I u n d e n bugüN



Yüklə 7,14 Mb.
səhifə18/129
tarix09.01.2019
ölçüsü7,14 Mb.
#94242
1   ...   14   15   16   17   18   19   20   21   ...   129

ADALET ÖRGÜTLENMESİ

Kadı mahkemeleri Tanzimat'a kadar İstanbul'da yargı örgütünün temeliydi (bak. Bilâd-ı Selâse Kadılığı; Havass-ı Refia Kadılığı; istanbul Kadılığı). Bunların yanısıra zimmilerin özel hukuk alanında işlerini gören, kendi kiliseleri içinde çalışan cemaat mahkemeleri ve yabancıları kapsayan kapitülasyonlar gereği konsolosluk mahkemeleri vardı. II. Mahmud döneminde kadıların durumlarını düzeltmeye yönelik düzenlemeler yapıldı; şeriat mahkemeleri şeyhülislamlık makamına bağlandı.

Çağdaş yargıya doğru önemli adımların atıldığı Tanzimat döneminde yargı örgütü şer'iyye, nizamiyye, ticaret, cemaat ve konsolosluk mahkemeleri başlıkları altında çeşitlilik gösteriyordu.

istanbul şer'i mahkemeleri (Dersaadet Mehâkim-i Şer'iyyesi) iki aşamalı idi. Üst derecede geniş yetkilerle donatılmış iki mahkeme Rumeli Kazaskerliği ve Anadolu Kazaskerliği'ydi. ilki payitahtın Rumeli, ikincisi Anadolu yakasında faaliyet gösteriyordu. Her iki kazaskerliğin "iki sadr" yani Rumeli ve Anadolu Kazaskerliği anlamına gelen Sadreyn Müsteşarlığı adı altında ortak bir müsteşarlığı vardı. Ayrıca birer muavin ve vekayi kâtibi bulunduruyorlardı. Rumeli Kazaskerliği'nin ayrıca Mahfel-i Şeriat adıyla bir mahkemesi bulunmaktaydı. Kendisine havale edilen ikinci derecede önemli davalara bakardı. Ancak tarafların isteği üzerine Mahfel-i Şeriat'a havale olunan her tür dava tekrar Kazaskerliğe gönderilebilirdi. Kısmet-i Askeriye Mahkemesi'yle Beytül-mâl Kısmet Mahkemesi Rumeli Kazas-kerliği'ne bağlıydı. Üsküdar Mahkemesi ise Anadolu Kazaskerliği'nin bünyesinde yer alıyordu.

Nefs-i İstanbul yani sur içi İstanbul'u ve Bilâd-ı Selâse'den (Galata, Eyüp ve Üsküdar) her biri birer kaza olmaları nedeniyle birer şer'iyye mahkemesi ile donatılmışlardı. Ancak bunlar kazaskerliklere oranla ikinci derecede mahkemelerdi. Kazaskerlikten sonra en büyük mahkeme İstanbul Mahkemesi'ydi. Yetki alanı sur içini kapsıyordu. İstanbul kadısının bir muavini ve bir de vakayi kâtibi vardı. Maiyetindeki Bâb Mahkemesi adını taşıyan niyabeti ya da kadı vekilliği, kadı efendinin havalesi üzerine önemi düşük olan davalara bakardı (bak. Bâb Naibliği). Bunların dışında İstanbul kıs-

mının genişliği nedeniyle İstanbul Mah-kemesi'nin Davutpaşa, Mahmudpaşa, Tahtakale mahkemeleri adıyla üç niyabet mahkemesi daha bulunuyordu.

Köprünün öbür tarafı Galata Mahke-mesi'nin yetki alanına girmekteydi. Eyüp Mahkemesi yetki sınırından Ru-melikavağı'na kadar uzanıyordu. Bâb Niyabeti adıyla maiyetinde bulunan mahkemelerden başka Beşiktaş, Kasımpaşa, Tophane, Yeniköy niyabet mahkemeleri faaliyetteydi. Eyüp Mahkeme-si'nin coğrafyası epey sınırlı olduğundan sadece bir tane niyabet mahkemesine sahipti.

Üsküdar Mahkemesi'nin konumu İstanbul, Galata ve Eyüp mahkemelerinden farklıydı. Rumeli yakasındaki mahkemeler bağımsız iken, Üsküdar Mahkemesi Anadolu Kazaskerliğine bağlı bir niyabet mahkemesi olarak Üsküdar ve çevresini kapsıyordu.

Kazaskerliklerin baktıkları davalar veraset, nesep, diyet, kısas gibi önemli davalardı, ikinci dereceyi oluşturan şer'iyye mahkemeleri ise nikâh, talak, nafaka gibi daha az öneme haiz davaları görürdü. Bazı akit ve muamelelerin tasdiki ile bunlardan doğacak davalar ancak istanbul Mahkemesi'ne hasredilmişti. İstanbul çevresinde alım satım ve ekmekçi, uncu, francalacı gediklerinin alımları, hibe, icar, isticar ve ikrar-ı mülk türü işlemlerin mutlaka istanbul Mahkemesi'nde görülmesi gerekiyordu. Mülk gedikleriyle ilgili işlemlerin tasdiki ve bunlardan doğacak davalar da İstanbul Mahkemesi'nin işiydi, istanbul sur i-çi mülk, akar (ve akar türü) değişik emlak alım akitlerinin tasdiki istanbul Mahkemesi'ne verilmişti. Bilâd-ı Selâ-se'de bu gibi akaret hakkında alım akitleri akarın bulunduğu kaza mahkemesine aitti. Mamafih istanbul ve Galata niyabet mahkemeleri ancak değeri 50.000 kuruşa kadar emlakle ilgili alım ve işlem tasdikine yetkiliydi.

Şer'iyye mahkemelerinin vakıfla ilgili vazifelerini bağımsız olarak ifa etmek üzere İstanbul ve çevresine mahsus ve yönetim açısından Evkâf-ı Hümayun Nezareti'ne bağlı Teftiş Mahkemesi (Mahkeme-i Teftiş) adıyla bir mahkeme vardı. Müfettiş unvanına haiz bir hâkim ile müsteşardan oluşuyordu. Yetki alanı istanbul, Bilâd-ı Selâse ve şehremaneti kapsamına giren yöreleri içeriyordu.

İstanbul'da gelir getiren gayrimenkul alım satımı, hibe, ikrar-ı mülk ve benzeri işlemlerin görülmesi ve tasdiki şer'iyye mahkemesine aitti. Kiralanarak tasarruf edilen vakıf müsakkafat ve müştegil-latı (tüm vakıf gelirleri) hakkında icra olunacak ferağ ve intikal gibi işlemlerin yürütülmesi ve onanması Mahkeme-i Teftiş'e aitti. Nitekim istanbul ve Bilâd-ı Selâse'de bilcümle vakıf müştegillat ve müsakkafatı ile ilgili sözleşmelerde Teftiş Mahkemesi bir vekil atıyordu.

İstanbul ve Bilâd-ı Selâse'de tereke tahriri görevi üç kısmet mahkemesi arasında paylaşılmıştı. İlki Teftiş Mahkeme-

si'ne bağlı Evkaf Kısmet Mahkemesi, ikincisi Rumeli Kazaskerliği'ne bağlı Kısmet-i Askeriye Mahkemesi, üçüncüsü Maliye Nezareti bünyesinde ancak yine Rumeli Kazaskerliği'nin parçası olan Beytülmâl Kısmet Mahkemesi'ydi.

Tanzimat döneminde şer'iyye mahkemelerinin yanısıra nizamiye mahkemeleri kurulmaya başlandı. Ceza Ka-nunnamesi'ni uygulamak üzere, İstanbul'da ceza mahkemesi niteliğinde Mec-lis-i Tahkikat kuruldu. Bu kurul haftanın belli günlerinde toplanarak ceza işleriyle uğraşır, yargı işlevi görürdü. Bir süre sonra bu mahkemeler eyalet merkezlerinde de açıldı. Üyelerini kadı ile eyalet meclisi mensupları içinden -ya da dışından- valinin seçtiği kimselerin oluşturduğu mahkemenin başkanı vali idi. Karma nitelikli bu mahkemeler, görüldüğü gibi, hem şeriatın temsilcisi kadı hem de sivil yöneticiler ve halk temsilcisi sayılabilecek kimselerden meydana geliyordu.

Meclis-i Tahkikat'ın verdiği hüküm, ölüm cezası dışında, hemen yerine getirilirdi. Ölüm cezası hükmü ise istanbul'daki Meclis-i Ahkâm-ı Adliye'ye gönderilir ve yerinde görülürse padişahın onayına sunulurdu. Temyiz işlevi böylece yalnızca ölüm cezalan için geçerliydi.

1840 ertesi, ticaret uyuşmazlıklarına ayrı mahkemelerin bakması uygun görüldü, ilk olarak, yabancı tüccarlar arasında çıkan uyuşmazlıkları karara bağlamak üzere istanbul'da Ticaret Nezareti'ne bağlı bir Ticaret Meclisi kuruldu. Üyeleri loncalar ve tüccar temsilcilerinden oluşan bu mahkemenin başkanı ticaret nazırıydı. Osmanlı'nın giderek dışa açılması ve yabancı ülkelerin Babıâli üzerinde etkinliklerinin artması sonucu

1848'de karma ticaret mahkemesi kuruldu. Yedisi Osmanlı uyruğu, diğer yedisi ise Osmanlı topraklarında ticaretle uğraşan yabancı uyruklu tüccarlardan oluşan bu mahkemenin başkanı ticaret nazırı ya da onun vekiliydi. 1856'dan sonra Osmanlı uyruklarıyla yabancılar arasındaki anlaşmazlıkların hepsi konsolosluk mahkemelerine verilir oldu. Devletin yargı yetkisi böylece giderek sınırlanmış oluyordu.

Ticaret Kanunnamesi'nin kabulü ile ticari yargı önem kazandı. 1861'de yayımlanan ticaret yargılama mevzuatı ile geniş yetkili ve tüm tüccarları kapsayan ticaret mahkemelerinin kurulmasına başlandı. Bir başkan ile iki sürekli, dört geçici üyeden oluşan bu mahkemeler kara ve deniz ticareti davalarına bakmak üzere iki çeşitti. İstinaf-ı Deavi-yi Ticaret Divanı bu mahkemelerin üstünde, 500 kuruşu aşan davaları gören istinaf makamı olarak kuruldu. Ticaret Nezareti'ne bağlı bu mahkemeler 1876'dan sonra Adalet Nezareti bünyesine alındı.

20. yy'ın başlarında istanbul'da üç tür ticaret mahkemesi vardı. Dersaadet Birinci Ticaret Mahkemesi, karma mahkeme (mahkeme-i muhtelite) işlevi görüyordu. Dersaadet ikinci Ticaret Mahkemesi İstanbul ve civarında kara ticaretiyle ilgili davalara özgü bir bidayet mahkemesiydi. Bir reis ve iki azadan oluşuyordu. Dersaadet Ticaret-i Bahriye Mahkemesi'ne Üçüncü Ticaret Mahkemesi de denirdi. Deniz Ticaret Hukuku kapsamındaki davalara bakardı, iflas davaları İkinci Ticaret Mahkemesi ile birlikte bu mahkemenin de görev alanına giriyordu.

Dersaadet Birinci Ticaret Mahkemesi ile Ticaret-i.Bahriye Mahkemesi'nin karma davalar hakkında verdikleri hüküm-



76

ADALET ÖRGÜTLENMESİ

Osmanlı devletinde yaşayan yabancı uyrukluların kapitülasyonlarla elde ettikleri ayrıcalıklar arasında özel yargı hakkı da vardı. Resimde 1870'lerde istanbul'daki İngiliz Konsolosluk Mahkemesi'nde yapılan bir duruşma görülüyor. Tanzimat'tan Cumhuriyet 'e Türkiye Ansiklopedisi, c. III İletişim Yayınlan

ler bir üst mahkemeye götürülemiyor-du. Ancak geri gönderilebiliyordu. Bu iki mahkemede görülen taşra karma davaları da temyiz edilemezdi.

Konsolosluk mahkemeleri ya da eski deyişle konsoloshane mahkemeleri kapitülasyonlardan kaynaklanan ayrıcalıklarla donatılmışlardı. Bu mahkemelerin görevi menkul ve gayrimenkul olmak üzere iki tür davaya bakmaktı. Menkul davalarda her iki taraf da yabancı ise, dava, davalının mensup olduğu konsolosluk mahkemesinde görülürdü. Osmanlı mahkemeleri bu davalara bakamazdı. Taraflardan biri Osmanlı tebaası ise ve dava 1.000 kuruşa kadar bir meblağı içeriyorsa ya da icarla veya isticarla ilgiliyse yetkili mahkeme Osmanlı hukuk mahkemesi olurdu. Ancak mahkemede tercüman bulundurulması zorunluydu.

Bu iki tür dava dışında kalan her türlü menkul davası karma mahkemede görülürdü. Bu tür karma davalar ticaret mahkemesinin görev alanına giriyorsa Ticaret Kanunnamesi, hukuk mahkeme-sininkine giriyorsa Mecelle hükümlerine göre yürütülürdü. İstanbul'da karma mahkeme Birinci Ticaret Mahkeme-si'ydi. Bir reis, ikisi yerli, ikisi -yabancının mensup olduğu ülke sefaretinden seçilmiş- yabancı, dört üyeden oluşuyordu. Dersaadet Birinci Ticaret Mahkemesi'nde görülen davalar bir üst mahkemeye götürülemezdi. Taşra karma davaları için tek üst merci Dersaadet Birinci Ticaret Mahkemesi'ydi. Ancak dava deniz ticareti ile ilgiliyse temyiz görevini Ticaret-i Bahriye Mahkemesi karma kumlu üstlenirdi.

Gayrimenkul davalarında ise Istim-lâk-ı Emlâk Nizamnamesi'ne ekli protokolü kabul ve tasdik eden yabancı ülke tebaası Osmanlı tebaası gibi ülke mev-

zuatına tabi tutulurdu. Bu protokülü hemen hemen Osmanlı'nın ticaret yaptığı tüm ülkeler imzalamıştı. İmza ediş sırasıyla bunlar Fransa, isveç, Belçika, İngiltere, Avusturya, Danimarka, Prusya, İspanya, Yunanistan, Rusya, İtalya, Felemenk, Amerika Birleşik Devletleri, Portekiz ve iran'dı.

Cemaat mahkemeleri diye bilinen kilise ve hahamlığa bağlı ruhani meclisler (meclis-i ruhani) ve hey'et-i mahsusalar (özel kurullar) nikâh, talak, çeyiz, drahoma, nafaka, vakıf, vasiyet gibi mezhep bünyesinde medeni hukuk bağlamında gündeme gelecek uzlaşmazlıklara bakıyordu. Her kilisenin ruhani, cisma-ni, karma meclisleri ve bazen de komis-yon-ı mahsusları vardı. Davanın dini boyutu ruhani mecliste, dünyevi boyutu ise cismani mecliste (meclis-i cismani) veya karma meclis ya da komisyon-ı mahsusta görülürdü. Rum Patrikhane-si'nin başpiskoposluk bünyesinde İstanbul ve çevresi için bir Metropolit Cemiyeti ve bir de Meclis-i Muhtelifi bulunuyordu. Taşrada da metropolitin piskoposluk, eksarhlık esası üzerine kurulu olan ruhani taksimatta birer meclis-i ruhani ve meclis-i muhteliti vardı. Nişan ve nikâh akitleri ve fesihleri meclis-i ruhaniye aitti. Fakat her iki akdin maddi yönleri meclis-i muhtelitte çözümlenirdi. Mesela nişanı meclis-i ruhani bozuyor, taraflara düşen tazminatın ödenmesine, çeyiz ve drahoma miktarına, zevce ya da çocukların nafakasına ait anlaşmazlıklar meclis-i muhtelitte çözülüyordu.

Aynı şekilde Ermeni cemaati için İstanbul'da dördü halktan, dördü kilise ehlinden sekiz üyeli bir mahkeme heyeti bulunmaktaydı. Keza taşrada da beşten on ikiye kadar üyeden oluşan Kilise Cemiyeti vardı. Musevi cemaati

için de hahamhanelerde birer meclis-i ruhani ve meclis-i cismani vardı.

Cemaatler bu yetkileri değişik tarihlerde çıkarılan fermanlardan elde etmişlerdi. Ancak, dava konusu evkaf ve arazi kanunlarına, mülki düzenle ilgili hususlara girerse, Osmanlı mahkemeleri yetkili kılınırdı.

Osmanlı Devleti'nde ticari yargı çağdaş yargının yolunu açtı. Adli mahkemeler ticaret mahkemelerini izledi. Meclis-i Ahkâm-ı Adliye memurların yargılaması ile uğraşmış, Meclis-i Tahki-kat'tan gelen ölüm cezası hükümlerinde üst merci olmuştu. 1847'de kurulan ve yarı yarıya Osmanlı ve yabancı uyruklu görevlilerden oluşan karma ceza-hukuk mahkemesi yabancı uyrukluları yargılanmıştı. Böylece Meclis-i Tahkikat ve Meclis-i Ahkâm-ı Adliye uzun süre adli yargıyı meydana getirdi.

Nizamiye mahkemelerinin kuruluşu 1864 Vilayet Nizamnamesi ile başladı. Bu mevzuatla, ticaret mahkemesinin ya-nısıra her kazada bir Meclis-i Deavi, her sancak merkezinde bir Meclis-i Temyiz, her vilayet merkezinde bir Divan-ı Temyiz öngörülmüştü. Şeriat, cemaat, ticaret ve konsolosluk mahkemelerinin yargı alanları dışında faaliyet gösteren bu mahkemeler hem Müslümanlara, hem de zımmilere yargı hizmeti veriyordu.

1868'de Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye ikiye ayrıldı. Bir bölümü Şûra-yı Devlet oldu. Diğer kısmı nizamiye mahkemelerinin üst organı niteliğinde yüksek adli mahkemeye dönüştürülerek Divan-ı Ahkâm-ı Adliye adım aldı. Temyiz ve istinaf olmak üzere iki bölüme ayrılmış bu yüksek mahkemenin üyeleri Müslüman ve gayrimüslim Osmanlı vatandaşları arasından seçiliyordu. Üst durumda olan temyiz bölümü hukuk ve ceza dairelerinden, altında bulunan istinaf bölümü ise ceza, hukuk ve ticaret dairelerinden oluşmuştu.

Ceza, hukuk ve ticaret mahkemelerini kapsayan nizamiye mahkemelerine 1868'de yeni bir düzen verildi. Her nahiyede imam ya da papaz başkanlığında en az üç en çok on iki üyeden kurulu ihtiyar meclisleri sulh mahkemesi (deva-ir-i sulhiye) görevini üstlendiler. Kazalarda kadının başkanlığında üç Müslüman, üç zımmi vatandaştan oluşan Meclis-i Deavi kuruldu. Vilayetlerde önemli ceza davalarını görmek üzere ceza ve hukuk mahkemeleri üyeleri arasından Meclis-i Cinayet adlı ağır ceza mahkemeleri kuruldu. Nizamiye mahkemelerinde kadı ve devlet temsilcileri dışındaki üyeler iki yıl için yöre halkı tarafından seçiliyordu. Nizamiye mahkemeleri derece itibariyle iki mahkemeye ayrılıyordu: Bidayet ve istinaf mahkemeleri. Bunların da her biri iki daireden oluşuyordu: Ceza ve hukuk daireleri.

İstanbul'un adalet örgütü taşradaki yapılanmadan farklıydı. İstanbul bu açı-•dan üç kısma bölünmüştü: İstanbul sur içi (Nefs-i İstanbul), Beyoğlu ve Üsküdar. Bu kısımların her birinde bir bidayet

mahkemesi vardı. İstanbul Bidayet Mahkemesi, ikisi ceza ikisi hukuk olmak üzere dört daireye ayrılmıştı. Yetki alanı Yedikule'den Sütlüce iskelesine kadar uzanan sahilin iç kısımlarını içeriyordu. Beyoğlu Bidayet Mahkemesi, yine ikisi hukuk, ikisi ceza dört daireydi. Sütlü-ce'den başlayarak körfezin Beyoğlu sahilini izliyor, Galata, Beşiktaş, Ortaköy'den Rumelikavağı'na kadar ulaşıyordu. Beyoğlu, Taksim, Şişli, Beşiktaş bu dairece kapsanıyordu. Üsküdar Bidayet Mahkemesi hem ceza hem de hukuk davalarını görüyordu. Yetki alanı Göksu'dan başlıyor, Kandilli, Çengelköy, Berlerbeyi, Kuzguncuk, Üsküdar semtlerini takip ederek Kartal Kazası hududunda son buluyordu. Şehremanetine bağlı Beykoz, Kartal, Şile, Gebze, Küçükçekmece kazalarının her birinde Osmanlı'nın diğer kazalarında olduğu gibi naibin riyaseti altında halktan seçilmiş iki üyeli birer bidayet mahkemesi vardı. Beykoz Malıke-mesi'nin yetki alanı Göksu Deresi'nden Anadolukavağı'na kadar uzanan sahil şeridiydi. Kartal Mahkemesi'ninkini Üsküdar'dan ayıran Bostancı (Bostancıbaşı) Köprüsü'ydü. Köprünün bir tarafında kalan köyler Üsküdar Mahkemesi'ne öteki tarafında kalanlar ise Kartal Kazası bidayet mahkemesine tabiydi. Adalar ayrı bir kaza olmasına karşın yargı açısından Kartal Kazası bünyesinde yer alıyordu. Küçükçekmece Kazası'nın merkezi Makriköy'dü (bak. Bakırköy). Küçükçekmece Nahiyesi'nden başka Rumeli-feneri, Suyolu gibi merkezden uzak nahiyeler vardı. Eyüp civarında bulunan Hamidiye (Rami) Köyü de doğrudan doğruya merkez kazaya bağlıydı.

Bidayet mahkemelerinin kararlan bir üst mahkeme olan istinaf mahkemelerine götürülebilirdi. İstanbul istinaf mahkemeleri dört kısımdı: Cinayet, cünha, hukuk ve ticaret. Taşra istinaf mahkemeleri ceza kısmı hem cinayet davalarını görüyor, hem de cünha hakkında hüküm veriyordu. İstanbul'da bu iki görev ayrılmış birincisi cinayet mahkemesine, diğeri İstinaf Cünha Dairesi'ne verilmişti.

Dersaadet Cinayet Mahkemesi İstanbul ve şehremanetine bağlı kazalarda işlenen cinayetlerin davalarına bakıyordu. Dersaadet İstinaf Cünha Dairesi ise Dersaadet, Beyoğlu ve Üsküdar bidayet mahkemeleriyle, İzmit, Çatalca, Kal'a-i Sultaniye (Çanakkale) livaları ve şehremanetine bağlı kazaların bidayet mahkemelerinden gelen ufak cürümlerin üst mahkemesi (merci-i istinaf) niteliğindeydi. Nitekim İstinaf Hukuk Dairesi aynı mahkemelerden gelen hukuk davalarının üst mahkemesiydi. İstinaf Ticaret Mahkemesi de Dersaadet İkinci ve Üçüncü ticaret mahkemelerinden ve diğer vilayetlerle İstanbul civarındaki müstakil liva merkezleri (kazanın üstünde, vilayetin altında kalan mülki bölüm) ticaret mahkemelerinden ya da hukuk mahkemeleri ticaret sınıfından gönderilen davaların üst merdiydi.

Nizamiye mahkemeleri büyük bir ye-

nilikti. Ulema kesiminden gelen tepkilere karşın Ahmed Cevded Paşa'nın gayretleriyle giderek benimsendi. Ancak kişilik, aile, miras alanında tek yargıçlı kadı mahkemeleri etkinliklerini sürdürdüler. Divan-ı Ahkâm-ı Adliye'nin istinaf bölümü 1870'te kaldırıldı. Geriye kalan temyiz bölümü bugünkü Yargıtay'ın ilk şeklidir.

Cumhuriyetin ilanını izleyen yıllarda hukuk ve adalet mekanizmalarını temelden değiştiren bir dizi reform yapılırken İstanbul'daki adalet örgütlenmesi de aynı çerçevede Türkiye bütününe uyumlu-laştırıldı. Buna göre, il ve ilçe düzeyinde hukuk ve ceza davalarına bakan Sulh Ceza, Asliye Ceza ve Ağır Ceza mahkemeleri İstanbul'da da Türk Ceza Kanunu ile Ceza Muhakemeleri Usulü Kanu-nu'nda gösterilen madde ve hükümlere göre görev yapmaya başladılar. Genel mahkemeler dışında kalan ve özel mahkemeler kapsamında olan adliye kuruluşları İş Mahkemeleri, Ticaret Mahkemeleri, Kadastro, İcra ve İcra Ceza Mahkemeleri ile Toplu Basın Mahkemeleri, Çocuk Mahkemeleri ve Haziran 1983 tarihli ve 2845 sayılı yasayla kurulan Devlet Güvenlik Mahkemeleri de halen İstanbul'da görev yapan yargı organlarıdır.

İstanbul ve ilçelerinde adalet örgütlenmesinde son değişiklikler 1982 yılında çıkarılan yargı mevzuatına ve düzenlemesine uygun olarak yapıldı. Buna. göre, İstanbul'un çeşitli ilçelerinde ve bölgelerinde yeni adliyeler açılarak mahkemeler buralara dağıtıldı. Bu dağılım halen şöyledir: Ağır Ceza Mahkemeleri: Bakırköy 3, Eyüp 2, İstanbul (Sultanahmet Adliyesi) 7, Kadıköy 2, Kartal 2, Üsküdar l olmak üzere 17; Asliye Hukuk Mahkemeleri 17 ilçede toplam 66; Ticaret Mahkemeleri: Beyoğlu 2, İstanbul 7, Kadıköy 2 (toplam 11); Sulh Ceza Mahkemeleri 38; İş Mahkemeleri: Bakırköy l, Eyüp l, İstanbul 8, Kartal 2; İcra Mahkemeleri 29; İcra Ceza Mahkemeleri 26; Sulh Hukuk Mahkemeleri 48; Kadastro Mahkemeleri 26; Çocuk Mahkemeleri İstanbul Adliyesi'nde 2 ve Devlet Güvenlik Mahkemeleri 3 adet.

Dönem dönem kurulan ve Cumhuriyet tarihimizin yarısından fazlasında faal olan sıkıyönetim (örfi idare) mahkemeleri ile garnizon mahkemeleri ve diğer askeri mahkemeleri de İstanbul mahkemeleri arasında saymak gerekir.



Bibi. Ahmed Lutfi, Mirat-ı Adalet: Tarihçe-i Adhye-i Devlet-i Aliyye, ist., 1304; Cabirizade Mehmed Şevki, Tayin-i Merci, İst., 1322; H. Rıfat, Yeni ve Mükemmel Malumat-ı Kanuniyye, Dersaadet, 1327; A. Heidborn, Manuel de droit public et administratif de I'Empire otlaman, 2 c. Vienne-Leipzig, 1908-1909; Tanzimat I (yüzüncü yıldönümü münasebetiyle), İst., 1940; EbuPulâ Mardin, Medeni Hukuk Cephesinden Ahmet Cevdet Paşa (1822-1895), İst., 1946; R. Seçkin, Yargıtay: Tarihçesi, Kuruluş ve işleyişi, Ankara, 1967; A. Bayındır, İslâm Muhakeme Hukuku, İst., 1986; C. Üçok-Ahmet Mumcu, Türk Hukuk Tarihi, Ankara, 1991; H. Yavuz, Osmanlı Devleti ve İslâmiyet, İst., 1991.

ZAFER TOPRAK



77 ADAM MICKIEWICZ MÜZESİ

ADALET SPOR KULÜBÜ

1946'da Adalet Mensucat Fabrikası'mn bünyesinde kuruldu. Yalnız futbol dalında faaliyet gösterdi. 1949'da İstanbul I. Ligi'ne yükseldikten sonra büyük bir transfer faaliyetine girişen kulüp, 1951'de Fenerbahçe'den altı futbolcu birden aldı. Adalet Kulübü'nün Fenerbahçe Kulübü'nü hedefleyen bu faaliyeti Fenerbahçe taraftarlarının tepkisine yol açtı. Bu nedenle Fenerbahçe-Adalet maçları yüksek tansiyon içinde oynandı. Kırmızı-beyaz formalı kulüp, İstanbul I. Ligi'nde başarılı sonuçlar aldı. Bu arada genç futbolcular da yetiştirdi. 1952-1953 sezonunda takım sayısının sekizden ona çıkarılmasıyla Beyoğlu-spor'la birlikte İstanbul Profesyonel Ligi'ne katıldı. 1955'te "Atatürk Kupası"nı kazanarak en büyük başarısına ulaştı. İstanbul Profesyonel Ligi'ndeki en iyi derecesini de aynı yıl dördüncü olarak elde etti.

1959'da kurulan Türkiye Ligi'ne katılan Adalet futbol takımı 1959-1960 sezonunda 2. Lig'e düştü. Ünlü futbolcularını kaybeden Adalet Spor Kulübü zor durumlarda kaldı. 1971'de Alibeyköy Kulübü ile birleşti. Bir süre Alibeyköy Adalet adıyla faaliyetini sürdürdü ise de 1980'de Alibeyköy Kulübü isminden Adalet'i çıkardı ve böylece İstanbul futbolunun renkli bir takımı tarihe karışmış oldu.

CEM ATABEYOĞLU



ADAM MICKIEWICZ MÜZESİ

Polonya'nın yetiştirdiği en büyük şairlerden biri olan Adam (Bernard) Micki-ewicz'in (24 Aralık 1798, Novgorod yakınları, Rusya - 26 Kasım 1855, İstanbul) Kasımpaşa'da bir süre oturduğu ve yaşama gözlerini kapadığı evin düzenlenmesiyle oluşturulan müze.



m

Adam Mickiewicz Müzesi'nin bulunduğu bina. Ara Güler



ADAMOPULO HAM

78

79

ÂDİLE SULTAN

Ayşe Kadın'ın Fatih'te oturduğu sokak, eski İstanbul'dan kalan değerleri simgeler. Handan'da (bas. 1912) Selim Bey'in Maltepe'deki köşkü gelenekle çağdaşlığın uyumlu birleşimini gösterir. Yazılışından 20 yıl sonrasının konu edinildiği bir ütopya romanı olan Yeni Turan (bas. 1913) Erenköy'de Turan ülküsüne bağlı bir yaşam çevresini canlandırır. Tatarcık (bas. 1939) romanında Cumhuriyet dönemi gençliğinin yaşamını, davranışlarını, toplumsal görüşlerini sergileyen çevre Karadeniz kıyısında yazlıkçıların yerleştiği Poyrazköy'dür. Kalp Ağrısında (bas. 1924) Boğaziçi, Sonsuz Panayır'âz (bas. 1946) Şişli varlıklı fakat gelenek-göreneklere ters düşmüş yaşamın merkezleridir.

Yaşamını, ülkesinin özgürlüğü için verdiği mücadeleye adayan yurtsever şair, 1855'te Prens Adam Czartoryski tarafından gönderildiği İstanbul'da, Saint Lazar Manastırı ve Lüksemburg Ote-li'ndeki kısa ikametinden sonra sözü edilen eve yerleşmişti, istanbul'a geliş nedeni. Kırım Savaşı'nda müttefiklerin safında savaşacak olan Polonya birliklerini örgütlemek ve muhalif gruplar arasındaki görüş ayrılıklarını gidermekti. Fakat, gelişinden çok kısa bir süre sonra, muhtemelen kolera salgınında yaşamı son buldu. Bugün, istiklal Caddesi'ni Kasımpaşa yönünde kesen Sakızağacı Caddesi'nin sonunda, Serdar Ömer Paşa Sokağı ile Tatlı Badem Sokağı'nın köşesinde yer alan bu sade bina, o zamanlar Bayan Rudnicka adlı Polonyalı bir mülteciye aitti. 1870'te yeni sahibi olan Bay Jan Gorczynski tarafından yeniden yaptırılmış ve duvara Lehçe-Fransızca bir hatıra plaketi asılmıştır. 1891'de ve 1902'de istanbul Polonya Yardımlaşma ve Hayırseverlik Derneği ile Krakow Üniversitesi'nce evin müzeye dönüştürülmesi amacıyla başlatılan kampanyalar, ev sahibinin talep ettiği paranın toplanamaması yüzünden başarısızlıkla sonuçlandı. 1909'da İttihat ve Terakki Fırkası önderliğinde bir törenle, Kırım'da kahramanca savaşan Polonyalıların anısına bugün bulunmayan ikinci plaket çakıldı. Halen binanın cephesini süsleyen diğer hatıra levhası ise, 1933'te İstanbul'da yaşayan Polonyalılar tarafından asılmıştır. Binanın müze olarak düzenlenmesi yolundaki çabalar, 1955'te sonuç vermiş ve şairin 100. ölüm yıldönümü anısına, Polonya Kültür ve Sanat Bakanlığı ile işbirliği yapılarak bir sergi düzenlenmiş ve müze ziyarete açılmıştır. Müze Türk ve İslam Eserleri Müze-si'ne bağlıdır. Üç katlı binanın ilk salonu A. Mickiewicz'in hayatı ve eserleri ile ilgili bilgi ve belgelere, fotoğraf ve büstlerine, ikinci salonu ise Polonya'nın özgürlük mücadelesine ayrılmıştır. Üçüncü salonda, şairin İstanbul'da bulunduğu yıllara ilişkin belge, fotoğraf ve gravürler bulunmaktadır. Binanın bodrum katı ise, Krakow'da gömülü olan şairin sembolik mezarı olarak düzenlenmiştir.

AYŞE HÜR


Yüklə 7,14 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   14   15   16   17   18   19   20   21   ...   129




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin