İstanbul üNİversitesi AÇik ve uzaktan eğİTİM


Hafta - İnsan Nasıl Öğrenir?



Yüklə 244,2 Kb.
səhifə12/14
tarix27.10.2017
ölçüsü244,2 Kb.
#16965
1   ...   6   7   8   9   10   11   12   13   14

12. Hafta - İnsan Nasıl Öğrenir?

Kavrama Yoluyla Öğrenme


Kavrama yoluyla öğrenme davranışı ve terimi, ilk kez 1920‘lerde W. Köhler tarafından şempanzeler üzerinde yaptığı çalışmalar sonucu ortaya atılmıştır. W. Köhler, Gestalt ekolünün bir temsilcisidir. Bu bakımdan Köhler, kavrama yoluyla öğrenmeyi “durumun bir bütün olarak kavranmasını gerektiren bir öğrenme biçimi” olarak tanımlamış ve üzerinde çalışmıştır.

Bugün klasikleşmiş deneylerinde Köhler, bir şempanzeyi kafese koymuş ve kafesin dışında hayvanın elinin ulaşamayacağı bir mesafeye muz bırakmıştır. Kafesin içinde önceden konulmuş bir sopa (sonraki çalışmalarda ancak iç içe geçirildiği zaman boyu yeten iki sopa) bulunmaktadır. Şempanze, kafese girdikten sonra muzu görünce, kolu ile uzanmayı deneyerek bir müddet uğraşmış; ulaşamayınca bağırma, sızlanma gibi engellenme tepkileri göstermiştir. Daha sonra kafesin içine bakmaya başlamış ve aniden yerdeki sopayı alarak, dışarıdaki muzu kendine doğru çekmiştir.

Köhler, bu temel düzenlere benzeyen ve benzeri sonuçlar veren çok sayıda çalışma yürütmüştür. Ancak, takip eden yıllarda Köhler’in bu çalışmaları diğer araştırmacılar tarafından tekrarlandığında destekleyen sonuçlar elde edilememiştir. Bugün, Köhler’in kavrama yoluyla öğrenme adını verdiği süreç, bir öğrenme biçimi olarak ele alınmamakta, problem çözme gibi daha karmaşık bir beceri olarak tanımlanmaktadır.

Premack İlkesi


Premack ilkesi, belirli bir durumda, birey, birden fazla davranışta bulunma arzusu taşıyorsa ve bunlar bir öncelik sırasına dizilebiliyorsa daha çok istenilenler pekiştireç olarak kullanılarak, daha az istenilenlerin yapılmasının mümkün olduğunu savunmaktadır.

Örneğin, tatlı yemeği çok sevdiği ama çorbayı az sevdiği bilinen aç bir çocuğa, “çorbanı bitirirsen, tatlıdan iki tane yiyebilirsin” denilmesi gibi.


Gözlem Yoluyla Öğrenme


Bu öğrenme yolu, üçüncü kuşak davranışçılardan olan A. Bandura tarafından ortaya konulmuştur. Gözlem yoluyla öğrenme, kişinin, belirli bir ortamda davranışları pekiştirilen (ya da cezalandıran) bir başka kişiyi gözlediğinde, aynı ortamda o davranışları tekrarlama (ya da tekrarlamama) olasılığının artmasıdır. Bir diğer ifadeyle canlı, bir başkasının davranışlarının sonuçlarını gözleyerek öğrenmektedir.

Örneğin; bir öğretim üyesi, derse geç giren öğrencileri şiddetli bir şekilde azarlıyorsa azarlanan öğrencilerin bir iki tekrardan sonra derse geç kaldıklarında içeri girmemeyi öğrenmeleri edimsel (operant) olarak açıklanabilir. Peki ya diğer öğrenciler? Onların da, derse geç girmemeye dikkat edecekleri veya eğer geç kalırlarsa dışarıda beklemeyi tercih edecekleri açıktır.

Bandura, insanların izleyerek edindiği davranışlarını açıklamak üzere sosyal öğrenme kavramını geliştirmiştir. Ancak her gözlediğimiz davranışı edinmediğimize göre, sosyal olarak öğrendiğimiz durumlarda, öğrenebilmek için dört koşul olması gerekmektedir.

Dikkat: Gözlemci modelin davranışlarına ve bunların sonuçlarına dikkat etmelidir. Bu, model ile gözlemcinin özellikleri arasında fark edilir benzerlikler olduğu durumlarda daha olasıdır. Aynı zamanda modelin dikkat çekici ya da değerli bir özelliği var ise (ünlü biri, alanında uzman biri, tanıdık biri gibi) daha etkili olabilmektedir.

Hatırlama: Gözlemci, modelin davranışlarını ya da tam olarak ne yaptığını hatırlamalıdır. Gözlemci bunu iki şekilde yapabilir; hareketlerde olduğu gibi bir şekil/imge olarak veya sözel olarak. Elbette ikisinin birlikte kullanıldığı durumlar da söz konusudur.

Yeniden Üretme/Oluşturma: Gözlemci, gözlemiş olduğu davranışları eyleme ya da açık davranışa dönüştürmelidir. Birçok basit davranış yalnızca gözlem yoluyla edinilir ve yeri geldiğinde açık davranışa dönüştürülür.

Güdülenme/Motivasyon: İnsanlar sadece önemli gördükleri model davranışlara dikkat ederler, o davranışları belleklerinde tutar ve onları yeniden üretirler. İnsanlar gözlem yoluyla öğrendikleri her beceriyi sergilemezler. Bunun yerine, sonucunda ödüllendirileceklerini yapıp, zarar göreceklerinden kaçınırlar.

Bandura, model olmanın önemine özellikle dikkat çekmiştir. Çünkü sosyal öğrenme, kimi davranışların öğretme kastı olmaksızın, yalnızca gözlenmesi suretiyle edinilebileceğini veya pekişebileceğini göstermektedir.

Örneğin, bir çocuğa herhangi bir olumsuz davranışını engellemek için vurduğunuzda, ona aynı zamanda, sorun çözmenin bir yolu olarak saldırganlığı da öğretmiş olursunuz. Böyle bir bakış açısı bizi aynı zamanda farkına varmadan ya da örtük olarak öğrenilmiş davranışların incelenmesinin önemine götürür.

Gizil (Farkına Varmadan) Öğrenmeler ve Mekân Öğrenme


Kimi durumlarda nasıl öğrendiğimizi hatırlamasak bile kendimizi bir şeyleri öğrenmiş olarak buluruz. Bunlar farkına varmadan, gizil/örtük öğrenmeler olarak ele alınmaktadır.

Örneğin; Alışveriş merkezinde bir dükkânın yerini tarif etmek durumunda kaldığınızı düşünün. Alışveriş merkezinin planını önceden çalışmadığımız halde ve hatta o dükkâna hiç gitmediğimiz halde, yerini bilme olasılığımız yüksektir. Böyle bir durumda, çoğunlukla bilinçli bir dikkat tahsis etmeksizin, “gelip geçerken” öğrenivermişizdir. Ancak bize bir soru sorulduğunda, bu bilgileri zihnimizin içinden çıkarıp bilinçli hale getiririz.

Bu konudaki ilk çalışmalar, ikinci kuşak davranışçılardan olan E.C. Tolman (1886-1959) tarafından yürütülmüştür. Tolman labirent düzenekleri kullanarak farelerle çalışmış ve farelerin pekiştirilmesine gerek olmaksızın bazı davranışları kazanmış olduğunu fark etmiştir.

Şimdi bu deneylere bir göz atalım:

Tolman ve Honzik tarafından 1930 yılında yürütülen ünlü bir deney ile Tolman’ın gizil öğrenme adını verdiği öğrenme biçimini ilk kez tanımlanmıştır. Deneyde, iki grup aç fare bir labirente konulmuş ve bir başlangıç kutusundan yola çıkarak bir varış kutusuna ulaşmaları sağlanmıştır. Bu gruplardan ilki, varış kutusunda ödül (yiyecek) bulurken, ikinci grup varış kutusunda hiç bir şey bulamamıştır. Edimsel koşullanma ilkelerine uygun olarak, davranış pekiştirildiği için birinci grup labirenti ikinci gruptan daha iyi öğrenmiştir. Ama Tolman, daha önce pekiştirilmemiş gruptan bazı fareleri alarak, onlara labirentin varış kutusunda yiyecek verdiğinde, bu fareler, ilk gruptaki fareler kadar başarılı olmuşlardır. Tolman, bu bulguları, pekiştirilmeyen farelerin de gerçekte labirent hakkında birçok şey öğrenmiş oldukları fakat bu öğrenmelerin gizil olduğu, bir şekilde içsel olarak depolandığı ama dışsal davranışa yansımadığı şeklinde yorumlamıştır. Bir diğer deneyde, önce fareler içinde aslında üç farklı uzunlukta yol olan bir labirentte başlangıç kutusundan varış kutusuna gitmeye koşullanmışlardır. Daha sonra, bu yolların bazıları belirli sistematik bir düzenle kapatılmıştır. Labirentte daha önce deneyim edinmiş fareler, edinmemiş farelere oranla her durumda mevcut “en kısa yolu” tercih etmişlerdir.

Tolman’ın çalışmaları aynı zamanda mekân öğrenmesi konusunda hatırı sayılır bir bilginin birikmesine öncülük etmiştir. Mekân öğrenme, doğrudan uygulamaya dönük bir alan olarak, daha sonraki yıllarda oldukça iyi incelenen bir konu olmuştur. Menzel tarafından 1973 yılında şempanzelerle yürütülen bir deneyde, bir şempanze araştırmacının kucağında gezintiye çıkmışken bir diğer araştırmacının park alanının içinde belli bölgelere yiyecek saklaması ve kucaktaki şempanzenin bunu görmesi ile başlamaktadır. Hayvan kafesine konulduktan bir süre sonra, tüm şempanzeler parkın içine bırakılır. Yiyecek saklanan yerleri görmüş olan şempanzeler, diğerlerine oranla çok daha yüksek sayıda yiyeceği bulmuşlardır. Bu düzenin çeşitli versiyonları yapılmış, her seferinde daha önce gözlem yapmış hayvanlar, Tolman’ın çalışmasında olduğu gibi “en kısa yol” ilkesine uyarak, saklandığını gördükleri yiyecekleri toplamışlardır.



Yüklə 244,2 Kb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   6   7   8   9   10   11   12   13   14




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin