Kastamonu hayati



Yüklə 4.31 Mb.
səhifə52/112
tarix24.06.2018
ölçüsü4.31 Mb.
1   ...   48   49   50   51   52   53   54   55   ...   112

İşte bu sırada İslâm ve Türk gençleri kahramanca davranıp, iki cihetten hücum eden bu tehlikeye karşı Risale-i Nur'un Meyve ve Gençlik Rehberi gibi keskin kılınçlarıyla mukabele etmeleri elzemdir. Yoksa o biçare genç, hem dünya istikbalini ve mes'ud hayatını, hem ahiretteki saadetini ve hayatı bakiyesini azaplara, elemlere çevirip mahveder.. ve su-i isti'mal ve sefahatle hastahanelere ve hissiyat taşkınlıklarıyla hapishanelere düşer. Eyvahlar, eseflerle ihtiyarlığında çok ağlıyacak...

Eğer terbiye-i Kur'aniye ve Nur'un hakikatlarıyla kendini muhafaza eylese, tam bir kahraman genç ve mükemmel bir insan ve mes'ud bir Müslüman vesair zihayatlara, hayvanlara bir nevi sultan olur.

1419

Evet, bir genç hapiste yirmidört saat her günkü ömründen tek bir saatini beş farz namaza sarfetse ve ekser günahlardan hapis mani’ olduğu gibi, o musibete sebebiyet veren hatadan dahi tevbe edip sair zararlı, elemli günahlardan çekinse; Hem hayatına, hem istikbaline, hem vatanı



1420

1613


na. hem milletine, hem akrabasına büyük faydası olması gibi; o on-onbeş senelik fâni gençlikle ebedî, parlak, bakî bir gençliği kazanacağını başta Kur'an-ı Mu'ciz-ül beyan bütün kütüb ve suhuf-u semaviye kat'î haber verip müjde ediyor.

Evet, o şirin, güzel gençlik ni'metine istikametle, taatla şükretse; hem ziyadeleşir, hem safileşir, hem lezzetlenir. Yoksa hem belâlı olur.. hem elemli, gamlı, kâbuslu olur, gider. Hem akrabasına, hem vatanına, hem milletine muzır bir serseri hükmüne geçirmeye sebebiyet verir.

Eğer mahpus, zulmen mahkûm olmuş ise: farz namazını kılmak şartıyla her bir saati bir gün ibadet hükmünde olduğu gibi, o hapis onun hakkında bir çilehane-i uzlet olup, eski zamanda mağaralara girerek ibadet eden münzevî salihlerden sayılabilirler.

Eğer fakir veya ihtiyar veya hasta ve iman hakikatlarına müştak ise; farz namazını yapmak ve tevbe etmek şartıyla, her bir saatleri dahi yirmişer saat ibadet olup, hapis ona bir istirahathane ve merhametkârane ona bakan dostlar için bir muhabbethane, bir terbiyehane, bir dershane hükmüne geçer. O hapiste durmakla, hâricindeki müşevveş, her tarafta günahların hücumlarına maruz serbestiyetten daha ziyade hoşlanabilir. Hapistan tam terbiye alır. Çıktığı zaman bir katil, bir müntakim olarak değil, belki tevbekâr, tecrübeli, terbiyeli, millete menfaatli bir adam çıkar.

Hatta Denizli hapsindeki zatların az bir zamanda nurlardan fevkalade hüsnü ahlâk dersini alanlarını gören bazı alâkadar zatlar demişler ki:

“Terbiye için onbeş sene hapse atmaktansa, onbeş hafta Risale-i Nur dersini alsalar, daha ziyade onları ıslâh eder.”

Madem ölüm ölmüyor ve ecel gizlidir, her vakit gelebilir.. ve madem kabir kapanmıyor; kafile kafile arkasından gelenler oraya gidip kayboluyorlar.. ve madem bu hayat-ı dünyeviye gayet sür'atle gidiyor.. ve madem ölüm, ehl-i iman hakkında i'dam-ı ebedîden terhis tezkeresine çevrildiğini hakikatı Kur'aniye ile Risale-i Nur güneş gibi göstermiş.. ve ehl-i dalâlet ve sefahat hakkında göz ile göründüğü gibi, bir i'dam-ı ebedîdir. Bütün mahbubatından ve mevcudattan bir firak-ı lâ-yezalidir. Elbette ve elbette hiç şüphe kalmaz ki, en bahtiyar odur ki; sabır içinde şükredip, hapis müddetinden tam istifade ederek, Nurlar dersini alarak, istikamet dairesinde imanına ve Kur'an'a hizmete çalışır.

1421


Ey zevk ve lezzete mübtelâ insan! Ben yetmiş beş yaşında binler tecrübelerle ve hüccetlerle ve hadiselerle avn-el yakin bildim ki: Hakikî zevk ve elemsiz lezzet ve kedersiz sevinç ve hayattaki saadet, yalnız imandadır ve iman hakikatları dairesinde bulunur. Yoksa dünyevî bir

1422


1614

lezzette çok elemler var. Bir üzüm tanesi yedirir, on tokat vurur, hayatın lezzetini kaçırır.

Ey hapis musibetine düşen biçareler! Madem dünyanız ağlıyor ve tatlı hayatınız acılaştı.. çalışınız, ahiretiniz dahi ağlamasın ve hayat-ı bakiyeniz gülsün, tatlılaşsın. Hapisten istifade ediniz. Nasıl bazen ağır şerait altında, düşman karşısında bir saat nöbet, bir sene ibadet hükmüne geçebilir. Öyle de sizin ağır şerait altında her bir saat ibadet zahmeti, çok saatler olup o zahmetleri Rahmetlere çevirir.

SAİD-İ NURSİ(53)”

"EY HAPİS ARKADAŞLARIM VE DİN KARDEŞLERİM!

Size, hem dünya azabından hem ahiret azabından kurtaracak bir hakikatı beyan etmek kalbime ihtar edildi. O da şudur:

Meselâ: Birisi, birisinin kardeşini veya akrabasını öldürmüş. Bir dakika o hiddet yüzünden milyonlar dakika hem kalbî sıkıntı, hem hapis azabını çeker.. ve maktûlün akrabası dahi intikam endişesiyle ve karşısında düşmanını düşünmesiyle hayatının lezzetini ve ömrünün zevkini kaçırır. Hem korku, hem hiddet azabını çekiyor.

Bunun tek bir çaresi var. O da; Kur'an'ın emrettiği ve hak ve hakikat ve maslahat ve insaniyet ve İslâmiyet'in iktiza ve teşvik ettikleri olan "Barışmak ve musalâha etmektir."

Evet hakikat ve maslahat sulhtur. Çünki ecel birdir, değişmez. O maktûl, her halde ecel geldiğ'inde, daha dünyada kalmıyacaktı. O kâtil ise, o kazayi ilâhiyeye vasıta olmuş. Eğer barışmak olmazsa, iki taraf da daima korku ve intikam azabını çekerler. Onun içindir ki: "Üç günden fazla bir mü'min diğer bir mü'mine küsmemek" İslâmiyet emrediyor.

Eğer o katl bir adavetten ve bir kinli garazdan gelmiş ve bir münafık o fitneye vesile olmuş ise, çabuk barışmak elzemdir. yoksa o cüz'î musibet büyük olur, devam eder. Eğer barışsalar ve öldüren tevbe etse ve maktûle her vakit dua etse, o halde her iki taraf çok kazanırlar ve kardeş gibi olurlar. Bir gitmiş kardeşe bedel, birkaç dindar kardeşleri kazanır. Kaza ve kader-i ilâhiyeye teslim olup, düşmanını afveder.. ve bilhassa madem Risale-i Nur dersini dinlemişler, elbette mabeynlerinde bulunan bütün

1423

küsmekleri bırakmağa hem maslahat ve istirahat-ı şahsiye ve umumiye iktiza ediyorlar.



(53) Sözler Envar Neşrivat S: 148

1424


1615

Nasıl ki denizli hapsinde birbirine düşman bütün mahpuslar, Nurlar'ın dersiyle birbirine kardeş oldular ve bizim beraetimize bir sebeb olup hatta dinsizlere. serserilere de o mahpuslar hakkında: " Maaşallah, Barekallah" dedirttiler. O mahpuslar tam teneffüs ettiler.

Ben burada gördüm ki; bir tek adamın yüzünden yüz adam sıkıntı çekip beraber teneffüse çıkmıyorlar. Onlara zulmolur. Mert, vicdanlı bir mü'min, küçük ve cüz'î bir hata veya menfaatle yüzer zararı ehl-i imana vermez. Eğer hata etse, verse; çabuk tevbe etmek lâzımdır.

SAİD-İ NURSİ(54)

Bu iki numûne gibi Afyon hapsinde yazılmış bir çok parçalar var. Onüçünçü sözde ve Onıdördüncü Şua'da ve Gençlik Rehber'inde ve ElHüccet-üz Zehra risalesinde bulundukları için oralara havale ederek bu kadarıyla iktifa ettik.

HAPİSHANEDE GÖRÜLEN ISLAHÂT

Az üstte Kasap Tahir'in hikâyesi içinde naklettiğimiz ıslâhat numûneleri gibi; Üstad'la beraber hapiste bulunmuş Safranbolulu Mustafa Usman'ın anlattığı bir iki ıslâhat numûnelerini de buraya kaydedelim:

"Adam öldürme suçundan yatan bir adam, mescide gidip gelmeye başlamıştı. Fakat namazın sadece farzlarını kılıyor, çekip gidiyordu. Adamın bu garip hareketi nazar-ı dikkatimi celbetti. Bir ara, tenha bir yerde kendisinden sordum: "Neden namazın sünnetlerini ve tesbihatı yapmadan kalkıp gidiyorsun?"

- Adam: "Ben hoca efendiyi ziyaret ettiğimde, bana: "Kardeşim, sen farzlarını kıl, ben sünnetlerini senin yerinde kılarım" dediği için böyle yapıyorum" dedi.

Sonra bu adam, hem sünnetlerini kılmaya, hem de kazaya kalmış namazlarını kaza etmeye başladı.

Bir adam da çeşitli suçlardan hapishanede idi. Kabadayı, külhanbeyi idi. Bu adam bir gün ben Üstad hazretleriyle görüşmekte iken geldi, Üstad'a bir kutu baklava da getirmiş, vermek istiyordu.

1425


En yakın talebelerinden bile mukabelesiz bir şey almıyan Hazret-i Üstad; Bu kâtil, kabadayı adamın baklavasından "Bismillah" diyerek bir dilim aldı ve yedi. Biz şaşırmıştık. Adam ise, "Hoca Efendi, benim baklavadan yedi" diye sevincinden uçuyordu.

(54) Sözler Envar Neşriyat S: 155

1426

1616


Bilâhare bu adam, hapishaneye Risale yazmak için kâğıt, kalem ve Risalelerin hapishaneye girip çıkmasını temine sebeb oldu.

Hazret-i Üstad bu adam için, bize: "Bu dehşetli zamanda, bunun bu şekildeki hizmeti, ona cehennem hapis azabının hafiflemesine sebeb olur"diyordu(55)”

BAŞKA BİR MAHPUS UN HATIRASI

Afyonlu Kemal Bayraklı derki:

Ben bir cinayete sebebiyetten dolayı hapse düşmüştüm.Duydukki, Bediüzzaman Hocada hapiste... İlk fırsatta ziyaret ettim.Beni görünce yüzüme tebessümle baktı ve : “Hey Çilin oğlu! Namazın farzını terkedersin, ondan sonrada cinayet suçuyla hapse düşersin değilmi?” dedi.

Babamın Lakabı “ÇİL” olup, üstadla beraber ruslara esir düşmüş. Ama ilk fırsatta kaçmıştı. Çocukluğunda “Bediüzzaman” diye üstadın kahramanlıklarını ve manevî büyük şahsiyetini sıtayışlarla anlatırdı... Böylece , üstadın ilk anda benim kimin oğlu olduğumu, namaz kılmadığımı söylemişti.

Ben hocanın o ihtarına karşı, mahçub olmuş, hocaya büyük bir sevgi ile yanından ayrılmıştım.

Sonra, bir gün yanına giderek: “Hocam ben namaz kılacağım, Lâkin Kuran okumayı bilmiyorum” dedim.”Peki”dedi. “Şimdi git abdest al ve gel!” dedi. Abdest alıp geldim. “Şimdi git , Halil İbrahim sana Kuranı öğretsin” dedi. Ben gittim, durumu Halil İbrahime anlattım. Oda hemen öğretmeye başladı. İkindiye kadar harfleri, başta ortada ve sonda yazılı şekillerini izahetti.

Sabahleyin kalkınca gayr-i ihtiyarî Kuranı elime alıp okumaya başladım.Bana bir şeyler oluyordu “ Acaba kafayımı oynatıyorum?” diye Halil İbrahim Hocaya gidip, durumu anlattım. Beni dinleyince, ”Yahu ,sen Kuran okumayı öğrenmişsin” dedi.. Ve böylece Elhamdulillah kuranı okumayı öğrenmiş oldum.

(Son Şahitler-4 ,sh. 287)

(55) Bilinmeyen Taraflarıyla Said-i Nursi 6. Baskı S: 348

1427


1617

AFYON HAPSİNDE YAZILAN ESERLER VE

TE'LİF MÜDDETİ MESELESİ

Te'lif müddeti mevzuunda, Üstad Hazretleri 1364 Rumi takvim karşılığı olan, Miladi 1945'de, Risale-i Nur'un te'lif faslı sona erdiğini ve fakat daha bazı tetimme ve haşiyelerin yazılabilmesine kapı açık olduğunu; ve eğer Arabî tarihi olsa, daha bir iki senesinin kalmış olduğunu, Afyon hapsinden iki-üç sene evvel Emirdağı lahika mektuplarında bir kaç defa beyan etmiştir. Bu mevzu’ Emirdağ hayatında bir nebze ele alınmış olmakla beraber, burada yine münasebet geldi.

Evet, eğer Nur'un te'lif müddeti için,1925 yılında Burdur'da ilk te'lifine başlanan "Nur'un İlk kapısı" eseriyle, Nur Risaleleri'nin bir telif başlangıç senesi kabul edilirse, o vakit Hicrî takvime göre 1343 yılı olur. Bu takdirde, Rumî 1364'de (1945) te'lifin sona ermesi işine henüz Hicrîce iki senesi kalmıştır. Eğer sabit hesaba göre, yani mesela Rumi’ye göre olsa; ve başlangıç olarak 1925 hesabı-ki, bu tarih H.1341'dir.- Telifin bitiş tirihi yine Rumi olarak 1364'e göre hesaplansa; o zaman 1948 eder ki, henüz bitmesine üç sene vardır.

Hem Nur'un te'lif başlangıcı, kuvvetli bazı emarelerle ve Hazret-i Üstad'ın "Mesnevi-i Ârabî" deki Arapça olan Risalelerini Risale-i Nur silsilesine dahil etmesine binaen ve bu noktadan Nur'un te'lif başlangıcı 1921 yılının son ayları veya 1922 nin başı olmak hasebi le; Hicri takvimde bu tarih 1340 dır ki bitiş tarihi için yine Hicriye göre 1364'de, -ki miladî 1945 dir- te' lifin tamamlandığını göstermektedir.

Nitekim Miladî 1944, Hicri 1364 tarihinde bir cihette Nur te'lifinin tamamlanmasını gösteren, Mevye'nin Onuncu ve Onbirinci mes'eleleri de te'lif edilmiş idi. Bu arada, ta 1948 yılına kadar daha Risale şeklinde herhangi bir te'lif vuku' bulmamıştır.

Eğer Üstteki ikinci hesap, bir sâbit takvime göre hesaplansa, yani 1921'i başlangıç,1944'ü de sona eriş kabul etsek, hesap tam tamına çıkar ki; Hazret-i Üstad da bu hesaba dayanarak bir cihette te'lifin sonu olarak kabul etmiştir.

Amma eğer baştaki birinci hesapla değerlendirilirse -ki Risale-i Nur'un te'lif başlangıcı 1925 olarak kabul edilmiş -Bu hesaba göre, o tarihte hicri

1428


takvim 1343 olduğu için, yine Hicrînin 1364'ünde - ki Miladi 1945'dirte'lifin tamamlanmasına iki sene daha var olduğu görülmüştür.

Fakat bir üçüncü hesap ile asıl Risale-i Nur silsilesinin başlangıç tarihi olan 1926 tarihidir-ki Barla'da Onuncu Söz'ün te'lifiyle başlar-1926'nın Hicri karşılığı ise, 1344'dür. Yirmi üçü buna ilave etsek, hicri takvim 1367 olur

1429

1618


ki. tam tamına Elhüccet-üz Zehra'nın te'lif tarihi olan 1948 tarihidir. Lâkin sabit hesap olan Miladi 1926 üzerine yirmi üçü daha koysak,1949 olur ki; Allahü a'lem Elhüccet-üz Zehra'nın son kısmının te'lif tarihi ve artık Risale olarak Nur'un te'lifinin sona erme tarihidir.

HAPİSTE TELİF EDİLEN RİSALELERE GELİNCE

Afyon hapsinin yirmi aylık müddeti içerisinde, Risale olarak te'lif edilenler, başta üç bölümlü Elhüccet-üz Zehra ve Yirmialtıncı Lem'anın onbeşinci Rica'sıdır.

Bunların dışında, küçüklü-büyüklü, umumî-hususî yüzdoksanbir adet küçük mektuplar da yazılmıştır. Ayrıca müdafaaların yirmibir adet parçaları da kaleme alınmıştır ki; bütün bunlar Ondördüncü Şua' olarak Şua'lar dizisine ilhak edilmiştir. Ayrıca Afyon hapsinin mühim bir kısım mektupları, Risale makamına kâim edilerek, Gençlik Rehberi ve Onüçüncü Söz'ün ikinci makamı olarak kaydedilmiştir.

Afyon hapsinde te'lif edilen bütün bu Risaleler, Mektuplar ve Müdafaa parçalarının mecmuu beşyüz büyük sahifeden fazla olduğu gibi; Risale-i Nur'un te'lifinin başlangıcından Afyon hapsi sonuna kadar te'lif edilen umum Risale, mektup ve müdafaaların tamamı da beş bin sahifeyi bulmaktadır. Hem, o ana kadar parçalar hesabıyla müdafaaların tamamı altmış küsür parçayı bulur. Yine o ana kadar mektup olarak yazılan lahika ve saire sadece Üstad'a ait kısmı, yediyüz yirmiyi bulduğu gibi, Risale olarak parçaların adedi ise, yüzelliyi geçmektedir.

1430


1619

1431


1620

1432


1621

1433


1622

AFYON HAPSİNDE YAZILAN MEKTUPLARIN MUHTEVİYATI

Tesbit ettiğimiz kadarıyla Afyon hapsinde yazılan mektupların yüzdoksan bir adedinin(56) muhteva ve mahiyetleri hakkında umumî bir tesbit yapılması icab ederse şöyle olur: (Gerçi mezkûr mektupların tamamının muhteviyatı kısa ve az kelimelerle fihristvâri tasnifi mümkin değilse de, ama umumî bir endeksi şu şekilde olabilir:) Nasıl ki Eskişehir ve Denizli hapislerinde yazılan mektuplar için de benzeri bir fihriste yapıldı:

1- İhtiyat ve temkin

2- Cesaret, metanet ve fedakârlık

3- Sabır ve sekinet

4- Teselli ve teskin

5- Desise ve plânlara karşı dikkat ve teyakkuz.

6- İhlâs, uhuvvet, tesanüd hakkında ikaz ve irşadlar

7- Siyaset ve tarafgirliklerden tecennüp ve sakınma

Bu mektuplardan birkaç tanesi de ilmî bazı mes'elelere dairdir. Bazıları da mahpuslara hitap eden mektuplardır. Bu kısmı daha başka sahada umumî ikaz ve irşad dersleridir ki, kısmen numûneleri az yukarıda kaydedildi.

İşte Afyon hapis hadisesiyle ilgili, hapsin içinde yazılmış mektuplardan üstte sıralanmış yedi maddenin her birisinin altına birer ikişer numûnelerini veriyoruz.

Birinci madde olan ihtiyat ve temkînin örneklerinden:

Çok aziz, tam sıddık, halis, çok cesur kardeşim!



Senin bu yeni müdafaatını haklı ve hakikatlı ve kanunî gördüm. Fakat bir derece mübarezekârane olmasından, şimdilik onlara izhar zamanı

1434


gelmemiş. Çünki mesleğimiz müsbet harekettir. Menfi tarzda hücuma halimiz müsaid değildir.

Bin barekallah! çok ince tetkikatla hakiki hukukumuzu müdafaa etmişsin. Fakat bu kudsî hakikatlara kulak verecek başlar lazımdır.. Ve bu güzel manaları tasdik edecek kalbler gerektir. Bizi adliye eliyle ezdirmeye çalışanlar, o kulakları ve kalbleri buluncaya kadar ihtiyatkârane sabretmek lâzımdır.

SAİD-İ NURSİ(57)"

(56)Tesbit edilebilen şu yüz doksan bir adet mektupların tamamı, merhum Zübeyir Ağabeyin o sıra bizzat kendi eliyle gün-gün iki defterine kaydettikten sonra, Hazret-i Üstad da bunları görmüş ve tashih etmiştir. Adı geçen yüzdoksan bir adet mektuplar bu iki defterin içinde mevcutturlar. Bu defterler de yanımızda mahfuzdur.

(57)Afyon mektupları -2, Siyah defter Zübeyr, S: 273

1435


1623

"...Her doğruyu söylemek doğru değil.. ve hususan Üstad'ı hakkında hususî fikrini ve mübalağakârane medhini izhar etmek, aleyhimizdekilere bir yardım hükmüne geçebilir. Hem burada en lüzumlu vazifemiz, Nurlar'ı yazmak ve tashih etmek ve yazdırmaktır. Bunun hâricinde böyle hodfuruşane yazılar zararlı bir münakaşaya sebeb olur. Ben yazılarınızda bazı israf görüyorum, malda israf olduğu gibi, kelâmda dahi israf câiz olmaz, bize zarardır. Çabuk bu dedikoduları kesiniz, Nurlar'la meşgul olunuz!.. (58)"

İkinci madde olan cesaret, metanet ve fedakârlık hakkında:

"

Aziz Sıddık Kardeşlerim!



Evvelâ: hiç telâş ve merak etmeyiniz. Hakkımızdaki her hadisede hem perde altında, hem neticeler itibariyle; Hem rahmet ve inayetin iltifatları ve tebessümleri, hem kader ve kısmetin adalet ve şefkat ve terbiyeleri var olduğu, kat'î ve mükerrer tecrübelerle tahakkuk ettiğinden; biz en acı vaziyet ve sıkıntılara karşı kemal-i sabr içinde şükretmekle mükellefiz.. ve cildleri ve derileri soyulan Cercis Aleyhisselâm gibi binler milyonlar hakikat mücahidlerinin hakaik-i imaniyyenin kudsî hizmetinin bir numûnesine mazhar olan Nur şakirtlerinin çektikleri zahmetler, o eski zatların zahmetlerine nisbeten binde bir olmaz.. ve ücret ve kazanç cihetinde inşaallah birdirler ve beraberdirler.

Saniyen: Onbir defa bana su-i kasd eden ve dört defa mahkemeleri aleyhimize sevkedip üç hapse sokan gizli düşmanlarımızın Nurlar hakkında plânları akim kaldığından, bütün desiseleriyle ehemmiyetsiz şahsıma karşı sıkıntı ve tecrid-i mutlak ve kimseyle temas etmemek ve damarıma dokundurmakla işkenceler verdirmeye çalışıyorlar. Ben de o işkencelerin altında inayetin iltifatını görüp, tahammül ederek şükür ederim.

Zannederim; her birinizden vücudça on derece zaif ve on derece ziyade sıkıntılarıma karşı tahammülüm, sizin gibi kuvvetli, âlicenab zatların küçücük ve geçici ve cüz'î sıkıntılarınızı nazarınızda hiçe indirir. Daha size teselli vermeye lüzum görmüyorum.

1436


Salisen: Şimdi şahsımı çürütmek ve sıkmak ve ihanet etmekten sıkılmayın. Çünki Nurlar'a ve talebelerine ilişilmediğine bir alâmettir ve tam aldandıklarına bir emaredir. Yani kıymeti, hüneri şahsımda zannedip be

(58)Afyon mektupları -2, Kırmızı defter, S: 61

1437

1624


ni sıkıyorlar, çürütmek istiyorlar. Bu aldanmalarında pek büyük bir maslahat ve Nurlar'a çok faydası var. Benim yapamadığım vazife-i şahsiyem ve hizmet-i nûriye bu suretle menfî bir tarzda yapılıyor. İnşaallah o nisbette sevab kazandırarak kusûratlarıma keffaret olur.

Rabian: Gizli münafıklar her nasılsa, bazı resmî memurları aldatıp ki; "Said ile görüşen dost ve Nurcu olur. Kimse temas etmesin!" Onları evhamlandırmışlar. Hatta hey'et-i idare ve gardiyanlar dahi benden kaçıyorlar. Ben de memnun olurum ve bu hale şükür ederim. Sizlerle sureten görüşemediğimden zararı yok. Çünki bir hânede maddeten ve manen ve ruhen ve kalben ve vazifeten ve fikren ve muaveneten daima beraberiz, manevî görüşüyoruz, yeter...

SAİD NURSU (59)"

"

Aziz Sıddık Kardeşlerim!



Böyle sıkıntılı hüzünlü vakitlerde ve yerlerde mümkin olduğu kadar birbirine teselli vermek ve kuvve-i maneviyesini kırmamak, belki takviye etmek ve tesanüdü kuvvetleştirmek ve keder verecek sözleri ve hadiseleri lüzum-u kat'î olmadan söylememek, hususan bana keder verecek hiçbir şey dememek, bizlere şimdi gayet elzemdir. Aleyhimizde olanlar istifade ediyorlar. Daha ziyade sıkıntı vermeye başlıyorlar.

Madem sizin için istirahatimi, izzetimi, haysiyetimi, hatta lüzum olsa canımı feda ediyorum.. Siz dahi binler masum kardeşlerimiz ve Nurlar için sabır ve tahammüle çalışınız ve çirkin hallere ve sözlere bakmayıp kulak vermeyiniz. Nur dersleri ve yazılarındaki kedersiz zevk size yeter. Biz vazifemizi vapıp vazife-i ilâhiyyeye karışmamak ve inayet-i rabbaniyenin imdadımıza gelmesini beklemektir.

SAİD-İ NURSİ(60)"

Ve bu arada hapisteki Nur talebelerinin kuvve-i maneviyelerini takviye edici birçok Nurlu dersler vermiştir. Hatta Risale-i Nur'un şahs-ı manevisinin ve onun mümessili olan zatın yüce makamlarını hatırlatmak ve düşündürmek üzere, Ayet-el Kübra risalesinin sonunda yer alan "Manevi bir muhavere" mektubunu okumalarını da tavsiye etmiştir. Ta ki, Risale-i Nur'un ve Bediüzzaman'ın yolunda ve uğrunda mücahede etmenin, hapis

1438

olmanın, hatta ölüme bile gitmenin ne kadar büyük bir şeref, bir manevî fazilet, bir âli makam olduğu bilinsin.



(59)Afyon mektupları, Siyah defter Zübeyr. S: 77

(60)Afyon mektupları. Kırmızı defter Zübeyr, S: 33

1439

1625


Yine bu arada talebelerin cesaret ve kuvve-i maneviyelerini takviye babında, Taşköprülü Kahraman Sadık Bey’in, Afyon hapsi başladığı günlerde yazdığı acib ve halisane ve merdane manzumeciği de talebelerine okutmayı ihmal etmemiştir.

Hazret-i Üstad, Sadık Bey'in mezkûr manzumeciği hakkında bir mektubunda şöyle demiştir:

"Rabian Taşköprülü Sadık Bey'in mukaddemesini istinsah için Sabri'ye vermiştim. Eğer yazılmış ise, tashihimden geçen parça ona gönderilecek. Yeni yazıların bir sureti bana gönderilsin. Hem Sadık'ın manzumeciğinin yanımda bir sureti var. Sizde yoksa göndereceğim. (61)"

Sadık Bey'in adı geçen manzumeciği ve mukaddemesi tamamını değil, fakat Sadık Bey'in onun sonuna ilâve ettiği şu gelecek satırlar, onun aziz, bahadır ruhunun tercümanı olması hasebiyle buraya alıyor ve arkasında manzumeciğinden sadece iki babdan bazı bölümler kaydediyoruz. Şöyle diyor Sadık Bey:

"Ecdadımızın kanıyla yoğurulmuş memleket ve vatanımızda, öz dinimizi ve salâbet-i imaniye ve an'ane-i milliyemizi muhafaza ederek gezememek, bize vediatullah olan ve ecdadımızdan tevarüs ettiğimiz mukaddes dinimizi evlâdlarımıza ta'lim ve tedris ettirememek, sokakta giden kadınlarımızın başlarındaki haya örtülerinin parçalanmasına ağız açamamak.. ve ecnebilere bile reva görülmiyen bu gibi ağır muamelelere maruz kalmak olan bu çarik asrın bu acı yaralarının tabibi ve bu karanlık günlerin siracı ve bu elim hatıraların tesellicisi Nur şâkirtlerine dünya ve ukbasını medyun bulunan ve Allah'tan başka hiçbir kuvvetin, hiçbir elin koparamıyacağı bir bağla bağlanarak cisim ve ruhî yaralarının tedavi ve şifasını ancak ve ancak Nuru a'zamının teveccüh ve rızasında arayan biçare aciz bir talebenin bu derece acı ve can-hıraş haber-i elimin (Afyon Hapis hadisesinin) üzerine tahammül derecesini katkat aşan, hususan mukaddes tahrir vazifesini muvakkatan da olsa ta'til etmek mecburiyetinin ikinci yarası da inzimam ederse; candan duyacağı ruhî acıların tercümanı olan satırları okurken, okuyucu kardeşlerimin zayi edecekleri kıymetli zamanlarını işgal ettiğimden dolayı, af ve müsamahalarını rica ederim.

M.Sadık(62)"

1440

(61)Afyon mektupları, Siyah defter Züheyr, S: 217



(62)Emirdağ Lahikası-1 (Zübeyr-1) S: 207

1441


1626

SADIK BEYİN MANZUMECİĞİNDEN

Cihana sultan idin, oldun denî soysuzlara zimmî

Seyfullah idin, tarihe sığdıramazdı fütuhatını ravî

İdrak et, terk eyle hatanı, kerimdir ihsan eder Barî

Tarik-i Süfyan püsküllü belâdır, mekâyidle memlu hem ne kadar vahî

Yıktı Süfyan putunu, tarik-i necati Risale-i Nur açtı

Toprak kabul etmedi, laşe-i Süfyan esfel-i safiline kaçtı

Zulm-u cehildir tarik-i Süfyan, Nur-u hidayettir Risale-i Nur

Maye-i musibettir tarik-i Süfyan, sermaye-i saadettir Risale-i Nur

Püsküllü belâdır tarik-i Süfyan, bir zıll-ı hümadır Risale-i Nur

Zehr-i memattır tarik-i Süfyan, ab-ı hayattır Risale-i Nur

Mahv-u pâ-mal eder tarik-i Süfyan, i'lâ ve iclal eder Risale-i Nur

Hacalet palanıdır tarik-i Süfyan, celadat kaftanıdır Risale-i Nur

Zindan-ı esarettir tarik-i Süfyan, gülistan-ı hürriyettir- Risale-i Nur

Menba-ı rezaildir tarik-i Süfyan, maden-i fazaildir Risale-i Nur

Berbad-u perişan eder tarik-i Süfyan, ma'mur-u âbâd eder Risale-i Nur



Dostları ilə paylaş:
1   ...   48   49   50   51   52   53   54   55   ...   112


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə