İstanbul ansiklopediSİ Büyükada Camii (Resim: Kemal Zeren)


Tâ virem mûcuni «Çobi cin» den sana haber Tut kulağın her zaman gel bana ey merdi hüner



Yüklə 4,97 Mb.
səhifə75/75
tarix07.01.2019
ölçüsü4,97 Mb.
#91759
1   ...   67   68   69   70   71   72   73   74   75

Tâ virem mûcuni «Çobi cin» den sana haber Tut kulağın her zaman gel bana ey merdi hüner

Evvelâ yazmış etıbba ande nef'i bî şümar Binde birin sana takrir idem ey sem'ü basar

Nezleye, efrenciye, ziyka ve başağrısına Yan ve bel ağrılarına dahi ola kârger

El ayak yarılmasına, kör olan tırnaklara Süst endam olana, sol göze kânden yaş akar

Safrası taşre çıkanlar, dalağa, ibriza Rihi tayyare, kulunca, vire çeşme nuri fer

Dem gelüb karnı yolundan öksürük olanlara Yediği hazınolmayub 1>ag dönmesine serbeser

Göz kararmasına, diş ağrılarına, ra'şeye Hem bevasıra ki verir mak'ada etine de zarer

Hayzi kat'ı olmayıcak... akim olanlara

Yâni sol hatunlere ki olmaz veledden behrever

Rahtü saht olub şebâb asa getürür kuvvete
Pirlikten herne geise kim zaif olsa


«Türbedi ebyaz» ile «Sürencan» onar dirhem ola «Çobi cin» yüz dirhem ve elli dirhem ola «Şeker».

«Darçm» ve «Karanfil», «Zencefil» ve Kakule» «Cevizi hindi» ve «Kebabe?», Mustali?» ve

«Saadümer?»

Eyle istimal ruzû şeb iki buçuk dirhem Zikrolunan emrazdan tâ kalmıya tende eser

Sol zamankim olasın bu deklu emrazdan halâs Azmii âşifte hâle bir dua kıl ey püser

AZMİ. BEY (Üdî) — Asrımızın en seçkin udilerinden, bu sazı kendi gönlü için çalmış, udunu ancak yakın yaranı dinliyebilmiştir. 1870 de İstanbulda doğdu, Maliye memurlarından Cehdi Efendinin oğludur; basit bir iptidaî tahsilinden sonra pek genç yaşında Seraskerlik dairesinde kâtip olmuş, kalemden yetişmiş, 1908 inkılâbında Seraskerliğin adı Harbiye Nezareti olarak yeni bir idarî teşkilât kurulurken topçu dairesi mümeyyizliğine tâyin edilmiş, fakat pek az sonra 1910 da isteği



AZMİ BEY (Giridî)

— 1726 —


İSTANBUL

ANSİKLOPEDİSİ

— 1727 —


ANZAVOB (Serope)


ile tekaüd olarak müteahhidlik ile serbest iş hayatına atılmıştır; 1944 de ölmüş, Kanlıca mezarlığına defnedilmiştir.

Mahmud Kemal İnal «Hoş Şada» da şu hâtırayı naklediyor:

«Azmi Beyin udunu dinlemek müyesser olmadı. Sâhib Molla Zade İbrahim Beyin Pa-şabağçesindeki hanesinde bir gün tesadüf ettik, ud çalmasını huzzardan bir kaçı ile beraber rica ettik. Acele işi olduğunu, vapur vakti yaklaştığını söyliyerek itizar ve sür'atle firar etti. Birkaç saat sonra arkadaşlarımızla avdet ettiğimiz sırada yol üstünde ehibbâmız-dan bir zatın bağçesine girdik. Azmi Bey orada idi. Bizi görünce sıkıldı, bir şey söliye-medi. Ben de onun bu suretle sıkılmasından sıkılarak bir şey söyliyemedim. Aradan yıllar geçtikten sonra Eminönü civarında bir dükkânda görüştük. Udunu dinletmeyip savuştuğu için serzeniş ettim. Bir takım vâhî özürler serd ile affını rica etti. Hayli zamandanberi udu terkettiğini söyledi. O günden sonr,a bir daha görmedim».

Bibi.: M.K. İnal, Hoş Şada.



AZMİ EFENDİ (Giridî Ahmed Said) —

Diplomat muharrir; doğum tarihi bilinmiyor, Babıâli kaleminden yetişmiştir. 1763 de sefir olan eniştesi Ahmed Resmî Efendinin maiyetinde Berline gitmiş, 1787 de, hilâfet makamına malî yardım sağlamak için elçilikle Fas Sultanına gönderilmiş, 1791 de Berlin elçisi olarak Üçüncü Sultan Selimden aldığı talimat ile Prusya Kralı İkinci Frederich Wilhelm'i Rusyaya karşı harbe sokmağa çalışmış, fakat muvaffak olamamıştı. Prusyadan dönüşünde Sadaret Mektubçuluğu ile mühim bazı idarî ve malî memuriyetlerde bulunan Ahmed Azmi 1821 de İstanbulda ölmüştür. Berlin Elçiliğini anlatan sefaretnamesi 1885 de Ebuzziyâ Külliyatı arasında basılmıştır; bugünkü dile çevrilmiş olarak da 1942 de Vakit gazetesinde «150 sene evvel Berlinde bir Türk Elçisi» adı ile tefrika edilmiştir; almanca tercümesi de 1918 de Berlinde Dr. Otto Müller-Kolshorn tarafından neşredilmiştir. Fasdan dönüşünde Padişaha takdim ettiği takrir el yazısı olarak Topkapusu Sarayı arşivindedir. Bibi.: İnönü Ansiklopedisi.

AZMİ EFENDİ (Pîrahmedçelebizâde Meh-med) — Onaltıneı asır ulemasından ve şâir-

lerinden; Defterdar Pîr Ahmed Çelebi'nin oğludur; İstanbulda doğdu, doğum tarihi bilinmiyor, 1582 de İstanbulda öldü, kabri Eyyub-dadır. Kınalızâde talebesi olarak yetişti, müderrisliklerde bulundu; Üçüncü Sultan Mah-mudun şehzadeliğinde hocası oldu; «Enîsül ârifîn» adındaki eseri asırlar boyunca medrese uleması arasımda en makbul kitaplardan biri oldu; bu eser Hüseyin Vâiz'in «Ahlâkı Münşini» isimli kitabının hulâsa tercümesine yazılmış çok mühim haşiyelerle (ilâvelerle) vücude gelmişti.

Bibi.: İnönü Ansiklopedisi.

AZMİ EFENDİ (Salih) — Onsekizinci Asır hattatlarından ve devrinin en namlı hanendesi, Kara Mehmed Paşa kapusundan yetişmiş, sağlam bir musiki tahsil ve terbiyesi görmüş, Sadırâzam Dâmad Nevşehirli İbrahim Paşanın serhanendesi olmuştur. Yazıda üstadı Hoca Mehmed Rasim Efendi idi. Drağ-man Camii civarında otururdu, Şeyh Seyyid Nureddin Sünbüliye intisab etmişti. Ölümünde vasiyeti üzere bu camiin mezarlığına defnedildi. Kabir taşının kitabesi Tuhfei Hatta-tin müellifi Süleyman Sadeddin Efendinin olup taşa, kabir sahibinin hocası Rasim Efendinin hattı ile hâkkedilmiştir.

Bibi.: Mustakimzâde, Tuhfei hattâtin.

AZNAVOR, AZNAVORYAN — Menşei Gürcistanlı olup İstanbulda cemaat işlerinde, sarraflıkta, kuyumculukta, güzel sanatlarda v.s. namlı şahsiyetler yetişmiş bir Ermeni aile-sidir. Esasen Aznavor yahut Aznavur kelimesi de gürcücedir. Bu sülâlenin ilk ferdi Tavit isminde bir zattır ki, Gürcüsitandan hicret ederek Sıvasa yerleşmiştir. Zamanının sultanı orayı ziyaretinde müşarünileyhin faaliyetini takdir ederek, Sivas ve civarnın vergilerini toplamak için kendisine ferman vermiştir (?). Bu sülâleden bir kol da İzmire yerleşerek orada ticaret işlerinde parlamıştır.



Kevork M. Pamukciyan

AZNAVOR — Tahminen Ondokuzuncu asır ortalarında yaşamış meşhur bir Ermeni kuyumcu. Bugüne kadar onun yaptığı işlerin hususiyetini belirtmek için «Aznavor işi» tâbiri kullanılmaktadır. Bize malûm olan bu hususiyet en fazla gümüş tatlı kaşıklarında mevcuttur. Eski kuyumculara müracaat edil-

f

diği halde, hayatı hakkında hiçbir malûmat



elde edilemedi.

Kevork M. Pamukciyan

AZNAVOR (Bedros) — Ondokuzuncu asırda yaşamış bir Ermeni rahibi. 1875 yılında İstanbulda Ermeni dilinde neşrettiği «Avrupanın ve Avrupadaki ve Asyadaki Osmanlı İmparatorluğunun ticarî ve sınaî coğrafyası» ismindeki 383 sayfalık eseriyle tanınmıştır.



Kevork M. Pamukciyan

AZNAVOR (Hovsep) — Meşhur bir Ermeni mimarı. 1854 tarihinde Londrada doğmuştur. 1867 de ailece İstanbula geçmişlerdir. Mimarlık tahsilini Romadaki Güzel Sanatlar Akademisinde yapmıştır. Henüz talebe iken Diperis Şirketinin villâsının plân müsabakasında birinciliği kazanmış ve «Valarye» nişanı ile mezun olmuştur.

İnşa ettiği binalardjan bâzıları şunlardır: İstanbulda Tepebaşındaki Şehir Tiyatrosu ve Beyoğlundaki'Fransız Tiyatrosu binaları, Fenerdeki Bulgar kilisesi, Cibalideki Re ji Tütün Şirketinin büyük fabrikası, Sanasar-yan Hanı' (Şimdiki Emmiyet Müdürlüğü Binası), Gülbenkyan Hanı (Şimdiki Eminönü Kaymakamlık binası), Topalyan Hanı (yanmıştır) ve Katırcıoğlu Hanı; Prenses Rukiye Hanımın ve Prens Abbas Halimin köşkleri; Prenses Nimet Hanımın, Prens Muhammed Alinin zevcesinin ve Boğos Bey Yusufun türbeleri v.s.

Aznavor Efendi, gerek İstanbulda ve gerek Kahirede Ermeni cemaatine ait vazifler-de de bulunmuştur. «Sahmanatrakan Ramga-var» komitesinin kurucularından biridir. Hayırsever cemiyetlerine bağışları ile de meşhurdur. Birinci Cihan Harbinden sonra Mısıra gitmiş ve 1935 yılı haziranının sonlarında Kahirede vefat etmiştir.



Kevork M. Pamukciyan

AZNAVOR (Jorj) — Meşhur bir nebatat bilginidir, 1861 de İstanbul'da doğmuş ve 1920 de vefat etmiştir; Y. Çark'm «Türk Devleti . hizmetinde Ermeniler» eserinde adı geçer; hayatı hakkında başka bir kayda rastlanamadı.



Kevork M. Pamukciyan

•AZNAVOR (Kerope) — Venedik Ermeni Mıhitaristler tarikatına mensup bir rahip.

1791 tarihinde İstanbulda doğmuş, 1814 de rahip olmuş ve 4 nisam 1843 tarihinde yine İstanbulda vefat etmiştir. Edebî faaliyetinde Bossouet'nin «Discours sur l'histoire Üniverselle», Fleury'nin «La vie deş İsraelites» eserlerini ve Kolera hakkında diğer bir kitabı Ermeniceye çevirmiş ve meşhur Ermeni tarihçisi rahip Gukas İnciciyamin «Amaranotz Püzantyan» namındaki eserini İtalyancaya çevirmiştir.

Kevork M. Pamukciyan

AZNAVOR (Ohannes) — Muharrir ve matbaacı; 1870 de Bahçecik'de doğmuş ve 1940 sıralarında İstanbul'da vefat etmiştir. Tasilini Üsküdardaki Berberyan Mektebinde yapmıştır. 1890 - 1908 yılları arasında «Asır» adlı matbaa ve kitabevinin müdürü olmuştur. 1908 de Babıâli Cad. No. 48 de «Yeni Osmanlı» Kitabevini ve bilâhare aynı ismi taşıyan matbaayı tesis ederek bir müddet O. Parsehyan'la birlikde çalışmıştır. Ohamnes Aznavor, Nasrettin Hocanın hikâyelerini er-menciye çevirerek 1910 da burada neşret-miştir. «Rasputin» adlı bir eseri de aynı matbaada tabetmiştir. 1918 -1919 yıllarında «Khelok Tavit = Uslu Davud» adlı mizahî bir gazete çıkarmıştır. Mütarekeden sonra Nuruosmaniye'de «Yeni Türkiye »adlı bir matbaa daha tesis etmiştir. Ohannes Aznavor' un, İstanbul Ermeni basınında intişar eden muhtelif yazıları da mevcuttur.



Kevork M. Pamukciyan

AZNAVOR (Serovpe) — Bir Ermeni avukatı ve muharriridir. 1825-30 sıralarında doğmuştur. 1846 -1852 yılları arasında İstanbul'da, Çamurcuyan Ohannes Badveli (1801 -1888) ve Mıkırdıç Ağaton (1820 -1890) tarafından neşredilen «Hayastan» adlı haftalık gazetenin başlıca muharrirlerinden olmuş ve orada, İstanbul Ermenilerinin örf ve adetleri hakkında makaleler dercetmiştir. Birkaç yıl sonra, beraberinde Yeniçerilere ait antika eşyalarla birlikte Londra'ya gitmiş ve bunları mezkûr şehirde teşhir etmiştir. Sergi İngilizler tarafından takdir görmüş ve kraliçe Vik-torya tarafından da ziyaret edilmiştir. 1867 de İstanbula avdet etmiştir. 1870 sıralarında, Hasunyan ihtilâfları esnasında teşekkül eden «Şark Ermeni Katolik Cemaatı» tarafından teşkil olunan meclisin azaları arasında bulun-




1728 —

—1729 —
ANZAVORYAJSf (Karabet)

muştur. 1879 da katolikliği terk ederek Gre-goryen mezhebine intisab etmiştir.

Az sonra Patrikhane cismanî meclisine âza seçilmiştir. 1880 de Patrikhanenin hukuk müşaviri olarak zikredilmektedir. Serovpe Az-navor, Mason teşkilâtna mensup olup, İstan-bulda, «Büyük doğu» ismindeki Fransız Fran-mason teşkilâtının himayesinde «Sevgi» adlı bir loca tesis etmiştir. Keza İstaburda faaliyette bulunan Londra'daki «Jordau» teşkilâtına da âza olmuştur. Hırarit Asadur'a göre ingilizce lisanına da vakıfmış.

Kevork M. Pamukciyan

AZNAVORYAN (Karabet Araira) — Ge


çen asrın İstanbul ermeni cemaatının mümtaz
şahsiyetlerinden biridir. 1745 de doğmuş ve
1853 de 108 yaşında İstanbul'da vefat etmiş
tir. :

Aznavoryan Karabet Amiranın adı, bizce malûm ermeni kaynaklarında, ilk defa 1811 yılında, Kudüs'ün Mukaddes yerleri için, ermenilerle rumlar arasında zuhur eden ihtilâfın halli maksadiyle, Şeyhülislâmlık Kapısında kurulan meclise, ermeniler tarafından iştirak eden cismanî şahsiyetlerin başında «Sarraflar kethüdası» unvanı ile zikredilmektedir. 23 Ekim 1817 yılında da, Gregor-yen ve, Katolik nzheplerine mensup ermeniler arasındaki dinî ihtilâfa çâre bulmak gayesiyle, Kuruçeşme'de, Patrik Boğos Başpiskopos Kirkoryanîn (1763 -1853) evinde toplanan meclise, Gregoryenler tarafndan hazır bulunmuştur. Burada da «Sarraflar Kethüdası» olarak anılmaktadır. Bu ihtilâfların akabinde, 22 Eylül 1820 de Sakız Adasına sürülmüştür.

1837 de ise, Yedikule Ermeni Hastana-nesinin nazırları, yani idarecileri meyanında ismi geçmektedir.

Karabet Amira'mn, Ohannesi ve İstepan Ağa Aznavoryan adlı iki oğlu olmuştur ki, bunlardan birimcisi, sözü geçen hastahane-nin tesisinin ilk yıllarında, müştemilâtından Surp Agop manastırına ve ikincisi de Surp Pırgiç kilisesine mütevelli olmuşlardır.

Kevork M. Pamukciyan

AZNAVORYAN (Kaspar Amira) — Zamanının meşhur Ermeni amiralarından biri. Üsküdar Ermeni Kabristanında medfundur. Kitabesinde kendisinin Eginin Abuçeh kö-

İSTANBUL

yünden ve prens sülâlesinden olduğu, Kudü-se gitmiş ve doğru imanla ve iyi işlerle 6 ağustos 1806 tarihinde vefat ettiğf yazılıdır. Diğer bir menbada da 1799 tarihinde ön safta bulunan Ermeni amiraları arasında zikrediliyor. Keza kendisinin Zakarya Patriğin vasiyetnamesinde cemaat işleri üzerine nazır tâyin olunduğu da kaydedilmiştir. Yanında medfun olan Aznavor Amira Aznavoryanın bu zatın oğlu olduğu tahmin edilebilir.

Kevork M, Pamukciyan

AZNAVORYAN (Ohaıınes Efendi) — Ermeni mimarı. Kendisinin, 1901 yılı Yedikule Ermeni Hastahanesi Salnamesinde Osmanlı erkânı harbiyei umumiyesi riyaseti emrinde mimar olduğu kaydedilmiştir.

Kevork M. Pamukciyan

AZNAVUROĞLU — Onyedinci asır ortalarında İstanbullu ermeni halk şâiri, hayatı hakkında en küçük bir kayda rastlanmamıştır, adı türkçe olarak yazdığı iki yangın des-nından bilinmektedir. Bu destanlar New York'da oturan B. Harutyun Kürdyam'ın kü-tübhânesinde bulunan ve 1678 -1681 arasında İstanbulda yazılmış olan ermenice bir cönkden alınmış ve şehrimizde intişar eden ermenice «Astgapert» adlı aylık mecmuanın 1952 ocak tarihli 10 uncu sayısında neşredilmiştir.

Aşağıda naklettiğimiz bu destanlardan birincisi içim B. Kürdyan 1652 deki yangnın tasviri olduğunu tahmin ediyor. Bu yangın hakkında şâir Aznavüroğlunum muasır Erem-ya Çelebi Kömürciyan'ın ruznâmesinde de tafsilât vardır.

İkinci destan için ise B. Kürdyan, 1660 yangını hakkımda olduğunu kaydediyor.

Reşad Ekrem Koçu ise her iki destanın da İstanbul târihinde en dehşetli ateş âfeti olan 1660 yangını için yazılmış olduğunu söylemektedir ki tahmini hakikate daha uygun görünüyor, şöyle ki, bu iki destan aslında bir tek eserdir, şair birinci parçada yangını, ikinci parçada da yangından sonra İstan-bulun perişan hâlini tasvir etmiştir. Birinci parça hicrî 1070 yılma rastlayan 1660 yangınının Fındıklık Silâhdar Mehmed Ağanın ve-kaayinâmesinde, ve bilhassa bu âfet hakkında geniş tafsilâtı veren Hasodalı Mehmed Hali-

i

ANSİKLOPEDİSİ



fenin «Târihi Gilmânî» adındaki eserinde nakledilen manzaraya tamamen benzemektedir. Yine pek tabiîdir ki bir halk şâiri, 1660 yangını gibi cehennemî bir ateş âfetini anlatmadan yangın sonunu tasvir eden güdük .bir eser veremezdi. Kaldı ki her iki destanın kıt'a sonlarındaki redif kaafiyeleri de aynıdır. Çok kıymetli bir tarih vesikası olan destan şudur:

Yangın hakkında söylenmiştir: ı

Payitaht İstanbul yandı tutuşdu


Bilemedik ne acâyib hal oldu [

Ana baba günü bunca asker üşdü Yağmacının derdi ınzık u mal oldu

Kimisi ağlaşır yâ Bârî Hûda Evim barkım yandı gitti el veda Nice ki tutuşdu evvel ibtidâ Ateş, Odunkapusundan gelmiş oldu

Fehm etti deryada olan gemiler Kimi! güler kimi ağlar iniler O mübarek camiler, kiliseler Her olur olmaza yol oldu

Kıvılcımı alev göğü bürüdü Minarelerin şerifesi eridi Yedi ikîim dört köşeden göründü Göğün yüzü kımkırmızı al oldu

Kimi ağlar yanıyorum kaçamam Basiretim bağlanmıştır acamam Viran oldu vakitli vakitsiz geçemem Şimdi Bedesten etrafı bel oldu

Kimi şikâr aldım deyi öğüniir Kimi henüz yanmış kimi soyunur Kimi gördüm taşlar almış döğünür Bazısı aklın aldırdı deli oldu

Aznavuroğîu der dinleyin sözümü Ben Hakkıma doğru ettim özümü Elimden aldırdım körpe kuzumu Ah eder ağlarım çeşminii sel oldu



>

II

İstanbulda yangın olduğu sene Fırınlardan ekmek alınmaz oldu Cümle yanan yere derler virane Çarşıların adı anılmaz oldu



Halim sana malûm yâ Kaadir Nebî Yangından ağlaşır cümle halk hepi Yangın oldu bu kıtlığın sebebi Her külîî cümle şey bulunmaz oldu

Yakın geldi yüreğimin paresi Açık kaldı İstanbulini yâresi

AZTAK

Hep onuldu cüle zulüm yâresi Yangının yâresi onulmaz oldu



Yangın değil bu zulümdür bilesin Kendim pak idüb kavmin sevesin Çıkarmışlar çeşmelerin lülesin Bu insana öğüd olunmaz oldu

Yangın değil zulümdür İstaubola Yangını görenler gelmedi yola Meğer simden sonra karanlık ola Deyeler ki güneş görünmez oldu

Dört bölükden bir bölüğe dayandı Tütünden cümle âlem boyandı Memedeki masum beşikde yandı Yananların leşi sayılmaz oldu

Aznavuroğîu der kalmadı arım Göğe direk oldu âh ile zarım Güler yüzlü melek sîmâlı yârim Yakına geldi görünmez oldu

1660 yangını Osmanlı metinlerinde ayaz-kapusundan «bir tütün içici yaramazın» elinden çıkmış olarak gösterilir. Aznavuroğîu destanın ikinci kısmanın altıncı kıtasında buna işaret etmişdir, yalnız birinci 'kısımda ikinci kıtada ateşin Odunkapusundan çıkdığı yazılmıştır. Kısa bir zaman içinde büyük şehrin bütün Haliç sahilini sarmış olan ateşin Ayazmakapusundan mı, Odunkapusundan mı çıkmış olduğunu halkdan bir ferdin doğru tahkikine imkân yoktur. Fındıklık Mehmed Ağa da, Hasodalı Mehmed Hakfe de saraya mensubdurlar, en doğru malûmatı edinecekleri şüphesizdir (B. Ayazmakapusu Yangınları).

Destanın İstanbul Ansiklopedisine naklinde mânâda vuzuhu temin için türkçe nııs-raların ermeni harfleri ile yazılış şekline sâdık kalmadık, meselâ «el fida» yerine «el veda», «gızılcım» yerine «kıvılcım», «basreretim» yerine «basiretim», «Ben, hakimi» yerine «Ben hakkıma» dedik.



Keverk M. Pamukciyan

AZTAK — Taşnak Komitesinin organı ve (Azatamart» ve «Pütanya» gazetelerinin devamı olarak İstanbulda Aleksan Misakyan tarafından 44 sayı neşredilmiş ermenice haftalık bir gazete. Neşriyatı idare edenler arasında şu şahıslar bulunmuştur: Şavarş Misakyan, Vahram Tatul, Keğman Parsehyan ve Zabel Eseyan.



Kevork M. Pamukciyan

AZTAEAR

1730 —



İSTANBUL ANSİKLOPEDİSİ


AZTARAR — İstanbulda 1927 -1937 yılları arasında «Cakatamart» gazetesinin devamı olarak neşredilen, siyasî ve edebî günlük ermenice bir gazete. Sahip ve neşriyat müdürü Manuk Aslanyandır.

Kevork M. Pamukciyan

AZTARAR PÜZANTYAN (Bizans habercisi) — İstanbulda neşredilen ilk ermenice gazetelerden Haçatur Oskanyan tarafından çııkaralmiş ve Boğos Arabyan matbaasıinda tabedilmiştir. İlmî ve ticarî olan bu gazetenin

ilk sayısı 30 kasım 1840 tarihinde çıkmıştır. Oskanyan efendi, gazetesinin lisanını, 5 inci sayısından itibaren, aynı ismi ve aynı harfleri muhafaza ettiği halde, abonelerinin büyük kısmının ricası üzerine türkçeye çevirmiştir. Bu suretle kendi ifadesine göre Avrupalı ve Türklerden de aboneler elde etmiştir. Fakat bu tebeddülatın da mühim bir faydası olmamış ve 1841 yılının sonlarına doğru gazetesi kapanmıştır.

Kevork M. Pamukciyan


Bâbıâliniıı Soğukçeşme Kapusu (Elli yıllık bir resimden O. Zeki Çakaloz eli ile)

BABA — Lügat mânası ile herkesin bildiği bu kelime İstanbul ağzında ve argosunda önemli bir yer alır.

Mekteplerde, bilhassa leylî mekteplerde kendisini müesseseye ve talebesine vakfetmiş muallimlere baba denilir, bunun zamanımızda en haşmetli misali tarih muallimi İhsan Şerif Bey merhum idi.

İstanbul esnafı, üstü başı pek düzgünce olmayan yaşlı müşterilerine daima «baba» diye hitab ederler, hattâ kızdıkları zaman dahi ayni tâbiri kullanırlar:


  • Baba yarım kilo uskumru alacaksın
    çileden çıkarıyorsun be..

  • Baba atlan deve mi alıyorsun be? Şu
    nun şurasında alacağın elli kuruşluk bir çift
    çorab.

İstanbul esnafı yaşlıca müşterilerinin kılığı kıyafeti düzgün olanlar için baba yerine «Bey baba» bazan da «Efendi baba» tâbirini kullanırlar; garibtir ki çok samimî olan bu hürmetkar hitaba kızanlar da bulunur. Şurasını da kesin olarak belirtmek lâzımdır ki Bey baba tabiri 'hakikaten hürmet makamında kullanılır, müşterisine bey1 baba diyen bir manavın, bir balıkçının daha yaşlı olduğu çok defa görülmüştür (B. Babalık).

Serseriler, baldıra çıplaklar, hırsızlar ve yankesiciler arasında kendi yollarının ve kötü mesleklerinin tecrübeli yaşlılarına «baba» diye hitab edilir, gıyablarında da isimlerinden sonra muhakkak kullanılır:

— Baba seni dinlemedim, «Aynasız» enseledi.

BABA

— 1732


İSTANBUL


— Ahmed baba da gelirse ben bu işte
varım.

Hapishanede eski gardiyanlara istisnasız «baba» diye hitab edilir.

Polis karakollarında vazifelerini tatlı dille gören, her hangi bir suçla karakola düşenlere rifk ile muamele eden memurlardan gıyablarında sabıkalı güruhu tarafından «baba adamdır» diye bahsedilir.

İstanbulun esrar tekkesi kahvehanelerin-deki ocakçılara da istisnasız baba denilir.

Türk gemiciliğinde kaptanlara gemi mürettebatı tarafından istisnasız «Baba» diye hitab edilir; kendi aralarında da kaptandan «Baba» diye bahsederler. Bu anane liman işletmesi vapurlarında da câridir, her gemide kaptan dâima «Baba» dır.

«Baba» hitabı bazan çarkçıbaşılar içinde kullanılır.

Liman vapurlarının kahve ocaklarındaki ocakçı da yaşlıca ise, garsonlar ona «Baba» derler.

Spor klüplerinde takımın akran ve emsali emekliye ayrılmış en yaşlı oyucularına baba denilir:

— Baba Gündüz topu ağlara göm!
Takım arkadaşları arasında:

— Baba ver pasını..

Büyükşehrimizin günlük sohbet dilinde hayır sever şahıslar hakkında «Öksüzler babası», «Fukara babası» çok kullanılır tâbirlerdir.

Para biriktiren cimriler, nakdi olduğunu gizleyenler için de «Altın babası» denilir:

— Şu yakası yağlı herifi gördün mü!?
Altın babasıdır...

Ayni tâbir zillet çirkâfı içinde yaşadığı halde pek çok parası, binlerce altım bulunan dilenciler hakkında kullanılır: «Dilenciye acınmaz., hepsi altın babasıdır..».

Dede manâsına «Ağa Baba» tâbiri İstanbul ağzının kelimelerinden olup bilhassa Tanzirnattan sonra bir müddet «Büyük peder» şekline kalb edilmiş sonra da İstanbul ağzında «Büyük Baba» olmuştur.

Babası belli olmayan veledizîna, piç çocuklara eski İstanbul ağzında «dokuz babalı» denilirdi.

Kötü yollarda dolaşan, başı serserilik, kabadayılık, havasında olan yahut ayyaş veya kumarbaz gençler hakkında hakaret yollu

«babasının hayırlı evlâdı» denilir. Anası ve babası mahallece sevilmemiş kimselerse bu gibiler hakkında: «Babası turp anası şalgam oğlan ne olacak ki?» denilir.

Sohbet arasında 'hatırlanamıyan bir şey, bir isim ferasetli muhatab tarafından söyle-niverince: «Hay babanın canına rahmet» bir halk takdiridir.

Bir hamur tatlısı da «Şam babası» diye meşhurdur; ki bunlar kenar mahallelerin «mahalle karısı» denilen kadınlarının ağzında evlerine karşı ilgisi zayıf, ihmalkâr erkekler hakkında teşbih yollu kullanılır:

— Bizim herifin karı evlâd gördüğü yok, şambabası!..

Yine İstanbul ağzında incirin büyüğüne, hindinin beşlisine: «Baba incir, baba 'hindi» denir (B.: Babaç). İddialı futbol maçlarında galip gelen kulübün taraftarları takımları lehine gol olduğu zaman tribünlerden şu tekerlemeyi bağırırlar:

Bir kalın ve yüksek ses — Bir baba hindi!

Taraftarlar bir ağızdan — Hey Allah...



  • Olsa da şimdi!

  • Hey Allah..

  • Pilâv da nerde?!

  • Hey Allah..

  • Kaşık da nerde?!

  • Hey Allah..

Baba hindi adı ile İstanbulda tutunamamış bir de mizah gazetesi çıkmıştır.

Üzerlerinde has İstanbul damgası olmamakla beraber burada bâzı darbı meselleri de hatırlamak ve kaydetmek yerinde olur:

Babası oğluna bağ vermiş, oğlu bir salkım üzüm

vermemiş.. * -

Babamın adı Hızır elimden gelen budur.

Baba mirası yanan mum gibidir.

Babadan himmet oğuldan hizmet

Baba hindi gibi kabırır ,

Babasına dokuz tas çıkarır

Babasını kuduz dalamış, oğlunu yılan yalamış

Babasına hayrı olmıyanın kime hayrı olur

Baba ocağına incir dikti.

Baba bir hırsız tuttum, alda gel; gelmiyor, bırakta

gel; bırakmıyor!

Baba vergisi görümlük, koca vergisi doyumluk.

Bu darbı mesellerin çoğu Büyükşehrin günlük halk sohbetlerinde binlerce defa kul-nılır.



Şi'ri bâziçei tıflâne iden eşhasın Kimisi söz ebesidir kimi bâbâyi sühân

Yüklə 4,97 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   67   68   69   70   71   72   73   74   75




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2025
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin