KirkçEŞme tesisleri

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 8.15 Mb.
səhifə110/140
tarix27.12.2018
ölçüsü8.15 Mb.
1   ...   106   107   108   109   110   111   112   113   ...   140

MEZBAHALAR

446

447

MINTZURt, HAGOP

1923'te açılan Sütlüce Mezbahası 1990'lara kadar İstanbul'un merkez mezbahasıydı. Yavuz Çelenk, 1994

tılması gereken metalann fiyatı kurumsal olarak mezat yoluyla saptandığı gibi devlet de borcundan dolayı el koyduğu kişi ve kurumların mallarını, alacağını tahsil için mezat yoluyla satmaktadır. Bibi. (Altınay), Onaltıncı Asırda, 110; R. E. Koçu, "Sandal Bedesteni", Hayat Tarih Mecmuası, S. l, 2 (Şubat, Mart, 1973), s. 22-30, 56-57; Musahibzade, istanbul Yaşayışı, 181; Paka-lın, Tarih Deyimleri, I, 188, II, 640.

UĞUR GÖKTAŞ



MEZBAHALAR

Küçük ve büyük baş hayvan kesilen yer. Osmanlı döneminde "salhane" ve "kanara" da denirdi.

İstanbul'un iaşesinde(->) et her zaman önemli yer tutmuş ve şehre et sağlamak başlıca işlerden biri olmuştur. O dönemlerin koşullarında, şehir dışında, uzak bölgelerde kesilmiş hayvanların istanbul'a bozulmadan getirilmesi mümkün olmadığından kesim, surların hemen dışında, yer yer de şehir içinde bu işe ayrılmış yerlerde yapılırdı.

Payitahtın et ihtiyacının öncelikle saray, ordu (Yeniçeri Ocağı ve diğerleri), İstanbul halkı için darlığa düşmeden sağlanabilmesi amacıyla sıkı kurallar, yükümlülükler konmuş, iyi denetlenen bir celep örgütü kurulmuştu. Ülkenin çeşitli yörelerine "tahsis" çıkarılarak, her bölgenin payitahta göndermesi gereken kasaplık hayvan miktarı belirtilmiş, her bölge belli bir miktar hayvan göndermekle yükümlü kılınmış, hayvanların getirilmesi ve gelen kasaplık hayvanın şehirdeki dağıtımının, kesiminin ve gerek saray ve miriye, gerekse tüketici halka ulaşmasının sağlanması celeplere havale edilmişti. Celepler (celepkeşan) özellikle zengin tüccarlar, zenginler arasından seçilir, hattâ bazen bu gibi kişiler celep yazılmaya mecbur tutulurlardı. Bunun nedeni İstanbul'a kasaplık hayvan sağlanmasının güç ve riskli olma-

sı, sermayeye ihtiyaç göstermesi, İstanbul' da et fiyatlarının narhla tespit edilerek görece düşük tutulması ve kârın az olması vb idi. Celepler kesim hayvanlarını mezbahalara ulaştırırlar, kesim belli kurallar dahilinde mezbahalarda yapılırdı.

Kötü kokulu, hayvan pislikleri vb yüzünden sağlığa zararlı yerler olduklarından mezbahaların şehrin mümkün olduğu kadar dışında, yerleşme bölgelerinin uzağında olmalarına özen gösterilirdi. Kurbanlık dışında, halka diri kesimlik hayvan satılmaz ve yine kurban dışında, halk istediği yerde kesim yapamazdı. Kaçak et kesimi her dönemde yapılsa da, kural olarak yasaktı ve cezaya tabiydi.

İstanbul'un fetihten sonraki ilk salhanelerinin Yedikule dışında olduğu bilinmektedir. Fetihten sonra bugünkü Kazlıçeşme' de(-«) debbağlar ve dericilikle ilgili diğer işyerleri toplanırken, buraya salhaneler de yapılmıştır (bak. debbağlık; dericilik). Mezbahaların çevresinde kesilen hayvanların etinden başka derisini, bağırsaklarını, içyağ-lannı hammadde olarak kullanan işletmelerin, örneğin debbağhanelerin, kirişhane-lerin, mumhanelerin de bulunması yakın zamanlara kadar da sürmüş bir gelenekti.

17. yy'da şehrin çeşidi yerlerindeki salhaneler kapatılıp hepsi Yedikule'de Kaz-lıçeşme'de toplanmıştır. 17. yy'ın sonlarına gelindiğinde Yedikule dışında debbağha-ne sayısı 3öO'ı bulurken aynı yerde salhane sayısının da 33 olduğu anlaşılıyor. 1780' lerde, İstanbul'un ana mezbahaları Yedi-kule'dedir. Daha önceki dönemlerde Edir-nekapı dışında, Eyüp çevresinde ve Üsküdar'da daha küçük salhaneler bulunmakla birlikte Yedikule dışı, hayvan kesiminin merkeziydi. Yedikule mezbahalarından Et-meydanı'na et getirilmesi başlıbaşma bir merasimdi (bak. Etmeydanı).

1780'lerde Yedikule salhanelerinin u-zak olması nedeniyle kasaplar şikâyette bulunup İstanbul ve Eyüp çevresindeki es-

ki salhanelerin yeniden açılmasını istediklerine ve kendilerine bu izin verildiğine göre 18. yy öncesinde şehrin çeşitli yerlerinde, çoğunlukla deniz kenarlarında mezbahalar olmalıdır. 18. yy'ın sonunda İstanbul'da Yedikule salhaneleri dışında Eğ-rikapı'da, Çatladıkapı'da, Ayakapısı'nda, Eyüp'te, Balat'ta, Kasımpaşa'da, Eminönü' nde, Balıkpazarı'nda, Hasır İsİcelesi'nde, Yenikapı'da ve Üsküdar'da da hayvan kesim yerleri vardı.

19. yy'dan 20. yy'ın ilk çeyreğine kadar, şehir içinde Kazlıçeşme'deki salhaneler kadar önemli bir mezbaha da Tophane Sal-hanesi'ydi. Tophane Mezbahası çok koku yaptığı, pis olduğu, çevreyi kirlettiği ve hastalıklara neden olduğu için sık sık şikâyetlere konu oluyor ve şehremaneti bir mezbaha sorunuyla karşı karşıya bulunuyordu. Daha sonra Sütiüce Mezbahası olarak günümüze kadar gelecek olan Karaağaç Kurumları'nın temeli Cemil Topuzlu' nun(->) ikinci şehreminliği döneminde, Ekim 1920'de atıldı. Ancak mezbahanın Tophane'den buraya nakledilmesi zaman aldı ve Sütlüce (Karaağaç) Mezbahası ancak, 1923'te açılabildi. Sütlüce, 1990'lara kadar İstanbul'un merkez mezbahasıydı.

1980'lerin başında İstanbul'da, Alibey-köy, Bayrampaşa, Güngören, Kâğıthane, Küçükçekmece, Maltepe, Pendik, Sefaköy, Sütlüce (Merkez), Ümraniye, Küçükyalı'da mezbahalar ve Üsküdar Duvardibi'nde kesik et muayene istasyonu vardı. Bunlardan Alibeyköy, Kâğıthane, Sefaköy, Pendik, Küçükyalı mezbahaları 1987'de kapatılmıştır. Et ve Balık Kurumu'nun 1956'da kurduğu özel kesim yeri ve et kombinası ise Zeytinburnu'ndadır.

1990'larda İstanbul'un et ihtiyacı büyük ölçüde, İstanbul dışındaki mezbahalarda kesilen hayvanlardan sağlanmaktadır. İstanbul'da ise halen büyükşehir belediyesine bağlı Mezbahalar Müdürlüğü'nün de merkezi olan ancak artık kesim yapılmayan kesik et kontrol istasyonu durumundaki Sütlüce (Karaağaç) Mezbahası, aynı nitelikteki Duvardibi dışında, kesim yapılan ana merkez Aydınlıköy'e (Tuzla) taşınmıştır. İSMER tesisleri olarak bilinen belediye ve özel kuruluşlann bir ortaklığı olan bu mezbaha ve et kombinası dışında Api-koğlu, Beşler vb gibi et mamulleri şirketlerinin de özel et kombinaları vardır ve buralarda da kesim yapılmaktadır.

İstanbul'da çeşitli mezbahalarda yapılan kesim günlük ihtiyacın yaklaşık yüzde 40'ını karşılamakta, ihtiyacın büyük bölümü kent dışındaki kesimden sağlanmaktadır. Öte yandan etiyle ünlü Beykoz köylerinde, Küçükçekmece çevresinde, Şile yolu boyunca İstanbul'un Karadeniz sahiline açılan yörelerinde de özel ve denetim dışı kesim yaygındır.

İSTANBUL

MEZİKİ KÖŞKÜ

Büyükada'da, Maden kesiminde, Malul Gazi Caddesi üzerinde yer alan köşk.

19- yy'ın ikinci yansı içinde Levanten Meziki ailesi tarafından inşa ettirilmiş, 20.

yy'ın başlarında Şahbaz, daha sonra da Ka-rayan ailelerinin mülkiyetine geçmiştir. Günümüzde sağlam durumda olan yapı konut olarak kullanılmaktadır.

Caddeden biraz geriye çekilmiş olan kagir köşk üç esas kat ile bir çatı katına sahiptir. Masif bir görünüm arz eden, dikdörtgen prizma biçimindeki kitlesi ile Rönesans dönemi İtalyan sivil mimari eserlerini hatırlatır.

Dış görünümü itibariyle ampir ve ne-orönesans üsluplarına bağlanan köşkün cephelerinde, basık kemerlerle donatılmış ve profilli sövelerle çerçevelenmiş açıklıklar simetrik bir düzen içinde sıralanmaktadır. Caddeye bakan cephenin ekseninde, zemin katta giriş, 1. ve 2. katlarda, önlerinde balkonların yer aldığı birer kapı, her üç katta da, yanlarda birer pencere bulunur. Zemin kattaki giriş yanlardan, ince uzun pencerelerle kuşatılmış, balkon kapılarının yanlarına, aynı eksen üzerinde bulunan ve aynı ende olan birer niş yerleştirilmiştir. 1. kattaki daha geniş balkonlar, bezemeli madeni konsollara oturmakta ve aynı türde korkuluklarla sınırlandırılmış bulunmaktadır. Kat arası silmeleri ile üç kesime ayrılan ve kısa bir saçakla son bulan cephelerin köşeleri, sıva ile oluşturulan, taş örgü görünümünde çıkıntılarla belirtilmiştir, italya'da çok rastlanıldığı üzere cepheler oksit sarısına boyanmış, panjurlarda da koyu yeşil tercih edilmiştir.

Cephelerindeki yalınlığa karşılık köşkün içerdiği mekânların duvarlarında ve tavanlarında, inşa edildiği dönemin eklektik zevkini yansıtan yoğun bir süsleme programı uygulanmıştır. Gerek duvarların, gerekse tavanların yüzeyi dikdörtgen panolara taksim edilmiş, bunların içi çeşitli üsluplardan derlenen bezeme grupları ile

Meziki Köşkü

P. Tuğlacı, Tarih Boyunca istanbul Adatan, I, ist., 1989

doldurulmuş, bazı mekânların tavanlarında, kıvrık yaprakların çerçevelediği kartuşlar içine peyzajlar resmedilmiştir. Bibi. Tuğlacı, istanbul Adaları, I, 347-348.

M. BAHA TANMAN



MINAKYAN, MARDİROS

(1839, istanbul - 1920, istanbul) Ermeni asıllı tiyatro oyuncusu ve yönetmeni.

Hasköy'deki Nersesyan Okulu'nu bitirdi. Aynı okulda yardımcı öğretmenlik yaptı. 1857'de amatör olarak sahneye çıktı. 1862'de Beyoğlu'ndaki Naum Tiyatrosu' nda Bedros Magakyan'la(->) Stepan Ekşi-yan'ın kurduğu Sanatsevenler Topluluğu' nün oynadığı Aristodem adlı oyunda oyuncu bulunamadığı için kız oyuncu rolüyle profesyonel oldu. Yalnızca Ermenice oyunlar oynadığı bu dönemde, arkadaşlarıyla İzmir'e giderek Vasprogan Ti-yatrosu'nda oynadı. 1864'te dönüşünde Fransız operetlerinde sahneye çıktı. Daha sonra oyunculuğu bıraktı. 1868'de evlenerek öğretmenlik yapmak üzere Kayseri'ye gitti ve orada 4 yıl kaldı. İstanbul'a dönüşünde yeniden Magakyan'ın topluluğunda oyunculuğa başladı. Bu topluluk dağılınca arkadaşlarıyla birlikte Güllü Agop'un(->) Gedikpaşa Tiyatrosu'na katıldı. 1877-1878'deki Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Edirne'de bir süre opera ve operetler sahneledi. Selanik, Adana, Tiflis'e turneler yaptı. İstanbul'da bulunduğu sıralarda gene Güllü Agop'la çalıştı. Güllü Agop, tiyatrosu kapatılarak 1882'de saraya alınınca tiyatronun yönetimi Mınakyan'a geçti. Topluluk daha sonra Serope Ben-liyan'la(->) birleşti ve Beyoğlu'ndaki Cro-issant Tiyatrosu'nda operetler sergiledi. 1884'te hıdivin çağrılısı olarak Mısır'a giden grupta yer aldı. Burada oynadığı Leblebici Horhor Ağa ve Güzel Helen oyunlarıyla başarı kazandı. Bundan sonra yalnız Türkçe oyunlarda oynadı. Ertesi yıl yeniden Mısır'a gitti.

Mınakyan Mısır dönüşü, arkadaşlarıyla 1885'te Osmanlı Dram Kumpanyası'm kurdu. Mınakyan bu toplulukta yaklaşık 250 oyun, operet ve opera sergilemiştir. Rol aldığı yapıtların sayısı 159'dur. Ancak bu rakamın iki katına çıkabileceğini ileri süren araştırmacılar da vardır. Oyunlarının bir kısmi o günlerin Fransızca oyunlarından yapılmış uyarlamalardı. Topluluk, Şehremini Rıdvan Paşa'mn 1904'te tiyatroyu yasaklaması gibi küçük kesintilerin dışında, 1908'e kadar yaşadı. Mınakyan 1909'da Tasfiye-i Ahlak Kumpanyası'na girdi. 1912' de de Benliyan'ın kumpanyasıyla birleşerek 80 kişilik bir kadro oluşturdu. Aynı yıl profesyonel sahne hayatının 50. yılı için bir jübile düzenlendi. Türk tiyatro tarihinin ilk jübilesi olan bu törende V. Mehmed (Reşad) tarafından Maarif nişanıyla ödüllendirildi. 1914'te Donanma Cemiyeti Heyet-i Temsiliyesi sanat yönetmenliğine ve o günlerde kuruluş çalışmaları yürütülen Darülbedayi'nin teorik dram dersleri öğretmenliğine getirildi. 13 Ocak 1915'te yapılan, Darülbedayi'nin ilk uygulama gösterisinde, şiirler ve şan kon-

Mınakyan Efendi

Mınakyan Efendi'nin Ellinci Sene-i Devriyesi Yadigârı,

ist., 1912

Nuri Akbayar koleksiyonu

serinin yanısıra Mınakyan'ın yönettiği tek bölümlük bir oyun da vardı. Darülbedayi' nin uygulama çalışmaları Mınakyan'ın denetiminde Şehzadebaşı'ndaki Ferah Sahnesi ile Kuşdili'nde çeşitli oyunlarla 1916' ya kadar sürmüştür. Mınakyan 19l6'da sahne hayatını noktaladıktan 4 yıl sonra Temaşa dergisinin düzenlediği bir ankette "50 yıldan bu yana Osmanlı tiyatrosuna en çok emeği geçen kişi" seçildi.

Mınakyan oyunculuğu ve yönetmenliğinin yanısıra yazdığı ve çevirdiği oyunlarla da sahne hayatına katkılarda bulundu. Ayrıca, çok sayıda oyuncunun yetişmesine yardımcı oldu.

Bibi. Ahmet Fehim Bey'in Hatıraları, (haz. H. K. Alpman), İst., 1977, s. 121-135; N. Akı, Türk Tiyatro Edebiyatı Tarihi, I, İst., 1989, s. 223; And, Osmanlı, 264-271; And, Tanzimat, 140; And, Meşrutiyet, 32; M. Ertuğrul, Benden Sonra Tufan Olmasın, İst., 1989, s. 130-132; H. V. Hovanesyan, Mardiros Mınakyan, Erivan, 1969; A. Madat, Sahnemizin Değerleri, I, İst., 1943, s. 52-58; Nutku, Darülbedayi, 32; Ö. Nutku, Dünya Tiyatrosu Tarihi, İst., 1985,1, s. 378, II, 271; M. N. Özön-B. Dürder, Türk Tiyatrosu Ansiklopedisi, İst., 1967, s. 281-282, 315-317; (Sevengü), Türk Tiyatrosu, I, 56-58.

RAŞÎT ÇAVAŞ



MINTZURİ, HAGOP

(16 Ekim 1886, Armudan [Erzincan] -1 Şubat 1978, istanbul) Ermeni asıllı yazar. Asıl adı Hagop Denizciyan olup, "Mınt-zuri" soyadını doğduğu yöredeki, Munzur Dağları'ndan almıştır. Gurbetçi bir babanın çocuğu olarak 1890'h yıllarda İstanbul'a gelen Mmtzuri, köyünün ilkokulunda aldığı eğitimi, burada sırasıyla, Ortaköy'deki Ecole Française, Galata'daki Getronagan Ermeni Okulu ve Robert Kolej'de sürdürmüştür. Öğrencilik yıllarında, babasının Beşiktaş'ta ve Rumelihisarı'nda işlettiği

•i

MISIR APARTMANI



449

MISIR ÇARŞISI

YENİ CAMİ VAKFİYESİ'NDE MISIR ÇARŞISI

Doğruluk ve dine bağlılıklanyla tanınmış, koruyuculukta benzerine az rastlanan, gerekli hizmete muktedir iki kişi çarşı kapıcıları ola. Münavebe ile çarşı kapılarını akşam kapayıp sabah namazında aça. Ciddi ve doğru sözlü ola. Bir kişi ve bir kimsenin, az ya da çok, değerli ya da değersiz bir nesnesinin asla yitirilmemesi yolunda ellerinden gelen en son gayreti göstereler. Gündelik ücretleri sekizer akçe ola... Altı nefer dürüst ve ayağına çabuk kişilerden ikisi çarşının süpürücüsü olup bunlar her gün çarşının içini silip süpüre. Dört neferi ise helalar süpürücüsü olup bunlar münavebe ile her gün temizlik işlerine devam ederek temizlik işleriyle meşgul ola. Asla tembellik, önemsememe, kolaya kaçma kusuru işlemeyeler. Gündelik ücretleri sekizer akçe ola. Doğru ve sağlam bir kişi süprüntücü olup, camide ve çarşıda toplanan süprüntüyü kaldırıp çöp süprüntü dökme yerine döke. Görev gündeliği on akçe ola.

A. S. Ülgen, "Yenicami", VD, II (1942), 396-397'den sadeleştirilmiştir.

Yeni Cami Küüiyesi'nin bir parçası olan Mısır Çarşısı'nın kuşbakışı görünümü. Ali Hikmet Varlık, 1994

fırınlarda ekmekçi çırağı olarak çalışmış, gene bu yıllarda, öğrendiği yabancı dillerin de sağladığı kolaylıkla, bir okuma tutkunu olarak, dünya edebiyatını yakından tanımıştır. 1906'da köyüne dönüp, geleneksel aile ocağını tüttürmeyi yeğleyen Mıntzuri, yazları tarlada, bağda çalışmış, kışları ise köy öğretmenliği yapmıştı. I. Dünya Savaşı başladığında (1914) tesadüfen İstanbul'da bulunan yazar, bir daha köyüne dönemeyip, ölümüne değin burada yaşamış, geçimini sağlamak için, e-kmekçilik, yenicilik, kömürcülük, muhasiplik vb işler yapmış, bu arada sürekli de yazmıştır.

Rejyonalist bir edebiyatçı olan Mıntzuri, gerçekte istanbul'u ve İstanbulluluğu hiçbir zaman benimseyememiş, köylü kimliğini hep korumuştur. Ancak İstanbul'a ilk geldiği yıllardan itibaren, İstanbul'da yaşadığı çevreyi, İstanbul'un asıl yükünü çeken insanları gözlemiş, onları ön plana çıkarıp geniş ayrıntılar vererek dönemine tanıklık etmiştir. Bir köylü sadeliği içinde.konuşma dilini kullanan yazar, hiçbir sanat kaygısı taşımaksızın, dili çok iyi bilmesine rağmen, dil kurallarına uymaz. Çok özgün bir üslupla yazdığı öykülerinde yer yer çok kısa, tek kelimelik cümleler, yer yer de yan cümleciklerle zenginleştirilmiş çok uzun cümleler kurar. Eserlerinde zaman-mekân sınırı tanımayıp, İstanbul'u anlatırken birden doğduğu köye ge-çiverir, tekrir sanatını sıkça kullanır.

Mıntzuri'nin ilk eseri Yergrort Amus-nutyun (İkinci Evlilik, 1931) kısa bir romandır. Öyküleri Gabuyt Luys (Mavi Işık, 1958), Armudan (1966), Gırung Usdi Gu-kas (Turna Nereden Gelirsin?, 1974) adlı kitaplarda toplanmıştır. Değer Ur Yes Yeğer Yem (Benim Yaşadığım Yerler, 1984) ölümünden sonra yayımlanmış olup İstanbul yaşamını, İstanbul'la ilgili anılarını içermektedir. İstanbul Anılan (1993) adı altında Türkçe olarak da basılmıştır.

İstanbul Anılaririda görüntülemeye çalıştıkları, 1890'larda ekmekçilik yaptıkları Beşiktaş semtiyle, Ortaköy, Rumelihisarı, Üsküdar'daki eski istanbul halkıdır: Türk, Ermeni, Arnavut, Yahudi, Rum, Hırvat, Çerkez, Habeş, Acem... giyimleri, konuşmaları, yaşamlarıyla. Bir kısmı yöresel giysileri içinde gurbetçiler, işsizler, Sinan Paşa Ca-mii'nin avlusundaki garip adamlarla fakir fukara, diğer bir kısmı ise Yıldız, Çırağan, Ortaköy saraylarının ağaları, paşalarıdır. Sultanın Sinan Paşa Camii'ne gelişindeki olağanüstü anlar, saray erkânı, Arnavut, Arap devriyeler, Muzıka-i Hümayun eşliğindeki cuma selamlığı, Beşiktaş'ın cuma günkü kalabalığı, dilenciler, şerbet, kokulu yağ, tespih, ağızlık vb satanlar, atlı tramvaylar. Beşiktaş'ın mahalleleriyle Teşvikiye, Maçka, Akaretler, Nişantaşı'ndaki evlerde yaşam, haremler, sokakları parselleyen köpekler, Ortaköy semti, sokakları, mahalleleri, Yahudilerin cumartesi ayinleri, saray paşalarının, nazırların köşkleri, yalıları, Yıldız ve Çırağan saraylarının mutfaklarından saraylılara tablakârlar tarafından taşınan nadide yemekler anlatılmaktadır. Galata'daki Getronagan Oku-

Hagop Mıntzuri

TETTV Arşivi

lu'na gidiş geliş yolu üzerinde; Tophane, Salıpazarı'ndaki Tibetli, Türkmen ve Çinli hekimlerin bulunduğu kalabalık kaldırımlar, okul çevresindeki genelevlerle orada çalışan kadınlar, Pera'da oturan Rum ve Ermeni tüccar ailelerinin yaşamları, Yüksek-kaldırım'daki sahaflarda, toz toprak içinde satılan kitaplar da onun ilgisini çekmektedir. Rumelihisarı'ndaki fırına taşındıktan sonra, Baltalimanı Koyu'na kadar uzanan yalıların ancak kapı aralıklarından görüne-bilen haremlerini, ekmekleri silerek alan Çerkez güzeli Temiz Hanım'ı kavramaya çalışır. Uzun bir yolculuktan sonra, bir geminin ambarında, gurbetçi kocalarını görmeye İstanbul'a gelen Türk, Ermeni, Kızılbaş kadınların kocalarına duydukları özlemi canlandırır.

Mıntzuri, köyü anlattığı hikâyelerde ise, bugün artık olmayan, yüzyıl öncesinin köyünü, örf ve âdetleriyle sergiler. Gerçek bir hümanist olan Mıntzuri, kahramanlarını aynı doğayı, aynı zaman diliminde paylaşmış, kendisinin çok iyi tanıdığı, Ermenisi, Türkü, Kürdü, Kızılbaşıyla her dil, din ve mezhebe ait çevresindeki gerçek kişiler-

Mısır Apartmanı

Nazım Timuroğlu, 1994

den seçmiştir. Anlattıkları kendi öz geçmişi olup amacı, tespit ettiklerini net ve doğru vermektir. Eserlerini kitap haline dönüştürüp yayımlamayı düşünmemiş, onları kaderci bir anlayışla kendi hallerine terk etmiştir.



Bibi. H. Der Antreasyan, H. Mmtzuriyi Kıra-ganutyunı (Mıntzuri Edebiyatı), ist., 1958; K. Sevan, H. Mıntzuri, Erivan, 1981; R. Haddeler, H. Mmtzurin Hişelov (H. Mıntzuri'yi Anarken), İst., 1993.

SİLVA KUYUMCUYAN



MISIR APARTMANI

Beyoğlu'nda İstiklal Caddesi'nde no. 3037 305'te yer almaktadır. Mısırlı Abbas Halim Paşa tarafından 1910'da mimar Hovsep (Osep) Aznavur'a inşa ettirilmiştir. Bina Abbas Halim Paşa'nın kışlık evi olarak yapılmış, daha sonra vârislerince apartmana dönüştürülmüştür.

Abbas Halim Paşa 1866'da Kahire yakınlarında Subra kasabasında doğdu. Babası Mısır prenslerinden Abdülhalim Paşa, annesi ise Mısır Prensesi Vicdan Hanımefendi idi. Sadrazam Said Halim Paşa'nın kardeşi olan Prens Abbas Halim Paşa öğrenimini İsviçre'de yaptı. Sonra İstanbul'a gelerek çeşitli devlet hizmetlerinde bulundu. 1935'te de, Kahire yakınlarındaki köşkünde öldü.

Abbas Halim Paşa, önce 1897-1899 arasında, Heybeliada'da, mimar Hovsep Aznavur'a önce yazlık köşkler inşa ettirdi (bak. Abbas Halim Paşa köşkleri). Daha sonra ise, o zamanki Grand Rue de Pera üzerinde bulunan, eski Eldorado Cafe Chantan'ının bulunduğu yeri satın aldı. O sırada yandaki Saint-Antoine Kilisesi'nin yapımı sürüyordu.

Binanın temeli 30 Mayıs 1910 günü atıldı. Binanın plan tasarımı 6 kata göre yapılmıştı. Bugün çatıdan sonraki 2 kat daha sonra yapılmıştır. Bu katlar teraslı olduklarından dıştan görülmezler. Apartman haline dönüştükten sonra, bir süre ikametgâh olarak kullanılan bina daha sonra tamamen işyerleri ile doldu. Binanın altında uzun yıllar ünlü Lazzaro Franco(->) mefruşat mağazası bulunuyordu. Köşedeki yer ise 1930'lu yıllarda îş Bankası Beyoğlu Şu-besi'nindi.

Bina ikametgâh olarak kullanılırken, katlardan birinde "Dekorasyon" mağazasının sahibi Refik Sırmalı ve Selahattin Sırmalı kardeşler oturmuşlarda Ünlü dişçi Barry'nin muayenehanesi ve evi de burada idi. Bir ara bir jimnastik salonu da burada hizmet vermişti.

BEHZAT ÜSDİKEN

MISIR BAŞKONSOLOSLUĞU BİNASI

bak. HIDlVA SARAYI



MISIR ÇARŞISI

Eminönü'nde bulunan arasta. Yerinde Bizans döneminde de Makron Envalos adı verilen bir kapalıçarşı bulunuyordu.

Mısır Çarşısı Yeni Cami Külliyesi'nin bir parçası olarak yapılmış ve l663-l664'te tamamlanmıştır. İlk dönemlerde çarşıya "Valide Çarşısı" ve "Yeni Çarşı" adı verilmiş ise de 18. yy'ın ortalarından itibaren "Mısır Çarşısı" denilmeye başlanmıştır. Buna sebep bu çarşıdaki dükkânlarda satılan'* malların Mısır yoluyla gelmekte olmasıdır.

Bina çarşı haline getirildikten sonra aktar ve pamukçu esnafına tahsis edilmiştir. 6 kapısından 3 tanesi (Balıkpazarı, Hasırcılar ve Ketenciler) aktarlara, diğer 3 tanesi (Yeni Cami, Haseki ve Çiçekpazarı) ise pamukçulara ayrılmıştır. Bu dönemde çarşıda bulunan 100 adet dükkândan 49 tanesi aktarlara ve geri kalanlar ise pamukçu ve yorgancı esnafına verilmiştir.

Mısır Çarşısı kapılarına verilen isimler zamanla değişmiştir. Bugün kapılara sırasıyla Eminönü Kapısı (Yeni Cami Kapısı), Balıkpazarı Kapısı (Tahmis Kapısı, Hasırcılar Kapısı), Ketenciler Kapısı (Tahtaka-le Kapısı), Çiçekpazarı Kapısı, Yenicami Kapısı (Yeni Çiçekpazarı Kapısı) ve Bahçe Kapısı isimleri verilmektedir.

Mısır Carşısı'ndaki aktarlara ait dükkânlar iki bölümden oluşuyordu. Ön bölümde ahşap peyke halinde, satış yapmaya ve drog kaplarını sıralamaya yarayan bir kısım, arka bölümde ise depo ve imalathane olarak kullanılan bir oda vardı. Geceleri ahşap kepenkler ile kapatılan bu dükkânların önlerinde ahşap süslemeler bulunur, droglarve ilaçlar cam kavanoz, toprak çömlek, tahta veya teneke kutularda muhafaza edilirdi (bak. aktarlar). Bazı dükkânların saçaklarında, dükkânın kolaylıkla tanınmasını sağlayan, bir sembol (yangın kulesi, küçük bir kayık, devekuşu yumurtası, makas, püskül gibi) bulunuyordu. Bu semboller sayesinde halk istediği aktar dükkânını kolaylıkla bulurdu.

Çarşının kuzeydoğu yönüne açılan Balıkpazarı Kapısı'nın üzerinde eskiden, birbirine karşılıklı olarak çizilmiş, iki adet "vav" harfi bulunmaktaydı. Bu sembollerin ne zaman yapıldığı ve ne anlama geldiği tam olarak bilinmemektedir. 1845'te yayımlanan gravürlerde görülmektedir. Bu şekiller 1940'ta çıkan yangından sonra yapılan onarım sırasında ortadan kaldırılmıştır.

Mısır Carşısı'ndaki esnaf, drog ve baharatı dış ülkelerden getiren Yahudi tüccarlardan toptan alır, halka ve küçük esnafa, perakende olarak satardı. Mısır Çarşısı es-

nafımn ayrıca çiğ kahve, şeker ve kalaf metalini ithalatçılardan alıp diğer esnafa, mezat yoluyla satma imtiyazı vapdîTBu hak değişik dönemlerde çıkarıkulTerrnan-lar ile yenilenmiştir.

2 Ocak 1691 gecesi Mısır Çarşısı'nda büyük bir yangın çıkmış ve 24 saat devam etmiştir. Yangın sırasında çarşıya girileme-miş ve bu nedenle tek bir eşya bile kurtarılamamıştır. 1940'taki yangında çarşı tekrar büyük hasar görmüş ve eski görünümünü tamamen yitirmiştir. Yapılan onarım ve değişikliklerden sonra 1943'te tekrar açılmış ve dükkânlar her çeşit esnafa kiralanmıştır.

Bugün (1994) Mısır Çarşısı'nda yalnız 9 aktar dükkânı kalmıştır. Bunların bir bölümü de aktardan çok baharatçı durumundadır. Diğer dükkânlar kuyumcu, mobilyacı, kasap, kuruyemişçi, tuhafiyeci, sepetçi, manifaturacı, börekçi vb çok değişik bir esnaf grubu tarafından işletilmektedir.

Bir zamanlar Osmanlı İmparatorluğu' nün baharat ve drog satış merkezi olan Mısır Çarşısı bu niteliğini tamamen yitirmiş, bitkilerle tedaviye meraklı bir grup halk ile Doğu ilaçları ve çarşıları ile ilgilenen yabancı turistlerin alışveriş yaptıkları bir çarşı haline gelmiştir.




Dostları ilə paylaş:
1   ...   106   107   108   109   110   111   112   113   ...   140
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə