I d I n I a V a 3IV1ho nin



Yüklə 8.6 Mb.
səhifə114/140
tarix30.12.2018
ölçüsü8.6 Mb.
1   ...   110   111   112   113   114   115   116   117   ...   140

Yedikule Hisarı

Yavuz Çelenk, 1994

1968'de Rumeli Hisarı'nın ayrı bir müdürlük olması üzerine Yedikule Hisarı da Hisarlar Müzesi Müdürlüğü'ne bağlanmıştır.

YEDİKULE KAPISI

462


463

YELKENCİLER HANI

Yedikule Hisan'nın avlusundaki Fatih Mescidi'nden günümüze ulaşan çeşme ve minare.

Erdal Yazıcı

Bibi. Ayverdi, Fatih III, 662-677; M. Bayraktar-V. Yenidoğancı, "Tarihsel Olaylarıyla Yedikule Hisarı", Türkiyemiz, S. 72, s. 36-51; Halil Edhem (Eldem), Yedikule Hisarı, ist., 1932; S. Eyice, "Yedikule Hisarı ve Avlusundaki Fatih Mescidi", STY, S. 10, s. 80-84; Schweinfurth, "İstanbul Suna ve Yaldızlı Kapı", Belleten, XVI, S. 62 (1952), s. 261-271; Fatih Anıtları, 47-48. HAYRI FEHMİ YILMAZ

Fatih Mescidi

Yedikule Hisarı avlusundaki mescidin Fatih tarafından hisar ile birlikte yapılarak Ayasofya vakfına bağlandığı ve yanında sonraları Darüssaade Ağası Hacı Beşir Ağa tarafından bir de mektep yaptırıldığı, 1660'ta idam olunan Deli Hüseyin Paşa'nın mezarının da orada olduğu ve nihayet bu mescidin mahallesi de bulunduğu bilinir. Şu halde mescit hisar içindeki kalabalık bir mahallenin merkezi olup, burada bir mektep vakfedilmesine de lüzum görülmüştür. Fatih vakfiyelerinde bu mescide rastlanmamasına rağmen, esasının Fatih dönemine indiğine şüphe yoktur. 1905'e kadar oldukça tamam bir halde olan bu mescit o tarihlerde yıkılarak yalnız harap minaresi kalmıştı. Zamanımızda mescidin son izleri de ortadan silinmiş, minare dibinde bulunan klasik kemerli kitabesiz çeşme yok olmaya yüz tutmuş, buradaki kuyu dolmuş, kısmen ayakta kalabilen minarenin gövdesi de yıkılmıştır. Eski Eserleri Koruma Encümeni'nin gayreti ile 1945-1946'da bu son hatıralar bir dereceye kadar kur-tarılabilmiştir. Minare gövdesi kalıntısı sağlamlaştırılmış, çeşme ise (eski, fotoğrafından hayli değişik bir şekilde) yeniden yapılmıştır. Pirî Reis'in kitabının bazı yazma-larındaki istanbul resminde bu mescidin çift meyilli çatılı bir bina olduğu açık olarak belirtilmiştir. Aslı Venedik'te bulunan bir resimde ise mescidin esas binadan da-

ha geniş bir son cemaat yerine sahip, ahşap çatılı bir bina olduğu görülmektedir. 19. yy gravürlerinde avludaki yeşillikler arasından yükselen beyaz minare fark edilir ise de mescit hakkında açık bir bilgi edinmek mümkün olmaz. Halbuki bazı eski fotoğraflar bu boşluğu doldururlar. Hisarın şehre açılan kapısından eski Altın Ka-pı'ya giden yolun solunda olan mescit, yola paraleldir. Dikdörtgen planlı, üstü kiremit örtülü, itinasız yapılmış, mütevazı bir binadır. Enine gelişen bir mahalle mescidi tipinde olan binanın sağ tarafında kurşun kaplı külahlı, sade bir minare ve mescit duvarına bitişik bir bina ile çeşme haznesi mevcuttur. Venedik'teki resimde görülen son cemaat yerinin bir izine rastlanmaz. Diğer eski bir fotoğrafta ise mescit tamamen yıkılmış olup, sadece şerefe korkuluğu noksan olan minare henüz tamam olarak görülmektedir. Mescidin yerindeki moloz yığınları, temellerin kalıntılarına işaret etmektedir. Şu halde burada az bir tesviye yapıldığında mescidin temellerini bulmak mümkün olabilir.

SEMAVÎ EYÎCE



YEDİKULE KAPISI

bak. SURLAR



YELDEĞİRMENİ

Kadıköy İlçesi'nde, Haydarpaşa Koyu'nun karşısında, Kadıköy İskelesi'nin kuzeyindeki yamaç üzerinde yer alan semt.

Kuzeyi ve doğusu, Haydarpaşa Ga-rı'nda(-0 biten Anadolu Demiryolu, güneyi Recaizade Sokağı, batısı ise Kadıköy Rıhtım Caddesi ile çevrili olan semtin mimari karakterini, denize dik açı ile ulaşan oldukça eğimli yamaçlar üzerindeki sokaklar ve bu sokakların kesişme noktalarındaki meydanlar oluşturur.

Adının Osmanlı döneminde saraya un üreten yel değirmenlerinden geldiği söylenen semtin tarihçesi ile ilgili bilgilere daha yoğun olarak L Abdülhamid döneminden (1774-1789) sonra rastlanmaktadır. Bu tarihten önce Kadıköy'ün bir mesire yeri olan bölgede bağlar arasında köşklerin olduğu bilinmektedir. III. Selim zamanında (1789-1807) sayıları hızla artan köşkler ara-

Yeldeğirmeni'nde bir sokak.

Saaat Hasanoğlu, 1994

sında sokaklar oluşmaya başlamıştır. Anadolu'ya çıkan askeri birliklerin toplanma yeri olan Haydarpaşa Çayırı kenarında yer alan semtte ordunun yaya sınıfının atış talimleri yapması nedeniyle, güney kesimleri Talimhane olarak anılmaya başlanmıştır. Günümüzde de buraya Talimhane denmektedir. Karakolhane Caddesi'nde bulunan karakolun yerindeki bostancıbaşı karakolu ile 1845'te Abdülmecid zamanında onun emri ile açılan Kadıköy'ün ilk postanesi semtin özellik taşıyan diğer yapılarıdır.

Esas gelişimini 1885'ten sonra gösteren bölgeye, bu tarihte Kuzguncuk'ta çıkan yangından sonra Museviler iskân edilmiş, o tarihe kadar daha çok Müslüman ve Rum ağırlıklı olan nüfus içinde Museviler giderek artmış ve semt bir Musevi kimliği kazanmıştır. Büyük bir bölümü küçük esnaf ve tüccar olan Musevi cemaati 1899'da, izzettin Sokağı'ndaki bugün de varlığını sürdüren Hemdat İsrael Sinagoğu'nuG-») yaptırmıştır. Bugün varlığını koruyan dini yapılardan bir diğeri de 1902 tarihli Ayios Ye-oryios Kilisesi'dir.

1908'de hizmete açılan Haydarpaşa Garı, yakınlığından dolayı semtte birtakım yeniliklere neden olmuş, Alman ailelerin çocukları için Gaziosmanpaşa ilkokulu ve ikametleri için Valpreda Apartmanı da o dönemde yapılmıştır. Ayrıca, günümüzde Karakolhane Caddesi'nde bulunan bir yapı ile birlikte 2 Fransız ve l Alman okulunun da bulunduğu bilinmektedir. Bu okullardan biri bugün Mustafa Kemal Ortaokulu adı ile anılan eğitim kurumudur.

19- yy'm sonlarında, apartmanların giderek arttığı dönemde, Kadıköy yakasındaki ilk apartmanlar Yeldeğirmeni'nde yapılmıştır, istanbul yakasmdakilerden, Beyoğlu ve Taksim'dekilerden farklı özellikler taşıyan bu apartmanlar gerek plan tipleri, gerekse daha sadeleştirilmiş cephe süslemeleri açısından kendine has bir üslup oluşturmuşlardır. Günümüzde de varlığını koruyan Kehribarcı, Menase, Celal Muhtar apartmanları yaptıran ailelerin isimleri ile anılırlar. Genel yapı karakterini 19. yy sıra evlerinin oluşturduğu semtte, Kurtuluş Savaşı sonrasında azınlıkların ayrılmasıyla nüfusta azalmalar görülmüştür.

istanbul

Boğazı'nda bir

yelken yarışı.

Tuğrul Acar

1950'ler sonrasında itibar kazanan yeni konut bölgelerine göçen ailelerin yerlerine ise kırsal kesimden göçen aileler yerleşmişlerdir.

Günümüzde az katlı sıra evlerin yerlerini hızla çok katlı yapılara terk ettiği Yel-değirmeni semtinde sosyal yapının da değiştiği gözlenmektedir. Kadıköy'ün çapı genişleyen iş alanının etkileri Yeldeğirmeni'nde de hissedilmekte ve semt özgün karakterini hızla kaybederek bir ticaret ve iş semti görünümü kazanmaktadır.



Bibi. A. Giz, Bir Zamanlar Kadıköy, İst., 1988, s. 96-99; 2. Teoman, Kadıköy ve Kadıköy'ün Öyküsü, İst., 1984, s. 23-26; înciciyan, istanbul; Z. Çelik, Remaking of istanbul, Seattle, 1986; A. Batur-N. Fersan-A. Yücel, "İstanbul'da 19. yy Sıra Evleri: Koruma ve Yemden Kullanım İçin Monografik Bir Araştırma", ODTÜ Mimarlık Fakültesi Dergisi, S. 2, c. 5 (Güz 1979), s. 185-205; Ö. Barkul, "istanbul'da ilk Dönem (19. yy Şonu-20. yy Başı) Apartmanlarının Yapısal, işlevsel ve Çevresel Yönden Değerlendirilmesi", (yayımlanmamış doktora tezi), 1983, s. 54-56; ay, "istanbul'da ilk Apart-manlaşmalar ve Yeldeğirmeni Evleri", istanbul, S. 6 (Temmuz 1993), s. 103-105.

ÖMÜR BARKUL



YELKEN

Bir spor olarak yelkenin Türkiye'ye girişi diğer ülkelere oranla yıllar, hattâ yüzyıllar sonrasına rastlar. Örneğin İngiltere 1720'de yelken kulüplerine sahipken karasularımızda ilk yelken yarışları ancak 1912' de yapılabilmiştir, ilk yelken yarışlarını da istanbul'da yerleşmiş bulunan ingiliz aileleri düzenlemişlerdir. İlk yelken kulüpleri de yine onlar tarafından Moda, Büyüka-da ve Bakırköy'de kurulmuştur.

I. Dünya Savaşı'nın başlamasından sonra 1915'te Bahriye Nezareti İngilizlere ait bu yelken teknelerine "harp ganaimi" olarak el koyarak Türk spor kulüplerine dağıtmış ve ancak bundan sonradır ki kulüplerimizde bir yelken faaliyeti başlayabilmiştir. Ancak bu ciddi bir faaliyet olmaktan uzak kalmıştır. İlk nizami yelken yarışları ancak 12 Ağustos 1932 günü İstanbul'da yapılabilmiştir.

1930'lu yıllarda bir avuç idealist gencin kişisel çabalarıyla bu spor dalında büyük bir canlanma görülmüştür. Behzat

(Baydar), Harum (Ülman) ve Dr. Demir (Turgut) bu spor dalının ilk büyük öncüleri olarak tanınırlar, ilk milli ekibimizi de 1936 Berlin Olimpiyat Oyunları'nda onlar teşkil etmişlerdir. Behzat ve Harun beyler yarıştıkları tekneleri kendi elleriyle inşa etmişlerdir.

Bu spor dalında Fenerbahçe, İstanbul kulüpleri arasında ilk ve en önemli faaliyeti gösteren kulüp olmuştur. Daha sonra Moda Deniz Kulübü(->) ve onu takiben de sadece yelken sporunda faaliyet gösteren İstanbul Yelken Kulübü'nün(->) ortaya çıkmasıyla bu spor dalında daha büyük, daha geniş ve daha bilinçli bir faaliyet başlamıştır.

istanbul, yelken sporunda da öncü olmuş, uzun yıllar şampiyonluklar İstanbullu yelkenciler arasında paylaşılmıştır. Türk yelken sporunda bir önemli olay da İstanbullu yelkenci Sadun Boro'nun 10,5 m boyunda ve 3,30 m genişliğindeki "Kısmet" adlı teknesiyle yanında Alman asıllı eşi Oda Boro olduğu halde çıktığı büyük dünya turudur. 22 Ağustos 1965 günü İstanbul'dan yola çıkan "Kısmet", Akdeniz, Atlantik ve Pasifik okyanusları ile Hint Okya-nusu'nu da aşarak dünyanın 7 denizinde tam 30.000 mil mesafe kat edip 2 yıl, 9 ay, 3 hafta sonra, 15 Haziran 1968'de yine de-

Yelkenciler

Ham'ndan dış

ve iç görünüm.

Ertan Uca, 1994/

TETTV Arşivi

mir aldığı Moda Koyu'na dönmüştü. Bu da

Türk yelken sporunda önemli bir olaydır.

CEM ATABEYOĞLU

YELKENCİLER HANI

Beyoğlu İlçesi'nde, Azapkapı'daC-»), Tersane Caddesi'nin deniz tarafında yer alır. Galata surları içinde Kurşunlu Han'dan(->) yaklaşık iki yüzyıl kadar sonra inşa edilmiş ikinci yapıdır.

Yelkenciler Hanı Galata surlarına paralel uzanan bir plan semasıyla, daha önceki yapılaşmanın üzerine inşa edilmiş olup bulunduğu alanın topografyasına bağlı kalmıştır. Yaklaşık 44x15 m ölçüsünde, uzun fakat kenarları değişken bir dikdörtgen plan şemasına sahip olan yapıda uzun kenarlardan biri eski Yemeniciler So-kağı'na çok yakın ve paralel olarak yer alır.

Revak sisteminin günümüze ulaşmadığı yapıda, yay kemerli kapı eski Kürekçiler Sokağı'na açılan cephe üzerindedir. Beşik tonoz örtülü giriş koridoru ile girilen avluda örme payelerde taşın, kemer sisteminde ise tuğlanın kullanıldığı anlaşılmaktadır. Yapıda üst kat bozulma derecesindeki değişikliklerle günümüze ulaşmıştır. Yapının eski Makaracılar Sokağı boyunca uzanan uzun kenarı boyunca dükkân mekânları sıralanmaktadır.

Mİi

YEN, Ali SAMİ



464

465


YENİ CAMİ KÜLLİYESİ

sayısı 10 kuruş.

iHaftalık Fikir Gazetesi!

SaMp ve Bsjmnhurriri: iSMAiL HAKKI



Ülkümüz demokrasi ve cumhuriyet için

Yelkenciler Hanı'nın Galata'da Kemankeş Mustafa Paşa Camii(->), Kemankeş Mustafa Paşa Çeşmesi(->) gibi yapılar da yaptırmış olan Kemankeş Mustafa Paşa (ö. 1644) tarafından inşa ettirildiği bildirilmekte ve han 17. yy'm ilk yansına tarih-lenmektedir. Ancak kaynağa işaret edilmemektedir.



Bibi. M. Erksan, "istanbul Hanları", (istanbul Üniversitesi Edebiyat Fak.. Sanat Tarihi Bölümü lisans tezi), 1959; S. Eyice: "Galata", İA, V, 144-157; Güran, İstanbul Hanları, 101.

GÖNÜL CANTAY



YEN, ALİ SAMİ

(1886, İstanbul-1951, İstanbul) Futbolcu ve spor adamı.

Ünlü dilci Şemseddin Sami'nin oğludur. Mekteb-i Sultani'de (Galatasaray Lisesi) okurken futbola merak sardı. 10. sınıftayken arkadaşlarıyla birlikte Galatasaray Spor Kulübü'nü(->) kurdular (1905). Kulübün l numaralı üyesi ve ilk başkanı oldu. Kısa bir süre futbol oynadıktan sonra kendini tamamen yöneticiliğe verdi. Bu arada hakemlik ve antrenörlük de yaptı. 1922'de Türk sporunun ilk örgütü olan Türkiye idman Cemiyetleri Ittifakı'nın kuruluşunda da önemli, rol oynadı. Bu örgütte başkanlık yaptı, Galatasaray Spor Kulübü'nün kökleşip gelişmesinde ve yücelmesinde çok önemli etken oldu. 15 kez Galatasaray kulübü başkanlığına seçildi. Bu arada kulübün müzesini kurduğu gibi sicil ve maç defterlerini kendi eliyle hazırladı. Galatasaray camiasında olduğu gibi Türk spor dünyasında da saygınlık kazandı. Adı, Galatasaray Spor Kulübü'nün yönetiminde bulunan Mecidiyeköy'deki stada verildi (bak. Ali Sami Yen Stadyumu).

CEM ATABEYOĞLU



YENİ ADAM

Haftalık fikir gazetesi.

ilk sayısı l Ocak 1934'te yayımlandı. Sahibi ve başyazarı İsmail Hakkı Baltacıoğ-lu'ydu. Gazete başlığının altında "Ülkümüz demokrasi ve Cumhuriyet için çalışmaktır" sözü yer alıyordu. Yönetim yeri Cağaloğ-lu'nda, Ankara Caddesi, no. 61'deydi.

Baltacıoğlu 1933'te Darülfünun'un(->)



İstanbul Üniversitesi(->) olarak yeniden yapılanmasında açıkta bırakılan birçok müderristen (profesör) biridir. Baltacıoğlu çok yönlü bir insandı. Hattattı, ressamdı, tiyatro yazarıydı, tiyatro oyuncusuydu, romancıydı, bahçıvandı, pedagogdu, hatipti. Üniversiteden ayrılmak zorunda kalınca topluma vermek istediklerini veremez duruma düşmüştü. Toplumla iletişim kurabilme yolu olarak Yeni Adam adlı gazeteyi yayımlamaya karar verdi. Yeni Adam topluma seslenen, çağdaş fikirleri yayan ve savunan, yenilikçi ve ilerici bir gazete oldu.

Yeni Adam 'm ilk sayısında Baltacıoğlu "Gazeteyi Niçin Çıkarıyorum" başlıklı yazısında amaçlarını özetle şöyle anlatıyordu: "Dünya her yüzden değişiyor. Değişmenin bilgisini kazanmalıyız. Değişmeyen varlıklar ölüyor. Değişme gücünü taşımalıyız. Hiçbir değişme yalnız başına olmuyor. Değişenlerden haber almalıyız... Yaratıldığım günden beri demokratça yaşadım. Ölünceye kadar da demokrat kalacağım. Bütün yaşayışımda güzellik, iyilik ve doğruluk için çalıştım. Gazetem bu ülkülere hıyanet edemez... Ben hep insana söyledim. Gazetem de insanın gazetesi olacaktır."

Yeni Adam'm ilk yıllardaki yazarları arasında şu tanınmış isimleri sayabiliriz: Cami Baykurt, Vahdet Gültekin, Nurullah Ataç, İffet Ömer, Dr. Sadettin Vedat Koçer, Dr. İzzettin Şadan, Kerim Sadi, Suphi Nuri İleri, Lütfü Erişçi, Sefer Aytekin, Dr. Fuat Sabit, Hüsamettin Bozok, Pertev Naili Boratav, Adnan Cemgil, Hasan Âli Ediz, Mehmet Şeyda, İlhami Bekir Tez, Enver Naci Gökşen.

Karikatür ve resimleriyle katkıda bulunanlar arasında da Bedri Rahmi Eyüboğlu, Arif Dino, Zahir Sıtkı Güvemli, Fikret Mu-alla, Fuat İzer, Zeki Faik, Mahmut Cüda gibi ünlü ressamlar bulunuyordu.

Yeni Adam gazete olarak yayımlanırken Baltacıoğlu kitap yayımcılığına da yöneldi. Yeni Adam Yayınevi 50 dolayında kitap yayımladı.

Yeni Adam II. Dünya Savaşı'nın başladığı 1939'da Nazizm karşıtı yazılarından ötürü bir yıl kapatıldı. 1940'ta Ankara'da tekrar yayın yaşamına giren gazete 1978'de Baltacıoğlu'nun ölümünden sonra kızı Hat-çe Baltacıoğlu tarafından altı yıl daha aylık gazete olarak yayımlanmaya devam etti. 1984'te yayımlanan 580. sayısıyla 50 yıllık yayın yaşamını tamamlamış oldu.

TUNA BALTACIOĞLU

sene l — eo. l

HER HAFTANIN

PA2ARERTESİ GÜNÜ.ÇMCAR İDAREHANESİ

İSTANBUL. ANKARA

CADDESİ, No. 61.

T*lgr*f Ktiretİt

-yen! adam-

Cazetejd girmİyca yanlar

Her lErfiTiî i"

Yeni Adam 'in ilk sayısının başlığı. Tuna Baltacıoğlu arşivi



YENİ CAMİ KÜLLİYESİ

Eminönü İlçesi'nde, Eminönü Meydanı'n-dadır.

Deniz kıyısındaki sultan camilerinin en görkemlisi ve İstanbul liman panoramasının temel öğesi olan Yeni Cami ve ondan biraz sonra başlayan Sultan Ahmed Camii, Sinan'ın halifeleri olan Davud ve Mehmed ağaların, ustalarının Şehzade Camii ile başlayan sultan camii kariyerini yineleme isteklerinin tanıklarıdır. Selimiye Camii gibi bir deneyimden sonra, yeniden Şehzade Camii şemasında ısrar etmek, Sinan'ın çırakları üzerindeki büyük etkisinin ve onunla ilk yapıtı düzeyinde boy ölçüşmek isteğinin bir ifadesi olarak da görülebilir. Patronların da bu seçimi onayladıkları kuşkusuzdur. Bir diğer neden Süleymaniye ve Selimiye'nin, daha o zamandan, erişileme-yecek yapıtlar olarak kabul edilmeleri olabilir. Ne var ki Yeni Cami'nin inşaatı onu ilk tasarlayan Davud Ağa(->) tarafından değil, önce Dalgıç Ahmed Ağa(->) tarafından ve ondan yarım yüzyıl sonra da Mustafa Ağa tarafından tamamlandığı için, yapının son halini ilk tasarıma göre mi, yoksa Mustafa Ağa'nın sonradan verdiği biçime göre mi bitirildiğini söyleyemiyoruz.

III. Mehmed'in (hd 1595-1603) annesi ve III. Murad'ın (hd 1574-1595) karısı Safiye Sultan adına Eminönü'nde yapılmak istenen bu cami için 16. yy'ın sonunda bu bölgede oturan Yahudilerin mahalleleri istimlak edilmişti. Cami inşaatına 1597'de başlanmış, 1598'de Mimar Davud Ağa, Ay-vansarayî'ye göre "su'i itikad töhmeti ile Vefa Meydam'nda kati olundukta" inşaata onun yerine geçen Dalgıç Ahmed Ağa devam etmiş ve inşaat l603'e kadar sürmüştür. I. Ahmed (hd 1Ö03-1Ö17) l603'te tahta geçince, Eski Saray'a(->) gönderilen Safiye Sultan'ın cami inşaatı da yarıda kalmış, yeni padişah bu camiye sahip çıkmayarak, kendisine Sultanahmet'te yeni bir cami yaptırmaya başladıktan sonra da, Yeni Cami kendi haline terk edilmiştir. Caminin l603'e kadar ne kadarının yapılmış olduğu konusu pek açık değildir. Evliya Çelebi, kubbe taşıyan kemerlere kadar çıktığını ve tamamlanmadan kaldığı için "zul-miyye" diye anıldığını yazar. Kaynaklar zemin kat pencereleri hizasına kadar yapılmış olduğunu belirtir. Yükselmiş olan cami, kısa bir süre sonra çevresini dolduran inşaatlar arasında kaybolmuş aradan yarım yüzyıldan fazla bir süre geçtikten sonra IV. Mehmed'in (hd 1648-1687) annesi Turhan

l klnunsam

Hatice Sultan tarafından, kendi parasıyla, inşaata yeniden 1071 yılının Zilkade'sinin 25'inci günü (23 Temmuz 1661) başlanmış ve l663'te) cami cuma namazı ile açılmıştır. Açılışında IV. Mehmed, Sadrazam Köprülü Fazıl Ahmed Paşa ve bütün devlet büyükleri bulunmuş ve Turhan Sultan, oğlu da dahil, herkese hediyeler dağıtmıştır.

Yeni Cami'nin inşaatı, ayrıntıları üzerinde hiç bilgimiz olmamakla birlikte, 16. yy mimari tarihimizin en önemli aşamalarından biridir. Deniz kenarında ve çamur bir zemin üzerine yapılan temeller, büyük bir olasılıkla uçlarına demir başlıklar geçirilmiş ahşap kazıklar üzerine yerleştirilen büyük temel taşlan üzerinde kemer ve tonozlardan oluşan bir alt yapı oluşturmaktadır. Bu alt yapı cami zemininin oturduğu platformu deniz seviyesinden oldukça yükseğe yerleştirmektedir. Bu da caminin, yabancı ressamların resimlerinde vurgulanmış olan, piramidal gövdesiyle limanın hareketli atmosferi üzerinde yükselen Yeni Cami imgesinin oluşmasına yol açmıştır. Bugün de camiye yükselen merdivenler İstanbul peyzajı içinde özel bir statüye sahiptir. Grelot'nun l680'de yaptığı gravür caminin sur duvarlarına dayanan avlusunu, merdivenlerle çıkılan avlu dış kapılarını ve bugün de görülen, surun kulelerinden birine (Vasilius burcu) dayalı hünkâr mahfilini ve o sırada yapılmış olan Mısır Çar-şısı'nı(->) gösterir. O sırada geçen yüzyılda gördüğümüz yapı kargaşası cami çevresinde henüz yoktur ve deniz kenarında büyük bir meydan görülmektedir. Yeni Cami dış avlu duvarları 19. yy'm ikinci yarısında, olasılıkla Galata Köprüsü'nün getirdiği trafik zorlaması nedeniyle yıktırılmıştır. Caminin darülkurrası bugün İş Ban-kası'nın bulunduğu yerdeydi. Sıbyan mektebi de buradaki kapının üzerinde bulunuyordu. Fakat külliyenin büyük sebili ve çeşmesi, çeşitli kazalar geçirdikten sonra, Osman Hamdi Bey tarafından restore ettirilerek korunmuştur. A. S. Ülgen, hünkâr mahfiline çıkılan kapının önünde avlunun Bahçekapı'ya açılan kapısı önünde bir meydan olduğunu yazar. Bugün hünkâr mahfilinin altından geçen kemerin yanına çekilen duvarın içinde sonradan yapılan bir muvakkithane vardır.

Yeni Cami tasarımını kendine örnek olarak aldığı Şehzade Camii ile karşılaştırarak değerlendirmek doğru olur. Yeni Cami, Şehzade Camii'nin dört yarım kubbe ile desteklenen orta kubbeli örtü sistemini yinelemekle birlikte, oradaki mutlak geometri burada uygulanmamıştır. Kapalı bölüm ve avlu aynı büyüklükte alanları işgal etmezler. Yeni Cami'de örtü sistemi ile mekânı çevreleyen duvarlar arasındaki ilişki giriş tarafında bozulur. Burada yarım kubbe mekân çeperine kadar uzanmaz. Altı sütunlu bir revak arka duvarla kub-beler-altım ayırır. Şehzade Camii'nin beşli modülasyonuna karşın burada yedili bir modülasyon vardır. Avlu revağı da buna göre düzenlenmiştir. Şehzade Camii'nde Sinan gerçek bir simetri aramıştır. Cami hareminin girişleri cephelerin ortasındadır. Yeni Cami mimarı bunları, Süleymaniye



Yeni Cami Külliyesi'nin planı. Doğan Kuban

gibi, yan cephenin minare ile birleştiği köşeye çekmiştir.

Şehzade Camii ve Yeni Cami arasındaki oransal farklar da ilginçtir. Sinan Şehzade Camii'nde, çapları orta kubbeden daha küçük olan yarım kubbeler kullanmış, bu nedenle geometrik sistemini beş modül üzerine kurarak, orta kubbenin kompozisyona egemenliğini sağlamıştır. Yeni Cami'de ise kubbe ve yarım kubbe çapları eşittir. Kubbenin mekân içindeki etkisi Şehzade'ye göre daha zayıftır. Buna karşın Yeni Cami'de kubbe yarım küreden

Grelot'nun çizgileriyle Yeni Cami Külliyesi.

Doğan Kuban

daha yüksektir. Yeni Cami, Şehzade'nin daha yaygın dış biçimlenmesinin yanında, yükseklik boyutu vurgulanmış bir piramidal kompozisyona sahiptir. Payanda sistemi cepheye daha hafif yansımış, yan cephe revakları daha etkili olmuş, bunların üzerindeki büyük saçak daha görkemli boyutlara ulaşmıştır. Sinan'ın şeması üzerinde, Davud Ağa, Dalgıç Ahmed Ağa ve Mustafa Ağa'nın kurduklan yeni varyasyon başarılı bir maniyerizmdir. Dış mimari biçimlenmede kubbe çevresindeki payanda kademelenmesi, mutlak simetrisi ve



YENİ CAMİ KÜLLİYESİ

466


467

YENİ ODALAR

199 yeniçeri orta ve bölüğünden 173'ünün "oda" denen kışlaları burada, 26 orta ve bölüğünki ise Eski Odalar'da idi. Padişahın da mensubu sayıldığı Birinci Ağa Bölü-ğü'nün odası da burada olduğundan, bir de kasr-ı hümayun (taht-ı hümayun odası) denen özel daire vardı. Burası, diğer odalardan farklı olarak özenli bir sofa ile çuhadar odasını da içermekteydi. I. Süleyman (Kanuni) döneminde (1520-1566) yapılan Yeni Odalar, taş temel üzerine ahşaptan, bazıları iki katlıydı. Zemini sırlı tuğla döşeli odalarda peykeler ve sedirler vardı. Kapılar mermer direkli, alınlıklıydı. Her kapıda, ait olduğu ortanın veya bölüğün "orta nişanı" mevcuttu. Odalar orta mevcudunu alacak genişlikte olup her birinde efrat koğuşu, mutfak, kiler, çamaşırhane, ab-desthane, parmaklıklı bahçe ve çardak vardı. Kiremit örtülü damların saçakları "tu-ra/turre saçak" denen tarzda ve süslüydü. Duvarlar dolma tekniğiyle örülü, sıvaları boyalıydı. Genellikle zabit odaları üst katta, mutfak ve çamaşırhane alttaydı.

Yeni Odalar'da orta ve bölükler için toplam 368 ocaklı oda, 130 çardak, 68 ocaklı kerevet 90 talimhane (ders odası), 20 köşk, 4 tekke, 158 ahır vardı. Tekkeler Meydanı'ndaki 13. Orta odası, Kanuni döneminde yıktırılıp yerine Orta Camii yaptırıldığından 13. Orta, Yayabaşı Ortası ile aynı odaya yerleşmişti. Yeni Odalar'ın en görkemli girişi Etmeydanı Kapısı'ydı. Bu kapı son kez 1721'de Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'nın sadrazamlığında yenilenmiş olup yanında bir çeşme, iç kısmında da çuha mahzeni bulunuyordu.

Yeni Odalar'ın ve Etmeydanı'nın en önemli yapısı "Cami-i Miyâne" de denilen Orta Camii idi. Önceleri bir mescit iken Kanuni döneminde Vezirazam Makbul ibrahim Paşa'nın yaptırdığı bu mabet, Tekkeler Meydanı'ndaydı. Asıl cami özelliğini 1591'de, Yeniçeri Ağası Mehmed Ağa'nın gerçekleştirdiği tevsi ve onarımdan sonra kazanan Orta Camii'nin imamı, müezzini, muarrifi ve kayyımı, okuryazar, dindar yeniçerilerden seçilirdi. Ayrıca yeniçerilere ders veren bir vaiz ile bir de müderris bulunuyordu. Orta Camii'nin asıl işlevi, ocaklıların her önemli kararı burada almalarından kaynaklanıyordu. Özellikle de 17. yy'daki yeniçeri ayaklanmalarında burası bir "dârü'n-nedve" konu-

dırvanın ve giriş kapısı mukarnaslarının, minberin ve müezzin mahfilinin, hünkâr mahfili parmaklıklarının taş işçiliği ve tasarımlarına, belki maniyerist, fakat üstün bir zevk egemendir. Enteryör büyük kemer üzengilerine kadar mavi tonun egemen olduğu çinilerle kaplanmıştır. Bu çini kaplamanın 16. yy'ın ikinci yarısının büyük çini kompozisyonları gibi, özel olarak cami için yapılmış olmayıp, derleme bir karakteri vardır. Yine de caminin içine özgün bir renkli doku havası getirir.

Caminin inşaatı yarıda kalınca istimlak edilen oldukça büyük alanda tasarlanan diğer yapıların hiçbiri yapılmamıştır. Fakat yapılar bitmeden medreselerine hocaların tayin edildiği ve bugün olmayan medreselerin ilk programda olduğu anlaşılmaktadır. Hatice Sultan, cami ile birlik-

merdivenleşmesiyle bu camiye özgü bir siluet yaratır.

Caminin içinin ilgi çeken mekânsal öğeleri giriş yönündeki büyük ayaklarla, hacmi üç tarafından çeviren revaklar ve Şehzade Camii'nde olduğu gibi, mihraba göre arka sağ filayağına birleştirilmiş olan müezzin mahfilidir. Dar ve geniş kemer al-ternasyonu ve iki yanda ve giriş tarafında büyük poligonal ayaklara oturan ve haremi çevreleyen galeriler mermer parmaklık-larıyla, yükseklik boyutu vurgulanmış hacimde hoşa giden bir yatay mimari düzen yaratırlar.

Caminin bezemesi 17. yy'ın ikinci yarısında işçiliğin henüz klasik dönemdeki gücünü koruduğunu göstermektedir. Avlusunda bir biblo gibi işlenmiş, işlevsel olmaktan çok süsleme amaçlı poligonal şa-

Yeni Cami'nin içinden bir görünüm ve caminin kubbelerinden detay Doğan Kuban



Dostları ilə paylaş:
1   ...   110   111   112   113   114   115   116   117   ...   140


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə