KirkçEŞme tesisleri

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 8.15 Mb.
səhifə72/140
tarix27.12.2018
ölçüsü8.15 Mb.
1   ...   68   69   70   71   72   73   74   75   ...   140

MANAVLAR

294

295

MANGANA SARAYI

Hebdomon Manastırı'm önceki imparator VII. Mihael Dukas'ın (hd 1071-1078) eşi Maria'ya bağışlamıştır. Bu sırada manastırın çok zengin gelirleri vardı. 5. yy'dan 10. yy'a kadar, Havari loannes'in yortu günü olan 8 Mayıs'ta, imparatorun bütün saray erkânı ile buradaki törene ve ziyafete katılması usuldendi. Latin işgali sırasında kilise ve manastır harabe halinde bulunuyordu. O derecede ki, imparator II. Basileios'un cesedi bile mezarından çıkarılarak ortada bırakılmıştı. Durumu öğrenen VIII. Mihael cesedi buradan kaldırarak Selimbria'daki (Silivri) bir kiliseye koydurmuştur. Hebdomon Manastırı ve Kilisesi bir daha ihya edilmemiştir. 1922'de Fransız işgal ordusu tarafından R. Deman-gel idaresinde yapılan kazıda, Yeni Mahalle Tren Istasyonu'ndan sahile uzanan caddenin kenarında, zemini mozaik kaplı sekizgen biçiminde bir yapının kalıntıları bulunmuştur. 1960'lara kadar cadde kenarında görülebilen bu kalıntılar, Sosyal Sigortalar Kurumu binası yapılmak üzere yok edilmiştir. Manastırdan ise hiçbir iz tespit olunmamıştır. Yuvarlak planlı kilisenin İoannes Prodromos adına inşa edilmiş bir yapı olduğu kabul edilmiştir (bak. İoannes Prodromos eu to Hebdomo).

Bu maddede, surlar içindeki tarihi şehrin, Bizans döneminde varlığı bilinen ve bazı kalıntı veya kiliseleri camiye dönüşmüş olarak bugüne kadar gelen manastırları hakkında özet halinde bilgi verilmiştir. Buna sur dışında Trakya yönündeki bir-iki önemli manastır da eklenmiştir. Fakat Boğaz'ın iki yakasındaki bugün hiçbir izleri görülemeyen manastırlar üzerinde durulmamıştır. Aynoroz Yarımadası gibi çok sayıda manastırı barındıran Auksenti-os Dağı (Kayış Dağı) ise askeri bölge içinde kaldığından, burada etraflı bir inceleme yapılamamıştır. Buradaki tesisler yapılmadan dağın zirvesinde bir manastırın kalıntıları görülebiliyordu. Dağın güney tarafındaki daha alçak bir tepenin üstünde de yine bir Bizans manastırının temelleri duruyordu. Bizans döneminde tüm sakinleri manastır mensuplarından ibaret olan adalar da bu maddenin çerçevesi dışında bırakılmıştır (bak. Adalar). Bu vesile ile şuna da işaret edilmesi gerekir ki, son yıl-

Ahırkapı

dolaylarında

Soteros

Filantropos



Manastın'nın

kalıntısı.



Nurdan Sözgen,

1994/

TETTVArşivi

larda izmit Körfezi'ne komşu kıyı şeridinde ve az arkalarındaki arazide de ba2i manastırların kalıntıları, inşaat için yapılan kazılarda meydana çıkmış (Tuzla, Kurtköy vb), fakat bunların adları tespit olunamamıştır. Bibi. R. Janin, Eglises et monasteres.

SEMAVİ EYİCE

MANAVLAR

istanbul'da manavlık eskiden beri bazı mesleklerde olduğu gibi gezgin ve dükkânda olmak üzere iki biçimde yapılmıştır. Bunlara kendi bostanında ya da bahçesinde yetiştirdiği sebze ve meyve satanları da eklemek gerekir.

Gezgin manavların, sayısı sebze ve meyvenin bollaştığı yaz aylarında çoğalırdı. Sırtlarına aldıkları küfelerle mahalle aralarında dolaşan gezgin manavlar, mallarını dükkân sahibi olan manavlardan daha u-cuza sattıklarından halk tarafından da tercih edilirlerdi.

Evliya Çelebi, Seyahatnamede "Sebze-vatçı Esnafı"nm 500 kişi ve 500 tabla olduğunu yazmakta; 1638 tarihli esnaf alayında tablalarını maydanoz, kereviz, hıyar, patlıcan, turp, şalgam ve kabakla süsleyerek geçtiklerini ve sattıkları taze sebzelerden halkın üzerine attıklarını belirtmektedir.

Gezgin manavlar, eskiden, şimdi el arabasıyla dolaşanlarda olduğu gibi, küfele-

Günümüzde

bir manav

dükkânı.


Hazım Okurer. 1994

rinde her çeşit sebze ve meyveye yer vermezler, genellikle tek çeşit mal satarlardı. En çok satışı yapılan meyve ve sebzeler ise patlıcan, portakal, kavun ve karpuzdu. Gezgin manavların çoğu mevsimlik olarak Anadolu'dan gelen kişilerdi. Konya, Akseki, Ürgüp, Balıkesir civarından gelen bu kişiler, pazarlarda, şehrin işlek yerlerinde, camilerin, medreselerin, çarşıların, sebillerin çevrelerinde köprü girişinde, U-zunçarşı, Eminönü civarında dolaşırlardı.

Gezgin manavların hemen hemen hepsi eğilip kalkarken veya hareket ederken büyük kolaylık sağlayan şalvar giyerler, başlıklarının üzerine de renkli çevre sararlardı. Alacalı mintanlarının üzerine came-dan veya cepken giyerlerdi. Bazılarının baldır üzerine takılmış kalın tozluklar ve ayaklarında kalın nalçalı kunduralarla dolaştıkları görülürdü.

Gezgin manavların taşıdıkları büyük küfelerin ağırlıkları yüz kilodan aşağı olmazdı. Bir ellerinde tartıları ve bir sopanın ucuna taktıkları ağırlıkları diğer ellerinde de yassı sepetler içindeki meyveleriyle yüksek sesle bağırarak dolaşan meyve satıcıları da vardı. Bu satıcıların yüksek seslerinden mahalle kadınları rahatsız olurlar, uyuttukları çocuklarının uyanmasından veya korkmasından dolayı satıcılarla münakaşa, hattâ kavga bile ederlerdi. Manavlar boğazlarından aşağıya sarkan gümüş kösteklerinin yanında bir de ip sarkıtırlar, bu ipin ucunda da bir kese bulundururlardı. Sattıkları malın parasını bu keseye koyarlardı. Saatlerini ve keselerini de bellerine sardıkları kuşaklarının arasına sokarlardı. Bazı satıcılar da feslerinin içine kalınca bir kesekâğıdı veya bir asma yaprağı yerleştirir, paralarını üst üste koyarak burada muhafaza ederlerdi. Bazı gezgin manavlar, iki kişi dolaşırlar, küfeyi de nöbetleşe taşırlardı. Patlıcan ve portakal satıcılarının arasında Yahudiler veya Rumlar da vardı.

Avrupalı ressamlar, İstanbul'daki gezgin manavların gravürlerini çizerek seyahatnamelerinde bol bol kullanmışlardır.

Ahmed Rasim, sebze ve meyve satıcılarının sokaklarda dolaşırken tıpkı bir şair tavrıyla ve değişik şiirlerle mallarını sattıklarını; Üç kuruşa domates/Dört kuru-

19.yy'm sonlarında istanbul'da gezgin bir

manav.


Nuri Akbayar arşivi

şa patates, Gül yapraklı ıspanak / Süt beyaz sakız kabak gibi kafiyeli sözlerle mallarını cazip hale getirdiklerini belirtir (bak. satıcı sözleri).

Eski manavların bir kısmı bazen sürekli bazen de mevsimlik olarak dükkânlarda faaliyet gösterirdi. Yaz aylarında mevsimlik kavun-karpuzcular, geceleri de yattıkları bu yerlerde ticaretlerini yürütürlerdi. Marmara Bölgesi'nde yetişen sebze ve meyveler, Meyvehoş Gümrüğü'ne getirilir ve manav esnafı da bir nevi hal olan bu yerden mallarını alırdı. 1560'ta yayımlanan bir fermanda da İstanbul'a gelen yaş sebze ve meyve kayıklarının iskeleye uğramadan satış yaptıklarını, bu usulün yasaklandığını ve mal getiren kayıkların iskeleye girerek belirli kanunlara göre satış yapmalarının gerekli olduğu emredilmiştir.

Günümüzde de el arabası ya da kamyonetle satış yapan sebze ve meyve satıcıları İstanbul'u semt semt, sokak sokak dolaşmakta ancak bunlara "manav" denil-memektedir. Manav sözü bugün için sabit dükkânlarda sebze ve meyve satan esnaf için kullanılmaktadır.

Bibi. Evliya, Seyahatname, II, 55-536; (Altı-nay), Omkinci Asırda, 173-174; (Altınay), Onaltıncı Asırda, 81; V. Hiç, "Ayak Esnafı (Manavlar)", İSTA, III, 1407-1408; M. S. Çapanoğlu, "Ayak Esnafı (Manavlar)", ISTA, III, 1409-1411; S. M. Alus, "Ayak Esnafı (Manavlar)", İSTA, III, 1411; Ahmed Rasim, "Eş'ar-ı Nâbite", Eşkal-iZaman, ist., 1969, (haz. O. Ş. Gökyay), s. 170-173; R. Schiele-W. Müller-Wiener, 19. Yüzyılda istanbul Hayatı, İst., 1988, s. 40-43; Mantran, Gündelik Hayat, 109; Musahipzade, İstanbul Yaşayışı, 191.

UĞUR GÖKTAŞ



MANGANA SARAYI

Sarayburnu ile Değirmen Kapısı arasında, sonradan yapılan Osmanlı sarayının (Top-kapı) Marmara kıyısına inen yamacında Bizans döneminde savaş gereçlerinin depo-

landığı bir yer bulunuyordu. Mangana olarak adlandırılan bu yerde bir saray ile Ayi-os Yeoryios Manastırı vardı. 9- yy'da İmparator I. Mihael'in (hd 811-813) burada bir köşkü veya pavyonu bulunuyordu. Patrik olan oğlu İgnatios babasından kalan bu evde inzivada yaşarken, I. Basileios (hd 867-886) onu buradan çıkararak patrik yapmıştır. Halbuki VII. Konstantinos Por-firogennetos (hd 913-959) Mangana Sara-yı'nın, dedesi I. Basileios tarafından yaptırıldığını bildirir. Bu çelişkili duruma, aynı yerde mevcut küçük bir binanın, Basileios tarafından genişletilmesi veya yeniden yaptırılmasını ileri sürerek bir çözüm bulmak mümkündür.

Bizans imparatorları 10-11. yy'larda artık ihmal edilmekte olan Büyüksaray yerine Mangana Sarayı'm tercih etmeye başlamışlardı. IX. Konstantinos Monomahos (hd 1042-1055), 30 Kasım 1054'te burada son nefesini vermiş. Malazgirt Muharebe-si'nin mağlubu IV. Romanos Diogenes'ten sonra tahta çıkan VII. Mihael Dukas (hd 1071-1078) ile bir sonraki imparator III. Ni-keforos Botaniates'in (hd 1078-1081) ölümüyle dul kalan Imparatoriçe Maria Duka-ina, tahtın yeni sahibi I. Aleksios Komne-nos (hd 1081-1118) tarafından Mangana Sarayı'na kapatılmışlardı. Komnenos Hane-dam'nm(-0 kurucusu Aleksios da 15 Ağustos 1118'de aynı sarayda öldü. İdareyi ele geçirmek için, Andronikos Komnenos (hd 1183-1185), tahtın gerçek sahibi olan çocuk imparator II. Aleksios'u, annesi Maria ile birlikte burada öldürtmüş, 1184'te I. Andronikos'un iki danışmam yine Mangana Sarayı önünde öldürülmüşlerdi.

Ancak Mangana Sarayı 12. yy'ın sonlarına doğru, büyük ihtimalle II. İsakios Angelos zamanında (1185-1195) yıktırılmıştır. Bu imparatorun, başka inşaatlarda kullanılmak üzere Büyük Saray'ın yapı

Mangana


Sarayı'nın

planı.


Müller-Wiener. Bildlexikon

malzemelerini de söktürmüş olduğu bilinir. 13. yy'daki Latin işgalinden sonra Mangana Sarayı'nın ne durumda olduğu bilinmez. Kentin Osmanlılarca alınması sıralarında burada bazı kalıntılar hâlâ ayakta olmalıdır. Nitekim Dukas'ın yazdığına göre, Mangana'da dervişler yerleşmiş, yani burası bir tekke veya zaviye olmuştur. Ama böyle bir durum herhalde kısa bir süre için varit olmalıdır. Saray-ı Cedid (Yeni Saray) denilen şimdiki Topkapı Sarayı yapıldığında ve etrafı Sur-ı Sultanî ile çevrildiğinde bu bölge de saray sınırları içinde kalmıştır. Kısmen sarayın Gülhane denilen bahçesinin ve cirit meydanının bulunduğu yerdeki kalıntılar zamanla kaybolmuş, 19. yy içinde de buraya, bugün hâlâ görülen dört büyük askeri depo inşa edilmiştir.

L Dünya Savaşı sonrasında, İstanbul işgal edildiğinde, Fransız ordusu buradaki depolara el koymuştu. Ordunun şaraplarını sıcaktan korumak için serin bir yer arandığında buradaki Bizans mahzen ve sarnıçları akla gelmiş ve bunların içlerindeki toprak ve molozların temizlenmesine girişilmiştir. Çalışmaların bir arkeolog nezaretinde yapılması uygun görülerek, R. Demangel bu işle görevlendirilmiş, planı ve rölöveleri çizmeyi de E. Mamboury(-») üstlenmiştir. 1921-1923 arasındaki incelemeler sonunda Mangana bölgesinde toprak altındaki bütün kalıntıların planları elde edilmiştir. Kazı ve incelemeleri yapan Demangel ile Mamboury, bunlara bazı adlar vererek, Ayios Yeoryios Kilisesi ile manastırının ve Mangana Sarayı'nın mahzenlerini teşhis ettiklerini ileri sürmüşler ise de, bu tahminler kesin değildir. Ayrıca 1860'h yıllarda buradan geçirilen demiryolu, kalıntıların bir kısmının tahribine yol açmıştır.

Fransız işgal ordusu 1923'te İstanbul'



MANGO, LEONARDO DE

296

297

MANİLER

dan ayrıldıktan sonra bu mahzen ve sarnıçlar sahipsiz kalmış ve içlerine girilemez durumda bırakılmıştır. Halbuki Mam-böury, bunları İstanbul hakkındaki turist rehberinde ayrıntılı olarak tanıtmıştır. De-mangel ve Mamboury'nin görüşlerine göre. Ivlangana Sarayı'nm altyapısına ait olduğu sanılan büyük mahzen, batıdan itibaren ikinci askeri deponun hizası ile kıyıdaki incili Köşk arasında ve demiryolu kenarında bulunmaktadır. Burası yaklaşık 65 m kadar uzunlukta ve 40 m genişlikte bir mahzen olup kıyıya paralel şekilde uzanır. Ortada payeli ve sütunlu büyük bir mekân, yanlarda ise daha dar mekânlar vardır. Bölümlerinin üzerleri ise kubbeli tonozlar ile örtülmüştür. Mahzenin içi kemer ve tonozlara kadar toprak ve moloz dolu idi. Tabandan tonoz merkezine kadar yükseklik 9 m olarak ölçülmüştür.

Mangana Sarayı diye bilinen yapının, beş katlı olduğunu, İmparator I. Aleksi-os'un kızı Anna Komnena(->) yazar. Yine onun ifadesine göre bu saray son derecede muhteşem idi. Bizanslıların, başkentte Tekfur Sarayı, Nif'te (Kemalpaşa) Laskaris-ler Sarayı örneklerinde olduğu gibi, çok katlı saray binalarından hoşlandıkları görülür. Bu bakımdan Mangana Sarayı'nm beş katlı oluşu şaşırtıcı sayılmaz.

Bibi. Dr. Mordtmann, Esquisse topographique de Constantinople, Lüle, 1892, s. 51; J. P. Rich-ten, Quellen der byzantinischen Kunstge-schichte, II, Wien, 1897, s. 401-403; E. Mambo-ury. Constantinople, Guide touristique, (2. baskı),'İstanbul, 1929, s. 183-184; R. Demangel-E. Mamboury, Le Quartier deş Manganes et la premiere Region de Constantinople, Paris, 1939, bilhassa s. 39-47 (Mangana Sarayı) ve lev. VIII; Janin, Constantinople byzantine, 131-132, 355-356; H. Tezcan, Topkafn Sarayı ve Çevresinin Bizans Devri Arkeolojisi, ist., ty [19891.

SEMAVİ EYİCE



MANGO, LEONARDO DE

(1843, Bisceglie-1930, istanbul) İtalyan ressam.

20 yaşına kadar herhangi bir eğitim görmeden resim çalıştı. 1862'de bir desen yarışmasında birincilik ödülü kazandıktan sonra Napoli Akademisi'ne girdi. 8 yıl süren eğitim döneminde Mancinelli, Do-minico Morelli gibi önemli hocalardan dersler aldı. 1867'de ikinci kez desen dalında büyük ödül kazanan sanatçı bilgisini genişletmek ve yeni yerler tanımak amacıyla dönemin moda eğilimleri doğrultusunda Doğu ülkelerine seyahate çıktı. 1874'te Beyrut'a yerleşti. 9 yıl burada kalan sanatçı birçok portre, peyzaj ve dini konulu kompozisyonlar yaptı. Bu dönemdeki eserlerinde ("Şam'da Midan Sokağı", "Midan Sokağı Arkası" vb) ünlü oryantalist ressam Decamps'ın etkileri belirgindir. Mango Mısır ve Trablus'a da gitmiş, Kahire, Nü Nehri, çöl, vaha ve tarihi kalıntılar konulu Afrika'nın ışıklı mistik atmosferlerini yansıtan resimler yapmıştır.

Leonardo de Mango 1883'te İstanbul'a gelmiş ve ölümüne kadar kısa birkaç yolculuğunun dışında burada yaşamıştır. Gezgin yabancı ressamlar gibi (Bello, Valeri, Zonaro) Mango'nun da İstanbul'a olan

hayranlığı gerçekleştirdiği tablolarda görülür. Genellikle şeffaf boya katmanlarından oluşan eserlerinde belgesel arayış belirgindir. Kümeler halinde resmedilen figürlerinde etnografik özelliklere titizlikle uyulmuştur. İstanbul'un günlük yaşantısını yansıtan, "Bayramyeri", "Dilenci" vb resimlerinin dışında Fener, Eyüp, Adalar, Göksu gibi çok sayıdaki peyzajı İstanbul'da yaşayan yabancıların ilgisini çekmiş ve çoğu döneminde satılmıştır. Yirmiden fazla eserini de İstanbul'daki İtalyanların kurduğu Societa Operiaia'ya hediye etmiştir. "Büyükada'dan Deniz Görünümü" adlı resmi Roma'da Chigi Sarayı için alınmıştır. İstanbul'da açılan sergilerin dördüne katılan Mango'nun "Bayramyeri", "Küçük-su Çeşmesi'ndeki Cuma", "Fenerde Gece" önemli eserlerinden bazılarıdır. Bibi. S. Gennaner-Z. Inankur, Oryantalizm ve Türkiye, İst., 1989.

AHMET ÖZEL

MANİFATURACILAR

Manifaturacılar, 19. yy'm sonlarında ortaya çıkmış bir esnaf türüdür.

Manifatura ticaretine konu olan malların çoğu yurtdışından getirtildiği için Türkler bu ticaret dalından önceleri uzak kalmışlardır. Manifaturacıların birçoğu bu sahanın ilk örneklerinden itibaren Yahudi ve Kumdur.

Evlerde büyük sıklıklarla kullanılan dokuma ürünlerini satan manifaturacılar, İstanbul'da başlangıçta gezgin olarak satış yapan basmacılar şeklinde ortaya çıkmışlardır. Basmacı esnafını ve diğer kumaş satıcılarını tanıtan Evliya Çelebi, bu esnaf grubunun ayrıldığı dallardan ve yaptıkları işlerden söz eder. Basmacılar, yelken bezinden yapılmış büyük bir bohçaya koydukları mallarını genellikle pazar kurulmayan semtlerde satmaya giderler, çağrıldıkları yerlerin kapı girişlerinde bohçalarını açarlar, uzun pazarlıklardan sonra tabii ki büyük bir kârla mallarını satarlardı. Bazı gezgin manifaturacılar, fabrika malı kumaş yanında makara, iğne, firkete gibi tuhafiye malzemeleri de satarlardı.

Avrupa mallarının Osmanlı ülkesine akmaya başlamasıyla manifaturacılara da yeni ve geniş bir pazar doğmuş, Sultanha-

Yüzyıl başında

manifaturacı ve

müşterilerini

gösteren bir

çizim.


Burçak Evren

koleksiyonu

mam ve Mahmutpaşa'da birçok dükkân faaliyete geçmiştir. O zamana kadar evlerde üretilen işlemeli örtüler bile fabrika imalatı olarak çok da ucuz bir fiyatla satılmaya başlamıştır. Yatak örtüsü, çarşaf, yastık kılıfı ve değişik amaçlı işler için kullanıma hazır olarak satılan birçok kumaş cinsi, manifaturacıların çeşitlerinin başında gelirdi.

İstanbul'da insan hayatının doğum, sünnet, okula başlama, evlenme ve ölüm gibi bütün aşamalarında törenler için manifaturacılardan alınan malzemelere ihtiyaç duyulurdu. Gelin olacak kızlar için gerekli olan çeyiz malzemeleri de buralardan temin edilirdi. Bu maksatla yapılacak alışveriş için gerekli hazırlıklar, bu dükkânları bir bir dolaşarak amaca en uygun malzemeyi arayıp bulmak da müşkülpesent İstanbul hanımları için ayrı bir meşgale olurdu. Manifaturacılar içinde lüks ithal malı satanlar mallarım müşterilere; bu mağazalardan alışveriş edenler, aldıkları mallan tanıdıklarına gösterirken övünürlerdi.

1910'lu yıllarda Sultanhamam'da bulunan İstanbul sosyetesinin alışveriş yaptığı Hacopulo Mağazası, pahalı mallarının ya-nısıra dönemine göre zevk üstünlüğünün de sergilendiği yerdi.

1950'li yılların sonunda Atatürk Bul-varı(-t) üzerinde de manifaturacılar çarşısı kurma düşüncesi oluşmuş, 1960'ta projesi hazırlanan çarşının 19ö7'de ilk bölümü hizmete açılmıştır. Günümüzde bu çarşıda tüm manifatura çeşitlerini topluca bulabilmek mümkündür (bak. Manifaturacılar Çarşısı).

Bibi. M. Esen, "Ayak Esnafı (Basmacı)", 1S-TA, III, 1393; S. Ayverdi, Ne İdik Ne Olduk?, İst., 1985, s. 171.

UĞUR GÖKTAŞ



MANİFATURACILAR ÇARŞISI

Unkapanı ile Saraçhanebaşı arasında, Sa-raçhanebaşı'na çıkarken, Atatürk Bulva-rı'nın(-») sol yakasında l km'lik şeritte u-zanan çarşı.

Sultanhamam ve civarında yayılmış olan manifaturacı ve kumaşçı esnafını daha uygun koşullarda bir araya getirmek amacıyla, Remzi Peker öncülüğünde 1954' te oluşturulan "Sınırlı Sorumlu İstanbul

Manifatura ve Kumaşçılar Çarşı Yapı Ko-operatifi"nin girişimleriyle kuruldu.

Çarşının, uygun ulaşım koşulları yüzünden Haydarpaşa'da kurulması düşünülmüşse de, dönemin İstanbul valisi Fahrettin Kerim Gökay'ın(->) önerisi ile, Bozdoğan Kemeri(->) ile Unkapanı Köprüsü arasındaki alanın istimlak edilerek çarşı inşaatına tahsis edilmesi kararlaştırıldı, l Eylül 1955'te toplanan kooperatif genel kurulu söz konusu alanın alınması için belediye tarafından çıkarılan tahvillerden 30 milyon liralık bir bölümü satın almaya karar verdi, fakat işlemlerin tamamlanması ve bazı hukuki sorunlar yüzünden ancak 6 Ağustos 1959'da, A bloğun bulunduğu yer hariç olmak üzere bugünkü arsa satın alındı.

Çarşı yeri olarak seçilen arsanın üst başında Bozdoğan Kemeri ve Şehzadebaşı Camii, geride Süleymaniye Külliyesi(->), bunların arasında Vefa Kilise Camii(-»), Atatürk Bulvarı üzerinde Şebsafa Kadın Camii(->), Unkapam'na doğru Hacı Kadın Camii(-t) ve Hamamı, Atlama Taşı ve Yavuz Sinan Camii ile arsanın içinde Kâtip Çelebi(->) ve Hızır Bey Çelebi'nin(->) mezarları bulunmaktaydı. Bu tarihi bölgenin imar planının olmaması yüzünden belediyenin isteği üzerine kooperatif tarafından 27 Ağustos 1958'de bir "Mevzi İmar Planı" yarışması düzenlendi. Yarışmaya katılan 14 proje arasından Yüksek Mimar Cihat Fmdıkoğlu, Yüksek Mimar Kâmil Bayur, Yüksek Mimar Tarık Aka, Yüksek Mühendis Niyazi Duranay ve Yüksek Mimar Öz-demir Akverdi'nin hazırladığı proje birinciliği kazandı. Proje semtin tarihi çevresi ve Süleymaniye Camii ile olan ilgisi açısından ve özellikle Prof. Luigi Piccinato'nun önerileri göz önüne alınarak tadil edildi ve bu haliyle 1960'ta belediye tarafından onaylandı.

19 Şubat 1960'ta bölgenin imarı ve çarşı binalarının inşası için yeni bir yarışma düzenlendi ve katılan 11 büro arasından Site Mimarlık Bürosu'ndan Yüksek Mühendis Mimar Doğan Tekeli, Yüksek Mühendis Mimar Sami Sisa ve Yüksek Mühendis Mimar Metin Hepgüler'in projesi birinciliğe layık görüldü. Bu tarihten sonra belediye projeye bazı eklemeler yaparak Hızır Bey ve Mustafa Kâtip Çelebi hazirelerinin korunmasını istedi ve 15 Mart 196l'de, Hıfzısıhha Enstitüsü ile Şebsafa Kadın Camii arasında 1-4. blokları kapsayan ilk kısmın inşaatına başlandı. Bunu 5. ve 6. blokların inşaatı izleyerek ilk kısım 19ö7'de, ikinci kısım ise 1968'de tamamlandı.

Manifaturacılar ve Kumaşçılar Çarşısı, 6 kapalı avlu ve biri şadırvanlı avlu, diğeri de mezarlıklar avlusu olan 2 açık avlu ile birbirine bağlanan 6 bloktan oluşmaktadır. Projede 80-90 m2'lik 1.117 dükkân yapılması planlandıysa da, bu sayı günümüzde 1.194'tür.

Modüler bloklar arasında 5+5 m'lik aks sistemi kullanılmış, döşemeler, korkuluklar, merdiven ve doğramalar az sayıda tiplere bindirilmiştir. Cephelerde yatay taşıyıcılar brüt beton olarak bırakılmış, dol-

Atatürk Bulvarı

üzerindeki

istanbul


Manifaturacılar

Çarşısı'ndan bir

görünüm.

İstanbul

Manifaturacılar

ve Kumaşçılar

Çarşısı,

ist, 1969

gu duvarlar ise beyaz traversle kaplanmıştır. Galeri ve avlu döşemelerinde dökme mozaik kullanılmıştır.

Çarşı ayrıca plastik sanatlardan seçkin örneklerle süslenmiştir. Bunlar Füreya Koral ve Sadi Direnin seramik panoları, Eren ve Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun 3 mozaik panosu, Nedim Günsür'ün mozaik panosu, Ali Teoman Germaner'in doğal taştan bas-relief'i, Yavuz Görey'in çeşme plastiği ve Kuzgun Acar'ın işlenmiş çarşı amblemidir.

Bugün, 1. blokta mefruşatçılar ile tıbbi malzeme satıcıları, 2. blokta sanayi ve konfeksiyon makineleri satanlar, 3. blokta merkezi yönetim büroları, 4. blokta yine sanayi ve konfeksiyon makineleri satanlar, 5. blokta tesettür giyim eşyaları satanlar, 6. blokta ise plak, kaset satıcıları ile ses kayıt stüdyoları bulunmaktadır.

Çarşının 200 araçlık bir katlı otoparkı bulunmakta, 250 araçlık ikinci otoparkın inşaatı ise sürmektedir. 10 banka şubesi ve bir üniversiteye hazırlık dershanesi faaliyet göstermekte, PTT şubesi için girişimler ise sürmektedir. Merkezi sistem ile ısınan çarşı kendi özel güvenlik örgütüne sahiptir. Çarşıyı tanıtan bir fuarın açılması çalışmaları sürmektedir. Dükkân sahipleri tarafından seçilen yönetim kurulu ve buna bağlı müdürlükçe yönetilen çarşıda yaklaşık 10.000 kişi faaliyet göstermektedir.



Bibi. istanbul Manifaturacılar ve Kumaşçılar Çarşısı, İst., 1969.

İSTANBUL


MANİLER

Halk edebiyatında bir nazım türü olan mani genellikle yedişer heceli dört mısra-dan kuruludur. Üçüncü mısraın dışındakiler kendi aralarında kafiyelidir. Birinci ve üçüncü mısraların serbest, ikinci ve dördüncü mısraların ise kafiyeli olduğu maniler daha çok Karadeniz Bölgesi'nde görülür. Az olmakla birlikte beş, altı, sekiz, on bir vb heceli olanlarının yanında beş, altı vb mısradan kurulanları da vardır.

Çeşitli cönklerde tek tuk rastlanılan manileri saymazsak, bu alandaki ilk basılı eser, 22 sayfalık taş baskısı Mecmua-i Mani-yât'tır. M. H. Bayrı tarihsiz olan bu eseri, manilerin düzenlenmesi ve yazılış şekillerinden hareketle, 1868-1875 arasına bağlamaktadır. Bu manilerin büyük bir bölümün İstanbul'da derlendiği, yapılarının incelenmesinden anlaşılmaktadır. İlk sayfa kaydında 250'den fazla maninin yer aldığı belirtilen eserdeki örnekler, dört mısralı klasik yapı yerine, daha çok semaî kahvelerinde ya da çalgılı kahvelerde meydan şairleri tarafından söylenen manilerin güzel örnekleridir. Bayrı'nın bu tür maniler için "ayaklı mani" demesi doğru ise de on dört heceli iki mısradan kurulduğunu söylemesi yanlıştır. Mısralar ortalarından bölünerek, "ayaklı mani" yapısına uy-durulmalıdır. "Ayak" kısmı ise, "Adam aman" söyleyişinden sonra gelen ve cinasa kaynaklık edecek olan bir-iki kelimelik bir ibareden oluşmaktadır: Taş ise, / Vur başıma yarılsın, /Elindeki taş ise. / Yiğide şan değil mi, / Yanında yâr laşısa.

Ahmed Rasim de manileri, Bayrı'nın anlattığı şekilde vermekte, ancak o, "Adam aman" tekerlemesini de eklemektedir: Adam aman (düzgün eş), /Bu ne hikmet Yaradan, / Gece ay gün, düz güneş. /Dolaştım Şam'ı, Bağdad'ı, /Bulamadım düzgün eş.

Bu tür söyleyişte, "ayak" mısraını yedi heceye tamamlamak için bazen tam kelimelerle başka bir kelimenin hecesi de söylenebilirdi. Üsküdarlı Kayıkçı İbrahim'in bir manisi örnek olarak verilebilir: Adam aman ...ne ... yedir? / Namerdin lokmasını, /Ne kendin ye, ne yedir. /İhvanın toplanması, /Seneden seneyedir.

Macar Türkoloğu I. Künos'un(-0 1885-1890 arasında İstanbul'da bulunduğu ve Anadolu'da yaptığı geziler sırasında maniler de derlediği bilinmektedir. Bu manileri daha sonra yayımlayan Kûnos, ayrıca 1925'te İstanbul ve Ankara'da verdiği




Dostları ilə paylaş:
1   ...   68   69   70   71   72   73   74   75   ...   140
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə