I d I n I a V a V x h o n I n < I j V a h I x V l a I o I l n V v h fi X l Q



Yüklə 7,77 Mb.
səhifə17/139
tarix27.12.2018
ölçüsü7,77 Mb.
#87837
1   ...   13   14   15   16   17   18   19   20   ...   139

DİVAN EDEBİYATI

m

15. yy'da Divan şiirinin en büyük temsilcisi Ahmed Paşa (solda), şairler tezkiresiyle ünlü Âşık Çelebi (ortada) ve Divan şiirinde istanbul Türkçesini kullanan ilk büyük şair Bakî'yi (sağda) betimleyen minyatürler. Âşık Çelebi, Meşairü'ş-Şuara, 16. yy, Millet Kütüphanesi, istanbul.



Ara Güler fotoğraf arşivi

suyla dile getirdiği gerçeklerdir. Özellikle denizde kayık sefalarının doyulmaz zevkini enfes biçimde anlatır. O yıllarda şehirde baş gösteren salgın taun (veba) yüzünden şehri terk etmek zorunda kaldığı için biraz hayıflanır. Son beyitlerde İstanbul hakkında içten dualar eder ("Etsin istanbul'u Allah mamur") ve kesin hükmünü şöylece verir: Ne kadar âlemi devr etse sipihr / Bulmaz istanbul'a benzer bir şehr.

Osmanzade Taib (ö. 1723) ve Nazîm' in (ö. 1726) istanbul hayranlıklarını, birincisinin bir yangın vesilesiyle söylediği tarih kıtasından ("Yakdı İstanbul'u valilerinin ihmâli"); ikincisinin de "Tuhfe-i nazm-ı terim yârân-ı İstanbul'dadır" dediği gazelinden anlamaktayız.

Divan Edebiyatı'nın en büyük İstanbul şairi hiç şüphesiz Nedîm'dir(->). Hemen her nazım şeklinde kaleme aldığı manzumelerinde İstanbul'dan bahsetmek onda bir sevdaya dönüşmüştür. Nedim'in Divan'ındaki pek çok beyit ve manzume, 18. yy İstanbul'unun belgeseli niteliğindedir. Bu şehr-i Stanbul ki bî-misl ü bahâ 'dır / Bir sengine yek-pâre Acem mülkü fedadır diyerek başladığı kasidesinin nesip bölümünü, "İstanbul'un evsâfını mümkün mü beyân hiç" diyerek bitirmesinde dahi, İstanbul için daha neler söylenebileceği, söyleyebileceğini düşündüğünü gösterir. Öyle gazeller, öyle şarkılar yazmıştır ki bugün bile hâlâ dillerde dolaşır ("Gidelim serv-i revanim yürü Sa' dâbâd'a"). İstanbul'daki güzellikler, gür ağaçlar, yeşillikler, kasırlar, taraf taraf güzeller, aşk nağmeleri, şuh kahkahalar, sazlı sözlü eğlenceler vb ile bir Kâğıthane, bir Çırağan, bir Göksu devrinde Nedim'in şuh edası hemen hemen Divan şiirinin bütün bir yerli ufkunu doldurur.

Lale Devri'nin her türlü sosyal hayatını, bütün yaz ve kış eğlencelerini, helva sohbetlerini, sandal gezintilerini, mehtap â-lemlerini Türk şiirine sokan ve halka sevdiren odur. Dili, o dönem insanının sokakta kullandığı Türkçedir. Mahalli hayatı ve yerli unsurlarıyla bütün bir İstanbul'u terennüm eden bu Türkçe, o devirden sonra pek çok şairin de taklit ettiği bir dil olacaktır. Nedim'in his dünyasında aşk kadar (Güzelsiz olmazız amma oluruz etsiz ekmeksiz), çevre ve tabiata ait duygular, yani İstanbul vardır. Onun mısralarından pek çoğu birer şiirden ziyade, İstanbul manzaralarının tablo kompozisyonlarını oluşturur. 18. yy'da Nedim' den hemen sonra Seyyid Vehbî'nin (ö. 1736) 4 gazeli ve 2 tarihi; Süleyman Na-hifî'nin (ö. 1738) l gazel ile l kasidesinden sonra sırayı Fennî(-*) alır.

Fennî o güne dek hiç kimsenin yazmadığı bir şiir tarzını dener: Sahilname (sevâhilname). Mesnevi nazım biçimiyle kaleme aldığı bu sahilnamede İstanbul' un semt semt, iskele iskele tanıtımı mevcuttur.

Neccarzade Şeyh Rıza'nın (ö. 1746) Beşiktaş semtini konu alan 2 gazeli vardır. Gazellerin önemi, o asır Divan Edebiyatı' na, İstanbul'un tasavvufi mekânlarını anlatarak bir çeşni katmış olmalarındandır. Ardından Sâhib'in (ö. 1749) l gazel ve l murabbaı, Mustafa Rahmî'nin (ö. 1751) l tarih kıtası ile l şarkısı; Hâtem Efendi'nin 3 gazel ve l şitaiyyesi, Çelebizade Âsım'ın da l iydiyye, 2 gazel ve l kıtası sırayı alır.

Bu yüzyıldaki orijinal bir çalışma da Üsküdarlı Hasîb'in (ö. 1752) Dergehna-me adlı eseridir. Dergahname 136 beyit-lik küçük bir mesnevidir. İçinde, o dönem İstanbul'unda faaliyet gösteren 108 tekkenin adları ve kısa bilgileri verilir.

Bazen tekkeler birer beyitte tanıtılıp geçilir (Merhem-i zahm-ı dile sufl dilersen bir mahal / Âsitân-ı Şeyh Nûreddîn-i Cerrahî'ye gel. Dil sarayın sûznâk et çak dem-i eşvâkda / Ateşin tevhîd eyle Tekye-i Çakmak'dd).

Yenişehirli Beliğ'in(->) İstanbul'a dair 9 gazeli ile l kıtası vardır. Gazeller İstanbul hasretiyle yazılmış olup güzelliklerini ve şairin tanıdıkları olan meslek erbabını konu alır. Devrin İstanbul Türkçesinin seçkin örneklerinden sayılan Beliğ'in şir-lerinde yer yer asrın edebi muhitine dair önemli epizotlar anlatılır.

Bu yüzyılın diğer ünlü şairlerinden evlan Muhlis Mustafa (ö. 1738) Nevres-i Kadîm (ö. 1761) ve Ragıb Paşa (ö. 1762) da birer şiirlerinde İstanbul'u anarlar. Haşmet (ö. 1768) ise 3 kaside, 10 gazel ve l kıtada İstanbul'a dair daha önceki örneklerine benzer tasvirler, övgüler yazmıştır. Haşmet'in şiirlerinde İstanbul'un denizden uzak ve içerilerde yer alan semtlerinin ve mekânlarının da anlatılıyor olması bir orijinalitedir (Fatih, Vefa, Şeh-zadebaşı vb).

Arif Süleyman'ın (ö. 1769) Beşiktaş Sarayı için yazdığı kaside de oldukça dikkat çekicidir (Bu kasr-ı münakkaşdır bu menzilgâh-ı dilkeşdir / Bu gülzâr-ı İrem-veşdir numune bâğ-ı Rıdvân'e). Naşid Efendi'nin (ö. 1791) l şarkısı ile Esrar Dede'nin (ö. 1796) 2 gazeli de bu asrın İstanbul şiirleri içinde önemli yerler tutarlar.

Şeyh Galib Dede(-») 18. yy'da edebiyatı tasavvufi mecrada tek başına göğüsle-yen şairdir. Galib o asırda en mutantan dönemini idrak eden Çırağan Sahilsara-yı hakkında l şarkı ile l tarih kıtası kaleme almıştır. III. Selim'e sunduğu bahariyede taraf taraf İstanbul güzelliklerinin

anlatımı yer alır (Sipihr-i atlası sandım ki olmuş avîze / Kenâr-ı havza düşüp birsahîfe-i hâlkâf).

Bu dönemde en orijinal İstanbul man-' zumelerinden birini de îzzet(->) kaleme almıştır. Fennînin Sahilname'sine özenerek yazılan bu şiir bir kasidedir. O da İstanbul iskelelerini anlatır (İskele vasfına biz de verelim âb ile tâb). Bu kasidede adı anılan bazı iskeleler bugün artık yoktur. Bu bakımdan şiirin belge değeri de oldukça yüksektir.

18. yy imar hareketlerine paralel olarak yapılan mimari eserler hakkında söylenmiş tarih kıtaları da İstanbul terennüm-leriyle önemli birer yer işgal ederler. Nitekim aynı şekilde imar hareketi ve tarih düşürme geleneği bir sonraki asırda da genişleyerek devam edecektir.

19- yy, Divan şiirinin kendini tekrar devridir. Daha önce yazılan örnekler taklit edilerek devamlılık gösterirler. Bu arada İstanbul konusu da gelenek, çizgisinde şiire girer ve bazı tstanbul şairleri kendilerini gösterirler. Batı ile siyasi ilişkiler, sosyal hayattaki değişimler, imparatorluğun her yönden sarsıntıya uğraması vb sebepler, İstanbul'un edebiyata, edebiyatın da İstanbul'a daha fazla kucak açmasına zemin hazırladı. Taklitler yanında nadir de olsa tür ve içerik yönünden daha farklı biçimlerde kaleme alman Hûbânname ve Zenânname gibi eserlerde İstanbul daha etkin bir konu olarak aktiviteye dönüşür.

Yüzyılın başında Kâmî'nin (ö. 1805) 3 gazeline konu olan İstanbul, onu takiben Neşet'in (ö. 1807) Bebek semtine dair l kasidesi ile Neşatâbâd Sarayı'na dair uzun tarih manzumesi ve l gazeline konu olur. Öte yandan Pertev (ö. 1807) bir gazel yazıp bir de Nedim'in Gazel'ini İstanbul vasfında tahmis eder. Şiirlerde İstanbul'un Vefa, Zeyrek, Çubuklu, Göksu, Kanlıca, Çamlıca, Adalar vb mekânları dile getirilir.

îlhamî mahlasıyla yazan III. Selim, İstanbul'un mimarisine olduğu kadar şiir dünyasına da katkıda bulunarak şehri konu edinen 8 şarkı, 3 kıta ve l gazel yazmıştır. Bu manzumelerde özellikle yüksek tabakanın devam ettiği asude muhitler ve mesirelikler, kameriyeler, kasırlar, semtler söz konusu edilmiştir. Bu arada pek çok tabloya konu olan saltanat kayıkla-rıyla geziler ve lükse bürünen mehtap â-lemleri de şiirlere girmeye başlar (Gece bir yağlı piyadeyle gezip deryada / Bir iki mutrib-i hoş-nağme olup amade / Okusun taze sabâ sarkılan sahrâde / Gidelim seyr-i çemenzâr edelim leyi ü ne-bâr). Gece kayıkla balık avına çıkmak da ilk defa onun bir gazeli vesilesiyle şiire girer (Sayd-ı semek etmek diler dilber bu şeb mehtâb iken / Yem hüsnüne hayran olur ol meh nakış-ber-âb iken).

Sünbülzade Vehbî'nin (ö. 1809) zengin İstanbul manzaralarıyla bezenmiş 5 gazeli yanında ilk defa bir müstezatla İstanbul terennüm edilir (Temaşa eyle Ok-meydanına kaşı kemanım gel / Hedeftir tîrine dünya. Beşiktaş semtidir ,



mizde rahat eylersin / Beraber sarılıp yatsak). Vehbî, nükteli söyleyişleriyle de İstanbul şiirini zenginleştirenlerdendir (Teşnesin suya götürse yine susuz getirir /Acı Musluk'ta Kuruçeşmeli Sakkâ-zâde).

Enderunlu Fazıl(-0 da ilk defa terkibibent ve terciibent yanında müseddes nazım şekilleriyle İstanbul'a dair bentler yazmıştır. Aslı bahariye olan terkibibentte III. Selim övülürken onun İstanbul'a o-lan hizmetleri geniş çağrışımlı mısralarla anlatılır. Neşatâbâd Sarayı için yazılan terciibent yanında aynı konuda bir de tarih kaleme alan Fazıl, Beşiktaş kasırları ve sahilsarayı hakkında da müseddesler yazmıştır. İstanbul konulu şarkıları ve müfret-leri de bulunan şair, asıl şöhretini Hûbânname ve Zenânname mesnevileriyle kazanmıştır.

Reisülküttab Arifin (ö. 1813) l kasidesi ve l kıtası da dikkat çeken şiirlerden sayılır. İstanbul sevgisini şiirlerine aksettirmiş usta bir şair de Sürurî Osman'dır(->). 9 adet gazel ve l kasidede İstanbul'la ilgili düşüncelerini, daha evvelki örnekleri takliden yazarak 19. yy'da şehrin bazı özelliklerini gözler önüne sermiştir. Hattâ şiddetli geçen bir kış için de tarih düşürmüştür (tarih mısraı: "Erzurum'a dönmüş İstanbul bu yıl yaz gelmiyor [1201 h]"). Devrin diğer şairlerinden Arif Meh-med (ö. 1816) 2 şarkı; Refi-i Kalay! (ö. 1821) ve Halim Giray da (ö. 1822) ikişer gazel ile İstanbul şairleri zümresine dahil olurlar.

Enderunlu Vâsıf(-») pek çoğu bestelenmiş şarkılarıyla hem 19. yy toplumunu etkilemiş, hem de Divan Edebiyatı'n-da Nedim'den sonra şarkı geleneğini doruğa çıkarmıştır. Divan'ındaki 23 şarkının güftesinde doğrudan doğruya İstanbul anlatılır. Diğer şarkıları ve gazelleri arasında da İstanbul'dan bahseden beyitlere sıkça rastlamak mümkündür. Onun manzumelerinde artık İstanbul'un o devirde yeni kurulmakta olan uzak semtlerini de görmek mümkündür (Bil maskat-ı re'sim dedi ol şûh-ı güzeşte /Anîde bakıp rûyu-na Kanal deyiverdim). Keza onun mısralarında devrin deniz eğlencelerine, sandal gezilerine de sık sık rastlanır. Hattâ yelkenliler devrinin gemici diline de yer verdiği şarkıları vardır (Buldu henüz eyyamını zevrakçe-i sahbâ / Orsa-boca Kandilli'ye dek çekdirelim ta / Gök kandil olup subha dek ey mâh-ı şeb-ârâ /Bir âlem-i mehtâb edelim biz defelekde).

Devrin en önemli şairlerinden olup İstanbul'a dair manzumeler yazan İstanbul sevdalılarından biri de Keçecizade İzzet Molla'dırC-0 (ö. 1829). Molla'mn gazel, kıta, tarih nazım şekillerindeki bazı manzumelerinde İstanbul'un çeşidi yönlerden tasvir edildiği görülür. Özellikle Çelebizade Âsım'ın bir gazeline yazdığı taştir oldukça ilgi çekici İstanbul anlatımlarıyla doludur (Çamlıca seyri mükerrerdir Hisar ise baîd/ Pek müferrihdir Bahariyye efendim rûz-ı iyd / Cûylarla olduğun seyr et mu'ânık nahl-i bîd/ Yoğ imiş Ka-raağaç'da müjde ağyar-ı pelid / Serv-i

DÎVAN EDEBİYATI

Hızırağazade Said Bey (ö. 1836), Râsih (ö. 1837), II. Mahmud (Adlî) (ö. 1839) gibi şairlerin İstanbul'dan bahsettikleri bi-rer-ikişer manzumeyi istisna kabul edecek olursak Divan şiirinin son büyük İstanbul şairi, şarkı güfteleriyle ünlü Ser-med'dir(-0. Sermed'in şarkılarında 19. yy İstanbul halkının günlük hayatını, eğlencesini, dilini, töresini vb pek çok özelliğini bulmak mümkündür (Cümle ahbabımı sattım geldim / Dumanı tozlara kattım geldim / Bir iki tek de ben attım geldim / Yine Göksu'ya mıdır niyyeti-miz). Ayrıca onun bazı gazelleri yanında mesnevi biçimindeki 68 beyitlik u-zun bahariyesinde de İstanbul bir odak noktasıdır. II. Mahmud döneminin (1808-1839) bir âb âlemini(-») anlatan bu manzumede pek çok detay birer tarih bilgisi düzeyinde anlatılmıştır.

Divan Edebiyatı, Tanzimat döneminde de devam etmiş ve pek çok şair eski tarz şiirler söylemişlerdir. Ancak bunlar içerisinde ne İstanbul şairi denecek kadar büyük üstatlar, ne de eski manzumelerden farklı bir söyleyişe ulaşan şiir bulunur. Ancak güftesi kime ait olduğu bilinmeyen bazı şarkılar vardır ki bugün hâlâ dinlerken, eski İstanbul günleri zihinlerde, tabiatı da gözlerde canlanır (Gidelim Göksu'ya bir âlem-i âb eyleyelim / Ol kadeh-kâr güzeli yâr olarak peyleyelim).

Sonuç olarak, kendine özgü bir sanat anlayışı, sınırlı bir duygu ve şiir dünyası, sanatlı bir dili, İslam dini ve tasavvufa dayalı bir düşünce örgüsü bulunan; şekilci, kuralcı, idealist bir çizgide ilerleyen Divan Edebiyatı, duygu ve heyecanlarıyla, i-fadesindeki güzellik ve İstanbul Türkçesini klasikleştirmesiyle, yoğun sanat ve i-fade gücüyle, altı asır boyunca zaman



İ.-=S3S'- ,«>»**« fe, ~-^ . _• • ^fSf:~ a,.V*B ÎK ^

ip& ^tCirt

ISI lİİilRil^îî ^^S'IW '-^^

Sf SHStepSHfcJİ2:.:":; KuJj^^v:^ ^i-S.' öIS-^Çi&.ii?^: i jJS;t&:- y&f',. -. \~~



'- -" "'-"•]• V-. -••'---^f-^'-^*-:---'"/V_^^ : : r^f'-^L-' -•- .'";•£>"•""S-"^- ::i'AJ&h-^.'

-.--" . •'•- -«sI^Vs-^ -"• - ~-s'J^~'f'~,'-' ' .wTfe".-"Ö.t^iv."H;', '•:•' .. -". •- •

^"sgt, .-• ÜsCcs^'

^ffî^f -^24Ci

Divan Edebiyatı'nın 18. yy'daki en büyük şairi Şeyh Galib'in el yazısı. Gözlem Yayıncılık Fotoğraf Arşivi

DİVANHANELER'>DİVAN EDEBİYATI MÜZESİ

68

69

DİVANHANELER

zaman istanbul şehrini terennüm etmiş ve genellikle diğer yazılı kaynaklarda bulunmayacak belge niteliğindeki tarihi e-pizotlarıyla şehrin kültür mirasını günümüze taşımıştır.

Bibi. Osmanlı Müellifleri; Sicill-i Osmant; TDEA, I-VII; Çelebi, Divan Şiirinde istanbul; N. F. Aslan, Şair, Edip ve Tarihçi Kalemiyle istanbul, ist., 1973; Latifi, Evsâf-ı istanbul, İst., 1977; İ. Pala, Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, Ankara, 1989; ay, Hayriyye-i Nabî, ist., 1988; A. S. Levend, Türk Edebiyatında Şebrengizler ve Şehrengizlerde İstanbul, İst., 1957; M. Çavuşoğlu, Yahya Bey ve Divanından Örnekler, Ankara, 1983; ay, "Taşlıcalı Dukakinzâde Yahya Bey'in İstanbul Şehren-gizi", TDED, XVII (1969); T. Kontantamer, Eski Türk Edebiyatı-Makaleler, Ankara, 1993; H. Mazıoğlu, Nedim'in Divan Şiirine Getirdiği Yenilik, Ankara, 1993; Kut, Dergehna-me; Ayvansarayî, Hadîka; Raif, Mir'at; Evliya, Seyahatname, I.

İSKENDER PALA



DİVAN EDEBİYATI MÜZESİ

Beyoğlu'nda, Galip Dede Caddesi'nde, Kültür Bakanlığı'na bağlı müze.

Müze, istanbul Mevlevîhaneleri arasında günümüze en iyi durumda gelebilmiş olan Galata Mevlevîhanesi'nde(-») kurulmuştur. Yapı topluluğu, türbe ve dergâhların kapatılmasından sonra kendi haline terk edilmiş, semahanesi istanbul Vakıflar Başmüdürlüğü'nce memurlarına lojman, Halet Efendi Kütüphanesi de polis karakolu olmuştur. Sonradan Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü'ne tahsis edilmiş ve burada Türk ve İslam Eserleri Müzesi yönetiminde yeni kurulacak bir müzenin hazırlıklarına başlanmıştır. Divan Edebiyatı Müzesi olarak da 1975'te ziyarete açılmıştır. Müzenin eserleri, Türk ve islam Eserleri Müzesi koleksiyonlarından, satın alma ve özel bağışlarla sağlanmıştır.

Müzik aletleri, Mevlevi kıyafetleri, tarikat taçlan, 18-19. yy'larda değişik tekniklerde işlenmiş Banaluka seccadeleri, gümüş şamdanlar, rahleler müzenin bel-libaşlı eserleridir. Bunların yanısıra müzenin 194 adet zengin bir divan koleksiyonu vardır.

Müzenin giriş katında, kös, rebab, kabak kemane, baron kemence, ud, halile,

Divan

Edebiyatı

Müzesi

Pirdeus Sayılan

kanun, davul, zurna, tekke defi, növbe, kudüm, ney, dilli kaval, billur kaval, sipsi, gümüş telli zurna, nefir gibi sazlar, Mevlevî kültürüne ait eserler, Kuran'lar, tombak gülabdan, tombak buhurdan, celi sülüs hatla sikke içerisine istif edilmiş "Ya Hazreti Mevlâna Celaleddin-i Rumi" yazılı levha, hilye-i şerif, keçe seccadeler, mesneviler, Galata Mevlevî-hanesi'nin son şeyhi Ahmed Celaleddin Dede'ye ait hırka, sikke, mes, mütteka-lar, fermanlar, sema kıyafeti sergilenmektedir.

İkinci katta Bektaşî Ahmed Said'in cam altı tekniği ile yaptığı sembol resimler, yazma eserler (Galata Mevlevîhane-si'nde yetişmiş Şeyh Galib, ismail Anka-ravî, Esrar Dede ve Fasih Dede ile Şair Leyla Hanım'a ait), işlemeli seccadeler, buhurdanlar, tespihler, aşere seccadesi, rahle, gümüş şamdan, tezhipli Kuran'lar, mesneviler, makta'alar, hokka takımı,

Divan Oteli

Gökhan Akçura koleksiyonu

makas, teslim taşları, Halveti tarikatına ait muhtelif taşlar, matara, bakır sahan, İznik seramikleri, bakır kepçeler, Tophane işi lüleler, yaldızlı fincan (üzerinde kelime-i tevhid yazılı), növbeler, mu-rakka'alar, Divan şairlerine ait divanlar, fermanlar yer alır.

Divan Edebiyatı Müzesi'nde İstanbul Festivali kapsamında 1976-1978 arasında Nevzat Atlığ yönetiminde klasik Türk müziği konserleri verilmiştir. Ayrıca burada düzenlenen konferans dizileri, sema gösterileri ile Beyoğlu'nun bu ilginç köşesinde Türk sanat ve kültürü yaşatılmaktadır.

Bibi. C. Kerametli, Galata Mevlevihanesi-Di-van Edebiyatı Müzesi, İst., 1977; T. Ergil, istanbul Müzeleri, İst., 1993, s. 25-26.

ERDEM YÜCEL



DİVAN OTELİ VE PASTANESİ

Taksim Gezisi'nin kuzeybatı köşesinin karşısında, Cumhuriyet Caddesi ile Aske-rocağı Caddesi'nin kesiştiği köşedeki o-tel ve pastane.

Divan Oteli ve Pastanesi, 1950'lerin başında İstanbul'un tarihi otelleri Park Otel, Pera Palas ve Tokatlıyan'a ilaveten ilk büyük turistik otel olarak açılan Hilton Oteli'nden sonra yapılmıştır. Vehbi Koç' un Elmadağ'da Tenis Eskrim ve Dağcılık Kulübü kortlarının bitişiğinde, 50 dönümlük arazi üzerinde kurdurduğu otelin inşaatına 1955'te başlanmış, 1958'e kadar sürmüştür. Eylül 1958'de hizmete açılmasından önce otel, Milletlerarası Banka ve Para Fonu Kongresi'nin bini aşkın delegesini konuk etmiştir. İnşaatın ruhsat sorunları, bitirilmesi ve hizmete yetiştirilmesinde daha sonra istanbul belediye başkanlığı yapacak olan Haşim Işcan ak-

tif rol oynamıştır. Divan Oteli kuruluşundan itibaren adıyla ve havasıyla da "Amerikan" sayılan Hilton'a karşı, Park Otel geleneğine daha yakın bir atmosfere sahip bir konaklama tesisi olarak ün kazanmış, özellikle de pastanesi hem ürünlerinin kalitesi hem de devamlı müşterileriyle isim yapmıştır.

98 odalı ve 140 yataklı olan otelin konukları arasında, Enrico Macias, Pepino di Capri gibi 1960'ların tanınmış yabancı şarkıcıları, Japon Prensesi Ohia vb gibi isimler vardır.

Otelin Kehribar adlı barı 1960-1970' lerde çok revaç bulan, özellikle basın çevrelerinin rağbet ettiği bir buluşma yeri olmuştur. Barın müdavimleri arasında Doğan Nadi, Attilâ ilhan, Ali Koçman, Al-tan Öymen, Aydın Boysan, Aydın Bo-lak, Bedii Faik, Çetin Altan, Feyyaz To-kar, Hasan Pulur, Necati Zincirkıran, Talat Orhon, Kemal Bisalman gibi İstanbul' un tanınmış simaları vardı.

Divan'ın diğer bir ünitesi olan pastanesi ise otelden daha ünlüdür. Özellikle pasta ve kek çeşitleri açısından İstanbul' un en beğenilen pastanelerinden biri olduğu gibi, "cafe" olarak da gerek havası, gerekse mevkii nedeniyle ilgi çeker; ö-zellikle orta yaş ve orta yaş üstü müdavimleri vardır.

1992'de Sevilla'daki Expo-92 Dünya Fuarı'nda Türkiye Pavyonu'nda, kendi a-lanında Türkiye'yi temsil eden Divan Pas-tanesi'nin bellibaşlı spesiyaliteleri arasında rokoko, profiterol, mekik ve Divan çikolataları sayılabilir.

İSTANBUL

DİVANHANELER

Türk İslam mimarisi terminolojisinde geniş kapsamlı bir tanımı olan "divanhane" terimi öncelikle, devlet yönetim merkezi niteliğindeki saraylarda devlet işlerinin görüşüldüğü, divanın toplandığı, ayrıca elçi kabulü gibi birtakım önemli törenlere tahsis edilen mekânları ifade etmektedir. Bunların yanısıra hanedan mensuplarına ve devlet ricaline ait saraylarda, diğer taraftan kasır, konak, köşk, yalı türünden geniş kapsamlı meskenlerde, ev sahiplerinin misafirlerini kabul ettikleri büyük mekânlar da divanhane olarak adlandırı-lagelmiştir.

İslam dünyasındaki emsalinden oldukça farklı özelliklere sahip olan Osmanlı saray mimarisi ve bu arada divanhaneler hakkında bilinenler II. Mehmed (Fatih) döneminden (1451-1481) geriye gitmemektedir. Özellikleri tespit edilebilen ilk Osmanlı divanhanesi Edirne Sarayı'nda, Fatih'in 1451-1452'de inşa ettirdiği Ci-hannüma Kasrı'nda yer almaktaydı. Aynı sarayın bünyesinde yine Fatih'in yaptırdığı arzodası ile inşa tarihi açıklık kazanmayan Kubbealtı'nı da resmi toplantıların cereyan ettiği divanhaneler olarak değerlendirmek mümkündür.

istanbul'da, Topkapı Sarayı'nda(->) bulunan ve bu saray kompleksinin birçok ana binası gibi Fatih tarafından yaptırılmış olan Arzodası(-») konumu, tasarımı ve iç

düzenlemesi açısından Edirne Sarayı'nda-kinin âdeta eşi gibidir. Aynı saray kompleksinde günümüzde mevcut olan Kub-bealtı(->), Fatih'in yaptırdığı eski divanhanenin yetersiz görülmesi üzerine 16. yy'ın başlarında inşa ettirilmiş, bu bölümün tasarımında da Edime Sarayı'ndaki Kubbealtı'ndan ilham alınmıştır.

Klasik dönem Osmanlı saray mimarisinin ürünü olan bütün bu mekânlarda, merkezi sofalı ve dört eyvanlı şemanın kullanılmadığı dikkati çeker. Bunun yerine, seferler sırasında resmi kabullerin icra edildiği "otağ-ı hümayunları" hatırlatan, tek kubbeli, yekpare mekânlar tercih edilmiştir. Osmanlı saraylarının, belirli bir hiyerarşik düzene göre konumlandırılmış çadır gruplarını andıran, kendine özgü yerleşim düzeni ile söz konusu divanhanelerin bu özelliği arasında ilişki kurmak, her ikisini de Osmanlı düzeninde ve devlet teşrifatında varlığını hissettiren "gazîyân" geleneğine bağlamak mümkün görünmektedir.

Bu arada, Türk mimarisinin en eski tasarım şemasını yansıtan merkezi sofalı bir eyvanlı mekânların da Osmanlı sivil mimarisi geleneğinde kesinlikle terk edilmediği, "resmi nitelikli" saray divanhaneleri dışında istanbul'da, gerek sarayların bünyesindeki birtakım köşklerde ve kasırlarda, gerekse konaklarda ve yalılarda 20. yy'a kadar yaşatıldığı gözlenmektedir. Hanedanın kullanımına mahsus kasır ve köşklerden verilebilecek en belirgin örnekler şunlardır: Topkapı Sarayı'nda Çinili Köşk(-) (1472) Yalı Köşkü(-) (1592), Revan Köşkü(->) (1635), Bağdat Köşkü(->) (1639), Sepetçiler Kasrı(->) (1643) ve Darphane Köşkü(->) (1832); Tersane (Ay-nalıkavak) Sarayı'nda Hasoda Kasrı (I. Ahmed dönemi) ile Hasbahçe Kasrı (1791); Beşiktaş Sarayı'nda(-») Çinili Köşk (1679); eski Çırağan Sarayı'nda Yalı Köşkü (1719); Sa'dâbâd Sarayı'nda(->) Kasr-ı Neşa0723), eski Küçüksu Kasrı (1751), Bebek Kas-n(->) (1725 ve 1784); Derterdarburnu'n-daki Neşatâbâd Sarayı'nda Selamlık Köşkü (18. yy sonları). Diğer taraftan Anado-luhisarı'ndaki Amcazade Hüseyin Paşa Yalısı!» (1699), yine aynı yerdeki 18. yy yapısı olan Yasinci Yalısı(->), Kandilli'de-ki Kıbrıslı Yalısı(->) ve Kanlıca'daki Yalı Köşkü, Bebek'teki 18. yy'ın ilk çeyreğine tarihlenen Köçeoğlu Yalısı(->), aynı yüzyılın sonlarına ait Emirgân'daki Şerifler Yalısı(->), 19. yy'ın başlarından Bebek'teki Arifi Paşa Yalısı ile Kuruçeşme'deki Ed-hem Paşa Yalısı bu arada zikredilebilir.

İstanbul'da bunlardan başka birçok konak ve yalıda, ayrıca geniş Osmanlı coğrafyasının çeşitli yörelerinde de teşhis e-dilen bu tür divanhanelerde, kapalı avlu geleneğine bağlanan merkezi sofanın kare, dikdörtgen veya sekizgen planlı olarak tasarlandığı, özellikle erken tarihli örneklerde kubbe ile örtüldüğü, ahşap yapıların bazılarında çatının altında bağdadî kubbelerin inşa edildiği, kimi örneklerde ise sofa kubbesinin aydınlık feneri ile donatılarak kapalı avlu fikrinin vurgulandığı görülmektedir. Merkezi so-

faya açılan eyvanlar bir kademe yükseltilerek sedirlerle, dolap nişleriyle ve iki sıra pencereyle donatılmaktadır. Sivil mimarinin vazgeçilmez öğelerinden olan su oyunları sofanın merkezindeki fıskiyeli havuzlarla, duvarlara yaslanan selse-billerle, bazen de havuz-selsebil manzu-meleriyle tasarıma yansıtılmaktadır. Topkapı Sarayı'ndaki Revan ve Bağdat köşkleri gibi, günübirlik kullanıma mahsus bazı yapılarda tasarımın hemen bütünü, merkezi bir sofa ile buna bağlanan dört eyvandan ibaret olmakta, böyle durumlarda söz konusu şema dışarıdan da algıla-nabilmektedir. içinde devamlı yaşanan geniş kapsamlı yapılarda ise, söz konusu şemanın merkezindeki sofa, yer aldığı katın tasarımında odak noktasını oluşturmakta, eyvanların arasına yerleştirilen odaların kapıları bu sofaya açılmakta, çok-katlı yapılarda, eyvanlardan biri merdivene tahsis edilmektedir. Böylece geleneksel Osmanlı evinde, çoğu zaman yapıyı bir uçtan diğer uca kat ettiği için "zül-vecheyn" ya da halk arasında "karnıyarık" tabir edilen eyvanlı sofalar, kalabalık misafir gruplarının ağırlandığı divanhaneler olmanın yanısıra meskenin dağılım merkezi niteliğini de taşımaktadır.

Osmanlı mimarisinde 18. yy'ın ikinci çeyreğinde baş gösteren Batı kökenli barok mimarinin(->) etkileri dini yapıların mekân tasarımına, bir iki istisna dışında, hemen hiç katkıda bulunmamış, ancak birtakım mimari öğelerde, süsleme ayrıntılarında ve cephe tasarımında kendini hissettirebilmiştir. Buna karşılık Osmanlı

Topkapı Sarayı Sepetçiler Kasrı'mn plan

restitüsyonu: 1. Kışlık divanhane, 2. yazlık

divanhane.

Eldem, Köşkler ve Kasırlar



Yüklə 7,77 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   13   14   15   16   17   18   19   20   ...   139




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin