KirkçEŞme tesisleri

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 8.15 Mb.
səhifə131/140
tarix27.12.2018
ölçüsü8.15 Mb.
1   ...   127   128   129   130   131   132   133   134   ...   140

Bibi. Evliya, Seyahatname, I; Ali Rıza, Bir Zamanlar-, Belediye Konservatuvarı, Bektaşî Nefesleri, ist., 1933; Ergun, Antoloji, I-II; Musa-hibzade, istanbul Yaşayışı; inal, Hoş Şada; A. Gölpınarlı, Alevi-BektâşîNefesleri, ist., 1963; S. Ayverdi, İstanbul Geceleri, İst., 1971; Bayrı, istanbul Folkloru; E. R. Fiğlalı, Mezhepler ve Tarikatlar, İst., 1987; M. Kara, Din, Hay at San'at Açısından Tekkeler-Zaviyeler, İst., 1990; Öztu-na, BTMA, I-II; Gölpınarlı, Melâmilik.

ALÂEDDİN YAVAŞÇA



Musiki Meclisleri

Bu tür meclisler, çok eski tarihlerden zamanımıza kadar yapı, mekân, kişilik değiştirerek gelmiştir. Bu meclisleri, a) saraylarda düzenlenen "huzur meclisleri", b) konaklarda düzenlenen meclisler, c) evlerde düzenlenen "musiki meclisleri" diye isimlendirebiliriz. Saraylardaki musiki meclisleri ya hükümdar huzurunda ya da üst düzey devlet adamları huzurunda toplanırdı. Konaklardaki meclisler ise, yine bazı devlet adamları ile zamanın sanatsever ve varlıklı kişilerinin saraydakine benzer, bir özentiyi yansıtan meclisleriydi.

Saray ve konaklardaki musiki meclisleri aristokrat bir hava taşırdı. O meclislere sıradan bir kimse katılamazdı. Ancak şunu belirtmek gerekir ki, bu tür toplantıların düzenlendiği dönemde Türk musikisi daima himaye görmüş ve teşvik edilmiştir.

Evlerdeki özel musiki meclislerinin anlamı oldukça farklıdır. Bunu daha iyi anlayabilmek için musikinin çok eski dönemlerine bakmak gerekir. Türk musikisinin belirli sanat çevrelerinde gelişmesi 8. yy' da belirgin bir hale gelmiş, fakat en parlak devrini Osmanlı döneminde yaşamıştır. Ancak, musiki meclislerinin Osmanlı' dan önceki musikinin tarihi içinde de bir yeri vardı. Mesela Güney Azerbaycanlı büyük bestekâr Abdülkadir Merâgî ile talebesi Golam.Şâdî 15. ve 16. yy'larda Horasan hükümdarı sanatsever Hüseyin Baykara' nın sanat meclislerinde bestelerini icra etmişlerdir. Golam Sadî bu meclislerde bu-



MUSİKÎ HAYATI

530


531

MUSİKİ HAYATI

yük bilgin Ali Şîr Nevaî'den çok destek görmüştür. Sadî'nin hocası Abdülkadir Me-râgî'nin çağdaşı olan Celayir hükümdarı Sultan Ahmed'in ve Moğol hükümdarı Timur'un huzur meclislerinde de bulunmuş, eserlerini bu hükümdarlara sunma imkânını bulmuştur.

Türk musikisi en büyük ilgiye Osmanlı döneminde kurulan Enderun teşkilatı ile kavuşmuştur. Bu teşkilat, o zamanın bir üniversitesi gibi, devlet adamları, şairler, edipler, musiki üstatları, hocalar yetiştirmiştir. Enderun'un Seferli Koğuşu'ndan yetişen musiki sanatkârları bizzat padişahın ilgisini ve teşvikini görmüş, sık sık huzur meclislerine katılmışlardır. Ayrıca şehzadeler ve devlet adamları da saraylarında, konaklarında musiki meclisleri düzenlemişler, sanatçıları himaye etmişlerdir.

II. Mahmud döneminde (1808-1839) E-nderun'uıı itibarını kaybetmesi ile Türk musikisi-saray ilişkileri gittikçe zayıflamıştır. Bu ilgisizlik konaklara da yansımış, gitgide sahipsiz, himayesiz kalan Türk musikisine esas sahibi olan halk dört elle sarılmıştır. Böylece saray ve konaklardaki musiki meclisleri, yerini evlerdeki toplantılara, halkın kurduğu musiki derneklerine bırakmıştır. 1925'te tekkelerin kapatılması ile de Türk musikisinin önemli bir dalı olan tekke musikisi unutulmaya terk edilmiştir. Ortaya çıkan bu boşluğu doldurmak için devreye giren evlerdeki musiki meclisleri üç farklı görünümdedir:

1) Haftanın belli günlerinde "fasıl meş
ki" biçiminde, düzenli olarak tekrarlanan
öğretici vasıftaki çalışmalar. Örnek: Hakkı
Süha Gezgin'in evi.

2) Haftanın veya ayın tespit edilmiş


günlerinde, günübirlik seçilmiş bir faslın
icrası için düzenlenen, sohbetin ve görgü
kurallarının ağırlık taşıdığı musiki meclis
leri. Örnek: İbnülemin Mahmud Kemal
İnaPtn(->) evi.

3) Ev sahibinin girişimi ile ayın belli gü


nünde yapılan toplantıda bulunanların is
tekleri doğrultusunda düzenlenen musiki
ve sohbet toplantıları. Örnek: Dr. Necmed-
din Hakkı İzmirli'nin evi. Bu üç tür toplan
tıda da ev sahibinin kişiliği, toplantının dü
zenli ve ömürlü olmasında etkin rol oynardı.

Bu meclislerde musikinin yanısıra edilen sohbetlerde, orada bulunan kişiler, hiçbir yerde veya okulda öğrenilemeyecek değerli bilgileri, görgü kurallarını, saygı ve sevginin değerini, tarihi, edebiyatı en yetkin ağızlardan öğrenir, çevre edinir ve tanınırlardı.

Tanzimat'tan sonra konaklarında muntazam musiki meclisleri düzenleyen tanınmış kişiler olarak Necib Paşa (1815-1883), Edhem Paşa (1830-1886), Tanburi Cemil Bey'i de himaye etmiş olan Yanyalı Mustafa Paşa, Mahmud Celaleddin Paşa(-»), Hafız Yusuf Efendi'nin yetişmesini sağlayan Müşir Şakir Paşa ile Ahmed Midhat Efendi(-0 sayılabilir.

MehmedEmin Paşa'nın (1837-1908) Ba-kırcılar'daki konağında düzenlediği meclisler daha sonra oğlu İbnülemin Mahmud Kemal İnal tarafından da sürdürülmüştür. Pazartesi geceleri düzenlenen musiki ve

Bonanni'nin çizgileriyle kanun çalan

Türk kızı, 1723.



Hayat Tarih Dergisi, S. l (Şubat 1965)

sohbet meclisine zamanın kalburüstü kişileri katılırdı. İlk sohbeti müteakip genellikle yaşlı sazendelerden oluşan amatör saz heyetine yaşlı ve genç kuşaktan okuyucular katılarak bir fasla başlarlar, fasıl ortasında sazlardan biri taksim ederken çay ikram edilir, faslın ikinci bölümü bittikten sonra "mevlevîhane peşrevi" çalınır, onu sözleri Aziz Mahmud Hüdaî'ye ait olan "çargâh tevşih" takip ederdi. Kuran'dan bir aşır okunmasjyla icraya son verilir ve gecenin esas sohbetine geçilirdi. Bu gecelerde herkesin oturacağı yer belliydi. Kimse başkasının yerine oturamazdı. İlk gelenlerin oturacağı yeri Mahmud Kemal Bey tayin ederdi. Bu toplantılara katılanlar her yönden çok şeyler öğrenmişlerdir. Amatör fasıl kadrosuna sık sık zamanın meşhur sazendeleri ve okuyucuları da katılmıştır.

Evinde musiki meclisleri düzenleyenlerden Enderunî Ali Bey (1830-1900) önce Zeyneb Kâmil Hanımefendi'nin evinde, sonra kendi meşkhanesinde toplantılar yapmıştır. Sinekemani Nuri Bey, bestekâr udi Şekerci Cemil Bey bu toplantılarda yetişmişlerdir. Bolahenk Nuri Bey (1834-1911) Karagümrük'teki meşkhanesinde musiki meclisleri düzenlemiştir. Hacı Ke-ramî Efendi (1840-1909) Taşkasap'taki bir kahvehanede ve kendi evinde meşkhane açmış, Ahmed Avni Konuk, Hafız Kemal, Zeki Arif Ataergin gibi kıymetlerin yetişmesinde katkısı olmuştur. Musullu Hafız Osman Efendi (1840-1920) Çemberlitaş'ta-ki kitapçı dükkânında musiki meclisleri düzenlemiş ve meşkhanesinde Cevdet Çağla gibi birçok kıymet yetiştirmiştir. Leyla Saz da (1850-1936) evinde musiki meclisleri düzenlemiştir. Şeyh Edhem Efendi (1854-1934) Fatih Sarıgüzel'deki evinde kurduğu meşkhanede Süleyman Erguner, Hafız Cevdet gibi musikişinaslar yetiştirmiştir. Ali Galip Türkkan (1868-1949) evin-

de muntazam musiki geceleri düzenlerdi. Abdülkadir Töre (1873-1946) Gülşen-i Musiki Mektebi'ni(->) kurmuş, Cerrahpa-şa'daki evinde hem nazariyat öğretmiş, hem de meşkler vermiştir. Zeki Arif Ataergin, Ekrem Karadeniz talebeleridir. Kâzım Uz (1873-1943) emekliliğinde Kos-ka'da "Darü'l-Musiki" adım verdiği bir meşkhane açmış, Sadeddin Kaynak(->), Kemal Batanay(->) gibi değerler yetiştirmiştir. Udi Sami Bey (1876-1939) Üsküdar'da Musiki-i Osmani Cemiyeti'nde bir meşkhane kurmuştur. Selahaddin Pınar ta-lebelerindendir. îzzeddin Hümâyi Elçioğ-lu (1876-1950) evinde özel meşkhane kurmuştur. Üsküdarlı Ziya Bey (1877-1923) Kadıköy Şark Musiki Cemiyeti'ndeki meşkhanesinde Hafız Sami, Hafız Kemal(->), Münir Nureddin Selçuk, Zeki Arif Ataergin, Selahaddin Pınar, Münir Mazhar Kamsoy gibi pek çok değerlerin yetişmesini sağlamıştır. Üstün tavırlı bir hocaydı.

Hüseyin Sadettin Arel(->) de Bomonti' deki evinde cumartesi günleri musiki sohbetleri ve icraları düzenlenir, nazariyat konusunda tartışılırdı. Dr. Subhi Ezgi, Dr. Osman Şevki Uludağ, Salih Murad Uzdilek, Kemal Emin Bara, Hasan Ferid Alnar, Ruşen Ferid Kam, Kemençevi Hafid, Muhid-din Sadak, Laika Karabey, Mildan Niyazi Ayomak, Münir Mazhar Kamsoy, Süleyman Erguner, Ercümend Berker, Ahmed Çağan, Yılmaz Öztuna, Cahid Atasoy meclise devam edenlerdendir.

Ahmed Nuri Canaydm da (1882-1962) evinde meşk ve musiki toplantıları düzenlemiştir. Neyzen Emin Yazıcı'nın (1883-1945) meşkhanesinde Halil Dikmen, Halil Can, Hakkı Süha Gezgin, Süleyman Erguner gibi değerli neyzenler yetişmiştir. Dr. Rasim Ferid Talay Yeniköy'deki yalısında, yaşadığı sürece musiki ve sohbet toplantıları düzenlemiştir. Udi Nevres, Zeki Arif Ataergin, Fehmi Tokay, Cevdet Çağla, Alâeddin Yavaşça, Haluk Recai (Haldun Menemencioğlu), Rahmi Duman, Faruk Nafiz Çamlıbel, Ruşen Eşref Ünaydın, İsmail Hakkı Tekçe ve Rasim Ferid'in kızı viyolonselist ve tanburi Feyha Talay meclise katılanlardandır. Mildan Niyazi Ayomak (1887-1947) evvela İzmir'de, 1933'ten sonra da İstanbul'da Cağaloğlu'n daki evinde ve kurduğu dernekte musiki sohbetleri, nazariyat çalışmaları ve meşkler düzenlemiş, ayrıca bir musiki dergisi çıkarmıştır. Fehmi Tokay (1889-1959) önce İstanbul'da, sonra Ankara'da, daha sonraları yine İstanbul'da evinde musiki meclisleri düzenlemiştir. Ahmet Mükerrem Akıncı'nın (1884-1940) evinde de musiki sohbetleri ve icra toplantıları düzenlenirdi. Abdülkadir Karamürsel'in Vişneza-de'deki evinde Beşiktaş'tan yetişme musikişinaslar toplanırlardı. Hakkı Süha Gezgin de (1895-1963) Beşiktaş'taki evinde haftada iki gece Tanburi Dr. Selahaddin Tanur' un riyasetinde fasıllara çalışılırdı. Meşk edilen fasıllar, müteakip ayın ilk cumartesi günü öğleden sonra kendi evinde, ikinci cumartesi şair Dr. Çörçöp Sami Bey'in evinde seçkin bir topluluğun huzurunda icra edilirdi.

Kemani Enise Can (1896-1975) eşi Fahri Çan'ın da katılmasıyla neşeli musiki sohbetleri ve icrasına uzun süre evini açmıştı. Neyzen Süleyman Erguner'in (1902-1953) evinde her hafta salı günü akşamları nükteli sohbetler edilir, dini musiki üzerinde çalışılırdı. Mühendis Zeki Toros' un Gümüşsuyu'ndaki evinde 1940'lı yıllarda Osman Şevki Uludağ, udi Marko Ço-lakoğlu, İzzeddin Ökte, Burhaneddin Ök-te, Alâeddin Yavaşça, Mustafa Kovancı'nın katıldıkları musiki meclisleri düzenlenirdi. Dr. Necmeddin Hakkı İzmirli (1900-1973) her ayın belli bir gününde evinde musiki sohbet toplantıları düzenlerdi. Prof. Dr. Kâzım İsmail Gürkan, Behçed Kemal Çağlar, Vasfi Rıza Zobu, Mahmud Ba-ler, Alâeddin Yavaşça, İrfan Doğrusöz, Recep Birgit, Nadir Hilkat Çulha, Cevdet Çağla, Niyazi Sayın, Necdet Yaşar bu toplantılara katılanlardandır. Ekrem Karadeniz (1904-1981) Fatih'teki evinde muntazam musiki toplantıları düzenlerdi. Yekta Akıncı (1905-1980) babası Ahmed Mükerrem Akıncı'nın musiki toplantılarını evinde devam ettirmiştir. Cahid Gözkân (d. 1912) evinde muntazam musiki toplantıları düzenleyenlerdendir. Ercümend Berker (d. 1920) evinde sohbet, Türk musikisinin muhafazası ve geliştirilmesi yönünde fikir alışverişi ve seçilmiş eserlerin icrası için toplantılar düzenlemiştir. 1976'da eğitime başlayan bugünkü İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konser-vatuvarı bu toplantıların meyvesidir.

Bibi. Ergun, Antoloji, I, 47; inal, Hoş Soda; İnal, Son Sadrazamlar, I, 196-263; İnal, Son Hattatlar, 672-689; Hızır îlyas Ağa, Tarih-iEnderun, İst., 1987, s. 59, 85, 148, 156,164, 195, 220; N. Özalp, Türk Mûsikisi Tarihi, Ankara, 1986, II, s. 96, 138, 154, 162, 172, 179, 186; Öztuna, BTMA, I, 256, 258, 267, 294; M. Rona, Yirminci Yüzyıl Türk Musikisi, İst., 1970, s. 76, 197, 505, 519, 580; Me-sud Cemil, Tanburi Cemil'in Hayatı, İst., 1947, s. 71, 74, 80, 96, 99; Uzunçarşılı, Saray, 311; S. Yi-ğitbaş, Mûsiki ile Tedavi, İst., 1972, s. 134-135.

ALÂEDDİN YAVAŞÇA Batı Müziği

Osmanlı toplumunda Batı müziğine ilgi başka alanlardaki yenileşme harekeden gibi ilkin sarayda oluştu ve uzun zaman saray çevresiyle sınırlı kaldı. Batı müziğine il-

ginin II. Mehmed'in (Fatih) (hd 1451-1481) sarayına kadar geriye uzandığı düşünülebilir. Nitekim, daha sonraki dönemlerde şehzadelerin sünnet ya da düğün eğlencelerinde Batı'dan getirtilen toplulukların gösterileri, bale ve opera örneklerinin ilgi ile seyredildiği, çeşidi kaynaklardan biliniyor. Bunun yanısıra, doğrudan doğruya istanbul'daki Batılıların düzenlediği şenlikler de bu tür ilişkilerin artmasına vesile olmuştur. Örneğin, 1524'te İstanbul'daki İtalyanlar, Venedik balyosunun evinde bir bale gösterisi düzenlemişler, gösteriye oyuncu ve seyirci olarak Türkler de katılmışlardı. 1543'te Osmanlı-Fransız antlaşması dolayısıyla Fransa Kralı I. François' nın, I. Süleyman'a (Kanuni), teşekkür etmek için gönderdiği armağanlar arasında bir de orkestra bulunuyordu. 1599'da Kraliçe I. Elizabeth'in, Doğu Tüccarları Kum-panyası'na kolaylık sağlanması ve padişahın dostluğunu kazanmak amacıyla İstanbul'a gönderdiği çeşitli armağanlar arasında Thomas Dallam adında bir İngiliz tarafından yapılmış orglu mekanik bir saat de vardı. Bununla birlikte, bu gibi olayların genel bir yönelmeden kaynaklanmadığı ve sürekli bir etki oluşturmadıkları da gerçektir.

Osmanlı yönetiminin Batı'ya yönelmesinin önemli etkenlerinden biri de en başta Rusya'nın gittikçe artan baskısını his-setmesiydi. Saray ve ileri gelenler, uğranılan askeri yenilgilerin nedenlerinin, doğrudan doğruya askerlik alanındaki zaaflardan kaynaklandığı sonucuna varmışlar ve ordunun yeniden örgütlenmesini ilk çare olarak görmüşlerdi. Özellikle Avrupa ordularının disiplinli, düzenli, eğitimli ve en yeni silahlarla donanmış askeri örgütlenmeleri ilgilerini çekti. III. Selim'in Fransız Dev-rimi'nin etkisiyle tasarladığı ıslahat programı içinde bulunan, Yeniçeri Ocağı'ndan ayrı ilk Nizam-ı Cedid birliği 1793'te oluşturuldu. Bu kapsamda, sarayda bir de bando takımı kurulmasına karar verildiyse de 30 yıl boyunca bu alanda somut bir sonuç alınamadı. II. Mahmud döneminde Yeniçeri Ocağı kaldırıldı (1826). Eski tip ordunun rütbelerinden giyimine kadar her şeyi değiştirildi; bütün kurumları dağıtıldı. Kapa-

1924'te bir saz takımı. Soldan itibaren, kemani Bülbül Sabit, hanende Hıristaki, hanende Lambo, hanende Burhaneddin, udi Fethi, kanuni Solak Mihal ve kemençeci Vasilaki'nin oğlu Yorgo. Cengiz Kahraman arşivi

tılan Mehterhane'nin(->) yerine gençlerden bir boru-trampet takımı oluşturuldu. Orduya dışarıdan getirilen çeşitli uzman ve danışmanlarla istenilen sonuç alınamayınca, o sırada bu alanda en ileri ülke olduğu düşünülen İtalya'dan uzman getirmek yoluna gidildi. 1828'de ünlü besteci Gaetano Donizetti'nin ağabeyi, Giuseppe Donizetti Muzıka-i Hümayun'u kurmakla görevlendirildi. Ölümüne (1856) kadar bu görevini sürdüren Donizetti'nin çabalarıyla boru-trampet takımı bandoya dönüştürüldü ve Muzıka-i Hümayun kuruldu. Böylece bir tür konservatuvar oluşturulmuş oldu. Muzıka-i Hümayun içinde bir süre sonra Türk müziği bölümü oluşturuldu.

Donizetti öğrencilerine Batı notasını öğretti. Porteli Batı notasını öğretebilmek için kendisi de öğrencilerinin bildiği Ham-parsum notasını öğrendi. Bütün Hampur-sum işaretleri ile Türk musikisi perde adlarının Batı müziğindeki karşılıklarını bir liste halinde bir kâğıda yazdı. Bazı klasik Türk musikisi eserlerini notaya geçirdi. Birkaç hafta içinde bu yoğun çalışmanın sonucunda yeni nota yazımının sazlara uygulanabilmesi mümkün oldu. 4-5 ayda bir "çırak" bandosu yetiştirerek, II. Mahmud için yazdığı "Mahmudiye Mar-şı"nı 19 Nisan 1829'da Rami Kışlası'nda padişaha dinletti, italya'dan yeni çalgılar ve bu çalgıları çalıp öğretecek öğretmenler getirtti. O güne değin düzensiz ve programsız yürütülen yenileşme çalışmalarını bir düzen ve programa bağlamak için çaba gösterdi. 1831'de Muzıka-i Hümayun adını alan bandoyu, Mehterhane ve Enderun'dan alınarak yetiştirilen icracılarla bir saray orkestrası olarak yeniden düzenledi. Bandolar açık havada dinletiler verdiler. Böylece Türkiye'de Batı müziği ilkin bandoların açık havada çaldığı marşlar, valsler, mazurkalar, polkalarla duyuldu. Batı müziğinin yaygınlaşmaya başlaması üzerine, 1850'de kurulan mağazalar çok sayıda Batı çalgısı getirtti; yaprak ve defter biçiminde 6.000 kadar nota yayımlandı. Saray ve saraylı aileler, özenilen Avrupa örneği yaşamın bir parçası olarak giyim kuşamdan ev eşyalarına, selamlaşmadan eğlenmeye kadar uzanan alafrangalığın bir gereği sayarak bu müziği benimsediler. Piyanoya özellikle ilgi gösterdiler. Hattâ açık hava takımlarından derledikleri parçaları bazen viyolonsel ve flüt eşliğinde piyanoda seslendirerek oda müziği parçaları gibi çaldılar.

Donizetti'den sonra bu göreve getirilen Callisto Guatelli, öğrencilerini Türk müziğinin aralık ve özelliklerini göz önünde bulundurarak Batı tekniğiyle marşlar bestelemeye teşvik etti. Kendisi de ulusal ezgilerden yararlanarak marşlar besteleyen Guatelli, birçok öğrenci yetiştirdi. Sarayda da dersler veren Guatelli'nin bu derslerine V. Murad, II. Abdülhamid ve Fatma Sultan da katılmışlardı. Onun ardından göreve getirilen Yesarizade Ahmed Necib Paşa, Batı müziği terimlerine Türkçe karşılık-. lar bulmaya çalıştı; ayrıca haremde 80 kişilik bir "kız fanfarı" kurdu. 1880'de Guatelli ile birlikte çalışmak üzere saraya alınan

MUSİKİ HAYATI

532

533

MUSİKİ HAYATI

Abdülmecid zamanında Naum Tiyatrosu opera ve orkestrasını yöneten Luigi Arditi.



TETTVArşivi

d'Arenda zamanında nota kitaplığı yeniden düzenlendi, bandoya saksofonlar alındı ve bando yenilendi; gençlere yeni müzik akımları tanıtıldı. Batı müzik kuramı üstüne ilk yapıt olan Hüseyin Remzi'nin, Alexis de Garaude'nin .Pn«cîpes elementa-z'res de musique (Müziğin Temel ilkeleri) adlı kitabının £/su/-z Nota başlıklı çevirisi bu sıralarda yayımlandı (1875). Bandoya şef olan ilk Türk, "izmir" ve "Plevne" marşlarının bestecisi klarnetçi Mehmed Ali Bey' di (1840-1895).

Cumhuriyet'ten önceki dönemde Batı müziği alanındaki gelişmeler, tahta çıkan sultanların ilgi ve tutumlarına büyük ölçüde bağımlı kalmıştır. Bu yüzden, bazı ciddi girişimler daha sonuçlanmadan, yeni padişahın engellemesi ya da ilgisizliği ile suya düşmüş ya da gerçekleşmemiştir.

1919-1920'de Mehmed Baha Bey (Pars) yayımını 18 sayı sürdüren Âlem-i Musiki adlı ilk Türkçe müzik dergisini çıkardı. Cumhuriyet'ten hemen önceki bu dönemde adını en çok duyuran besteciler Mehmed Zati Bey (Arca) (1863/64-1951), ismail Zühtü Bey (Kuşçuoğlu) (1877-1924) ve Osman Zeki Bey'dir (Üngör) (1880-1958).



Orkestralar: II. Mahmud'un kızı Âdile Sultan'ın(-») emrinde kadınlardan kurulu bir orkestra bulunduğu biliniyor. Ama Türkiye'de ilk orkestra, Giuseppe Donizet-ti'nin çalışmaları sırasında, çeşitli İtalyan müzikçilerce yetiştirildi. Bu orkestranın polka vb dans parçaları ile bazı opera ezgilerinden oluşan bir repertuvarı vardı. Sarayda erkeklerden kurulu bando ve orkestra çalışmalarını kesintisiz sürdürdü. Donizetti'nin sağlığında, Rossini'nin öğrencisi, ünlü orkestra şefi Angelo Mariani

1848'de İstanbul'a gelerek 3 yıl saray orkestrasını yönetti. Ondan sonra İstanbul'a gelen (1856) ikinci orkestra şefi, kemancı Luigi Arditi'dir. Donizetti'nin ölümünden sonra Abdülmecid zamanında (1839-1861) saray orkestrası bir süre Pizzani adlı bir İtalyanın yönetiminde çalışmalarını sürdürdü. Onu Guatelli, II. Abdülhamid döneminde (1876-1909) Dussap Paşa, ardından da d'Arenda (Aranda Paşa) izledi. Safvet Bey (Atabinen) (1858-1939), 1885'te Mu-zıka-i Hümayun'da özel bir orkestra kurarak Viyana klasiklerini çaldırdı. O yıllarda İstanbul'a gelen ve Kızılay yararına konserler veren iki Alman orkestrasıyla bir Macar orkestrası da senfonik çaldıkları yapıtlarıyla saray orkestrasını etkilediler. II. Meşrutiyet'ten sonra Makam-ı Hilafet Mu-zıkası adını alan bu topluluk, bu kez Kızıl Haç yararına, Osman Zeki (Üngör) yönetiminde Aralık 1917-Ocak 1918 arasında Almanya, Avusturya, Macaristan, Bulgaristan'ı kapsayan bir turneye çıktı ve ilk kez Wagner'in yapıtlarını başarıyla seslendirdi. Gene bu dönemde saray orkestrası, padişahın izniyle düzenli halk dinletileri vermeye başladı. II. Abdülhamid döneminde daha önceki hazırlıklar uygulamaya konarak bandolar çeşitli ordu kademelerinde yaygınlaştırıldı. 1881'de İtalo Silvelli'nin yönetiminde Tophane Muzıkası, 1888'de Bahriye Tersane Mektebi'nde Sıbyan Muzıkası kuruldu. Bunlardan başka Ertuğ-rul Yatı için deniz bandoları oluşturuldu. Aynı dönemde öğretim kurumları da artarak yaygınlaştı. Pek çok öğrenci yetişti ve bunlar Cumhuriyet döneminin birçok müzikçisini yetiştiren öğretmen kadrosunu oluşturdular.

İstanbul'un gayrimüslimleri arasında, özellikle Ermeni cemaati içinde, Türk müziği ile uğraşanların yanısıra, Batı müziği üzerinde çalışmış ve yapıtlar vermiş müzikçiler yetişmiştir. Bu müzikçilerin en önemlisi ünlü etnomüzikolog ve besteci Komitas Vardabet (1869-1935) 1912'de Trablusgarp askeri malulleri için Harp

Abdülmecid'in Liszt'e verdiği nişanın beratı. TETTV Arşivi

Okulu'nda düzenlenen büyük konserde bazı Türkçe şarkılarını altı ve sekiz parti üzerine armonize ederek kendi öğrencilerinden oluşan koroya söyletmişti.

Türkler, Batı gösteri sanatlarından ilk olarak bale(-»), bale-pandomim ve opera^) ile tanıştılar. Daha sonra bunlara operet(-») de eklendi.



Müzik Eğitimi ve Orkestralar: Özellikle Ziya Gökalp'in 1923'te Ankara'da yayımlanan Türkçülüğün Esasları adlı kitabında Fransız düşünürlerinden aktardığı iki düşünce, Cumhuriyet devrimlerim yürüten kadro üzerinde etkili oldu. Gökalp, klasik Türk musikisinin bize Bizans'tan geçtiğini, halk musikisinin ise eski Türk musikisinin devamı olduğunu; yeni ulusal musikinin halk ezgilerinin derlenerek "usulüne göre" armonize edilmesiyle elde edilebileceğini ileri sürüyordu. 1926'da Eğitim Bakanı Mustafa Necati'nin başkanlığında Ankara'da toplanan Sanayi-i Nefise Encümeni'nin kararıyla, klasik Türk musikisi eğitimi, bütün okullardan kaldırıldı, yerine Batı müziği eğitimi konuldu. 1926-1927'de istanbul gazetelerinde Batı müziği-Doğu ve Türk musikisi üzerine haftalarca süren bir tartışma yer aldı. Atatürk de birçok demecinin yanısıra, özellikle 8 Ağustos 1928 Sarayburnu konuşmasında musiki konusuna değinerek Batı musikisinden yana tutumunu vurguladı, l Kasım 1934'te Atatürk'ün meclisteki konuşması üzerine İçişleri Bakanlığı'na bağlı Matbuat Umum Müdürlüğü'nün başında bulunan Vedat Nedim'in (Tor) uyarısıyla, Türk musikisi yasaklandı. 8 Şubat 1936'da Matbuat Umum Müdürlüğü'nden İstanbul Radyosu'na gönderilen bir tezkere ile "radyoda milli çeşniyi ihtiva eden musikiye yer verilebileceği, fakat Enderun musikisinin bu kayıttan hariç bulunduğu" bildirilerek klasik Türk musikisinin çalınması yasaklandı. Ayrıca İçişleri Bakan-lığı'nca halk türkülerinin de hangi sazlarla çalınabileceğini saptayacak ve radyoda çalınacak havaları seçecek bir heyet belirlendi.

1934'te Cemal Reşit Rey tarafından kurulan yaylı çalgılar orkestrası, Tepebaşı Ti-yatrosu'nda ilk kez altı konser verdi. Daha sonra İstanbul Şehir Orkestrası haline gelen bu topluluk, 1945-1946'da eklenen nefesli çalgılarla bir senfoni orkestrası haline geldi. Filarmoni Derneği'nin aracılık ve girişimleriyle Rockefeller Vakfı'ndan sağladığı yardımlarla çalgılarını yenileyerek dünyanın ünlü sanatçılarıyla konserler düzenledi. Bu orkestrayı 1968'e kadar Cemal Reşit Rey, 1984'e kadar da Demirhan Altuğ yönetti. 1972'de Devlet Senfoni Orkestrası^) adı ve 92 kişilik kadrosuyla Kültür Bakanlığı'na bağlandı.

196i'de Hamit Alacalıoğlu'nun yönetiminde, Türk-İngiliz Kültür Derneği'nin desteğiyle İstanbul Oda Orkestrası kuruldu ve 1974'e kadar düzenli konserler verdi. 1972'de Harutyun Hanesyan Oda Orkestrası kuruldu; bu orkestra 1981'de Atatürk'ün 100. yıl kutlama törenlerine katıldı. Ayrıca 1983'te İstanbul'da "Mimar Sinan Solistleri" adlı yaylı çalgılar topluluğu 1984'

Arturo Stravolo Sevil Berberi oyununda

kadın kılığıyla.

P. Tuğlacı, Mehterhane'den Bandoya, ist., 1986

ün sonuna kadar konserler verdikten sonra dağıldı. 1983'te Filarmoni Derneği'nin desteğiyle, Cem Mansur yönetiminde İstanbul Filarmoni Oda Orkestrası kuruldu.

Muzıka-i Hümayun, Osmanlı Devleti'n-deki tek musiki eğitim kurumuydu. Ayrıca ordudan yetişen icracılar sivil kurumlarda çalışarak yeni müzikçiler yetiştirdiler. Sanat okulları ile çeşitli sultanilerde değerli müzikçiler görev alarak pek çok öğrenci yetiştirdiler. Musikinin örgün eğitim içinde yerini alması, ancak 1915'te gerçekleşti. 19l4'te şehremanetinin girişimiyle açılan Darülbedayi'nin (bugün Şehir Tiyatroları) biri tiyatro, öbürü musiki olmak üzere, iki bölümü vardı. Musiki bölümünün başında Ali Rifat (Çağatay)(->) bulunuyordu; bu bölüm 19l6'da kapandı. 1917'de Maarif Nezareti, Darü'l-Elhân(->) adlı yalnızca Türk musikisi öğretimi veren ilk ulusal musiki okulunu açtı. 1923'te bu okulun müdürlüğüne atanan Musa Süreyya Darü'1-El-hân'a Batı müziği eğitimi için gerekli bölümleri ekledi, ayrıca burada bir senfoni orkestrası, bir koro, bir de armoni muzıka-sı kurdu. 1926'da Türk musikisi bölümü kapatılan Darü'l-Elhân, Avrupa konserva-tuvarları örnek alınarak yeniden örgütlendi. 1931'de İstanbul Belediyesi'nin çağrısıyla İstanbul'a gelen Avusturyalı müzikçi, Viyana Müzik ve Tiyatro Akademisi Başkanı Joseph Marx'ın önerileri üzerine yeni bir düzene kavuşturuldu ve daha sonra Belediye Konservatuvarı(->) adını aldı.

İstanbul Şehremaneti'nin 1910'da açtığı Muzıka Mektebi (öbür adıyla Darülaceze Bandosu), 1912'de İzmir'de açılan ve amaçları arasına "milli ruhu gençlere aşılayacak bir ilkenin belirlenmesF'ni alan, İsmail Zühtü'nün ders verdiği İttihad Terakki Okulu, başta A. Adnan Saygun olmak üzere, Cumhuriyet döneminin etkili olacak bazı müzikçilerinin yetişmesini sağlayan kurumlar olarak işlev gördü.

istanbul'a Gelen ve Konser Veren Yabancı Sanatçılar: Bu dönemde önemli bazı bestecilerle müzik yorumcuları İstanbul'a gelerek sarayda ve tiyatrolarda konserler vermişler ya da bir süre kaldıkları Osmanlı ülkesinden edindikleri esini bazı yapıtlarında dile getirmişlerdir.

Franz Liszt, Haziran 1847'de İstanbul'a gelerek 6 ay kaldı. Abdülmecid'in huzurunda bir resital, ayrıca iki de özel resital verdi. Donizetti Paşa'nın "Mecidiye Marşı" üzerine çeşitlemeler yazarak padişaha sundu; bunun üzerine nişan ve armağanlarla ödüllendirildi. Felicien Cesar David, 1833'te Galata'daki Saint Simone Manastı-rı'nda 2 yıl kaldı ve dönüşünde "Lalla Ro-ukh" (Lale-ruh) adlı operayı yazdı.

Keman virtüözü ve besteci Henri Vi-euxtemps, piyanist eşi Josephine ile birlikte 1848'de İstanbul'a gelerek Abdülmecid'in huzurunda bir resital verdi. Vieux-temps, Muzıka-i Hümayun'da Türk oyun-cularca temsil edilen Bellini'nin "II Som-nanbula" operasından bir perde seyretmişti. Sultanın onuruna bir marş besteledi, o da para ve nişan ile ödüllendirildi.

Besteci ve orkestra şefi Luigi Arditi 1856-1857 mevsiminde opera temsillerini yönettiği sırada Abdülhamid için bir kantat bestelemiş, o da nişanla ödüllendirilmişti.

Alman keman virtüözü August Wil-helm (1845-1908) 1885'te II. Abdülhamid' in çağrısıyla İstanbul'a gelerek haremde konser vermişti.

I. Dünya Savaşı'mn ardından İstanbul'a gelen çarlık Rusya'sının bazı müzikçileri, Beyoğlu'nda nitelikli orkestralar kurmuşlardı. Şefleri de iyi müzikçi olan bu topluluklarda Türk muzıkacıları da bir süre çalışarak deneyimlerini artırmışlardır.

Daha sonra İstanbul'a Gustav Holst, Henry Barraud, Joaquin Rodrigo, Ernesto Halffter, Benjamin Britten, Leonard Berns-

(Soldan sağa)

Muzıka-i

Hümayun'un

kemancısı

Osman Zeki

Bey (Üngör)

piyanist İtalo

Selvelli,

viyolonselist

Cemil Bey.

P. Tuğlacı,



Mehterhane'den

Bandoya,

tst., 1986

tein, Aribert Reimann, Jacques Thibaut, Cortot, Emil Gilels'in de aralarında bulunduğu pek çok yorumcu gelerek konserler verdiler. 1936'da Sovyet besteci Dmit-ri Şostakoviç, kemancı David Oyştrah ve piyanist Lev Oborin, bale ve orkestra sanatçılarından oluşan bir toplulukla birlikte çıktıkları Türkiye turnesinde İstanbul'a da gelerek konserler ve gösteriler düzenlediler. Özellikle İstanbul Festivali'nin başlamasından sonra dünyaca ünlü icracılar sıklıkla İstanbul'a gelerek konserler vermeye başladılar.



Dostları ilə paylaş:
1   ...   127   128   129   130   131   132   133   134   ...   140
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə