KirkçEŞme tesisleri



Yüklə 8.15 Mb.
səhifə82/140
tarix27.12.2018
ölçüsü8.15 Mb.
1   ...   78   79   80   81   82   83   84   85   ...   140

Bibi. Neşri, Kitab-ı Cihan-nüma, II, Ankara, 1957, s. 683 vd; Âşıkpaşazade, Tevarih-i Âl-i Osman, ist., 1332, s. 139 vd; F. Gieese (yay.), Die altosmanischen Anonymen Chroniken; Tevarih-i Âl-i Osman, Breslau, 1922, s. 65, 73 vd; Tursun Bey, Tarih-iEbü'lFeth, ist., 1977, s. 47 vd; Bostanzade Yahya, Duru Tarih (Tarih-i Saf/Tuhfetu'l-AhbaK), İst., 1978, s. 63 vd; Lutfi Paşa, Tevarih-i Âl-i Osman, İst., 1341, s. 170 vd; Kemalpaşazade, Tevarih-i Al-i Osman, VIII, Ankara, 1991; Kritovulos, Tarih-i Sultan MehmedHan-ı Sâni, ist., 1328; A. Adıvar, "İstanbul'un Fethi Sırasında Bizans ve Türk Kültür Vaziyeti", TD, S. 9 (Mart 1954), 1-14; H. İnalcık, Fatih Devri Üzerinde Tetkikler ve Vesikalar, Ankara, 1954; A. S. Ünver, tlim ve Sanat Bakımından Fatih Devri Notları, îst., 1947; O. Ergin, Fatih imareti Vakfiyesi, İst., 1945; S. Tansel, Osmanlı Kaynaklarına Göre Fatih Sultan Mehmed'in Siyasi ve Askeri Faaliyeti, Ankara, 1953; 1. Artuk-C. Artuk, Fatih'in Sikke ve Madalyaları, İst., 1946; H. inalcık, "Mehmed II", İA, VII, 506 vd; Ş. Tekindağ, "İstanbul", M, V/2, 1199-1214; F. Dirimtekin, istanbul'un Fethi, ist., 1949; Danişmend, Kronoloji, I, 252 vd; Saffet Sıtkı (Bilmen), Fatih Divanı, ist., 1944; K. E. Ünsel, Fatih'in Şiirleri, Ankara, 1946; G. Jakob, Der Divan deş Sultan Mehmed deş Zıveiten, deş Eroberers von Konstantinopel, Berlin, 1904; A. Aymutlu, Fatih ve Şiirleri, İst., 1992.

NECDET SAKAOĞLU



MEHMED H TÜRBESİ

bak. FATİH KÜLLİYESİ

Kapıdağh Kostantin'in betimlemesiyle

III. Mehmed.



Cengiz Kahraman arşivi

MEHMED m

(16 Mayıs 1566, San Ovası/Manisa - 21 Aralık 1603, istanbul) 13. Osmanlı padişahı (hd 27 Ocak 1595-21 Aralık 1603). "Mehmed-i Sâlis", "Sultan Mehmed Han-ı Sâlis bin Murâd-ı Sâlis", "Eğri Fatihi" olarak da tanınır. Şiirlerinde Adnî mahlasım kullanmıştır. III. Murad(-0 ile Safiye Sul-tan'ın oğludur. Sancaktan gelip tahta çıkan sonuncu Osmanlı şehzadesidir. Tahta çıktığı gün 19 erkek kardeşini boğdurtarak olumsuz bir iz bırakmıştır. Buna karşılık istanbul'da ya da taşrada adını taşıyan bir eser yoktur. Vefa'da bir medrese yaptırmayı tasarladığı döneminin tarihçileri tarafından belirtilmiştir. Davutpaşa Bahçesi'nde-ki(-*) sarayı yıkılmıştır. Topkapı Sarayı hareminde bazı tadilat ve yeni bir hamam, III. Mehmed döneminde yapılmıştır. Avusturya savaşları, Eflâk-Boğdan ve Erdel sorunları, doğuda iran'la olan sınır savaşları genişleyerek sürdüğü gibi, Anadolu'daki Celali ayaklanmaları da istanbul'u tehdit edici boyutlara ulaşmış, tüm bu sorunlar başkenti ekonomik yönden de etkilemiştir. Saltanatı boyunca sık sık para değeri belirlenmiş, arada iç hazineden gümüş ve altın çıkartılarak kamu hazinesi açığı kapatılmaya çalışılmış, ancak 1599'da l dirhem gümüşten 9,5 akçe kesilerek geçici bir istikrar sağlanabilmiştir. Uzun bir aradan sonra ve III. Murad Türbesi'nin yapım masrafları nedeniyle istanbul'da bakır para (mangır) kesimi de III. Mehmed dönemindedir. Yine, İstanbullu gayrimüslimlerin, belli koşullarla köle ve cariye edinimlerine de gümrük gelirini artırmak için izin verilmiş; Fransa, İngiltere, ispanya, Hollanda, Venedik, Lehistan'dan gelen elçilerle ticari antlaşmalar imzalanmıştır.

II. Mehmed'in "istanbul Fatihi" olması


gibi, Avusturya seferinde Eğri (Eğer, Erlan)
Kalesi'nin alınması üzerine III. Mehnıed'e
de "Eğri Fatihi" sam verilmiştir.

III. Mehmed, babası Şehzade Murad'ın


sancakbeyi olduğu Manisa'da, Şart Ovası'n-
da doğdu. Çocukluğunu geçirdiği Manisa'
da hocalığını Cafer Efendi yaptı. 1574'te
dedesi II. Selim'in(-») ölümü üzerine padi
şahlık sırası gelen babasıyla istanbul'a gel-

MEHMEDm

334

335


MEHMEDm

di. Saraydaki eğitimini Haydar Efendi ve Pir Mehmed Azmî Efendi üstlendiler. Meh-med'e asm ihtimam gösterildi. III. Murad da bu oğluyla farklı biçimde ilgilendi. Onun için Boğaz gezileri düzenletti, eğlensin diye istihkâmlardan 200-300 pare toplar attırdı. 1582'de Atmeydam'ndaki(-*) sünnet düğünü ise Osmanlı tarihinin en görkemli şenliği oldu. Kent, bu vesileyle olağanüstü günler yaşadı ve yüzlerce yabancı konuk ağırlandı, l Haziran-30 Temmuz arasında 2 ay süren sur-ı hümayun içinde, 16 yaşındaki Mehmed'in sünnetini Cerrah Mehmed Paşa 7 Temmuz günü yaptı. Mehmed, daha 1,5 yıl istanbul'da kaldıktan sonra Aralık 1583'te, aralarında müderris, sipahi ağası, divan çavuşu, divan kâtibi gibi her sınıftan yetkin kişilerin bulunduğu kalabalık bir eğitim-öğretim kadrosu, hocası Na-suh Nevali Efendi ve Lala Mehmed Paşa ile sancağa çıktı. Saruhan sancakbeyi olarak Manisa'ya gitti. Burada aralıksız 12 yıl kaldı. Bu dönemde Mehmed'e hükümdarlığın incelikleri, siyaset bilimi, protokol, binicilik, silah kullanma, din, edebiyat ve müzik öğretildi. III. Mehmed, 9 yıl istanbul' da, toplam 13 yıl da Manisa'da olmak üzere 22 yıl eğitim gördü. Bu düzeyde eğitim olanağı başka hiçbir Osmanlı padişahına sağlanmamıştır.

III. Murad'ın beklenmedik bir anda ve İstanbul'da çok şiddetli bir kış hüküm sürerken ölmesi üzerine, Safiye Sultan, sarayda önlemler aldı ve Murad'ın ölümünü kimseye duyurmadı. Darüssaade ağası ile anlaşarak Bostancıbaşı Ferhad Ağa'yı gizli ve ivedi olarak Manisa'ya gönderdi. Mehmed, tarihçi Mustafa Selanikî'nin deyimiyle "yarar atlara binüb güzide yedekler uy-durub kar ve tufanda çıkub" güçlükle Mudanya'ya, oradan da Ali Reis'in kadırgasına binerek İstanbul'a geldi. O sırada camilerden cuma salası okunmaktaydı. Saraya çıkınca hemen cülus topları atıldı ve padişahlığı ilan edildi. Haberin ulaşabildiği camilerde hutbe III. Mehmed adına okundu. Halk şaşkına döndüğü gibi, devlet erkânı da karda kışta saraya koşuştu. Matem giysileri ve siyah şemlelerle gelen vezirler, ulema ve ocak ağalan, çaprastlı siyah atlas kaftan giymiş, siyah semle bağlamış III. Mehmed'e, Bâbüssaade önünde biat ettiler. Vezirazam Sinan Paşa cephedeydi. Şeyhülislam Bostanzade Mehmed Efendi ile bazı ocak ağaları törenin sonuna yetişebildiler.

III. Mehmed için ilk sorun, hepsi de sarayda olan 19 erkek, 27 kız kardeşinin, 8-10'u hamile 200 dolayındaki haseki ve cariyelerin ivedilikle tasfiyesiydi. Erkek kardeşlerinin en büyükleri henüz 8-13 yaşlarında, bazıları ise daha memedeydi. O gece tüm hazırlıklar tamamlandı. Şehzadeler, dairelerinden toplatıldı. Devlet erkânına "seherde sarayda bulunmaları" tezkireleri u-laştırıldı. Herkes nedenini anlayamadıkları bu çağrıya uyarak erkenden geldiler. Verilen buyruk üzerine haremin "dinsiz ve insafsız" dilsizleri, büyük bir maharetle, göklere yükselen anne, dadı feryatları arasında III. Murad'ın şehzadeleri Mahmud'u, Mustafa'yı, Abdullah'ı, Bayezid'i, Cihangir'i,

Ahmed'i, Abdurrahman'ı, Alâeddin'i, Alem-şah'ı, Ali'yi, Davud'u, Hüseyin'i, İshak'ı, Korkud'u, Murad'ı, Osman'ı, Ömer'i, Ya-kub'u ve Yusufu boğuverdiler. Şehzadelerin körpe ve soğumamış cesetleri ivedilikle yıkanıp kefenlendi, tabutlar, puşide, kavuk ve sorguçla donatıldı. Her tabutu dört baltacı ve icoğlanı Bâbüssaade'den çıkarıp Matbah-ı Amire revaklan altında bekleyen devlet erkânının önlerine getirdi. Helvahane kapısından aşağı mutfak kapısına kadar, tahtabentler üzerine sıraladılar. Şeyhülislam Bostanzade her biri için ayrı ayrı namazlar kıldırdı. "Dideler giryân ve diller püryân" olarak cenazeleri götürüp III. Murad'ın ayakucuna defnettiler. Bu büyük katliam için dönemin bir ozanı "Şühe-da-ı Âl-i Osman" tarihini düşürdü. Bu olay, Osmanlı tarihinde, "nizam-ı âlem" ve "Ka-nunname-i Âl-i Osman" gerekçesiyle işlenen en korkunç saray cinayeti sayılmıştır.

Aynı gün, yoğun kar yağışı altında, sarayın tüm arabaları, koçuları ve hayvanları, Saraçhane'den getirtilen mafraçlar, sandıklar, sepetler, İstanbul'un hamal beygirleri seferber edilerek III. Murad'm haremi saraydan çıkarıldı. "Ümm-i veled" (doğurmuş) ya da hamile cariyeler, III. Murad' m gözdeleri, hasekileri, 27 kızı, bunların dadıları, harem ağaları, ünlü harem kethüdası Canfeda Kadın, o gün Eski Saray'a(-0 nakledildiler. İzleyen günlerde de III. Murad'ın pek düşkün olduğu ve oyalandığı saray cüceleri, maskaralar, dilsizler, Mısır'a sürüldü. Haremde, III. Mehmed'in annesi Safiye Sultan'ın, yeni bir düzen ve oğlunu yönetmesine elverecek bir ortam kurması böylece hazırlandı.

Saray operasyonunu başarıyla sonuçlandıran III. Mehmed 16 Şubat 1595'te, cephedeki Sinan Paşa'yı, "ölü padişahın mührü ile sadaret olmaz" gerekçesiyle azletti ve Sadaret Kaymakamı Ferhad Paşa'yı vezirazam yaptı. İstanbul'daki askere cülus bahşişi dağıtılırken cephedekilere de gönderildi. Sarayın, Tersane'nin istanbul esnafına olan borçları, iç hazineden çıkarılan paralarla ödendi. Kaptan-ı deryalığa Halil Paşa'yı atayan III. Mehmed, Yediku-le'de tutuklu bulunan İbrahim Paşa'yı boğ-durttu ve 3 Mart 1595'te ilk kez cuma selamlığına^) çıkarak Ayasofya'ya gitti. Devlet kadrolarında, ilmiye sınıfında ve eyalet yöneticileri arasında geniş çaplı bir değişiklik sürerken bağlı beyliklere, emirliklere de "ahkâm-ı şerife" gönderildi.

Giderek artan soğuklar, karayel ve kıble fırtınaları nedeniyle İstanbul'a ne gemi, ne de kervan gelebiliyordu. Başlayan ekmek kıtlığı, işlenen cinayetler ve halk arasında yayılan asılsız söylentiler, kışın giderek ağırlaşması yeni padişahın uğursuzluğuna yorumlandı. Bir somun 2 akçeden 3 akçeye fırladı. Halk; "ne zaman padişah değişse kıtlık oluyor" demekteydi. Esnaf narhlara uymaz oldu. III. Mehmed'in Fatih Camii'ne yapılacak ikinci cuma selamlığı, yolların karlarla dolması ve don nedeniyle yapılamadı. Kentte ne at, ne de araba işlemekteydi. Mart sonuna kadar koşullar değişmedi. III. Mehmed'in kılıç alayı(->) ise "türbeler ziyareti" adı ile nisan ayı ba-

şında yapılabildi. III. Murad'ın ölümünün 40. gününde saray mutfağında aşlar pişirilip yoksullara dağıtıldı.

Vezirlikle kendisine danışman yaptığı Lala Mehmed Paşa'nın, fakat daha çok annesi Safiye Sultan'ın güdümünde hareket eden III. Mehmed, ilkbaharda, her hafta bir başka camiye cuma selamlığı düzenleyerek halkın sempatisini kazanmaya, u-yandırdığı nefreti unutturmaya çaba gösterdi. Bir seferinde Ayasofya'dan çıktığında, İstanbul'a dökülmüş bulunan Rusçuk-lu, Silistreli Müslümanların, atının ayaklarına kapanmalarıyla şaşkına döndü. Bu sırada divan çavuşları ile yeniçeriler arasında taşlı sopalı kavga çıktı. III. Mehmed, yeniçeri ağasını azletti. Cepheden İstanbul'a hareket eden eski vezirazam Sinan Paşa'ya da İstanbul'a girmemesi, Malkara'da oturması için buyruk gönderdi. Fakat Sinan Paşa "maruzatım var" diyerek Halkalı'ya kadar geldi. Buradan, Malkara'ya sürgüne gönderildi. Nisan ayının sonlarında Vezirazam Ferhad Paşa'nın konağında yapılan toplantıda, sefer hazırlıkları ve dış ilişkiler tartışıldı. 22 Nisan günü Divan-ı Hümayun' dan konağına dönen Ferhad Paşa'nın yolunu Haseki Hamamı önünde kesen sipahiler ve bekleyen kuloğullan isteklerini açıkladılar. Sinan Paşa'nın bir tertibi olan bu mizanseni, Ferhad Paşa sert bir çıkışla dağıtmak istedi. Askerle arasında tartışma başladı. Buradan şeyhülislam konağına yönelen sipahiler, istekleri doğrultusunda bir fetva için direttiler. Ertesi gün de eyleme geçip dağıtılan ulufeleri almadılar. III. Mehmed, yeniçerileri, sipahileri tepelemekle görevlendirdi. Sipahi toplulukları dağıtıldı. Bu olaydan bir gün sonra da Ferhad Paşa, sefer hazırlıkları için Davutpaşa ordugâhına çıktı.

Nisan ayının son günleri İstanbul'un geleneksel "şek-buk eyyamı" olduğundan, SadaretKaymakamı İbrahim Paşa, III. Mehmed'e Valide Safiye Sultan'a, Yenihisar'da-ki Feridun Bey Bahçesi'nde ziyafet verdi. Aynı günlerde İstanbul'a dökülen Ba-badağlılar, İbrail, Varna, Bender, Kili, Ak-kerman, Cankerman, İsakçı, İsmail Geçidi, Silistre, Yergöğü, Rusçuk ve Tutrakan' daki, Eflâklı, Boğdanlı, Rus ve Macar istilacıların zulümlerini, istila ve kıyımlarını, yetkililere anlatmaya ve yardım istemeye çalışmaktaydılar. Haremiyle Yalova'ya dinlenmeye gitmek üzere olan III. Mehmed bunu öğrenince vazgeçti. Divanda ordunun Eflâk'a gitmesi kararı alındı. Ferhad Paşa Mayıs 1595 başında Edirne'ye hareket etti. Bu arada, sürgündeki Sinan Paşa, yandaşı vezirler aracılığı ile istanbul'da, Ferhad Paşa aleyhine başlattığı kampanyayı sürdürmekteydi. Kentteki iktidar çekişmeleri, saraydaki cüce Cafer'den, sefere gitmemek için bahaneler arayan yeniçeri ağasına ve ulemaya kadar herkesi ilgilendiriyordu. Donanma, Yedikule açıklarında ku-rusıkı toplar atıp oyalanmaktaydı. III. Mehmed, 7 Temmuz 1595'te, cephedeki Ferhad Paşa'yı azletti. Sinan Paşa yeniden vezirazam oldu ve cepheye hareket etti. İstanbul'a gelen Ferhad Paşa ise idam edildi.

O yaz, Topkapı Sarayı harem hamamı-

nın yıkılması nedeniyle Üsküdar Bahçesi' ne göçen III. Mehmed, .Eflâk'ta ve Avusturya sınırında savaşan orduların başarısı için "ulema-yı izam ve meşayih-i kiram" ile devlet adamlarını ve "halk-ı âlem"i Okmeydanı sahrasına duaya çağırdı. Duayı, Ayasofya Kürsü Şeyhi(->) Muhyiddin Efendi yaptırdı. Bir yandan da eyalet paşaları, kapı halklarıyla cephelere sevk edilmeye çalışılıyordu. Ciğalazade Sinan Paşa Bu-din cephesi serdarlığına atandı.

22 Eylül 1595'te istanbul'da aralıklarla devam eden bir deprem oldu. Başkentte nöbetçi kalan, fakat seferberlik kararı gereği cepheye gitmeleri gereken yeniçeriler "padişah ile sefere çıkarız" diyerek eylem başlattılar. Ulufe divanında çorba içmediler. Ayasofya'da toplanıp kendi aralarında, Kuran'a el basıp yeminler ettiler. Süleymaniye Camii'nde ise vaiz Emir Ab-dülkerim bir hadisi açıklarken orada bulunan müderris ve kadılar ayağa kalkıp "Bunda nice bir söylersin? Padişahınız ve erkânı sefere çıkıp gazaya gitmezler!" diyerek vaizi kürsüden indirdiler. "Nefir-i âmmdır, Müslümanlar kalkın!" deyip halkı nümayiş ve bağırışlarla sokaklara döktüler. İstanbul karıştı. III. Mehmed Üsküdar Bahçesi'nden Eski Saray'a göçtü. Topkapı Sarayı'ndaki onarımlar tamamlanıncaya kadar burada oturdu ve olayları yakından izlemeye çalıştı.

Öte yandan, savaş durumu ve sevkıyat yetersizliği nedeniyle İstanbul'da arpanın kilesi 50, unun kilesi 100 akçeye çıkmıştı. Kimse orduya katılmak ve savaşa gitmek istememekteydi. Hazine açığı giderek arttığından, cebecilik, topçuluk, sipahilik, birer mansıp gibi şuna buna satılmaya, böylece para toplanmaya çalışılıyordu. Büyük eyaletlerden gelmesi gereken irsaliyeler kesilmişti. Eflâk seferinden başarısızlıkla dönen Sinan Paşa 19 Kasım 1595'te azledilerek, Lala Mehmed Paşa vezirazam oldu; birkaç gün sonra ölünce Sisfan Paşa tekrar sadarete getirildi. III. Mehmed hazine açığını kapatabilmek için iç hazineden gümüş ve altın çıkartılmasına izin verdi. Bununla donanmanın zorunlu gereksinimleri karşılandı. Onarımlar tamamlandığından kasım ayı sonunda III. Mehmed Topkapı Sa-rayı'na taşındı.

Aralık ayında, istanbul'da bir cinayet ortaya çıkarıldı. Gençliğinde Forsa Halil diye ünlenen, cebecibaşılıktan emekli Halil Ağa'nın, bir sapık olduğu, adamları ile uygunsuz ve ahlakdışı işler yaptıkları, Yeni-kapı'daki bahçelerinde, elde ettikleri gençleri, ırzına geçip öldürdükleri ve kuyulara attıkları, cariyelerini fuhuşta kullandıkları, Halil Ağa'nın bulunmadığı bir sırada, mahalle halkının naiple yaptıkları baskında saptandı. Baskın sırasında, odalardaki cariyeler yakalandı. Kuyulardan ve gösterilen yerlerden 10'dan fazla kadın, erkek cesedi çıkarıldı.

19 Aralık 1595'teki Divan-ı Hümayun toplantısında, padişahın sefere çıkması gerekliliği konuşuldu. III. Mehmed isteksiz olmasına karşın hazırlık için emir verdi. Bu amaçla iç hazineden de ikinci kez 750.000 altın çıkarttırdı. 16 Mart 1596'da istanbul

esnafı, sınıf sınıf yol üzerine çıkıp divandan dönen vezirazamla vezirleri selamladılar. Yıllardan beri ödeyegeldikleri yasadışı vergilerden ezildiklerini, son kez, "kas-sâb ziyanı" adlı vergi yüzünden büsbütün iflasa sürüklendiklerini, Yahudi ve Hıristiyan ribahorlardan yüksek faizle para aldıklarını, böylece devletin kendilerine kötülük, kefereye de iyilik yapmakta olduğunu yakındılar. Kalabalığı yatıştıran Sinan Paşa, 4 Nisan 1596'da da eceliyle öldü. Rüşvete düşkünlüğü ile tanınan Sinan Paşa, vezirlerin en kıdemlisi olup III. Murad ve III. Mehmed dönemlerinde beş kez sadarete getirilmişti. İstanbul'da Tevekkül Çeşmesi'nde bir mektep ve darülhadis yaptırtan Sinan Paşa'nın müsadere edilen akıl almaz terekesi arasında 600.000 sikke (gümüş ve altın), 29 yük murassa ve mücevherli altın kılıç, hançer, miğfer, bozdoğan, altından türlü eşya ve paha biçilmez cevahir, pek çok kürk, kumaş, mutfak ve kiler edevatı da vardı.

15 Nisan 1596'da saraya çağrılan şeyhlerin dualarıyla sefer için gelenek üzere yedi parça sancak biçilip dikildi. III. Mehmed, bir kez daha, ordu giderleri için iç hazineden 62 kese (620.000) halis flori çıkarttırdı. Sefer hazırlıkları hızlandı. 10 Ma-yıs'ta padişahın davetiyle bütün ulema ve şeyhler istiska namazı (yağmur duası) için Okmeydanı'na toplandılar. İstanbullular da kuraklık ve susuzluk son bulur umuduyla Okmeydam'na koştular, ikinci istiska namazı 25 Mayıs'ta Fatih Camii'nde kılındı. Ramazan Bayramı'nın ikinci gecesine rastlayan 30 Mayıs'ta ise Galata surları dışında, gemi levazımatı satılan çarşıda yangın çıktı. Sur dışındaki tüm yapılar kül oldu. III. Mehmed, kentte eksik olmayan belaların nedenini türlü olgulara bağlayanlara inandı ve şarap içenlerin yakalanıp idam edilmelerini, meyhanelerin kapatılmasını buyurdu. Aynı günlerde, Tameşvar Eyaleti'nde yakalanıp idam edilen Erdel eşkıyasının kelleleri ve yüzülen derileri, çok sayıda tutsakla birlikte İstanbul'a getirildi. Bunlar, Divan-ı Hümayun önünde teşhir edildi. 15 Haziran'da bu kez Odun-kapısindaki mum imalathanelerinde yangın çıktı. Tüfekçi barutlarının hazırlandığı yerlere de ateş sıçrayınca korkunç patlamalar oldu.

21 Haziran 1596'da türbeler ziyaretine çıkan III. Mehmed, 23 Haziran'da "Üngü-rüs (Macar) niyetine" sefer için İstanbul' dan ayrıldı. Bu, I. Süleyman'ın (Kanuni) 1566'daki seferinden 30 yıl sonra ilk kez bir padişahın sefere çıkışıydı. Bu nedenle de istanbul'da heyecan uyandırdı. Davutpaşa ordugâhına geçen padişahın önünde sırasıyla alay gösteren top arabacıları, topçular, altı bölük halkı, yayalar ve diğerlerinden oluşan muazzam bir ordu, tabur tabur yola koyuldular. Donanma da Haliç'ten çıkıp ilkin Beşiktaş İskelesi önüne geldi. Buradan hareketle Yedikule önünde demirledi. İstanbul'da ise daha ilk günden kıtlık belirtileri görüldü. Bunun nedeni, yeni mahsulün kente getirilmemesi, geçen yılki stokların tükenmesi ve kalanın da orduya verilmesiydi. İstanbul'a navlun ge-

tiren gemilere zorla cephane, tahta ve urgan yüklenip Tuna yalılarına angarya yükümlülüğü uygulandığı duyulduğundan bezirganlar başkente navlun almamaktaydılar. Esnafın çoğu ise ordu esnafı olarak kentten ayrılmıştı. Akdeniz ve Ege'de, levent kalyeteleri korsanlık ettiğinden İstanbul'a zahire sevkıyatı durmuştu.

Sadaret Kaymakamı Hasan Paşa ve İstanbul Kadısı Abdülhalim Efendi toplantılar yaparak önlemler aldılar. Valide Safiye Sultan ise oğlunun zafer kazanması için borçluların borçlarını ödemek, yoksullara sadaka dağıtmak gibi hayırlara yönelmişti. Ayrıca Âşıkpaşa Mahallesinde İmam Ga-zalî soyundan bir zatın üstüne türbe yaptırttı. Bostancıbaşı Ferhad Ağa, Boğaziçi'nde ve Anadolu yakasında güvenlik ve kolluk hizmetlerini kusursuz yapmaktaydı. Ama, kentteki karaborsacılar kıtlıktan yararlanmayı çekinmeden sürdürmekteydiler. Ot, saman, arpa, yenecek her şey bulunmaz olmuştu. Gücü yetenler, ordu dönünce her şeyin daha da pahalılaşacağı kaygısıyla stok yapmaya başladılar. Kaymakam paşa, çare olur umuduyla şeyhleri, seyitleri Okmeydam'na çıkartıp bereket duası yaptırttı. Benzeri bir dini yakarış da Şehzade Camii'nde yinelendi.

Ağustos ayında çıkarılan hükümlerle istanbul'a gelmesi gereken buğday, arpa, siyah üzüm, sabun, zeytinyağı, pamuk, pirinç, mercimek, biber, karanfil vb yüklü izmir ve Mısır gemilerinin Avrupa limanlarına gidip kaçak mal satmalarının önlenmesi iskele kadılarından istendi. Eylül a-yında Mısır'dan 4 kadırga ile miri şeker gelmesi bir sevinç nedeni oldu. Ekim ayı sonunda III. Mehmed'in, Eğri'nin fethini müjdeleyen hatt-ı hümayunu da gelince kentte şenlikler düzenlendi. İran Safevi Şahı I. Abbas'ın elçisi Zülfikâr Han da ağır hediyelerle geldi ve görkemli bir törenle karşılandı. Elçi ve maiyeti için Pertev Paşa Kervansarayı hazırlanmıştı.

III. Mehmed'in "Eğri fatihi" sanı ile İstanbul'a dönüşü için bir aydan fazla süren bir hazırlıkla 1596'nın son günlerinde büyük bir zafer alayı yapıldı. Büyükçekmece' de başlayan alay ve gösteriler, Kanuni dönemindeki zafer alaylannın benzeriydi. İstanbul şairleri kasideler yazdılar. Tellallar sokaklarda, çarşılarda dolaşarak şehir donanması yapılacağını duyurdular. Bedestenler ve dükkânlar "fâhir kumaşlarla" donatıldı. Şair Kemal bu renkliliği Zeyn olub dükkânları şehrün serâser zar ile/Herbi-risi san münakkaşpûş-i dildâr oldular dizeleriyle anlattı. Iran elçisine, daha sonra gelen Fransız ve Venedik balyoslarına ziyafetler verildi.

15 Şubat 1597'de geceyarısı şiddetli bir deprem oldu. III. Mehmed, aynı günlerde yeni bir seferin hazırlıkları için iç hazineden 20 kese altın çıkarttırdı. Fakat o yılın resen ulufesinin dağıtılmasına yetecek para bulunmasında güçlük çekildi. Anadolu'dan da Celali eylemlerinin ve soygunların giderek köyleri ve kasabaları yaşanmaz duruma soktuğu haberleri geliyordu. Padişahın ve ordunun istanbul'da bulunmasına rağmen kent güvenliği yeterince

MEHMEDÜI

336

337


MEHMED m

lllp^v*!^^

sağlanamıyordu. Örneğin, yeniçeriler, Ga-latalı, Tophaneli kabadayılar, Tersane azapları, şurada burada, özellikle de meyhanelerde sık sık kavga çıkarmaktaydılar. 20 Nisan günü Çizmeci Tekkesi'nde toplanıp i-çen kabadayılar arasında çıkan kavgada 20 kişi yaralandı, 3 genç öldürüldü.

Sadrazam ve Serdar-ı Ekrem İbrahim Paşa, sefer için 15 Haziran 1597'de otağa çıktı. Fakat hastalığını ileri sürerek hareket etmedi. 3 Kasım 1597'de azledildi. Hasan Paşa vezirazam oldu. III. Mehmed ise, annesinin telkini ile tehlikeli zamanlarda kaçıp sığınmak düşüncesiyle Davutpaşa Bah-çesi'nde yaptırdığı sarayında aylarca kalmakta ve İstanbul sorunları ile ilgilenme-meyi yeğlemekteydi. Devlet adamlarına burada verdiği ziyafetlerden sonra kışa doğru Eski Saray'a göçtü. Bir süre de burada kaldı. Onuruna şehrayinler düzenlendi.

1597'nin ilginç bir olayı ise bir düzmece mehdinin ortaya çıkması oldu. Yaşlı ve okuryazarlık düşkünü bir meczup "Ben mehdiyim!" diyerek çevresine bir sürü alık ve serseri topladı. İstanbul kahvehanelerinde çok şeyler konuşulmaya başlandı. Bunun üzerine kazaskerler huzurunda sorguya çekilen yalancı mehdi, Balıkpazarı'nda idam edildi.

Valide Safiye Sultan'ın, cami, imaret ve ribattan kurulu bir külliye yaptırmak istemesi üzerine Ocak 1598'de III. Mehmed' in buyruğuyla Eminönü civarında kamulaştırma başlatıldı. Yahudi mahalleleri ve

III. Mehmed

şehzadeliğinde-

ki sünnet

düğününde

ibrahim Paşa

Sarayı'ndan

babası

III. Murad'la



birlikte şenliği

izlerken.



Sumame-i

Hümayun,

TSM Kütüphanesi,

H. 1344

sinagogu kaldırıldı. Taşınmazların bedelleri iki kat ödendi. Pek çok kagir yapı yıkıldı. Darüssaade ağası kethüdası, bina emini atandı. Mart ayı sonunda "şek-buk eyyamı" nedeniyle divan çalışmaları tatil edildi. Herkes ramazan hazırlığına başladı. İstanbul'da her şey bulunmakla birlikte pahalılık vardı. Narhı dikkate alan yoktu ve fiyatlar neredeyse iki katına çıkmıştı. Bunun da nedeni, esnafın büyük çoğunluğunun "hünkâr kulu", yani yeniçeri olmaları, kendilerine kimsenin müdahale edeme-mesiydi. Altın 150-200 akçeye fırladığı gibi, ayarı bozuk olan akçe ile de kimse a-lışveriş etmemekteydi. Pahalılığa koşut o-larak irsaliyeler durmuş; cizye, bedel-i hamr, ziyade-i cedid, avarız, bedel-i nüzul, kürekçi bedeliyesi vb vergiler de toplanamaz olmuştu.



Şeyhülislam Bostanzade Mehmed Efendi ile görüştükten sonra sadaret değişikliğine karar veren III. Mehmed, 6 aydır görevde bulunan Hadım Hasan Paşa'yı azledip 8 Nisan 1598'de Cerrah Mehmed Paşa' yi vezirazam yaptı. Buna gerekçe olarak da Hasan Paşa'nın, Safiye Sultan'ı rüşvet almakla suçlar tarzda "Valide sultan beni takside bağlamıştır!" demesi gösterildi. Hasan Paşa 14 Nisan günü Yedikule'de boğduruldu. Aynı günlerde Eminönü'nde Yeni Cami' nin temel kazımına başlandı. Bu vesileyle Tersane ve Tophane önündeki gemilerden toplar atıldı. 28 Nisan 1598'de İstanbullular teravih kılmaktalarken Büyükkaraman Pazarı'nda semercilerde çıkan yangın kı-

sa zamanda geniş bir çevreyi kül etti. Arasta dükkânları, mücellithaneler yandı. Yağmacı yeniçeriler ise yangım fırsat bilip her yeri talan ettiler. Halk, evsiz eşyasız kül fukarası oldu.

O yıl, "gül ve kiraz mevsimi"ni geçirmek üzere Safiye Sultanla III. Mehmed, Davutpaşa Bahçesi'ne göçtüler. Fakat bu, giderek yaygınlaşan kolera ve veba salgınlarından kaçıştı. Din adamlarının "mübarek maraz" dediği salgın, Temmuz 1598'de yüzlerce ocağı söndürdü. Şairin deyimiyle "Meclis be meclis sâki-yi ecel gezdi". İstanbulluların çoluk çocukları birer ikişer ölmekteydi. Eski Saray'daki III. Murad ailesinden 11 kız ve kadın, birçok hadıma-ğası ve cariye öldü. Ağustos sonuna kadar Eski Saray'dan 150 cenaze çıktı. Bunlar arasında III. Murad'ın 16 kızı da vardı. Salgında Mimarbaşı Davud Ağa(->) da öldüğünden yerine Dalgıç Ahmed Ağa(-») atandı. Üsküdar'da köşesine çekilmiş bulunan Kutbü'l Ulemai'l-Ârifin Murad Efendi, devlet adamlarına haber gönderip "bu belalar, salgınlar, fesadın ve yönetim bozukluğunun her zamankinden ziyade oluşundan-dır. Ulemayı, seyyidleri, şeyhleri bir yere toplayıp dua ve senaya yönelin" dedi. III. Mehmed de dua ve tövbe emri verdi. Ok-meydanı'nda üç hafta üst üste tövbeye çıkıldı. Ayasofya kürsü şeyhi Okmeydanı minberinden vaaz ve nasihatte bulundu. 20 Ağustos 1598'de III. Mehmed'in tüm devlet erkânının katıldığı bir törenle Yeni Cami'nin temeli atıldı.

Eylül ayında İstanbul Gümrüğü Yahudi mültezimleri, Başdefterdar Mahmud Efen-di'ye giderek 10 ayda 12.000 altın rüşvet verdiklerini açıklayıp Divan-ı Hümayun' da şikâyetçi oldular. Sözde bir soruşturma başlatıldı. Fakat, rüşvet zincirinin bir ucunda Safiye Sultan bulunduğundan III. Mehmed'in emriyle konu örtbas edildi. Öte yandan salgının devam etmesi yüzünden bir süre de Kandilli Bahçesi'nde oturan padişah, Ekim 1598'de bir ferman yayımlayarak Eflâk üzerine sefer açtı. Çarşılarda, bedestenlerde tellallar bağırtırılıp "ata binmeye, don cebe kuşanmaya muktedir olanlar" ile dirlik isteyen kuloğullan ve garipler askere çağrıldı. Fakat kimse asker olmaya istekli değildi. Serdar Mahmud Paşa toplayabildiği ordu ile "tabi ü nekkâre çaldırıp" Eflâk'a hareket etti.

24 Kasım 1598'de, yeniçerilerin ulufesini dağıtmaya yetecek para bulmakta güçlük çekildi. Çinili Köşk'te kesilen yeni akçeden 40 yük akçe istikrazda bulunuldu. Düzmece mehdiden sonra düzmece bir şehzade ise bu yıl ortaya çıktı. İstanbul dışındaki köy ve kasabalarda değerli giysilerle ve süslü bir atla dolaşan, daha sonra İstanbul'a gelen, kimilerine göre malihulyaya müptela bu genç, kendisinin, II. Selim'in oğlu Şehzade Süleyman olduğunu, III. Murad tahta çıktığında boğdurulan şehzadeler arasından, yerine bir benzeri genç konulup kaçırıldığını, uzun zaman gizlendiğini, saltanat hakkının kendisine ait olduğunu ileri sürmekteydi. Onu görenler, III. Murad'a ve II. Selim'e benzetmekte ve söylediklerine inanmaktaydılar. İs-

tanbullular epeyce bir zaman bu düzmece şehzadenin öyküsüyle oyalandılar. Sonunda, düzmece şehzade III. Mehmed'in huzuruna çıkarıldı ve boynu vuruldu.

1598 sonuna doğru İstanbul'da yeni bir pahalılık yaşandı. Bunun bir nedeni kalpazanların piyasadaki halis akçeleri el altından çekip ayarı düşük akçeleri piyasaya sürmeleriydi. Ayrıca, uncudan zahireciye, balıkçıya kadar bütün esnaf, kendi işiyle değil faizcilikle geçinmeye yönelmişti. Bunların çoğu, gemicilerle de ortaklık etmekteydiler. Gelen mallar gizlice ve kapanlara indirilmeden stoklanıyor, fahiş fiyatlarla satılıyordu. Divan-ı Hümayun'da alınan kararla altına 120, kuruşa 70 akçe fiyat konuldu. Oysa altın, piyasadalöO, kuruş da 110 akçeydi. Ekonomik bunalım ve pahalılık, cephelerden gelen kötü haberlerle bir araya gelince III. Mehmed 8 Ocak 1599'da Vezirazam Cerrah Mehmed Paşa'yı görevden aldı. İbrahim Paşa vezirazam oldu. Savaş giderleri için bir kez daha iç hazineden 20 yük filori çıkarıldı. Kaptan-ı Derya Ciğalazade Sinan Paşa'nın ganimet malları yüklü donanma ile Akdeniz'den dönmesi ve denizyolu güvenliğini sağlamış olması başkenti ferahlattı. 20 Şubat 1599'da Saraçhane'nin ortasında bulunan mescit ile çevresi yandı.

İstanbul'da ve genel olarak da ülkede yaşayan tüm gayrimüslimlerin can, mal ve ırzlarını korumak padişahların üstlendiği bir görev sayılageldiğinden, Nisan 1599' da bir sipahinin, sakalından tutarak alacağını isteyen Boyacı Kâfir diye ünlü zimmi-yi hançerle öldürmesi, III. Mehmed'i öfke-lendirmişdi. Sadrazama yazdığı tezkire-i hümayunda "Senin kapunda sipahiler bir zimmiyi öldürmüşler. Sebeb nedür? Cevap veresün" diyerek bölük ağalarının sıkıştırılmasını ve suçlunun yakalanmasını istedi. Fakat, katil sipahi bulunamadı. Sadrazam İbrahim Paşa 18 Mayıs 1599'da Macaristan seferi için hareket etti. Yaz başında, Davud Paşa Sarayı'ndan Bentler'e geziye giden padişah, Kaptan-ı Derya Sinan Paşa' nm Tersane Bahçesi'nde onuruna verdiği ziyafete katıldı. Yeni yapılan, fenerler ve bayraklarla süslenen baştardeye, Kasr-ı Âli' den binerek Boğaziçi gezisine çıktı. Donanma gemilerinin eşliğindeki bu gezide Karadeniz'e doğru gidildi. Bir ziyafet de İs-tinye'de verildi.

Temmuz 1599'da Mısır'dan gemilerle "sükker-i mükerrer" denen şeker geldi. Anadolu'da ise açlık ve eşkıya korkusu hüküm sürmekteydi. Celali ayaklanmaları nedeniyle her gün Divan-ı Hümayun'a yüzlerce şikâyet ulaşmaktaydı. Celaliler üzerine serdarlar atandı. Kentte bir kez daha tellallar gezdirilerek "ata, dona, silaha kadir olanlar" asker yazılmaya çağrıldı. Eylül 1599'da ulemanın ve devlet adamlarının katıldığı meşveret meclisinde, Anadolu' daki eşkıya zulmü konuşuldu. Karayazıcı ile nasıl baş edilebileceği, Mehmed Paşa' mn az bir askerle gittiği, İstanbul'da herkes rüşvete ve faize alışıp bulaşmışken kimsenin asker olmak istemeyişi tartışıldı. Yakalanıp İstanbul'a gönderilen Celali başbuğlarından Kara Murad'ın, lö Aralık 1599'

III. Mehmed'in

Eğri seferinden

İstanbul'a

dönüşünü

betimleyen

minyatür.

Eğri Fetihnamesi,

TSM, H. 1609



Cengiz Kahraman

arşivi

da Divan Meydanı'ndaki çeşme önünde elleri arkadan bağlanıp bir saat oturtulduktan sonra padişahın Kasr-ı Âdil'den verdiği işaretle cellat kellesini uçurdu. Ardından ölüsü çengele vuruldu. 7 Şubat 1600'de de eski Anadolu müfettişi olup Karayazıcı'ya katılan Hüseyin Paşa, zincirlere vurulmuş olarak divana getirildi. Burada yargılandıktan sonra soyulup çarmıha gerildi. İşkence edilip Odunkapısı'nda çengele vuruldu.

İstanbullular 16 Mart 1600'de başlayan ramazana yine "şiddetli ihtiyaç ile muhtaç" olarak girdiler. Tarihçi Mustafa Selanik?' nin deyimiyle "ahlak-ı halk yaramaz olmuştu". Narh geçerli değildi. "Yağ ve bal ve buğday ve pirinç ve nohut vesair hububat ve et ve etmeği, ehl-i pazar", diledikleri fiyata satmaktaydılar. Etin okkası 20 akçeye çıktı. Yenmez yutulmaz ekmek, 100 dirhemden noksandı. Yenebilir ekmek ise 5 akçeye çıkmıştı. Giysiye ve kumaşa para yetiştirmek olanaksızdı. 60 çile çuha 400 akçeye, adisi ise 200 akçeye satılıyordu. Akçe pazarda geçmediğinden herkes altın ve gümüşle alışveriş yapmaktaydı, l altın 160 akçe sayılmakta, asker ulufesi ise l

III. Mehmed'in tuğrası.

TSM, E. 11572

Süha Umur, Osmanlı Padişah Tuğraları, İst., 1980

altın 118 akçe hesabıyla dağıtıldığından yeniçeriler bundan ayrıca kazanç elde etmekteydiler.

Bu ortamda bir de Ester Kira Kadın olayı yaşandı. Kanuni döneminde saraya nüfuz etmiş bir Yahudi olan Ester Kira, türlü dolaplar çevirmiş en son Safiye Sultan'ın rüşvet işlerini yürütmeye başlamıştı. Bütün mansıpları rüşvet karşılığı vermek ve almak Kira'nın elindeydi. İstanbul gümrüğü iltizamını da almıştı. Kira'nın iltizam bedeli olarak hazineye ödediği ayarı bozuk akçeler sipahilere ulufe olarak dağıtılınca l Nisan 1600'de ayaklandılar; Sadaret Kaymakamı Halil Paşa'nın sarayına yürüdüler. Kira Kadın'ın kendilerine teslimini istediler. Halil Paşa Ester Kira'yı yakalayıp getirtti. Kadın, divanhane merdivenlerini çıkmakta iken sipahiler hançerle saldırıp parçaladılar. Ertesi gün oğullan da i-dam edildi. Bunların cesetleri birkaç gün Atmeydanı'nda asılı kaldı. Kira'nın muhal-lefatı sayıldı. Onca cevher ve akardan başka tüccar eşyası olarak 500 yük akçeye u-laştığı görüldü. Olay sonrasında Halil Paşa sadaret kaymakamlığından uzaklaştırıldı. Yerine Hadım Hafız Paşa atandı. Hafız Paşa ise Eflâk voyvodasının elçisi Dimo' yu daha önce kendisi Niğbolu muhafızı i-ken bir hilesine maruz kaldığı için, şeyhülislamdan fetva alıp böğründen çengele vurdurdu. Olay, benzeri görülmemiş diplomatik bir skandal oldu. İstanbul'daki elçilerin can güvenliklerinin sağlanamadığı gerekçesiyle diğer devletler protestolarda bulundular. Hafız Paşa azledilip yerine Yemişçi Hasan Paşa sadaret kaymakamlığına getirildi.

Anadolu'daki etki alanını giderek genişleten Karayazıcı Abdülhalim, Kayseri yakınında 20.000 kişilik Osmanlı ordusunu yenip "Halim Şah" sanıyla bağımsızlığını ilan etmişti. Tuğra çekip fermanlar yazmaktaydı. Bir bakıma, III. Mehmed'in, İstanbul'un doğusunda hükümleri geçersiz olmuştu. Avusturya cephesinden de felaket haberleri gelmekteydi. Belgrad kışlağına çekilen Vezirazam ve Serdar-ı Ekrem Damat İbrahim Paşa 10 Temmuz 1601'de



Dostları ilə paylaş:
1   ...   78   79   80   81   82   83   84   85   ...   140


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə