Dünya klasikleri : 13



Yüklə 9.99 Mb.
səhifə44/150
tarix18.06.2018
ölçüsü9.99 Mb.
1   ...   40   41   42   43   44   45   46   47   ...   150
Kalganov:
— Yalan! dedi.
— Pane Kalganov, ve seyahetnoi  kumpanyi  tak muvitz ne projistoi. (Namuslu bir toplulukta böyle konuşulmaz!)
Mitya :
— Sanki Polonyalı bir oyuncu   sana bir milyonu böylece kaptırmış gibi! diye bağırdı, ama hemen aklı
KARAMAZOV  KARDEŞLER
39»
başına geldi: Bağışla beni Pane, suçluyum, gene suçluyum! Verir, verir, şeref sözü üzerine, bir Polonya'linin şerefi üzerine söz verdiği için bir milyon da verir. Na polskuz çest! Görüyorsun ya nasıl lehçe konuşuyorum. Ha, ha, ha!... Bak işte on ruble koyuyorum. Ortada
vale var.
Maksimov  elindeki   kâğıdı, kızı ortaya  koyarak kesik kesik «hi hi hi!» diye güldü:
— Ben de1 küçük hanımın üzerine bir rublecik koyuyorum, kupa kızına, cici kıza, küçük Paneçkaya, hi! hi! hû... dedi ve herkesten elindeki  iskambili saklamak istiyormuş gibi, masaya iyice yaklaştı ve aceleyle eğilerek haç çıkardı.
Mitya kazandı. Rubleyi de aldı. Mitya :
— Köşe! diye bağırdı...
Maksimov, bir rublecik kazandığı için müthiş sevinerek büyük bir memnunluk içinde :
— Ben de gene bir rublecik oynıyacağım. Tek bir rublecik! Sembil olsun, küçücük, küçümencik bir sem-bil olsun.
Mitya :
— Aldım onu! diye bağırdı. Yedilinin üzerine çift
olsun.
— Çift olarak yediliyi de aldılar! Kalganov birden:
— Yeter! dedi.
Mitya, hep ortaya koyduğunu iki misline çıkararak :
— Duble, duble! diye iki katına  çıkarıyor ve iki katına çıkardığı her iskambil karşı taraftan almıyordu. Bir rublecik oynadığı vakit ise kazanıyordu. Mitya öfke içinde :
— Duble olsun! diye kükredi. Divandaki Pan :
— îki yüz kaybettin, Pane! Gene ikiyüz mü koyuyorsun? diye öğrenmek istedi.400
KARAMAZOV  KARDEŞLER
KARAMAZOV  KARDEŞLER
401
— Nasıl olur? Şimdiden ikiyüz mü kaybettim? Peki iki yüz daha olsun. Tüm ikiyüz de «Pe» olsun.
Mitya bunu söyledikten sonra cebinden paraları çıkardığı gibi iskambillerden kızın üzerine iki yüz ruble atacağı sırada Kalganov birden iskambili eliyle kapadı. Gür sesiyle :
— Yeter! diye bağırdı. Mitya ona dikkatle baktı:
— Ne oldu? dedi.
— Yeter artık! Artık   oynamayın,   istemiyorum». baha fazla oynamıyacaksınız.
— Neden?
— Öyle iste! Bos verin, kesin oyunu ve çekip gidin. İşte bunun için! Artık daha fazla oynamanıza izin vermem!
Mitya, ona derin bir şaşkınlık içinde bakıyordu. Gruşenka sesinde garip bir ifadeyle :
— Bırak Mitya! Belki de doğru söylüyor.   Zaten çok kaybettin.
Her iki Pan da birden çok gücenmiş gibi davranarak yerlerinden kalktılar. Kısa boylu Pan, sert bir tavırla Kalganov'u tepeden tırnağa süzdü.
Pan Vurublevskiy Kalgonav'a :
— Yak, sen Povajes to robiteze, Pane, «buna nasıl cüret ediyorsun'  diye homurdandı.
Gruşenka :
— Ne hakla, ne hakla bağırıyorsunuz, bağırmayın! diye haykırdı. Sizi hint horozları sizi!
Mitya hepsine sıra ile bakıyordu. Ama Gruşenica'-nm yüzündeki belirsiz değişiklik onu birden şaşırtmıştı-Aynı anda o zamana kadar hiç aklına gelmeyen yeni bir düşünce zihninden geçti. Yepyeni garip bir düşünceydi bu.
Kısa boylu Pan :
— Pani Agripinna, diye söze başlıyacak oldu.
Meydan okuyan bir tavırla kıpkırmızı olmuştu. Birden Mitya yanına yaklaştı, omuzuna vurarak :
— Çok sayın bay, iki çift lâkırdım var size.
— Çevo htzeş Pane (Ne var?)
— Öbür odaya, o odaya gidelim, sana iki sözcük, iki güzel sözcük söyliyeceğim. En güzel sözlerden... Çok memnun kalacaksın!
Kısa boylu Pan şaşırıp kaldı ve ürkek bir tavırla Mitya'ya baktı. Ama gene de razı oldu. Yalnız bir şart koştu. Pan Vurublevskiy de onlarla birlikte gelecekti.
Mitya :
— Muhafız mı gelsin istiyorsun? Varsın gelsin o da, o da gelmeli! Hatta onun muhakkak gelmesi gerekir! diye bağırdı. Marş Pan öve!
Gruşenka endişeyle:
— Nereye gidiyorsunuz? diye sordu. Mitya :
— Bir anda döneceğiz, diye karşılık verdi. Yüzünde garip bir cesaret, beklenmedik garip bir
canlılık parıldamıştı. Bir saat önce o odaya girdiği vakit yüzünde hiç te öyle bir ifade yoktu. Fanları kız korosunun toplandığı ve sofranın hazırlandığı büyük odaya değil de, sandıkların, yüklerin ve herbirinin üzerinde yığınla basma kılıflı yastıklar bulunan iki büyük karyolanın durduğu yatakhaneye, sağdaki odaya götürdü. Bu odada ta köşede küçük tahta bir masanın üzerinde bir mum yanıyordu. Pan ile Mitya masanın -önüne karşılıklı olarak oturdular. O kocaman Pan Vurublevskiy ise onların yan tarafına ellerini arkasında kavuşturarak oturdu. Panlar ciddî bir tavırla ve belli "bir merakla bakıyorlardı. Kısa boylu Pan :
— Pan'a ne gibi bir yardımımız dokunabilir? diye sordu.
Karamazov Kardeşler — F.: 26
402
KARAMAZOV  KARDEŞLER
Mitya :
— Şöyle bir yardımda bulunabilirsiniz Pane, ben fazla konuşacak değilim, bak al sana para.
Kâğıt paralarım çıkarmıştı:
— Üç bin istermisin? Al, sonra nereye  gidersen git.
Parı keskin bir bakışla, büyük bir dikkatle bakı-yordu. Gözlerini Mitya'nın yüzüne dikmişti.
— Trji tısentzı Pane? diye sordu. Vurublevskiy ile bakıştılar.
— Trji Panove'ya Trji! dinle Pane görüyorum ki, akıllı adamsın. Al bu üç bini ve buradan defol. Giderken Vurublevskiy'i de götür, işitiyor musun bunu? Ama hemen şu anda ve bir daha geri dönmemek üzere gideceksin, anlıyor musun Pane? îşte şu kapıdan bir daha ömrünün sonuna kadar dönmemek üzere çıkıp gideceksin. Senin orada  neyin var, palton mu, kürkün mü? Ben sana getiririm. Sana hemencecik bir troyka hazırlarlar, sonra... dovidzenya, Pane! Olur mu?
Mitya kesin bir tavırla karşılık bekliyordu, içinde hiç bir şüphe yoktu. Pan'ın yüzünde çok kesin bir anlam belirdi.
— Peki paralan nasıl vereceksin Pane?
— Rubleleri şöyle vereceğim Pane: Şimdi şu anda peşin olarak ve arabacı için sana beş yüz ruble vereceğim. İki bin beş yüz rubleyi de yarın şehirde  veririm. Şerefimin üzerine yemin ederim. Yarın alacaksın onları. Patlarım çatlarım, ama bulurum, diye bağırdı.
Polonyalılar gene bakıştılar. Pan'ın yüzünde kötüye doğru bir değişiklik olmuştu. Mitya işin kötüye gittiğini hissederek parayı arttırdı:
— Yedi yüz, yedi yüz vereceğim! Beş yüz değil' Hemen şu anda, eline sayacağım, dedi. Ne oluyorsun Pan? İnanmıyor musun yoksa? Canım, sana üç binin hepsini de simdi veremem ya! Verirsem, sen de hemen yarın Gruşenka'nın yanına dönersen, ne olacak sonra?
KARAMAZOV  KARDEŞLER
403
Zaten şimdi o üç bin ruble yanımda yok. Paralar kentte, evimde.
Mitya, bunları aceleyle ve her söylediği sözde cesareti biraz daha kırılarak korkuyla söylüyordu.
— Vallahi billahi, orada duruyorlar, sakladım onları...
Birden kısa boylu Pan'ın yüzünde kendine aşırı derecede değer verdiğini belli eden bir duygu, belirdi. Alaylı alaylı:
— Çi ne potşe bu veş yeşo çego? diye sordu. Pfe! Af Pfe! (Ayıp, ayıp.)
Sonra yere tükürdü. Pan Vurublevskiy de tükürdü. Mitya artık herşeyin bittiğini anlayarak umudunu yitirmiş bir halde:
— Bunun için mi yere tükürüyorsun, Pane? diye söylendi. Gruşenka'dan daha fazla koparacağını sanıyorsun, değil mi? Amma da üç kâğıtçısınız ikiniz de! Üç kâğıtçı!...
Küçük Pan, birden İstakoz gibi kızararak :
— Yeste do jibogo dotkentem (bu benim 'için en büyük hakarettir). Sonra büyük bir öfke içinde sanki artık hiçbir şey dinlemek   istemiyormuş gibi odadan dışarı çıktı. Vurublevskiy sallana sallana  arkasından gitti, en sonda da artık utanç içinde ne yapacağını şaşırmış olan Mitya geliyordu. Gruşenka'dan korkuyor ve Pan'ın içeri girer girmez bağırıp çağıracağını hissediyordu. Gerçekten de öyle oldu. Pan salona girdi ve tiyatroda rol yapıyormuş gibi bir poz takınarak Gruşen-ka'nin önünde durdu :
— Pani Agrippina, yestem do jivego   dotkentım, diye bağıracak oldu.
Ama Gruşenka'nın birden sabrı tükendi, sızlayan bir yarasına dokunmuşlardı sanki. Adama :
— Rusça konuş, Rusça! diye bağırdı. Bir tek keli-404
KARAMAZOV  KARDEŞLER
me lehçe istemiyorum!  Eskiden rusça konuşuyordun ya... beş yıldır unuttun mu?
Öfkesinden kıpkırmızı olmuştu.
— Pani Agrippina...
— Benim adım Agrafena...   Gruşenka'yım ben!... Rusça konuş! Yoksa dinlemem seni!
Pan fena halde bozulmuştu, homurdandı, sonra rusça sözleri bozuk bozuk söyleyerek aceleyle kibirli bir tavırla :
— Pani Agrippina, ben buraya eskiden olup bitenleri bağışlamağa, bugüne dek olup bitenleri unutmağa geldim... dedi.
Gruşenka sözünü kesti. Yerinden fırlıyarak :
— Ne diyorsun sen? Benim için mi? diye bağırdı. Yani sen buraya beni bağışlamak için mi geldin?»
— Tak yest, pani (evet, öyle pani) ben adî bir insan değilim, ben vicdanlı bir insanım. Ama burada sevgililerini görünce zdizven  (hayret ettim). Pan Mitya bana öbür odada üç bin ruble veriyordu, tek buradan gideyim diye. Ben de suratına tukurdum.
Gruşenka kriz geçiriyormuş gibi tiz bir sesle :
— Neler söylüyorsun?   Sana beni bırakman için para mı veriyordu? diye bağırdı. Bu doğru mu Mitya? Bu cesareti nerden buldun? Ben satılık mıyım?
Mitya, avazı çıktığı kadar:
— Pane, pane! diye bağırdı. Ona hiçbir leke gelmedi, tertemizdir o! Ben hiçbir zaman onun  sevgilisi olmamışımdır. Bunu sen uydurdun!
Gruşenka :
— Beni onun karşısında ne cesaretle savunuyorsun? Ben temiz kalmışsam namuslu   olduğum, ya da Kuzma'dan korktuğum için öyle kalmış değilim. Tek onun karşısında gururum yaralanmasın, onunla karşılaştığım vakit, o alçağa ne kadar temiz kaldığımı gös-
KARAMAZOV  KARDEŞLER
405
terebileyim diye öyle kaldım. Parayı gerçekten, almadı mı?
Mitya:
— Alacaktı canım, alacaktı... diye   bağırdı. Ama üç bini birden vermemi istedi, ben ise peşin olarak yalnız yedi yüz veriyordum.
— Anlaşıldı: demek bende para olduğunu işitmiş, onun için benimle evlenmek üzere çıkageldi!
Pan:
— Pani Agrippina, diye bağırdı. Ben şövalyeyim, ben Polonyalıyım, âdi adam değilim!... Ben seni kendime eş olarak almağa geldim, oysa karşımda yepyeni bir Pani görüyorum. Başına buyruk, utanma bilmeyen bir kadın görüyorum...
Gruşenka kendinden geçmiş gibi:
— Ee!... Defol git,  geldiğin yere!  Seni kovsunlar diye bir emir verirsem, şimdi buradan atarlar seni! Beş yıl kendi kendime acı çektirdiğim için, aptalmışım, aptal! Hem ben kendime  bunun için  eziyet   etmedim, içimde öfke olduğu için acı çektim. Zaten bu adam o değil ki! O öyle miydi? Bu onun babası gibi bir şey!.. Perukanı nerede yaptırdın söylesene? öbürü kartaldı, bu karga!- Öbürü güler, bana şarkılar söylerdi... Oysa ben, ben beş yıl gözyaşı döktüm durdum! Allah kahretsin benim gibi bir aptalı... Ah ne adiymişim ben! Ne utanmazmışım!         *
Kendini koltuğun üzerine attı, elleri ile yüzünü kapadı. O anda, birden yandaki odadan, artık bir araya toplanmış olan Mokroye'li kızların korosu ve insanı coşturan bir oyun şarkısı duyuldu. Pan Vurublevs-kiy birden :
— Buna rezalet derler!... diye   kükredi.   Hancı! Kov bu utanmazları buradan!
Çoktandır içeride bağrışmaları işiterek müşterilerinin kavga ettiğini hisseden ve merakla kapının ara-KARAMAZOV  KARDEŞLER
aralıgında bakan hancı hemen içeri gireli. Vurublevskiy'e dönerek :
— Ne bağırıyorsun? Ne yırtınıp duruyorsun? diye anlaşılmaz, nazik bir tavırla sordu.
Pan Vurublevskiy avazı çıktığı kadar:
— Hayvan! diye bağırdı.
— Hayvan mı? Peki, sen demin hangi iskambillerle oynuyordun? Ben sana bir deste vermiştim, o desteyi sakladın! Sahte iskambillerle oynadın! Sahte iskambil kullandığın için Sibirya'ya sürdürebilirim, biliyor musun sen bunu? Sahte iskambil, tıpkı sahte vesika gibidir...
Divana doğru yürüdü, parmaklarım arkalık ile oturma yerinin yastığı arasına soktu, ordan daha açılmamış, bir deste iskambil çıkardı. Onu yukarı kaldırıp herkese göstererek :
— İşte benim destem   burada!   Açılmamış bile! Ben odadan, getirdiğim iskambil destesini aralığa nasıl soktuğunu, yerine kendi destesini nasıl koyduğunu gördüm! Sen Pan değil, sahtekârın birisin!
Kalganov :
— Ben öbür Pan'ın iki kez el değiştirdiğini   görmüştüm! diye bağırdı.
Gruşenka kollarını iki yanına şiddetle indirerek :
— Ah! Ne ayıp, ne ayıp!... diye bağırdı ve gerçekten de utancından kızardı. Aman Allahım! Ne biçim adam olmuş!
Mitya :
— Ben de öyle düşünüyordum! diye bağırdı.
Mitya bunu söyler söylemez, Pan Vurublevskiy, fena halde bozulmuş olarak ve büyük bir öfke ile Gruşen-ka'ya doğru döndü, yumruğunu ona doğru sallıyarak genç kadını tehdit eder gibi:
— Seni sokak şırfıntısı! diye bağırdı.
Ama o daha bağırır bağırmaz, Mitya üzerine atıl-
KARAMAZOV  KARDEŞLER
407
salondan çıkarıp biraz önce, her ikisini de götürdüğü sağdaki odaya taşıdı. Hemen ardından döner dönmez, heyecanla, soluk soluğa :
— Onu o odada yere  yatırdım! diye haber verdi. Dövüşüyor kerata! Ama artık oradan çıkamaz!
Kapının bir kanadını kapadı, öbür kanadını ardına kadar açarak uzun boylu Pan'a :
— Çok saygı değer beyefendi, siz de oraya buyurmaz mısınız pşepraşam?...
Trifon Borisoviç :
— Beyefendi, Mitriy Fiyodoroviç, diye bağırdı. Ne olursun, şu paralarını geri al onlardan! Demin oyunda ikaybettiğin paralan, onlar bu paraları senden çalmış sayılırlar.
Kalganov birden:
— Ben elli rublemi geri almam...
Mitya :
— Ben de iki yüz rublemi almıyacağım! diye bağırdı. Ne olursa olsun geri almam artık! Varsın teselli olarak ona kalsın!
Gruşenka :
— Aferin sana Mitya! Aslan Mitya! diye bağırdı. Sesi öfke ile çınlamıstı.  Kısa boylu Pan kızgınlığından kıpkırmızı olmuş bir yüzle, ama gene de gururlu gururlu kapıya   doğru yürümeye başlamıştı.  Birden durakladı, Gruşenka'ya doğru dönerek :
— Pani, yejeli htzeş istz za mnovu idzmı. yesli ne bvay zdrova! (Pani eğer arkamdan gelmek istersen gidelim, istemezsen elveda!)
Sonra öfkesinden, hırsından homurdanarak kapıdan öbür tarafa geçti. Kendine çok güveni olan bir insandı : Olup biten herşeyden sonra hâlâ Pani'nin arkasından geleceğinden ümit kesmiyordu. Kendine o kadar değer veriyordu! Mitya arkasından kapıyı çarparak kapadı.408
KARAMAZOV KARDEŞLER
Kalganov :
— Kapıyı kilitleyin, dedi.
Ama kilit öbür taraftan "Şak!» diye kapandı. Adamlar kapıyı kendileri içerden kilitlemişlerdi. Gru-senka öfkeyle, acımasız bir tavırla :
— Aferin!... diye bağırdı. Aferin! Onların lâyık oldukları da bu zaten...
VIII SAYIKLAMA
Sonra tam anlamıyla bir sefahat âlemi, müthiş bir ziyafet başladı. Gruşenka herkesten önce davranarak yüksek sesle şarabı istedi :
— İçmek istiyorum! Zil zurna sarhoş  olmak istiyorum! Eskisi gibi olsun. Hatırlıyor musun Mitya, hatırlıyor musun ha? Burada nasıl kendimizden geçmiştik!
Mitha ise sayıklıyor gibiydi, «Mutlu olacağını»-hissediyordu. Bununla birlikte Gruşenka onu durmadan yanından kovuyor:
— Git eğlen, onlara söyle oynasınlar. herkes neşelensin...   «Fırıl fırıl dönsün  evimiz, fırıl fırıl dönsün ocağımız... oynasınlar, tıpkı o zaman olduğu gibi Tıpkı o zaman olduğu gibi! diye bağırmaya   devam ediyordu.
Büyük bir heyecan içindeydi. Bunun üzerine, Mitya koşup emirler vermeğe başladı. Koro yandaki odada toplanmıştı. Zaten o oturdukları oda hem dardı, hem de basma bir perde ile ikiye ayrılmıştı. Bu basma perdenin arkasında kus tüyü yatağı ile kocaman bir karyola, karyolanın üstünde de basma kılıfları içinde-bir yığın yastık vardı. Evin öbür «temiz» dört odasın--da da karyolalar vardı.
KARAMAZOV  KARDEŞLER
Gruşenka tam kapı ağzında oturuyordu. Mitya onun. koltuğunu buraya getirmişti. Genç kadın «o gün» de, orada ilk defa âlem yaptıkları vakit de aynı şekilde oturmuş, koroya ve oynayanlara oradan bakmıştı. Kızlar gene o kızlardı. Keman ve sembal çalan yahudiler de toplanmışlardı. Sonunda troyka ile o beklenen şaraplar, yığın yığın yiyecek de geldi.
Mitya koşuşup duruyordu. Odaya olup bitenleri seyretmek için yabancılar da, erkek, kadın birçok köylü de gelmişti. Uykuya dalmak üzere oldukları bir sırada, tıpkı bir ay önce olduğu gibi, ziyafete konacaklarını hissederek yataklarından kalkmışlardı. Mitya herkesle selâmlaşıyor, tanıdıklarını kucaklıyor; bazılarının yüzlerini hatırlamağa çalışıyor, şişeleri açıyor, rast-gele herkese içki ikram ediyordu. Şampanyanın üzerine yalnız kızlar üşüşüyordu. Rom, konyak ve özellikle sıcak punç daha çok mujiklerin hoşuna gidiyordu. Mitya, bütün kızlar için şokala kaynatılmasını ve bütün gece çay bitmesin diye üç semaverin birden yakılmasını emretmişti. Her gelene çay ile punç yetmeliydi. Herkes her istediğinden içebilmeliydi. Sözün kısası düzensiz, akıl almaz bir karışıklık olmuştu. Mitya da tam havasını bulmuştu, ne kadar patırtı gürültü olursa o kadar çok canlanıyordu. O sırada rastgele bir köylü ondan para istiyecek olsa, hemencecik desteyi çıkarıp paralarını sağa sola hiç saymadan dağıtabilirdi.
Hancı Trifon Borisoviç bu yüzden ve herhalde Mitya'yi yanlış işler yapmaktan korumak için, hemen hemen yanından hiç ayrılmıyor, etrafında dolaşıp duruyordu. Galiba o gece artık yatıp uyumaktan büsbütün vazgeçmişti. Bununla birlikte, az içiyordu. Topu topu bir kadehçik punç içmişti, o kadar! Kendi açısından Mitya'nın çıkarlarını korumak için keskin bir bakışla herşeyi dikkatle izliyordu. Bazı anlarda, gerekirse yumuşak ve dalkavukça bir tavırla, Mitya'yı durduruyor,410
KARAMAZOV  KARDEŞLER
onu yaptıklarının yanlış olduğuna inandırmağa çalışıyordu, «geçen sefer» olduğu gibi mujikleri »purolara, ren şaraplarına» boğarak herşeyini paylaşmasına engel oluyor, hele Allah korusun, para dağıtmasına hiç imkân vermiyor, kızların likör içmelerine, şeker yemelerine fena halde öfkeleniyordu. »Bunların hepsi bitli, Mitriy Fiyodovoriç» diyordu. «Bunların kıçına bir tekme vuracaksın! Üstelik bunu şeref saymalarını emredeceksin! Onlar buna lâyıktır!»
Mitya bir kez daha Andrey'i hatırlayarak ona da punç göndermelerini emretti. Zayıf, duygulu bir sesle : «Kalbini kırdım onun!» diye tekrarlayıp duruyordu. Kalganov,  önce içmek  istemedi;  kızların korosu da önce hiç hoşuna gitmemişti. Ama iki kadeh şampanya içtikten sonra, müthiş neşelendi. Odalarda  dolaşıyor, gülüyor, herşeyi ve herkesi, şarkıları da, müziği de öve öve göklere çıkarıyordu. Maksimov mutluluğun son basamağına ulaşmıştı, iyice sarhoş olmuş,  Kalganov'un yanından bir adım olsun ayrılmıyordu. Artık çakır keyf olan Gruşenka da Mitya'ya   Kalganov'u   göstererek: «Ne şeker, ne cici çocuk!» diyordu. O zaman Mitya, sevinç içinde koşup Kalganov ve Maksimov'la öpüşüyordu...
Doğrusunu söylemek gerekirse, Mitya birçok şeyleri seziyordu. Gerçi Gruşenka daha ona hiçbir şey söylememişti ve belliydi ki söyliyeceğini mahsus erteliyordu. Ama arada bir ona ateşli bir bakışla tatlı tatlı bakıyordu. Sonunda birden Mitya'nın elini sımsıkı yakaladı, var gücü ile onu kendine doğru çekti. O sırada kapının yanında, koltukta oturuyordu.
— Demin buraya nasıl girmiştin? Ha? Nasıl girmiştin içeri? öyle korkmuştum ki! Peki nasıl oldu da, beni ona bırakmağa razı oldun, ha? Gerçekten istiyor muydun bunu?
Mitya derin bir mutluluk içinde :
KARAMAZOV  KARDEŞLER
411
— Ben senin mutluluğunu yok etmek istemiyordum! diye söyleniyordu.
Ama Gruşenka zaten Mitya'nın bir karşılık vermesini beklemiyordu, buna ihtiyacı yoktu. Mitya'yi gene kendisinden uzaklaştırıyor :
— Haydi, git... Eğlen, diyordu. Ama üzülme, gene yanıma çağıracağım seni!
Mitya uzaklaşıyor, Gruşenka da gene şarkıları dinlemeğe, oyunu seyretmeğe koyuluyordu. Ama Mitya nerede olursa olsun genç kadın onu gözleriyle izliyor, aradan on beş dakika kadar geçtikten sonra, onu tekrar çağırıyor, Mitya da koşarak gene yanına geliyordu.
— Gel, otur yanıma. Anlat bakalım! Dün benim buraya geldiğimi nasıl işittin? Anlat, önce kimden işittin bunu?.
Mitya da bağlantısız cümlelerle, karmakarışık olarak içten gelen bir heyecanla herşeyi anlatmaya koyuluyordu. Yalnız anlatışında bir gariplik vardı, sık sık kaşlarını çatıyor, sözünü kesiyordu. Gruşenka :
— Canım neden kaşlarını çatıyorsun oyle? diye soruyordu...
— Hiç... hiç... Orada bir hasta bıraktım da! Ah! O hasta bir iyileşse! Bir iyileştiğini duysam! Bunu işitmek için şu anda ömrümden hemen şurada on yılı seve seve verirdim.
— Eh hasta ise Tanrı şifasını versin! Demek gerçekten yarın kendini öldürmeyi düşünüyordun, ha? Ah, ne budala çocuksun! Hem ne diye öldüreceksin kendini? İşte ben böyle aklı başında değilmiş gibi davranan erkekleri severim...
Gruşenka  artık dilini döndürmekte   güçlük çekiyordu :
— Demek benim için herşeyi göze alırsın? Öyle mi? Demek gerçekten yarın kendini öldürmeyi düşünüyordun öyle mi? Budala çocuk! Hayır! Azıcık sabret, bel-412
KARAMAZOV  KARDEŞLER
ki yarın sana küçücük bir söz söyliyeceğim... Bugün, söylemem! Yarın söylerim... Sen o sözü bugün söylememi isterdin, öyle değil mi? Ama ben bugün söylemek istemiyorum... Haydi git, eğlen şimdi.
Bununla birlikte, bir ara şaşkın ve endişeli bir tavırla Mitya'yı gene yanma çağırdı:
— Neden üzgün duruyorsun?  Görüyorum, üzgün duruyorsun... Hayır benden saklayamazsın!   Görüyorum... diye söylenerek keskin bir bakışla gözlerinin içine baktı:
— Gerçi köylülerle orada öpüşüyor, bağırıp çağırıyorsun, ama ben bir şeyler görüyorum... Olmaz, neşeli olmalısın! Madem ben neşeliyim, sen de neşeli olmalı, eğlenmelisin... Hem ben burada olan birini seviyorum. Bil bakalım kimi? A! Bak: çocuk uyumuş, sızmış zavallıcık!...
Kalganov'u gösteriyordu. Genç adam gerçekten içkiyi fazla kaçırmış, bir an için oturduğu yerde, divanda uyuyuvermişti. Ama sızmış değildi. Nedense çok sıkılmıştı, sıkıntısından uyku «bastırıyor» demiş ve uyuyakalmıştı. Kızların içkinin etkisi arttıkça artık iyice çığ-rından çıkan açık saçık bir şekil alan şarkıları da onu fena halde üzmüştü.
Oyunları da öyleydi: İki kız giyimlerini değiştirerek ayı olmuşlardı. İri yarı bir kız olan Stepanida da elinde sopayla ayıcı rolünü oynuyor, ayılarını müşterilere «görtermeye» lalısıyordu.
— Daha neşeli ol Maria! diye bağırıyordu. Yoksa sopayı yersin.
Sonunda ayılar, ayıbı bir tarafa bırakıp içerisini tıklım tıklım dolduran köylü kadiri ve erkeklerin etrafı çınlatan kahkahaları arasında iyice açılıp saçılarak yerlere yuvarlandılar.
Gruşenka mutlu bir yüzle herşeyi hoş görüyor gibi:
— Varsın eğlensinler! Varsın eğlensinler! diyordu.
KARAMAZOV  KARDEŞLER
413
Eğlenmek için vakitleri mi vardı sanki? Madem fırsat -çıktı, eğleşmesinler mi?...
Kalganov, olup bitenlere tiksinti ile bakıyordu: •Geriye çekilerek:
— Hayvanlıktan başka bir şey değil, tüm bu halk -eğlenceleri! diye söylendi. Bunlar bahar oyunlarıymış. Yaz gecelerinde «güneşi sakladıkları" zamanki oyun-lardanmış.
Hele «yeni» moda olan bir şarkıdan hiç hoşlanmamıştı. Bu şarkının çok canlı bir oyun havası ile söylenen ara nağmesi vardı. Şarkıda yoldan arabayla geçen ve rastladığı genç kızlara soru soran bir beyden söz ediliyordu.
"Kızlara soru soruyordu bey
Seviyor mu kızlar onu, sevmiyor mu?»
Ama kızlara öyle geliyordu ki, beyefendiyi sevmeleri imkânsız bir şeydi.
«Beyefendi dayak atar, acıtır canımı Sevmez gönlüm, sevmez o beyi.»
Sonra yoldan bir çingene geçiyordu. (Şarkıda çin-.gene sözü özellikle i harfinin üzerine basılarak söyleniyordu.) O da aynı şeyi yapıyordu.
«Çingene soruyordu kızlara Seviyorlar mı onu, sevmiyorlar mı?»
Ama çingene de sevilecek insan değildi onlara gö-
Çingene eder hırsızlık
Acı çektirir bana, acı çektirir bana...»
Böylece yoldan birçok kimseler geçiyor, hepsi de kızlara soru soruyordu. Bir ara yoldan bir er geçiyordu:
«Er soru soruyordu kızlara
Seviyorlar mı kızlar onu, sevmiyorlar mı?»414                     KARAMAZOV  KARDEŞLER
Ama kızlar eri de küçümseyerek reddediyorlardı.
«Er sırtında taşır çantasını... Ben de taşırım...»
Şarkının bu bölümünde akla gelebilecek en açık saçık sözler geçiyordu. Kızlar bu sözleri hiç çekinmeden apaçık söylemişlerdi. Bu da şarkıyı dinleyen kalabalığı iyice coşturmuştu. Sonunda iş tüccarın üzerinde kalıyordu :
«Tüccar kızlara soruyordu, Seviyorlarmı onu, sevmiyorlar mı?»
Kızların tüccarı çok sevdikleri anlaşılıyordu.
«Tüccarcık satış yapar, Bana kraliçeler gibi bakar.»
Hattâ Kalganov öfkeye kapıldı, Yüksek sesle :
— Bu artık büsbütün modası geçmiş bir şarkı! dedi. Hem kim uyduruyor bunları? Artık o yoldan, geçmedik bir demir yolu işçisi ve bir de yahudi kaldı. Bir onlar kızlara soru sormadılar. Hattâ belki onlar geç-selerdi, daha öncekilerin hepsini yenerlerdi.


Dostları ilə paylaş:
1   ...   40   41   42   43   44   45   46   47   ...   150


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə