Dünya klasikleri : 13



Yüklə 9.99 Mb.
səhifə147/150
tarix18.06.2018
ölçüsü9.99 Mb.
1   ...   142   143   144   145   146   147   148   149   150
KARAMAZOV   KARdEŞLER
429
liyeceklerimi bana dikte ediyordu. Acaba bu düşünceyi aynı şekilde sorgu yargıcına da Smerdyakov fısıldamış olmasın? Aynı şeyi üstadım sayın savcıya zorla kabul ettirmesin? Diyeceklerdir ki: ya ihtiyar kadın, ya Grigoriy'in karısı? O kadın, hastanın tüm gece yanıbaşında inlediğini duymadı mı? Doğru! Duymuştur. Ama bu ileri sürülen itiraz, çok zayıf olur. Ben bir kadın tanırdım, acı acı tüm gece avluda havlayan bir köpeğin kendisini uyutmadığından şikâyet ederdi. Oysa, zavallı kepek, sonradan öğrenildiği gibi tüm gece içinde ancak iki kere havlıyordu. Bu tabii bir şeydir; bir insan uyurken birden bir inilti duyar, bu iniltinin kendisini uyandırdığına fena halde canı sıkılarak uyanır, ama sonradan birden gene uykuya dalar. İki saat kadar sonra, gene bir inilti olur, adam gene uyanır, sonra gene uykuya dalar. Sonunda aynı inilti, aradan iki saat geçtikten sonra bir kez daha duyulur. Yani uyuyan, tüm olarak bu iniltiyi üç kez duymuş olur. Ama sabahleyin uyandı mı, gece sabaha dek birinin inleyip durduğundan, bu yüzden gözünü bile kırpmadığından şikâyet eder. Grigoriy'in karısının basına da aynı şey gelmiştir. Her biri iki saat süren uykuları olmuştur, ama bunu hatırlamaz. Sadece uyandığı anları hatırlar. Bu yüzden de ona kendisini tüm gece uyandırmışlar gibi gelir.
Sayın savcı, «ama Smerdyakov intihar etmeden önce yazdığı kâğıtta neden bir açıklamada bulunmadı?» diye soruyor. «Birini yapmaya vicdanı elverdi de, öbürüne elvermedi mi?» diyor. Yalnız rica ederim, vicdan denildiği vakit, artık pişmanlıktan söz edilmiş olur. İntihar eden adam pişmanlık duymıyabilirdi. İçinde yalnız umutsuzluk olabilirdi. Umutsuzluk ve pişmanlık... bunlar birbirinden apayrı şeylerdir. Umutsuzluk kinle karışık ve barışmayı imkânsız hale getiren bir duygu olabilir. İntihar eden adam, hayatına son verirken, ömrünün sonuna dek kıskandığı insanlara karsı iki misli nefret duymuş olabilir. Sayın jüri üyeleri, adlî bir hata işlemekten sakının! Şimdi size söylediğim bu sözlerde ve anlattıklarımda akla uygun olmayan ne vardır? Yürüttüğüm düşünce zincirinde bir yanlış bulun, olması imkânsız saçma bir şey bulun! Ama eğer ileri sürdüğüm şeylerin bir kıl payı kadar da olsa, mümkün olabileceğini görüyorsanız, tahminlerimde bir parçacık olsun gerçeğe uy-430
KARAMAZOV  KARDEŞLER
KARAMAZOV  KARDEŞLER
431
günlük varsa, suçluyu cezalandırmaktan kaçının! Hem burada söz konusu olan şeylerin doğruluğu yalnız bir kıl payı kadar mı? Tüm kutsal şeylerin üzerine yemin ederim ki, size cinayet konusunda ne söylemişsem, onu size anlatmış-sam, hepsine kesin olarak inanıyorum. En önemlisi, evet en önemlisi de şudur: savcılık makamının sanığın aleyhinde ileri sürdüğü, üst üste yığdığı o koca deliller yığını arasında, birinin olsun bir parçacık da olsa, itiraz edilemiyecek bir yönünün bulunmamasına şaşıp kalıyorum. Böyle olması beni deli ediyor. Zavallı adanı, sadece olayların aynı ana rastlamasından ötürü felâkete sürükleniyor. Evet bu rastlantılar feci bir şeydir: O kan, o parmaklardan akan kan, o kanlı iç çamaşırı, o «baba katili!» bağırışıyla çınlayan karanlık gece, o çığlık atan ve kafası kırılmış olarak yere serilen adam, ondan sonra da o yığınla söz, ifade hareket bağırış... Tüm bunlar insana öyle bir etki yapabilir, insanı öyle kandırabilir ki! Ama tüm bunlar, sizi bir kanıya yöneltebilir mi? Siz buna kanar mısınız sayın jüri üyeleri? Hatırlayın ki. size bir yetki verilmiştir, eli kolu bağlı bir insan hakkında karar verme yetkisi! Ama bu yetki ne kadar büyükse uygulaması da o derece korkunçtur!
Şimdi söylediklerimden bir sözümü olsun geri almıyorum. Ama ziyanı yok, öyle olsun! Bir an için savcılığın iddiasını kabul edeyim, zavallı müvekkilimin ellerini babasının kanına buladığmı kabul edeyim. Tabii bu, ancak sözde kalan bir kabul ediştir. Tekrar ediyorum: bana kalırsa suçsuz olduğundan hiç şüphe etmiyorum. Ama gene de bir an için, sanığın babasını öldürdüğünü kabul edeyim. Bu durumda bile, böyle bir düşünceyi kabul ettiğim halde, gene de söyliye-ceğim sözü dinleyin. Vicdanımın üzerinde ağır bir yük var. Size bir şey söylemek istiyorum, çünkü hissediyorum ki, yüreklerinizde de, zihninizde de müthiş bir savaş var... Yüreklerinize ve aklınıza seslendiğim için özür dilerim, sayın jüri üyeleri. Ama sonuna dek içimden geldiği ve gerçeğin emrettiği gibi konuşmak istiyorum. Hepimiz olduğumuz gibi görünelim!
Bu  sırada savunma avukatının konuşması, oldukça §i detli bir alkışla kesildi. Gerçekten de son sözlerini öyle iç ten gelen  bir sesle söylemişti ki,  herkesin  içinde belki de, gerçekten söyliyeceği bir şey vardır, belki  de şimdi
yacağı gerçekten en önemlidir diye bir his uyanmıştı. Ama başkan, alkışları duyunca, gür bir sesle: «Böyle bir olay bir daha tekrar edilirse» mahkeme salonunu boşaltmak tehdidini savurdu. Herşey sessizliğe gömüldü ve Fetyukoviç bambaşka, o zamana dek konuştuğundan apayrı, duygulu bir sesle söze başladı.
XIII
DÜŞÜNCEYE İHANET
Fetyukoviç:
— Müvekkilim! felâkete sürükleyen şey, yalnız olayların bir araya rastlaması değildi, diye söze taşladı. Hayır! Mü vekkilimi gerçekte yalnız bir tek şey felâkete sürüklüyor, o da babasının cesedidir! Eğer ortada basit bir cinayet olsaydı, delilleri aynı zamana rastlayan ve birbirine bağlı şeyler olarak değil de, ayrı ayrı olarak ele almış olsaydınız, bunların önemsizliğini, hiç bir şeyi ispat edemediklerini, fantastik şeyler olduklarını görürdünüz, o zaman hiç değilse içinizde (gerçi sanığın hak ettiği) ama gene bir ön yargıdan başka bir şey olmayan düşüncenize dayanarak bir insanın kaderini mahvetmekten çekinirdiniz! Hem burada söz konusu olan basit bir cinayet değildir, bir babanın öldürülmesidir! Bu, insanı etkiler, hem de o kadar etkiler ki sanığı suçlamak için ileri sürülen deliller ne kadar önemsiz ne kadar hiçbir şeyi ispat edemiyen şeyler olursa olsun, en tarafsız insana bile artık pek o kadar değersiz ve bu derece hiçbir şey ispat etmeyen bir şey olarak görünmez.
Böyle bir sanık, nasıl beraat eder? Ya cinayeti işlediy-se, ya cezasını görmezse? İşte, herkesin içinde, elinde olmı-yarak duyduğu his budur. Evet, bir babanın, hayata kavuşturan, evlâdını seven, çocuğu için canını ve hayatını esirge-ttüyen, çocuğunun geçirdiği hastalıkları kendisi çekiyormuş gibi acı duyan, ömrü boyunca evlâdının mutluluğu için uğraşıp didinen, onun sevinçleri ile, onun başarıları ile yaşayan bir babanın kanına girmek, korkunç bir şeydir! Sayın Jüri üyeleri, baba, gerçek bir baba ne demektir? Bu sözde
432
KARAMAZOV  KARDEŞLER
ne yüce bir anlam ne kadar derin bir düşünce gizlidir! Biraz önce, bir babanın ne olduğunu, gerçek bir babanın nasıl yaşaması gerektiğini biraz olsun anlattık. Davası görülen ve şu anda hepimizi uğraştıran ve hepimizin içinde acı uyandıran olayda ise ölü Fiyodor Pavloviç Karamazov, hiç de biraz önce, yürekten gelen bir duygu ile ortaya döktüğümüz baba anlayışına uymuyor. Böyle bir babaya sahip olmak bir felâkettir! Evet, gerçekten bazı babalar felâkete benzerler. Şimdi bu felâketi biraz daha yakından inceliyelim. İleride verilecek kararın ne kadar önemli olduğu göz önünde bulundurulursa, artık düşünceleri açıklamaktan korkacak bir şey yok değil mi, sayın jüri üyeleri? Özellikle şu anda korkmamalı ve bazı düşünceleri sayın üstadım olan savcının, biraz önce, çok yerinde belirttikleri gibi çocukların da ya da ürkek kadınların yaptıkları şekilde, elimizi, kolumuzu sallıyarak kovmaya çalışmamalıyız! Ama sayın hasmım, o ateşli konuşmasında, (ki kendileri daha ben ilk sözümü söylemeden, bana karşı hasım bir tavır takınmışlardır) birkaç kez: «Hayır, sanığı kimsenin savunmasına izin vermem, onun savunmasını Petersburg'tan gelmiş olan savunma avukatına bırakacak değilim. Suçlayan da, savunan da ben olacağım!» diye bağırmıştı. Bunu bir kaç kez bağırarak söylemişti. Ama şunu söylemeyi unutmuştur ki, korkunç bir adam olarak gösterilen sanık, tam yirmi üç yıl önce baba evindeyken, çocukluğunda kendine iyilik gösteren tek insanın kendisine verdiği yarım kilo fındığı unutmadıysa, daha doğrusu bunu unutamıyacak bir insansa, tüm o yirmi üç yıl boyunca, insanları seven, doktor Hertzenstube'nin deyimiyle: «Babasının evinde, arka bahçede, yalınayak ve tek düğme ile tutturulmuş bir pantolonla» koşuştuğunu da unutamaz! Sayın jüri üyeleri, bu «felâket» denilecek babayı daha yakından incelemeye ve artık herkesin bildiğini tekrar etmeye ne yarar var? Müvekkilim buraya, babasına geldiği vakit ne bulmuştur? Hem müvekkilimi neden, niçin duygusuz, egoist bir canavar olarak göstermeli?
Gerçi serseri yaratılışlı, sert, kavgacı bir adamdır ve şimdi onu bu yüzden muhakeme ediyoruz, .ama kaderinin bu yolu tutmuş olmasında, iyi eğilimleri varken daha minnet duyabilecek kadar duygulu bir yüreğe sahipken, böyle saçma bir terbiye görmüş olmasında, kimin suçu vardır?
KARAMAZOV   KARDEŞLER
433
Kendisine herhangi bir kişi doğru yolu öğretmiş midir? Bilim ışıklarından yararlandı mı? Çocukluğunda herhangi bir kişi ona biraz olsun sevgi gösterdi mi? Müvekkilim -dağda bir ot gibi, daha doğrusu yabani bir hayvan gibi büyümüştür! Belki de uzun bir süre devam eden ayrılıktan sonra, babasını görmek için müthiş bir istek duyuyordu. Belki de buraya gelirken çocukluğunda gördüğü, tiksindirici hayalleri rüyada hatırlıyormuş gibi bin kez zihninden kovmaya çalışmış, babasını kucaklamak için can atmıştır! Peki sonra ne olmuştur? Kendisini sadece herşeyi küçümseyen, alaycı gülücüklerle, şüpheyle ve tartışma konusu paralarla dolaplar çevirerek karşılıyorlar. Hergün «konyak:»- ların içildiğini görüyor, o tiksindirici konuşmaları, o iğrenç hayat görüşlerini işitiyor. Bu da yetmezmiş gibi sonunda babasının sevgilisini almaya çalıştığını farkediyor. Evet, babası, kendi oğlunun sevgilisini hem de onun parası ile baştan çıkarmağa çalışıyor. Evet. sayın jüri üyeleri! Bu ne iğrenç bir şeydir! Ne katı yürekliliktir! Üstelik ihtiyar, oğlunun kendisine karşı saygısızlık ettiğini, kendisine acımadığını ileri sürüyor, onu herkesin içinde lekeliyor, ona zarar veriyor, ona iftira ediyor, sonra da oğlunu cezaevine attırmak için, borç senetlerini satın alıyor!
Sayın jüri üyeleri! Müvekkilim gibi görünüşte katı yürekli, kavgacı ve kendilerini tutamıyan insanlar, çoğu zaman son derece yufka yüreklidirler. Ama bunu belli etmezler. Sözlerime sakın gülmeyin! Üstadım, sayın savcı biraz önce hiç acımadan müvekkilimle alay ederek Schiller'i sevdiğini, «güzel olan ve iyi duygular uyandıran» her şeyden hoşlandığını ileri sürdü. Onun yerinde ben olsaydım, bununla alay etmezdim! Evet, bu tip insanlar (rica ederim, baş.-kalarının çok nadir anlayabildiği, çoğu zaman, bu derece yanlış anlaşılan insanları, savunmama izin verin) bu tipler gerçekten daha çok iyiliğe, güzele, doğruya özlem çekerler. Bilinçsiz olarak kendi azgınlıklarına, kendi katı yürekliliklerine, tam anlamıyla aykırı olan bu güzel şeylere susamıştırlar. Evet gerçekten onlara susamışlardır. Görünüşte hırslı ve katı yüreklidirler, ama aslında, örneğin bir kadını öle- • siye severler, hem de bu sevgileri üstün, ruhsal bir sevgidir. Gene söylüyorum, bu sözlerime sakın gülmeyin: Bu yaratılışta olan insanlar çoğu zaman öyledirler. Yalnız hırslarım434
KARAMAZOV  KARDEŞLER
ve çoğu zaman kaba olan tutkularım bir türlü gizliyemezler. İşte herkesin gözüne çarpan budur. Herkes bunu farkediyor. Ama o kabalığın altında gizlenen insanı göremiyor. Oysa tüm tutkuları çabucak tatmin olur. Ama böyle görünüşte kaba ve katı yürekli olan bir insan soylu, mükemmel birinin yanında yepyeni bir varlık olmaya çalışır. Düzeltmeye, daha iyi, daha yüksek, daha namuslu olmaya çalışır. Evet, bana ne kadar gülerseniz gülün: «Yüksek ve mükemmel olmayı» ister diyorum.
Biraz önce müvekkilimin bayan Verhovtzeva ile olan gönül macerasına değinmiyeceğimi söyledim. Ama hiç değilse bir iki söz söyleyebilirim. Demin burada bir ifade değil, ne yapacağını şaşırmış, intikam almak için çırpınan bir kadının çığlıklarını işittik. Oysa başkasını ihanetle suçlayacak durumda değildir. Çünkü daha önce kendisi ihanet etmiştir! Düşüncelerini toparlamak için bir iki dakika olsun vakit ayırabilseydi, böyle bir ifade vermezdi. Evet, ona inanmayın! Müvekkilim onun dediği gibi «canavar» değildir! İnsanları seven varlık çarmıha gerilirken «iyi yürekli bir çoban, sürüsü uğruna kendini feda eder, yeter ki koyunlarından biri olsun mahvolmasın!» demiştir... Biz de bu insanın ruhunu mahvetmiyelim! Biraz önce: bir baba nedir? diye sordum. Bunun yüce bir ad olduğunu söyledim. Ama sözü yerinde kullanmak, ona karşı haksızlık etmemek gerekir, sayın jüri üyeleri. Bu yüzden, izninizle, söz konusu olan şeyi gereken adıyla, ona yakışan bir adla tanımlayacağım. Öldürülen ihtiyar Karamavoz gibi bir babaya, baba denemez. O böyle bir ada lâyık değildir. Bunu halletmiyen bir babaya karşı sevgi, saçma bir şeydir, imkânsızdır. Sevgiyi yokluktan yaratamazsınız. Yokluktan ancak Tanrı var edebilir. Yüreği ateşli bir sevgiyle dolu havarilerden biri: «Babalar çocuklarınızı incitmeyin» diyor. Bu kutsal sözleri yalnız şu anda müvekkilim için ileri sürüyor değilim, bunları tüm babalar için hatırlıyorum. Babalara öğüt vermek hakkını kimden aldım? Hiç kimseden. Sadece bir insan, bir yurttaş olarak çağrıda bulunuyorum. «Vivos voco!»(*) Bu dünyada uzun bir süre kalmıyacağız. Öyleyken bir çok kötü işler yapıyor, kötü sözler söylüyoruz. Ama işte şimdi bir ara-
(*)  insanlara sesleniyorum!  (Latince).
KARAMAZOV   KARDEŞLER
435
da bulunduğumuz şu uygun andan yararlanarak, hepimiz birlikte güzel bir söz söyliyelim. Ben daima böyle davranırım, şurada durduğum sürece benim için uygun olan bir andan yararlanmak istiyorum. Bu kürsü bize, Tann'nın iradesiyle boşuna verilmiş değildir. Bu kürsüden bizi tüm Rusya dinliyor. Yalnız buradaki babalar değil, tüm babalara: «Babalar, çocuklarınızı ümitsizlik içinde bırakmayın!» diyo-rum.
Gelin, önce kendimiz İsa'nın öğüdünü yerine getirelim, ondan sonra çocuklarımızdan birşey beklemek hakkını kendimizde bulalım. Başka türlü davranırsak, baba değiliz! Çocuklarımız için birer düşmanız. Onlar da bizim çocuklarımız değil, bize düşman olan varlıklardır. Hem de onları kendimize düşman haline yine biz getirdik! «Başkalarını hangi ölçüye vurursanız, sizlere de aynı ölçü uygulanacaktır!» Bunu artık ben söylemiyorum. Bunu İncil söylüyor: başkaları için nasıl bir ölçü kullanıyorsanız, kendiniz için de aynı ölçüyü kullanmalısınız. Çocuklar bize karşı kendileri için kullandığımız ölçüyü kullanırlarsa, onları nasıl suçlarız? Geçenlerde Finlandiya'da, bir genç kız, bir hizmetçi, gizlice bir çocuk doğurduğu şüphesi altında kalmış. Kendisim gözetlemeye başlamışlar ve evin tavan arasında, köşede, bir yığın olarak duran tuğlaların arkasında kimsenin varlığını bile bilmediği sandığını bulmuşlar. Sandığı açmışlar, içinden yeni doğmuş ve öldürülmüş bir bebeğin cesedi çıkmış. Aynı sandıkta, genç kadının daha önceden doğurduğu ve gene kendi eliyle öldürdüğü iki bebeğin daha iskeleti varmış. Kadın, bunları öldürmüş olduğunu açıklamış. Sayın jüri üyeleri! Böyle bir kadın, artık çocuklarının anası sayılır mı? Evet, onları doğurmuştur, ama onlara ana olmuş mudur? Aramızda kim ona o kutsal «ana» adını verebilir? Korkusuz olalım, sayın jüri üyeleri. Hatta atılgan olalım! Şu anda, öyle olmaya ihtiyacımız var. «Akım» ya da «metal» sözlerinden korkan Moskovalı cahil kadınlar gibi, bazı sözlerden ve düşüncelerden korkmamalıyız. Aksine, son yıllarda meydana gelen gelişmelerin bizi de etkilediğini ispat edelim ve doğrudan doğruya diyelim ki, çocuğun dünyaya gelmesini sağlayan daha baba sayılmaz. Baba hem hayat veren, hem de baba adına lâyık olandır.
Ama tabii bu söze başka bir anlam da verilebilir, baba436
KARAMAZOV  KARDEŞLER
sözü başka şekilde de tanımlanabilir. Böyle bir tanımlamaya göre örneğin, baba canavar da olsa, evlâtlarına işkence de etse, gene de baba sayılır, çünkü dünyaya gelmemizi sağlamıştır. Ama bu anlam, artık mistik bir şeydir. Onu sadece aklımla kavrıyamam. Ancak inancım varsa kabul ederim. Daha doğrusu, inancıma sığınarak kabul ederim, tıpkı başka anlıyamadığım, ama dinimin buna inanmamı emrettiği şeyleri kabul ettiğim gibi. Yalnız böyle bir durum varsa, o zaman bu inanç gerçek yaşantının dışında kalmalı. Bazı hakları veren ama, aynı zamanda yüce sorumluluklar yükleyen gerçek hayatta ise insan severliğe yakışır şekilde tam bir hıristiyan olarak davranmak istiyorsak, sadece bir mantık ve deneme süzgecinden geçmiş, üzerinde bir çok tahliller yapılmış düşünceleri ileri sürmek, sözün kısası msana zarar vermemek, on acı duyurmamak, felâketine yol açmamak için. rüyada ya da sayıklarken olduğu gibi değil de mantıklı ve akla uygun şekilde davranmak zorundayız. İste o zaman yaptığımız gerçekten hıristıyana yakışan bir is olur... Sadece mistik bir davranış olmaz. Tabii anlamıyla insanları seven kişilere yakışan akıllı bir davranış olur.
Sözün burasında salonun bir çok yerlerinde şiddetli aî-kışlar koptu. Ama Fetyukoviç, sözünü kesmemeleri ve bitirmesine imkân vermeleri için ellerini salladı. Herşsy hemen sessizliğe gömüldü. Konuşmacı devam etti:
— Sayın jüri üyeleri! Bu sorunların, çocuklarımızdan uzak kalacağını, diyelim ki, bizim delikanlılardan, artık düşünceler yürütmeye başlıyan delikanlılarımızdan uzak kalacağını sanıyor musunuz? Hayır, böyle bir şey olamaz. Bu bakımdan, onlardan imkânsız bir şeyi, yani kendilerini baskı altına almalarını beklemiyelim! Baba denilmeye lâyık olmayan bir adamın davranışları gerçekten «baba» denilmeye lâyık insanların davranışları ile kıyaslanınca. özellikle yaşıt olan çocuklar arasında şaşkınlık yaratır. Delikanlının zihninde, elinde olmayarak acı sorunların düğümlenmesine yol açar. Sorduğu bu sorulara çoğu zaman beylik karşıklar verilir: «Senin dünyaya gelmeni o sağladı, sen onun karandansın, onun için onu sevmelisin!» derler. Delikanlı elinde olmayarak: «Peki ama, dünyaya gelmemi sağlarken beni seviyor muydu?» diye düşünür... Gittikçe daha çok hayret ederek: «Sanki dünyaya gelişimi, beni düşündüğü için mi sağladı? O ihtiras anında beni bilmiyordu ki! Hatta kız mi,
KARAMAZOV   KARDEŞLER
437
erkek mi olduğumu bile bilecek durumda değildi! Belki o sırada şarap içtiği için kafası dumanlıydı ve içimde içkiye karşı bir eğilim kazandırmaktan başka bir şey yaıpmadı. Yaptığı iyilik işte bundan ibaret... Öyle olunca ne diiye onu, sadece dünyaya gelmemi sağladığı, sonra da ömrümün sonuna dek bana hiç sevgi göstermediği halde, sevmek zorunda olayım?»
Ah, belki bu sorular size kaba, katı yüreklillikle söylenmiş sözler olarak görünür, ama daha körpe olaın zihinden, imkânsız olan bir ağırbaşlılığı beklemeyin. «-Doğa'yi kapıdan kovsan, pencereden girer!» derler. Cahil insanlaır için «metal» ya da «akım» gibi sözlerden korkmıyalım ve bu sorunu mistik anlayışların emrettiği gibi değil de, akilimizin, insan severliğimizin emrettiği şekilde çözümliyelim. Böyle bir so-runa nasıl bir çözüm bulunabilir? Bence şöyle: Evlât babasına ciddi olarak: «Baba, bana söyle, seni niçin sevmek zorundayım? Neden seni sevmek zorunda olduğumu bana ispat et» desin. Eğer o baba buna bir karşılık verebilecek ve bunu ispat edebilecek durumda ise, o zaman ortada gercek. normal bir aile var demektir. Yalnız mistik bir talkım anlayışlara dayanan, temelinde sadece bir ön yargı bulunamayan, akla uygun, doğrulukları ispat edilmiş, insancıl! prensiplere sık; sıkıya dayanan bir ailedir. Bunun aksi olunsa, yani baba, oğluna bunu ispat edemezse, o zaman ailenin sonu gelmiş demektir: Böyle bir baba çocuğuna baba olamaz. Oğlu da artık özgürdür. Artık babasını kendisine yabancı bir insan, hatta bir düşman saymak hakkını kazanmıştır. Bizim kürsümüz, kusursuz gerçeğin ve aklın kürsüsü (olmalıdır sayın jüri üyeleri!
Burada konuşmacının sözleri artık açıktan açığa, ner-deyse corkun alkışlarla kesildi. Tabii tüm salon alkışlıyor değildi. Ama hiç değilse salondakilerin yansı alkışlıyordu. Alkışlayanlar anneler, babalardı. Hanımların olunduğu üst kısımda tiz sesler, çığlıklar duyuluyordu. Mendil sallayanlar bile vardı. Başkan var gücü ile çıngırağı çalmağa başladı. Belliydi ki dinleyicilerin davranışlarına sinirlenmişti. Ama biraz önce yaptığı gibi «salonu boşaltmak» tehdidini savurmaya cesaret edemedi. Konuşmacıyı alkışlıyaınlar ve ona mendil sallıyanlar arasında, yargıçların arkasında özel koltuklarda oturan önemli kişiler, fraklarının üzerinde nişanlar438
KARAMAZOV  KARDEŞLER
takınmış ihtiyarlar da vardı. Başkan bu yüzden gürültü dindikten sonra, sadece daha önce yaptığı gibi sert bir tavırla tekrar «salonu boşaltırım» tehdidini savurmakla yetindi. Basan kazanım? olmasının heyecanı içinde olan Fetyukoviç, konuşmasına devam etti.
— Sayın jüri üyeleri! Bugün burada o kadar çok sözü edilecek o korkunç geceyi bir oğulun duvara tırmanarak babasının evine girdiği ve yalnız dünyaya gelişini sağlamış olan bir varlıkla, ama aslında düşmanı olan, gururunu kıran insanla yüz yüze geldiği geceyi hatırlıyorsunuz. Var gücümle şunu belirtmek isterim ki, oraya para çalmak için koşmamıştı. Onu hırsızlıkla suçlamak, daha önceden de be-littiğim gibi saçma bir şeydir! Oraya öldürmek için de gitmemişti. Hayır, bu işi yapmak için gitmemişti. Gerçi babasının evine zorla girmişti, ama daha önceden öldürmeğe niyeti olsaydı, hiç değilse önceden bir silâh bulmaya çalışırdı. O havaneline gelince kesin olarak inanıyorum ki onu bir içgüdü ile, ne yaptığını bile bilmeden eline almıştır. Diyelim ki, babasını işaret vererek aldatmıştır, diyelim ki, evine plz-lice girmiştir. Öyle olsun. Daha önce de bunların bir masal olduğunu, bunlara bir an için olsun inanmadığımı belirtmiştim. Ama ziyanı yok, bir an için öyle olduğunu kabul edelim. Öyle olsa bile sayın jüri üyeleri dünyada kutsal olan ne varsa, hepsinin üzerine yemin ederim ki, eğer karşısındaki babası olmasaydı, sadece gururunu yaralamış bir yabancı olsaydı ve kendisi odaları koşarak dolaştıktan sonra, kadının evde olmadığını kesin olarak anlamış olsaydı, rakibine hiçbir zarar vermeden oradan hemen uzaklaşırdı. Belki de ona bir darbe indirirdi, onu iterdi. Ama o kadarla yetinirdi. Çünkü o sıraca herhangi bir şey yapacak durumda değildi. Vakti yoktu. Herşeyden önce o kadının nerede olduğunu öğrenmesi gerekiyordu. Ama karşısındaki babası, kendi babasıydı. Evet ne oldu ise, sadece karşısında babasını gördüğü için olmuştu. Çocukluğundan bu yana ondan nefret ediyordu. O adam düşmanıydı, ona hakaret etmiş olan adamdı. Şimdi de... korkunç, âdi bir rakibi olmuştu. O zaman tüm varlığını birden elinde olmayarak müthiş bir nefret sarmıştı. Bu duyguya karşı koyamazdı. Düşünemezdi bile. İçinde ne kadar nefret varsa, hepsi bir anda ortaya dökülmüştü! Bu belki çılgınlığının, deliliğinin bir eseridir. Ama aynı zamanda do-
KARAMAZOV  KARDEŞLER
439
ganin bir tepkisi olduğunu da söyliyebilirim. Doğa ölümsüz yasalar çiğnendiği için karşı konulmaz bir şekilde, bilinçsiz olarak intikamını almıştır. Zaten doğada herşey kaçınılmaz ve bilinçsizdir. Öyleyken sanık cinayeti gene de işlememiştir. Bunu iddia ediyorum, bağıra bağıra söylüyorum! Hayır, cinayet işlememiştir! Yalnız havanelini nefretle, öfkeyle sa-vurmuştur. Ama öldürmek istememiştir. Öldüreceğini bilmeden yapmıştır bunu! Eğer elinde o uğursuz havaneli olmasaydı, belki de babasına sadece dayak atar, ama öldürmezdi. Oradan kaçarken herhalde yere sermiş olduğu ihtiyar adamın ölüp ölmediğini bile bilmiyordu. Böyle bir cinayet, cinayet sayılmazdı. Böyle bir cinayet, bir babanın katli demek değildir. Hayır, bir babanın bu şekilde öldürülmesine «bir baba katli» denilemez. Böyle bir olay ancak ön yargısı olan kişilerce «baba katil sayılabilir.
Bakalım böyle bir cinayet gerçekten olmuş mudur? Bilmiyoruz. Size varlığımın derinliklerinden sesleniyorum! Sayın jüri üyeleri, şimdi sanığı mahkûm edeceğiz. Bunu yaparsak kendi kendine şöyle diyecektir: «Bu insanlar kaderimi değiştirmek için, tahsilim için, terbiyeli bir insan olarak yetişmem için, sözün kısası insan olmam için hiçbir şey yapmamışlardır. Bu insanlar, bana bir lokma ekmek, bir yudum su vermemiş, çıplak, karanlık hücremde bulunduğum sırada beni gelip görmemişlerdir. Şimdi ise yine aynı insanlar beni kürek cezasına mahkûm ediyorlar! Onlarla ödeştik. Arak kendilerine hiç bir borcum yoktur. Zaten hiç kimseye hiçbir borcum kalmadı. Madem onlar kötü yürekli, ben de kötü yürekli olacağım. Madeni bana acımıyorlar, ben de kimseye acımıyacağım!» Evet, sanık bunları söyliyecektir sayın jüri üyeleri! Yemin ederim ki, suçlu olduğuna karar verirseniz vicdanındaki yükü hafifletmiş, onu rahatlatmış olursunuz. O zaman döktüğü kana lanet edecektir. O kanı döktüğü için pişmanlık duymıyaktır. Bununla birlikte, daha dürüst bir insan olabileceği sırada onu mahvetmiş olursunuz. Çünkü bu yüzden ömrü boyunca, herşeye karşı öfkeli ve kör kalacaktır. Ama ona korkunç bir ceza vermek ister misiniz? Ona cezaların en büyüğünü, en müthişini vererek ruhunu kurtarmak, onu yeni bir insan olarak yaratmak ister misiniz? O zaman onu cömertliğinizin yükü altında bırakınız! O zaman ruhunun nasıl ürperdiğini, nasıl dehşet içinde kaldığını görürsünüz. «Bu iyiliği bana mı gösterdiler, bun-440


Dostları ilə paylaş:
1   ...   142   143   144   145   146   147   148   149   150


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə