Dünya klasikleri : 13



Yüklə 9.99 Mb.
səhifə114/150
tarix18.06.2018
ölçüsü9.99 Mb.
1   ...   110   111   112   113   114   115   116   117   ...   150
buna vakit bulamadığım için yapmadım, baylar!» dedi. Bunu da dikkatle zapta geçirdiler. Mitya üzüntülü bir tavırla «bekledi. Sonra babasının bahçesine nasıl koştuğunu anlatmaya42
KARAMAZOV KARDEŞLER
KARAMAZOV  KARDEŞLER
43
koyuldu. Ama o sırada birden sorgu yargıcı  onu durdurup, divanın üzerinde yanıbaşında duran büyük deri çantayı açarak içinden bakır bir havaneli çıkardı. Onu Mitya'ya göstererek:
— Bunu tanıdınız mı? diye sordu. Mitya üzüntü ile güldü:
— Ha evet! Tanımaz olur muyum! Verir misiniz bir bakayım...  Hay Allah kahretsin. İstemez!
Sorgu yargıcı:
— Ondan söz etmeyi unuttunuz, diye belirtti.
— Hay Allah kahretsin! Onu sizden saklamıyacaktım herhalde, onsuz olmayacaktı bu iş değil mi? Ne dersiniz? Yalnız bir an için hatırımdan çıkmıştı.
— O halde lütfen esaslı olarak nasıl olup da onunla Bİ-lâhlanmış olduğunuzu anlatın.
— Hay hay. Onu da anlatayım baylar.
Mitya  bunu  söyledikten sonra havanelini nasıl  aldığını ve nasıl koşup gittiğini anlattı.
— Ama  böyle bir  cisimle silâhlanırken  nasıl  bir  amaç güdüyordunuz?
— Nasıl bir amaç mı? Hiç bir amacım yoktu! Yakaladığım gibi koştum işte.
— Bir amacınız yok idiyse, neden yaptınız bunu? Mitya'nın  öfkesi   başına  çıkıyordu.  Israrla  «delikanlıya»
baktı ve somurtkan bir tavırla öfkeyle güldü. Mesele şuydu: Şimdi  böyle açıktan  açığa ve kıskançlığının  hikâyesini  «bu adamlara» böylesine her şeyini ortaya dökerek anlattığı için, gittikçe daha çok utanıyordu. Birden dudaklarından:
— Boş verin havaneline canım! diye bir söz döküldü.
— İyi ama...
— İşte köpeklerden korunmak için aldım.  Sizin anlayacağınız ortalık karanlıktı... Yani her ihtimale karşı aldım.
— Peki, daha önce geceleri dışarıya çıktığınız vakit karanlıktan korktuğunuz için, yanınıza herhangi bir silâh alır mıydınız?
Mitya,  artık dayanamıyacak derecede sinirlenerek:
— Tuh Allah  kahretsin!  Sizinle konuşmaya  imkân yok baylar! diye bağırdı ve zabıt kâtibine doğru dönerek öfke-
den kıpkırmızı olmuş bir halde sesini çılgınca bir öfke ile hızlı hızlı konuşarak ona: «Hemen zapta geç... Hemen... Babamı... Fiyodor Pavloviç'i başına vurarak öldürmek için yanıma bir havaneli almış olduğumu yaz!» dedi.
Sonra sorgu yargıcına ve savcıya meydan okur gibi bakarak:
— Eh, şimdi memnun oldunuz mu baylar? İçiniz rahat
etti mi?
Savcı soğuk bir tavırla:
— Böyle bir ifadeyi bize şimdi sinirlendiğiniz ve size sorduğumuz sorulara kızdığınız için verdiğinizi çok iyi anlıyoruz. Siz bunları önemsiz şeyler sayıyorsunuz, ama bunlar aslında çok önemli, dedi.
— Canım rica ederim baylar! Eh havanelini aldım diyelim. Canım bu gibi olaylarda insan neden eline herhangi bir ,şeyi alır?  Neden  aldığımı  bilmiyorum. Yakaladığım gibi koştum işte. Hepsi bu kadar. Ayıp baylar, passons('), yoksa yemin ederim ki, anlatmaktan vaz geçeceğim!
Dirseklerini masaya, yanağını da eline dayadı. Onlara yanını dönmüştü, ve bu sahneye içinde uyanan kötü duyguyu bastırmaya çalışarak bakıyordu. Gerçekten de, o sırada kalkıp bir tek söz bile söylemiyeceğini bildirmek «bana idam cezası verseniz bile* demek için. şiddetli bir istek duyuyordu. Birden güçlükle kendisini zorlayarak:
— Bakın baylar, bakın! diye söylendi. Sizi dinliyorum da hayal görüyor gibi oluyorum...  Biliyor musunuz? Ben bazen bir rüya görürüm... Garip bir rüya... Sık sık görürüm bu rüyayı. Hep tekrar tekrar aynı şeyi  görürüm. Rüyamda güya biri, müthiş korktuğum biri, gece karanlıkta peşimden koşar, beni arar, ben de ondan kapının arkasına ya da dolabın içine saklanırım.  Saklandığım için  küçüldüğümü  hissederim.  İşin en önemli yanı, o beni kovalayan, nereye saklandığımı çok iyi bilir. Ama bende uyandırdığı korkudan ötürü zevk duymak, bana daha çok işkence etmek için, mahsus nereye saklandığımı bilmiyormuş gibi davranır... İşte siz bana şimdi bunu yapıyorsunuz!  Yaptığınız aynı şey!
Savcı:
(*)  Passons:  Geçelim  (bunu  geçelim  anlamına).44
 
—  Demek böyle rüyalar görüyorsunuz öyle mi? Mitya, acı acı gülümsedi:
— Evet böyle rüyalar görürüm... Yoksa bunu da mı zapta geçirmek istiyorsunuz?
— Hayır zapta geçirmek istemiyoruz, ama gene de acayip rüyalar görüyormuşsunuz.
— Şimdi gördüğüm artık rüya değil, gerçek baylar! Yaşamın gerçekçiliği! Ben bir kurdum, siz de avcısınız. Tabiî ki, kurdu pusuya düşürmeye çalışacaksınız.
Nikolay Parfenoviç, çok yumuşak bir tavırla:
— Böyle bir kıyaslama yapmanız boşuna... diye söze başlayacak oldu.
Ama Mitya, herhalde birden öfke gösterisinde bulunarak ruhundaki  ağırlığı hafifletmek  isteği ile:
— Boşuna değil! diye tekrar bağırdı. Ama sonradan söylediği her sözle gene  gittikçe yumuşayarak devam  etti: Bir caniye ya da sorularınızla işkence ettiğiniz bir zanlıya inan-mıyabilirsiniz. Ama en soylu kişiye, ruhun en yüksek atılışlarına, (bunu cesaretle bağıra bağıra söylüyorum!) hayır buna,  inanmamazlık  edemezsiniz...  Buna  hakkınız  bile yok... Ama...
«Sus yüreğim
Sabret, boyun eğ ve sus!...»
Birden canı sıkıldı. Hemen:
— Canım devam etmeye lüzum var mı? diye kestirip attı: Nikolay Parfenoviç:
— Tabiî, lütfen devam edin, diye karşılık verdi.
ÜÇÜNCÜ ÇİLE
Mitya gerçi soğuk bir tavırla konuşmaya oaşlarnıştı ama belliydi ki, anlattıklarını unutmamak, söylediklerinin en küçük bir noktasını akıldan çıkarmamak için çaba sarfediyordu. Duvardan atlayarak babasının bahçesine nasıl girdiğini, pencereye kadar nasıl yürüdüğünü, sonunda da pencerenin önün-
KARAMAZOV  KARDEŞLER                                            45
de olup biten her şeyi anlattı. «Gruşenka, babasının yanında mı, değil mi?» diye öğrenmek için can attığı o sırada, bahçede tüm varlığını sarsmış olan duyguları, her sözü açık ve kesin bir tavırla, sanki kalıplaşmış şeyler söylüyormuş gibi bir bir anlattı. Ama ne gariptir ki, savcı da sorgu yargıcı da bu kc3 onu ciddi bir tavırla dinliyor, soğuk bakıyor ve ona çok daha az soru soruyorlardı. Mitya, yüzlerinden hiç bir şey anlayamı-yordu. «Kızdılar, öfkelendiler, eh ne yapayım Allah belâlarını versin!» diye düşündü.
Babasının pencereyi açması için, ona Gruşenka gelmiş gibi bir işaret verdiğini anlatmaya karar verdiği vakit, savcı da sorgu yargıcı da «işaret» sözüne hiç dikkat etmediler. Sanki bu sözün ne önemi olduğunu anlamıyorlardı, o kadar kayıtsız kaldılar ki, bunu Mitya bile farketti. Sonunda babasının pencereden sarktığı ve içinde müthiş bir nefret duyarak cebinden havanelini çıkardığı anda, birden mahsusmus gibi durakladı. Oturduğu yerden duvara bakıyor ve herkesin gözünü ona diktiğini biliyordu.
Sorgu yargıcı:
— Eli, sonra?  dedi.  Silâhı  çektiniz,  sonra... Sonra  ne
oldu?
Mitya, gözleri kıvılcımlar saçarak:
— Sonra mı? Sonra onu öldürdüm... Bir darbe indirerek kafatasnı yardım...  Sizce  öyle  değil  mi?
İçinde sönmeye yüz tutmuş olan tüm öfke birden ruhunda müthiş bir şiddetle tekrar uyanmıştı. Nikolay Parfenoviç:
— Bizce öyle, diye onun sözünü tekrarladı. Peki, ya sizce
nasıl oldu?
Mitya gözlerini yere indirdi ve uzun süre sustu. Sonra al-
çak sesle:
— Bence baylar, bence şöyle oldu, dedi. Neyin etkisi oldu bilmiyorum. Biri benim için gözyaşı mı döktü, annem mi Tan-"''ya yalvardı, yoksa o anda günahsız bir ruh üzerime doğru inip beni kucakladı mı, bilmiyorum. Yalnız bildiğim bir şey--varsa, o anda şeytan yenildi! Pencerenin önünden fırlayarak duvara doğru koştum Babam korktu, beni ilk kez o zaman görmüştü, bir çığlık  attı  ve pencerenin önünden  çekildi... Bunu çok iyi hatırlıyorum. Ben de bahçeden doğru   duvara46
KARAMAZOV KARDEŞLER
KARAMAZOV KARDEŞLER
47
koştum... îşte o zaman Grigoriy bana yetişti, o sırada artık bahçe duvarına tırmanmıştım...
Tam bu noktada artık gözlerini kaldırıp kendisini dinleyenlere baktı. Kendisine büsbütün kayıtsız bir dikkatle bakıyor gibiydiler. Mitya'nın tüm varlığı bir öfke dalgası içinde titredi. Birden sözünü keserek:
— Siz benimle şu anda alay ediyorsunuz, baylar! dedi. Nikolay Parfenoviç:
— Bunu nereden çıkarıyorsunuz? diye sordu.
— Çünkü benim hiç bir sözüme inanmıyorsunuz da ondan!  Sanki en önemli noktaya  geldiğimi  bilmiyor muyum? İhtiyar orada kafatası yarılmış olarak yatıyor. Oysa ben size dramatik bir hava içinde  onu  nasıl öldürmek istediğimi ve artık havanelini cebimden çıkarmış olduğumu bile anlattıktan sonra birden pencerenin önünden koşarak ayrıldığımı söylüyorum... Baştanbaşa roman! Hem de şiir halinde! Sanki genç bir adamın sözüne inanılırmış gibi! Ha! Ha!  Ha!  Siz birer alaycıdan başka bir şey  değilsiniz baylar!
Sonra bütün vücudu ile oturduğu iskemleden öyle bir döndü ki, iskemle çatırdadı. Savcı birden sanki Mitya'nın heyecanını görmemiş gibi:
— Peki farketmediniz mi? diye söze başladı. Pencereden koşarak uzaklaştığınız sırada evin  öbür ucunda  olan bahçe kapısının açık olup olmadığını farketmediniz mi?
— Hayır açık değildi.
— Açık değil miydi?
— Hayır, aksine kilitliydi. Kilitli olduğuna göre kim açabilirdi onu? Hay Allah! Kapıyı diyorsunuz, değil mi, durun!
Bunu sanki yeni aklı başına gelmiş gibi söylemişti. Birden irkilir gibi oldu.
— Siz o kapıyı açık mı buldunuz yoksa?
— Açık bulduk ya.
Mitya  birden  şaşırıp kaldı:
— İyi ama eğer siz onu açmadınızsa, kim açmış olabilir o kapıyı?
Savcı, sözlerinin üzerinde dura dura, ağır ağır, ayrıntılı bir şekilde:
— Kapı açık duruyordu. Babanızın katili muhakkak o kapıdan içeri girmiş ve cinayetini işledikten sonra aynı kapı-
dan çıkıp gitmiştir, dedi. Bizim için bu apaçık bir şey. Cinayetin odada işlendiği belli. Ama bu cinayeti pencerenin öbür tarafında bulunan biri işlemedi. Bu, yerinde yapılan inceleme sonucunda cesedin duruşundan ve diğer her şeyden kesin olarak anlaşılmıştır. Bu noktada hiç bir şüphe olamaz.
Mitya hayretler içindeydi. Kendini tamamen kaybederek:
— İyi ama bu imkânsız baylar! diye bağırdı. Ben... Ben girmedim içeri... Kesin olarak, gerçeği olduğu gibi bildirerek size söylüyorum ki, bahçede bulunduğum bütün süre içinde ve bahçeden kaçtığım sırada kapı kapalıydı. Ben yalnız pencerenin önünde durdum ve onu pencereden gördüm. Sadece orada durdum, sadece... Son dakikaya kadar öyle olduğunu hatırlıyorum. Hatırlamasam bile bundan bir şey çıkmaz, çünkü biliyorum ki o «işaretler»! bir Smerdyakov, bir ölen babam, bir de ben biliyorduk. O ise bu işaretleri almadan dünyada hiç kimseye kapıyı açmazdı!
Savcı, karşısındakini yutmak istiyormuş gibi müthiş bir merak içinde:
— İşaretler mi? Ne işaretleri? diye sordu ve o ağır başlı ciddi tavrı bir anda yok oluverdi.
Bu soruyu sanki çekine çekine, sürüne sürüne yaklasıyor-muş gibi sormuştu. Önemli bir olaya, daha kendisinin bilmediği bir olaya parmak bastıklarını hissetmişti. Hemen de belki Mitya onu tam olarak açıklamaz diye bir korkuya kapıldı.
Mitya, alaylı bir tavırla ve öfkeyle gülümseyerek göz kırptı:
— Ya, demek bilmiyordunuz?  dedi. Ya söylemezsem  ne olacak? O zaman bunu kimden öğreneceksiniz? Bu işaretleri ölenden, Smerdyakov'dan ve benden başka kimse bilmiyordu ki! Bir de Tanrı biliyordu tabiî! Ama «O» size bunların ne olduğunu söylemez ki! Oysa bu küçücük olay meraklı bir şey. Ona dayanarak Allah bilir neler uy durulabilir, ha!  ha!  ha! Korkmayın baylar, korkmayın açıklayacağım. Aklınızdan geçenler saçma, siz karşınızdakinin nasıl bir insan  olduğunu bilmiyorsunuz! Öyle bir insan karşısındasınız ki, kendi aleyhine deliller ileri sürüyor, kendi zararına ifade veriyor! Evet öyle baylar, çünkü ben mert bir insanım, ama siz öyle değilsiniz!
Savcı bu acı hapların hepsini yuttu, o yalnız yeni olayı48
KARAMAZOV KARDEŞLER
KARAMAZOV KARDEŞLER
49
öğrenmek için sabırsızlık içinde titriyordu. Mitya onlara Fi-yodor Pavloviç'in Smerdyakov için icadettiği işaretlerle ilgili olan ne varsa hepsini olduğu gibi tüm ayrıntıları ile anlattı, hatta o vuruşları masayı tıkırdatarak tekrarladı ve Nikolay Parfenoviç, ona ihtiyarın penceresini «Gruşenka gedi anlamına gelecek şekilde mi tıkırdattığını sorunca, doğru söyleyerek, gerçekten öyle yani: «Gruşenka geldi» anlamına gelecek şekilde tıkırdatmış olduğunu söyledi.
Sonra gene hakaret dolu bir tavırla öbür tarafa dönerek sözünü:
—  Hadi bakalım,  şimdi  pireyi deve  yapabilirsiniz, diye kesti.
Nikolay Parfenoviç, bir kez daha:
— Demek bu işaretleri yalnız müteveffa babanız, siz, bir de uşağınız Smerdyakov biliyordu. Başka hiç kimsenin haberi yoktu öyle mi? diye sordu.
—  Evet. Uşağımız  Smerdyakov,  bir  de Tanrı  biliyordu. Tanrının da bildiğini zapta geçirin. Bunu zapta geçirmek gereksiz bir şey olmayacak. Çünkü sizin de Tanrıya ihtiyacınız olacak!
Sonra tabiî bunları da zapta geçirmeye başladılar. Ama zapta geçirirlerken, savcı birden sanki aklına yepyeni bir düşünce takılmış gibi:
— Madem bu işaretleri Smerdyakov da biliyordu ve siz babanızın ölümünden suçlu olduğunuzu kesin olarak reddediyorsunuz, o halde acaba, kararlaştırılan işaretleri vererek babanızı kendisine pencereyi açmaya zorlayan, sonra da cinayeti işleyen... o olmasın?
Mitya çok alaycı, aynı zamanda müthiş bir nefret taşıyan bir bakışla savcıya baktı. Gözlerini hiç ayırmadan ve konuşmadan bakıyordu. O kadar ki sonunda savcının gözleri kırpışmaya başladı. O zaman Mitya:
— Hah gene bir tilki yakaladınız! dedi. Keratanın kuyruğunu kapana kıstırdınız! Ha! Ha! Ha! Ben içinizden geçenleri okuyorum, bay savcı! Demek hemen yerimden fırlayarak bana söyletmek istediğiniz şeye, dört elle sarılıp avazım çıktığı kadar:  «Ah,  bunu yapan  Smerdyakov'dur, işte  katil odur!» diye bağıracağımı sandınız. İtiraf edin ki, bunu düşündünüz. İtiraf ederseniz o zaman devam ederim.
Ama savcı bunu açıklamadı. Susuyor ve bekliyordu. Mitya:
— Yanıldınız işte, «Smerdyakov'dur» diye bağırmıyacağım!
—  Ondan hiç şüphe etmiyorsunuz, öyle mi?
— Ya siz şüphe ediyor musunuz?
— Ondan da şüphe edilmiştir.
Mitya gözlerini yere indirdi. Somurtkan bir tavırla:
— Şaka bir tarafa, diye söylendi. Dinleyin: Daha başlangıçta, daha şu perdenin öbür tarafından çıkıp koşarak yanınıza geldiğim  sırada, aklımdan  bu  düşünce  geçmişti.  Kendi kendime  «Smerdyakov'dur!»  dedim.     Burada  masa başında otururken, ellerimi kana bulamadığımı bağıra bağıra söylediğim vakit bile içimden:  «Smerdyakov'dur!» diye düşünüyordum. Smerdyakov'un düşüncesi beni bir türlü rahat bırakmıyordu. Sonunda birden gene  «Smerdyakov'dur!» diye düşündüm. Ama yalnız bir saniye  için. Hemen  ardından  «Hayır, Smerdyakov  değildir!»  dedim  kendi kendime. Bu,  onun işi
olamaz baylar.
Nikolay Parfenoviç ihtiyatlı bir tavırla:
— O halde belki bir başka kimseden şüphe ediyorsunuz?
diye sordu.
Mitya kesin bir tavırla:
— Hayır. Ama kim, hangi insan bu işi yapmış olabilir? Yoksa bu gökten inme bir kuvvetin ya da şeytan'ın işi mi, bilmiyorum, ama... Smerdyakov olamaz! diye kestirip attı.
— Peki bu işi, onun yapmamış olduğunu neden bu kadar kesin ve bu kadar ısrarlı bir şekilde, söylüyorsunuz?
— Bu kanıdayım da ondan! Bende bıraktığı izlenimlerden. Çünkü Smerdyakov, yaratılış bakımından alçağın biridir, üstelik korkaktır. Hatta onun için «korkak» demek bile azdır. Dünyada ne  kadar korkaklıklar varsa bir  araya getirilip  o iki ayaklı varlığın içine doldurulmuştur. Tavuk yüreği vardır onda. Benimle konuşurken, her seferinde onu gebertirim diye tiril tiril titrerdi. Oysa elimi bile kaldırmadım ona. Ayaklarıma kapanır,  onu  «korkutmayayım»  diye düpedüz  yalvararak şu gördüğünüz  çizmelerimi ağlaya ağlaya  öperdi.  Duydunuz ya «korkutmamayım»  diye. O  ne  biçim  sözdü! Oysa  ben ona hediyeler bile verirdim. O hastalıklı, korkak, saralı, akılsız tavuğun biridir. Sekiz yaşında bir 'çocuk bile hakkından gelir onun! Öyle karakter olur mu? Hayır Smerdyakov değildir bay-50
KARAMAZOV KARDEŞLER
lar. Hem zaten o parayı sevmez. Benden hiç hediye almazdı. Hem ihtiyarı neden öldürsün? Belki de onun meşru olmayan oğludur, ne bileceksiniz?
— Bu efsaneyi biz de işittik. Ama siz de babanızın oğlusunuz  ve  öyleyken kendiniz bile  onu  öldürmek istediğinizi herkese söylediniz.
— Bu taş basımı  yardı!  Hem  de  alçakça, kötü niyetle atılan bir taştı bu! Öyleyken korkmuyorum. Ah baylar, bunu benim yüzüme karşı söylemek çok alçakça bir şey oluyor! Alçakça bir şey, çünkü bunu, ben kendim size söyledim. Yalnız öldürmek istemedim, öldürebilirdim de. Hatta daha fazlasını da yaptım. Size kendiliğimden «onu  az kalsın öldürecektim» dedim. Ama  öldürmedim işte onu. Koruyucu meleğim bana engel cldu ya... Bunu bir türlü hesaba katmak istemiyorsunuz. İşte onun için alçakça bir şey oluyor, alçakça bir şey! Çünkü ben öldürmedim, öldürmedim, diyorum! İşitiyor musunuz beni bay savcı? Öldürmedim, öldürmedim, diyorum!
Az kalsın tıkanacaktı. Tüm sorgu süresince bir kez olsun böyle bir heyecana gelmemişti.
Bir süre sustuktan sonra birden:
— Peki, Smerdyakov size ne  dedi  baylar? Bunu  sizden sorabilir miyim? diye sordu.
Savcı soğuk ve sert bir tavırla:
— Bize her şeyi sorabilirsiniz, dedi. Olayla ilgili olan her şey konusunda bize soru sorabilirsiniz. Biz de, tekrar ediyorum,  her  sorunuza karşılık  vermek  zorundayız. Sorduğunuz uşak Smerdyakov'u, belki arka arkaya onuncu kezdir tekrarlanan bir sara krizine tutulmuş olarak, kendinden geçmiş bir halde  yatağında  bulduk.  Hatta  yanımızda bulunan  doktor, hastayı muayene ettikten sonra bize belki yarına kadar hayatta kalmıyacağım söyledi.
Mitya'nın dudaklarından elinde olmayarak şu sözler döküldü:
— O halde babamı şeytan öldürdü!
Sanki o ana kadar hep durmadan kendisine «Smerdyakov mu yoksa değil mi?» diye sormuştu. Nikolay Parfenoviç,
— Bu konuya yeniden döneceğiz, diye karar verdi. Şimdi isterseniz ifade vermeye devam edin.
KARAMAZOV KARDEŞLER
51
Mitya, dinlenmesine izin vermelerini rica etti. Ona nezaketle izin verdiler. Dinlendikten sonra devam etti. Ama belliydi ki, bu ona ağır geliyordu. Bitkin bir haldeydi. Kendisini hakarete uğramış hissediyordu ve moral bakımından çok sarsılmıştı. Bundan başka, savcı şimdi artık sanki mahsusmuş gibi her an onu «önemsiz» konulara takılarak sinirlendirmeye başlamıştı. Mitya bahçe duvarının üzerine ata biner gibi oturduğu sırada sol bacağına yapışmış olan Grigoriy'in başına havaneli vurduğunu, sonra da yere yığılan adamın yanına atladığını anlatır anlatmaz, savcı onu durdurdu ve duvarın üzerine nasıl oturduğunu daha ayrıntılı bir şekilde anlatmasını istedi. Mitya şaşırdı:
—  İşte böyle oturuyordum, ata biner gibi. Bir bacağım bir yanda, öbür bacağım bir yanda...
— Havaneli ne oldu?
— Havaneli elimdeydi.
—  Cebinizde  değil  miydi?  Bunu anlattığınız  gibi  iyice hatırlıyor musunuz?  Kolunuzu şiddetle  mi  savur dunuz?
— Herhalde şiddetle savurmuşumdur. Neden bunun üzerinde duruyorsunuz?
—  İskemlenin  üzerine  tıpkı  duvarın üzerine  çıktığınız zaman olduğu gibi otursanız ve bize durumu daha belirli olarak göstermek için aynı hareketleri yapsanız, kolunuzu nereye, nasıl savurduğunuzu bir gösterseniz, olmaz mı? dedi.
Mitya,  kendisine soru soran adama  yüksekten bakarak:
— Yoksa siz benimle alay mı ediyorsunuz? diye sordu.
Ama berikinin yüzünden kıl bile kıpırdamadı. Mitya titreyerek döndü, iskemlenin üzerine ata biner gibi bindi ve kolunu savurdu.
— İşte böyle vurdum! İşte böyle öldürdüm! Daha ne istiyorsunuz?
— Teşekkür ederim. Şimdi neden aşağıya atladığınızı, bu-nu ne amaçla yaptığınızı, niyetinizin ne olduğunu söyler misiniz?
— Hay Allah kahretsin!... Yaralananın yanına atladım... Neden olduğunu bilmiyorum!
— Öyle bir heyecan içindeyken mi? O sırada oradan kaç-mayaa çalıştığınız halde mi?52
 
 
53
— Evet, heyecan içinde olduğum ve oradan kaçmaya çalıştığım halde.
— Ona yardım etmek mi istiyordunuz?
— Ne yardımı? Evet belki de yardım etmek için. Hatırlamıyorum.
— Kendinizi mi kaybetmiştiniz? Yani ne yaptığınızı bilemeyecek durumda mıydınız?
— Yok canım, hiç de kendimi kaybetmiş  değildim, her şeyi hatırlamıyorum, en ince noktasına kadar herşeyi. Ona bakayım diye yanına atladım ve mendille yüzünü sildim.
— Mendilinizi gördük. Yaraladığınız   adamı tekrar hayata kavuşturmak umudunda mıydınız?
— Bunu umut edip etmediğimi bilmiyorum. Sadece sağ mı, değil mi, onu anlamak istedim.
— Ya, bunu anlamak istediniz demek? Peki sonra ne oldu?
— Ben doktor değilim. Karar veremedim. Öldürdüm zannederek kaçtım. Meğer kendine gelmiş.
Savcı:
— Mükemmel!  dedi. Size teşekkür ederim. Bana gereken yalnız bu idi. Lütfen bir zahmet devam ediniz.
Ne yazık ki, içinde bir acıma duygusu ile yere atlamış olduğunu söylemek Mitya'nın aklına bile gelmedi, oysa bunu hatırlıyordu, hatta Grigoriy'i öldürdüğünü sanarak birkaç acıklı söz bile söylemiş: «Madem yakalandın ihtiyar, yapılacak bir şey yok, şimdi yat bakalım» demişti. Savcı ise bundan yalnız bir tek sonuç çıkarmıştı: «Öyle bir anda ve böyle bir heyecan> içinde bulunan bir adam duvardan sadece kesin olarak cinayetin tek görgü tanığı sağ mı yoksa değil mi, diye öğrenmek için yere atlamıştı! Böyle bir anda bile bunu yaptığına göre ne güçlü, ne kararlı, ne serinkanlı, hem de ne kadar hesabı bir insandı... Bu ve buna benzer şeyler aklına gelmişti. Savcı memnundu. Sinirli bir adamı «önemsiz» şeyler üzerinde dura dura çileden çıkarmış, o da kendini ele vermişti.
Mitya, üzüntü içinde devam etti. Ama Nikolay Parfenoviç gene sözünü kesti:
— Nasıl oluyor da böyle elleriniz kanlı iken, hatta sonradan öğrenildiğine göre yüzünüz de kan içindeyken hizmetçi Fedosya Markovna'nın evine koştunuz?
Mitya:
— Canım zaten ben o zaman kan içinde olduğumu hiç farketmedim ki!  diye karşılık verdi!
Savcı, Nikolay Parfenoviç ile bakıştı.
— Doğru söylüyorlar, öyle olur!
Mitya, birden savcının sözünü beğendiğini belirten buta vır la:
— Gerçekten farketmedim, bunu çok güzel söylediniz bay savcı, dedi.
Ama sonradan Mitya'nın birden «aradan çekilme» ve «mutlu olanların yanından geçip gitmesine imkân verme» hikâyesine sıra geldi. Tabiî bu sefer deminki gibi içinden geçenleri ortaya dökerek, onlara «gönlünün sultanını» anlatamazdı. Yüzüne «deriye yapışan tahta kuruları gibi» bakan o soğuk insanların karşısında bundan söz etmek ona hoş görünmüyordu. Bu yüzden tekrar tekrar sorulan sorulara kısaca ve kesin bir tavırla:
— Eh, ne yapalım kendimi öldürmeye karar verdim işte. Yaşamaya devam etmem için bir neden var mıydı? Bu soru
. zihnimde kendiliğinden ortaya çıkmıştı. Onun eski, itiraz edi-lemiyecek ve gururunu kırmış olan erkeği aradan beş yıl geçtikten sonra işi meşru bir nikâhla sonuçlandırmak için çıka gelmişti. O gelince de ben artık benim için her şeyin mah-volduğunu anladım. Geride olanlara bakınca, işte bu rezaletler, bu kan, Grigoriy'in kanı aklıma geliyordu... Ne diye ya-Şiyacaktım sanki? Bunu düşününce tabiî rehindeki tabancaları almaya gittim. Onları -doldurup gün doğarken kafama bir kurşun sıkacaktım...
— Ama geceyi ziyafette geçirdiniz, değil mi?
—  Gece de ziyafetteydim ya! Eee, Allah kahretsin! Bu işi çabuk bitirin baylar. Tabanca ile kesin olarak intihar etetmeye  kararlıydım.  Surda köyün  arkasında  sabahın beşinde
işimi bitirecektim. Bir kâğıt hazırlamış, Perhotin'de yazmış-n onu, tabancalı doldururken, îşte kâğıt burada, okuyun. Birden küçümseyen bir tavırla:
— Bunları sizin için anlatmıyorum! dedi.
Yelek cebinden bir kâğıt çıkarıp masanın üzerine fırlattı, i Soruşturma memurları kâğıdı merakla okudular ve gerektiği Bibi onu evrakın arasına kattılar.54
KARAMAZOV KARDEŞLER
 
55
— Peki. bay Perhotin'in evine girdiğiniz vakit, hâlâ ella. tinizi yıkamayı düşünmüyor muydunuz?  Demek  şüphelerden korkmuyordunuz ?
—  Ne şüphesi?  İster şüphe  etsinler  ister  etmesinler... Nasıl olsa dört nala buraya gelecek, saat beşte de kendimi tabanca ile vuracaktım ve bana bir şey yapmaya vakit bula-mıyacaklardı. Eğer babamla olan o işler olmasaydı, bir şey öğrenemeyecek buraya da gelemeyecektiniz! Ah! Bu işi şeytan yapmıştır. Babamı şeytan öldürmüştür! Siz de olup bitenleri ou kadar çabuk şeytandan öğrendiniz herhalde. Nasıl oluya da, buraya  bu  kadar  çabuk  geldiniz? Şaşılacak  şey!  Öyle bir şey insanın hayalinden geçmez!


Dostları ilə paylaş:
1   ...   110   111   112   113   114   115   116   117   ...   150


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə