Dünya klasikleri : 13



Yüklə 9.99 Mb.
səhifə118/150
tarix18.06.2018
ölçüsü9.99 Mb.
1   ...   114   115   116   117   118   119   120   121   ...   150
Maksimov'u çabucak bıraktılar. Sonunda sıra Gruşenka'-ya. geldi. Soruşturma memurları, herhalde Gruşenka'nın gelişinin Dimitriy Fiyodoroviç üzerinde yapacağı etkiden çekmiyorlardı; bu yüzden Nikolay Parfenoviç Mitya'ya ikaz olsun diye birkaç söz bile söyledi. Ama Mitya hiç konuşmadan «merak etmeyin karışıklık olmayacak» anlamında başını eğdi.
Gruşenka'yı Mihayıl Makaroviç, kendi eliyle getirdi. Genç kadın ciddî ve hüzünlü, ama görünüşte hemen hemen sakin bir yüzle geldi. Sessizce Nikolay Parfenoviç'in karşısına ken-disine gösterilen iskemleye oturdu. Çok solgundu, üşüyor gibi görünüyordu ve o harikulade güzel siyah şalına iyice sarını-yordu. Gerçekten ateşle karışık hafif bir titreme başlamıştı.90
KARAMAZOV KARDEŞLER
KARAMAZOV  KARDEŞLER
91
Bu uzun bir hastalığın, genç kadının o geceden sonra çektiği hastalığın başlangıcıydı. Ciddî görünüşü, açık ve ağırbaşlı bakışları, sakin tavırları herkesin üzerinde çok olumlu bir izlenim bırakmıştı. Hatta Nikolay Parfenovic birazcık «Gönlünü kaptırır gibi» oldu. Sonradan bazı yerlerde bunları anlatırken, ancak o anda bu kadının «ne kadar güzel» olduğunu far-kettiğini, doğru söylemek gerekirse onu eskiden de birkaç kez görmüş olduğunu, ama her zaman onu «taşralı bir aşifte» saydığını açıkladı. Bir gün de kadınların bulunduğu bir toplantıda büyük bir hayranlıkla «o kadında en yüksek sosyeteye mensup bir kadının tavırları var» diye ağzından kaçırdı. Ama bu sözlerini müthiş bir öfke ile dinlediler ve bunları söylediği için «siz çok yaramazsınız» dediler. O da kendisine böyle denildiği için çok memnun kaldı.
Gruşenka odaya girince belli etmeden göz ucuyla Mitya'-ya bakmıştı. Mitya da o içeri girer girmez gözlerini ona çevirmişti. Ama o andaki hali, Mitya'yı hemen sakinleştirdi. Kaçınılması imkânsız ilk sorulardan ve öğütlerden sonra Nikolay Parfenovic, gerçi biraz kekeleyerek, ama gene de elinden geldiği kadar nazik bir tavırla ona «emekliye ayrılmış bulunan teğmen Dimitriy Fiyodoroviç Karamazov'la ilişkileriniz nedir?» diye sordu. Buna Gruşenka alçak sesie, ama kesin olarak karşılık verdi:
— Ahbabımdı. Son ay içinde onu evime sadece bir ahbap olarak kabul ettim.
Ondan sonra merakla sorulan sorulara da açıkça «zaman zaman» hoşuna gitmekle birlikle, onu hiç bir zaman sevmemiş olduğunu, ama mahsus baştan çıkardığını (bunu söylerken «âdice bir hırstan ötürü» demişti) tıpkı o «ihtiyarcığı» olduğu gibi gönlünü çeldiğini, Mitya'nın kendisini Fiyodor Pavîoviç'ten ve herkesten kıskandığını farkettiğini, ama bütün bunlarla yalnız için için eğlendiğini söyledi. Fiyodor Pav-loviç'e gitmeyi ise hiç bir zaman aklından geçirmediğini, sadece onunla alay ettiğini açıkladı. «O ay içinde ikisini de düşünecek halim yoktu: ben başka bir adamı bekliyordum, bana karşı suçlu olan birini... Yalnız öyle sanıyorum ki, bu konuda merak göstermeniz, benim de size karşılık vermem gerekmez, çünkü bu benim özel işim!» diye sözünü bitirdi.
Nikolay Parfenovic de hemen dediği gibi yaptı: Hikâyenin «romantik» noktaları üzerinde ısrar etmekten vazgeçti-
noğrudan doğruya ciddî konuya, aynı zamanda o sırada en önemli olan o üç bin ruble meselesine tekrar döndü. Gruşen-t-a, bir ay önce Mokroye'de gerçekten üç. bin ruble'nin harcanmış olduğunu, gerçi kendisinin bu parayı saymadığını, ama Dimitriy Fiyodoviç'ten bunun üç bin ruble olduğunu işittiğini söyledi.
Savcı hemen:
— Kendisi sizinle başbaşa iken mi bunu söyledi? Yoksa bunu başkaları ile konuştuğu sırada mı işittiniz? diye sordu:
Gruşenka, başkalarının yanında da, Mitya başka kimselere söylediği vakit de, kendisi ile başbaşa olduğu zamanlarda da bunu ondan işitmiş olduğunu bildirdi.
Savcı gene:
— Onunla başbaşa iken bir kez mi, yoksa birkaç kez mi işittiniz bunu kendisinden? diye sordu ve Gruşenka"nın bunu birkaç kez işitmiş olduğunu öğrendi.
İppolit Kirilîovic, bu ifadeden çok memnun kaldı. Daha sonra sorulan sorulardan da Gruşenka'nın, Dimitriy Fiyodo-roviç'in bu parayı nereden bulduğundan, yani onları Katerina İvanovna'dan almış olduğundan haberi olduğu meydana çıktı.                        
— Peki, bundan bir ay önce Dimitriy Fiyodoroviç'in burada üç bin değil de, daha az bir para harcamış olduğunu ve bu paranın tam yarısının kendisine ayırmış olduğunu hiç işitmediniz mi?
Grusenka:
— Hayır, bunu hiç  işitmedim, diye  ifade  verdi.
Sonra Mitya'nın aksine tüm o ay içinde Gruşenka'ya sık sık beş parasız kaldığından söz etmiş olduğu anlaşıldı. Gru-Şenka, sözlerini «.hep babasından para almayı bekliyordu» di-ye bitirdi.
Nikolay Parfenovic, birden:
Peki, sizin yanınızda... Şöyle lâf arasında ya da sinir-bir sırada hiç babasının hayatına kastetmek niyetinde
söylemedi mi? Gruşenka içini çekti:
— Ah, söyledi ya!
— Bir kez mi, yoksa birkaç kez mi söyledi?
— Birkaç kez söyledi. Hep kızdığı zaman söylerdi.92
KARAMAZOV KARDEŞLER
KARAMAZOV KARDEŞLER
93
— Peki, siz bu niyetini gerçekleştireceğine inanıyor dunuz?
Gruşenka, kesin bir tavırla:
— Hayır, hiç  bir zaman  inanmadım, vicdanlı bir olduğuna güveniyordum.
Mitya, birden:
— Baylar izin verin! İzin verin, şurada, yanınızda Agra-fer.a Aleksandrovna'ya bir  tek söz söyleyeyim. Nikolay Parfenoviç:
— Buyurun söyleyin, diye izin verdi. Mitya, iskemleden kalktı:
— Agrafena  Aleksandrovna,  Tanrı'ya inanır gibi şu sözüme inan ki, dün öldürülen babamın katlinden ben suçlu değilim !
Mitya, bunu söyledikten sonra tekrar gene iskemlenin üzerine oturdu. Gruşenka yerinden kalkıp inançla tasvire doğru dönüp haç çıkardı. Heyecanlı, duygulu bir sesle:
— Şükürler olsun sana Tanrım! dedi. Sonra daha yerine oturmadan Nikolay Parfenoviç'e doğru döndü: Şimdi ne söylediyse,  ona  inanın!  Ben onu tanırım;     gevezelik etmesine eder, ya başkalarını güldürmek için, ya da inadından,   ama vicdanına aykırı olan bir şey yapmaz, hiç bir zaman yalan söylemez!  Doğruyu olduğu gibi söyler, inanın buna!
Mitya, titrek bir sesle:
— Teşekkür ederim Agrafena Aleksandrovna, «Bana cesaret verdin,» dedi.
Dünkü paralar konusunda sorular sorulunca grusenka ne kadar para olduğunu bilmediğini ama Mitya'nın, bir akşam önce birçok insanlara yanında üç bin ruble getirmiş ol-düğünü söylerken bunu işittiğini açıkladı. Bu paraları nereden aldığına gelince Gruşenka: «Dimitriy bunların Katerina İvanovna'dan çalmış olduğunu söylemişti» dedi, kendisinin de buna karşılık, o paraları çalmamış olduğunu, onları hemen ertesi günü geri vermesi gerektiğini söylemiş olduğunu bildirdi. Savcı «Dimitriy Fiyodoroviç, Katerina İvanovna'dan Pa' ra çaldığını söylerken dünkü üç binden mi, yoksa burada bir ay önce harcanmış olan paralardan mı söz ediyordu?» diye sorunca, Gruşenka, anladığına göre bir ay önceki paralardan bahsettiğini söyledi.
Gruşenka'yı sonunda serbest bıraktılar. Bu arada
lay Parfenoviç, hemen ona isterse derhal kente dönebileceğini, eğer herhangi bir yardımda bulunabilirse, örneğin at filân buldurmak gerekirse, ya da kendisini geçirecek bir adama ihtiyacı varsa, elinden geleni...
Gruşenka, önünde eğilerek:
__ Çok teşekkür ederim, dedi. Ben o ihtiyarcıkla birlikte, o çiftçi ile birlikte giderim, onu evine kadar götürürüm. Ama şimdilik izin verirseniz, Dimitriy Fiyodoroviç için vereceğiniz kararı aşağıda bekleyeceğim.
Gruşenka dışarı çıktı. Mitya, sakindi, hatta büsbütün cesaret bulmuş gibi bir hali vardı. Ama bu yalnız bir an sürdü. Gittikçe garip, fizikî bir güçsüzlük, bir bitkinlik hissediyordu. Yorgunluktan gözleri kapanıyordu.
Artık tanıkların sorgusu bitmişti. Mitya, ayağa kalktı, iskemlesinden köşeye, perdenin bulunduğu -yere geçti, hancının halı ile örttüğü büyük sandığın üzerine uzandı ve hemen uyudu. Bulunduğu yerle de, olup bitenlerle de hiç bir ilgisi olmayan garip bir rüya görüyordu. Güya bozkırda bir yerlerden çok eskiden görevli olduğu yerlerden geçiyordu; bir köylü onu iki at koşulmuş arabası ile yağmurda çamurda götürüyordu. Yalnız Mitya üşüyor gibiydi. Kasımın başlangıcıydı ve gökten iri iri parçalar halinde kar yağıyor, kar tanecikleri de yere düşer düşmez eriyorlardı. Köylü de onu hızlı götürüyor, kamçısını savurup duruyordu. Şöyle uzun kızıl bir sakalı vardı. Kendisi de tam ihtiyar değil, belki elli yaşlarında, etine dolgun bir adamdı. Sırtında kül rengi bir köylü kaftanı vardı, işte böyle giderken, birden biraz ilerde köy görünmüştü; kara, kapkara izbeler... İzbelerin yansı da yanmıştı. Geride yalnız yanmış, isten kararmış kalaslar görünüyordu. Köyün girişinde, köylü kadınları yanyana durmuşlardı. Dizi Dizi bir sürü kadın! Hepsi de zayıf, kanları çekilmiş, yüzleri de garip kahverengi bir renk almıştı. Özellikle bir tanesi uzun boylu, kemikli, kırk yaşlarında kadar görünen, ama as-lında belki de yalnız yirmi yaşında olan bir kadın dikkati çekiniyordu Uzun zayıf bir yüzü vardı. Kollarının arasında da bir ağlıyordu. Göğüsleri de kendisi gibi öyle kurumuştu. İç-
de herhalde bir damla bile süt yoktu. Bebek de ağlıyor, aglıyor ve mini mini kollarını, uzatıyordu. Yumruk yaptığı
lak elleri nerdeyse soğuktan büsbütün kararmıştı.
Banlarından rüzgâr gibi   geçerken Mitya:94
KARAMAZOV KARDEŞLER
KARAMAZOV KARDEŞLER
95
— Neden ağlıyorlar? Niçin gözyaşı döküyorlar? diye soruyordu.
Arabacı:
— Bebe, bebe ağlıyor, diye karşılık veriyordu. Köylünün çocuk demeyip köylülerin yaptığı gibi «Bebe» demesi  Mitya'nın tuhafına  gidiyordu.  Köylünün  «bebe» deyişi bir hoştu; sanki bu sözde büyük bir acıma vardı.
Mitya, aptal gibi ısrar ediyor:
— Canım niçin  ağlıyor? Neden kolları  öyle  çıplak,  neden sarmıyorlar onu? diye soruyordu.
— Üşümüş bebe, giysileri donmuş, ısıtmıyor tabiî. Mitya, gene aptalca:
— Peki ama neden öyle? Niçin? diye sorup duruyordu.
— Fakirler de ondan, yangından çıkmışlar, bir parça ekmekleri bile yok, yangın yeri için dileniyorlar...
Mitya, güya gene söylenenleri anlamıyordu.
— Sen bana şunu söyle!  Yangından  çıkmış olan bütün anneler böyle mi  dururlar?  İnsanlar  neden  fakirdir?  Bebe neden zavallıdır? Bozkır neden çıplak? Neden birbirlerini kucaklamıyor, birbirlerini öpmüyor, neden neşeli şarkılar söylemiyorlar? Neden başlarına kapkara bir felâket gelmiş gibi karanlık içindeler? Neden bebenin karnını  doyurmuyorlar?
Kendi kendine bu soruların akılsızca şeyler olduğunu, onları boşuna sorduğunu hissediyor, ama ne olursa olsun bu soruları sormak isteğini duyuyor ve muhakkak böyle sormak gerektiğini seziyordu. Bundan başka yüreğinde o zamana kadar hiç duymadığı yumuşak bir duygunun uyandığını, ağlamak arzusunu duyduğunu, herkese bir şeyler yapmak istediğini hissediyordu. Öyle ki, artık bebe ağlamasın, bebenin kapkara ve vücudu kurumuş annesi göz yaşı dökmesin, o andan sonra artık hiç kimsenin gözü yaşlı olmasın... Hem de bunu hemen hiç ertelemeden ve hiç bir şeye bakmadan, tam anlamıyla Karamazov'lara yakışır bir atılganlıkla yapmalıydı!
Birden, yanıbaşında Gruşenka'nın o duygulu, o tatlı sözleri duyuluyordu:
— Ben de senin yanındayım, artık seni hiç bırakmam, ömrümün sonuna kadar seninle yürüyeceğim.
İşte, o zaman yüreği alevleniyor ve tüm varlığı bir ışığa doğru yöneliyor; içinde yaşamak, hep yaşamak isteğini duyuyor. Yürümeli, yürümeli, uzun bir yola çıkmalı, kendisini
çağıran ışığa doğru yürümeli, yürümeliydi. Hem de çabuk ça-hemen yürümeliydi! Hemen şimdi! Birden:
— Ne var? Nereye? diye bağırarak gözlerini açtı ve uzan-dığı sandıktan doğrularak sanki bir baygınlıktan ayılmış gibi
oldu. Etrafa yüzü ışık saçarak gülümsüyordu.
Başucunda Nikolay Parfenoviç duruyor ve yazılmış olan zaptı imzalamasını rica ediyordu. O zaman Mitya bir saat ya da daha fazla bir süre uyumuş olduğunu anladı. Ama Ni-tolay Parfenoviç'i dinlemiyordu. Başının altında bir yastığın bulunması onu birden şaşırtmıştı. Bitkin bir halde sandığın üzerine uzandığı sırada bu yastığın orada olmadığını biliyordu.
Sanki ona Allah bilir ne kadar büyük bir iyilik yapmışlar gibi heyecanla, yüreği minnet dolu, garip ağlamaklı bir sesle:
— Başımın altına yastığı kim koydu? diye sordu. Kimdir o iyi yürekli insan?
O iyi yürekli insanın kim olduğu sonradan da anlaşılmadı. Kimbilir belki de soruşturma memurlarından biriydi, belki de Nikolay Parfenoviç'in kâtibi ona acıdığı için başının altına bir yastık konulmasını emretmişti. Ama Mitya'nın tüm varlığı sanki gözyaşlarıyla dolmuş gibi oldu. Masaya yaklaştı ve ne isterlerse hepsim imzalayacağını söyledi.
Bambaşka, garip bir sesle ve yüzü sevinçle aydınlanmış olarak:
— Demin güzel bir rüya gördüm, baylar! dedi.
IX
MİTYA'YI GÖTÜRÜYORLAR
Zabıt imzalandıktan sonra, Nikolay Parfenoviç zafer kazanmış gibi bir tavırla sanığa doğru döndü ve ona: «kararı» okudu. Bu kararda falanca yıl, falanca gün, falanca yerde, falanca mahkemenin sorgu yargıcının falanca kişiyi (yani Mit-ya'yı) falanca suçtan sanık olarak (Mitya'ya atfedilen suçlar dikkatle teker teker yazılmıştı) sorguya çektiği, sanığın kendisine yükletilen suçlan kabul etmediği, öyleyken suçsuz-96
 
luğunu ispat için hiç bir delil göstermemiş olduğu ve tanıkların (falan, falan kimilerin) ifadelerinin de, mevcut şartların da, (falan Man durumların) suçu işlemiş olduğunu kesin olarak gösterdikleri gözönünde bulundurularak Ceza Kanununun falan, falan maddelerine uygun olarak, filânca kişinin (yani Mitya'nın) tahkikatın sonuçlarından, mahkeme huzuruna çıkmaktan kaçınmasını önlemek düşüncesiyle falanca cezaevine kapatılması ve bu hususun kendisine bildirilmesi, kararın da bir kopyasının savcıya verilmek üzere savcı muavinine teslim edildiği yazılıydı. Sözün kısası, Mitya'ya o andan itibaren artık mahkûm olduğunu ve kendisini şimdi kente götüreceklerini, orada da hiç de hoş olmayan bir yere kapatacaklarını bildiriyorlardı. Mitya, dikkatle dinledikten sonra sadece omuzlarını silkti:
— Eh ne yapalım baylar! Sizi suçlamıyorum, ben hazırım... Sizin için, yapılacak başka bir şey kalmadığını anlıyorum.
Nikolay Parfenoviç, yumuşak bir tavırla, kendisini derhal tesadüfen orada bulunan zaptiye memuru Mavrikiy Mavriki-yeviç'in götüreceğini anlattı:
Mitya, birden bastıramadığı bir heyecanla, odada bulunan herkese doğru dönerek:
— Durun! diye sözünü kesti. Baylar! Hepimiz acımak nedir irilmeyen insanlarız. Hepimiz  canavarız!    Hepimiz  insanlara gözyaşı  döktürüyoruz,  anaları, memedeki çocukları  ağlatıyoruz. Ama hepimizin arasında, (varsın artık böyle karar verilmiş olsun) hepimizin arasında en adî, en alçak varlık benim! Varsın öyle olsun! Ömrüm boyunca her gün göğsümü yumruklayarak kendi kendime düzeleceğime söz veriyordum, ama her gün  hep aynı kötülükleri yapıyordum. Şimdi  anlıyorum  ki, benim gibilerin düzelmesi için bir darbe, kaderin bir darbe indirmesi gerekir. Kader böyle bir varlığı ağlarının içme alıp dıştan gelen bir güçle hapsetmeli. Ben'kendi kendime hiç bir zaman doğrulamazdım. Ama artık gökyüzü darbesini indirdi. Suclandırılmanın vereceği acıyı ve herkesin gözünde rezil olmayı kabul ediyorum! Çile çekmeye razıyım. Çile çekerek varlığımı temize çıkaracağım!  Belki de  gerçekten  temizlenirim öyle değil mi baylar? Yalnız son olarak şunu işitmenizi istiyorum ki, babamın katlinden ben suçlu değilim!  Cezayı onu öldürdüğüm için değil, onu öldürmeyi istemiş olduğu için ve belki de elimde olsaydı  öldüreceğim .için  kabul  ediyorum...
KARAMAZOV  KARDEŞLER
sizinle gene de savaşacağım ve bunu size bildiriyorum. Sonuna kadar sizinle savaşacağım, ondan sonra artık hakkımda Tanrı karar versin! Elveda baylar! Soruşturma sırasında size bağırdığım için bana darılmayın. Ah o zaman henüz o kadar budalaydım ki... Bir an sonra sadece bir mahkûm olacağım. Şimdi ise Dimitriy Karamazov henüz özgür olan bir insan gibi son kez olarak size elini uzatıyor. Size veda ederken tüm insanlara veda etmiş olacağım!
Sesi titredi ve gerçekten elini uzatır gibi oldu. Ama ona herkesten yakın duran Nikolay Parfenoviç, birden hemen hemen titriyormuş gibi bir hareketle kollarını arkasında sakladı. Mitya bunu hemen farketti ve irkildi. Uzattığı elini de hemen indirdi.
Nikolay Parfenoviç, biraz utangaç bir tavırla:
— Tahkikat daha bitmedi!  diye söylendi. Daha kentte devam edeceğiz ve ben, tabiî size başarılar dilemeye hazırım... Suçsuzluğunuzu ispat edersiniz inşallah. Doğrusunu söylemek gerekirse, size her zaman suçlu olmaktan çok zavallı bir insan gözü ile bakmak istemişimdir, Dimitriy Piyodoroviç... Biz hepimiz burada, eğer burda bulunan kişilerin namına konuşmak cesaretini göstermek gerekirse, hepimiz sizi yaratılıştan soylu ama ne yazık ki, bazı hırslara biraz fazlaca kendini kaptırmış bir genç olarak kabul etmeğe hazırız.
Nikolay Parfenoviç'in küçük vücudu, söylevi sona ererken tam anlamıyla vekarlı bir hal almıştı. Mitya'nın zihninden «Bu delikanlı şimdi koluma girerek odanın öbür köşesine götürecek ve orada daha geçenlerde 'kızlardan' söz ederek yap-öıış olduğumuz konuşmayı yeniden yapacak» diye bir düşünce Seçti. Ama ölüm cezasına götürülen bir suçlunun zihninden bile durumu ile hiç bir ilgisi bulunmayan az mı düşünceler Selip geçer...
Mitya:
— Baylar çok iyi yürekli ve insancılsınız. Acaba son kez olarak «onu» görmeme izin verir misiniz?
— Tabiî, ama göz önünde... Yani şimdi artık yanınızda Bulunmamız gerekiyor, başka türlü olmaz.
— Olsun. Siz de yanımızda bulunun!
Gruşenka'yı getirdiler. Ama bu kısa, fazla konuşmadan kapılan ve Nikolay Parfenoviç'i tatmin etmeyen bir veda oldu. Gruşenka Mitya'nın önünde yerlere kadar eğilmişti.
s98
KARAMAZOV  KARDEŞLER
KARAMAZOV KARDEŞLER
99
— Sana daha önce de söylediğim gibi, artık seninim ve bundan böyle hep senin olacağım, ne kadar verirlerse versinler, ömrümün sonuna dek sen nereye gidersen, ben de oraya gideceğim. Allahaısmarladık suç işlemediği halde kendini mahveden adam!...
Dudakları titredi, gözlerinden yaşlar fışkırdı.
— Beni bağışla Gruşa! Sana olan aşkımdan ötürü ve bu aşkla seni de mahvettiğim için beni bağışla...
Mitya, birşey daha söylemek istiyordu ama birden kendisi sözünü kesti ve dışarı çıktı. Etrafını hemen kendisinden gözlerini ayırmayan insanlar çevirdi. Aşağıda, bir akşam önce Andrey'in troykası ile öyle gürültü patırtı ederek yanaştığı kapının önünde artık yola hazır iki araba duruyordu. Kısa boylu, tıknaz ve yüzü şişkin olan Mavrikiy Mavrikiyeviç, nedense sinirlenmişti, birden meydana gelen bir karışıklığa kızıyor, bağırıp çağırıyordu. Mitya'ya da artık çok sert bir tavırla arabaya binmesini söyledi. Mitya arabaya binerken «eskiden meyhanede ona içki ikram ettiğim vakit adamın bambaşka bir yüzü vardı» diye düşündü. Trifon Borisoviç de kapının önündeki basamaklardan aşağı indi. Kapıda bir çok insanlar, köylüler, kadınlar, arabacılar toplanmış, hepsi de gözlerini Mitya'ya dikmişlerdi...
Mitya birden arabadan:
—  Hakkınızı helâl edin kardeşler!  diye bağırdı.
— Sen de hakkını helâl et, diye iki üç ses duyuldu.
— Sen de hakkını helâl et Trifon Borisoviç!
Ama Trifon Borisoviç arkasına bile dönmedi. Belki de çok meşguldü. O da bir şeyler bağırıyor, uğraşıp duruyordu. Anlaşıldığına göre, Mavrikiy Mavrikiyeviç'le yolu birlikte yapmaları gereken iki zaptiye memurunun bineceği ikinci arabada hâlâ herşey hazır değildi. İkinci troykayı sürecek olan köylü, kaftanını sırtına güçlükle giyiyor ve sıranın kendisinde değil Akim'de olduğunu söyliyerek inat ediyordu. Ama Akim ortalarda yoktu. Onu çağırmağa koştular. Köylü ise hep ısrar ediyor, beklemeleri için yalvarıyordu.
Trifon Borisoviç:
— Şu bizim millette hiç utanma yoktur, Mavrikiy Mavrikiyeviç! diye söyleniyordu. Yahu sana Akim üç gün önce yir-mi beş ruble vermişti, sen de hepsini içkiye verdin, şimdi bağırıp duruyorsun!  Yalnız sizin bu âdi halkımıza karşı gös
terdiğiniz iyiliğe şaşıp kalıyorum, Mavrikiy Mavrikiyeviç, . yal-nız bunu bilir bunu söylerim! Mitya söze karışacak oldu:
— Canım neden ikinci bir troyka istiyorsunuz? Bir tek p troyka ile gidelim, Mavrikiy Mavrikiyeviç, merak etme isyan
etmem, senden kaçmam! Ne diye konvoy hazırlıyorsunuz sanki?
Mavrikiy Mavrikiyeviç birinden öfkesini çıkarmak fırsatına sevinmiş gibi, birden sert bir tavırla:
— Rica ederim sayın bay!  Benimle nasıl konuşacağınızı biliniz. Eğer bunu daha öğrenmediyseniz, ben size öğreteyim, bana «sen» diyemezsiniz! Lütfen sözünüze dikkat edin, öğütlerinizi de başkasına saklayın!  dedi.
Mitya sustu. Kıpkırmızı olmuştu. Bir an sonra, birden çok üşümeye başladı. Yağmur dinmişti ama bulanık gök bulutlarla kaplıydı. Sert bir rüzgâr, insanın tam yüzüne çarpıyordu. Mitya, omuzlarını ileri geri hareket ettirerek: «Kendimi üşüttüm mü nedir?» diye düşündü. Sonunda arabaya Mavrikiy Mavrikiyeviç de bindi. Rahatça, geniş vücudunu iyice yerleştirerek ve sanki farkında değilmiş gibi Mitya'yı köşeye sıkıştırarak oturmuştu. Doğru söylemek gerekirse, canı sıkılıyordu, kendisine verilen görevden hiç hoşlanmıyordu.
Mitya gene:
— Hakkını helâl et Trifon Borisoviç! diye bağırdı ve bunu, içinden öyle geldiği için değil, sadece öfkesinden, elinde olmayarak öyle bağırdığını kendisi de hissetti.
Ama Trifon Borisoviç gururlu bir tavırla, her iki elini de arkasına atmış olarak duruyor, Mitya'ya  dik dik bakıyordu. l Bakışı sert ve öfkeliydi. Mitya'ya hiçbir karşılık vermedi. Birden nereden fırladığı belli olmayan Kalganov'un sesi
— Güle güle Dimitriy Fiyodoroviç, güle güle! Arabaya koştu, Mitya'ya elini uzattı. Başında kasket yok-Mitya araba hareket edinceye kadar elini tutup sıkmağa bulabildi. Heyecanla:
Elveda güzel kardeşim, bu vicdanlı davranışını unut-ağım diye bağırdı.
Çıngırak çın çın çınlamaya başladı... Mitya'yı götürdüler. Kalganov ise sofaya koştu, bir köşeye oturdu, başını önüne elleriyle yüzünü kapadı ve ağlamağa başladı. Uzun bir100
KARAMAZOV KARDEŞLER
süre öyle oturduğu yerde ağladı durdu. Artık yirmi yaşında bir delikanlı gibi değil de, daha küçük bir çocukmuş gibi ağlıyordu. Ah, Mitya'nın suçlu olduğuna hemen hemen kesin olarak inanıyordu. Öyleyken, «.Bunlar ne biçim insanlar? Artık bundan sonra insanlara güvenilir mi?» diye acı acı, hemen hemen umudunu yitirmiş olarak, bağlantısız sözler söyleyip duruyordu. O anda dünyada yaşamak bile istemiyordu. Umutları kırılmış delikanlı: «Artık yaşamaya değer mi?» diye tekrarlıyordu...
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Onuncu Kitap
ÇOCUKLAR
KOLYA KRASOTKİN
Kasım ayının başlangıcıydı. Sıfırın altında on bir derecelik bir soğuk ve bu soğukla birlikte don da vardı. Donmuş toprağın üzerine gece boyunca pek çok kuru bir ter yağmıştı. «Kuru ve sert» bir rüzgâr bu karları yerden kaldırıyor, küçük kentimizin can sıkıcı sokaklarında ve özellikle pazar yerinde savuruyordu. Puslu bir sabahtı ama kar durmuştu.
Meydanın biraz ilerisinde, Plotnikov'ların dükkânı yanında pek büyük olmayan ve içi de dışı da tertemiz görünen küçük bir ev, memur Krasotkin'in dul karısının evi vardı. Valinin kâtiplerinden olan memur Krasotkin çoktandır, aşağı yukarı on dört yıl kadar önce öldü. Ama dul kalan otuz yaşlarındaki karısı, hâlâ yüzüne bakılır bir hanımdır ve o temiz evinde «kendi geliri» ile yaşamaktadır.
Gürültüsüz, patırtısız namuslu bir yaşantısı vardır, karakteri de yumuşak, ama aynı zamanda oldukça neşelidir. Kocası öldüğü vakit, henüz on sekiz yaşındaydı. Kocası ile henüz ancak bir yıl kadar yaşamış ve ona daha yeni oğlan doğur-muştu. Kocasının ölümünden sonra, kendisini tamamen o kıymetli oğlu Kolya'yı yetiştirmeğe vermişti ve tüm bu on dört yıl boyunca onu çılgınca sevdiği halde, çocuğunun yü-102
KARAMAZOV KARDEŞLER
KARAMAZOV  KARDEŞLER
103
zünden tabiî ki sevinçten çok, her gün «aman hastalanmasın, aman üşümesin, aman yaramazlık etmesin, aman sandalyenin üzerine çıkıp da yere düşmesin» gibi... şeyler düşünerek korkudan içi titreye titreye üzüntü çekmişti.
Kolya okula gitmeğe başladığı, sonra da gimnazyaya geçtiği zaman ise, annesi ona yardım etmek ve dersleri onunla birlikte tekrarlamak için bütün bilim dallarını öğrenmeğe koyuldu. Hattâ öğretmenlerle ve öğretmenlerin hanımları ile ahbaplık etmeğe başladı. Kolya'nın arkadaşlarını, öğrencileri bile tatlı dille elde etmeğe çalışıyor, Kolya'ya dokunmasınlar, onunla alay etmesinler, onu dövmesinler diye çocuklara kurnazca dil döküyordu. İşi o hale getirdi ki, çocuklar gerçekten onunla alay etmeğe, onu «ana kuzusu» diye kızdırmağa başladılar. Ama çocuk kendi kendini savunabildi. Cesaretli çocuktu. Üstelik sınıfta çabucak öğrenildiği gibi «müthiş» bir gücü vardı. Aynı zamanda becerikli, inatçı, atılgan ve herkese meydan okumaktan hoşlanan bir karakteri vardı.


Dostları ilə paylaş:
1   ...   114   115   116   117   118   119   120   121   ...   150


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə