Osmanlica lügat



Yüklə 11,57 Mb.
səhifə1/181
tarix17.11.2018
ölçüsü11,57 Mb.
#83297
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   181

OSMANLICA LÜGAT

A 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.

A Nida edatı olup, kelimenin sonuna gelir "ey" mânası verir. Aynı veya farklı iki kelime arasına gelirse, sözün mânasını kuvvetlendirir. "rengârenk, lebaleb" gibi.

AB f. Su. * Mc : Yağmur. * Letâfet, güzellik. * İtibar. * Irz, nâmus. * Vakar. * Cilâ. *Keskinlik.

AB-I ÂBİSTENÎ Nebatların beslenip büyümesi için zaruri olan su ve yağmur. * Gebeliğe sebep olan su, meni.

AB-I ADÂLET Doğruluğun ve adaletin feyz ve bereketi.

AB-I BÂDE-RENG Kanlı göz yaşı.

AB-I BESTE Buz. * Mc : Billur, sırça.

AB-I CİĞER Ciğer suyu. * Göz yaşı.

AB-I ÇEŞM Göz yaşı.

AB-I DEHÂN Ağız suyu, salya.

AB-I HAYAT Kan. Ebedî hayata sebep olan hayat suyu (diye tâbir edilen) bu kelime, edebiyatta : "çok güzel ifâde, lâtif söz, parlaklık, letâfet" mânalarında geçer. * Tas : Aşk-ı hakiki, aşk-ı ilâhi, ilm-i ledün, mârifetullah'tan kinayedir. Âb-ı Hızır, âb-ı hayvan, âb-ı beka gibi isimlerle de söylenir.

AB-I HUFTE Durgun su. * Buz. * Billur. * Kınında bulunan kılınç.

AB-I HURDENÎ İçme suyu. İçilir su.

AB-I KEVSER Kevser âb-ı hayatı. Kevser letâfeti.

AB-I LEZİZ Leziz, tatlı su.

AB-I MUSAFFÂ Temizlenmiş, tasfiye edilmiş su. Saf su.

AB-I REVAN Akar su. * Kalpteki ferahlık.

AB-I RÛY Yüz suyu, şeref, haysiyet, nâmus.

AB-I ŞOR Acı su. * Göz yaşı.

AB-I YAH Buzlu, soğuk su.

AB-I ZEN f. Küçük havuz. * Su birikintisi. * Yumuşak, lâtif sözlerle hatır alan ve bu manâda emir. (Bak : Avzen)

AB Kusur, ayıp, noksanlık.

ABA' Kaba, ahmak kişi.

A'BA Ağırlıklar, yükler, mes'uliyetler. * Sandık.

ABA Ekseriyetle yünden yapılmış, bol giyimli bir libas, elbise. (Peygamber Efendimiz de (A.S.M.) bu libası giyerlerdi.)

ÂBÂ (Eb. C.) Babalar, pederler. * Mc : Mürşidler, ileri gelenler.

ÂBÂ VE ECDÂD Analar, babalar, dedeler.

AB'AB Taze civanlık. * İbrişim halı. * Dağ tekesi. * Yumuşak yünden yapılan kisve.

ÂBAB Otu bol olan yerler, çayırlar, otlaklar, mer'alar.

ABAB (Abb) Suyu nefes almadan içmek. * Işık, nur, ziyâ.

AB'ÂB Uzun boylu kimse. * Güzel huylu ve sabırlı adam.

ABAD Ebedler. Sonsuz gelecek zamanlar.

ABAD f. Mâmur, şen. * Çok dolu.

A'BAD Köleler.

ABADAN f. Mâmur, şen. İmâr edilmiş.

ABADÎ Bayındırlık, mâmurluk, şenlik. * İmar edilmiş olan. * Hindistan'ın Devlet-âbad şehrinde ipekden yapılmış bir yazı kağıdı.

ABÂDİLE Abdullah isimliler.

ABÂDİLE-İ SEB'A Meşhur olan yedi Abdullah isimli sahabe-i kiram (R.A.) (Abdullah İbn-i Abbas, Abdullah İbn-i Ömer, Abdullah İbn-i Mes'ud, Abdullah İbn-i Ravâha, Abdullah İbn-i Selam, Abdullah bin Amr bin As, Abdullah bin ebi Evfâ (R.A.) (Asr-ı saadette Abdullah ismiyle anılan ikiyüz yirmi sahabe-i kiram hazerâtı vardı.)

ABAJUR Fr. Lamba siperi.

ABAK İcab etmek. Lâzım olmak. * Yapışmak.

ABAKİYE Lâzım olmak. * Yapışmak. * Zahmet.

ÂBAL Develer.

ABAL Dağ kili.

ABALET Ağırlık.

ABA Kule.

ABAM şişman kimse.

ABA-PUŞ f. Aba giyen, derviş. * Fakir.

ÂBAR (Bi'r. C.) Kuyular. Su kuyuları. * f. Hesap defteri.

ABAT Koltuk altları.

ABB Işık, nur, ziya. * Güzelleşme.

ABBAS Resul-i Ekrem Aleyhissalâtu Vesselâmın amcalarındandır ve Mekke'nin fethinde Müslüman olmuştur. * Arslan, gazanfer.

ABBASÎ Resul-i Ekrem'in (A. S.M.) amcası Hz. Abbas'ın neslinden gelen veya aynı sülâleden gelenlerin kurdukları devlete mensup olan.

AB-BERİN f. Akarsu ve şelâle kenarlarında suyun tazyikle akmasından meydana gelen içi oyuk kovuk.

AB-CAME f. Su kabı.

AB-ÇERA f. Kahvaltı.

ABD Kul, köle, Allah'ın kulu. Mahluk, insan. Hizmetçi. (Hür'ün zıddı). "Abd kelimesi Allah'ın bazı isimleriyle birleştirilerek erkek isimleri meydana getirilir. Abdullah (Allah'ın kulu). Abdulbâki (Ebedi olan Allah'ın kulu) gibi. Bu isimleri taşıyan insanlar buna lâyık olmaya çalışmalıdırlar."

ABDAL t. Safdil, ahmak, bön. * Afganistan'da yaşıyan bir Türk kavminin adı, bu kavimden olan kimse. * Anadoludaki bazı göçebelerin adı ve bunlardan olan kimse. * Derviş, ermiş, kalender. Kendini Allah'a adamış. Ona teslim olmuş, bu yolda çile çekmiş kimse. (Bak : Ebdal)

ABDAN (Ab. dan) Bahçe kovası, bahçe sulamaya mahsus süzgeçli kova. * Sidik kesesi, mesane.

ABDAR f. Parlak. * Sağlam vücudlu. * Su veren hizmetçi. * Mc : Ter u tâze, tap taze.

AB-DEST f. Namaz ve sair dini ibadetler için usulüne uygun olarak, el, ağız, burun, yüz, dirseklere kadar kolları ve topuk kemiği üzerine kadar ayakları üçer defa yıkamak ve kulaklara, başa ve enseye meshetmektir. * Azarlama, paylama.

ABDESTAN f. Su ibriği, abdest ibriği.

ABDEST-HANE f. Ayak yolu, helâ. * Abdest alacak yer.

ABDİYET Kulluk. * Kul olduğunu bilerek dininde, emredildiği üzere ibâdet ve itaatte bulunmak.

ABDULAZİZ 32. Osmanlı Padişahıdır. Hilâfeti (Hi: 1277-1293) seneleri arasındadır. Mithat Paşa ve arkadaşları tarafından bilek damarları kesilerek şehid edilmiştir.

ABDULHAMİD LL (mi: 1842-1918) 34' üncü Osmanlı Padişâhıdır. 33 yıl saltanatta kalmış olan bu şefkatli Sultan,İslâmiyete son derece bağlı idi. Yüksek bir siyaset adamı ve devlet işlerini bizzat takibeden bir zattı. Memlekette bolluk ve refahı te'min için çalıştı. (R.Aleyh)

ABDULKADİR Allah'ın kulu.

ABDULKADİR-İ GEYLANÎ (Bak: Geylânî)

ABDULKAHİR-İ CÜRCANÎ (Bak: Cürcanî)

ABDULLAH Allah'ın kulu. * Bu isim Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın mübarek ve şerefli isimlerindendir. Çünkü, Allah'a itaat ve ibadette, kulluk yapmada devamlı ve en ileride olup bütün ömürlerinde Cenab-ı Hakka maddi manevi bütün hâlâtında itaatttan ayrılmamıştır (A.S.M.). Hem muhterem babasının adı da Abdullah'tır.

ABDULLAH İBN-İ ABBAS (R.A) Ashab-ı Kiram'ın fakih ve müctehidlerindendir. Resul-i Ekrem'in (A.S.M.) amcasının oğludur. Ashâb-ı Kirâm arasında mümtaz bir mevki'e hâizdir. Sahih-i Buhari'de mezkûr olduğu üzere Resul-i Ekrem (A.S.M.), Abdullah hakkında : "İlâhi onu dinde fakih kıl ve kitabını ona öğret!" diye dua buyurmuştu. Bu âli duaya mazhariyetinden dolayı zamanın en bilgin şahsiyeti olmuştu. Resul-i Ekrem'in (A.S.M.) hadislerini ezberlemekte, tefsir, hadis, fıkıh ve ferâiz gibi yüksek ilimlerde eşsizdir. Hz. Ömer ve Osman'ın (Radiyallahü anhüma) hilâfetleri zamanında müftülük vazifesini ifâ ediyordu. Kur'anın tefsirindeki müstesna kudretinden dolayı Habr-ül-ümme, Tercemân-ül-Kur'an, Sultan-ül-Müfessirin gibi yüksek lâkablarla Ashab ve Tabiin arasında şöhret buldu. 1640 hadis rivâyet etmiştir. Hicretin 68. yılında 70 yaşında olduğu hâlde Tâif'de ebedî hayata kavuşmuştur. (R.A.)

ABDULLAH İBN-İ ÖMER Bi'setten bir yıl önce doğdu. Hicri yetmişüç tarihinde Haccâc-ı Zalim'in emri ile şehid edildi (R.A.) Sahabe-i Kirâmın ileri gelenlerinden ve Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselâmın çok bağlılarından ve dâima onun ahlâkını yaşamağa çalışanlardandı. Hz. Ömer Radıyallahü Anh'ın oğlu idi. Hilâfet ve Valilik işlerine hiç karışmadı. Müttaki, cömert, kanaat sahibi, halim bir zat olup kendini dünyaya bağlaması ihtimali olan bir malı olsa derhal onu sadaka verir veya hediye ederdi. (R.A.)

ABDULLAH İBN-İ ZÜBEYR Ebu Bekir-i Sıddık'ın kızı Esma'nın oğludur. Muhacirlerden ilk doğan çocuk olup cesaret, şecaat, ibadet ve takvası ile meşhurdur. Zübeyr ibn-i Avvam'ın oğludur. Yezid'in saltanatını kabul etmedi ve Mekke'de dokuz sene halifelik yaptı. 73 yaşında şehid edildi. (R.A.)

ABDURRAHMAN BİN AVF Aşere-i mübeşşereden ve çok fedakar olan Sahabelerdendir. İlk müslüman olan sekiz kişiden birisidir. Bütün ihya-yı din için olan muharebelerde çok fedakârlıkta bulunmuş, birisinde yirmibir yerinden yaralanmıştı. Bir gazada oniki dişini birden kaybetmişti. Medine'ye ve Habeşistan'a hicret edenlerdendi. Çok zengin idi. Bir defa otuz köleyi birden azad etmişti. Hicri 31 tarihinde 71 yaşında vefat etti.

ABE' Kıymet. Ehemmiyet. Meta'.

ABE İşaret, alamet. * Cemaat, topluluk.

ABECE Ahmak kimse.

ABED Hayâ etmek. Arlanmak. * Hışım etmek, kızmak. * Uyuz hastalığı.

ABEDE (ÎÂbid. C.) İbadet edenler. Âbidler. Tapanlar.

ABEDE-İ ESNAM f. Puta tapanlar. Putperestler. Heykele baş eğenler.

ÂBEK Sulu, su dolu olan şeyler. * Çıban. * Civa. (Hg).

ABEKET (C.: Abekât) Tâne, az şey. * Tuluk içinde kalan yağ bakiyyesi. * Ekmek parçası. * Yılan başı dedikleri ufacık akça boncuk.

A'BEL Ak, beyaz. * Ağaç yaprağının dökülmesi.

ABEL (C.: Abâl) Yassı ve enli yaprak.

A'BEL (C: A'bile) Çok sert taş ki, kırmızı, beyaz veya siyah renkli olur. * Taşlık dağ.

AB-ENDAM f. Güzellik. Güzel endam.

AB-ENDAZ Su mühendisi.

ABERASYON Fr. Sapma.

ABERAT (Abre. C.) Göz yaşları.

ABES Davarın kuyruğunda kuruyup kalan bevl ve ters.

ABES Oyuncak kabilinden faydasız ve boş amel. Lüzumsuz ve gayesiz iş. Tesadüfi. (Bak: Gaye)

ABESE (Abs. den) Çehresini çattı, sureti kerih oldu (meâlinde).

ABESE SURESİ Kur'an-ı Kerim'de sekseninci surenin ismi olup, Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur. Saliha Suresi, Sefere Suresi de denilir.

ABESE İRCA Mantık ve matematikte bir isbat şeklidir. Bir hükmün doğruluğunu isbat için, bu hükmü inkâr eden diğer hükmün yanlışlığı isbatlanır. Meselâ: Allah'ın varlığının inkâr edilmesinin imkânsızlığını veya abesiyetini göstermek, Allah'ın varlığını isbat yollarından biridir. Bu, "Abese irca" yolu ile isbat şeklidir.

ABESİYAT (Abes. C.) Faydasız ve boş şeyler.

ABESİYYUN Kâinatın ve hâdiselerin başı boş, faydasız ve gayesiz, kendi kendine, Haliksız olduğuna inanmak isteyen bâtıl yoldaki felsefeciler. Zamanımızda Ekzistansializm "Varoluşculuk" adı altında yeniden ortaya çıkan bir varlık ve hayat felsefesidir. İki kola ayrılmıştır. Bunlardan uluhiyeti inkâr edenler, hayatın, varlığın ve insanın var oluşunu abes ve gayesiz sayan ehl-i dalâlet fırkalarından biridir. Hristiyanlık dünyasında bunlara karşı çıkan ikinci kısım ise: Allah'a inanılmazsa herşeyin abes olacağını, bu sebeple Allah'a inanmanın zaruriliğini müdafaa etmektedirler.(Kâinatı abes ve gayesiz itikat eden felâsife-i abesiyyun gibi kendilerini başıboş, hikmetsiz, gayesiz, vazifesiz, Haliksız mı zannediyorlar? Acaba gözleri kör olmuş, görmüyorlar mı ki, kâinat baştan aşağıya kadar hikmetlerle müzeyyen ve gayelerle müsmirdir. Ve mevcudat, zerrelerden güneşlere kadar vazifelerle muvazzaftır. Ve evamir-i İlahiyyeye müsahharlardır.S.)

ABEY-SERAN Fesliğen. * Şiddetli emir. Şer ve mekruh nesne. * Bir dikenli ağaç.

AB-GAH Fr. Havuz, küçük göl, su biriken yer. * Tıb : Karnın kaburga kemikleri kıkırdağı ve kısa kaburgalar altında olan kısmı. Böğür.

AB-GİNE Fr. Billur. * Ayna. * Kılınç. * Göz yaşı. * Şişe, sürahi, kadeh.

AB-GİR f. Suyun biriktiği yer, havuz. * Dokumacılıkta kullanılan fırça.

AB-HANE f. Abdest bozacak yer. Helâ, tuvalet.

ABHER Nergis çiçeği, * Dolu kap.

AB-HURDE f. Su içen.

ABIK Sebebsiz olarak sahibi yanından kaçan köle.* Civa. (Hg)

ABÎ f. Ayva. * Suda yaşayan ve suda meydana gelen. * Çok mâvi.

ABÎ Kurban payı.

ABÎ Çekinen. * Tiksinen. * Sakınan. * Nazlanan.

ABİD İbadet eden. Zâhid. Çok ibadet eden. * Köle.

ABÎD Kullar. Köleler.

ABİD f. Kıvılcım.

ABİDANE f. Kul olarak, ibâdet edene yakışır surette.

ABİDAT-I İSLÂMİYE İslâm medeniyeti anıtları.

ABİDE Uzun müddet dillerde destan olup kalan beliye ve dâhiye. * Bir milletin târihinde büyük bir değeri hâiz olan vak'a. * Fesahat ve belâgatı dolayısıyle benzeri söylenemeyen şiir. * Tarihte yüksek ve hâkim bir mevkide olan vak'aları veya büyükleri yaşatmak için yapılan bina. * Azametiyle, güzelliğiyle insanı hayrete uğratan mebani. (Süleymaniye ve Ayasofya câmileri gibi.) Uzun müddet yaşıyan edebî, ilmi, sinai eserler. * Geçmiş devirlerden kalma tarihi veya bedii kıymeti olan binalar, kaleler ve harabeleri. * Dikilmiş sütunlar ve bunların üzerindeki resimler, nakışlar, yazılar. * Abidenin arapçadaki manası bizdekinden başkadır: Kendisinden nefretle, haşyetle bahsolunan, uzun müddet dillerde destan olup kalan dâhiye ve beliyyeye denir. (Türk İslâm Ansiklopedisi)

ABİDE İbâdet eden kadın. (Abide-i zâhide gibi)

A'BİDE (Abd. C.) Köleler. Abid.

ABİDEVÎ Abide gibi. Abideyi andıran, âbideye benzeyen şekilde.

ABİL Koyun, at ve deve gibi hayvanlara iyi bakan. * Çayırda otlayarak suya muhtaç olmayan hayvan.

ABİLE f. Su üzerindeki kabarcık. * Sivilce. Çıban.

ABİR (Ubur'dan) Bir yerden geçen, giden yolcu. Geçen. * Hz. İbrâhimin (A.S.) dedelerinden birisinin adı.

ABİS Asık suratlı, ekşi yüzlü kimse. * Arslan.

ABİS Alaycı, saygısız.

ABİS Denizlerdeki dokuzbin metreyi geçen derinlikler.

ABÎSE (C: Abayis) Tarhana.

ABİST f. Gebe, hâmile.

ABİSTEN f. Gizli, gizleme. * Gebe. * Dişilik.

ABİSTENÎ f. Hâmilelik, gebelik.

ABİŞHOR f. Hayvan sulama yeri. * İçme kabı. * Dinlenmek için kısa bir duraklama, teneffüs. * Günlük yiyecek.

ABİŞTGÂH f. Gizlenecek yer, gizli yer.

ABİY Kısmet, nasib,

ABİYE Örtü ile yüzünü örten, utangaç kız veya kadın.

ABKAME f. Anadolunun bazı doğu illerinde ve Bağdat'da yapılan, turşu veya salataya benzer bir çeşit yiyecek maddesi. * Ekşi hamurdan pişirilerek sirkeye konulan ve turşu olarak kullanılan bir gıda maddesi.

ABKARÎ Mutlaka kusuru olmayan. Kâmil. * Bir kavmin seyyid ve şerifi, efendisi. Beşer san'atı olmayan. * Çok güzellik. * Bir nevi döşek.(Abkari: Esasen abkar'e mensub demektir. Ebu Suud ve sair tefsirlerin beyanına göre Abkar: Arabın zu'münce bir Cin beldesinin ismidir ki, Arablar acib gördükleri her şeyi ona nisbetle tavsif ederek abkarî derler. Mu'cem-ül Büldan'da şu tafsil mezkûrdur: Abkar; dolu, yani buluttan inen donmuş sudur. Ve demişlerdir ki, cinnin sâkin olduğu bir arzdır. Meselde: "Keennehüm cinn-i abkar: sanki abkar cinni gibi" denilir...Bazıları da demiştir ki: Abkarinin aslı; vasfına hırs ile rağbet olunan her şeye sıfattır. Bunun da esası; çünkü Abkar'da döşeme ve saire nakışları yapılırdı. Onun için her iyi şey Abkar'a nisbet edilirdi.)

AB-KEND f. Havuz, dere, su geçidi.

AB-KEŞ f. Delikli kevgir. * Su çeken, sucu, saka. * Kadeh sunucu.

AB-KUR f. Lâğım çukuru. Pisliğin aktığı yol ve delik.

ABL Kalın, büyük nesne. * Bükmek.

ABLA' Ak nesne. * Beyaz taş.

ABLİSE f. Tarlaya tohum atan, ekinci.

ABLUKA İtl. Etrafını sarıp hâriçle alâkasını kesme. Bahren muhasara, denizden kuşatma.

ABLUKAYI BOZMAK Muhasara hattını yarıp geçmek.

ABLUKAYI KALDIRMAK Muhasarayı bırakmak.

AB-NAK f. Sulu, ıslak, nemli.

ABONE Fr. Gazete ve dergi gibi yayınlara peşin para vererek muayyen bir zaman için müşteri olan kimse.

ABONMAN Fr. Bir imalâtçı ile müşteri arasında düzenli satın alma için yapılan anlaşma.

ABORDA İtl. Deniz teknelerinin rıhtıma, iskeleye veya başka bir tekneye yanlamasına yanaşması.

ABR Rüya tabir etmek. Düş yormak. * Yaş akıtmak. Sudan veya başka yerden geçmek. * Söylemeden bir şeyi düşünmek.

ABRA Bir değiş-tokuşta üste verilen şey. * Teraziyi ayarlamak için hafif gelen kefesine konulan ağırlık.

ABRAN Ağlayan, ağlayıcı.

AB-RANE f. Su borularına ve su yollarına bakan mühendis.

ABRAŞ Alaca benekli at. * Klorofil azlığından dolayı açık renkte lekeleri olan bitki yaprağı.

ABRE Göz yaşı.

ABS Karıştırmak, halt. * Güneşte keş kurutmak.

ABS Kurumak, katılaşmak.

ABS (Ubus) Huzursuzluktan yüz ekşitmek, çehreyi çatmak.

ABSAL f. Bahçe, koru, park.

AB-SÜVAR f. Su üstünde yüzen. * Sudaki kabarcık.

ABŞ Salâh. * Hüsn. İbâdet. * Gaflet.

AB-ŞAR f. Şelâle, su akarken çıkardığı ses, şırıltı.

AB-ŞİNAS f. Sudan anlıyan. * Gemi kılavuzu.

ABT Deveyi ve koyunu hastalanmadan sağ iken boğazlamak. * Kazılmamış yeri kazmak. * Yarmak.

ABT Yalan, Şübhe uyandırıcı hareket.

ABU f. Nilüfer çiçeği.

ABUS Çatık çehreli. asık yüzlü. Yüzü ekşi.

ABV Yüzün güzel olması. Nizamlı oluş. (Bak: Ta'biye)

AB-VEND f. Maşrapa, bardak, su kabı.

AB-YAR f. Sulayan. * Mc: Bereketlendiren, feyizlendiren.

AB-YARÎ f. (Asıl mânâsı sulama ise de, lisanımızda yalnız mecazi mânâsiyle bazı eski nesir yazarları tarafından kullanılmıştır). Yardım, itimat.

AB-YÂRÎ-İ HİMMET Korumak için yapılan yardım, himmet yardımı.

AB-YÂRÎ-İ HİMMETİNİZLE Himmetiniz yardımıyle, himmetiniz sayesinde.

AB-ZEN f. Küçük havuz. * Banyo.

AC Fildişi. * Dolu kap.

AC'AC Çağırış.

ACAC Toz. * Tütün. * Bulut. * Duman.

AC'ACE Uzun uzun çağırmak.

ACAFET Zayıflık. Çelimsizlik.

ACAİB (Acib. C.) Şaşırtacak ve hayret verici şeyler.

ACÂİB-İ SEB'A-İ ÂLEM Dünyanın yedi tane şaşılacak, acaib şeyi. (Çin seddi bunlardan biridir.)

ACAİBAT Normale zıt şeyler. Acâib şeyler.

ACAİZ (Acuze. C.) Kocakarılar. İhtiyar kadınlar.

ACAK f. Toprak.

ACAL (Ecel. C.) Eceller. Ölümler, vâdeler.

ACALİT Yoğurt.

A'CAM (Acem. C.) Acemler. İranlılar. * Arab olmayanlar.

ACAM (Ecme. C.) Meşelik, kamışlık, ağaçlıklar.

ACAN f. Polis: Emniyet mensubu

ACAR (Ecr. C.) Sevaplar, ücretler, mükâfatlar. * Kiralar.

ACASA Deve sürüsü.

ACB Kuyruk sokumu. "Us'us" denilen küçük kemik. Her şeyin kuyruk dibi ve nihâyeti. Fâtiha-i hilkat olan küçük kemik.Acb-üz zeneb diye Hadis-i Şerifte ismi geçen ve insanın kuyruk sokumundaki en küçük kemik.(Kur'ân-ı Kerim'de "Sure: 30. âyet: 27" Yani: "Sizin haşirde iâdeniz, dirilmeniz, dünyadaki hilkatinizden daha kolay, daha rahattır." Nasıl ki bir taburun askerleri istirahat için dağılsa, sonra bir boru ile çağrılsa, kolay bir surette tabur bayrağı altında toplanmaları, yeniden bir tabur teşkil etmekten çok kolay ve çok rahattır. Öyle de bir bedende birbiri ile imtizaç ile ünsiyet ve münasebet peydâ eden zerrat-ı esasiyye, Hz. İsrâfil'in (A.S.) suru ile Hâlik-ı Zülcelâlin emrine "Lebbeyk" demeleri ve toplanmaları aklen birinci icaddan daha kolay, daha mümkündür. Hem bütün zerrelerin toplanmaları belki lâzım değil. Nüveler ve tohumlar hükmünde olan ve hadisde "Acb-üz zeneb" tâbir edilen ecza-i esasiyye ve zerrât-ı asliyye ikinci neş'e için kâfi bir esastır, temeldir. Sâni-i Hakim beden-i insanîyi onların üstünde bina eder. S.)(Arkadaş! Zâhire nazaran, haşirde, ecza-yı asliye ile ecza-yı zâide birlikte iade edilir. Evet, cünüb iken tırnakların, saçların kesilmesi mekruh ve bedenden ayrılan herbir cüz'ün bir yere gömülmesi sünnet olduğu ona işarettir. Fakat tahkike göre, nebatatın tohumları gibi "Acb-üz-zeneb" tâbir edilen bir kısım zerreler, insanın tohumu hükmünde olup, haşirde o zerreler üzerine beden-i insanî neşvü nema ile teşekkül eder. İ.İ.)

ACC Yüksek sesle haykırma, * Gürültü çıkarma. Deveyi döğme.

ACC(E) Kalabalık.

ACCAC Fırtınalı, rüzgârlı. * Gürültülü.

ACEB Taaccüb, şaşma, hayret. * Garib, hoş, lâtif ve nâdir-ül vücud olduğundan bir şey için inkâr ve istiğrab etme hâli.

A'CEB Çok acâyib. Pek tuhaf olan.

A'CEB-ÜL ACÂİB Çok acib ve gülünç olan.

ACED Kuru üzüm.

A'CEF İnce, zayıf.

A'CEL Daha acele, en çabuk. * Acele eden kişi.

ACELE Çabuk, çabukluk. Bir işi çabuk yapmaya ve çabuk bitirmeye çalışma, ivedilik.

ACEM İranlı. Yabancı. * Arapça konuşmayanlar. Arab olmayanlar. * Çekirdek.

ACEMÂNE f. Acemlere yakışır suret. Yabancı gibi.

ACEMCEME (C: Acemcemât) Kuvvetli, muhkem deve.

ACEME (C: Acemât) Çekirdek. * Çekirdekten biten hurma ağacı. * Sert ve sağlam taş.

A'CEMÎ Aceme mensub. * Arapçayı iyi konuşmayan. Dilsiz. * Beceriksiz.

ACEMÎ Tecrübesiz. * Yabancı. * Yeni. Mübtedi.

ACEMİSTAN f. İran ülkesi.

ACEMİYAN f. (Acemi. C.) İranlılar. Acemler. * Acemiler, tecrübesizler.

ACENTE (Acenta) ing. Bir vapur şirketinin her iskeledeki memuru. * Bir şirket veya idarenin diğer memleketteki vekili. * Memur veya vekilin memuriyeti ve idarehanesi.

A'CEZ En âciz. Çok kudretsiz. * Mak'adı etli ve yumru olan.

ACEZE (Âciz. C) Âcizler. * Düşkünler, zayıflar.

ACÎB Şaşılan ve hayret uyandıran şey. Benzeri görülmeyen. Garib. Taaccüb olunan şey.

ACİB Hayret veren. Şaşılacak şey.

ACÎBE Alışılmış surette olmayan. Çok hârika. Acib ve garip, hayret verici, şaşılacak şey.

ACİBE-İ HİLKAT Her zaman yaratılan şekilden farklı olarak yaratılmış olan. (Meselâ: Normalinden çok fazla büyük cüsseli veya üç ayaklı olmak gibi)

ACİC Sesi yükseltmek.

ACİL Sonraya bırakılmış. Bir vâdeye bağlı. * Ahiret.

ÂCİL Aceleci. * Acele eden. Hemen. * Derhal. Peşin. * Çabuk. * Fık: Dünya.

ÂCİLANE f. Acele edene ait. Acele olarak. * şimdiki zamana ait.

ÂCİLEN Vakit gelince yapılmak üzere. Bir vâdeye veya bir şarta bağlı bulunarak.

ÂCİLEN Acele olarak. Serian, derhal, müstâcelen.

ACİN Rengi ve tadı değişmiş pis su.

ACİN Yoğurma, hamur tutma.

ACİNÎ Hamur gibi yoğurulmuş, macun kıvamında.

ACİNİYET Mâcun halinde olma. Hamur gibi yoğurulmuş olma.

ACİR Elindekini başkasına kiralayan. Kiraya veren.

ACİŞ f. Üşüme, soğuktan üşüme.

ACİYY(E) (c: Acâyâ) Anası öldüğünden, başka kimsenin sütüyle beslenen çocuk. * Anası sütünü vermeyip yemeği öğrettiği çocuk.

ÂCİZ Beceriksiz. Eli ermez. Kabiliyetsiz. Gücü yetmez olan.

ÂCİZÂN (Âciz. C.) Âcizler, beceriksizler, zayıflar, güçsüzler.

ÂCİZÂNE f. Âciz olarak. Beceriksizce. Tevâzu ile. (Alçak gönüllülük ifâdesi için söylenir) "Allah'a karşı kusurlarını bilen bir mü'min âcizâne ancak Allah'tan rahmet diler."

ÂCİZİYYET Acizlik, beceriksizlik, kabiliyetsizlik. * Fakirlik, tevâzu.

ACLED Yoğurt.

ACLEZ Kavi, sağlam nesne.

ACM (C: Ucum) Beş yaşına girmemiş deve. * Kuyruk dibi. * Isırmak.

ACMÎ İnce fikirli. Akıllı, anlayışlı.

ACN Yoğurma. Ma'cun kıvamına getirme.

A'CUBE (Bak : U'cube)

ACUL Çok acele eden sabırsız.

ACULÂNE Acele edene yakışır suretde.

ACULİYET Acelecilik. Sabırsızlık.

ACUR Kabakgillerden bir hıyar cinsi. Üstü hafif olukludur. Bazıları tüylüce olur.

ACUZ(E) Çok yaşlı kadın. Kocakarı. * Kılıç. * Şarap. * Sırtlan.

ACUZE-İ ŞEMTA Saçı ağarmış kocakarı.

ACÜR Yoğunluk, semizlik, besililik. * Yoğun. * Her nesnenin hacmi ve cüssesi olmak.

ACÜR Kuyruk.

ACÜR Kerpiç, tuğla, kiremit.

ACÜRÎ Kiremitçi, tuğlacı.

ACÜS Almak, kabzetmek. * Gecenin sonu.

ACÜZ (C.: Acâz) her nesnenin dibi, kökü ve sonu. * Yay kabzası.

ACV Çocuğa süt içirmek.

ACVE(T) Medine-i Münevvere hurmalarından bir çeşit, iyi hurma.

ACZ Beceriksizlik. İktidarsızlık. Kuvvetsizlik. Güçsüzlük. Yapamamak. * Zarardan korunmak gücünün olmaması. * Bir şeyin geri tarafı. (İnsandaki kusur sonsuz olduğu gibi, acz, fakr ve ihtiyacına da nihayet yoktur. İnsana tevdi edilen açlık ile nimetlerin lezzetleri tebârüz ettiği gibi: İnsandaki kusur, kemalat-ı Sübhâniyye derecelerine bir mirsaddır. İnsandaki fakr, gına-i rahmetin derecesine bir mikyastır. İnsandaki acz, kudret ve kibriyâsına bir mizandır. İnsandaki tenevvü-ü hâcat, envâ-ı niam ve ihsanatına bir merdivendir. Öyle ise fıtratından gaye ubudiyettir. Ubudiyet ise, dergah-ı izzetine kusurlarını "Estağfirullah" ve "Sübhânallah" ile ilan etmektir. M.N.)

ACZA' Dübürü büyük kadın. * Kumdan yığılmış yüksek tepe.

ACZ-ALUD f. Âcizlik, kuvvetsizlik, güçsüzlük.

ACZE (C.: Acâyiz) Her nesnenin sonu. * Kadın dübürü.

ACZ-MENDÎ f. Âcizlik, iktidarsızlık. Fakr.

AÇALYA yun. Fundagillerden, güzel çiçekli bir bitki ve çiçeği.

AÇAR f. İştah açmaya yarayan turşu v.s. * İnişli yokuşlu yer. * Karıştırılmış, birleştirilmiş.

AÇI (Bak: Zâviye)

AÇKI Cilâ, perdah, lostra.

AÇKICI Cilâ ve perdah veren sanatkâr.

AD İsim, nam, şöhret, şan, itibar, haysiyet.

ÂD (Âdet. C) Âdetler.

ÂD Hz. Hud Peygambere (A.S.) isyan ettiklerinden gazab-ı İlâhiyyeye uğrayan ve helâk olan, Yemen tarafında yaşamış bir kavmin adı.(Şirk ve küfür cinayeti, kâinatın bütün kemalâtına ve ulvi hukuklarına ve kudsi hakikatlarına bir tecavüz olduğu cihetledir ki, ehl-i şirk ve küfre karşı kâinat kızıyor ve semavat ve arz hiddet ediyor ve onların mahvına anâsır ittifak edip, kavm-i Nuh (Aleyhisselam) ve Âd ve Semud ve Fir'avun gibi ehl-i şirki boğuyor, gark ediyor. $ âyetinin sırriyle cehennem dahi ehl-i şirk ve küfre öyle kızıyor ve kızışıyor ki, parçalanmak derecesine geliyor. ş.)



Yüklə 11,57 Mb.

Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   181




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə