Evliya deneme


Der-menâkıb ı âkıbet i ahvâl i şehzâdegân ı ibn Ahmed Hân



Yüklə 4,3 Mb.
səhifə17/57
tarix17.01.2019
ölçüsü4,3 Mb.
#99316
1   ...   13   14   15   16   17   18   19   20   ...   57

Der-menâkıb ı âkıbet i ahvâl i şehzâdegân ı ibn Ahmed Hân: Hikmet i Hudâ, kaçan kim şehzâ­deler oynarken Şehzâde [275b] Mehemmed "Kar­daşım Osmân beni kıskanır" deyüp Osmân'ın topun­dan burnu kanadığı işâret i azîme imiş. Âhir Sultân Osmân Hotin gazâsına giderken ana-baba bir birâ­der i kihteri iken Şehzâde i mazlûm Mehemmed'i nâ-hak [ve] bi-gayr i Hak, bilâ-sebeb ve bilâ-mûcib şehîd edüp Hotin'e gitdi. İbrâhîm de Osmân'ın hayâ­sına bir top urup Osmân hayâsından mebhût olup düşmesi bir alâmet imiş kim âkıbet Osmân Ho­tin'den bî-feth avdet edüp şehîd Mehemmed'in hûn ı nâ-hakkı içün "Kemâ tüdînü tüdân"1 feh­vâ­sınca Osmân'ı Yedikulle'de hayâsından Bunyâz nâm bir la‘în sıkup ma‘nûkan Osmân'ı hayâsından şehîd etdiler kim Şehzâde İbrâhîm hayâsından Osmân'ı urup mebhût etmişdi, aceb sırr idi.

İşâret i sâlis; Şehzâde Bâyezîd ile Şehzâde Süleymân'a, Şehzâde Murâd kara selvi kemîninden çıkup Bâyezîd'e [ve] Süley­mân'a, birer top urup ikisin de zîr i zeber olup burun­ları kanamasının esrârı ol imiş kim Sultân Murâd Hân ı Râbi‘ sene 1035 târîhinde feth i Revân'a gi­düp Revân altından Beşîr Ağa ile Kapucılar Kethüdâ­sı (   ) Ağa Revân müjdesine geldikde Şehzâde Bâyezîd'i ve Şehzâde Süleymân'ı {Murâd'ın top ile urup burunları kana­dığı kara selvi altında iki şehzâ­denin burun­ların­dan kanları akarak} ma‘nû­kân şehîd edüp pederleri Sul­tân Ahmed'in türbe i pür-envârlarına defn etdiler. Ol gice Sultân Mustafâ dahi merhûm olunmuş bulundu. Ve mezkûr şehzâde­gânları ma‘nûkan şehîd ederlerken ikisinin dahi bu­runlarından kanları cereyân ederek defn olundular kim babaları hu­zû­run­da Murâd'ın urduğu top dar­bından akan kan yi­gir­mi bir yıl sonra zuhûr etdi, Rahmetullahi âleyhimâ.

Esrâr ı râbi‘; İbrâhîm'in dahi Murâd'a bir top urup Murâd zîr i zeber olup İbrâhîm, Ahmed Hân yanında taht üzre oturup âhir Murâd fevt olup İbrâhîm taht-nişîn pâdişâh olmak işâreti imiş.

Rumûz i hâmis; İbrâhîm taht üzre ze­kerin eline al­ması ve oynaması ol alâmet idi kim taht-nişîn pâ­dişâh oldukda Devlet i Âl i Osmân'da sürûr [u] şâdmânlar ve sûr ı hümâyûnlar olup İbrâ­hîm cimâ‘iyle me’lûf olması alâmeti idi.

Ahvâl i sâdis oldur kim, Şehzâde İbrâhîm ba­ba­sı tahtı üzre hayâsına yapışup "vay hayâm" dediğini "Ey oğul! Allahu a‘lem İbrâhîm hayâsında bir maraz ı müşte­dde mübtelâ olup merhûm ola" deyü peder i âkıbet-endîşimiz bu gûne hikâyet eylediler.

Esrâr ı sâbi‘; Şehzâde İbrâhîm, Ahmed Hân'ın tahtı altından kâ­kül perîşân çıkup, Ahmed Hân "İbrâhîm bana Gi­rid'i feth eder misin?", "İnşâallah Hazret i Yûsuf yardım ederse feth ederim" dediği "Ey oğul! Senin efendin Yûsuf Paşa'nın serdârlığıyla cezîre-i Girid'i feth etdiğinizdir".

Esrâr ı sâmin; "İnşâallah oğlum Mehemmed ile feth ederiz", dediği Allahu a‘lem İbrâ­hîm Hân'ın Yûsuf sıfatlı bir Mehemmed isimli evlâdı vücûda gelüp anın zamân ı devletinde cezîre i Girid bi't-tamâm feth olacak işâreti idi.

Ey oğul! Bu sırr ı İlâhîleri, Sultân Ahmed hu­zû­runda Üsküdarî Mah­mûd Efendi ve zikr olunan niçe kîbâr ı evliyâul­lahlar ile temâşâ edüp cezîre i Girid'in ibtidâ gazâ­sına bu yüzden şürû‘ ve du‘â ve senâ ve nefes olu­nup şeb [u] rûz müte­rak­kib idik kim ayâ bu cezîre i Girid'in fethi kaçan zuhûrât ı İlâhî ile zâhir ola der­ken hamd i Hudâ Koca Sultân İbrâhîm Hân âlem i sabâvetinde babası huzûrunda Girid'in fethini deruhde etdüğü üzre ahd i vefâ edüp Girid'i be-dest i Yûsuf Paşa feth etdi. Ve babası huzûrunda kardaşla­rıyla oynar­ken her bir karındaşına birer top urup yıkdığı, anlar merhûm olup meydân ı hılâfet ken­düye münhasır olması işâreti idi. Ve karındaşlarının atdıkları topu zabt u rabt etdüğü inkırâzu'd-devrân Devlet i Âl i Osmân anın evlad ı evlâd-zabtında olması işâreti idi. Hamd i Hudâ bu hakîr i pür-taksîr baban ol Girid cezîresi feth olması du‘asında bulunup sen benim ciğer-kû­şem olmağıla sen be­nim yerime gazâ edüp cezîre i Girid'de Hanya fethinde bulundun. İn­şâallahu Te‘âlâ cezîre i Girid'in dâiren-mâdâr fet­hinde dahi bulunursun. Hak Te‘âlâ, oğul sana sıhhat u selâmet vere," deyü bu Girid'in ibtidâ fethi du‘âsın ve şehzâdegânların ahvâl i pür-melâllerin pederimiz Dervîş Mehemmed ser-zergerân ı dergâh ı âlî ve Muhâsib i şehriyârî bu gûne hikâyet ederdi. Rahme­tullahi aleyhi rahmeten vâsi‘â.

Gerçi feth i Hanya'nın niçe bin ta‘rîf ve tavsîfi vardır ammâ bu hakîr i pür-taksîr ve kalîlü'l-bizâya edâ yı nazm [u] inşâ­da muntazamâne arz ı ma‘rifet içün ol kadar sü­han-perdâzlık etmeğe kasd etmeyüp "Kellimü'n-nâs alâ-kadari ukûlihim"1 mazmûnunca beyyin i beyyine sâde lisân ile tahrîr edüp bu kadar ile iktifâ olundu. Ve's-selâm [276a]

Ba‘dehû sene (   ) târîhinde Civân-kapucubaşı Mehemmed Paşa'yı sadâretden ma‘zûl edüp cezîre i Girid'e serdâr ı mu‘azzam edüp Def­terdâr Sâlih Paşa'yı sadrıa‘zam edüp anlar dahi ib­tidâ karındaşı Murtazâ Paşa'ya vezâretle ve tuğrâ yı garrâ ile Budin eyâletin ihsân eyledi. Ve ol hafta hazîne­dâr­lığından çıkma İbrâhîm Çelebi'ye eyâlet i Bağdâd ı behişt-âbâdı ihsân eyledi. Ve ol sene i mezbûrun mah ı Receb'inde Sâlih Paşa'nın efendisi oğlu Çelebi Mehemmed Paşa kim sinirinden mas­lûb Defter­dârzâde Mehemmed Paşa'dır, niçe menâ­sıb ı dîvân zabt edüp ve silâhdâr ağasıyken Sâlih Paşa vezâretle yeniçeri ağalığı ihsân edüp kabûl etmediğinden tuğrâ yı garrâ ile serdâr ı mu‘azzam olup eyâlet i Erzurûm ihsân olundu. Bu hakîr Ev­liyâ Erzurûm gümrüğüne kâtib ve mü’ezzinbaşı ve musâhib olduk. Bir paşa yı mekâdir-şinâs ve hul­vu'l-lisân, halûk ı nâs ve bir nîk u bahâdır ve her fünûnda mâhir ü sühan-perdâz ve şâ‘ir bir paşa yı celîlü'ş-şân ve fasîhu'l-lisân ve bedî‘u'l-beyân ve sâhibü'l-kerem ve'l-himem ve şecî‘ ü dilîr paşa yı sâhi­bü'r-re’y idi. Hamd i Hudâ me’mûlümüzden ziyâ­de in‘âm [u] ihsânları ile behre-mend ve ber-mu­râd edüp hayme ve hargâhımızla Erzurûm seyâ­hatine âmâde olduk. Ol gün huzûr ı Sultân İbrâhîm Hân'da hil‘at i pâdişâhî ile şerefyâb oldukda zemîn-bûs etdikde İbrâhîm Hân buyurdılar kim "Lala bu hatt ı şerîfime amel eyleyüp kızılbaş ı bed-ma‘âşın ısyân [u] tuğyânı olursa tuğrâ yı garrâ-keş-i düstûr ı mükerremimsin. Tâ Revân altına varınca cümle Anadolu eyâletlerinin asker i İslâm'ı senin fermân-berindir" deyü Paşa yı âlî-tebârın eline pâdişâh ı zî-şân dest-ber-dest hatt ı şerîf verüp beş kîse altun harc-ı râh ve elli katar katır ve elli katar cemel i rah­met ve bir otağ çetr i mülemma‘ ile iki kat semmûr hil‘at ı fâhire ihsân edüp İbrâhîm Hân'ın hayr du‘âsıyla Sarâyburnu'nda Üsküdar'[a] ubur olu­nup Ağaçayırı nâm mahalde hayme ve hargâhımızla meks olundu. Ol gün hünkâr silâhşorlarından Çer­kez Terzi Mustafâ Ağa müsellem olup Erzurûm'a ılgar ile Malatiyyeli Silâhdâr Süleymân Paşa üzre gitdi. Paşa yı sâhib tedbîr Üsküdar'da meks eder­ken fermân ı şerîfle hazînedârı olan Atlı Dilber nâm çelebiyi ma‘zûl edüp makâmına Paşa'nın akrabâla­rından Alî Ağa hazinedâr oldu. Bir hafta-i kâmil Üs­küdar'da tedârikimiz ve cümle levâzımâtlarımız gö­rülüp,

Bin elli (   ) senesinin mâh ı Recebü'l-müreccebinin gurresinde Defterdârzâde Mehemmed Paşa ile Eyâlet-i Erzurûm'a gitdi­ğimiz menâzilleri ve kurâ ve kasabât [u] kılâ‘aları ve cümle âsâr ı azimleri ayân u beyân eder

Evvelâ Bismîllah ile şehr i Eski-dâr, bâlâdaki cild i evvelde İslâmbol binâsı evsâfında Üsküdar'ın sebeb i binâsı ve niçe kerre feth [u] fütûhu ve cümle imâreti mufassalan tahrîr olmuşdur. Anda kâmil bir ay meks edüp müsellem Erzurûm'u zabt u rabt etdüğü müjdesi gelüp Paşa kurbânlar etdi. Zîrâ Sü­leymân Paşa, Erzurûm vâlisiyken mukaddemâ Sul­tan Murâd Hân asrında Erzurûm'da celâlî olan Abaza Paşa'yı meğer Sultân Murâd Hân ı Râbi,‘ kula rağmen Abaza Paşa'yı katl etmeyüp bir gice fırkate ile Cezâyir'e, andan Habeş'e, andan Hacca, andan Hind'e, andan Acem'e, andan Erzurûm'a Sü­ley­mân Paşa'ya gelüp Abaza idiğin isbât edüp niçe gûne alâ­metleriyle cümle ahâlî i Erzurûm âşinâ çıkup gün­den güne başına asker cem‘ olup Erzu­rûm'da yine Abaza zuhûr edüp isyân etmek istermiş de­yü Def­terdârzâde'ye serdârlığıyla eyâlet i Erzu­rûm ihsân olunmasının aslı ol idi. Hamd i Hudâ Sü­ley­mân Paşa nev-zuhûr Abaza'yı katl edüp başını der i devlete gelüp müsellemimiz Mustafâ Ağa Er­zu­rûm'u zabt etdüğü haberi gelüp Üsküdar'dan mâh ı şa‘bânu'l-mu‘azzamının gurresinde 7 sâ‘at­de,



Menzil i karye i Pendik;: Leb i deryâda bir azîm kefere köyüdür. Ma‘mûr hâneleri vardır. Üs­küdar kazâsında Kireççibaşı hükmünde (   ) evkâ­fıdır. Subaşısı var, bâğ u bostânları olmağıla İslâm­bol'un cümle sebzevâtları bundan gelir. Gayrı evsâf­ları cild i evvelde mesturdur. Bu mahalde sadrı­a‘zam Sâlih Paşa'dan Paşa efendimize on kîse ve on at ve bî-hesâb tuhef [ü] tefârik zî-kıymet hedâyâlar geldi. Andan konakçı Alaca Atlı Hasan Ağa ve ki­larcıbaşı ve matbah emîni ve bâzâra giden Konakçı ağa ile ileri gidip bir tûğ beş yüz âdem ile ileri gitdi­ler. Andan 6 sâ‘at

Evsâf ı kasaba-i Gekbiziyye;: [276b] Zamân ı kadîmde şehr i azîm imiş. Sene 233 târîhinde Bağdâd'dan Hârûnu'r-Reşîd, Ca‘fer Seyyid Battâl Gâzî ile İslâ­mbol'u muhâsara edüp bâ-sulh İslâmbol içre Siliv­rikapu kurbunda Kızlar Manastırı ta‘bir etdükleri mahal kim hâlâ ana Koca Mustafâ Paşa Câmi‘i derler, ma‘bed i kadîmdir, anda Hârûnu'r-Reşîd bir kal‘a binâ edüp içine üç bin kul koyup her sene küffârdan birer Mısır hazînesi altun almak şartıyla akd i sulh edüp yine Hârûn Bağdâd'a müteveccih olup Seyyid Battâl Gâzî Üsküdar'da muhâfazacı kalduğu sene bu Gekbiziyye küffârları asker i Bat­tal Gâzî'den birkaç âdemleri şehîd etdikleriçün Ca‘fer Battâl bu Gekbiziyye'yi nehb ü gâret edüp hâ­nelerin harâb, küffârların esîr i kebâb edüp dârü'l-mülkü olan Malatıyye şehrine revâne olur. Hâlâ ol harâbelerden bu Gekbizî'de niçe bin âsâr ı binâ­lar zâhir ü bâhirdir. Ba‘dehû mürûr ı eyyâm ile yine Kostantin kral bir kal‘a i azîm binâ edüp şehri imâr eder. Ba‘dehû sene (   ) târîhinde Çelebi Sul­tân Mehemmed feth edüp küffâr dârü'l-karâr etme­sin deyü kal‘asın harâb eder. Anın dahi âsâr ı binâ­ları nümâyândır.

Gekbize, "gel bize"den galatdır. Ammâ imâret i sâlisi Ebü'l-feth Meğâzî, ya‘nî Sul­tân Mehemmed Gâzî, İslâmbol'u feth etdikden sonra imâr olmuşdu. Kocaili sancağı hâkinde yüz elli akçe kazâdır ve Süleymân Hân asrında köprü sâhibi Koca Mustafâ Paşa bir câmi‘ i azîm binâ etmeğile anın evkâfıdır. Mütevellîsi hâkimdir. Bir kûh ı bâlânın zirvesinde olmak ile deryâdan bir sâ‘at ba‘îd bir su­suz dağ başındadır. Cümle bin mikdârı âbâdân bâğlı ve bâğçeli tarz ı kadîm büyûtlardır. Cümle üç câmi‘i var, ammâ cümleden mükellef selâtîn-misâl kurşum örtülü kubbe i nîlgûn Câmi‘ i Mu‘azzam'dır kim İslâmbol'da vüzerâ câmi‘lerinde böyle bir câmi‘ i azîm yokdur. Edirne kurbunda Süleymân Hân'ın



"Geçme nâmerd köprü­sünden ko aparsın su seni"

mısra‘ı söylenen cisr sâhibi Mustafâ Paşa'nın hayrât [u] hasenât­larından­dır. Merhûm Mustafâ Paşa, Mısır vâlisiyken bu câmi‘in cemî‘î ruhâm taşlardan Mısır'da üstâd ı kâmil ruhhâmlara sahife sahife yapdırup bir somaki şem‘dân yapdırmışdır kim rûy ı cihânda cemî‘î üstâ­dân ol şem‘dâna bir tîşe urmağa kâdir değillerdir. Ve niçe bin gûne Mısır tuhefleri yapdırup keştîlerle Gekbiziyye'nin Darıca iskelesine Mısır'dan gelüp câmi‘in iç yüzünde dîvârlarına üç âdem kaddi ru­hâm ı reng-â-reng kap­lıdır kim İslâmbol içre böyle bir câmi‘ i münevver yokdur. Ve minberi ve mihrâ­bı ve mü’ezzinân mahfeli sihr i i‘câz bir kâr ı mu­sanna‘lardır kim ta‘rîf ü tavsîfi bir vech ile müm­kün değildir. Tâ ki müşâhade i binâ olunmayınca ma‘lûm değildir. Zîrâ mısrâ‘



"Şenîden ki bûd, mâ­nend dîde"1

dimişler. Süleymâniye Câmi‘in binâ eden Koca Mi‘mâr Sinân'ın baş halîfesi Mi‘mâr Hü­sâm binâ edüp var kuvvet i bâzû yı mi‘mârîsin sarf edüp eyle şîrîn-kârlık ve eyle hûrde-gîrlik ve hûrde tasarruflar etmişdir kim gûyâ yed i tûlâsın ayân etmiş. Bu câmi‘in cânib i erba‘asındaki revzenler üzre çeşm i tuyûr-misâl hûrde-hayâl i münakkaş câmlar var kim şems i âteş-tâbın nûrı, pertev ur­dukda câmi‘ i nûr pür-nûr olur. Anınçün kubbesi­nin vasatında 1 tahrir olunmuşdur. Ve kub­be­sinin iç yüzi etrâfında kandîl tabakalarıyla ârâste ve niçe bin âvîze maslûbâtlar ile pîrâste olmuş câmi‘dir. Ve Mısır-kârî halıçalar var kim gûyâ kâr ı Isfahân'dır. Ve bir vâ‘iz [u] nâsıh kürsîsi var kim sad-efkârî i Hind anın yanında se-efkârîdir. Zamâne doğramacıları ana mâ­nend bir kürsî i vâlâ etmeğe kâdir değillerdir. Bu câmi‘in cânib i selâsında olan revzenlerin hâricinde hadîka i irem i zâtü'l-imâd misillü bir gülistânı var kim anda olan sünbül ü reyhân ve benefşe vü er­guvânın râyihası câmi‘ içre cemâ‘atın dimâğın mu‘attar edüp cümle hoş-elhân bül­büllerin feryâdı âdeme hayât verir. Ancak kıb­le­ye mekşûf bir mu­sannâ‘ kapusu var kim gûyâ bir bâb ı mu‘allâdır. Atabe i ulyâsı üzre Karahisârî Ha­san Çelebi'si hat­tıyla müzehheb ve zîbâ câmi‘e târîh



"Hayran hase­nen sene [930]"

lafzı târîh vâkı‘ olmuşdur. Ve de­rûn ı câmi'de yetmiş aded hüsn i hatt ile kelâm ı İz­zet'ler var kim her biri birer Mısır hazînesi değer, ammâ cümleden mihrâbın sol tarafında Yâkût ı Musta‘sımî hattıyla olan kelâm ı İzzet bir diyârda yokdur. Meğer Sultân Ahmed Câmi‘i'nde ola. Ve kıble kapusunun iki yanında taşra sofalarında altı aded sütun ı gûnâ-gûnlar üzre altı âded kubbe ve bir kapu [277a] kubbesiyle yedi aded kubbeler ile müzeyyendir. Ve haremi, câmi‘ i selâtîn-misâl bir harem i vâsi‘dir kim (   ) (   ) (   ) müzeyyendir. Ve bir şerîfeli bir tabaka minâresi vardır. Ol dahi gâyet mevzûn minâre i âlîdir. Bu câmi‘in cânib [ü] etrâ­fında âyende vü revendeye mihmân olmağ içün bir mihmân-sarây var kim üç bin âdem ve iki bin at alır kârbân-sarâydır. Ve başka develiği vardır. Ve cemî‘î müsâfirîn ve mücâvirîn içün bir dârü't-ta‘âmı vardır kim mâh u sâl pîr u civâna ve ricâl u nisvâna ni‘meti mebzûl olduğundan mâ‘ada ile'l-ân her şeb ba‘de'l-ışâ mihmân-sarâyda sâkin olanlara bakır sinilerle her ocak başına birer sini çobra ve âdem başına birer nân-pâre ve her ocağa birer şem‘ i revgân ve her at ve katır ve deve ve hımâr başına birer tobra yem, cânib i vakfdan mihmândârlar getirüp hizmet ederler. Böyle bir hayrât ı kavîdir. Ve bir âb [u] he­vâsı ve binâsı latîf rûşen ve rûşenâ hammâmı vardır. Bu zikr olunan imâretlerin cümlesi serâpâ kurşum ile mestûr hayrât ı azîmlerdir. Bun­lar­dan gayrı sağîr ü kebîr kırk bir hânı ve yüz sek­sen dükkânı vardır. {Bu cümle şîrîn-kârlığ Mi‘mâr Sinân sun‘ıdır} ve çârsû içinde (   ) câmi‘i sâdece binâ yı kadîmdir. Ve cümle hâneleri kırmızı kiremit örtülüdür. Suları cümle kuyulardır. Ser i kûh üzre olmağıla hevâsı latîfdir. Ammâ suyu sakîlcedir.



Ziyâretgâh ı Gekbi­ziye : (   ) (   ) (   ) (   ) (   ) (   ) (   ) (   ). An­dan yine cânib i şarka 5 sâ‘at gidüp,

Evsâf ı kal‘a i Heleke (Hereke);: Hereke (Heleke); dahi demişler. Sene (   ) de, Çelebi Sultân Mehemmed Rûm kefe­resi elinden feth ederken hayli guzât ı müslimîn şehîd olmağıla heleke ya‘nî helâk yeri demekdir. Hakîka­tinde yine helâk olacak mahalde binâ olunmuş leb i deryâda iki dere mâbeyninde bir yalçın kaya üzre karavulhâne-misâl bir şeddâdî taş binâ bir küçücük kal‘a i ra‘nâdır. Cânib i şimâle nâzır bir kapusu vardır. Kanadları ve içinde hâneleri yokdur. Hemân mu‘attal durur kal‘a dibinde Şarenmi suyundan bir değirmânı vardır. Kocaili sancağı hâkinde nâhi­yedir. Andan yine cânib i şarka leb i deryâ ile 8 sâ‘atde,

Evsâf ı kal‘a i kâdîm İzmit;: "İznim git"den galat olup İskender i Yunan binâsı olduğu bâlâda bin elli târîhi seyâhatimizde mufassal tahrîr olun­du­ğu mestûrdur. Bu şehr i şîrînde bir gün meks olunup ertesi nefîr i rıhletler çalınup cânib i şarka hıyâbân u çengelistân içre 6 sâ‘atde,

Menzil i kasaba i Sabanca;: İbtidâ İzmitli bir koca bu mahalde dağıstân ve muğaylânistânı kurup saban yürütdüğünden Sabancı Koca nâ­mıyla müsemmâ bir kurâ olur. Mürûr ı eyyâm ile Süley­mân Hân asrında bir kasaba i şîrîn olup Sarı Rüs­tem Paşa, bir hân ı azîm binâ edüp yüz yetmiş ocakdır. Bir câmi‘ i latîf ve bir hammâm ı nasîf ve bir esvâk ı münîf inşâ olunup cümle rasâs ı hâlis ile mestûr bin kiremit örtülü hâne i ma‘mûrlu kasaba i şîrîndir. {Ve Koca Mi‘mâr Sinân binâsıdır ve Hân-ı Pertev Paşa dahi kâr-ı Mimar Sinan'dır.} Cümle bu hay­rât [u] hasenâtlar Rüstem Paşa'nın olmağıla anın mü­tevellîsi hâkimdir. Başka yeniçeri serdârı vardır. Memdûhâtından beyâz kirazı ve ham­mâ­mı dibinde bir ekmekçi dükkânı var. Bir dervîşin hayr du‘âsı berekâtıyla bir gûne hâs ve beyâz somunu pişer kim sabanca somunu deyü rub‘ ı meskûnda meşh­ûrdır. Hatta kırk gün dursa kuruyup lezzeti müte­gayyir olup küflenmek ihtimâli yokdur. Şöhre i şehr ol­du­ğundan ılgar ile niçe somunlarından Acem şâhına götürmüşler, pesend ahsend etmiş­ler. Tâ bu mertebe lezîz ve hâs ve beyâz ekmeği olur, ammâ suyunun hâssasındandır.

Der-sitâyiş i buhayre i Sabanca: Devri yigirmi mil ihâta eder. Cânib i erba‘asında kasaba-misâl yetmiş altı pâre kurâları vardır. Cümle halkı bu halî­cin âbından nûş etmeğile reng i rûları humret üzre­dir. Ve mahsûlleri gâyet çokdur, ammâ bâğları yokdur, lâkin bâğçeleri çokdur. Ve bu gölün kenarında kavun ve karpuz olur kim ikisin bir hımâr an­cak götürür. Lezîz zerdesi olur kavunları vardır. Ve bu buhayre içre yetmiş seksen pâre kayıklar ve çır­nıklar vardır. Köy­den köye âdemler ve kerâste ve sâ’ir eşyâlar götürürler ve yetmiş seksen [277b] gûne balıkların sayd edüp kâr ederler. Mâhîlerinde alabalığı ve sazanı ve turna balığı ve livne balığının ta‘amı misk [u] anber hamıyla pişmiş gibi lezzeti olur ve gâyet müferrah ve mukavvîdir. Ve bu buhayrenin umkı yigirmi kulaçdır. Ve gâyet sâf ve berrâk âb ı revândır. Sâhilinde olan ahâlî i kurâ nisvânları esbâb gasl etdüklerinde aslâ sabun sür­me­yüp üçer kerre yıkasalar pâk ve beyâz dülbend gibi olur. Mezkûr somunu dahi bu su ile yoğurup ekmek etdüklerinden pembe-misâl ekmeği olur. Ve bu halî­cin cânib i şarkîsinde,

Nehr i azîm Sakarya; : İki sâ‘at karîb ubûr edüp Kocaili içinde kasaba i İrva kenarında bahr i Siyâh'a munsab olup sehl himmet-ile nehr i Sakarya bu buhayreye mahlût olmak şey i kalîl idi. Ve bu buhayre İzmit körfe­zine üç sâ‘at ka­rîb olmağıla bu gölün ayağı İzmit tuzlası önünde deryâ­ya karışır. Hatta Sultân (   ) asrında bu buhayreyi İzmit körfezine ilhâk eylemeğe niçe kerre yüz bin kazma ve çapa ve ırgad ve bennâ çalışup ittisâ­line sehl kalmışken "Vâfir genc ve ömr i Nûh ge­rekdir" deyü İzmit halkının ığvâsıyla ferâğat etdiler. Ammâ eğer Sakarya nehri halîce ve halîc İzmit körfezine mahlût olsa Karadeniz'den bir dahi nehr i Sakarya ile düşman girmez ve İzmit şehri iç il olup şehr i Bolu'ya varınca beş konak yer ammâr olup Bolu şehri iskeleye karîb olup cümle İslâm­bol'un gemileri tâ Bolu'ya yanaşup İslâm­bol'da bir tahta üç akçeye ve bir kantar odun beş akçeye olup hayrat ı azîm olurdu. Allahümme yessirü'l-hayr.

Andan 6 sâ‘at cânib i şarka göl kenarınca ağaç deryâsı içre sun‘ ı Hudâ dıraht ı azîmleri ibret göziyle temâşâ edüp {giderken ağaç cisrden nehr i Sakarya ubûr olunup Çifteler dağından cem‘ olup bu haşeb cisrden ge­çüp Kocaili sancağı içinden güzer edüp İrva iskelesi kurbunda Karadeniz'e munsab olur}.



Menzil i kasaba i Handak pâzârı;: (   ) san­cağı hâkinde bir ormanlı ve dağlı ve bâğçeli ve câmi‘li ve hân u hammâmlı ve çârsû-yı bâzârlı müzeyyen kasabacıkdır. Ve yüz elli akçe kazâdır. Ve yeniçeri serdârı ve kethüdâyiri ve subaşısı vardır. Ve bu mahalde bir çamurlu batak orman içre bir haşeb cisr i tavîli vardır kim Arab u Acemde meşhûr batak ı azîmdir. Andan yine cânib i şarka 12 sâ‘at orman ı azîmler içre gidüp

Menzil i kasaba i Düzce-bâzâr;: Bu mahal Bolu nahiyesidir. Bir ormanlı ve dağlı düz yerde bir câmi‘li ve iki hânı var. Cümle Şemsi Paşa hayrâtıdır. Şâhrâh kaldırımları dahi Şemsi Paşa'nındır. Gayrı imâretleri yokdur. Ammâ etrâfında köyleri çokdur. Ve kasabası cânib i garba Akçaşar tarafında iki sâ‘atde nehr i Melan suyundan öte kasaba i Üskûbî, ma‘mûrdur. Bolu hâkinde hâsdır. Câmi‘i ve hân ve hammâm ve çârsûsu {gâyet mükemmeldir}. Andan yine 9 sâ‘atde,

Evsâf ı kal‘a i Bolu

Sene (   ) târîhinde Osmâncık fethidir. Be-dest i Sunkur Bay Şemsî feth edüp kendüye evlâd ı evlâd kayd ı hayât ile ocaklık ihsân olunmuşdur. Hâlâ inkırâz ı nesl bulmayup Şemsi Paşa oğulları derler. Kal‘asını Bursa tekürü binâ etmişdir. Bir top­raklı kûh ı bâlâ üzre çâr-kûşe bir harâbe içinde ammâ­rı yok bir kal‘acıkdır. Ebü'l-feth Mehemmed Hân tahrîri üz­re Anadolu eyâletinde başka sancak­beği tahtıdır. Taraf ı pâdişâhîden beğinin hâss ı hü­mâyûn 300.122 akçedir. Ze‘âmet i Bolu 14, timar ı Bolu 55, çeribaşısı ve alaybeğisi var­dır. Kânûn üzre cebe­lüleriyle iki bin sekiz yüz kılıç asker olur. Sekiz yüz âdem dahi beği­nin ve çeribaşısının olur. Ve üç yüz akçe şerîf kazâdır. Ve beş nâhiyesi vardır.

Evvelâ nâhiye i Etrâfşehir ve nâhiye i Gökçesu ve nâhiye i Sazak, Gerede yolu solundadır ve nâ­hiye i Dörd(ler) dî­vân ve nâhiye i Yağlıca (   ). Kadısına senevî beş bin gu­ruş olur, beğine on beş bin guruş olur. Ammâ gâyet adâlet etmek gerek. Nâ-şer‘î bir kaç akçe alınsa he­mân re‘âyâları üç günde İslâmbol'a varup şikâyet edüp zâlim olan hâkimin hakkından gelirler. Yeni­çeri serdârı ve sipâh kethüdâyeri ve nakîbü'l-eşrâfı vardır. Gerçi Türkistândır ammâ a‘yân [u] eşrâfı ve tüccârı çokdur. Gerçekden bir ma‘mûr ve âbâdân şehr i mu‘az­zam­dır kim bir topraklı dağ arasında vâkı‘ olmuş otuz dörd mahalle ve otuz dörd mihrâb ve cüm­le üç bin tahta örtülü hâne i zîbâlardır. Câbecâ ankâ kimesnelerin hâneleri ve hânları kiremit örtülüdür. Paşasarây ve Şemsi Paşa sarâyı ve Paşa sarâyı ve Zülfikâr {Ağa sa­râyı} ma‘mûr bâğ ı İrem-misâl sarâylardır. Ve cümle (   ) cum‘a edâ olunur câmi‘ vardır.

Evvelâ çârsû içinde Mustafâ Paşa Câmi‘i, cema‘at i kesîrelidir ve Ferhâd Paşa Câmi‘i, gâyet ma‘mûrdur. Bu câmi‘ i mezkûrlar Süleymân Hân'ın Koca Mi‘mâr Sinân kârıdır. [278a]

Bu câmi‘lerden mâ‘adâ mesâcidlerdir. Ve cümle (   ) hammâmdır. Şemsi Paşa hammâmı ve yedi hân ve bedâsten ve yedi çeşme cümle Şemsi Paşa hayrâtı­dır. Ve cümle dörd yüz ma‘mûr ve müzeyyen dük­kânlardır. Ammâ medrese ve dârü'l-hadîsi olduğu ma‘lûmum değildir. Ammâ yetmiş bir de mekteb i sıbyânı vardır. İki yüzden mütecâviz hâfız ı Ke­lâ­mullahı vardır. Ulemâsı çokdur ve Muhammediyye kitâbı tilâvet ederler. Oğuz âdemleri var­dır. Ve âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb u mahbûbesi çokdur. Nisâ tâ’ifesi cüm­le muhayyer ferâce giyüp yassı-baş ile gezerler. Ammâ gâyet mü’eddebe ve mestûre hâ­tû­nînleri vardır. Bâğ u bâğçeleri gâyet çokdur.

Me’kûlât [ü] meşrûbâtının mem­dû­hâ­tın­dan kirazı ve âb ı hayât suları ve kutu bozası ve çam ve ardıç bardakları olur kim andan su içen hayât ı câvidân bulur. Ol diyârda ana senek ve boduç derler. Ve halkı ekseriyyâ tüccâr ı berr u bihârdır. Ve dağlarında çam ağaçları olmağıla re‘âyâ vü berâyâsı çam tahtası ve çam direği yiyüp kifâf­la­nırlar. Bolu tahtası İslâmbol'da memdûh u makbûl­dür. Bu şeh­rin cânib i garbında iki konak yerde leb i deryâda Akçaşar iskelesidir. Ve Ereğli İskelesi ve Bartın ve Hisârönü iskelesi Bolu sancağıdır.

Germâb ı Bolu:; Bu şehrin cânib i cenûbu hâ­ricinde bâğlar içre nîm sâ‘at ba‘îd yerde bir müfîd ü muhtasar kâr ı kadîm ile mebnî bir ılıcası vardır. Gâyetü'l-gâye şiddet i suhûnet üzredir. Lâkin cereb zahmetine gâyet nâfi‘dir. Ve âbından nûş edenin ma‘idesin ıslah edüp vücûdun pembe-misâl eder. Niçe gûne nef‘i müşâhede olunmuş bir ılıcadır. Şehrin sağîr ve kebîri araba araba bu ılıcaya gidüp ten-dürüst olurlar. Meşhûr ı âfâk germâb ı Hallâk­dır.

Evsâf ı ziyâretgâh ı Bolu;: Evvela Yozgad Baba Tekyesi; Ilıca; kurbundadır.

................ (1.5 satır boş) ................

Andan 12 sâ‘atde cânib i şarka ma‘mûr kurâlar aşup,

Evsâf kasaba i Gerede: Bolu sancağı hâkinde subaşılıkdır ve yüz elli akçe kazâdır. Yeniçeri serdârı vardır. Şehri bir vâsi‘ uz içinde bin aded tahta ve ki­remit örtülü hâne i kadîmlerdir. Ve cümle tokuz mahalle ve on bir mihrâbdır. Ve cümle (   ) câmi‘dir. Çârsû içinde (   ) câmi‘i

................ (1 satır boş) ................



Bunlardan mâ‘ada mesâcidlerdir. Ve üç tekye ve bir hammâm ve üç hân ve iki yüz dükkân ve yedi kahve hânesi vardır. Cümle esnâfından ziyâde Gerede bıçakcısı ve debbâğı gâyet çokdur kim Ge­rede gönü ve sahtiyânı meşhûrdur. Zîrâ âb [u] hevâ­sı gâyet yayla ve latîfdir. Ve halkı gâyet ten-dü­rüstdür. Ve câ-be-câ mahbûbları vardır. Halkı ekse­riyyâ suhte talebeleridir. Levendâtı meşhûr olmağıla Gerede hırsızı ve debbâğı ve sovuğu, Erzurûm'a mâ­nend olmağıla meşhûrdur. Efvâh ı nâsda sovuk yâd olunsa "Erzurûm sovuğu beni Gerede'de bulun, demiş" deyü darb ı mesel olmuş derler. Ammâ halkı gâyet zinde ve mücessem ve şecî‘ Türk tâ’ifesidir. Cânib i erba‘asında ve cenûb tarafında Kankırı şehrine varınca ma‘mûr nâhiyeleri var kim kırk elli bin Etrâk tâ’ifesi vardır. Nâhiye i Kızılöz ve nâ­hiye i Alacaöz ve nâhiye i Eledîvân ve Birdîvân ve İkidîvân ve Üçdîvân ve Dörddîvân ve'l-hâsıl yedi dî­vâna varınca nâhiye isimleridir kim cümlesi dağlar içre sâkin olur dağlardır kim halkının başka ıstılâh [u] elkâbları ve gayrı lehce i mahsûsaları vardır.

Yüklə 4,3 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   13   14   15   16   17   18   19   20   ...   57




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin