AYYILDIZ YASAĞI — Yeniçerilerin, mensup oldukları taburları gösteren meselâ kılıç, ok, kayık, yürek çapa gibi bir takım nişanlan vardı, bunları kollarına, baldırlarına, bazan göğüslerine dövme olarak nakşettirir-lerdi. Yeniçeri ocağı kaldırılınca, yeni kurulan Asakiri Mensurei Muhammediye'ye alâmet olarak ay yıldız kabul edildi. İstanbulda derhal; ay yıldız modası çıkarak kayıklara, arabalara, satıcı tablalarına, dükkân ve kahvehane camekânlanna ay yıldızılı süsler ve nakışlar yapıldı. Hükümet bunu hoş görmedi,
Azak Apartımanı ye yazlık Sineması (Resim: Nezih)
AZAK APARTMANLARI
— 1670 —
istanbul
ANSİKLOPEDİSİ
— 1671 —
AZARYAN EFENDİ (İstapan Bedros?
ay yıldıza .hürmetsizlik saydı ve bu alâmetin askerden gayri hiç kimsenin hiç bir yerde kullanamıyacağmı ilân ettirdi, yapılanları da kaldırttı.
Fakat ta yasak -bir müddet sonra unutuldu; ay yıldız yine ibtizale düşürüldü; pek lâtif olan şekli de bozularak, ekseriya, yayvan yahut tıkız ve kaba bir hilâlin karşısında gayet kaba, hattâ bazan tersimi daha kolay olduğu için altı suali bir yıldızdan ibaret olarak, kundura boyacısı kipti çocuklarımın boyacı sandıklarının üstüne varınca nakşedil-
dl
AZAK APARTMANLARI — Bayazıd civarında, eskiden at cambazhanesi, daha Güllü Agop'un tiyatrosu olan sahada, ikisi Hattat sokağında, birisi de Tiyatro Caddesinde olan apartman. Hepsi yirmişer daireyi havi olan ta apartmanlardan Tiyatro Caddesinde bulunanı, asansörlü, kaloriferli muhteşem bir binadır; en üst katında fazilet sahibi ve dindar bir aile olan Azakzadelerin hususî bir mescidini ihtiva eder ki, bu bakımdan şehrimizde eşsizdir.
Bulundukları muhitte daima milletin menfaatlerine hizmet eden ve hayır işleyen Azakzadeler, apartmanları yaptırdıkları 1931 tarihinden itibaren çok ucuz bir kira ile halka vererek elliden fazla aileyi barındırmışlardır. İkinci Cihan Harbinin, hayatı çekilmez bir yük haline getirdiği ve ev kiralarının ateş pahasına yükseldiği, kara borsanın hâkim olduğu çetin günlerinde cidden fazilet sahibi olan Azakzadeler, kiracılarından açık veya kapalı hiçbir zam istememişler, hava parası almağa tenezzül etmemişler, apartmaların konforundan hiçbir şey eksiltmemişler, bu suretle kiracılarının hem kalblerini, hem de hayır dualarını kazanmışlardır.
Muzaffer Esen
AZAK SİNEMASI VE BAHÇESİ — Bayazıd civarında, Çarşıkapıdan Kumkapıya inen Tiyatro Caddesi üzerinde eskiden at cambazhanesi ve daha sonra Güllü Agop'un tiyatrosu olan arsa üzerinde yapılan sinema ile, biraz daha aşağıda bir garaj üzerinde kurulan yazlık sinema ve tiyatro.
Güllü Agop'un tiyatro arsası üzerinde 1908 inkılâbından sonra mühendis mektebi yapılması takarrür etmiş, arsanın toprakları
düzeltilmiş, binanın temelleri atılmış ve bir miktar duvarları yükselmiş iken, sonradan bu işten vazgeçilmiş ve bina haliyle bırakılmıştı. Büyükşehrin iş hayatında dürüstlüğü ile tanınmış zenginlerinden Azakoğulları bu arsayı satın alarak 1931 tarihinde üzerinde inşaata başladılar, eyvelâ yirmişer daireli iki apartman, sonra kışlık binasını yaptılar. Muhtelif tarihlerde aynı arsa üzerinde yine yirmi daireli ve bütün asrî konfor vasıtalarını haiz çüncü bir apartmanla geniş bir garaj ve bu satırların yazıldığı şurada (1950) çorap fabrikası olarak kullanılan binayı yaptılar.
Azak sineması, şehrin İstanbul semtinde Şehzadebaşından ayrılan ilk sinema binasıdır. Dört yüz 'kişi alan bir parteri, on locası, 100 kişilik balkonu vardır. Sıcak ve soğuk hava tertibatını havidir. Yalnız ikinci sınıf ve eski filimleri oynadığı için seyircileri, şehrin mümtaz simaları değildir; kelimenin bütün mâna-siyle orta halli halkın ve çocukların sinenıa-sıdır.
- Garajın üzerinde tuğla döşeli yazlık sinema ise yalnız yaz gecelerinde çalışır; serinlenmek isteyen halkın uğrağıdır; (halkla beraber sinemaya nazır olan balkonlarda toplanan bedavacılar da buradan bir iki mevsim evvelki filimleri seyreder. Bu bahçede arada sırada tiyatro trupları da müsamereler verir, sünnet düğünleri ve buna benzer eğlenceler
Azak Sineması (Resim: Nezih)
l
tertip olunur. Sadi Tek, Muammer Karaca, İsmail Dümbüllü temsillerinde hem bahçe, hem de balkonlar tıklım tıklım dolar; Zati Sungur'un hünerlerini gösterdiği günlerde bedavacılarla sanatkârlar arasında sahneden balkonlara, balkonlardan sahneye tatlı şakalar yapılır? Balkon seyircilerine Bedavacılar adını takan Zati Sungur olmuştur.
Yazlık sinemaya bakan apartman dairelerinde oturan kiracılar, bu temaşadan çok memnun iseler de, aralarında geceleri çalışmak zorunda bulunanlar (ki bu satırları yazan da onlardan biridir) gürültüden şikâyetçidirler; gürültüye rağmen çalışmak istedikleri vakit lâmbalarının ışıklarından sinema seyircileri rahatsız oldukları için evvelâ hafiften başlayan, sonra derece derece şiddeti yükselen «Işığı söndürelim! Perdeleri kapayalım!» sesleri yüzünden, sıcak havalarda kapalı odada çalışamıyacakları için lâmbaları söndürerek mecburen Bedavacılar kafilesine katılırlar.
s Muzaffer Esen
AZAK SOKAĞI — Beyoğlunda, Şişlide, Feriköy ve Eskişehir mahalleleri arasında uzanan toprak bir yoldur, kayda değer bir hususiyeti yoktur. Sekenesi umumiyetle orta halli Rum aileleridir (1947).
İsmail Ersevim
AZÂRYA — İstanbul Ermeni patriklerinden. İranda Culfa şehrinde doğmuştur. Doğduğu tarih malûm değildir. 1591 -1592 yıllarında bir sene kadar İstanbul Ermeni patriği olmuştur. Bundan sonra eski makamı olan Sis Katoğikosluğuna dönmüş ve 1601 de vefat etmiştir. Halepteki «Kırk Çocuklar» Ermeni Kilisesinde medfundur.
Kevork M. Pamukciyan
AZARYAN EFENDİ (Aristakes) — Ermeni zenginlerinden ve kültür adamlarından; İstanbul Ermeni Katolik Patriği Istepan Bedros Azaryan'ın kardeşidir. Beyoğlundaki Surp Agop Hastahanesine yaptığı büyük hayır işleriyle tanınmıştır. Kardeşiyle birlikte 1848 yılında, Viyanadaki Ermeni Mihitaristler matbaasında, yunanca, italyanca, ermenice, türk-çe olmak üzere dört dilde büyük bir lügat neşretmiştir.
Kevork M. Pamukciyan
AZARYAN EFENDİ (Bedros) — Ka
tolik mezhebine mensup değerli bir ermeni ticaret adamıdır. 1851 de İstanbul'da doğmuş ve 21 Ağustos 1906 da tedavi için gitmiş olduğu Franzebad'da (Avusturya) vefat etmiştir.
Tanınmış ve zengin bir aileye mensup olan Azaryan Efendi yüksek tahsilde bulunmuşsa da daha fazla iş hayatına temayül göstermiş ve pederinin ticarî işlerini devam ettirmiştir. Ticaret âleminde gösterdiği kabiliyet ve muvaffakiyetler nazarı dikkati celbe-derek, İstanbul Ticaret Odası Reisliğine tayin olunmuştur ve uzun müddet bu vazifede kalarak başarı göstermiştir.
Katolik cemaatine mensup olması hasebiyle, bu cemaatin idare işlerinde de vazifeler deruhde etmiştir. Ayrıca hayır işleriyle de tanınmıştır. Bilhassa Hacın ve Bilecik'deki Ermeni Katolik mekteplerine ve Büyükdere ile Pendik'deki fakir halka teberrüde bulunmuştur.
Kevork M. Pamukciyan
AZARYAN EFENDİ (İstepan Bedros) —
Ermeni âlimlerinden bir edip dilci, İstanbul Ermeni Katolik cemaati patriklerinden; kibar ve zengin bir ailenin çocuğu olarak 1826 ya doğru İstanbulda doğdu, Türk Rüştiyesinden şahadetname aldıktan sonra Roma'ya gönderildi ve orada ruhban mektebinde okuyarak 1850 de rahip oldu; 1871 de Papa tarafından kardinallik verildi ve İstanbul Ermeni Katolik patriği Hasun Efendi'ye müşavir tâyin olundu, bu zatın hastalığında patrik kaymakamı oldu, 1875 de Hasun Efendi'nin yerine İstanbul patriği seçildi. Türkiye İmparatorluğuna sadakati ile tanınmış pek afif ve nezih bir sima olarak bu makamı hakkiyle doldurdu. 1877 de Paşa Onuncu Leon'un taç giyme merasiminde bulunmak üzere Roma'ya gönderilen Türk heyeti ara-snda bulundu; 1892 de de Papa Onüçüncü Leon'un rahipliğe in- «Jj tisabını ellinci yıldönümü şenliklerinde
Romada Türkiyeyi istepan Azadan Efendi
temsil etti. (Resim: Nezih) MARYAN EFJENDÎ (Mantık)
— 1672 —
İSTANBUL
ANSlKLOPEDÎSJ
1673 —
AZATYAN AMİRALAR SÜLÂLESİ
Türkçe ve ana dilinden gayrı, rumca, fransızea, italyanca, ingilizce bilen Azaryan Efendi, gençliğinde türçeden fransızca, italyanca, rumca ve ermeniceye bir lügat neşret-miştir. Sakızağacmda patrikhaneye bitişik bir Ermeni kolleji, Beyoğlunda bir Ermeni kız öksüz mektebi ve bir kız sanayi mektebi açmıştır. Zamanında patrikhane bir edebî mahfil halinde idi. İkinci Abdülhamid'in sohbetlerinden zevk aldığı Azaryan Efendi'yi her huzura kabulünde uzun zaman alıkoyduğu meşhurdur. 2 mayıs 1899 da öldü.
Bibi.: Nevsali Malûmat; Gazeteler.
AZARYAN EFENDİ (Manuk) — Osmanlı devrinin ermeni aslından mühim siyasî simalarından; 1850 de İstanbul'da Ortaköy'de doğmuş ve 1922 yılı Nisan ayında Beyoğlunda vefat etmiştir.
1864 de Devlet tarafından Paris'e gönderilerek orada Sainte-Barbe askerî mektebinde tahsilde bulunmuştur. 1868 de İstanbul'a avdet ettikten sonra Hariciye Nezaretinde kâtip tayin edilmiş ve aynı zamanda askerî mekteplerle Hasköydeki Şahnazaryan Ermeni okulunda fransızca muallimi olmuştur. 1873 de sadâret tercümanlığına tâyin edilmiştir. 1876 da Hersek İhtilâlinde ve Türk - Rus harbinde Balkan ordularında diplomatik ku-riye olarak vazife görmüştür. 1878 de Türk esirlerini İstanbul'a getirmek üzere Bükreş'e gitmiştir. 1879 da Türkiyenin Petersburg Sefarethanesi başkâtipliğine tayin olunmuş ve üçbuçuk sene bu vazifede kalmıştır. 1883-1889 yılları arasında Korfu ve 1890-1908 yıllarında da Galatz başkonsolosu olmuştur. Bu sıralarda, Tuna Nehri Beynelmilel Seyrüsefer Komisyonuna reis seçilmiştir. 1908 de Belgrad sefirliğine getirilmiş ve az sonra Ayan Meclisi âzası olmuştur. 1909 da ise Hariciye Nezareti müsteşarlığına tayin edilmiştir. Birinci ve ikinci rütbeden
M e c i d î ve birinci rütbelerden de Osma-
nî nişanları ile taltif Manuk Azaryan
Olunmuştur. (Resim: Nezih)
Azaryan Efendi ermeni cemaatı idare işlerinde de mühim mevkiler işgal etmiştir. Ezcümle 1874-1875 yıllarında Patrikhane Tedrisat -Heyeti âzalığında bulunmuş ve 23 Ekim 1909 da mezkûr makamın cismanî meclisine reis seçilmiştir. 26 Kasım 1910 ve - 6 Mayıs 1911 tarihlerinde ise aynı makamın umumî meclisine başkan seçilmiştir. 1912 den sonra cemaat işlerinden çekilmiştir.
Eski Moskova büyük elçisi Galip Kemalî Söylemezoğlu «Hariciye hizmetinde 30 sene» adlı eserinde (İstanbul, 1949) Azaryan Efen-di'den, «muktedir ve mücerreb hariciyecilerimizden» diye bahsetmektedir.
Azaryan Manuk Efendi İstiklâl Caddesindeki apartmanının altındaki eczahanede bulunduğu bir sırada çıkan yangının kurbanı olmuştur.
Kevork M. Pamukciyan
AZATAMART — 1910 -1912 yılları arasında İstanbulda Taşkan Komitesinin organı H. Tiryakyan matbaasında neşredilmiş erme-nice günlük bir gazetedir, adı türkçede «Hür Mücadele» mânasına gelir; gazetenin haftalık mecmua seklinde 72 sayı ilâvesi çıkmıştır. Her ikisinin de müdürlüğünü şair Rupen Bar-taryan ifa etmiştir.
Kevork M. Pamukciyan
AZATLI SOKAĞI — Yukarı Boğazın Rumeli yakasında Büyükdere köyü sokakların-dandır. Yukarı Boğazı Galataya bağlayan büyük sahile yolnunun bu köydeki parçasını teşkil eden Çayırbaşı Caddesi ile Uzunfıstık Sokağı arasında bir dirsekli bir sokaktır; taş döşeli ve bozuktur, cadde kavuşağından girildiğine göre solda 1866 da inşa edilmiş İtalyan kilisesi bulunmaktadır, sağdaki genişçe bir arsa semt çocuklarının oyun yeri, bilhassa futbol sahası olmuştur (Nisan 1947).
İsmail Erseyim
AZAT YOKUŞU -— Üsküdarın îmrahor semti sokaklarındandır; Uncular Caddesi ile Azizmahmutefendi Sokağı arasında kısmen düz, kısmen merdivenli dik yokuş bir sokaktır; iki araba sığacak genişlikte, kaba taş döşeli; sağ kolda Bakıcı Sokağı kavşağından sonra 32 basamak merdiven sokak olarak Aziz-mahmudefendi Sokağına bağlanır. İM kenarında ikişer katlı ahşab evler, bunların ara-
sında iki kagir yapı orta halli aile meskenleri dir. Altbaşında, kapusu cadde üzerinde bir gazoz fabrikası vardır. Merdivenli kısmında bir evin çok güzel bağçesi, duvar üstünden taşmış dallar, çiçekler sokağı pitoresk bir güzellik vermiş bulunuyordu (aralık 1959>
Hakkı Göktürk
AZATYAN (Toros) — Tanınmış bir Ermeni şâir, edip ve tarihçidir. 1898 de Eğin'in Abuçeh kasabasında doğmuş ve 15 Kasım 1955 de İstanbul'da vefat etmiştir. Azatyan amira-ların ahfadmdandır.
Tahsilini, doğduğu yerin Varaka (1904 -1910), Eğin'in Narekyan (1910-1912) ve Üç-bek'de diğer bir mektepte (1912-1914) aldıktan sonra 1915 yılına kadar Varaka okulunda muallimlik yapmıştır. 1919 da İstanbul'a gelerek yazı hayatına atılmıştır. Aynı zamanda, Ermeni Patrikhanesinde muhtelif kâtiplik vazifeleri ifa etmiştir. Ezcümle 1935 yılına kadar Patrikhane Tedrisat Heyetinin sekreterliğini deruhde etmiştir. Bir müddet «Arevelk = Şar» ve «Zartonk = Uyanış» gazetelerinin neşriyatını tedvir ettikten sonra, 1936 da «Mışaguyt — Kültür» adlı neşriyat dairesini tesis etmiştir. Bu daire tarafından1 20 adet kadar eser neşredilmiştir. 1945 de Ermeni Patrikhanesi tarafından seçkin heyete dahil olarak Eçmiadzindeki Katoğikos seçimine katılmıştır. 1949 yılı Eylül ayında ise, Patrik vekili Aslanyan Başpiskopos'un mümessili sıfatı ile, İstanbul'daki ruhanîler arasındaki ihtilâfı tetkik eden Antilyas Katoğikosu Kare-kin Hovsepyan'ın (1867-1951) başkanlığında-daki heyete izahat vermek üzere Beyrut'a gitmiştir. 1951 de, 30 sayı- intişar eden «As-tağpert» adlı mecmuayı çıkarmağa başlamıştır. 1953 de, İstanbul mebusu merhum Salih Fuad Keçeci'nin önderliği ile tesis edilen Kültürel Araştırmaları Teşvik Cemiyetinin başlıca müessisi olmuş ve vefatına kadar İdare Kurulubaş-kanlığında bulunmuştur.
Toros Azatyan (Resim: Nezih)
T. Azatyan'ın, irili ufaklı muhtelif mev-
zulara ailt yirmibeş kadar ermenice matbu eseri mevcuttur. İlk eseri şair Misak Medza-rentz'e (1885-1908) aid olup 1922 de neşredilmiştir. Diğerleri meyamnda şunları zikredebiliriz: «Ağpür Anmahutyan = Ölümsüzlük Çeşmesi» (şiirler, 5 cild), «Bezciyan Okulunun tarihi (1830 -1930), «Meşhur kompozitör, müzisyen ve maestro Komitas Vartabed'in hayatı ve eserleri» (1931), «Eğin ve Eğinliler» (1943), «Esayan Mektebinin tarihi» (1945), «Jamanak gazetesinin 40 inci yıldönümü ha-itira kitabı» (1948), «Mışaguyt salnamesi» «Lübnan Hatıraları» (1950), «Kevork Başpiskopos Aslanyan» (1952).
Toros Azatyan iki tane de mühim gayrı matbu eser bırakmıştır. Bunlardan birincisi, Ermeni halk şairlerinin türkçe şiirlerini ihtiva eden antolojisi, ikincisi ise, Getronakan Lisesinin tarihidir.
Bu satırların muharririnin teşriki mesaisi ile hazırlanan Eğin Ermenileri hakkındaki mufassal eseri ise ölümünden sonra 1957 de natamam şekilde intişar etmiştir.
Kevork M. Pamukciyan
AZATYAN AMİRALAR SÜLÂLESİ —
Onsekizinci Asrın başlarından itibaren yaşa
mış asıl bir Ermeni ailesidir. Menşeleri Eği-
nin Abu çuha köyündendir. Aile makberleri
Üsküdar'da Bağlarbaşında Ermeni Mezarlı-
ğmdadır. Mezar taşı kitabelerindeki kayıtla
rın gösterdiğine göre Azatyan Amiraların en
eskisi Nikoğos isminde 'bir zattır, kendisinin
kabri yoktur, adı evlâtlarının taşlarında yazılı
olduğundan İstanbula gelip gelmediği şüp-
lidir. Bu sülâleden ilk defa olarak Amira un
vanını taşıyan Nikoğosun oğlu Hacı Bedros'
dur. Azatyanlarm en eski ecdadının Van ta
raflarında hükümran olmuş Ardzruni kıral
hanedanına bağlandığı muhtemeldir. (X-X1.
asır), ,bu kırallık Vandan Sivasa nakil olunup
orada münkariz olunca hanedan efradı Eğin
ve Divriki taraflarında Bizans tebaası olarak
tavattun etmişlerdi. Yukarıda adı geçen me
zarlıkta bulunan kabir taşlarından Hacı Bağ-
dasar Azatyan ve Hacı Bağdasar'ın oğlu Ohan-
nes Azatyan'ın taşları favkalâde güzel oyma
larla müzeyyendir, bu nakışlar arasında birer
kartal başı da yapılmıştır ki, Ardzruni hane
danının armasidir. Kevork M. Pamukciyan
AZBÎ BABA
1674
İSTANBUL
ANSİKLOPEDİSİ
— 1675 —
AZEBKAPUSU CAMİÎ
ikidedir. Sekenesi umumiyetle orta halli ve fakir Türk aileleridir (1947).
İsmail Ersevim
AZEBKAPUSU CAMİİ — Gazi Köprüsünün Galata başında; Sokollu Mehmed Paşanın hayratından olup Mimar Sinan'ın eseridir; İs-tanbulun ziyneti olan âbidelerdendir; adını, bu satırların yazıldığı sırada artık mevcut ol-mıyan Galata surunun buradaki bir kapusun-dan almıştır.
Denizin yaladığı bir yer seçilmiş olmasından dolayı, pek yerinde bir tarz intihap edilerek, fevkani yapılmıştır. Plânı sekiz köşe bir kasnağa oturan merkezî bir kubbe etrafında, cenahların kemerler, ufak kubbeler ve tonozlarla genişletilmesi suretiyle elde edilen bir mustatildir. Merkezî kubbe mihrab cihetinde duvarlara gömülü ve mustatil iki, altı tanesi de açıkta ve yuvarlak sekiz mermer ayak üstünde oturur. Bu ayak-
AZBÎ BABA — Ondokuzuncu asrın, birinci yarısında yaşamış İstanbullu bk Bektaşi saz şairidir. Ömrünü tekkelerde hizmet ile geçirmiş, Vakai Hayriyeden az evvel ölmüş ve Karaağaçta defnedilmiştir. Aşağıdaki nefes merhum Sadettin Nüzhet Ergun'un Bektaşi Şairleri Antolojisinden alınmıştır.
Sana yerden gökten büyük nasihat Gördüğün ört, görmediğin söyleme Erenlerden, pirden budur emanet Gördüğün ört, görmediğin söyleme.
Ben dahi aşkı râh olam dersen ;
Evci semavâte mâh olam dersen Selâmet şehrine şah olam dersen Gördüğün ört, görmediğin söyleme.
Kendi bilgisine giden lanet Kizbe tevil olmaz haktır bu sohbet Kimseye dil olma ey ehli hüccet Gördüğün ört, görmediğin söyleme.
Bu yola sıdk ile giden velMir
Bu yola sıdk ile giren bellidir '
Allah Hak Muhammed şahım Alidir Gördüğün ört, görmediğin söyleme.
Azbî küstahlıklar sende ayandır '
Sen ben deme daim hâli Şeytandır Ahde sabit kadem ehli İmandır Gördüğün ört, görmediğin söyleme.
AZEB, AZEBLER, AZEBLER OCAĞI —
Azeb, bekâr genç demektir; Azebler ocağı, Türk donanmasında kürekli gemiler devrinde (Onyedinci asır sonlarına kadar) Tersane asker ocağının adı olmuştur ki, Yeniçeri ocağının kuruluşunda bekâr kalmanın şart koşulmuş olduğu hatırlanırsa, Yeniçeriler gibi devlet hazinesinden gündelik alan Tersane efradı için de bekârlık şart olduğu, ocaklarına verilmiş bu isimden pek aydın olarak anlaşılır.
Bu ismin arap harfleriyle yazıldığına göre bir noktanın düşmesi ile «arab» olarak okunur; haklarında en hafif hüküm muhakkak ki gaflettir, bâzı muharrirler, hattâ bu arada bâzi şöhretler, Tersane efradının «evlâdı araptan» toplandığını yazarlar ki, kolay affedilemiyen bir lâubaliliktir.
Azebler, tersane ve donanmanın muhafazasına memur olup sefer esnasında gemileri sevk ve idare ederlerdi; yani bugünkü mânada devletin bahriye askeri idi, şu fark ile ki, askerliği meslek edinmiş idiler, buna rağmen bir muharip sınıf da değildi; Türk donanmasında Çekdiri (kürekli gemiler) devrinde gemilere ayrıca, gemicilik ve denizle il-
gisi olmayan cenk erleri (acemi oğlanlar, yeniçeriler ve deniz seferi ile mükellef tımarlı sipahiler) bindirilir; gemilerin muharrik kuvveti olan insan bazusunu da, kürek sıralarına zincirle çakılmış forsalar (harb esirleri ve mücrimler, kürek mahkûmları) temin ederdi. Meselâ çekdiri sınıfının en kuvvetli gemi tipi olan bir kadırgada (25 çifte kürekli gemi) geminin reisi, kaptanı ve zabitleriyle beraber ancak 60 bahriyeli bulunurdu; bunlar da kürek mahkûmları) temin ederdi.
Bunlar da kürek kuvvetine yardımcı olarak çekilen yelkenleri kullanırlar, forsalara nezaret ederlerdi; bir kısmı da kalafatçı, kürek ve yelken 'tamircisi idi; baş dümenci, baş yelkenci, odabaşı (geminin inzibat âmiri) geminin zabitlerini teşkil ederdi. Buna mukabil, bir kadırgada, bir küreğini beş kişi çektiğine göre, elli küreği için 250 zincirbent forsa bulunurdu; bir kadırgaya üç yüz kadar da cenk eri bindirilirdi (B.: Tersane; Donanma) azebler, reis ve zabitleriyle beraber muayyen bir geminin daimî efradım teşkil ederlerdi.
Evliya Çelebi, Onyedinci asır ortalarındaki Kasımpaşa tersanesini tasvir ederken: «Kaptan paşaya on iki bin (?) Azebistan askeri, yüz elli enderun kaptanı, yüz elli bîrûn kaptanı, yetmiş alem ve tuğ sahibi azeban ağaları, cezirelerden ve kırk sancak yerden sair kürek keşan azeban gelmek Kanunî Sü-leymanîdir» diyor. Galata surunun tersane tarafındaki kapısı, bu askere nisbetle «Azeb kapısı» adını almıştır; Sokollu Mehmed Paşanın burada Mimar Sinan'a yaptırdığı bir büyük cami de paşanın adına nisbetle olduğundan fazla Azebkapısı Camii diye anılagelir. Halicin karşı sahilinde, Unkapanında bulunan Elvanzade Camii ve civarındaki Çifteha-ınam da halk ağzında Azebler Camii ve Azeb- -ler hamamı (her ikisi de Atatürk Bulvarı açılırken yıktırılmıştır) diye meşhur idi.
AZEBASKERİ SOKAĞI — Eminönü Kazası Küçükpazar nahiyesinin Hacıkadın ve Bayazıd nahiyesinin Mollahüsrev Mahallesi arasında sınır teşkil eden sokaklardandır.
Atatürk Bulvarından meyilli bir inişle başlar, sona kadar düz bir şekilde devam eder. İki araba eninde topraktan ve bakımsız bir yoldur. Üzerindeki arsalar birer çöplük ha-
gelen gemi üzengilerinden yukarısı oluklu, alt kısmı düzdür. Methal cihetine gelen iki köşe yarım kubbesi de ayrıca murabbaî iki ayağa istinad eder. Bu sahayı üç tarafından haçvari tonoz, yarım ve bütün kubbelerin örttüğü bir galeri ihtiva eder. Kubbe dâfiası, yanlarda duvarlardan çıkıntılı payelerle, mihrab cihetinde de mihrab hücresi duvarlariyle karşılaşmıştır. Bu yan payeler genişliğinde, hemen mihrab hizasına kadar devam eden, bir mahfil bütün camii dolaşır. Mahfilin; muvasalası payelere açılmış kapularla temin edilir. Mahfilden müstakil olarak mikrabın solunda biri kırmızı, diğeri yeşil iki zarif sütuna dayanan mermer bir kemeri vardır. Mahfilin döşemesi büyük köfeke taşlariyledir, korkuluğu mermer şebekedir. Payelerin kaide kısımlarına ayakkabı koymak için güzel mermer hücre raflar oyulmuştur.
Bu bina zamanla harabe haline gelmiş, bütün pencereleri açıktı, kurşunları harabatı, son cemaat ön duvarı ve çatısı tamamen mahvolmuştu; ve ta hale bilhassa son 30 - 40 sene içinde gelmişti. Gurlit'in 1905 tarihli eserindeki röloveleri pek az harabi gösteriyor.
Azebkapusu Camii, 1947 (Resim: Nezih)
AZEBKAPUSU CAMİÎ
— 1676 —
İSTANBUL ANSİKLOPEDİSİ
Birkaç sene devam eden esaslı bir tamir camii ihya etti.
Kubbe ve kemerlerin sıvaları kamilen yenidir. İçi zamanı üslûbunun güzel nakışları ile bezenmiştir; yalnız son tamirinde o zamanın süleğen kırmızısı yerine kullanılan fes rengine yakın koyu bir renk, kelemin tesirini tamamen bozmuştur. Kubbe göbek yazısı «İn-nallahe yümsiküssemavât...» ayeti kerimesi-dir; 1357 tarihini ve Halim ketebesini taşır. Evvelce kubbe müselles kürrevileri çini ile kapılı idi, bunlar harab olduğundan yerine şimdiki kötü çiniler konmuştur. Beyaz diye ancak bir çividi mavi yapabilen bugünkü çini işçiliğimiz böyle bir âbidenin çinilerini yapmağa kaadir değildir. Ve böyle harab olan yerlere velev ufak bir çini parçasını da muhafaza ederek etrafını sulu boya kalemle ikmal etmek bu çinileri koymağa müreccahtır. Bu suretle asıl ve tamir ayan olarak görülür, müstakbel nesiller de bu kötü çiniler karşısında tereddüt ve ibhamdan kurtulur. Çinilerin ortasında çiharyar isimleri de güzel bir yazı olmakla beraber diğer yazılarından farklı olduğundan çok aykırı duruyor. Kubbe yazısı böyle değildir; kalem her zaman bozul-