KirkçEŞme tesisleri

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 8.15 Mb.
səhifə63/140
tarix27.12.2018
ölçüsü8.15 Mb.
1   ...   59   60   61   62   63   64   65   66   ...   140

MAHMUDH

256


257

MAHMUDH

smda Katolikliği yaymaya çalıştıkları şikâyet edilince, adı geçenler Limni ve Rodos adasına sürüldüler. İstanbul'a ailesiyle gelen ve Bahçekapı'da tahsis edilen konakta oturan Buhara elçisi, eşi ve çocukları vebadan öldüler. 1717'de İstanbul'da 73 yangın çıktı. Halk, kundaklama ve dikkatsizliklere karşı, mahallelerde nöbet tutmaya başladı. İsveç Elçiliği'nde çıkan yangın, Galata Mevlevîhanesi dahil, geniş bir semti kül etti. 17 Nisan 1817'deki yangında ise Ta-rabya'daki İpsilanti Yalısı içindekilerle birlikte yandı Ramazan içinde Odun Kapısı' nda çıkan yangın, yakındaki barutçu dükkânlarına sıçradı ve infilaklar oldu. Halktan ve tulumbacılardan 80-100 kişi öldü.

1818'de Yıldız Kasrı'na, İzzet Paşa Yalı-sı'na, Göksu'ya, Gümrükçü Osman Ağa'nın bahçesine binişlerde bulunan II. Mahmud, Okmeydanı'ndaki kabza ziyaretine de katıldı. Şubat 1819'da Mekke ve Medine'nin Vehhabilerden kurtarılması müjde-siyle birlikte Vehhabilerin önderi Abdullah ve çocukları da tutuklanarak İstanbul'a getirildi. Abdullah, Bâb-ı Hümayun önünde idam edildi. Mayıs ayında Tersane halkı ile humbaracılar arasında sokak kavgası çıktı. Vardiyanlar bir humbaracı kahvehanesini basıp birkaçını öldürdüler. Lağımcılar da humbaracılarm yanında yer aldılar. Toplar çıkartarak Tersane'yi basmaya karar verdiler.

II. Mahmud, kaptan-ı deryayı giderek büyüyen kavgayı yatıştırmakla görevlendirdi ve taraflar caydırıldı. İki ay sonra bu kez Karaköy Kapısı ile Meyyit İskelesi arasında nöbet tutan25. ve 71. orta yeniçerileri arasında kavga çıktı. Etmeydam'ndan yeniçeriler, orta arkadaşlarının yardımına geldiler. Kavga bir savaşa dönüştü. Askerlerden bir bölümü, limandaki bir tüccar gemisine binip kıyıyı tüfek ateşine tuttular. Bir bölüm asker ise Galata Kulesi'ne çıkarak karşı ateş açtılar. Askerlerin pek çoğu ise kavgadan yararlanıp yağmaya koyuldular. Ramazan olmasına karşın, meyhaneleri açtırıp içmeye başladılar. II. Mahmud, bunu da sabırla göğüsledi ve olaylar yeniçeri ağasının çabasıyla bastırıldı. Başka bir kavga 1820'de Kumkapı'da çıktı. Bunun nedeni ise hem yeniçeri geçinen hem İstanbul'da ırgatbaşılık yapan zorbalar, inşaatların işçilik işlerini tekellerine aldıklarından, işçi gündeliklerinin yarısına ortaktılar. Buna karşılık rençber, ırgat ve amelelerin küreklerinin, kazmalarının saplarında orta işaretleri bulunur, işaret-siz kazma kürekle kimse işçi çalıştıramazdı. Irgat başlan, inşaatlara "yiyim yerleri" demekteydiler. Bunlarla kulluk neferleri arasında Kumkapı'daki Ermeni kilisesinin onarımı sırasında kavga çıktı. Kulluk neferleri dağıldılar. Bu olayı izleyen günlerde ise Kumkapı'mn Katolik ve Gregoryen Ermenileri arasında kavga başladı. Bunun nedeni ise, Ermeni patriğinin Katolikliğe geçen Ermenilerden ölenlerin Ermeni mezarlıklarına gömülmelerine izin vermesiydi Gregoryenler bu yüzden Patrikhane'ye saldırdılar. Kulluk neferleri saldırganları dağıttılar ve patriği öldürülmekten kurtardılar.

13 Kasım 1820'de çıkan fırtınada camilerin minare külahları uçtu. Şehzade Camii avlusundaki tarihi çınar ağacı devrildi. Haliç'teki yabancı bir tüccar gemisi battı. Salıpazarı, Ortaköy kıyılarında birçok ev hasar gördü.

28 Şubat 1821'de ulufe divanı için çeşitli kollardan saraya yönelen yeniçeriler sokaklarda naralar atarak türlü rezaletler • çıkardılar. Sağa sola ateş açtılar. Onlar buna "tüfenk şenliği" demekteydiler. Fakat bu kez, bir gövde gösterisi düzeyinde taşkınlıklarım artırdılar. Halktan 10 kişi suçsuz yere öldü. Yeniçerilerin bu disiplinsizliğine de göz yumuldu. O yıl, Buğdan'da büyük bir ayaklanmanın başladığı ve önderinin İpsilanti olduğu haberlerinin İstanbul'a gelmesi kentin düzenini altüst etti. Yönetim bir duyuru ile herkesin silahlanmasını, sokaklarda mutlaka silahlı gezilmesini emretti. İstanbullular, silah edinme telaşına düştüler. Fakat, kimilerinin elinde bunlar birer kaza aracı oldu ve her gün, cami avlularında, meydanlarda sözde atış talimleri yüzünden pek çok insan öldü veya yaralandı. Kaza kurşunu ile kendi yakınlarını vuranlar da çoktu. Bağımsız Yunan devleti kurma amacını güden ve Avrupa devletlerinden destek uman İstanbul'daki Fenerlilerden(->) pek çoğu ayaklanma nedeniyle kentten kaçtı, bazıları da Boğaz'daki Rus gemilerine sığındı. Divan-ı Hümayun tercümanı Yanko Kalimahi ise istifa etti. Halk ve yeniçeriler İstanbul sokaklarında gösterilere başladılar. Ruslara "imansız bütün Frenklere, padişahın gözde adamı Halet Efendi'ye" küfürler yağdırmaktaydılar. Fener bölgesi güvenlik kordonuna alındı. Elçiliklerin çevresinde de önlemler artırıldı. Bostancılar, Boğa-ziçi'ndeki kolluk kontrollerini daha da sık-laştırdılar. Patriğe, ayaklanmacılara destek veren Ortodoksları aforoz etmesi bildirildi. Kentte, her gün çok sayıda insan, yapılan ihbarlar gereği tutuklanıyordu. Fenerli beyzadelerden, ileri gelen Rumlardan, ayaklanmaya destek verdikleri saptananlar birer-ikişer kent meydanlarında asılmaktaydılar. Yüzyıllardan beri İstanbul'un başlıca özelliğini oluşturan dinler ve topluluklar arası dostluk, bir anda düşmanlığa dönüştü. Oysa, İstanbullu Rumlar arasında, İpsilanti'nin peşinden gitmeyi ve eski Bizans'ı diriltmeyi içtenlikle isteyen Rum veya Hıristiyan yoktu. Patrik Grego-rios, Aleksandros İpsilanti'nin kendisine gönderdiği mektuplar yüzünden devlete ihanetle suçladı. Kethüdasıyla birlikte 23 Nisan 1821'de "büyük paskalyanın pazar günü" Patrikhane Küisesi'nin Petro kapısında asıldı. Ölüsü, halkın seyretmesi ve ibret alması için 3 gün süreyle bekletildi. Daha sonra İstanbullu Yahudiler, cesedini sürükleyerek denize attılar. Tercüman Kostaki Murusi'nin boynu vuruldu. Yor-gi Mavrokordatos, darağacında can verdi. Kayseri, İzmit, Tarabya metropolitleri Ba-hkpazarı Kapısı'nda, Kaşıkçılar önünde, Okçularbaşı Parmakkapısı'nda asıldılar. Rum cemaatinin önde gelenleri ve ayaklanmayla ilgileri bulunanlar da aynı aki-bete uğradı. Fakat, kentli Rumlara karşı bir

katliam düşünülmedi. II. Mahmud, bugünlerde Sadrazam Seyyid Ali Paşa'yı, 9 gün sonra da Benderli Ali Paşa'yı azletti ve 30 Nisan 1821'de Hacı Salih Paşa'yı bu göreve getirdi. Bundan sonra da 1824'e değin kısa aralıklarla sadarette 4 kez daha değişiklik yaptı.

İstanbul'da, aynı ayaklanma heyecanına bağlı olarak kontrolsüz olaylar da yaşandı. Örneğin, halk arasında, başka yerlerde sözde Rumlara karşı soykırıma başlandığı konuşulduğu için, bazı kopuklar ve külhanbeyleri, etraflarına topladıkları erkek çocuklar ve mekteplilerle Hıristiyan mahallelerine saldırmaya kalkıştılar. 26 Nisan günü böyle bir kalabalık Eğrikapı Kilise-si'ni basıp yağmaladı. Kuşkusuz, bu tür eylemlerin asıl amacı soygundu. Yeniçeri a-ğası duruma el koydu ve yağmalananları iade etti. Başka bir kalabalık, 27 Nisan günü, Beyoğlu'ndaki Ermeni mahallesine saldırdı. Bu semtteki topçu kulluğunun "salma" (seyyar) neferleri, bu eylemi zarar verdirmeden önledi. Beyoğlu'ndaki Rum ve Levanten dükkânları önüne nöbetçiler konuldu. II. Mahmud 5 Mayıs 1821'de yeni bir ferman yayımlayarak kentte, Yunan ayaklanmasının konuşulmasını, sokaklarda tabanca ve silahla dolaşılmasını yasakladı. Bu kez askeri kolluk yetkililerince silah aramaları ve toplatılması başladı. Darphane sarrafı Arfendoli Efendi ise, ayaklanmacılara el altından yardım ettiği gerekçesiyle 1l Mayıs günü tutuklandı ve Ortaköy' deki yalısı mühürlendi. 7 Haziran'da alınan bir kararla aslen Morali olan ve İstanbul'da bakkallık, yağcılık edenlerin kenti terk etmeleri duyuruldu. Boğaz'da, Büyükdere' deki yazlık Rus Elçiliği önünde demirli bulunan iki Rus gemisinin de Karadeniz'e açılmaları bir nota ile elçiye bildirildi.

Yaz aylarını, Beşiktaş Sahilsarayı'nda geçiren, büyük şehzadesi Abdülhamid'in (1813-1825) ilk saç tıraşı için resmi bir tören düzenleten ve berberbaşımn kestiği saçları alayla Babıâli'ye gönderen II. Mahmud, bu mutlu olay için kentte şenlikler düzenlenmesini istedi.

Müslüman kılığında casusların yakalanması üzerine İstanbul'a karadan ve denizden giriş çıkışların sıkı bir kontrole alınması gereği düşünülerek Ekim 1821 sonunda ilk kez mürur tezkiresi uygulaması başlatıldı. Küçükçekmece Köprüsü ile Bostancı Köprüsü'ne de bu amaçla memurlar a-tandı. Ellerinde, yerel mahkemelerce onaylı geçiş izni bulunmayanların İstanbul'a girmelerine ya da kentten ayrılmalarına izin verilmemeye başlandı.

II. Mahmud 1822'de bir fermanla vezirlerden ve ulemadan gayri kimselerin bol yenli kakum kürk giymelerini, Hint şalı kuşanılmasını, lüks avadan ve eşya kullanımını, süslü silahları yasakladı. Gümüş ve altın eşyanın bedeli karşılığında Darphane'ye teslimini emretti. Bu tasarruf önlemlerine bağlı olarak saray hazinelerinde saklanan gereksiz ve eski birçok eşya da satılığa çıkarıldı. Yunan ayaklanmasını önleyecek tek güç olmasına karşın, kendisinden bu yönde yararlanılmayarak Halet Efendi'nin tahrikleri sonucu isyana sap-

tırılan Tepedelenli Ali Paşa'nın kesik başı da bu yıl İstanbul'a getirildi. 2 Mart 1823'te, Tophane'de çıkan yangında Arabacılar Kışlası, Firuz Ağa Mahallesi, dökümhane, bir Ermeni kilisesi, Cihangir Camii ve birçok mescit yandı. II. Mahmud, yanan Arabacılar Kışlası'nın yerinde bir cami yapımını başlattı. Yıllardır yönetimde etkin olan Halet Efendi ve işi gücü herkesi hicvetmek olan Keçecizade İzzet Molla(-0 sürgüne gönderildi. 26 Nisan 1823'te Abdülme-cid'in(->) doğumu nedeniyle İstanbul'da şenlikler ve şehir donanması düzenlendi. Topkapı Sarayı'nın Enderun koğuşlarında, içoğlanlarmın gece sazlı sözlü âlem yapmalarından dolayı çıkan yangın kısa sürede söndürüldü ve saray büyük bir tehlike atlattı. 10 Kasım 1823'te Ayazağa'da büyük bir ok atışı yarışması düzenlendi. Buna atıcı olarak padişah da katıldı. Daha sonra Havuzbaşı Köşkü'nde dinlendi.

4 Nisan 1824'te İran, 27 Haziran 1824'te Fransa elçileri İstanbul'a geldiler ve bunlar için geleneksel elçi kabul törenleri düzenlendi. Bu yılın ramazanında İstanbul yeni bir geleneğe daha kavuştu. 1824'e değin ramazan topu yalnızca Rumeli Hisa-rı'ndan atılagelirken, II. Mahmud'un buyruğuyla ve herhalde dünyaya karşı İstanbul'un büyük bir İslam başkenti olduğunu daha iyi hissettirmek için, Anadolu Hi-sarı'ndan ve Yedikule'den de iftar ve imsak topları atılmaya başlandı. Nisan 1825' te İstanbul'da çiçek salgını görüldü. II. Mahmud'un bir oğlu ve bir kızı da çiçekten öldü.

l Nisan 1826'da padişahın da katıldığı dini bir törenle yapımı tamamlanan, Tophane'deki Nusretiye Camii ibadete açıldı. Bu yılki ilk ulufe divanı nedeniyle alışkanlıklarını sürdüren ve kentte rezaletler çıkaran yeniçerilere karşı, II. Mahmud harekete geçti. Esasen ocağın elebaşıları önceki yıllarda birer bahane ile temizlenmişti. Yapılan bir dizi toplantıdan sonra ilkin yeniçerilere tüfek eğitiminin kabul ettirilmesi denendi. Ağa Kapısı'nda senetler imzalandı. Atmeydam'nda devlet adamlarının ve ulemanın önünde ilk tüfek atışını yeniçeri ağası yaptı ve sözde eğitim başlatıldı. Fakat askerlikle ilgileri bulunmayan yeniçeriler disiplinli bir eğitime yanaşmadılar. II. Mahmud, bu kez, ortalardan aday yazdırtarak Eşkinci Ocağı(-t) adı altında yeni bir çekirdek birlik kurma girişiminde bulundu. Bundan 3 gün sonra 15 Haziran 1826'da İstanbul'un tanık olduğu "kul ayaklanmalarının sonuncusu olan ve tarihe Vak'a-i Hayriye(->) diye geçen son kazan kaldırma olayı patlak verdi. Sancak-ı şerif çıkarılarak halk yeniçerilere karşı savaşa çağrıldı. II. Mahmud'a, bu ölüm kalım mücadelesinde en büyük desteği, yönetime sadık askerleri toplayan Boğazlar Muhafızı Hüseyin Paşa verdi. Vak'a-i Hayriye' yi izleyen günlerde İstanbul'da neredeyse hiç yeniçeri kalmadı. Katliamdan kurtulabilenler kentten kaçtılar. Çoğu kimliğini değiştirmeye çalıştı. Ahmediye Meydanı' nda toplanıp tutuklananlara bir daha yeniçeri adını anmamak üzere yemin ettirildi.

Uzun zaman, Osmanlı askeri gücünü onurla temsil eden bu ordu örgütü, bir bozguncu kalabalığı ve İslamiyetin düşmanı ilan edilerek dağıtıldı. Kollarına dövme haçlar işletmiş ve gizli Hıristiyan gibi yaşayanları, sokaklarda gezdirilerek lanetler yağdırıldı. II. Mahmud, yeniçerilerle içli dışlı olmuş Bektaşî tarikatı şeyhlerini ve dervişlerini de kentten sürdürttü ve bunların tekkeleri Nakşibendîlere verildi. Padişah vakit yitirmeksizin bir ferman yayımlayarak yeni askeri eğitimi gündeme getirdi.

Seçtiği 400 gençle kendisi de bir asker gibi askerlik eğitimine başladı. Piyade ve süvari olarak atış talimleri yaptı. İçindeki yaşlı harem halkını Topkapı Sarayı'na aldırt-tıktan sonra Eski Saray'da kurulan Bâb-ı Seraskerî'nin açılışını yaptı. Donanmanın Karadeniz'e çıkması münasebetiyle düzenlenen tören sırasında ise yeni yapılan ve "Kûh-i Revan" adı verilen bir kalyon, kaptanın acemiliğinden Kız Kulesi'nin yanında karaya oturdu ve donanma için bu, bir yüzkarası kabul edildi. Eski saray geleneklerinden olan tomak, cirit, bamyacı-lahanacı oyunlarım son kez 1826'da izleyen II. Mahmud, 1827'de bunları yasakladı. Gülhane Köşkü'nü talim amacına dönük olarak onarttığı gibi, Davutpaşa sahrasında da askeri eğitim başlattı. Serasker Hüsrev Paşa, İstanbul'u bir askeri karargâh yapma hevesiyle kentin her köşesinde yeni talim alanları aramaktaydı. Padişah, süvari askeri kıyafetine soktuğu Enderun-lu gençlerle Davutpaşa'da, Atmeydam'nda, Silahtarağa'da, Levent'te askeri eğitimlere ve atışlara katılmaktaydı.

2 Ağustos 1826'da çıkan Hocapaşa yangını, Demirkapı, Salkımsöğüt, Cağaloğlu, Çiftesaraylar, Babıâli semtlerine zarar verdi. 36 saat süren bu yangında sayısız ev, dükkân ve han yandı. Yangının bir kolu Ka-palıçarşı'ya girdi; buradan, Okçularbaşı, Simkeşhane, Beyazıt, Yenikapı ve Kumka-pı'ya kadar genişledi. Tulumbacı Ocağı'nın da yeniçerilerle birlikte lağvedilmiş olması yüzünden söndürme önlemleri yetersiz kaldı.

1826'da tahrir memurları görevlendirilerek İstanbul'un ve Bilad-ı Selase'nin Müslim ve gayrimüslim erkek nüfusu saptandı. Buna göre, "Nefs-i İstanbul" denen su-riçinde 45.000 Müslüman, 30.000 Ermeni, 20.000 Rum saptanmıştı. Bunlar, yetişkin erkek nüfustan ibaretti. İstanbul, Galata, Eyüp ve Üsküdar için ilk nüfus defterleri (esame) hazırlandı ve her aile için bir "hane" açıldı. 1827'de her mahallede halkın saygısını kazanmış kişilerden birinci ve ikinci muhtarlar seçildi. Hıristiyan mahallelerinde ise bir kâhya ile bir muhtar seçimi öngörüldü. Bunlara resmi mühürler verildi. O yıl İstanbul'da İsmail Ferruh Efendi ilk mason locasını kurdu. Bu locaya, kentin önde gelen aydınları yazıldılar. Fakat kısa süre sonra masonlara mezhep-sizlik ve Bektaşîlikle ilişkili ithamlar yöneltildi ve üyelerin birçoğu sürgüne gönderildi. Bunlar arasında hekimbaşı ve tarihçi Şânizade Atâullah Efendi(->) de vardı.

1827'de yanan Babıâli'nin yerine yeni-

sinin temeli atıldı. Hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi'nin önerisi üzerine kuruluş aşamasındaki Asâkir-i Mansure-i Muham-mediye(->) için hekim ve cerrah yetiştirmek üzere Şehzadebaşı'nda Tıbhane-i Â-mire(->) ve Cerrahhane-i Mamure(-0 ile Asâkir-i Mansure-i Muhamnıediye'ye sivil memur, din görevlisi yetiştirilmek üzere Talimhane açıldı. Asakir-i Mansure-i Mu-hammediye askerlerinin fes(-0 giymeleri fermanı da bu yıl çıktı. Eyüp'te Taşlıburun' da İplikhane-i Âmire(-») adı verilen iplik fabrikası faaliyete geçti.

1828'de II. Mahmud askeri eğitime daha çok önem verdi. O tarihe kadar "binbaşı" rütbesiyle eğitimlere katılmakta iken, komutanların ricası üzerine "başbinbaşı" (albay) rütbesini aldı. Alay denen törenlerde, pırpırı sarığı, pırpırı baratası, haseki, aşçı, baltacı külahları giyilmesi, cuma selamlıklarına hasekilerin kaba barata ile katılmaları yasaklandı. Bunlar için de fes giyme zorunluluğu getirildi. İstanbul'daki Ermeni cemaati arasında süregelen mezhep ayrılığı huzursuzluğu nedeniyle, çoğu Ankaralı olan Katolik Ermenilerin kentten çıkarılmaları, bunlara öncülük eden papaz ve marabetlerin de sınır dışı edilmeleri, eski mezheplerine dönen Ermenilerin Beyoğlu ve Boğaziçi'nde oturmalarına izin verilmeyerek Kumkapı, Samatya ve Has-köy'de iskan edilmeleri için bir ferman yayımlandı. Bu yılın en ilginç olayı, İngiltere'den satın alman ilk buharlı geminin İstanbul'a getirtilmesi, halkın "buğu gemisi" dediği bu tekneyle II. Mahmud'un geziler yapması oldu. İstanbul'un birçok semtinde çoğu askeri amaçlı tesislerin yapımı hızlandırıldı. Rami Kışlası Heybeliada' da Hendesehane-i Bahrî, Kasımpaşa'da Bahriye Merkez Hastahanesi(--0, Ortaköy, Kuzguncuk, Rumelihisarı, Çakalburnu, Yu-şâ tepelerine dikilen işaret ve haberleşme sütunları, bunlardandır. Eylül ayında Rami Kışlası'na giden II. Mahmud bir süre burada kalarak Rusya seferine hazırlanan birliklerin eğilimleriyle ilgilendi. Davutpaşa sahrasındaki süvari eğitimlerine de katıldı. Cuma selamlıkları için Eyüb Sultan Ca-mii'ne indi ve burada ordunun zafere ulaşması için dualar yapıldı. Baruthaneleri denetleyen padişah, savaş aleyhtarı şiirler söyleyen, söyleşilerde bulunan İzzet Mol-la'yı önce öldürtmek istedi, fakat Sivas'a sürgüne göndermekle yetindi.

İstanbul'da gizli faaliyet gösteren Hali-dî tarikatı mensupları bir gece toplanarak Kartal'a oradan da Sivas'a sürgün edildiler. Kentte görülen yakıt, yağ ve erzak kıtlığı, bunların satıldığı yerlere halkın hücum etmesi ve giderek yaygınlaşan karaborsa, yönetimin aldığı sert tedbirlere karşın önlenemedi. Rusya ile olan savaş yüzünden Boğazlar ablukada olup İstanbul'a deniz yolundan zahire şevki neredeyse durmuştu. Anadolu'dan ise yeterince zahire gelmemekteydi. Bu yüzden, İstanbul'un günlük ekmek gereksinimini ve bunun düzenli dağılımını sağlamak amacıyla yeni bir sayıma ihtiyaç duyuldu. İstanbul, Galata ve Üsküdar'da 359.089 nüfusun bulundu-



MAHMUDH

258

259

MAHMUDH

F. Dubois'mn II. Mahmud'u selamlık alayında gösteren yağlıboya tablosu. İstanbul Resim Heykel Müzesi

Lewis'in çizgileriyle II. Mahmud'un bir cuma selamlığı. Leuıis'slllustrations of Constantinople, Londra, 1838

ğu saptandı. Kentteki miri zahire ambarlarından da fırınlara mısır, dan, çavdar verildi. Ancak bunlar, uzun zamandır depolanmış olduğundan çürümüş ve kurtlanmıştı. Buna rağmen öğütülüp ekmek yapıldı. İstanbullulara, sabah akşam ve adam başı hesabıyla taş gibi sert, esmer ekmekler dağıtılmaya başlandı. Sıkıntıyı azaltmak için İstanbul'a yakın zamanda gelmiş bulunan 4.000 bekâr uşağı memleketlerine gönderildi. Rusların Kırkkilise'yi (Kırklareli) işgal ettikleri haberi İstanbul'da panik nedeni oldu. Eskiden beri askerlikten muaf olan İstanbulluların gerektiğinde kentin savunmasında görev almaları için yeni bir sayımla 12-40 yaş arası Müslüman erkekler yazıldı. Bunlardan seçilenlere askerlik talimleri yaptırıldı. Bir kısmı Karaburun'a gönderildi. 4.000-5.000 kadarı da İstanbul'un savunmasıyla görevlendirildi. İstanbul'a ulaşan yenilgi haberleri üzerine, bir kez daha halkın silahlandırılması gündeme geldi. Fakat, bunun sakıncaları görülerek yeniden silah taşıma yasağı kondu. Kentte türlü dedikodular yaygındı. Yönetim ve ordu aleyhine konuşulanları önlemek için 20 kişi kentin kalabalık noktalarında idam edildi. Buna karşın Rusya ordusunun İstanbul'a gireceği, yeniçeriliğin yeniden kurulacağı yine de konuşulmaktaydı. Bir Yahudinin idamı infazını yapan bir cellat, gelenek gereği dükkânları dolaşıp "hamaliye" toplarken para vermek istemeyen bir başka Yahudi ile kavga etti. Kaçan Yahudiyi gören Mahmutpaşa esnafı, yeniçerilerin ortaya çıkıp ayaklandıklarını sandılar. Herkes dükkânını kapatıp kaçmaya başladı. Ortalık güçlükle yatıştırıldı. Serasker Hüs-rev Paşa, her gün kol gezerek olası eylemleri önlediği gibi, esnaf kethüdalarından bazılarını da gözdağı için şurada burada idam ettirdi.

II. Mahmud, Tersane önünde gemiye binip Tekfurdağı'na (Tekirdağ) kadar gidip döndü. Büyükçekmece palangasını inceledi ve göl kıyısındaki balıkçılara, göldeki on binlerce kuşu göstererek kuş avcılığı da yapmalarını önerdi. İstanbul'a dönünce 3 Şubat 1829'da, yemlenen Selimiye Kışlası'mn(->) açılış törenine katıldı. 3 Mart 1829'da yayımladığı bir fermanla da kavuk ve sarığı yasakladı. Ancak ilmiye sınıfından olanların sarık ve biniş (cüppe) giyebileceklerini, tüm kamu görevlilerinin ve ordu mensuplarının ise fes, harvanı, setre pantolon ve kaput giyebileceklerini duyurdu. Bu fermana bağlı olarak bir de nizamname çıkarıldı. Kendisi de bu fermana ve nizamnameye uygun kıyafet benimsedi ve ordu birliklerinin, kamu görevlilerinin, halkın giyimlerini denetlemeye başladı. İstanbul bir anda alışık olmadığı bir kıyafet değişikliği ile şaşkına döndü. Ayrıca herkes, savaş koşullan gereği, giyim kuşamdan çok, 60 dirhemlik arpa, buğday unu karışımından yapılma 4 paraya satılan ekmeğin peşindeydi. Bir başka fermanla çekirdek kahve satışı yasaklandı. Bundan amaç, tahmishanede kavrulup öğütülen kahveden alınan ihtisap vergisindeki düşüşü önlemekti.

13 Nisan 1829'da Kalender'de yeni bir ordugâh kuran II. Mahmud, Rami Kışlası' ndan buraya geçti ve bir "liva-i şerif' de buraya dikildi. Yanındaki süvarileri için Boyar Bibika'nın yalısı tahsis edildiği gibi kendisi de Kalender'deki yeni yalıya yerleşti. Ertesi gün Boğaz kalelerini denetledi. O yılın Kurban Bayramı muayedesi de Bü-yükdere Çayın'nda yapıldı. Temmuz ayında Büyükdere'deki Divan-ı Âli toplantısına çağrılan İngiltere büyükelçisi ile II. Mahmud da görüştü. O yaz, İngiltere ve F-ransa elçileri, elçilik gemilerinde düzenledikleri balolara Osmanlı devlet erkânını

da davet ettiler. Rusya elçisinin, bindiği gemiden toplar attırarak İstanbul Boğazı'na girişi ise halkı korkuttu. Rusların Edirne' ye girdikleri haberinin gelmesi üzerine II. Mahmud yeniden Rami Kışlası'na döndü ve buradaki çalışmalar yoğunlaştırıldı. Bir çare olur umuduyla eylül ayında Eyüp' e çağrılan dervişler, şeyhler, Eyüb Sultan Camii'ndeki tevhid-i şerif dualarına katıldılar. Her hafta başka bir şeyh ve tarikat grubu benzeri dualara iştirak ettiler. Edirne'yi istila eden Rus ordularının başkomutanı General Orlof, Rami'ye gelerek II. Mahmud'la görüştü.

Kırklareli, Lüleburgaz, Tekirdağ, İpsala ve Enez'in düşmesi, Rus kazak birliklerinin Trakya'ya yayılmalarına karşın II. Mahmud'un, manevi korumasına sığındığı sancak-ı şerifle Rami'den ayrılmaması ve gösterdiği soğukkanlılık halkı ve İstanbul'daki yabancı elçileri hayran bıraktı. 14 Eylül 1829'da imzalanan antlaşma ile Ruslar, işgal ettikleri topraklardan çekilmeye başlayınca, İstanbul, tarihinin en ciddi tehlikelerinden birini daha atlatmış oldu. II. Mahmud yıl sonuna doğru birkaç kez Büyükçekmece'ye avlanmaya gitti. Bindiği gemide ilk kez Batı tarzı marşlar çaldırttı. Kasaba ve köylere giderek halkla görüştü ve onlara ihsanlarda bulundu. 10 Şubat 1830'da Abdülaziz'in doğumu nedeniyle İstanbul'da şenlikler yapıldı. O yıl, Fransa elçisinin ricası üzerine İstanbul'dan sürülmüş bulunan Katolik Ermenilerin tekrar İstanbul'a dönmelerine ve ayrı bir statü tanınmasına izin veren II. Mahmud 1831'de de Takvim-i Vekayi'nin yayımlanması için bir ferman çıkardı. Baba Cafer 2indam'ndaki(->) kadınlar hapishanesi kapatılarak buraya bir karakol kuruldu ve kadın mahkûmlar için de Ahme-diye Meydanı'ndaki Tabhane ayrıldı. Bir başka fermanla da ilk karantina(->) uygulaması başlatıldı.

3 Şubat 1832'de yürürlüğe giren narhlarla İstanbul'da l okka şehriye 68, l okka un 40, l okka zeytinyağı 96, l okka sabun 100, l okka yağ mumu 158, l yumurta da 5 paradan satılmaya başlandı. Kente su ulaştıran isale şebekeleri, bentler ve havuzlar bakıma alındı. Yeni bir bent yapıldı ve İstanbullular daha bol ve temiz suya kavuştular. Fakat giderek ciddiyet kazanan Mısır sorunu ve Kavalalı ordularının Kütahya'ya kadar gelmesi üzerine II. Mahmud, Rusya'nın yardım önerisini kabul etti. 8 savaş gemisiyle 11 taburluk bir Rus kuvveti Boğaziçi'ne geldi. İstanbul halkı 20 Şubat 1833'te Visamiral Lazaref'in komutasındaki güçlü ve gösterişli Rus filosunun Boğaziçi'ne girişini izledi. Gemiler Büyükdere açığında demirledi. Askerler ise Hünkâr îskelesi'ne yakın Servibur-nu'nda kurulan çadırlı ordugâha yerleştiler. Kütahya'da ve İstanbul'da yoğun diplomatik girişimler sürerken kentte de yeni bir pahalılık yaşandı ve karaborsa başladı. II. Mahmud, Hünkâr İskelesi Antlaşması^) ile İstanbul'a gelen Rus askerlerinin resmi geçidini olabileceğince memnun gözükerek Büyükdere'de izledi. İstanbullu Rumlar ise bu "kurtarıcı ve dost" din-

daşlarını büyük paskalya şenliklerinde yanlarında görmekten memnun oldular, alkışladılar. İstanbul sanki Rusların istilasına uğramıştı. Fakat bir süre sonra, varılan antlaşma gereği İstanbul'dan ayrıldılar.

II. Mahmud o yıl yaz mevsimini geçirmek üzere, yapımı tamamlanan Beylerbeyi Sarayı'na geçti. 11 Eylül 1833'te çıkan Saraçhane yangınında Saraçhane, Kavafha-ne çarşıları tamamen yandı. Fatih semti büyük zarar gördü. 15 Mayıs 1834'te II. Mahmud'un kız kardeşi Saliha Sultan Tophane Müşiri Halil Rıfat Paşa ile evlendi ve görkemli bir düğün yapıldı. Aynı yıl içinde padişahın isteğiyle Kasımpaşa, Üsküdar, Galata mevlevîhaneleri, Sünbül Efendi Tekkesi onarıldığı gibi, son yangında harap olan cami ve mescitler de yenilendi. İstanbul-İzmit posta yolunun açılması ve kilometre taşlarının konması, İstanbul'daki ilk postanenin tesisi de bu yıl içindedir. Mekteb-i Harbiye'nin(->) açılış törenine II. Mahmud'da katıldı 1835'te, İstanbul'daki tüm sahabe kabirleri onarıma alındı. Hasköy'deki Fişekhane'nin infilak etmesi ile burada çalışanların çoğu öldü. Sırp Prensi Miloş, "çar" saydığı II. Mahmud'un davetine uyarak 1835'te İstanbul'a geldi ve padişaha değerli hediyeler sundu. 29 Nisan-5 Mayıs 1836 tarihleri arasında II. Mahmud'un büyük kızı Mihrimah Sultan ile Damat Said Paşa'nın, bundan bir hafta sonra da şehzadelerin sünnet düğünleri pek parlak oldu. II. Mahmud bir irade yayımlayarak devlet dairelerine kendi resminin asılmasını istedi. Padişahın resminin dairelere asılması münasebetiyle dualı törenler yapıldı. Babıâli'deki tören sırasında Sütlüce Sa'dî Tekkesi Şeyhi Hasırcızade Süleyman Sıdkî Efendi dua etti. Gerici kesimler ise, II. Mahmud'un bunu yapmakla kâfir olduğunu gizli olarak yaymaya başladılar. Halk arasında ise hem giyim kuşamı hem de resmini astırması yüzünden II. Mahmud'a "gâvur padişah" denmekteydi. Dairelere asılan resimleri 1839'da ölümünden sonra sorun olmuş, indirilememiş fakat üzerlerine birer örtü örtülmüştür. II. Mahmud, tüm girişimlerinde, artık sadece Müslümanların padişahı olmadığını, sırtındaki mavi pelerini, siyah çizmeleri, başındaki sorguçtu ve fırdolayı püsküllü fesi ile Hıristiyanların da dostu ve hükümdarı olduğu fikrini yaymak amacındaydı.

19 Ağustos 1836'da Beyazıt'ta Kâğıtçılar Çarşısı'nda çıkan yangında tülbentçi, mü-rekkepçi dükkânları tamamen yandı. İlk kez padişahın doğum yıldönümü şenliği yapılması da 17 Eylül 1836'da gerçekleşti ve gündüz, gece donanmalar şenlikler düzenlendi. Bu âdet sonraki yıllarda da İstanbul'un geleneksel kutlamaları arasında yer aldı. Babıâli memurlarına perşembe gününün tatil olarak konması da bu yıl başladı. "Hayratiye" adıyla Azapkapı-Un-kapanı arasındaki ilk köprünün açılış töreni 18 Ekim 1836'da II. Mahmud tarafından yapıldı. Bu törende padişah, köprüyü saltanat arabasıyla geçerken devlet erkânı da iki yanında ve arkasında yaya yürüdüler. Padişah, kendisi ile sınırlı bir ay-

rıcalık olan kent içinde atlı arabaya binmeyi yaygınlaştırdı ve İstanbul'da fayton modası başladı. Ancak bunun için bir nizamname yayımlayarak kimlerin ne tip arabalara binecekleri belirlendi. Halkın yargı işlerinin kolaylaştırılması için de İstanbul'daki tüm şer'iye mahkemeleri şeyhülislamlıkta toplandı. 1836-1837'de İstanbul başka yeniliklerle de tanıştı. Geleneksel ramazan mahyaları, minarelerden başka limandaki gemilerde, resmi dairelerin cephelerinde de yakılmaya başlandı. Kent nüfusu bir kez daha sayıldı ve karantina usulü yaygınlaştırıldı. Halk sağlığı için önlemler alındı. İstanbul'un ilk planının hazırlıkları ve haritasının yapılması gündeme geldi.

21 Ocak 1837'de II. Mahmud tarafından kabul edilen Moltke, Beşiktaş Sarayı ve padişahın buradaki yaşamı konusunda önemli bilgiler verir. Mabeyne girdiğinde ilkin bir soytarının kendisiyle dalga geçtiğini anlatır. Beşiktaş Sarayı'mn, Avrupalı sıradan bir zenginin evinden farksız olduğunu, önünde açılan perdeden bakınca padişahla karşılaşışını, onu 3 kere yere eğilerek selamladıktan sonra geri geri çekilişini, II. Mahmud'un başında kırmızı fes, arkasında mor çuhadan ve elmas bir toka ile tutturulmuş bir pelerin olduğu halde mücevherli yasemin çubukla oturuşunu, yerdeki Fransız halısını ve salonu ısıtan büyük mangalı anlatır ve aralarında geçen konuşmaları aktarır. Moltke İstanbul sokaklarında plan çizimleri yaparken kadınların ve çocukların kendisini muhallebici sandıklarına değinir. Feraceli kadınların yanaşıp resim yaptırmak istediklerini de anlatır.

Moltke'ye göre o yıllarda İstanbul'da henüz veba salgını sürmekteydi. Bu salgın daha çok Bitpazarı'ndaki eski eşyalardan yayılmaktaydı. Sokaklarda vebadan ölenler ya da can çekişenler her zaman görülebiliyordu. İstanbullu Levantenler ve gayrimüslimler ise kendilerini bir oranda bu salgından koruyabilmekteydiler. Ama, hastalığı -kapan yabancılar ve Levantenler, Müslümanlardan daha çabuk ölmekteydiler.

Moltke, II. Mahmud'un 29 Nisan 1837'

de Varna'ya yaptığı geziyi de anlatmıştır. Mesudiye firkateyni ile çıktığı bu gezide padişah, altın kordonlu kırmızı husar üniformasını, ayaklarına da siyah kadife çizmelerini giymişti. II. Mahmud bu gezi dönüşünde aleyhine bir komplonun ortaya çıkarılmasının ardından birçok zanlının idamını emrettiği gibi, devlet yapısında ikinci olarak da eğitim alanında pek çok yeniliği birbiri ardınca gündeme getirdi. Babıâli'nin Batı ölçülerine göre bir hükümet merkezi olması için yeni meclisler ve nezaretler kurdu. Son iki yılı bu çalışmalarla geçti. Meclis-i Valâ-i Ahkâm-ı Adliye, Meclis-i Tophane-i Âmire, Meclis-i Umur-ı Nâfia, Mekatib-i Rüşdiye Nezareti, Meclis-i Şûra, Meclis-i Sıhhiye, Dâr-ı Şûra-yı Askeri, Umur-ı Hariciye Nezareti, Umur-ı Maliye Nezareti, Umur-ı Mülkiye Nezareti vb merkezi örgütler, II. Mahmud'un son yıllarında kuruldu. Saltanat işlerini ise "Ma-beyn-i Hümayun" adı altında sarayın özel yaşamından tamamen ayırdı.

Verem olan II. Mahmud, kız kardeşi Esma Sultan'ın Çamlıca'daki köşkünde l Temmuz 1839'da öldü. Sağlığında türbesi için saptadığı yerde çok şiddetli yağmur altında gömüldü ve üzerine büyük bir çadır kuruldu. Daha sonra buraya büyük türbesi yapıldı.

31 yıl süren saltanatı boyunca Sırbistan'da, Eflâk'ta, Boğdan'da, Mora'da silaha sarılanlar, Vehhabilerin başkaldırısı, Rusya'nın giderek artan baskısı, Rumeli, Vidin, Bağdat, Trabzon, Akkâ, Şam, Halep, Lazki-ye, Yanya, Mısır paşalarının ayaklanmaları, başkentteki yeniçerilerin zorbalıkları karşısında direncini yitirmeyen II. Mahmud, ülke genelinde ve özellikle de İstanbul'da büyük işler başarmıştır. Osmanlı padişahları arasında kendisinden en çok söz edilen ve izlediği siyasetin etkileri günümüze kadar ulaşanlar arasında yer alır.

II. Mahmud'a kadar saray hareminde-ki kadınların feraceleri bile yokken, onlara yeni birtakım özgürlükleri II. Mahmud tanımış ve gezilere çıkabilmeleri için feraceler diktirmiştir. Bunu tepkiyle karşılayan yobazlar "Harem-i padişahîde olan cevâri setr-i avret olacak don telebbüs et-




Dostları ilə paylaş:
1   ...   59   60   61   62   63   64   65   66   ...   140
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə