Oturum 1 Mesude Şenol



Yüklə 398,7 Kb.
səhifə4/7
tarix22.01.2018
ölçüsü398,7 Kb.
1   2   3   4   5   6   7

Mesude Şenol:
Sayın Sofia Avgerinou-Kolonias’a sunumlarından dolayı çok teşekkür ediyoruz. Şimdi Sayın Zeynep Ahunbay’ı sahneye davet ediyorum sunumlarını yapmak üzere.

Oturum Başkanı Ray Bondin:
Aynı zamanda ICOMOS Türkiye’nin eski başkanı olarak kendisi bizimle çok çalışmıştır ve çok katkıları olmuştur çalışmalarımıza. Bu arada bunu fırsat bilerek burada ne kadar çok şey, öğrenci gördüğüme memnun olduğumu da söylemek isterim, harika bir şey burada olmak.
Zeynep Ahunbay:
Sayın Başkan, dostlarım, meslektaşlarım ve öğrenciler. Bugün Edirne’de burada olmak büyük bir keyif benim için. Eski başkentlerimizden birinde bulunmak bir keyif, eski zamanlara gidersek, tarih içinde bir sürü anıt var, bir sürü yaşanmışlık var. Burada sizinle birlikte olduğumuzu, bunları bizimle paylaştığınız için, bu adaylık dosyası hazırlama sürecini Selimiye Camisi’yle ilgili, bizimle paylaştığınız için çok mutluyuz. Burada Osmanlı Klasik Dönemi’nin bir örneği olarak bu dosyayı hazırlıyoruz.
Ben Türkiye’deki Dünya Mirası sitleri ve bunların yönetimi ile ilgili konuşacağım. Dünya Mirası adayları Türkiye’deki, 1980’lerde başladı aslında. Türkiye Dünya Mirası Konvansiyonu’nu kabul ettiği zaman başladı ve ilk adaylar Dünya Mirası’na dâhil olan da İstanbul ve Kapadokya’ydı. Ondan sonra burada bu haritada bu mekânların dağılımını görüyoruz (Bkz. Resim 1). Çoğu kültürel sitler, bir kısmı doğal sitlerden oluşuyor. Kültürel mekânlar genellikle arkeolojik değeri olan mekânlar ve genellikle anıt grupları olarak geçiyor. Bunları tanıtmaya çalışacağım sizlere öncelikle. Daha sonra bunlarla ilgili sorunları tartışacağız. Bunların yönetimiyle ve yönetim planlarıyla ilgili olan sorunları paylaşmaya çalışacağız.
Tarihi alanlara baktığımız zaman İstanbul 1984 yılında aday gösterildi bunlar ve 1985 yılında Dünya Mirası Listesi’ne girdiler. O zamandan beri birkaç çalışma yapıldı bu konuda. Yönetim sistemleri geliştirme konusunda çalışmalar yapıldı. Türk yasaları çerçevesinde öncelikle ve tabi bu mekânlarla, koruma altındaki mekânlarla ilgili çalışmalar yapıldı, yasalara paralel. Ve sadece şehircilik ve arkeolojik alanlar koruma altındaydı böyle bir döneme kadar ve bunlar dünya mirası dosyasının bir parçası haline geldi.
İkinci mekânımız Kapadokya geniş bir alanı kapsıyor. Türkiye’deki Dünya Mirası alanlarının en büyüğü. Birkaç şehir, kasaba ve yerleşke dâhil ve birkaç doğal alan dâhil bu mekâna. Çok farklı kurumlar tarafından Milli Parklar Müdürlüğü, belediyeler, Kültür Bakanlığı sahipliğindeki alanlar bunlar ve hükümet aslında bölgenin tamamı için bir yönetim planı geliştirme konusunda başarılı olamadı.
Listedeki üçüncü mekânımız Divriği Ulu Camisi ve Hastanesi. Aslında ortaçağdan kalma bir anıttır. Muhteşem bir dekorasyon ve mekân organizasyonu ile Anadolu’da benzersiz bir binadır aslında. Solda bir cami var görüyorsunuz, sağda da hastane binası var (Bkz. Resim 2). Ortaçağ döneminde bir lady tarafından oluşturulmuş. Prof. İlhan’ın bu sabah söylediği gibi aslında bunların çoğu vakıf sistemiyle yürütülen yapılardır. Hastane aslında vakıf tarafından yönetiliyor ve bu hastane de Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün sahipliğinde ve korumasında. Anadolu tarihi açısından çok daha önemli bir başka mekân da Hitit Başkenti Hattuşaş. Ve bunun çevresindeki küçük açık alan tapınakları aynı kültüre ait olan alanlar bunlar (Bkz. Resim 3). Bu bölgede kazı yapılıyor yıllardır Alma Arkeoloji Enstitüsü tarafından ve yakın zamanda bazı deneysel arkeolojik restorasyon çalışmaları yapıldı. Dünya Mirası çerçevesinde çok kritik, önemli bir konu bu. Ve bizim tartışmamız gereken sorunlardan bir tanesi aslında bunların yönetimi. Arkeolojik sit alanlarının yönetimi de bu sorunlardan bir tanesi.
Bir başka mekân Nemrut Dağı. Komagene kültürünün bir parçası. Komagene kelimesi Yunanca’dan geliyor. “Ortak Genler” anlamına geliyor. Ve bu hem Helenistik hem Pers atalara sahip olan bir hanedanı anlatıyor. Özle bir tapınak var Nemrut Dağı’nda ve çevredeki bölgeden oldukça net görülebilir bir yapı bu. Muhteşem bir açık hava anıtı, açık hava tapınağı. Ve birkaç eser var burada gerçekten olağanüstü diyebileceğimiz. Dünya Mirası olmayı hak eden yapılardan oluşuyor.
Aynı zamanda Xanthos ve Letoon şehirleri var Güneybatı Anadolu’dan. 1988’de listeye girdiler. İkisi birbirine çok yakın olan şehirler. Roma öncesi döneme ait olan kalıntılar. Aynı zamanda Roma Dönemi’ne ait kültürel anıtlar da yer alıyor buralarda. Fransız Arkeoloji Enstitüsü, şu anda bu bölgede araştırma ve restorasyon çalışmaları yürütüyor. Ve bölge şu anda tarımsal faaliyetler riski altında ve bu bölgede yürütülen tarımsal faaliyetler yüzünden risk altında bulunuyor.
Bir başka kültürel ve doğal güzellikleri olan alan daha var. Bu alanda yıllarca kazı yapıldıktan sonra, iki yıl önce İtalyan Arkeoloji Enstitüsü 50. yıldönümünü kutladı restorasyon çalışmalarında Hierapolis’teki. Ve Denizli Müzesi de aynı zamanda bu çalışmaların bir parçası. Birkaç tane otel kuruldu bu bölge yakınlarında ve Denizli Valiliği bunları daha sonra başka yerlere taşıdı ve şu anda bu bölge içerisinde yönetim planı çalışmaları devam ediyor. Ve bütün bu alan için, bölge için koruma planı yapıldı ama yeterli değildi. Çünkü Dünya Mirası Komitesi tarafından yeterli görülmedi. Dünya Bankası’nın katılımıyla restorasyon çalışmaları yapıldı ve planlar revize edildi ve yeniden geliştirildi yönetim planları.
Safranbolu şehrine geldiğimiz zaman Kuzeybatı Türkiye’de olduğunu görüyoruz bu şehrin. Geleneksel ahşap yapılarıyla ünlü bir şehir. Safran kelimesinden geliyor Safranbolu. Polis aslında Yunanca şehir demek biliyorsunuz. Safran şehri anlamına geliyor. Hem kültürel faaliyetler hem deri endüstrisi açısından 19. yüzyılda çok önemli bir merkez haline geldi şehir. Ve bir grup evi içeren şehrin hemen hemen hepsi korunabildi (Bkz. Resim 4). Çok önemliydi bu şehrin korunması yerel yönetim için. O yüzden gerek belediye tarafından gerekse bizim üniversitemiz tarafından bir kampanya başlatıldı ve yürütüldü. Bu koruma planı gerçekleştirildikten sonra 1994’te şehir Dünya Miras Listesi’ne alındı.
Son mekânımız Dünya Miras Listesi’ndeki Truva. Truva aslında en eski yerleşke ama bu arkeolojik sit alanı 1998’de girdi listeye. 19. yüzyılda bilirsiniz meşhur Schilemann’la başladı kazı çalışmaları. Ondan sonra birçok araştırmacı çalıştı bu alanda. Şu anda Alman Arkeoloji Enstitüsü burada çalışmalar yürütüyor. Ve biliyorsunuz tarih öncesi dönemlere ait yaşamlar topluma sunuluyor kazı çalışmaları sonucunda. Şimdi buradaki yönetim planı ihtiyacı çok açık görünüyordu ve Dünya Mirası Komitesi tarafından da istendi. Bu, yeni adaylar için de öncelikle istendi. Çünkü bilirsiniz Türkiye Dünya Miras listesi için Efes’i aday göstermek istediğinde, cevap “hayır” oldu. Bunun nedeni de bir yönetim planının bulunmamasıydı. Bundan sonra ikinci olarak Mardin’i Dünya Miras Listesi’ne koymak istediğimizde Bay Christopher Pound geldi, bir rapor sundu yönetim planı olmadığına dair. Ve bundan sonra Türkiye yasaları, bu konumdaki koruma kanunları değişti ve şu anda bir yönetim planı oluşturulması yasal olarak bir temele oturtulmuş oldu. Şu anda Dünya Mirası konusundaki yönetim planları oluşturmak ve diğer arkeolojik alanlar ve anıtlarla ilgili yönetim planları oluşturabilmek için bir başlangıç aşamasındayız. Bir temele sahip olduk. Sadece birkaç tane bölgenin yönetim planı henüz yapılabildi. Diğerleri geliştirilme aşamasında. Özellikle de önemli Dünya Mirası Bölgeleri için öncelikli olarak bu çalışmalara başladık.
2007 yılında ise Türkiye UNESCO Komisyonu bir araştırma yapmaya karar verdi. Dünya Mirası Bölgeleri’nin mevcut durumuyla ilgili. Bölgelere gittiler, anketler yaptılar, değerlendirmeler yaptılar ve bunun sonuçları ele alındı. O bölgedeki insanların duyguları, hisleri Dünya Mirasıyla ilgili ne kadar bilgili oldukları ve bu konuda neler düşündükleri ile ilgili yorumlar yer aldı. Aynı zamanda bu bölgelerdeki ziyaretçi hatları ile ilgili değerlendirmeler de yer aldı Türkiye’deki Dünya Mirası Bölgeleriyle ilgili yapılan son yayında.
Bu noktada bazı tekliflerimiz oldu ve olacak. Çünkü bu araştırma sonrası Türkiye’nin her yerinden gelen birçok uzmanla ve bu bölgelerin yöneticileriyle, müze müdürleriyle bir toplantımız oldu İstanbul’da. İnsanlar bir araya gelerek her alanın, her bölgenin sorunlarını ortak bir şekilde tartıştı. Özellikle Kapadokya ile ilgili. Çünkü çok geniş bir alanı kapsadığı için bazı yeni sınırların tanımlanması, revizyonların ve sorumlulukların tanımlanması yapıldı. Özellikle de izleme/monitoring konusunda. Bu çok önemli bir gelişmeydi. Hierapolis’teyse, baktığımız zaman yürütülen çalışmaların boyutları önemli, kazılar devam ediyor ve giderek daha fazla dikkat çekiliyor bu alanın ziyaretçilere açılması konusuna (Bkz. Resim 5). Şu anda son haline gelmedi burasının yönetim planı, henüz geliştirilme aşamasında.
Nemrut’a baktığımız zaman şu anda yönetim planları hazırlanmakta olduğunu görüyoruz. Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden gelen uzmanlar tarafından yapılıyor. Sadece Dünya Mirası Bölgesi değil, onun çevresindeki bölgeyle ilgili de yönetim planı yapılıyor. Çünkü burası bir kırsal alan ve bir milli park ve milli parklar farklı bir merciye bağlı oldukları için biraz farklı bir işbirliği gerekiyor. Bu iki merci, yetkilinin bir işbirliği çalışması yapması gerekiyor Nemrut Dağı’nın çevresindeki alanların bu yönetim planına dâhil edilebilmesi için. Birkaç yıldır bu konuda çalışmalar yapılıyor farklı alanlardan uzmanların katkılarıyla.
İstanbul’a geldiğimizde şunu görüyoruz, uzmanlar birkaç yıldır yönetim planı üzerinde duruyorlar, çalışma yapıyorlar. Seçilmiş ve atanmış olan yöneticiler, sit alanı yöneticileri bu konuları tartışıyor. Etkileme alanı dediğimiz tampon bölgelerin çalışmasıyla ilgili yeni yeni faaliyetler devreye alınıyor. Daha önce hiç dikkate alınmayan bu etkileme alanları şimdi Türkiye yasalarının değişmesiyle birlikte Dünya Mirası’nın bir parçası olarak görülebildiği için bu konularla ilgili, bu bölgelerle ilgili çalışmalar da yapılmaya başlandı. Yani burada bir bütünsel alan olarak görmeye yeni başlıyoruz. Örneğin burada 15. yüzyıldan kalan bu resme bakarsak Konstantinopol’ün 15. yüzyılda tarihi yarımadanın tam ortası olarak tanımlandığını görüyorsunuz (Bkz. Resim 6). Burası aslında Dünya Mirası’nın çekirdeği, ana alanı burası, bu bölge, bu yarımada, tarihi yarımada bölgesi. Burada gördüğümüz gibi zelzeleler yüzünden şehir yapısı çok düzgün korunamamış durumda ama bu tarihi yarımada aslında Dünya Miras Bölgeleri’nden bir tanesi (Bkz. Harita 1). Arkeolojik park, Topkapı Sarayı, Aya Sofya ve Eski Bizans Sarayları’nın kalıntıları ve Hipodrom, Sultan Ahmet Camisi bu bölgeye dâhil.

Şehrin bu kısmı çok merkezi ve çok farklı yetki mercilerinin kontrolü altında. Kültür Bakanlığı, Topkapı Sarayı’ndan sorumlu, Aya Sofya’dan sorumlu ve Vakıflar Genel Müdürlüğü de Sultan Ahmet Camii gibi dini yapılardan sorumlu. Aynı zamanda bu bölgedeki birkaç yapı özel sahip, özel mülk sınıfına giriyor. Ve burada görüyoruz ki burada çok baskı var aslında. Bütün bu faktörlerden dolayı, örneğin Four Seasons Oteli, bu son yıllarda göz önünde bulundurmak zorunda kaldığımız özelliklerden biri olarak, özel işletmelerden biri olarak önümüze çıkıyor. Şimdi burada havadan görünüşünü görüyorsunuz. Süleymaniye Camii’nin yanındaki bitişik binaların ve çevredeki ahşap binaların kuş bakışı görüntüsünü görüyorsunuz (Bkz. Resim 7). Bu haritada ise Sayın Prof. Nuran Zeren tarafından hazırlanan bu haritada Dünya Mirası sınırlarını görebiliyorsunuz Süleymaniye Bölgesi’nde (Bkz. Harita 2).


Burada Süleymaniye Camii, buraya dâhil, hastane dâhil, medrese dâhil, aşevi ve misafirhane dâhil bölgeye. Aynı zamanda ahşap binalar ve Haliç çevresindeki bölge de dâhil bu Dünya Mirası Bölgesi’ne. Tabi bu bölgeler, çok farklı baskılara maruz kalmış 1950’lerden beri özellikle şehirleşme, göç gibi faktörler yüzünden. Özellikle bu ahşap evler için de tehlike arz ediyor, bu göçler, ihmal. Şu anda bu bölgeler renovasyon ve yenileme için devreye alınmış durumda.
Pontakrator Manastırı, Zeyrek gibi bölgeler de alsında orijinalinde ahşap evlerden oluşuyordu ama 1950’lerden sonra bu yapı, bölge yapısı değişmeye başladı çünkü o zamanlar tek, sadece büyük mimari yapılar koruma altına alınıyordu. Ancak ondan sonra, uzun bir zaman sonra Kültür Bakanlığı’na bütünsel bölgeleri koruma alanı olarak belirlemek izni verildi şehir bölgelerinde özellikle (Bkz. Harita 3). Dolayısıyla Zeyrek ve Süleymaniye’nin de bu bölgeye dâhil, bölgesel olarak koruma altına alınabilmesi çok geç bir zamana denk geldi ve bu yüzden uzun vadeli ihmal yüzünden oldukça zarar gördü. Şu anda Zeyrek için bir yönetim planı var, hükümetten ve belediyeden gelen ödenekler var. Bu bölgedeki anıtların ve çevrenin geliştirilmesi için sağlanan ödenekler var. İstanbul 12 milyonluk bir şehir ve burada tabi turizm ve şehircilik gelişmeleri çok baskı yaratıyor. Ve buradaki kritik bir gelişme aslında bir de trafik ve bu da yeni inşaatlarla ilgili özellikle de yeni, Haliç üzerinde giderek bir çevre yolunun ve yeni bir köprünün yollarının planlamasıyla ilgili olarak baskılar yer alıyor (Bkz. Resim 8). Burada tabi Haliç’e gerçekten Altın Boynuz dediğimiz için bu iki tane boynuz içeren bir köprü yapılması söz konusu. Bunun, Haliç’in ve Süleymaniye’nin görüntüsünün ve yapısının ne kadar değişeceği, geçen sene ICOMOS tarafından, bizim tarafımızdan, UNESCO tarafından tartışıldı ve bir rapor hazırlandı önümüzdeki yıl yayınlanmak üzere. Yeni gelişmeler var ve yeni bölgeler de var Dünya Miras Listesi’ne girmek isteyen. Söz ettiğim gibi Efes ilk başta 2000 yılının başlarında aday oldu ama listeye giremedi, çünkü yönetim planı yoktu. Yakın zamanda bir inisiyatif devreye girdi, Efes için yönetim planı hazırlama konusunda. Reddedilen bölgelerden bir tanesi de Mardin’di ve şimdi Mardin için bir yönetim planı oluşturma konusunda çalışmalar devam ediyor. Dünya Miras Listesi’ne girmek isteyen bir başka aday da Alanya. Sanırım onun dosyası tamamlandı ve şu anda teslim edildi bu yıl UNESCO’ya. Onların nasıl bir gelişme göstereceğini beraber izleyeceğiz. Zaten yönetim planı oturan bir başka bölge Çatalhöyük Bölgesi. Burası bir arkeolojik alan. M.Ö. 7000 yıllarına dayanan bir yerleşke Ön Asya’da ve yönetim planı 5 yıl önce hazırlandı. Ama bir alan yöneticisi yok. Bu yüzden bu alan yönetiminin revize edilerek bir alan yöneticisinin atanması gerekmekte.
Sunumumu bitirirken, Edirne’ye geçmek istiyorum ve Selimiye’ye geçmek istiyorum. Bu Prof. Gradner’in yaptığı bir çizim bizim üniversitemizdeki bir konuk profesörün yaptığı 1953 yılında bir skeç, bir çizim (Bkz. Çizim 1). Edirne’nin tarihi şehrinin temel yapılarını burada gösteriyor, nehirleri, köprüleri, Selimiye, Üç Şerefeli Cami ve o zamanlar Saat Kulesi de hala mevcuttu, duruyordu. Bu sabah bu resim gösterildi aslında ama açıklama yapılmadı bu fotoğrafla, bu resimle ilgili (Bkz. Resim 9). Selimiye’nin güney kısmı 19. yüzyılda ticari bir bölgeydi, ticaretle uğraşan bir bölgeydi ama 1750’lerdeki bir zelzele yüzünden pek çok bina yerle bir oldu ve o bölgedeki kervansaraylar zarar gördü. 20. yüzyılda kaldırıldı bu kervansaraylar, o yüzden burada şu anda bir park var. Ve burada gördüğümüz muhteşem anıt eski zamanlardaki şehir bölgelerinden ayrı ve uzak görünüyor. Burada Selimiye’yle ilgili birkaç şey yapıldı ve İTÜ’den Kuban yıllarını adadı bu konuda araştırmalar yapmaya ve bir kitabında Selimiye’yi Rönesans yapılarıyla karşılaştırıyor, dünyadaki diğer temel kubbe yapılarıyla karşılaştırıyor ve onun çalışmalarından bir parça görüyoruz burada (Bkz. Çizim 2). Selimiye’nin aksonometrik bir çizimini görüyoruz bizim meslektaşlarımızın biri tarafından yapılmış olan (Bkz. Çizim 3), kendisini iki yıl önce kaybetmiştik, Kani Kuzucular. Ve buradaki aksonometrik çizim de onun tarafından yapılmış ve buradaki Mimar Sinan’ın kullandığı yapısal sistemi görüyorsunuz bu olağanüstü binayı inşa etmek için. Gerçekten içten bakıldığı zaman alanın muhteşem olduğunu, kulanım alanının muhteşem olduğunu görüyorsunuz ve bunun şimdiye kadarki bütün zelzelelere bölgede yaşanan bütün zelzelelere karşı koyabilecek bir yapı olduğunu da gözler önüne seriyor.
Umuyorum uluslararası camiadaki dostlarımızla yapılan bu toplantı Selimiye Dosyası’na faydalı olur ve Dünya Mirası Listesi’ne girmesine katkıda bulunur. Çok teşekkür ediyorum.
Ray Bondin:
Çok çok teşekkürler Zeynep Hanım. Arkadaşım Nur’un da söylediği gibi, ICOMOS-Türkiye başkanlığının hepsinin burada bulunmasını görmek çok güzel gerçekten. Bu çok iyiye işaret. Şimdi Nevzat, Zeynep ve Nur üçü de burada. Şunu söylemek isterim, ben ICOMOS yönetimindeyken planlamaları konuşmuştuk. Efes’ten bahsetmiştik, yine Mardin’i konuşmuştuk. Christopher Pound çok güzel bir rapor hazırlamıştı. Raporda şöyle diyordu: Bunlar mükemmel bir alan, mükemmel birer sit, tek ihtiyaçları olan şey bir yönetim planı ve bilgi. Ve hatırlıyorum ne kadar kötü hissetmiştik kendimizi bunu devlete bildirdiğimizde. Mesela benim için Efes çok önemli. Çünkü Malta da çok önem veriyor buraya. Yani pek çok yıl geçti aradan, Türkiye’nin hala bu iki sitinin temsil olunmaması çok çok üzücü. Bu iki yer çok istisnai yerler, muazzam yerler. Bu bizi üzüyor, böyle olması. Evet Samir Bey konuşma yapacak, Fransa’dan. Kendisi sadece Fransa’dan çok iyi bir arkadaşımız değil, aynı zamanda bizi bir araya getiren, bizi Orta Doğu’ya bağlayan bir kişi. Ne yazık ki, Orta Doğu ve Yakın Doğu yeterince iyi temsil edilmiyor. Dolayısıyla ICOMOS’un çalışmaları, bizim için çok önemli. Samir burada iki şapkayla bulunuyor, bir Suriye şapkası, bir de Fransız şapkasıyla. Buyurun efendim, teşekkürler.
Samir Abdulac:
Kendime soruyordum ben, niye Edirne’de Şam’ı anlatayım. En net cevap şu, ben çocukluğumdan beri, Şam’ı bilirim. Son yıllarda yeni bir, entegre bir koruma ve geliştirme planı ile çalışıyoruz Şam’la ilgili olarak. Bir diğer cevap daha var, Şam başlarda Dünya Miras Listesi’ne giren ilk nesil şehirlerden biri için örnek olabilir. O zamandan beri Şam, pek çok yeni problemle, güçlükle karşı karşıya kalmakta. Yine, UNESCO tarafından ve Dünya Miras Merkezi tarafından yeni yeni gerekliliklere maruz tutulmakta.
Başlayalım. Öncelikle Şam Şehri. Bu fotoğraf 19. yüzyılın sonlarında çekilmiş bir fotoğraf (Bkz. Resim 1). Eski bir şehir görüyorsunuz yeşilliklerle çevrili ve en baskın olanı da bu arkadaki dağ. Göremiyorsunuz ama siz, burada bir banliyö var. Hemen dağın eteklerinde. Burada bir haritası var 1920’lerden bir haritası Şam’ın (Bkz. Harita 1). Sağ tarafta bakın, şurada banliyöler var (Bkz. Resim 2). Bu güneye doğru gidiyor. Mekke’ye gidiyor, burası Hac yolu, hacıların gittiği yol. Bir de bu etekler var. Bu dağın eteklerini görüyorsunuz burada. Evet burası Eski Şehir, burası Şam. Şam tabi bundan daha çok yanlara doğru genişledi. Çok daha geniş bir hale geldi burası. Eski şehir 100 yıl önce 150 bin nüfuslu, bu kadar kişi yaşıyordu. Bugün ise 4 milyon insan yaşıyor. Şehrin merkezinde Ümeyye Camisi var, o da sembolik önem taşıyor (Bkz. Resim 3). Camii burada, burası Eski Şehir. Bu proje, geniş caddeleri buraya taşıyor (Bkz. Harita 2). Burada caminin etrafında büyük bir kale var (Bkz. Harita 3). Neyse ki bu, bu şekilde olmadı, 1976 yılında Eski Şehir Suriye’de listeye alındı, 1979’da Dünya Miras Listesi’ne alındı. Yaklaşık 100 yıl önceki Şam, böyle bir yerdi bu harita gösteriyor (Bkz. Harita 4). Etraftaki yerleşim yerlerini de görüyorsunuz. Bundan sonra olan şehrin başına gelen gelişmeleri de buradan görebiliyorsunuz. Sol taraf şurası 1925’te bombalamalar neticesinde yok oldu (Bkz. Harita 5). Listeye alınma sürecinde, sadece şu cadde, genişletildi. Donbaya Camisi’ne doğru gidiyor bu. Bu bir ihlaldi ama yine de oldu. Burasını yönetmek için, hangi ilgili tarafların devreye girmesi gerektiğini burada görüyorsunuz. Yani paydaşları. Antik Kalıntılar Müdürlüğü var, diğer müdürlükler var, mesela Turizm Müdürlüğü, dini kurumların büyük önemi var. Hem Müslüman, hem Hıristiyan, hem Yahudi kurumları bunlar. Yine Belediye, Bambuta Belediyesi, Valilik yine Şam’ın bütünü için çaba sarf ediyor, çalışıyor. Yine devletin hazırladığı belli araçlar var. Her şeyden önce Eski Şam’ın korunması için bir komisyon kuruldu, burada ilgili taraflar bir araya gelip önemli kararlar alıyorlar. Yine Eski Şam Müdürlüğü adlı bir müdürlük var, burada da Eski Şehrin yönetimi yapılıyor. Burada Mektap Han var gelinen, şehrin eski bir kısmında (Bkz. Resim 3). Burada yeni bir sistem başlatıldı, bütün ihtiyaçların aynı yerden karşılanması amacıyla. 10–15 kurumun normalde yaptığı formaliteler burada tek bir ofiste yürütülüyor. Tarihi eserlerle ilgili kanun çok önemli bir kanun. Çünkü sadece binalarla değil, aynı zamanda bütünüyle kentsel bölgelerle ilgili bir mevzuat bu. Kentsel düzenlemelerimiz var bunun dışında ve belli düzenlemelerimiz var Eski Şehir için. 1936’da belli bir kadastro vardı. 1936’dakine göre, bir yenileme yapılması gerekiyordu. 1960’larda kamulaştırmalar yapıldı. Bunların olumsuz etkileri hala sürmekte. Hala bunlar problem teşkil ediyor. Tarihi şehirde yapılmış olan düzenlemeler var yine. Etraftaki yerleşkeler için aynı şey geçerli, yerleşim yerleri için. 1950’lerden başlamış bir süreç var. Esabas El Hadum isimli bir vali. Burada gördüğünüz son derece büyük sarayı inşa ettirdi (Bkz. Resim 5). Büyük eyvanları var, burada hayatın farklı kareleri saray içerisinde yaşanıyor (Bkz. Resim 6, 7). Burada da yine aynı vali tarafından yaptırılmış başka bir bina var. Bu bir kervansaray (Bkz. Resim 8). Bunlar restore edildi, buradaki eserler (Bkz. Resim 9). Ancak sadece belli törenler ve gösteriler için bunlar kullanılmakta kamu tarafından ve özel olarak. Bunu da gördünüz bu bir pencere. En üst kısmındaki pencere (Bkz. Resim 10). Bir diğer proje de Citadel’in restorasyonu (Bkz. Resim 11). Eyyubi ve Selçuki. Bu da çok büyük bir proje. Buralarda örneğin Fransa’nın açtığı bazı kurumlar vardı ama çok uzun süreli olmadı Ama başka örnekleri de var. Belediyelerin evlerde yaptıkları restorasyonlar var. Bu evler Abakan Trust’ü sayesinde 5 yıldızlı bir otelin açılması için kullanılmakta. Kamu alanlarından örnekler görüyorsunuz.
Burada, Hamidiye Surları var (Bkz. Resim 12). Sultan II. Abdülhamid zamanında açılmış tesisler bunlar. Bu gördüğünüz dükkânların arasında sütunlar var gördüğünüz gibi (Bkz. Resim 13). Bir sonraki fotoğrafta bu da yaklaşık 10 sene önce çekilmiş bir fotoğraf (Bkz. Resim 14). Burada gördüğünüz gibi saha hala duruyor. Alan orada ama sütunlar gitmiş yok olmuş. Belediye bu sütunların tekrar kurulması için çaba sarf etti (Bkz. Resim 15). Yani orijinali gibi bütünlüğünü koruması için. Bu oda bir diğer sub, Mithat Paşa gibi bir valinin alanı olup 19.yy. sonlarından kalmış bir örnek (Bkz. Resim 16). 10 sene önceki hali şöyleydi. Burada tabi detayları pek göremiyorsunuz fakat restorasyon yapıldı (Bkz. Resim 17). Yaklaşık 1 sene süren duvarın çatısı ve bütün ön cephesi, dükkânların ön cephesi de restore edildi. Belediyelerin, bu belediye 4 milyon kişiyi temsil ediyor. Dolayısıyla biz bu binalardan bir kaçının dışlarını daha iyi bir hale getirdik. Burası turistik bir bölge olduğu için aynı zamanda valilik pek çok sorumluluk taşıyor. Örneğin su temin etmek, kanalizasyonu gereken şekilde temin etmek. Son dönemde pek çok çalışmalar yapıldı. Şehrin ana ekseni için problem şu ki bu şehir normal yükseklikten 4 m. aşağıda. Yapılacak bütün çalışmaların çok yakından takip edilmesi gerekiyor. Bazı sütunların bulunduğu ama yapılan arkeolojik çalışmalar doğru yönde olmadı. Burada bir nehir var. Şehrin kuzeyinde akan bir nehir vardı. Bunun her iki tarafında kanallar var. Kanalizasyon yani kanalizasyon boru hatları buradan geçiyor. Trafikle ilgili problem var (Bkz. Resim 18). Ulaşımla İlgili Problem var. Bazı planlar incelendi.
Trafikle ilgili problemlerin çıkmasını engellemek için ve kolay olmayan daha az önemli bazı işlevlerin ortadan kaldırılması başka bir yere taşınması için çaba sarf edildi (Bkz. Resim 19). Başka yerlerde olduğu gibi eski Şam’da da kalkınmayla ilgili, sosyal kalkınmayla ilgili problemler var. Burada gördüğünüz Eski Şehir’in arazi kullanımını gösteriyor (Bkz. Harita 6).
Batıda çok büyük bir yoğunlaşma var. Ana eksene baktığımız zaman mavi noktalar eğitim kurumlarını temsil ediyor. Şu alanın geri kalanına bakacak olursak, bu dükkânlar sadece eski bölgelere değil bütün şehre ve bütün bölge de turistlere hizmet veriyor (Bkz. Resim 20). Zanaatkârlar çok az sayıda, geriye çok az zanaatkâr kaldı ve eskisi gibi çalışmıyorlar. Bu da mutlaka eğilinmesi gereken bir problem. Eski Şehir’de açılmakta olan restoranlar var. Giderek artan sayıda restoran açılıyor. Avlu ve avlular etrafındaki odalar ve hatta bunların üstündeki katlar kullanılıyor bunlar için (Bkz. Resim 21). Geceleri ve gündüzleri görüyorsunuz. Bu bir otel 4 yıldızlı bir otel (Bkz. Resim 22, 23). Sanırım Türkiye’de siz bunlara butik otel diyorsunuz. Buradaki bu noktalar restoranları temsil ediyor (Bkz. Harita 7). Yani çok sayıda restoran var açılmakta olan. Burada esasında pek turizm olmuyor. Çünkü bu restoranlara gelenler yabancılar değil genellikle şehrin diğer yerlerinden gelen insanlar. Önemli bir diğer şey de şu; bu hareket hızlanmakta. Yüzlerce restoran birden açıldı. Hatta 100 restorana daha izin verildi. İzin almış durumdalar. Bu da şehrin görünümünü baştan sona değiştiriyor. Burada da bir diğer haritayı görüyorsunuz (Bkz. Harita 8). Bu kırmızı eksen restoranların açıldığı yer. Bu restoranlar bu eksenin dışında da açılıyor görüyorsunuz. Burada da bu izinlerin verilmesinin nasıl bir etkisi olacağını görüyorsunuz. Çünkü sadece ekseni değil arsaları da düşünmek gerekiyor. Yani çok geniş bir bölge ve çok geniş araziler. Restoranlar tarafından kaplanmış olacak diye anlıyoruz.
Bazı insanlar hala Eski Şehir’de rahat bir biçimde yaşamlarını sürdürmekte. Diğer bazı yerler var ki burada insanlar kendi evlerini kendileri rehabilite ediyor. Kendileri geliştiriyor, bölgeyi ıslah ediyor. Ve burası valiliğin kontrolünde. Bu mekânlardan bazıları daha varlıklı insanların elinde, buraları bir kabul yeri gibi kullanıyorlar. Yani yaşadıkları yer değil ama kabullerini yaptıkları bir yer. Yani soylulaştırma diye bir şey olmuyor. Yine sanat galerileri de burada açılmakta sanatçılar, ressamlar tarafından. Bazı ressamlar gelip Eski Şehir’de çalışmayı kararlaştırıyor. Burada valilik tarafından izlenmekte olan bir hareket var. Geleneksel malzemelerin inşaat yapılarında kullanılması valilik tarafından öngörülüyor. Burada gördüğünüz bu tuğlalar gibi (Bkz. Resim 24). Bununla birlikte kapsamlı rehabilitasyon projeleri yok. Bazı bölgeler tamamen terk edilmiş durumda. Fakat Alman devleti yardımlarını teklif ediyor. Bununla ilgili bir kurumları var.
Yeni bir iyileştirme projesini geniş kapsamlı olarak teklif ediyorlar. Eski Şehir’in etrafında tampon bölge problemi var. Şam, listeye girdiğinde herhangi bir sınır yoktu. Şanslıydık ki Eski Şehir hali hazırda listeye dâhildi. Suriye’nin bununla ilgili bir kanunu var. Bununla birlikte burada bütün banliyöleri de görebiliyorsunuz. Bunların da tarihi önemi var. Eski Şehir’in etrafındaki banliyöler bunlar.
Dünya Mirası Merkezi sadece Eski Şehir’i Dünya Mirası Listesi’nde saydığını söylediğinde 1980’lerde bu konu şu bölgelerde bir problem olarak görüldü. Bununla birlikte bu komşu bölgelerde de çok önemli eski anıtlar var. Şurada ve Şurada örneğin. Burada gördüğünüz şey camii, burada otobüsler var (Bkz. Resim 25). Burası tarihi ve ticari bir bina boş alanlar var (Bkz. Resim 26). Devam edin lütfen. Bir sonraki aşamada Şam mimarisinde bu binalara benzer örnekler görüyoruz. Bunlar Osmanlı binaları. Son dönem Osmanlı binaları. Bunların avlusu bile yok. Bunlar tamamen tarihi banliyölerde. Bu banliyöler artık kadastroda yok. Çünkü listeye dâhil olma, tahsisat projelerinden sonra söz konusu oldu. Buranın adı eski Küçük İstanbul’du. Çünkü 19.yy.’da burası aristokratik, yani soylu ailelerin bulunduğu bir mahalleydi (Bkz. Resim 27). Bazı engeller karşımıza çıkıyor. Bu bölge listeye dâhildi. Ama daha sonra listeden çıkarıldı, silindi. Çok kısa bir süre içerisinde. Kral Faysal projesi vardı, Ekspres Yol. Şehrin kuzey duvarından başlayan çok ciddi bir projeydi ve bu proje beraberinde yeni bir gelişim planı getiriyordu bütün bu bölge için. Yani şehrin kuzeyindeki bütün sahayı kapsayan bu gördüğünüz Şam’ın duvarı, Şam’ın tarihi duvarları, kapıları. Bu da tarihi büyük önem taşıyan bir yer var. Dolayısıyla sivil toplum tepki gösterdi, gazeteler bu projeyi yazmaya başladı. Mimarlık öğrencileri araştırmalar yaptılar. Halkın bu konuyla, bu projeyle ilgili tartışmaları ele aldığı konular oldu. Nihayet bu proje yapılmamaya karar verildi. Burada da tarihi kasırları görüyorsunuz. Diğer bölgeler de, yine listeye girmiş olan bölgeler de burada var. Fakat bunlar Dünya Miras Listesi’nde yoktur. Dünya Miras Merkezi bir tampon bölge istiyor ve nihayet son tampon bölge çizildi. Burası Eski Şehir. Bunun etrafındaki bölgeyi görüyorsunuz. Burası resmen Dünya Miras Merkezi’ne iletildi. Ancak düzenlemeler henüz tamamlanmadı bu bölge içerisinde. Problem şu ki tampon bölge konsepti bütün tarihi bölgeleri entegre etmek için uygun değil. Dolayısıyla Şam’da hala bu açıdan belli problemler var. İlginiz için çok teşekkür ediyorum.

Yüklə 398,7 Kb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə