KirkçEŞme tesisleri



Yüklə 8.15 Mb.
səhifə112/140
tarix27.12.2018
ölçüsü8.15 Mb.
1   ...   108   109   110   111   112   113   114   115   ...   140

Bibi. F. Dölger, Paraspora, Ettal, 1961, s. 178-188; D. Geanakoplos, Emperor Michael Pa-laeologus and the West, 1258-1282, Cambrid-ge, 1959; Ostrogorsky, Bizans; C. Chapman, MichaelPaleologue, restaurateur de l'empire byzantin (1261-1282), Paris, 1926.

AYŞE HÜR


MİHRİMAH SULTAN

(1522?, istanbul - Ocak 1518, İstanbul) I. Süleyman (Kanuni)(-0 ile Hürrem Sul-tan'ın(-0 kızı, Rüstem Paşa'nın eşi.

Adı Mihr-mah, Mihrümah olarak da ge-

çer. Doğum tarihini 1524 olarak veren kaynaklar da vardır.

I. Süleyman'ın tek kızı olan Mihrimah'ın sarayda özel eğitim görerek, Doğu ve islam kültürü ile yetiştiği, mektuplarındaki üsluptan anlaşılmaktadır. Evlenme yaşına geldiğinde, damat adayları arasında, Enderun'dan yetişme ve saray kurallarını iyi bilen Hırvat asıllı Rüstem Paşa en şanslı konumdaydı. Ancak, o sırada Diyarbekir beylerbeyi olan Rüstem Paşa'nın İstanbul'daki karşıtları, kendisinin cüzamlı olduğu dedikodusunu yaydılar. Gerçeğin öğrenilmesi için bir saray hekimi Diyarbekir'e gönderildi. Cüzamlılarda bit yaşamadığından, öncelikle Rüstem Paşa'nın iç çamaşırları kontrol edildi ve bit bulundu. Bu haber istanbul'a ulaşınca sevinç nedeni oldu. Şehzade Bayezid ile Cihangir'in sünnetleriyle birlikte düğün hazırlıkları başlatıldı. Düğün 11-26 Kasım 1539'da 15 gün sürdü. Tarihçi Mustafa Selânikî, Mihrimah Sul-tan'ın, Eski Saray'dan(-0 gelin çıktığını ve Vezirazam Hadım Süleyman Paşa'nın atından inip "tutuk-ı sultan önünce yürüyüp namus-ı saltanat ve kadr ü izzet gözettiğini" yazar. Mihrimah'a kadar, gelin olan sultanlar eşleriyle taşraya giderlerken, I. Süleyman ve Hürrem Sultan biricik kızlarının İstanbul'dan ayrılmasına izin vermediler. Bu, yeni bir hanedan geleneğine yol açtı. Sonraki sultanlar, eşleri taşra görevine gitse de İstanbul'da kaldılar.

Mihrimah Sultan, Rüstem Paşa'nın vezi-razam (1544-1553) olmasında rol oynadı. Bununla da yetinmeyerek annesi Hürrem ve eşi Rüstem Paşa ile güçlü ve etkili bir üçlü oluşturdu. I. Süleyman'ın büyük şehzade Mustafa'yı boğdurtmasında bu üçlü etkili oldu. Fakat bu olay nedeniyle gözden düşen ve azledilen Rüstem Paşa, Mihrimah Sultan'la 2 yıl boyunca Üsküdar'daki sarayında oturdu. Kıskanç olduğu bilinen Rüstem Paşa, o sırada ağır bir rahatsızlık geçiren Mihrimah Sultan'ın tedavisi için, ispanyol asıllı bir hekimi saray haremine sokmak, eşini muayene ettirmek zorunda kaldı. Rüstem'in ikinci kez vezira-zamlığa (1555-1561) getirilmesini sağlayan Mihrimah, bu kez, öz kardeşleri Bayezid ile Selim'in geleceğe dönük taht mücadelesinde Bayezid'i destekledi. Ancak bu girişim de Bayezid'in isyanı ve idamı (1562) ile dramatik bir biçimde sonuçlandı. Şehzade Selim tahtın tek vârisi kaldı.

Sarayda özel bir konumu olan ve babasının sevgisini her zaman sıcak tutmayı başaran Mihrimah, annesi Hürrem Sultan'ın (1558), eşi Rüstem Paşa'nın (1561) ölümlerinden sonra, babası da ölünce (1566) kardeşi II. Selim'e, cülus sonrası sıkıntılarında yardımcı oldu. Tarib-i Selânikîâe yazdığına göre "sultanların en büyüğü ve saygını" olarak yeni padişahla tüm sorunları görüştü, ivedi ve önemli harcamalar için Hazine-i Amire'nin açılmasına razı olmayarak kendi servetinden II. Selim'e 50.000 altın borç verdi.

Osmanlı sarayında kadınlar saltanatını başlatanların ilk sırasında yer alan Mihrimah Sultan aynı zamanda büyük bir servete sahipti. Babasının tahsis ettiği geliri

Mihrimah Sultan

Hayat, S. 18 (Nisan 1968)

yüksek haslardan başka, Rüstem Paşa'nın rüşvetle edindiği ve Osmanlı tarihinin en büyük serveti sayılan mirası da kendisiyle kızı Hümâşah'a kaldı. Rüstem Paşa'nın kardeşi olup çocuksuz ölen Kaptan-ı Derya Sinan Paşa'nın mirasından da yararlandılar. Servetinin günlük getirişi 2.000 altına ulaşan Mihrimah Sultan, hayır ve bayındırlık işlerine yöneldi. Bununla birlikte siyasi kararlarda etkili olma, atama ve uzaklaştırmalara müdahale etme tutkusundan II. Selim döneminde de (1566-1574) vazgeçmedi. Örneğin, vezirliği kaldırılan ve emekli edilen Ahmed Paşa'ya 25 gün sonra yeniden vezirlik verilmesini sağladı.

Mihrimah Sultan, babasının Süleymani-ye, annesinin Haseki, eşinin Rüstem Paşa külliyelerine koşut olarak Edirnekapı'da ve Üsküdar'da iki büyük külliye yaptırta-rak kentin imarına katkıda bulundu. İstanbul dışındaki önemli bir tesisi ise Arafat Dağı'ndan Mekke'ye döşettiği suyoludur.

Mihrimah Sultan, yeğeni III. Murad'ın (hd 1574-1595) ilk saltanat yıllarım da gördükten sonra genç sayılacak bir yaşta öldü ve Süleymaniye'deki türbesine gömüldü. Rüstem Paşa'dan bir oğlunun olduğu bi-linmekteyse de adı ve kimliği konusunda açıklık yoktur. Kızı, Ayşe Hümâşah Hanım Sultan'dır (1543-1594). ilk evliliğini Sadrazam Semiz Ahmed Paşa ile yapan Hümâşah 1580'de Ahmed Paşa ölünce nişancı Feridun Bey'le (Paşa) (1582) evlendi. Mihrimah Sultan'ın, kızının bu evliliklerinden olan torunları Karahisar Sancakbeyi Osman Bey, Kilis Sancakbeyi Mustafa Paşa ile müteferrika Ahmed Bey'dir. Abdurrahman Bey'in oğlu Sultanzade Mehmed Paşa, Sultan İbrahim(->) döneminde vezirazamlık yapmıştır.



Bibi. C. Baysun, "Mihrimah", İA, VIII, 307-308; Mustafa Selânikî, Tarih-i Selânikî, (haz. M. Ipşirli), İst., 1989, s. 37, 43, 95, 170, 186, 262; Siciü-i Osmanî, I, 83; İ. Parmaksızoğlu, "Mihrimah veya Mihrümah Sultan", TA, XXIV, 154;

m

MİHRİMAH SULTAN KÜLLİYESİ 454

Uluçay, Padişahların Kadınları, 38-39; M. Ç. Uluçay, Osmanlı Sultanlarına Aşk Mektupları, ist, 1950, s. 45-47; ay, Harem, II, Ankara, 1985, s. 47 vd.

NECDET SAKAOĞLU

MİHRİMAH SULTAN KÜLLİYESİ

Eatih Ilçesi'nde, Hatice Sultan Mahalle-si'nde, Edirnekapı girişinde, Fevzi Paşa Caddesi üzerindedir.

Suriçinin Halic'e egemen olan siluetini Edirnekapı'da sonlandıran Mihrimah Sultan Camii, Sinan'ın mimarideki plastik tasarım gücünü en iyi ifade eden yapılarından biri olarak haklı bir üne sahiptir. Evliya Çelebi "sair selatin camilerinin kasrı makamındadır" der. Bütün masraflarının I. Süleyman (Kanuni) tarafından yapıldığını söyleyen Evliya, cami ile birlikte odaları avlunun dört tarafım işgal eden bir medrese, hamam ve çarşının olduğunu, fakat darüzziyafe ve darüşşifasınm ve sultan mahfilinin olmadığını, dış avlusunun çınar ağaçlarının gölgesinde bulunduğunu söyler. Hadîka'da ise caminin iki medresesi, mektebi ve mahfil-i hümayunu olduğu ve arka avluda bulunan türbenin Rüstem Pa-şa'nın damadı Güzel Ahmed Paşa'nın türbesi olduğu yazmaktadır. Hadîka'dz cami avlusunda "guzât-ı feth'ten bir kimesne medfundır ki ziyaret olunur" denen kişinin adı belli değildir. Fakat Ihtifalci Ziya Bey sağdaki medrese odaları önünde ve bir ağaç altında, hilye sahibi Hakani Meh-med Bey'in mezarı olduğunu yazar. Bu tanımlara göre avlunun hücre bulunmayan tarafında önceleri hücreler ve belki de dershane olduğu düşünülebilir. Hünkâr mahfilinin ise çok sonradan konmuş olduğu anlaşılıyor.

Bu cami ve külliyenin yapılış tarihi, hiçbir yapısında kitabesi olmadığı için, kesin olarak belli değildir. Peçevî ve Evliya'da külliyelerin masrafının Kanuni tarafından verildiğinin yazılması ve babasının türbesinde yatan Mihrimah Sultan'm ölümünün 964/1556-57 olarak Hadîka tarafından belirtilmesi Mihrimah Sultan'm yapılarının babasına mal edilmesine ve tarihlerinin ona göre düşünülmesine yol açmıştır. İhtifal-ci Ziya Bey 1555 tarihini verir. Bu bilginin kaynağını vermez. Fakat Süleymaniye Külliyesi yapılırken Mihrimah Sultan Külli-yesi'nin de yapılmasını düşünmek zordur. C. Baysun kızının Kanuni'den çok sonra (1578) öldüğünü yazar. Medresesinin ilk hocasının 976/1568-69'da atandığı bilindiğine (C. Baltacı) ve Ataî caminin inşaatının 970/l652-63'te bir kez durdurularak, sonradan tamamlandığını yazdığına göre Kon-yalı'nm 1562-1565 arasında yapıldığına ilişkin ve bu kaynaklara dayandığı anlaşılan tarihlemesi doğrudur. Avlu çevresindeki medresenin yine 1560'h yıllarda bittiği anlaşılıyor. Medresenin sonradan eklendiği şeklinde düşünceler varsa da, Edirnekapı yakınındaki bir zemin yükseltisi üzerinde bu külliye platformunun, başından medreseyi de içerecek şekilde tasarlanmış olduğunu yadsıtan bir vaziyet planı sorunu yoktur. Caminin vakfiyesi 978/ 1570-71'de tanzim edilmiştir. Bu vakfiye-

de cami ve medresenin vakfı olarak cami civarında altmış üç dükkanlı bir çarşı, bir ev ve bir bakkal dükkânından söz edilmektedir. Baltacı daha önce burada bir han ve sebil yapılmasının da düşünüldüğünü yazıyorsa da bu konuda bir kaynak göstermemektedir.

Bütün bu bilgiler derlendiği zaman Edirnekapı Külliyesi'nin cami, medrese, çifte hamam, çarşı, türbe (bak. Güzel Ahmed Paşa Türbesi) ve sıbyan mektebi olarak, belki aralıklarla, fakat 1560'lı yıllarda tamamlandığı kabul edilmelidir. Sıbyan mektebinin duvarında bulunan tarihsiz "Yap-dı Mihrimah Sultan mekteb-i ibtida-i sıbyan" şeklindeki kitabe sonraki tamirlerde konmuş olabilir. Hadîka'da. sözü edilen çifte medrese deyimi pek anlaşılamamaktadır. Ihtifalci Ziya Bey burada "iki medrese vardı" derken Hadîka'yı tekrar etmiş olabilir. Bu ikinci medresenin nerede olduğu pek anlaşılmıyor. Tarih-i Ra-şid'de 29 Mayıs 1719'da istanbul surlarında da' büyük tahribata neden olan büyük depremde Mihrimah Sultan Camii'nin kubbelerinin çöktüğü ve medrese kubbelerinin yıkıldığı yazılıdır. İkinci medresenin bu medrese olup olmadığı ve Hadî-ka'du sözü edilen ikinci medresenin yemden tamir edilmiş olabilecek bu medrese olup olmadığı bilinmiyor. Ihtifalci Ziya Bey 1310/1894'teki büyük depremde cami, medrese, mektep ve türbenin harap olduğunu ve Turhan ve Mehmed Ali paşaların evkaf nezaretleri sırasında "mü-kemmelen ve birçok yerlerinin tecdiden" tamir edildiğini, fakat kısa bir süre sonra yeni bir depremde caminin yan duvarları ve kemerlerinin tekrar çöktüğünü yazar. Medrese ve türbeye ise dokunulmadığını söyler. Konyalı, caminin restorasyonuna 1907'de başlandığını, fakat Meşrutiyetle birlikte bu tamirin yarıda kaldığını, 1940' larda medrese, hamam, türbe ve darü's-sıbyanm harap olduğunu söyler. Edirnekapı yolu açıldığı sırada başlanan ve Menderes'in eski camilerin restorasyon programı içinde olan cami 1957'de tekrar tamir



Mihrimah Sultan Külliyesi, Edirnekapı

Ali Hikmet Varhk, 1994

edilmiş, fakat külliyenin tamiri uzun yıllar sürmüştür. Bugün medrese imam hatip o-kulu yatakhanesi olarak kullanılmaktadır.



Cami: Mihrimah Sultan Camii, Sinan sanatı içinde özel bir yer işgal eder. Bu yapının kompozisyonu, Selimiye ile birlikte, hattâ belki ondan da fazla, Sinan'ın mimari biçim tasarımındaki yaratıcılığının ifadesidir. Gerçi Sinan her camide değişik bir kubbeli yapı tipolojisi denemiş ya da yaratmıştır. Fakat yapıların hepsinin birbirleriyle bütünleşen, yakınlaşan, birbirle-rindeki deneyleri anımsatan tasarımsal niteliklerine karşın, burada Sinan, eşi olmayan bir atlama yapar. Kare bir taşıyıcı sisteme oturan 20 m çapında ve yerden 25 m yüksekten başlayan büyük kubbeyi sadece kasnak üzerinde değil, bütün taşıyıcı kemer sistemiyle birlikte, yapının bütünü içinden yükseltir, köşelerini barok bir vizyonla vurgular, bunu yaparken de, kendisinin bile daha önceki yapılarında kurtulamadığı temel biçimler volümetri-sinin arkaizmini arkada bırakır. Kare üzerine kubbeyi, bütün kemerlerin içini, çok sayıda pencere kullanarak, bir ışıklı perde haline getirerek, hem yapının içinde, hem dışında olağanüstü bir mimari kafes haline sokar. Bu geç gotik mimarinin yükselen tonoz örtülü sistemle ulaştığı kafes etkisinin kubbe örtülü kagir yapıda ulaşılan en ileri noktasıdır. 19. yy'ın ikinci yarısında yapılan tek kubbeli, baroksu, camilerin bir ölçüde yaratabildiği ışıklı, tek kubbeli mekân etkisi, Edirnekapı'da, 35 m'ye yükselen tek kubbenin altında, onlardan 300 yıl önce, yaratıcı bir biçimsel olgunluk içinde gerçekleşmiştir.

Caminin büyük kubbeli orta bölümünün iki yanında, kubbe örtüli1 galerilerle enine geliştirilmesi de özgün bir a^neme-dir. Böylece namaz alanını kıble duvarına paralel olarak genişleterek Mihrimah Sultan'm Üsküdar'daki camiinde olduğu gibi, değişik bir kubbeli mekân şeması ortaya konmuştur. Orta hacim mukarnas başlıklı büyük ve nadir bulunacak boyutta granit sütunların taşıdığı yüksek bir üç-

lü kemerle yan sahınlara açılmakta ve burada, geri çekilmiş olarak alçak galeriler dolaşmaktadır. Bu galerilere revak altından ve cami içinden erişilebilir. Üç kemerli re-vağın orta açıklığı daha geniştir. Ihtifalci Ziya Bey cami enteryörünün ünlü granit sütunlarının bu civarda vaktiyle bulunan loannes Prodromos Manastırı'na ait olduğuna ilişkin bir rivayeti nakleder. Kubbeyle alçak yan bölümler arasındaki bo-yutsal ilişki Süleymaniye Camii'nde orta kubbe ile yan bölümler arasındaki ilişkiyi anımsatır. Bu Sinan'ın mimarisinde çok rastlanan ve onun kubbeli mimariyi oluşturan sınırlı sayıda öğelerle çok değişik bireşimler yaratma yöntemini açıklayan ilginç bir ayrıntıdır. Kubbeyi taşıyan dört büyük payanda kemerinin pencereli dolgu duvarları ve mihrap duvarının Sinan ve sonrası için çok karakteristik pencereli düzeni, kare baldakenin yükselen hacmi içinde bir ışık kafesi hissini en çok Mihrimah Camii içinde verir.

Caminin Sinan çağının en güzel örneklerinden biri olarak kabul edilen mermer bir minberi vardır. Konyalı, kıble duvarındaki bazı vitraylı pencerelerin alçı şebekelerinin Sinan döneminden kaldığım yazarsa da bunu kanıtlamak olanaksızdır. Caminin 1894'teki büyük depremden sonra acele yapılan ve seçmeci bir barokizan üslup gösteren boyalı bezemesi, 1957 restorasyonunda temizlenerek bugünkü bezeme yapılmıştır. Caminin kıble duvarı üzerinde kubbenin iki yanındaki merdiven şeklindeki payandaların da özgün tasarıma ait olduğunu söylemek zordur. Tümüyle simetrik ve böylesine iddialı bir tasarımda kubbeyi ana biçimin bütünlüğünü bozacak duvarlarıyla desteklemek Sinan'ın o yıllardaki üstün tasarım aşamasında, beklenmeyecek bir çözümdür. Bu merdivenli duvarlar 1894 depreminden sonra yapılmış olabilir.

Ayvansarayî bu caminin minaresinin üst kısmındaki on sekiz basamağın 100 yıl kadar önce depremde (1719 depremi olmalıdır) yıkıldığını yazar. Minare daha sonra da yıkılmış olmalıdır. Bu nedenle özgün minare üzerinde kesin bir bilgimiz yoktur. Caminin planı yapının iki minare yapılmak üzere tasarlandığını düşündürmektedir. Klasik dönemde padişah çocukları ve annelerinin yaptırdıkları camiler çift minarelidir. Kanuni ve Hürrem Sultan'm sevgili kızları ve II. Selim'in kardeşinin camiinin tek minareli olması kuraldışıdır. Fakat Evliya da 17. yy'ın ortasında tek şerefeli bir minareden söz ettiğine göre, bir ikinci minarenin bitirilmemiş ya da hiç yapılmamış olması gerekiyor. Eğer Sinan, selatin camii kurallarını bir yana koyup, bu büyük anıtsal kubbe siluetine eş olarak çok yüksek bir minare ile yetinmişse burada ilginç bir kompozisyon mesajı vermek istemiş olmalıdır. Fakat böyle bir özgür davranış o dönem mimari uygulamaları için doğal değildir.

Medrese ve Avlu: Cami iç avlusunun güneybatı ve kuzeydoğu kenarlarında on dokuz hücre ve iki küçük eyvan vardır. Bunlardan yan girişlere en yakın iki tane-

Mihrimah Sultan Camii'nin içinden bir görünüm.



Ertan Uca, 1994

si imam ve kayyum odalarıdır. Fakat avlunun uzun kenarına hücre konmamıştır. Medresenin dershanesi de yoktur. Helalar güneybatıdaki hücre sırasının arkasındaki küçük bir avluda düzenlenmiştir. Derslerin camide yapılması olasılığı varsa da, bütün Sinan medreselerinde olan dershanenin, Mihrimah Sultan gibi bir ünlü sultan kızının külliyesinde neden olmadığını açıklamak zordur. Derslerin arka bahçedeki sıbyan mektebinde verilmesi gibi yorumlar inandırıcı değildir. Evliya'mn söylediği gibi medrese odaları çepeçevre avluyu çeviriyorsa, burada bir dershane de olmuş olabilir. Bu yapıdaki bazı anomalileri doğal afetler ve sonradan yapılan ve do-

Edirnekapı'daki

Mihrimah


Sultan

Külliyesi'nin

planı:

1. Cami,


2. medrese,

3. çifte


hamam,

4. Ahmed


Paşa Türbesi

ve Sıbyan

Mektebi,

5. Edirne

Kapısı.

Doğan Kuban

455 MİHRİMAH SULTAN KÜLLİYESİ

ğasını belgeleyemediğimiz müdahalelerle açıklamak ya da daha ayrıntılı arkeolojik araştırmalara bırakmak zorundayız. Vaktiyle son cemaat mahallinin önüne yapılmış sundurma, caminin iki yanında olanlar gibi, geç dönemde yapılmış eklerdi. Restorasyonlarda kaldırılmışlardır.

Caminin girişi, asimetrik olarak surlar tarafındaki iki kapıdan iç avluya ve kuzeydoğuda kayyum odası altındaki bir merdivenden dış avluya yapılmıştır.

Avludaki onaltıgen mermer şadırvan payandaları ve onları karşılayan küçük sütunları ile ilginç bir pavyon oluşturur. Mihrimah Sultan bu külliye ve hamamı için özel bir suyu Küçükköy civarından getirmiş, sonradan bu su Fatih yöresinde Atik Ali Paşa ve Nişancı camileriyle birlikte birçok çeşme ve şadırvanı beslemiştir. Edirne-kapı'dan giren bu suyolu 1930'a kadar kullanılmıştır.



Sıbyan Mektebi: Güzel Ahmed Paşa Türbesi ile bitişik olan darü's-sıbyan üç kubbe ile örtülü olarak restore edilmiştir. Büyük bir olasılıkla ortada kubbeyle örtülü bir sofa (ya da taşlık) ve tonozla örtülü ve öndeki hazireden Güzel Ahmed Paşa Türbesi'ne geçiş veren tonoz örtülü bir koridor ve kubbeli sofanın güneybatısında bir dershaneden oluşuyordu. Türbe ile birlikte tasarlanmış olmaları her ikisinin de Mihrimah Sultan tarafından yapılmış olduğunu, türbenin kendi ailesi için, sıbyan mektebinin de hayır olarak inşa edildiği kanısını uyandırmaktadır. Mektep bugün meşruta olarak kullanılmaktadır.

Çifte Hamam: Girişlerin iki ayrı cepheden alınmaları dışında, bu hamamın kadın ve erkek bölümleri, ılıklıktaki ufak ayrıntılar dışında aynı şekilde planlanmıştır. Ortalama 13 m çapındaki kubbelerle örtülü soğukluktan aynalı tonozla örtülü bir ılıklığa ve oradan da bir kubbeli ara odadan dört eyvanlı sıcaklığa geçilmektedir. Kadın ve erkek bölümlerinin arkasın-

MİHRİMAH SULTAN KÜLLİYESİ 456

457


MİHRlŞAH HATUN CAMÜ

Üsküdar'daki Mihrimah Sultan Külliyesi'nin planı:

1. Camii, 2. medrese, 3. mektep, 4. Kurşunlu Han, 5. Sinaneddin Yusuf Türbesi, 6. Sadrazam

ibrahim Ethem Paşa Türbesi.

da külhan vardır. Bu hamamın 1894 depreminde ya da daha önce yıkıldığına ilişkin bilgi mevcut değildir. Soğukluk kubbelerinin ikisi de yoktur. Fakat İhtifalci Ziya Bey 1328/1912 tarihli yapıtında hamamın işler halde olduğunu yazmaktadır. Diğer bölümlerde de duvarlar ve örtü durmakta, fakat herhangi bir özgün bezeme ayrıntısı bulunmamaktadır. Bu hamama bitişik olan Cağalazade İbrahim Bey Çeş-mesi'nin 1142/1729-30 tarihli kitabesinde, bu çeşmenin önce burada mevcut başka bir çeşme yerine Mihrimah Sultan tarafından yaptırıldığı, yangında tahrip olduğu için "evlad-ı vâkıfan"dan İbrahim Bey'in çeşmeyi yeniden yaptırdığı yazılıdır. Rüstem Paşa ailesi ile Cağalazade (ya da Ciğalazade) ailesi evlenme yolu ile birleşmişlerdir.

Çarşı: Altmış üç dükkândan oluşan çarşının biçimi konusunda bir fikrimiz yoktur. Bu çarşının yirmi üç dükkânı, avlu kotunun altında ve avlunun kuzeydoğu, kuzeybatı duvarlarına bitişik olarak inşa edilmiştir. Yeni restorasyonda dükkânlar yapılmamıştır. Diğerleri yine dış avlu terasının altında hamama doğru yapılmış, bir arasta da olabilirdi. Fakat burada konutlar yapıldığı için şimdiye kadar bu olasılık incelenmemiştir.

Bibi. Baltacı, Osmanlı Medreseleri; A. R. Bu-relli, La Moschea di Sinan, Venedik, 1988, s. 43-51; Çeçen, Halkalı, 95-97; Glück, Büder, 71; Goodwin, Ottoman Architecture, 252-255; Gurlitt, Konstantinopels, 74; Ayvansarayî, Ha-dîka, I, 24; Ziya, istanbul ve Boğaziçi, II, 207-208; Konyalı, istanbul Abideleri, 70-72; Kuran, Mimar Sinan, 123-129; Müller-Wiener, Bild-lexikon, 441-443; H. Sumner Boyd-J. Freely, Strolling Througb İstanbul, İst., 1972, s. 394-396; C. Baysun, "Mihrimah", İA, VIII, 307-308. DOĞAN KUBAN

MİHRİMAH SULTAN KÜLLİYESİ

Üsküdar Meydanı'nda yer almaktadır. Sinan'ın Şehzade Camii ile aynı zamanda bitirdiği bu külliye İstanbul fizyonomisinin Anadolu yakasındaki önemli öğelerinden biridir.

Caminin cümle kapısı üzerindeki Arapça kitabe Zilhicce 954/Temmuz 1548'de I. Süleyman'ın (Kanuni) (hd 1520-1566) kızı "Hanım Sultan" (Mihrimah Sultan[->]) tarafından yaptırıldığını yazmaktadır. İ. H. Konyalı Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşi-vi'nde 957 tarihli ve Mihrimah Sultanla Rüstem Paşa'nın vakıflarına ait defterde külliyenin "cami, on altı hücre ve dershaneli medrese, sekiz bab misafirhane, ahur, bir kiler, bir anbar ve bir han"dan oluştuğunun yazılı olduğunu söyler. Burada sözü edilen tabhane (ya da mihmanhane), imaret ve han bugün yoktur. Peçevi, külliyenin Kanuni tarafından yaptırılmış olduğunu yazar: "Mihrimah Sultan için Üsküdar'da lebideryada vaki iki bab kervansaray ve medrese, mektep, cami ve imaret serapa ol padişahın hayratından mahsup olup cümlesi kendi fermanı şerifleriy-le ve ekser masarif ve levazımları canibi ailelerinden verilmekle bina olunmuştur". Mihrimah Sultan Külliyesi, eski gravürlerde de görüldüğü gibi, kıyıya çok yakın

bir set üzerinde denize açılan çift revaklı son cemaat mahallini örten büyük saçağı ve köşkü ile Boğaziçi'nin başlangıcında, bugünkünden de etkili olağanüstü bir mimari gösteriydi. C. Baysun bu külliyenin yakınında sultanın kendisine bir de saray yaptırdığını yazar.



Cami: Sinan'ın sultan ve vezirler için yaptığı bütün yapılar gibi Üsküdar İskele-başı'nda yaptığı bu cami de onun sürekli mekân araştırmaları içinde yeni bir sınamadır. Süleymaniye Camii'nde Ayasofya şemasını, belki de sultanın isteğiyle, rasyo-nalize etmek, Şehzade Camii'nde kubbeli strüktürün ideal bir çözümünü gerçekleştirmek ve kanımca, Kılıç Ali Paşa'nın kişisel isteğinin ifadesi olarak Ayasofya şemasının yinelendiği Tophane'deki Kılıç Ali Paşa Camii dışındaki bütün camilerinde son cemaat mahallinden doğrudan doğruya kubbealtına girilir. Sinan kubbeyle örtülü bir hacmin en güçlü etkisinin doğrudan kubbealtına girerek elde edildiğini kabul etmiş olmalıdır. Sinan'ın altıgen ve sekizgen şemaları kullanması da bu etkiyi değişik volümetrilerde denemek istediğini gösteriyor. Mihrimah Sultan Camii'nin özelliği de, aynı zamanda yapılmakta olan Şehzade Camii planının yerine burada giriş yarım kubbesinin kaldırılmış olmasıdır. Başka bir deyişle Şehzade Camii merkezi planlı, kubbeli yapı fikrinin Sinan tarafından son denemesi ise, Mihrimah Sultan Camii Sinan'ın kendi yolunda mekân ta-

Mihrimah

Sultan

Külliyesi,

Üsküiiar

M. Sözen,

S.Güner, Sinan,

Architects ofAges,

ist., 1992

sarımlarının ilk basamağıdır. Sinan bu planında sadece kubbenin daha etkili olduğu bir hacim elde etmenin yanında caminin kullanılışı, safların oluşması açısından her zaman yeğlenen enine bir namaz mekânı fikrini de gerçekleştirmiştir. Burada da alt yapı ile kubbeler arasında Şehzade Ca-mii'ndeki gibi orta kubbede pandantif, yarım kubbelerde mukarnas süslü tromplar kullanılmıştır. Fakat orta kubbenin 10 m'den küçük çapı nedeniyle, Şehzade Camii'nde olduğu gibi, burada güçlü bir yan payanda sistemini saklayan dış revak sistemi söz konusu değildir. İç mekândaki iki filayağı, Sinan'ın başka yapılarında olmayan dört yapraklı yonca biçiminde tasarlanmıştır. Müezzin mahfili giriş kapısı üzerindedir. Son cemaat mahalline pencerelerle açılan mükebbire, caminin yapıldığı dönemden değildir. Namaz mekânının dış biçimlenişi açısından bu cami Sinan'ın geometrik kuruluşu en saf olan yapılarından biridir. Kaideleri üzerinde Türk üç-genleriyle yükselen tek şerefeli minareler de Sinan üslubunun daha sonraki dönemlere göre daha ağır kulesel proporsiyon-larına sahiptir.

Bezemesel program, kalan özgün öğe-leriyle çağını yansıtır. Mermerden mukar-naslı mihrap ve mermer minber klasik dönem özelliklerini taşır. Enteryörde kakma tekniğiyle ve iyi bir işçilikle yapılmış kürsü ve pencere kapakları ve giriş kapıları vardır. Bezeme açısından ilgi çeken bir



>ğan Kuban

başka detay da, girişe göre soldaki minarenin son cemaat mahalline açılan kapısı üzerinde, bir mozaik gibi işlenmiş "kelime-i tevhid" yazıtıdır.

Mihrimah Sultan Camii'nin en etkili öğesi klasik son cemaat mahallini çevreleyen geniş ikinci sıra revak ve denize doğru çıkan şadırvanlı köşküdür. Denize uzanan bir köşk altındaki bu mermer şadırvanın planı yirmi köşeli bir poligondur. Geometrik desenli şebekeleri vardır ve konumu itibariyle İstanbul'un en güzel ab-dest alma yerlerinden biridir. Köşkün altındaki çeşme 17. yy'da eklenmiştir. Vaktiyle hemen kıyıdan yükselen istinat duvarları üzerinde bu kompozisyon Sinan'ın arsanın konumuna ve çevreye duyarlı mimari tasarımının güzel tanıklarından biridir. Dış avlunun asimetrik girişleri ve merdivenleri de (gerçi bunların özgün dönemden kaldığını savunmak zordur) bugün bu yapının pitoreskini artıran öğelerdir.

Medrese: Girişi caminin dış revağından gelindiğine göre yerleştirilmiş olan 16 hücreli medresenin cami ile paralel olabilecekken biraz daha kuzeye dönük yapılması vaziyet planındaki yerleşme düzeninin kıyı çizgisini izlediği kanısını uyandırıyor. Dershane ve onun iki yanındaki odaların önündeki avlu revağı cami tarafında avlu duvarının önünde dönmektedir. Sinan'ın birçok medresesinde bir tarafı serbest bırakılmış medrese avlusu düzenlemiştir. Revaklar arkasındaki avlu duvarı pence-releriyle dış çevre ile bağlanan bu avlular dört tarafı odalarla çevrili olan avlulara göre mekân vurgusu daha etkili bir Sinan motifi olarak kabul edilebilir. Medresenin helaları dershanenin iki yanındaki tonozlu koridorlardan çıkılan küçük bir avludaydı. 196l'de sağlık merkezi olarak restore edilen medrese, revakların kapanması ve başka işlevsel müdahalelerle iç mekân özelliklerini yitirmiştir.

Sıbyan Mektebi: Caminin kıble tarafında ondan küçük bir yolla ayrılan darü's-sıbyan kubbeli bir açık eyvan ve kapalı

kubbeli bir dershaneden oluşur. Yokuş üzerinde inşa edildiği için kapalı dershanenin altına bir dükkân yapılmıştır. Merdivenle çıkılan yolun üst seviyesinden eyvana girilir. Caminin yapıldığı tarihte bu yol külliye sınırı içinde kalmış olabilirdi. Bu ilginç şema artık tümüyle kubbeli karelerden oluşan modüller üzerine kurulu işlevsel tasarım geleneğinin Sinan elindeki güzel uygulamalarından biridir.



Han: Cami arkasında arazinin kuzeydoğuya doğru yükseldiği düşünülünce büyük bir olasılıkla külliyenin diğer yapıları da güneybatıya doğru, o sırada daha içerilere giren Üsküdar Koyu boyunca diziliyorlardı. 1933 tarihli Pervititch haritasında yakın bir tarihte yıkıldığı yazılan bir Kurşunlu Han'ın konturları gösterilmiştir. Oysa L Dünya Savaşı sırasında yapılan bir haritada, bu hanın arsası bir ada olarak durmakta, fakat üzerinde bir tarihi yapı işareti bulunmamaktadır. Melling'in Beyoğ-lu'ndan Üsküdar'ı gösteren bir gravüründe (18. yy sonu) deniz kenarında bir han görülmektedir.

Külliyenin tabhane odaları ve imaretinin izleri şimdiye kadar saptanamamıştır. Fakat bunların cami dış avlusunun ve şadırvanlı köşkün denize karşı konumları düşünülecek olursa, caminin güneybatısında yerleşmiş oldukları söylenebilir. 1772' de çıkan bir yangında çevresindeki dükkânlarla birlikte tabhanenin yandığı bilinmektedir.

Cami ile medrese arasında Mihrimah Sultan'ın iki oğlunun sandukalarını içeren bir türbe vardır. Bu türbe külliyeye sonradan eklenmiştir. Bunun güneyindeki yeni türbe ise Sadrazam İbrahim Edhem Pa-şa'mndır (ö. 1893). Son cemaat yerinin güneybatı bölümünde ise revak altında, oldukça az rastlanan bir uygulama olarak Rüstem Paşa'nın başka bir karısından olan ve 984/1576-77'de ölen oğlu Osman Bey'in sandukası bulunmaktadır. Külliyenin hazi-resi ise caminin kıble tarafındadır. Burada klasik dönemden kalan değerli mezar

taşlan ve sandukalar vardır. Cağalazade ailesine ait çok sayıda mezar bu hazirede-dir. Fakat bu hazirenin en önemli yapıtlarından biri Rüstem Paşa'nın kardeşi Kap-tan-ı Derya Sinan Paşa'nın itinalı bir işçilik ve muhteşem bir tasarımla yapılmış olan sandukasıdır.

Üsküdar İskele Meydam'nm açılmasından önce yapılan gravürlerde caminin deniz tarafına yapışmış ahşap dükkân sıraları görülür. Beşiktaş'tan Üsküdar'a geçen deniz ulaşımının çıktığı yer olan Üsküdar İskelebaşı'ndaki çarşı 16. yy'da yapılan Mihrimah Sultan Hanı'nın buraya yapılmasıyla gelişmiş olabilir.



Dostları ilə paylaş:
1   ...   108   109   110   111   112   113   114   115   ...   140


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə