İstanbul ansiklopediSİ Büyükada Camii (Resim: Kemal Zeren)



Yüklə 4,97 Mb.
səhifə72/75
tarix07.01.2019
ölçüsü4,97 Mb.
#91759
1   ...   67   68   69   70   71   72   73   74   75

T. Yılmaz Öztuna

T. Yılmaz Öztuna, yukarıdaki makalede Aziz Dede'nin vefat tarihini zilkaade 1323 (26 kânunusani 1906) olarak tesbit ediyor. Aşağıdaki satırlar, Reşid Halid Gönç tarafından sanatkârın ölümünün ertesi günü intişar eden Sabah gazetesinden istinsah edilmiş olup, tarihte çok büyük bir fark vardır; gazetenin vesika kıymeti, münakaşa kabul etmez:

' «Tarikatı Mevleviye kudema-yı dedegâ-nmdan ve esâtizei musikiyeden neyzen-i şehir Aziz Dede Efendi, dünkü gün sabah namazını müteakip hulûl-ü ecel-ii mev'udiyle ircii enır-ü celiline lebbeyk zeni isabet olarak azmi- cemaatı âliyat eylemekle nâş-ı gufran nakşı Üsküdarda Kepçedede Mahallesindeki hanesinden ihtifalât-ı lâzıme ile kaldırılarak önde Üsküdar Mevlevihanesi Seccadeneşini faziletlû Arif Efendi ve dedegânı tehlil hân oldukları ve ehibba ve eviddâsından pek çok

AZİZ EFENDİ (Ali)

zevat hazır bulunduğu halde kaldırılarak Ye-nicami-i şerifde salâtü cenaze bâdel'eda mak-bere-i mahsusasmda defni hâk-i gufran kılınmıştır. Rahmetullahi aleyhi rahmeten vâ-siaten. Merhum-u mumaileyh esâtizei musikiyeden olup ahlâk-ı hasene ile muttasıf hoş sohbet bir zat idi. Birçok neyzen yetiştirdiği gibi kendisi Yenikapu, Bahariye, Kasımpaşa, Galata, Üsküdar Mevlevihâneleri neyzenbaşı-lığını ifa etmekde idi. îrtihali kendisini tanıyanlarca teessüf-ü âzimi mucib olmuş ve zayiattan bulunmuştur» (Sabah gazetesi l Muharrem 1323 = 23 Şubat 1320 = 8 Mart 1905 çarşamba tarihli nüshasından, ki . buna göre vefat tarihi 30 Zilhicce 1322 = 22 Şubat 1320 = 7 Mart 1905 salı olmak icabeder).

AZİZ EFENDİ — Geçen asrın namlı mü-zehhib ve mücellidlerinden; (H. 1290) 1873 de öldü. Hayatı ^hakkında başka bir kayda rastlanamadı.

v Bibi.: H, Hat.

AZİZ EFENDİ (Ali) —Onsekizinci asırda yaşamış edip ve devlet adamı; babası, Gi-rid defterdarı Tahmisci Mehmed Efendidir, bu adada Kandiye'de doğmuştur, doğum tarihi bilinmiyor; zengin bir adam olan babasının ölümü ile mühim bir mirasa konmuş ve gençlik çağını sefih bir mirasyedi olarak geçirmiştir; bütün mallarını yedikten sonra İs-tanbula hicret ederek bu büyükşehirde yerleşmiştir ve o zamanlar paytahtaı en nüfuzlu simalarından hemşehrisi Valide kethüdası Yusuf Ağa'ya intisab etmiştir. Bir ara iki yıl süren muvakkat bir memuriyetle Belgrad'a gönderilmiş, (H. 1211) 1796 da da Osmanlı İmparatorluğunun Berlin elçiliğine tayin edilmiştir ki, o zamanlar, Avrupa devletleri nezdi-ne gönderilen elçilerin memuriyet müddetleri üçer yıl olarak tesbit edilmiştir; fakat Aziz Efendi, sefaretinin ikinci yılında, 1798 de Berlinde vefat etmiş ve Berlin Müslüman mezarlığına d
AZİZ EFENDİ (Çiçekçi)

1706 —

istanbul

ANSİKLOPEDİSİ

— 1707 —

AZİZ EFENDİ (Hattat geyh)




şirinleştirir. Şiirlerinin ancak birkaç parçası 1290 da İstanbulda çıkan «Sandık» mecmuasında neşredilmiştir, geri kalanı ve tasavvufî bir eser olarak «Varidat» gayri matbudur. Fakat Aziz Efendi'ye halk arasındaki şöhretini temin eden, ekseriya kendi adının ilâvesiyle «Muhayyelât-ı Aziz Efendi» diye anılan bir hikâye grupundan müteşekkil olan Muhayye-lât, Berlin'e gideceği yıl kaleme alınmış olup bunlardan bilhassa «İkinci Hayal», «Atinalı Cevad'ın Sergüzeştleri», devrinin günlük İstanbul hayatını göstermesi bakımından fevkalâde mühimdir (B.: Emin, Uzun çarşılı Molla).

Bibi.: İslâm Ansiklopedisi, Cavid Baysun'un makalesi.

AZİZ EFENDİ (Çiçekçi) — İkinci Meşrutiyet devrinde adliye nezareti hademe müdürlüğünde bulunmuş Üsküdarlı namlı bir çiçek meraklısıdır. Tunusbağında otururdu; Kara-caahmedden Selimiyeye giderken meşhur çiçekçi kahvesi de bu Aziz Efendinin idi. (B.: Çiçekçi Kahvehanesi).



Hayri Tevfik

AZİZ EFENDİ (Erzurumlu) — Onsekizin-ci asır şâirlerinden; Erzurumda doğdu o beldenin yerlisi bir mollanın oğludur. Pek gene yaşmda tahsil için İstanbula gelmiş, müderris ve kısmeti askeriye mahkemesine (askerden olub da ölenlerin mirası ile meşgul mahkeme) kâtibi olmuştu; tek gaayesi Süleymaniye müderrisliğine yükselmekdi. buna öylesine bağlanmıştı ki her gün her yerde: «Âh bir Süleymaniyeye varabilsem..» sözü ağzından düşmezdi. Yıllar geçdi, hak ettiği halde isteğine kavuşturmadılar, ümidi kökünden kırılınca derin yeis ile tecennün etti, hazin tecellidir ki Süleymaniye Medresesi yerine Süleymaniye Timarhânesine girdi. Yarı şifâ bulduktan sonra İstanbulda bir müddet yalın ayak ve perişan kıyafette dolaştı, ve bir gün izi tamamen kayboldu, nereye gitdiği, ne olduğu öğrenilemedi. Şiirleri hastalığında dağılmış, şunun bunun elinde veya hafızasında perakende şeyler kalmıştı. Şu gazeli âşık olduğu nevhat bir mevlevî dervişi için yazmıştı:



Mir'ata baksa her kaçan ol şûhi mevlevî Aksi izâri pikine eyler mukaabele

Bir kerre almadın niye gönlüm şehâ ele! Kerrat ile ayağına düsdüm yüzüm sürüp

Sanman ki zahir oldu izârında hattı nev İhzari hüsne geldi kazadan mürsele..

Bibi.: Salim, Şuera Tezkiresi



AZİZ EFENDİ (Hafız) — Musikişinas; 1856 da İstanbulda doğdu; Sadırâzam Âlî Paşa bendelerinden Selim Efendi adında bir zatın oğludur (B.: Selim Efendi). Basit bir iptidaî tahsilinden sonra Kur'anı Kerimi hıfz etmiş, musikiye heves etmiş, Devrinin seçkin üstadlarmdan ve bilhassa zekâi Dededen birçok eser meşketmiştir; öğrendiklerini talebelerine hiç esirgemiyerek öğrettiği için musikimize hizmeti büyük olmuştur.

Aşağıdaki şatoları Mahmud Kemal İnal' m «Hoş Şada» sından naklediyoruz:

«Bir müddet İstanbuldan ayrılarak İz-mid, Bursa ve Manisa taraflarına gitti. Bursa Valisi Münir Paşanın konağında tertip olunan musiki mecMslerinde ser hanendelik etti, in' am edildi.

«Eniştesi olan Berlin Sefareti imamı Şükrü Efendi ile birlikte Kürkçüler Kapusunda yaptırdıkları evde oturdu; Ortaköy Camii imametine tayin olundu. Musiki mahzuzatmı Orta köyde bu camiin odasında, Eyyub'da Taş-lıburun Dergâhında ve diğer dergâhlarda arzu edenlere talim etti, hayli talebe yetiştirdi. İhtiyarlığından dolayı tekaüd edilince maişetçe müşkülâta uğradı.

«Bir gece şâir Trabzonlu Halil Nihad Bey ve diğer birkaç arkadaş ile geç vakit bir âşinânın evinden avdet ederken biçare adamın Çenberlitaşın dibinde çömelip istiâne ettiğini görerek fevkalâde müteessir oldum; musikideki kemalini anlatınca arkadaşlar da müteessir oldular, onlardan biri ile biraz para gönderildi.

«Birkaç defa evimize gelip nâdir eserler okumuştu, edası hoş ise de sadası nahoştu.



Hafız Aziz Efendi (Resim; Nezih)

«Sâdedilândan idi. Bir gece Pertev Paşanın hafîdi Aziz Beyle beraber geldiklerinde kadrü kıymeti bilinmemekte olduğundan bahs ve şikâyet ederek ciddî tavırla:

— Haydi sadırâzam olamayım, hariciye nâzın da olamaz mıyım?..

Demesi üzerine huzzârın handeden ziyade hayretini mucip olmuştu..»

Biz öyle zannederiz ki Hafız Aziz Efendinin kemali ciddiyetle sarfettiği bu söz yine bir lâtife sadedinden dışarıya çıkamaz, lâtife-fede hüneri ciddiyette aksamamak olsa gerektir. Üstad Mahmud Kemal İnal, Hafız Aziz Efendide bir zihin sakatlığı, akıl hafifliği görüyor ki kendisine bu zat hakkında Hüseyin Avni Aktuç tarafından tevdi edilen şu hâtıradan mülhem olsa gerektir; Aktuç: «Aziz Efendi çocuk iken pencereden düşmüş, dimağında bazı arıza kalmıştır..» diyor. Fakat bu kısa notun alt tarafı çocukluğunda bir kaza geçiren sanatkâr Hafız Efendinin dimağında bir arıza olabileceğini kabul ettirmiyor:

«Ağzına fer damla içki koymadığı halde işret meclislerinde bulunur, içenlerden ziyade neşelenir, şen ve şatır bir zat idi. «Kıub-betülislâm» dediği plâva düşkündü, pirincin nedreti zamanında şu şarkıyı bestelemeğe baş lamış ise de ikmâl edememişti:

Kaşık sesi duyulmuyor Hasret kaldık pilâva

«Bestekârlık kabiliyeti vasat derecede idi. eserlerinden birkaç ilâhi ile bazı şarkılar bende mahfuzdur. Abdülhalim Çelebinin:



Bir ela gözlüde kaldı nazarım Dil oldu müşteri, uymaz nazarım

güftesini karciğar makamından bestelemiştir. Mahfuzatı sağlam idi. Meşk etmekten usanmadı. Güç nağmeleri başı ve elleriyle tevzih ederek kolaylık gösterirdi. İmamlıktan tekaüt edildikten sonra geçim zorluğunun en feci şekilleriyle karşılaşmıştır. Kaameti iki kat olarak sokaklarda dolaşırdı. Esbak Riyaseti Cumhur kâtibi Kemal Bey (Kemal Gedeleç) yakın akrabalarındandı».

Aktuç'un bu son satırları ile İnal'ın Cen-berlitaş dibinde dilenme fıkrası hazindir. Musiki mahfuzatını talebelerine selsebil eden ve «pek çok genç yetiştirdiği» söylenilen bir üstadın, tekaüde sevkedilerek aslında bir iıiç mesabesinde olan imamlık maaşından mahrum kalınca feci sefalete düşmesi ve hattâ dilenmesi o sayısı pek çok olan gençlerin bakar kör olmalarını icabettirir, yahut ki pek duygusuz, taş yürekli olmaları lâzımdır ki

o zaman da tahsil ettikleri musiki fenni heder olmuştur demektir.

Hafız Aziz Efendi 28 aralık 1929 da vefat etti, Edirnekapu mezarlığına defnolundu.

Bibi.: M.K. İnal, Ho§ Şada

AZİZ EFENDİ (Hattat Şeyh) — Son devrin büyük yazı üstadlarmdan; (H. 1288) 1871 de Maçinde doğdu. Ailesiyle beraber İstanbula gelerek Eyyub'a yerleşti. Henüz küçük yaşta iken hüsnü hatta fevkalâde istidat göstermeğe başladığından bu hali fark eden bir zatın delaletiyle meşhur ve maruf hattat Filibeli Hacı Arif Efendiden sülüs ve nesih yazılarını meşk ederek icazet aldı. Bir taraftan Hasan Hüsnü Efendi'ye mülâzimetle talik hattını da elde etti.

Bu sırada ıneşiyhat dairesinde bir memuriyet alarak, fetvahane ve saireler ketebe-sine yazı dersi vermeğe başlamış, Medresetül-fcuzat ile diğer bazı mekteplerde hat muallimi olmuştu. Bunlardan başka, doğrudan doğruya kendisine müracaat edenlere de ders verirdi.

Aziz Efendi, kendisini ahlâkına ve kabiliyetine hayran bıraktığı hocası Hacı Arif Efendinin yüzlerce talebesi arasında teferrüd eyliyerek asrının en büyük sanatkârı olmak ve üstadının yerini tutmak mertebesine erişmiştir. Kendisi mütevazi, muttaki ve kemalini irfan, ile cazibelendiren bir zat olduğu cihetle, öğreticiliğinden ve sanatının inceliklerinden pek çok kimseler hisselenmiş ve istifade etmişlerdir. Bunlardan tanınmış zatlar da vardır. Hırkaişerif camii hatibi merhum Ömer Vasfi Efendi, M bıraktığı celi, sülüs ve talik eserler, muhterem üstadı Sami Efendi' ye iftihar vesilesi birer âbidedir; üstadı Sami Efendi' ye intisabdan evvel Aziz Efendiden talim etmiş ve ir-tihaline kadar o fevkalâde insana hürmetle merbut kalmıştır.



Aziz Efendi tâ- Şeyh Aziz Rifâî

lik hattından icazet (Resim: Nezih)

AZİZ EFENDİ (Hattat Şeyh)

1708 —

İSTANBUL

ANSfeLOPEBİBİ

1709 —

AZİZ EFENDİ (Hekimbaşı Hacızâde)



Aziz Rifâinin talik bir yansı (Ekrem Hakkı Ayverdi'koleksiyonundan)

aldığı halde Ömer Vasfi ile beraber Sami Efendiye de devam etmiştir. Bu devamı müteakip, Yesarizâde şiyvesiyle talik yazanların ön safına geçmiştir.

Sami Efendi'den İzzet Efendi'ye ciddî bir teveccühü vardı. Hattâ bir defa tenezzüh için Kâğıthaneköyüne gittiğinde, bir zat kendisine imzasız büyük bir celi levha gösterek iyi olup olmadığını sorar. Efendi merhum levhayı inceden tetkik ettikten sonra mütebessim bir çehre ile: «Böyle yazı her hattatın kârı değil; bu îzzet Efendinin eseridir» cevabını vermiştir.

1920 tarihinde tab ve neşredilmek üzere resmi Osmanî üzere >bir Kur'anı Kerim yaz-dırılması ve İstanbul hattatlarının en ileri gelenlerinden birisinin Mısıra daveti takarrür etmiş ve Mısır hükümeti tarafından nakibül-eşraf bu işe memur gönderilmiş, bir sene fasıla ile iki defa gelerek Aziz Efendi'yi tercih ve intihab etmiş ve Mısra götürmüştür. Aziz Efendi orada Kur'anı Kerimi yazdı, bizzat tez-hib etti ve basılmasına nezaret etti. Bilâhara açılan iki hat mektebinin! müdür ve hocalığını da üstüne alarak 115 talebeye icazet verdi. Mısırdaki ikameti esnasında beş Kur'anı Kerim ile pek çok meşkler, murakkalar, kıtalar ve celi levhalar yazmıştır.

Yazı yazmak, merhum için ruhanî bir zevk olduğundan, her yazı istiyene hayır diyemeyiz ve ücret almaksızın da yazı yazardı. Ücret aldığı eserlerin bile hakikî kıymetini istemeğe hicabı mâni olurdu. Fevkalâde gani ve kanaatkardı; aldığı maaşlarla geçinir, sa-natiyle olduğu gibi kesesiyle de her elini uzatana yardımını esirgemezdi.

Aziz Efendi hattın bütün kısımlarında aynı kuvvetle yazar, tuğra da resmederdi. Sülüs ve celi istifler yazmakta da pek müstesna idi. Kaleminden dökülen istifli mevzular 'birer şiir gibi lâtif idi. Kaleminin sür'ati de

hayret verecek mahiyette idi. Rakım üslûbiy-le 12 nevi hatla yazdığı iki büyük cild ile Bursada Ulu Camie hediye ettiği talik ve sülüs celi iki levha ve mütenevvi hatalarla yazdığı büyük levhalar kalemi kudretinin ulvî nişanlarıdır. Müddeti hayatında 12 Kur'anı Kerim yazmıştır. Bunlardan biri, esbak Afgan Emirinde, biri Mısır Kiralında, biri Validepa-şada, biri Mısır hazinesinde, diğerleri ailesinde ve kıymet bilen kimselerin elindedir. Celilerden 116 tanesinin asılları Türk İslâm Eserleri Müzesinde bulunmaktadır.

Şeyh Hamdullah devrinden başlıyarak Hafız Osman ve nihayet İsmail Zühdü zamanlarında taayyün eyliyen meşhur hattatların her biri yalnız kitabe, levha, ve murakkalar ile değil, Kur'anı Kerim ve hadis 'kitapları yazmakla da meşgul olurlardı. Üstad Rakım Efendi celi sülüs yazısına kat'î bir şekil ve ulvî bir çığır açtığından itibaren yüksek hattatlarımızın bazıları celi yazılarla, bazıları da sülüs ve nesih yazılarla meşgul oldular. Bunların içinde eslâfın mesleğine riayet ile mütenevvi hatlarla yazdığı yazılara ilâve olarak Kur'anı Kerim yazanlar, başta Kadıasker Mustafa İzzet Efendi olarak bu zatin telmiz-lerinden Hilmi Efendi, Muzikai Hümayun hat-muallimi Üstad Hasan Rıza Efendi ve Üstad Aziz Efendi göze çarparlar.

Hasan Rıza Efendi ile Aziz Efendi teshib sanatına da sahib idiler. Bu iki zattan başka Güzel Sanatlar Akademisi profesörü merhum Üstad İsmail Hakkı Bey'den maada hiçbir hattatımız hat ile tezhibi bir araya getirme- ' mislerdir. Aziz Efendi'nin pek çok tezhiibleri, • ve sülüs yazıları, hilyeleri ailesi nezdindedir. Evvelce Abdülâziz, Mehmed Aziz künye atarken, Rufaî tarikına intisab ile 'kemale yettikten sonra Şeyh Abdülâsâz-el-Rufaî künyesi kullanmıştır.

Aziz Efendi, Mısırda hastalanarak İstan-

bula avdet etmiş ve 1934 senesinde 62 yaşında vefat etmiştir. Edirnekapu mezarlığında medfundur.



Ailesi efradından biri

AZİZ EFENDİ (Hekimbaşı Hacızâde) —

Tıb âlimi, musikişinas ve şâir. Birinci Sultan Mahmud'un ilk saltanat yıllan içinde doğdu. Doğum tarihi bilinmemekle beraber (1730-1735) arası olarak tahmin olunabilir. Vak'anü-vis Beylikçi Halil Fehmi Efendizâde Mehmed Subhi Efendi'nin (ki 1769 da vefat etmiştir) oğludur. 1775 de, bir sene kadar Birinci Ab-dülhamidin hekimbaşılığında bulunmuştur. Son yedi yılını İstanköy adasında sürgün olarak geçirmiş, Hicrî 1197 (M. 1782 -1783, bu hicrî yılın ilk beş günü 1782 içindedir) de vefat etmiş ve orada gömülmüştür. Halk arasında daha ziyade «Abdülâziz Efendi» diye maruftur. Farca, arabca, lâtince ve fransızca -bilirdi. Şiirine örnek olarak aşağıdaki beyit, Bursalı Tahir Beyin «Osmanlı Müellifleri» nden alınmıştır:



Ettin idbâre gerçi hakimane intisab Lâkin bir özge derde düşürdün tababeti

Büyük şöhreti tıb sahasındadır. Herhalde, zamanının en muktedir hekimi idi. Eserleri Üniversite Kütüphanesinde bulunan ve Fârisî eş'arını da ihtiva eden Divan; Ahlâk'a ait bir risale; fransızcadan !bir «İtalya Tarihi» tercümesi; çok meraklı olan Üçüncü; Sultan Mustafa'nın emri ile farscadan Ali Şah-i Har-zemî'nin «El-Eşcar ve'1-Esmâr» mm tercümesi; Muhammed Şerif ül:Bekrînin «Burhan ül-Kifâye» sinin farscadan tercümesi; Büyük hekim Herman Boerhaave'nın (1668 -1738) «Aphorismi de Cognosecendis et Gurandis Morbis» isimli 1708 de yazdığı pek meşhur ve kıymetli Lâtince tıb eserinin, Fransanın (Abd ül-Hakk Adnan'a göre: Avusturya'nın) İstanbul Sefirliği tercümanı Herbert'in yardımı ile «Kıtaat-ı Nekaave fî Terceme't-i Kelîmât-ı Boerhaave» ismiyle yapılan tercümesi. Bu eser ile, lâtince beynelmilel tıb ıstılâhatı ilk defa lisanımıza girmiştir. Üniversite ve Veli-yüddin Efendi (No. 2484). Kütüphanelerinde nüshaları vardır. Esad Efendi Kütüphanesinde (No. 2462) bulunan ve mütercim Aziz Efendi'nin tashihatını ihtiva eden nüshada, 1185 (1771) de tercüme olunduğu yazılıdır; yani, Hekimbaşılığından evvel tercüme edilmiştir.

«Teşhis ile emraz-ı müzmine ve gayri müzmi-nenin tedavilerine dair» olan bu pek mühim ve güzel tercümede, van Swieden'in Anpho-risma'ları şerheden eserinden de faydalanılmış ve çok kıymetli tıbbî bilgiler memleketimize sokulmuştur.

Aziz Efendi'nin musikişinaslığından, ta-mamiyle ve tam mânası ile ilk defa biz bahsediyoruz; zira şimdiye kadar bu husuta tek kelime olsun yazılmış değildir. Bugün elimizde maalesef yalnız iki eseri kalmıştır; bunlar, iki parça, Aziz Efendi'nin asrın en kudretli bestekârlarından biri sayılmasına 'kifayet eder; onun için, bestekârlığı üzerinde, bu büyük adamın, büyük ehemmiyet ile durmak mecburiyetindeyiz. Üstad Dr. Suphi Ezgi'nin «pek parlak» • bulduğu Beyâtî parçalardan birincisi, bir nakış Ağır Sengin Semaî'dir. Erbabına malûm olduğu üzere, Sengin Semai denilen eserler, vezin itibariyle bir nevi Yürük Semai olup, Yürük Semailer'den daha ağır okunmaları icab ettiğinden, fasıllarda, Ağır Semai yerine okunur. Aziz Efendi'nin bu eseri «Ağır Sengin Semai» denmek münasip düşen 6/2 veznindedir; yani eser «çok ağır/Lento» dur; hu vezinli eserler, musikimizde sayılıdır. (Eserin notası: Dr. Suphi, Nazarî, Amelî Türk Musikisi, II, İstanbul 1935, s. 23). Eserin -güftesi şudur:



Aram edemem yâre nigâh eylemedikçe, Hayretle bakıp rûyine âh eylemedikçe, Bir yerde karâr eyliyemez cân-ı Azizim, Kûyinde onun câ-yi penâh eylemedikçe.

Bu eser, «Tab'î» nin XVIII. asır Türk Musikisinin harikalarından olan iki Beyâtî Nakış Semaisi yanında biraz gölgede kalarak, lâyık olduğu kadar iştihar edememiştir. Aziz Efendi'nin her iki Beyâtî Semaisi de, piyasaca bilinmez. Musikimizin Uşşak'a benziyen, zengin, eski, kederli aşk. tasvirleri yaymakta kullanılan bu makamından, «Tab'î'nin Nakış Aksak Semai bediasmdah başka, «Salih Ağa» nm ve «Nazîm» in de Aksak Semaileri vardır. Yürük Semai kısmında ise, Aziz Efendi'nin-kinden başka, «Musallî» Efendi ve «Mikail» in çok eski Yürük Semaileri vardır. Fakat en güzelleri, Aziz Efendi'nin Yürük Semaisidir (Yürük Semai'nin notası: Dr. Suphi, II, s. 21-22). Yürük Semai, diğerinden daha güzel olup, musikimizin en zarif eserlerinden maduttur. Eser üzerinde, «Tab'î» nin Beyaü- Semaileri-



AZİZ EFENDİ (Medenî)

1710

istanbul

ANSİKLOPEDÎSİ

1711 —

AZİZ EFENDİ (Medenî)



nin tesiri de barizdir. Eserin ölçüsü Sengin Semai (6/4) dir; ağırcadır (Andantino). Yürük Semai'nin güftesi şudur:

Söyle güzel, rûh-i musavver misin? Tâbiş-i mfil, reng-i gül-î ter misin? Cân-ı Azîz'im gibi sükker misin? Reşki melek bir peri-peyker misin?

Parça, «lâl-i lebinde bu halâvet nedir, nâlânolayım gel, âfet-i devran, fiîne-yi âhır-zemân, gel işvebâzım; çeşmi füsunkârdır, gamzesi gaddardır, böylece bir yârdır, yâr yâr, dost dost, belî meleğim, belî a kuzum, goncacığım daha küçüktür yaşın, kurban olayım gel, çok aradım yoktur efendim eşin, nesin» gibi nim manalı cümleciklerle süslenmiş, nakşedilmiştir. Bu terennümlerin mebzuliye-ti dahi «Tab'î» tesirini gösterir; malûmdur ki, «Tab'î» de bu nevi terennümler pek ziyadedir ve harikulade değişmeler ve nağmeler ihtiva eder. Aynı senelerde yaşıyan Tab'î ve Aziz Efendi, devrin en meşhur bestekârlarıdır. Aziz Efendi'nin bu terennümlerinin vezinli olması da nazarı dikkati çekiyor ve sahibinin yüksek 'bir zevki, musiki ve edebiyat 'kültürü olduğunu gösteriyor. Eser Dr. Suphi Bey'de nasılsa âdi Yürük Semai olarak gösterilmiştir, bu kadar nakşedilmiş bol teren-nümlü bir âdi Semai musikimizde gösterilemez. Sonra eğer âdi Semai gibi dört hane okunursa eser 8 dakika 45 saniye sürmektedir ki, bu uzunlukta bir Yürük Semai olmaz.



T. Yılmaz Öztuna

AZİZ EFENDİ (Medenî) — Ondokuzuncu Asrın büyük bestekârlarındandır; aslen Me-dinelidir, orada doğmuştur, doğum tarihi tes-bit edilemedi. Dokuz yaşlarında İstanbula geldiğine ve bu da Abdülâziz saltanatının ilk yıllarına rastladığına göre

doğum tarihinin _. _? .„ „,.

1852-1855 arasın- ' §4^ /J da olması lâzımge-lir. Babası Sadat-tan Abdullah Efendidir. Sanatkârın Hicazdan Büyük-şehre gelişi, aile

hatıratında şöylece Medenî Azk Efeadi

h ı f z e dilmiştir ki (Resim: H. çizer)

aşağıdaki yazı İstanbul Ansiklopedisine Medenî Aziz Efendi oğlu Doktor Halim tarafından1 Tanburî Fahri Düngelen eli ile tevdi edilmiştir :

«Abdullah Efendi, eski bir an'ane gereğince vekâlet ve feraşiyet almak üzere Hilâfet merkezine gelirken küçük oğlu Aziz'i de yanına alır, Aziz, lâtif bir simaya, âteşin bir zekâya sahiptir. Baba oğul, Çırağan sarayında Kızlarağası Anber Ağa'nın dairesine misafir olurlar. Küçük arap çocuğunun, ruha rahmet gibi sinen bir sesle Kur'an okuyuşu, başta Anber Ağa bulunmak üzere, sarayda nazarı dikkati celbeder ve ağa, çocuğa meftun ve meclub olur; avdetlerine yakın, Abdullah Efendiye, gelecek feraşiyete kadar Aziz'in muvakkaten kendisine bırakılmasını teklif eder; Abdullah Efendi, Arapların evlâtlarını hiçbir yere bırakamayacaklarını söyliyerek Anber Ağa'nın teklifini reddeder; fakat tam hareket edeceği gün, Aziz saraydan kaybolur, kaçırılır, çırpına çırpına ağlayan baba, vapura bindirilir ve Medineye dönüşünün tezine,, oğlunun ayrılık acısına dayanamıyarak ölür: Beride, çocuğu kaçırtan Anber Ağa, bu körpe Arap sesini, İstanbullu bir üstadın, Kadı-asker Mustafa İzzet Efendinin halkai tedrisine verir, sağlam bir musiki terbiyesi görürken hafızı Kur'an olur; çocuk büyüdükçe sesi de gelişir, Ramazanlarda, Ayasofya Camii şerifinin hünkâr mahfili altında, başında arab sarığı ile, öğle namazlarından evvel mukabele okumağa başlar, o devirler için Ayasofya, binlerce Müslümanın vecd ve heyecan ile huzuru İlâhide secdeye kapandıkları bir mabettir, bir genci, Büyükşehrin şöhretleri arasına koyabilecek bir yerdir. Medenî Aziz'in sesini dinleyenler arasında, bir cuma günü, Sultan Aziz de bulunur, pek beğenir, bir kese altın ihsanı şahanede bulunur ve ertesi cuma selâmlık resminin yine Ayasofyada olmasını irade eder, bu sefer, genç hafız huzura çıkarılır ve Hünkâr müezzini olur».

İstanbul Ansiklopedisinin kalemi bu aile hatırasını, tarih kıymetleriyle tenkide kıyamamıştır, sözü, bir otoriteye bırakmağı tercih etmiştir, aşağıdaki şatolar, Ruşen Ferid Kam' in (B.: Kam, Ruşen Ferid) Medenî Aziz Efendi hakkında bir makalesidir:

«XIX uncu asrın Hacı Arif, Hacı Faik, Şevki Beyler gibi büyük bestekârları arasın-

da Medenî Aziz adını da saygı ve önemle anmak icap eder. Merhumun oğlu, kıymetli hekimlerimizden Bay Halim bundan yedi sekiz sene evvel babasınla resmi ile birlikte, hususî hal tercümesine dair, bana şu malûmatı vermişti :

«Medenî Aziz Efendi Medine'de doğmuştur. Bundan dolayı kendisine «Medenî lâkabı verilmiştir. 9 yaşında iken babası Abdullah Efendi ile İstanbula gelerek «Fatma Sultan» sarayında başağa bulunan «Anber Ağa» ya misafir oldular. (Aynı kaynaktan alınan malûmat üzerinde, üstad Ruşen Ferid, dostu Reşad Ekrem adına konuşuyor denilebilir). Küçük Medenî Aziz'deki zekâ ve istidadı anlayan ağa, onu kendine evlât edindi, .tahsil ve terbiyesi ile meşgul oldu. Musiki hocası, meşhur hattat ve bestekâr Mustafa İzzet Efendidir. Aradan seneler geçti.. Bir Ramazan günü Abdülâziz Ayasofyaya gelmişti. Hünkâr mahfili altında mukabele okuyan genç bir hafızın sesi ve okuyuş tavrı dikkat nazarını çekti; kendisini takdir ve taltif etti. Ertesi hafta yine ayni camie gelmiş olan padişah, Medenî Aziz'i ikinci imamlıkla saraya aldı. Bu vazifede bir müddet çalıştıktan sonra, rahatsızlığından dolayı, kendi isteğiyle çırak edilmişti. Bir müddet tütün gümrüğüne devam etti. Sonra, Şeyhülislâm Hayri Efendi delaletiyle ilmiye sınıfına geçti. Fakat her nedense Şeyhülislâm ile araları açıldı ve bu vazifeden çekilmek zorunda kaldı. Tekrar tütün gümrüğündeki vazifesine devama başladı. Medenî Aziz Efendi'nin ikinci defa olarak Mısır mevleviyeti pâyesiyle ilmiye sınıfına geçmesi, Abdülha-mid'in Şeyhülislâmlarından Cemaleddin Efendi zamanına rastlar.

«Aziz Efendi'nin memuriyet hayatının ikinci ve son yarısı Maarif alanında geçer. Bu alanda ilk vazifesi, Maarif Nazırı Suphi Paşa tarafından kendisine verilen Kız Sanayi Mektepleri Müdürlüğüdür. Münif Paşa Maarif Nazırı' olunca dilsiz ve âmâ mektebinin musiki muallimliğini de Aziz Efendiye vermiştir. Son memuriyeti kız mektepleri umumî nıüf ettiş-

«Medenî Aziz Efendi, musiki alanında çocukluğundan, başlıyarak, ölünceye kadar süren geniş ve ateşli bir öğrenme ve öğretme devresi geçirmiştir. Oğlu diyor ki «pek sevdiği ve âşıkı bulunduğu musikinin

seçme eserlerini her nerede duysa, uzak, ya-'kın demiyerek. gider, öğrenir.» İşte çocukluğunda başlıyan bu heves ve sevgi onu günün birinde yaşadığı devrin musiki üstadları sırasına geçirdi. Evi bütün musiki severlere açıktı. Her eseri isteyene öğretmekte bir an bile tereddüt etmez, usanmaz, yorulmazdı. O devir musikişinaslarından bir kısmının, eser verme ve öğretme hususundaki hasislikleri düşünülürse, şu halin, Aziz Efendinin musiki hayatında bir meziyet olarak telâkki edilmesi icap eder. Ayrıca Fer'iye saraylarında ve zamanının büyüklerinin konaklarında da musiki dersleri verirdi. Yetiştirdiği talebelerden en ünlü ve iktidarlısı, şarkı bestekârlarımızdan Leylâ Hanımdır.

«Medenî Aziz Efendi, 1311 - Milâdî 1895-yılının ortalarına doğru hastalandı ve o yılın ilkkânun ayında öldü. Merhum Nuri Şeyda, onun vefatına şu tarih mısraını söylemişti:


Yüklə 4,97 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   67   68   69   70   71   72   73   74   75




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2025
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin