KirkçEŞme tesisleri

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 8.15 Mb.
səhifə80/140
tarix27.12.2018
ölçüsü8.15 Mb.
1   ...   76   77   78   79   80   81   82   83   ...   140

MEHMED H

dershanenin avlunun dört kenarım çevreleyecek biçimde sıralandığı bu düzenin alt bölümlerinde, a. dershane hücreler arasında yer almamaktadır. Bu durumda kütlesi hücrelerden koparılmış bir cami veya mescit-dershane bulunmaktadır: I. Abdül-hamid Medresesi, b. Dershane kenarlardan birinin ortasında yer almaktadır: Meh-med Ağa, Kılıç Ali Paşa, Nuruosmaniye medreseleri, c. Dershane dikdörtgenin bir köşesinde, dışa çıkıntılı olarak yer almaktadır: Sultan Ahmed Medresesi.



6. Sekizgen plan: Hücreler ve dershanenin sekizgen planlı bir avluyu çevreledikleri plan düzenidir. Osmanlıların iki kez uyguladıkları bu şemanın ilk örneği Amas-ya'daki Kapı Ağası (1488), ikincisi İstanbul'daki Rüstem Paşa (1547-1550) medreseleridir.

Yapı adasının biçimi, boyutları gibi arsa koşullan ile zorlanan bazı uygulamalarda (Mihrimah Sultan-Edirnekapı), Siyavuş Paşa, Kuyucu Murad Paşa, Çinili vb) belirli bir şemaya girmeyen planlar ortaya çıkmıştır. Bazı yapıların planları ise belirli bir şemaya yaklaşmakla birlikte, tam şema-laştırılamayan, örneğin "L" veya "U" tiplerine girmeyen, arada kalan uygulamalardır. Örneğin Efdalzade, Şemsi Paşa, Beşir Ağa (Babıâli), Kaba Halil Efendi medreseleri.

istanbul, Osmanlı medreselerinin tarihi gelişimini, klasik ve barok dönemin mimari tasarım açısından en seçkin örneklerini barındıran açık bir müze niteliğindedir. Ne yazık ki depremler, bakımsızlık, gecekondulaşma, yapılan kötü onarımlar birçok özgün ayrıntının yok olmasına, değiştirilmesine neden olmaktadır. Davud Paşa, Esekapısı, Nişancı Mehmed Bey, Ke-penekçi Sinan, Siyavuş Paşa, Beşir Ağa (Eyüp) medreseleri bu zengin mirasın acil yardım bekleyen örneklerinden yalnız birkaçıdır.

Bibi. Z. Ahunbay, "Mimar Sinan'ın Eğitim Yapıları", Mimarbaşı Koca Sinan, Yaşadığı Çağ ve Eserleri, ist., 1988, s. 239-309; Mür'i't-Te-varih. I; Ayvansarayî, Hadîka, I-II; Ayverdi, istanbul Haritası; C. Baltacı, XV-XVI. Asırlarda Osmanlı Medreseleri, tst., 1976; Barkan-Ay-verdi, Tahrir Defteri; M. C. Baysun, "Osmanlı Devri Medreseleri", lA, VIII, 71-77; Evliya, Se-yahatname, 1-2, (1969); S. Eyice, "Galata", lA, V/2, 1214/144-1214/157; ay, "İstanbul'un Tarihi Eserleri", lA, V/2, 1214/44-1214/144; ay, "Osmanlı Medreselerinin Mimarisi", İA, VIII, 116-118; J. de Hammer, "Liste deş medreses ou houtes ecoles de Constantinople d'apres l'ordre chronologique de leur fondation", His-toire de l'Empire Ottoman, XVIII, Paris, 1841, s. 110-128, 129-136; İnciciyan, İstanbul; İstanbul Müftülüğü Arşivi, Ders Vekaleti ve Müderris Defteri, 1330; İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi TY no. 8869, istanbul'da Mevcut Medreselerin Esamisi; İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi TY no. 9069, Dersaadet ve Bi-lâd-ı Selâsede VakiMedaris veDerununda Sakin Nüfusun Mikdarmı Mübeyyin Hülasa; Konyalı, Üsküdar Tarihi, II, 287-295; Kuran, Mimar Sinan; Kütükoğlu, İstanbul Medreseleri; Kütükoğlu, Darü'l-Hilafe; Müller-Wiener, Bildlexikon; Z. Nayır, Osmanlı Mimarlığında Sultan Ahmet Külliyesi ve Sonrası (1609-1690), İst., 1975; M. K. Özergin, "Eski Bir Rûz-nameye Göre İstanbul ve Rumeli Medreseleri", TED, S. 4-5 (1974), 263-290; J. Pervititch, istanbul Sigorta Haritası, (Türkiye Sigortacılar Da-

ire-i Merkeziyesi tarafından telif edilmiştir), ist., 1922-1941; Uzunçarşılı, İlmiye; M. Ş. Yalt-kaya, "Tanzimattan Evvel ve Sonra Medreseler", Tanzimat, I, ist., 1940; Demircanlı, Evliya Çelebi.

ZEYNEP AHUNBAY

MEDRESETÜ'L-EİMME VE'L-HUTEBA

imam ve hatip yetiştirmek amacıyla 1913' te kurulan okul.

II. Meşrutiyet döneminde medreseleri yenileştirme politikası çerçevesinde açılan okul, köy ve mahalle camilerine bilgili müezzin, imam ve hatip yetiştirmeye yönelik olarak açıldı. Cumhuriyet döneminin imam-hatip okullarının öncüsü sayılan o-kulda öğretim süresi 2 yıldı. Bir süre medrese öğrenimi görmüşlerle iptidai ve rüştiye mezunlarının sınavla alındığı okul imam ve hatip ile ezan ve ilahi olarak iki şubeye ayrılmıştı. İmam ve hatip bölümünde Kuran nazariyatı ve tatbikatı, malumat-ı kanuniye, ilm-i kelam, ahkâm-ı nikâh ve talak, hitabet-i Arabiye nazariyatı, Türkçe hitabet, ahkâm-ı ibadet; ezan ve ilahi bölümünde ise Kuran nazariyatı ve tatbikatı ile ezan ve ilahi nazariyatı ve tatbikatı dersleri okutuluyordu. I. Dünya Savaşı koşullarında fazla öğrencisi olmayan okul gelişme gösteremedi ve 1919'da Medre-setü'l-Vaizin'le(-*) birleştirilerek Medrese-tü'l-İrşad(-0 adını aldı.

İSTANBUL


MEDRESETÜ'L-HATTATİN

Hat sanatını öğretmek amacıyla 31 Mayıs 19l4'te kurulan okul.

Hat sanatı Osmanlı döneminde de geleneksel olarak usta-çırak ilişkisi içerisinde öğrenilirdi. Bu alanda okul sayılabilecek Ek girişim 19. yy'ın sonunda Ahmed Cevad Paşa'dan geldi. Ahmed Cevad Paşa sadrazamlığı sırasında (1891-1895) Babıâli'de çalışan memurlar için "Talim-i Hat" adı verilen bir kurs açtı. Ünlü hattat Sami Efendi' nin(->) yönetimindeki kurs Ahmed Cevad Paşa'nın sadrazamlıktan alınmasından sonra kapandı. II. Meşrutiyet döneminde evkaf nazırı ve şeyhülislam Ürgüplü Mustafa Hayri Efendi bu yönde yeni bir adım atarak Medresetü'l-Hattatin'in kurulmasını sağladı. Babıâli Caddesi'ndeki (bugün Ankara Caddesi) Yusuf Efendi Sıbyan Mek-tebi'nde Evkaf-ı İslamiye Müzesi'ne (bugün Türk ve islam Eserleri Müzesi) bağlı olarak faaliyete geçen okulda İsmail Hakkı Altunbezer(->), Kâmil Akdik(->), Hulusi Yazgan(-0, Nuri Korman(~>) gibi dönemin ünlü hattatları hocalık yaptı. Bu o-kuldan yetişenler arasında Macid Ayral(->), Necmeddin Okyay(->), Halim Özyazıcı(->) gibi son dönemin ünlü hattatları da vardır. 1924'te medreselerin kaldırılması üzerine Hattat Mektebi adını alan okul 1928'de harf devrimi sonucu kapanmak zorunda kaldı. Hocalarından bir kısmı Şark Tezyini Sanatlar Mektebi'nde görev aldılar. Bu okul da daha sonra Güzel Sanatlar Aka-demisi'nin(-») bir şubesi halinde öğretime devam etti.

İSTANBUL


MEDRESETÜ'L-İRŞAD

1919'da Medresetü'l-Eimme ve'1-Hute-ba(->) ile Medresetü'l-Vaizin'in(-») birleştirilmesiyle kurulan okul.

Darü'l-Hikmetü'l-İslamiye(-0 tarafından yönetilen okul 2 yıl süreli imam ve hatip şubesi ile 3 yıl süreli vaizlik şubesinden oluşuyordu. Vaizlik şubesi yüksek, imam ve hatip şubesi idadi öğrenimine karşılıktı. Vaizlik şubesini bitirenler vilayet, liva ve kaza merkezlerine atanabilecekler, askeri ve sivil imam ve hatiplik için de bu okul mezunu olma şartı aranacaktı.

Vaizlik şubesinin programında tefsir, hadis, kelam, fıkıh, usul-i fıkıh, feraiz, ahkâm-ı evkaf, mezahib, tarikatlar, dinler tarihi, ahlak, siyer, İslam tarihi, felsefe tarihi, Türk ve Fars edebiyatı, hitabet ve mev'iza gibi dersler yer alıyordu. İmam ve hatip şubesinde ise tertil-i Kuran, fıkıh, tevhit, hadis, tefsir, hitabet, malumat-ı kanuniye, usul-i inşa ve musiki dersleri o-kutuluyordu. Bu okul da Mütareke dönemi koşullarında öncülleri gibi fazla bir gelişme gösteremedi. 1924'te tevhid-i tedrisat yasasıyla Maarif Vekâleti'ne bağlandı. Kısa bir süre sonra da kapatıldı.

İSTANBUL

MEDRESETÜ'L-KUZAT

Kadılar Medresesi anlamına gelen Medre-setü'l-Kuzat, Beyazıt'tan Süleymaniye'ye giden Besim Ömer Paşa (eski Takvimha-ne) Caddesi'yle Kaptan-ı Derya Sokağı'nın kesiştiği köşedeki arsa üzerinde inşa edilmiştir.

istanbul'da seriye mahkemelerine kadı ve naip (vekillerini) yetiştirmeyi amaçlayan ilk medrese 1854'te, Muallimhane-i Nüvvab adıyla açılmış, bu okul 1884'te Mekteb-i Nüvvab, 1908'de Mekteb-i Kuzat, 1910'da Medresetü'l-Kuzat adını almıştır. Bu tarihte okulun iki yıl olan öğretim süresi dört yıla çıkarılmış ve eğitim programı yenilenmiştir. 1915'te seriye mahkemelerinin kalem hizmetleri için memur yetiştirmek amacıyla iki yıllık "sınıf-ı mahsus" açılmıştır, ilk mezununu verdiği 1856'dan 1915'e kadar okul 977 öğrenci yetiştirmiştir. Binası 1910-1911'de Evkaf Nezareti Baş-mimarı Kemaleddin BeyO-0 tarafından tasarlanmış, yapımı 1913'te tamamlanmıştır. Medresenin yerinde daha önce, bitişikteki Kaptan İbrahim Paşa Külliyesi'nin hamamı bulunmaktaydı. 20. yy'ın başlarında hamam yıkık bir durumda olduğundan, yerine medresenin yapılması için Evkaf Ne-zareti'nce izin verilmiştir. Cumhuriyet'ten sonra medreseler kapatılırken, Medresetü'l-Kuzat binası da 1924'te istanbul Üni-versitesi'ne merkez kütüphanesi olarak verilmiş, yapının bu yeni kimliği kapı üzerindeki özgün kitabenin orta bölümünün kazınıp yeniden yazılmasıyla belirlenmiştir.

Bodrumla birlikte dört katlı olan yapı taşıyıcı tuğla duvar sistemiyle yapılmış, temel duvarları, pencere kemerleri, kadarı ayıran kuşaklar ve diğer silmeler taşla gerçekleştirilmiş, döşemeler, demir putrel ve tuğla tonozlardan oluşan volta döşeme sistemi ile inşa edilmişlerdir. Yapının üzeri

kiremit kaplı, kırma, ahşap bir çatı ile örtülüdür.

Bir bacağı kısa bir "Ü" biçiminde planlanmış olan yapının zemin katında, "L" biçimli bir koridor üzerine dizilmiş üç büyük derslikle bir büyük oda, giriş holü ve helalar bulunmaktadır. Kadar arasındaki bağlantı dışarıya doğru kavislenen mermer bir merdivenle sağlanmıştır. Giriş holünden koridora altı basamak yükselerek erişilmektedir. Merdiven kovası ise, sepet kulpu kemerlerle geçilen geniş açıklıklarla koridora bağlanmıştır. Üst katlarda zemin kat planı aynen yinelenirken, bu katlarda, giriş holünün bulunduğu yere yöneticiler i-çin üçer oda yapılmıştır.

Yapının çok yalın görünümlü cepheleri zemin ve birinci kat döşemelerinin hizasından geçen sürekli taş kuşaklarla yatay olarak üçe bölünmüş, üst iki katın pencereleri, yüzeyden girinti yapan panolar içine yerleştirilmiştir. Zeminde ve birinci katta, panolar içindeki üçlü pencereler penci kemerlerle, üst kattakiler ise düz len-tolarla geçilmiştir. Pencere kemer ve len-tolarımn üzerine profilli silmeler geçilmiş, en üstteki silmeler tüm yapı çevresince dolaştırılarak bunlara süreklilik kazandırılmıştır. Duvarları sıvanarak kesme taş izlenimi verecek biçimde yatay çizgilerle derzlenmiş olan yapının cephelerinde, yalnızca girişin bezenerek vurgulanmasına özen gösterilmiştir. Besim Ömer Paşa Cad-desi'ne bakan cephenin orta aksına yerleştirilmiş olan giriş, iki yanındaki pencerelerle birlikte, enli, içbükey profilli bir silmeyle çerçevelenmiş, kapı ve pencereleri geçen penci kemerlerin köşelerine gülçe-ler yapılmış, üzerlerindeki silmelerin birleşme noktalarına ters püsküller yerleştirilmiştir. Yapının yüzey düzenlemesi demir payandalarla taşınan, geniş, ahşap saçaklarla tamamlanmıştır.

II. Meşrutiyet dönemine damgasını vuran I. Ulusal Mimarlık Dönemi'nin ilginç yapılarından olan Medresetü'l-Kuzat, günümüzde, Cumhuriyet'ten sonra istanbul Üniversitesi'ne devredilen, çok değerli Yıldız Sarayı kitap koleksiyonunu da barın-

dırmaktadır (bak. İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi).

Bibi. Ergin, Maarif Tarihi, IV, 135; Ibnüle-min Mahmud Kemal (İnal)-H. Hüsameddin (Yasar), Evkaf-ı Hümayun Nezareti'nin Tarih-çe-i Teşkilâtı, ist., 1335, s. 234; Öz, istanbul Camileri, II, 82; Yavuz, Mimar Kemalettin, 232-239.

YILDIRIM YAVUZ



MEDRESETÜ'L-MÜTEHASSİSİN

Darü'l-Hilafetü'l-Aliyye Medresesi(->) bünyesinde Kasım 1914'te kurulan uzmanlık medresesi.

II. Meşrutiyet döneminde medreseleri yenileştirme politikası doğrultusunda İstanbul'daki medreseler tek bir öğretim programına bağlanırken bunun da üstünde temel İslami ilimler alanında uzmanlık öğretimi yapılan bir medrese açılması öngörüldü. Bu amaçla kurulan Medresetü'l-Mütehassisin Sultan Selim Külliyesi içindeki medresede öğretime başladı. Okula yüksek dereceli medrese mezunları kabul ediliyordu. 1917'de Darü'l-Hilafetü'l-Aliyye Medresesi programının yeniden düzenlenmesi sırasında Medresetü'l-Mütehas-sisin'in de tefsir ve hadis, fıkıh ve usul-i fıkıh ile kelam, tasavvuf ve felsefe olarak üç ihtisas şubesine aynlması kararlaştırıldı.

1918'de Medrese-i Süleymaniye adını alan okulun şubeleri de tefsir ve hadis, fıkıh ve usul-i fıkıh ve hikmet ve kelam o-larak yeniden belirlendi. 1924'te medreselerin kaldırılmasıyla kapanan okulun öğretim kadrolarından bir bölümü yeni kurulan Darülfünun İlahiyat Fakültesi bünyesinde yer aldılar.

İSTANBUL

MEDRESETÜ'L-VAİZİN

Vaiz yetiştirmek amacıyla 1913'te kurulan okul.

II. Meşrutiyet döneminde medreseleri yenileştirme politikası çerçevesinde İs-lamiyeti yenilikçi bir din olarak tanıtacak, pozitif bilimlerden de anlayan bilgili vaizler yetiştirmeyi amaçlayan okula her yıl sınavla 40 seçkin öğrenci alınıyordu. 4 yıl

Medresetü'l-Kuzat'ın güneyden görünüşü.



Yıldırım Yavuz, 1970

süreli okulun eğitim programında dini i-limlerin yanında tarih, coğrafya, edebiyat, matematik, astronomi, fizik, kimya, biyoloji, felsefe, sosyoloji, mantık, iktisat, maliye gibi dersler de vardı. Evkaf Nezareti'ne bağlı olan okulun öğretim üyeleri arasında Ahmed Refik Altmay(-»), Yusuf Akçura, Mehmed Ali Aynî, Fatin (Gökmen), Hüseyin Dâniş (Pedram), Ziya Gökalp, Selim Sırrı (Tarcan) gibi ünlü isimler de yer alıyordu. Okul I. Dünya Savaşı koşullarında fazla öğrencisi olmadığından gelişemedi ve 1919'da Medresetü'l-Eimme ve'1-Hute-ba(->) ile birleştirilerek Medresetü'1-Ir-şad(->) adını aldı.

İSTANBUL

MEHMED H (Fatih)

(l Nisan 1430, Edirne - 3 Mayıs 1481, Tekürçaym - Gebze) 1. Osmanlı padişahı (1. kez Ağustos 1444-Ağustos 1445, 2. kez 19 Şubat 1451-3 Mayıs 1481).

"Fatih", "Fatih Sultan Mehmed", "Ebu'l-Feth Sultan Mehmed Han", "Fatih-i Kos-tantiniyye" adlarıyla da tanınmıştır. II. Murad ile Hümâ Hatun'un oğludur. İki kez tahta çıkmıştır. Doğum tarihim 8 Receb 832/ 13 Nisan 1429, 26 Receb 835/29 Mart 1432 olarak veren kaynaklar da vardır. "Hatun" sanını taşıyan annesinin, Türk-Müslüman bir bey hanedanına mensup olduğu kabul edilir. Bazı kaynaklarda annesi, İsfen-diyar oğlu İbrahim Bey'in kızı Hatice Hatun adıyla verilir.

Fatih'in, Edirne'deki ilk saltanatında da tam bir açıklık olmayıp l yıl boyunca "Sultan Mehmed Çelebi" unvanı ile Rumeli topraklarının yönetiminde babasına niyabet ettiği, II. Murad'ın Edirne'ye gelip tahta oturmasından sonra bu kez "Mehmed Çelebi Sultan" olarak Manisa sancakbey-liğine döndüğü de ileri sürülmüştür.

istanbul'u fethederek (bak. fetih) burayı Osmanlı Devleti'nin payitahtı yapan II. Mehmed, Doğu-Batı, İslam-Hıristiyan uygarlıkları için, daha toplayıcı bir yaklaşımla Akdeniz havzası için, İstanbul'u bir merkez haline getirmeye çalışmış, bu açıdan da I. Constantinus'tan(->) sonra kentin ikinci kurucusu sayılmıştır.

II. Murad'ın (hd 1421-1451) dördüncü oğlu olan II. Mehmed, 1443'te lalaları ile Manisa sancakbeyliğine gönderildi. O yıl, büyük kardeşi Alaeddin Ali Çelebi'nin ölmesi üzerine Osmanlı tahtının vârisi oldu. 1444-1445 arasında Edirne'de saltanat naibi ya da doğrudan hükümdar olarak l yıl tahtta oturdu. II. Murad'ın Manisa'da dinlendiği bu kısa dönemde Hurufîlik akımı, art arda eylemlerle toplumu etkilerken Edirne'de bir de yangın çıktı, istanbul'a sığınmış bulunan Şehzade Orhan'ın (Süleyman Çelebi'nin torunu) taht varisliği savıyla İnceğiz'e kadar ilerlemesi üçüncü bir sorun oldu. Nihayet, Macar ve Eflâk ordularının harekete geçmesi üzerine, Vezir Çandarlı Halil Paşa, II. Mehmed'i, uzun sürecek bir av partisine gönderdikten sonra II. Murad'ı Edirne'ye davet etti. II. Murad ordu ile savaşa giderken II. Mehmed de Edirne'nin muhafazası görevini üstlendi. Varna Savaşı'nın kazanılmasından sonra

MEHMED n

328

329


MEHMED H

Müslüman devletlere II. Mehmed adına fetihnameler gönderildi. Yeniden Manisa'ya çekilen II. Murad, Halil Paşa'nın ısrarı ve 1445'te çıkan yeniçeri ayaklanması sonucu Edirne'ye döndü ve ikinci kez tahta oturdu. II. Mehmed ise yeniden Manisa sancakbeyliğine gitti. 5 yıl süren bu ikinci sancakbeyliğinde siyasi, edebi çalışmalarla geleceğe hazırlandı. Babasıyla birlikte 1448'de ve 1450'de Arnavutluk seferlerine katıldı. 1450'de Dulkadiroğulları Beyi Süleyman Bey'in kızı Sitti Mükrime Hatun ile evlendi.

10 Şubat 1451'de babasının ölümü ü-zerine Edirne'ye döndü ve 19 Şubat 1451' de ikinci kez tahta oturdu. Fakat birinci saltanatında bir başarı sergileyemediğinden, Balkanlar'da, Anadolu'da ve Bizans'ta hareketlenmeler görüldü. II. Mehmed, başlangıçta bazı ödünleri göze alarak konumunu güçlendirmeyi gözetti. Ülkesine dönen üvey annesi Mara Sultan için, Alacahisar ve çevresini Sırbistan'a bıraktığı gibi, Bizans imparatoruna da Şehzade Orhan'ın giderleri için yılda 300.000 akçe ödemeyi kabul etti. Ordusu ile Anadolu'ya geçerek Akşehir'e yürüdü. Karaca Paşa'yı da Sofya'ya gönderdi. Bizans imparatoru, Orhan Çelebi'yi bir kez daha serbest bırakmak isteyince yeni ödünlere katlandı. Edirne' ye dönünce Yeniçeri Ocağı'mn ıslahını, vergi gelirlerinin artırılması işini ele aldı. Halil Paşa'ya da Rumeli Hisarı'mn(->) yapımı hazırlıklarını emretti. 1452'de bu hisarın yapılması ile İstanbul'a Tuna'dan ve Karadeniz'den yardım ulaştırılması olanağı kalmadı. Venedik, Macaristan, Bosna hükümdarlarıyla kısa süreli barışlar yapıldı. II. Mehmed, bundan sonra Bizans imparatoruna, kenti teslim etmesini resmen bildirdi ve Haziran 1452'de savaş durumu ilan etti. Çandarlı Halil Paşa'nın birtakım gerekçelere dayalı muhalefetini ise dikkate almayarak saltanatını, istanbul'un fethiyle başlatmak ve mutlak egemenlik kurmak yönündeki kararlılığından dönmedi.

6 Nisan-29 Mayıs 1453 arasındaki kuşatma boyunca istanbul halkının isteksizliği yüzünden savunma ağırlığı daha çok kentteki Venediklilerle Cenevizlilerde, Fransız güçlerinde ve imparatorluk ordusunda kaldı. Bu nedenle de "feth-i mü-bin" denen istanbul'un düşmesinin, "anva-ten" (savaşla) ya da "sulhen" olduğu konusu daha ilk günden başlayarak tartışıldı. Fakat, yerli halkın tutumu nedeniyle kent sulhen alınmış gibi davranılarak Rum halka ve soylulara pek çok haklar tanındı. Fethi izleyen günlerde de Galata, Kumburgaz, Bigatos, Silivri ve Ahyolu alındı.

II. Mehmed kente ilk girdiği gün önce Ayasofya'yı gezdi. Burada ezan okutturdu, ikindi namazını kıldı. Mabedin camiye çevrilmesini, fakat hiçbir tarafına zarar verilmemesini istedi. İmparatorluk saraylarını, Hippodrom'u da ilgiyle gezen II. Mehmed son Bizans imparatoru XI. Konstan-tinos Paleologos'un(->) cesedini buldurta-rak dini törenle gömdürttü. Kentin her semtinde tellallar, saklananların ortaya çıkmalarını, evlerine dönmelerini, din, can, mal

Bellini'nin betimlemesiyle II. Mehmed'in portresi.



TETTVArşivi

ve ırz güvenliğinin sağlandığını duyurdular. Fatih'in emriyle yapılan seçim sonunda, Gennadios II. Sholarios(->) patrik oldu. Onuruna verilen ziyafette, kendisine Osmanlı vezirine eşit bir protokol uygulandı. Makam olarak Havariler Kilisesi tahsis edildi.

l Haziran 1453 Cuma günü Ayasofya' da ilk cuma namazı kılındı ve hutbeyi de Akşemseddin(-0 okudu. İlk üç gün boyunca süren karışıklıklara son verildi. Askerlerin kentte silahlı gezmeleri yasaklandı. İstanbul "Mahrusa-i Saltanat" (başkent) ilan edilmekle birlikte Edirne de aynı konumda kaldı. Kentten kaçan İtalyanların evleri, gerekli mal ve eşya sayımları yapıldıktan sonra mühürlendi. Bursa Subaşısı Karıştıran Süleyman Bey subaşı, Hızır Bey Çelebi(->) kent kadısı atandılar. Bir kısım tutsakların fidyelerini kendisi ödeyerek serbest bıraktıran II. Mehmed, kendi payına düşen tutsakları da Haliç semtlerine yerleştirdi ve buralardaki evleri bağışladı. İstanbul'da İslami bir yaşayışın asgari koşullarına da önem vererek Ayasofya' dan başka, bazı kilise ve manastırları da kendisi ya da devlet adamları ile komutanlar camiye ve mescide çevirttiler. Böylece, İstanbul'da yerli Hıristiyanlarla, fetihten sonra yerleşecek Müslüman Türklerin bir arada yaşamalarına izin verilmiş oldu.

20 gün kadar İstanbul'da kalan Fatih, gazilerine Okmeydanı'nda ziyafetler verdi. Buraya okçular için bir tekke ve mescit yapılmasını emretti. Ayasofya'dan çıkarttığı "put'ları da buraya diktirterek okçuların haftada iki gün talim yapmalarını ve bunlara nişan almalarını buyurdu. Ok-meydanı'na ölü gömülmesini, ev yapılmasını, bağ bahçe dikimini de yasakladı.

Fakat İstanbul'un fethi, Batı dünyasında ciddi üzüntüye neden oldu ve günlerce kiliselerde kentin kurtulması için ayinler düzenlendi. Alman İmparatoru III. Fri-edrich, Venedik Doçu Françesco Foscari

ile buluştuktan sonra Papa V. Nicolaus'a bu' mektup yazarak kaygılarını belirtti. Kısa bir süre sonra da papanın bir endülü-jansı ile her Hıristiyana kutsal savaş vergisi konarak sözde bir savaş kampanyası başlatıldı.

II. Mehmed, kentten ayrılmazdan önce surların onarılması, hendeklerin temizlenmesi, kentte düzenin ve günlük yaşamın güvenceye alınması yününde bir dizi buyruklar verdi. Korkarak kaçanların İstanbul'a dönmeleri için kolaylıklar sağlandı. Bunlara, çeşitli semtlerde özel yerleşme sahaları gösterildi. Ayrıca tüm vergi ve yükümlülüklerden de bağışıklık tanındı. Bu arada, daha önce birkaç kez, karşısına bir saltanat rakibi olarak çıkartılan Orhan Çelebi'yi buldurtarak boğdurtan Fatih, yine başlangıçtan beri İstanbul'un alınmasına muhalif kalan, bu nedenle de Bizans'la arasında gizli bir anlaşma olduğundan kuşkulanılan Çandarlı Halil Paşa' yi tutuklattı, daha sonra da Edirne'de boğ-durttu. Bu olay, Osmanlı tarihinde ilk kez bir vezirazamın katli olduğu gibi, devletin kuruluşundan beri ikinci hanedan konumunu muhafaza eden Çandarlıların da sonu oldu.

21 Haziran 1453'te büyük bir törenle İstanbul'dan ayrılarak Edirne'ye hareket e-den Fatih, kentin güvenliği için 1.500 yeniçeri bıraktı. O günlerdeki gelişmeleri izleyen Jacopo Languschi'nin gözlemlerine göre Bizans'ı ortadan kaldıran Fatih'in tek amacı dünyayı (Akdeniz havzası) bir idare altına almak ve bir "iman" (kültür) birliği kurmaktı. Bunun için de en uygun merkez olan İstanbul'u elde etmiş bulunuyordu. Buraya sahip olduktan sonra Hıristiyan dünyasını da hükmü altına almanın zor olmayacağı inanandaydı. Bu nedenle kendisini Roma imparatoru görmekteydi. O yıl yayımlanan bir fermanla eylül ayına kadar, İstanbul'a 5.000 ailenin "sürgün" gönderilmesi, beylerbeylerinden ve sancak-beylerinden istendi. Bursa'dan da İstanbul'a sürgün çıktı. Kendi yurdundan ve geçiminden memnun bir kısım halk, toprağından ayrılmak istemedi. Bunun üzerine, Fatih, Edirne'den Bursa'ya geçerek sert önlemler aldırttı. Ayrıca fethedilen her yeni yerden, zengin, sanatkâr, tüccar zümrelerinden kalabalık grupları göç ettirdi. Yine, şehrin iaşesine yardımı olur düşüncesiyle çevredeki arazileri has çiftlikler kapsamına alıp çiftçi tutsakları "has kul" olarak buralara iskân etti. 1453'ten 1475'e kadar art arda çıktığı Batı ve Doğu seferlerinde, Anadolu'dan Sırbistan'dan, Foça' dan, Mora'dan, Argos'tan, Taşoz'dan, Sama-direk'ten, Amasra'dan, Trabzon'dan, Kefe' den sürgün yöntemleriyle İstanbul'a nüfus göçürttü.

İstanbul'u ekonomik canlılığa kavuşturmak ve olası bir Haçlı seferini önlemek için de 18 Nisan 1454'te Venediklilerle her türlü ticari serbestiyi öngören bir antlaşma imzaladı. Diğer yandan, sürekli savaş siyaseti izleyerek Bizans'la bağlantısı olan Trabzon'daki Pontos Rum İmparatorluğu' nü, Karadeniz ve Ege'deki Ceneviz kolonilerini, Sırp ve Mora despotluklarını orta-

Constanza da Ferrara'nın betimlemesiyle II. Mehmed'in yaşlılığını gösteren yağlıboya tablo. Galeri Alfa

dan kaldırdı. Karadeniz'deki fetihler için Kadırga Limam'nda bir tersane kurdurdu. Memluk sultanına gönderdiği İstanbul fetihnamesinde ise "gaza ve cihad yolundan ayrılmayacağını" vurguladı. Böylece, Doğu' da İslamiyet, Batı'da Hıristiyanlık için kendisini tek ve meşru otorite, İstanbul'u da biricik merkez saydığını ilan etti. Ortodoks patriğinin yamsıra, kentte Ermeni patrikliğinin, Yahudi hahambaşılığının kurulmasına izin vererek İstanbul'un "cihanın payitahtı ve semavi dinlerin merkezi" olmasını öngördü. 1456'da ise yine bu amaçla G. Amirutzes'e(->) dünyanın haritasını yaptırttı. İstanbul'da, eskiden olduğu gibi bir Venedik balyosunun oturmasına da müsaade etti.

Fatih'in bir diğer yaklaşımı eski Bizans soylusu aydın gençleri sarayına alması ve onlara önemli görevler vermesi olmuştur. Rum Mehmed Paşa, Has Murad Paşa, kardeşi Mesih Paşa bunlardandır. Paleologos, Kantakuzenos ailelerinden seçtiklerini ö-zellikle mali işlerde görevlendirdi. Pontos Rum imparator ailesini ve bu kentin nüfuzlu ailelerinden pek çoğunu, ayrıca Trabzon civarından 1.500 seçme genci İstanbul'a getirtti. Sonraki yıllarda İstanbul'a geri dönen Rum bilginler de Fatih'in hizmetine girdiler. Temelini Fatih'in attığı Enderun'da^) da ilkin bu soyluların istihdam edildiği söylenebilir. Ünlü tarihçi Mi-hael Kritobulos(->) bu sırada kaleme aldığı eserinde II. Mehmed'i "Yunan kültürünün koruyucusu ve dostu" olarak tanıtır. Divanda ise, bazı hükümlerin Rumca veya Batı dilleri ile yazılması gerektiğinden bu hizmetlerde de Rum aydınlarından yararlanıldı. Bütün bu yaklaşımları nedeniyle kendisinin Hıristiyanlığa eğilimi olduğu sonucunu çıkartan Papa II. Pius, 1460'tan sonra yazdığı fakat Fatih'e ulaşmayan mektu-

bunda onu Hıristiyanlığa davet ederek dinini değiştirirse Hıristiyanlık âleminin meşru imparatoru ve dünyanın en kudretli hükümdarı olacağını yazmıştı. Buna karşılık Fatih, İstanbul'a getirttiği Pontos Rum imparatorluk hanedanı bireylerim, papalığın Haçlı seferi girişimi gündemdeyken l Kasım 1463'te ortadan kaldırdı. İstanbul'un güvenliği için de Çanakkale Boğazı'nda Sultaniye ve Kilitbalıir kalelerini yaptırttı.

Kul sistemine dayalı merkeziyetçi bir yönetim kurmayı öngören Fatih'in üzerinde durduğu konu, Anadolu'yu ve Rumeli'yi İstanbul merkezli bir devlet bütünlüğünde toplamaktı. Bu maksada da İstanbul' un ticari ve kültürel açılımına, kara ve deniz güvenliğine önem verdiği gibi, çok harap ve durağan devraldığı kenti, bayındır, işlek ve kalabalık nüfuslu bir imparatorluk başkenti yapmayı da hedeflemişti. Bunun için, uyguladığı siyasi kararlar ve yaptırımlar dışında, eski "Levant (Doğu) ticaret geleneğim yeniden canlandırmaya, liman, bedesten, han yapımlarına önem verdi. Yedi-kule Hisarı, surların onarımı, Ayasofya'nın camiye çevrilmesi ve İstanbul'un ilk külliyesi konumuna getirilmesi, Eski Saray' ın(->) Topkapı Sarayı(->) ve çevresindeki Sur-i Sultani'nin, İç Bedestenin, Galata Bedesteni'nin, çuha kârhanesinin yapımları bunlardandır. Kemalpaşazade, Fatih'in önayak olduğu yatırımları anlatırken şehrin imarım bir dakika aksatmadığım, Kırkçeşme denen suyu akıttığını, şehrin geçimine medar olacak bağ, bostan ve bahçeler yeşerttiğini, bir cami-i cedid (bak. Fatih Külliyesi) ve çevresine sekiz medrese, darüşşifa, hankâh, ahır ve misafirhane ile hamam yaptırdığını, Zeytinlik denen yere bir saray, yanına da sırça saray (bak. Çinili Köşk) inşa ettirdiğini ve 30 yıl şehrin imarından el çekmediğini yazmaktadır. İstanbul'dan uzak olduğu zamanlarda da ilgisini sürdüren Fatih, örneğin, 1454'te Filibe'de iken emirler gönderdiği gibi dönüşünde de denetimlerde bulunmuş, Hızır Bey Çelebi, Fatih'e, Yalı Kapısı'ndan başlayıp Top Kapısı'na kadar uzayan kıyı surlarının onarımlarını, kuşatma sırasında a-çılan gediklerin kapatılmasını göstermişti. Fatih, Theodosius Forumu'nun bulunduğu sahada bir saray (Eski Saray), Yaldız-lıkapı'da bir iç kale (Yedikule) yapılmasını emretti. Bu inşaatlarda, esirlerin 6 akçe gündelikle çalıştırılmalarına olanak tanıdı. Böylece tutsaklıkları sürenler kurtuluş parası edindiler.

Fetihten sonraki bir yıl zarfında, sürgün buyruklarına karşın şehre fazla bir göç olmadığı gibi gelenlere de ev bulunamamıştı. Fetihten önce 50.000 dolayında nüfusa sahip olduğu tahmin edilen kentte, Türkler, verilen izinle diledikleri biçimde evleri, hanları, dükkânları, hattâ saray ve konakları sahiplenmişlerdi. Kemalpaşazade daha sonra sürgünle gönderilenlere hallerine uygun mekânlar bulunamadığını, ilk gelenlerin büyük binalara, saraylara yerleştiklerini sonradan gelen varlıklılara ise harap ve küçük evlerin kaldığını, herkesin kendi konumuna uygun evde iskân etmesi için de mukataa konduğunu, böylece ha-

zineye de yılda "20 kez 100.000 filori" gelir sağlandığını anlatmaktadır. Bu maksatla Cebe Ali Bey(-0 ve Tursun Beğ'e(->) sayım yaptırıldı. Fakat Rum Mehmed Paşa'nın önerisiyle Fatih'in ev, dükkân ve arsalar için mukataa bedeli koydurtması, buna karşılık yerli Rumların mülkiyet hukukunu korumaları tepkilere neden oldu. Türk halkı, bu girişimi, Rum Mehmed Paşa'nın şehri yeniden Rumlara bırakmak istemesi olarak yorumladılar. Sonuçta herkes kendi mali gücüne ve aile yapısına uygun evlere yerleşmek ve ona göre mukataa bedeli ödemek yolunu seçti. Bu karışıklık geçtikten sonra mukataa sisteminden bir süre vazgeçildi. Fakat Rum Mehmed Paşa konuyu ikinci kez gündeme getirdi ve 1471'de yeniden mukataa bedeli kondu. Gerekçe olarak da artan sefer masrafları gösterildi. Halkın duyduğu kaygıyı paylaşan Nişancı Karamam Mehmed Paşa, Fatih'i etkiledi, Rum Mehmed Paşa idam edilmekle birlikte İstanbul'a yerleşenlerin taşınmazlar için mukataa bedeli ödemeleri değişmedi.

İstanbul'un şenlendirilmesi için Fatih, Türk-Müslüman ve Hıristiyan bütün sanatkârlardan yararlanmayı da gözetti. Kendi adına yapımına başlanan külliyenin temelleri ise ancak 1463'te atıldı. Öte yandan, fetihten sonra Fatih tarafından kendilerine mülk olarak evler ve arsalar tahsis edilen din adamları ve şeyhler, küçük mescitler ve zaviyeler kurarak İstanbul'a özgü mahallelerin çekirdeklerini hazırlamaktaydılar.

Diğer yandan hangi tarihte kesin olarak payitaht (başkent) konumunu kazandığı bilinmeyen İstanbul'un, 1457'de Edirne'nin büyük bir yangın geçirmesinden sonra önemi daha da arttı, 1470'li yıllarda Fatih Külliyesi'nin ve Topkapı Sarayı'nın yapılması ile de artık asıl başkent olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca, fetihten hemen son-

Sinan Paşa'nın karanfilli II. Mehmed portresi. Galeri Alfa



Dostları ilə paylaş:
1   ...   76   77   78   79   80   81   82   83   ...   140
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə