di­yelim. ineğin, eşeğin); ögüzdün kuyruğunun çaçısın kuyuşkanğa baylap adlı : öküzün kuyruk uçu­nu kuskuna bağladı; 3. atın aya-ğnın gerisindeki kıllar.

çaçıl-, saçılmak, püskürülmek; çaçılıp - çabılıp kapa boldu : aşın müteessir oldu.

çaçıla I, bir düğün ayinidir ki, şun­dan ibarettir : güveyin yakınlarından yaşlıca bir kadın, gelin nişanlısının köyüne geldiğinden (kaynatasının evine yaklaştığı zaman) onun üstüne şekerlemeler saçardı.

çaçıla- II, saçakla süslemek, saçak takmak; topostun kılı menen çaçıla- : Çin mandasının (kaytızın) kuyruk kılıyle süslemek.

çaçılat-, et. çaçıla- II den.

çaçılt-, et. çaçıl-dan; kozgolonğçulardın askerlerin çaçıltıp ciberdi : asi­lerin askerlerini dağıttı.

çaçıluu I, saçaklı, saçakla süslenmiş; çaçıluu içkır : saçaklı uçkur.

çaçıluu II. îçs. çaçıl-dan

çaçım, l. saçma, dökme; 2. taksim, (ülüştürme); çaçım menen : taksime, ülüştürmeye göre.

çaçın, talaan-çaçın bk. talaan.

çaçıdı, darma dağnık durumda bu­lunan, saçık ; öteye beriye atılmış, serpilmiş.

çaçınıy, r. kon. hususî; hususî mülk sahibi, kollektive girmeden kendi basma iş gören.

çaçıra-, sıçramak, param parça ol­mak; künçaçırap çıkkanda : par­lak güneş doğarken; kündün murdu çaçıraganda : güneş gözükmeye başladığında.

çaçıraak, sıçrayan: çaçıraak otun çatırdıyarak yanan odun. yanarken kıvılcımlar saçan odun.

çaçırandı, sıçrantı; zifos; çoktun çaçırandısı : kıvılcım.

çaçıraş-, müş. çaçıra-dan.

çaçırat-, sıçratmak.

çaçıratkı, hindiba (bitki).

çaçış-, muş. çaç- II den; suu çaçış- hep beraber su serpmek; birbiri üzerine su serpmek; çaçışkan cip . karışmış iplik.

çaçkm, saçık, dağmık.

çaçkındık, saçıklıkk, dağnıklık.

çaçma, saçık : kolay dağılmiya muştait olan; çaçma kürüç : pilav.

çaçpak, saç örgüsiyle beraber örülen saçak; çaçpak kötör- mec. : hizmete amade gibi görünerek, hoşa gitmeye çalışmak; birisini, peşine takılıp, bırakmamak; al çaçpagın kötörüp keldi : o, yalnız (misafir olması istenilen) adamla beraber bulunduğu için (diyelim misafir­liğe) geldi.

çaçpaktuu, l. çaçpak taşıyan (bk çaçpak); 2. mec. kadın.

çaçta-, saçtan tutarak sürüklemek

çaçtaraz, k-f berber; çaçtaraz mene süylöşsönğ, ustara menen kayra* ğın aytar ats. : herkes kendi işinden bahseder (harfiyen : berberle konuşursan, o, bileği taşiyle ustu­radan bahseder)

çaçtaş-, birbirini saçından tutarak sürüklemek, saç saca başbaşa gel­mek, dövüşmek (kadınlar hakkın­da; karş. çakalaş-).

çaçtaşuu, işs. çaçtaş-tan.

çaçtuu, saçlı kıllı.

çaçuu, l. saçma, dağıtma, püskür­me; 2. serpme: 3. meç. pazara gön­derme, satılığa çıkarma.

çadırakay, şişman, semiz, etli.

çadıranğda-, hareketlerinde şişmana. semize benzemek.

çadıranğdat-, et. çadıranğda-dan.

çadıray-, şişman, semiz bir durum­da olmak.

çağan, yahut çağan ayı (destanda): Moğol ve çinlilerde yeni yıl (bay­ramı bîr ay sürer).

çagarak, helezonî. burmalı; burma; ayıl itinin kuyruğu çagarak ats. : evde duvarlar da yardım ediyor (harfiyen : köydeki köpeğin kuy­ruğu helezonîdir).

çagarakta-, l. çengelimsi bükülmek (diyelim, köpeğin kuyruğu hakkın­da); 2. mec. gururlanmak; kendini müstakil hissetmek; çagaraktap kalıptır: o, gururlanmış; atım çagaraktap kalıptır : atım kanlı canlı gözüküyor.

çagaraktat-, et. çagarakta-dan; it kuyruğun çagaraktatıp arsıldadı : köpek kuyruğunu çengelleştirdi ve gümürdedi.

çagarakrtatuu, halka, helezon, çengel şeklinde bükme.

çağıl-, mut. çak- IV ten.

çagıldır-, gözü •kamaştırmak; köz cagildıra turgan : kamaştıran.

çagılgan, şimşek, çakın, yıldırım; aa çagılgan tiydi : ona yıldırım değ­di; çagılgan ogu mit.: yıldırım oku: di; çagilgan ogu mit. : yıldırım oku : (güya yıldırım düşen mahal­de yerin düzeyine çıkan) kırmızım­tırak taş; çagılgandın ogunday : yıldırım gibi vuran.

çagılış I. göz kamaştıran ışık; közgö çagılış ber- : gözü kamaştıran (ga­yet açık ve parlak nesne hakkın­da); kündün çagılışına karay albaym : güneşin parıltısına bakı­yorum.

çagılış II, aksetmek: suudan çagılışıp. carkırap körüngön ay eken parlıyan. suda akseden, meğerse aymış.

çatılıştan-, riyayı aksettirmek, yıl-dıramak.

çağım, iftira; curnal; tezviratlı dava: bövdö çağım bölökkö cetpes ats.: yalancının mumu yatsıya kadar yanar (harfiyen. : iftira başkasına yapışmaz).

çagımçı, curnalcı, muzevir.

çagımçılık, müzevirlik,

çagın, ölçülü, mahdut: azcık: özünö çağın malı bar : (kendi ihtiyaçlarına yetecek .kadar) bir mikdar hayvanı var.

çagır, çagır taş : bir taş adıdır; koy çagır : eski zamanlara ait bir silahın adıdır.

çagırmak, yahut çağırmak teke : büyümüş (yabani) teke.

çagış-, çatışmak (köpekler hakkın­da).

çagıştır-, (iki nesneyi birbirine) karşılaştırmak, mukayese etmek; akılga çagıştırıp baykap körçü! :akıl edip bak!

çakıştırma, l. Karşılaştırma, mu­kayese; 2. mat. nisbet, oran; prossent çagıştırması : faiz oramnı

çagıştıruu, l. mukayese; 2. mat. nis­bet, oran; geometriya çağıştıruusu: geometrik oran; esep çağıştıruusu : hesap oranı.

çagışuu, işs. çagış-tan.

çaguu, işs. çak- IV ten.

çak I. ölçulu; uygun, münasip; ko­laylıklı; tam; yakışıklı; senin kîyiminğ maa çak kelet : senin giyi­min bana tam geliyor; özünü çak :muvafık, münasip; kün çak tîh-tö : tam öğle zamanı; çak cayloo uygun, yazlık otlak, mer’a.

çak II, zaman, vakit; bala çakta : çocuklukta; cıvırma beste çagında folk- : yirmi beş yasında iken; ke­ler çak gram. gelecek zaman müs­takbel zaman); cak toluktat kıç gram. : zaman gösteren zarf.

çak III. iki şeyin birbırine vurulma-sından, çarpışmasından hasıl olan ses; çak çak : şak sak (diyelim,küçiik çekiçle metal döverken); çak etme : pistonlu silah (çakmaklığından farklı olarak); çak et- : tak tak etmek; çak etkiz- : tak tak et­tirmek; çak etkizip terezeni caap koydu : tak ederek pencereyi kapatıp koydu; çak- çuk : keskin ve kesik takırtı; çagılgan çak - çuk dey tüştü : yıldırım çatırdıyarak düştü.

çak- IV, l. müzevirlik etmek; şika­yet eylemek: meni saa çaktı : bana senden şikayet etti; al maa mun-ğun çaktı : o bana dert yandı; 2. şiddetle vurmak; meni arak (ya­hut bozo ve s.) çagıp koydu : mah­murluktan kırıklığım vardır: 3. sok­mak (ısırmak); 4. çakmak çak­mak.

çaka I. çaka-çaka : örse çekiçle vur­maktan hasıl olan sesi taklit.

çaka II, l. madenî kova (karş. çelek l); çaka kak- eş. (davula vu­rur gibi) kovaya vurmak (sahte tabiplerin doğurtma sanatı usullerinden bîridir); çaka tuyak= çakar; 2. ufak bakır sikke; mete­lik; ceti çaka karzım çok folk. : yedi metelik bile borcum yoktur.

çakalay, (vucuttakî) temregü, erpes (hastalık).

çakan I. l. biraz bir miktar: berilgen cardımı ötö çakan : yaptığı yardım gayet ehemmiyetsizdir; 2. küçük: valnız şahsî ihtiyaçlara ye teçek kadar.

çakan II, korku (velvele); imdada çağırma işareti.

çakar, yaman; görmüş geçirmiş (kimse); kurnaz (daha fazla at hakkında).

çakçanğda-, azim ve gayretle 4 görmek; çakçanğdap kirip keldi : içeriye fırladı; közdörü çakçanğdayt : gözleri fena halde gözevinden fırladı.

çakçarıl-, hiddetlenmek, ayranı ka­barmak (alacağın olsun! dur bakalım, gösteririm ben sana).

çakçay-, kabarmak: közü çakçaydı : gözleri büyük açıldı.

çakçayt- gözleri büyük açmak.

çakçelekey, intizamsızlık; karma ka­rışıklık; çakçelekey tüşürüp : alt üst ederk, altından girip üstünden çıkarak.

çakçı== sınçı,

çakçigay, (bir kuş adıdır).

çakıl, çakçıl etiş gram. geçen zaman gerondifi.

çakılda-, çak çak sesi çıkarmak (bk. III); açık ve kolay anlaşılır bir tarzda konuşmak: gıcırtı sesi çı­karmak (diyelim, saksağan hak­kında); cıvıldamak.

çakıldat-, et. çakılda-dan; çot çakıldat- : hesap aleti düğmelerini şak­latmak.

çakıldoo, çak dövme; gıcırtı se­si çıkarma; cıvıldama.

çakır-, çağırmak, davet etmek, toplantıya çağırmak.

çakırakay, faltaşı gibi açılmış, (göz­ler).

çakıranğda-, gözler faltaşı gibi açıl­mak.

çakıray-, l. gözler faltaşı gibi açıl mak; 2. (birisinin) üzerine atılmak.

çakırayt-, et. çakıray-dan; köz ça-kırayt- : (hiddetten yahut korku­dan) gözleri faltaşı gibi açmak.

çakırayuu, işs. çıkaray-dan.

çakırık, l. çağırma, davet; 2. (çağırarak gönderilen) bildirge, ih­barname.

çakırış-, hep beraber çağırmak, bir­birini çağırmak: birbirini davet eylemek,

çakırıl-, çağırılmak. davet edilmek toplantıya çağırılmak.

çakınluu, işs. çıkarıl-dan.

çakırıluuçu l. çağırılan, davet edi­len; 2. askere çağırılan.

çakırım, l. insan sesinin duyulabile­ceği mesafe; 2. (ruşçada «versta» denilen ve 1,067 kilometre’den iba­ret olan uzunluk ölçüşü. M).

çakırmala- = çakır-

çakırtuu, çağırtma, davet ettirme.

çakıruu, çağırma, davet etme. oku­ma*

çakmıuçu, çağıncı, okuyucu, çığırgan, münadi; çıkıruuçu saldı : çığırgan, münadi vasıtasıyla bildir­di.

çakıy-, dikilmek; göz dikmek, dik­katle bakmak; cıldız çakıyıp : yıl­dız pırıl pırıl yanıyor.

çakıyt-, et. çakıy-dan.

çakmak, l. çakmak; 2. çükö oyununun adıdır (bk. çükö); 3. közü ala çakmak boldu : gözleri süzül­meye başladı.

çakmakta-, közünğ ala çakmaktap cüröt l) gözlerin oynuyor: 2) sana her şey bozuk (aşırı büyümüş) şekilde gözüküyor; közü ala çakmaktay başladı : gözler süzülmeye, adam sarhoş olmaya başladı.

çaksa, f. (cenubî Kırgızıstanda) 5 kilo kadar ağırlık ölçüşü.

çakta-, (takriben) takdir etmek; de­nemek.

çaktaş-, muş. çakta-dan.

çaktı, l. takribi mikdar; on çaktısı :onlardan on kadar; 2. kuvvet:çaktısı kelbeyt : gücü yetmiyor, yapamıyor; çaktım kelet : mukte­dirim, gücüm yetiyor; çaktısınta­ba albay kalıp : şaşırarak.

çakır-, et. çak- IV ten.

çaktıruu, işs, çaktır-dan.

çaktoo, işs.. çakta-dan.

çal I, l. kır (kül rengine çalar, be­yaz); çal sakal : kır sakal; çal kuyruk : kır kuyruklu (at hakkında); 2. ihtiyar.

çal- II. l. şiddetli ve keskin vuruş­la vurmak : çalmak; (güreş sıra­sında) ayak çalmak; calip çıktı :ayak çalmak suretiyle yere serdi;2. kamçı ile vurmak; kancıgaga çal- : terkiye bağlamak,; tegerete çal- : ipliği tura ve çile yapmak:3. (hayvanı) kesmek; 4. bakmak:yolu yoklamak; col calip kel : yo­lu bakıp gelmek; konuş calip kel- :konağı (durağı) bakmak, yokla­mak; durakalmak için elverişli ye­ri seçmek; keçüü çal- : nehirde geçit aramak: nehirden geçmek için uyurun mahalli seçmek.

çala, büsbütün değil; tam değil; ek­siklik: melez; metis; çala can : yarı diri; çala ölük : yarı ölü; çala şabattuu : okuması yazması az olan (buradaki “sabattu” sözü «sevadlı» dan bozulmuş olacak, M); işinğ çala : işin eksik yapılmış : çala - bula : şöyle böyle; çalaga. Yım yahut çala kayım : avanak; mıymıntı; çalagayım cindi : ah­mak adam; çala - çarpıt (yahut çalaçarpıt) cerinde ; her nerdeyse, herhangi bir mahalde: bazı yer­lerde.

Yüklə 6,96 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   20   21   22   23   24   25   26   27   ...   90




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin