İstanbul ansiklopediSİ


§314 — İSTANBUL ANSİKLOPEDİSİ



Yüklə 5,06 Mb.
səhifə18/76
tarix04.01.2019
ölçüsü5,06 Mb.
#90131
1   ...   14   15   16   17   18   19   20   21   ...   76
§314 —

İSTANBUL


ANSİKLOPEDİSİ

5315 —

ESNAF, İSTANBUL ESNAFI


sonra, Boğazın ilk bahar mevsimine ermiş sularında sereserpe uzanıp kaldı» (Oktay Sönmez; Cumhuriyet Gazetesi).

4 direkli ve beyaz boyalı narin tekne 113 metro boyundadır, 3673 tonlukdur; 20 parça yelkeninin toplamı 2870 metre karedir; hız yelken ile saatde 17,5 ve motor ile 20 mildir. Istanbula 275 kişi ile gelmişdir; bunun 142'si «Arturo Prat Deniz Akademisi»nin stajiyer deniz subayı adayları, 133 kişi de geminin deniz subay ve neferleridir.

Bu güzel gemi Şili Donanmasında aynı adı taşımış altıncı teknedir:

Esmeralda I. Bir ispanyol harb kalyonudur; 1818 de Şili-ispanya harbinde Callao Körfezinde kıstırılıp zabtedümiş ve aynı isimle Şili donanmasına katılmışdır. Zamanla kadro dışı edümişdir.

Esmeralda II. 1885 de îngilterede yaptı-rılmışdır, buharlı - yelkenli bir firkateyndir; 1879 da Şilinin Bolivya ve Peru ile girişdiği harbde batmış, süvarisi Arturo Prat, kahramanca dövüşerek gemisinin güvertesinde öl-müşdür, Şili Deniz Akademisi bu denizcinin adını taşır.

Esmeralda III. Bir hafif kurvazör; Ja-ponyaya satılmış, Japon Donanmasında «Od-zumi» adını almış, Rus - Japon Harbinde meşhur Çuşima Deniz Muharebesine katılmışdır.

Esmeralda IV. 1898 de yapılmış, zamanının meşhur ağır kruvazörlerindendi, Şili Donanmasına 35 yıl hizmet etti, parçalanıp hurdacılara satıldı.

Esmeralda V. 1946 da Kanadada yaptırılan bir okul gemisi; 1954 de harb gemisi olarak asıl donanma kadrosuna alındı.

Esmeralda VI. 1954 de ispanyadan satın alındı, o tarihden bu yana okul gemisi olarak kullanılmaktadır.

Bibi.: Oktay Sönmez Kaptan, makaale, Cumhuriyet Gazetesi; Tamer Güvenç, Hayat Mecmuası.

ESMERYAN — Geçen asrın ikinci yarısında îstanbulun meşhur göz doktorlarından bir ermeni; küçük adını tesbit edemedik. Çocukluk çağından beri gözlük kullana gelmiş bu satırların yazarına ilk gözlüğü bu ünlü doktor vermişdi (B.: Göne, Reşid Hâlid). Aşağıdaki ilân suretini Sabah Gazetesinden alıyoruz: «Meşhur göz doktoru Esmeryan Paris seyahâtmdan dönmüş olup hastaları Mektebi

Sultanı (Galatasarayı Lisesi) karşısında ve Beyoğlu Caddesinde (istiklâl Caddesi) 204 numaralı yerinde kabul etmektedir» (teşrini

sâni - kasım 1891).

Reşid Halid GÖNÇ

ESNAF *—; Argoda erkek çocuklar ve delikanlılar peşinde dolaşır cinsî sapık erkek; Ferid Devellioğlu «Türk Argosu» isimli lûga-tında bu kelimeye dört ayrı karşılık koymuş-dur: l — ahlâksız kadın; 2 — muhabbet del-lâlı, mutavassıt erkek; 3 — me'bun; 4 — kahve kahve dolaşan kumar hırsızı.

ESNAF, İSTANBUL ESNAFI — «Esnaf -Vaktiyle muntazam sınıflara ayrılmış san'at-kârlar, dükkâncılar; Yorgancı Esnafı, Bakırcı Esnafı gibi. Esnaflık - Dükkânda işleyen veya öte beri satanların işi. Esnaf Kethüdası -Her esnafın hükümetçe işlerini gören ve kendilerinin kefalet ve şâir işlerine bakan ve vergilerini toplayan adam. Esnaf Loncası - Doğrusu Loca, her esnafın içtima ve müzâkerâtı-na mahsus yer, kurdukları meclis» Şamseddin Sami, Kaamusu Türkî.

Eski toplum hayatımızda, geçim yolunu devlet kapusu dışında arayarak ticaret ve zanaat ile meşgul olmak, bir dükkân açmak, imalâthane kurmak serbest değildi. «Gedik denilen bir sınırlamaya tâbi idi ve her sınıf esnaf ve san'at erbabı XVII yüzyıl sonralarına kadar «Tarîki Fütüvvet» (Merdlik, Yiğitlik Ta-rîkatı) yahut «Tarîki Hirfet» (Esnaflık, Zanaat Tarikatı) denilen topluluklar kurmuşlar, XVIII. yüzyıl başında da onların yerine «Esnaf Loncaları» kurulmuştur.

Ticâret ve zanaatı sınırlayan ve Ortaçağdan kalmış olan Gedik usûlünün kabaca tarifi şudur: Dükkân yahut imalâthane, serbest iş yerinin sayısı dondurulmuştur. Meselâ istanbul da 200 terlikçi dükkânının bulunduğu XVII. yüzyıl ortasında ne bir yeni terlikçi dükkânı açılabilir, ne de bu dükkânlardan biri ka-panabilirdi. Hattâ dükkânlar hüviyet de değiştiremezdi. Yâni Çenberlitaş'da bulunan bir terlikçi dükkânı Carşıkapı'ya nakledilemezdi. Böyle bir nakil için,devlet izni şart idi.

Her esnaf zümresinin «Tarîki Fütüvvet», «Tarîki Hirret»lerini, daha sonra da Esnaf Loncalarını kuranlar o zümrenin gedik sahibi

ustaları idi...

Bir Türk-Lonca kurabilmek için bir esnaf ve zanaat erbabı zümresinin gereği kadar kalabalık olması lâzımdı. Müstakil bir Tarik -Lonca kuramayan esnaf, iş - zanaat bakımından en yakın kalabalık esnafa «Yamak Esnaf» olurlardı; meselâ Kaltakçılar, Gedelikçiler (eğerlere, kaltaklara köseleden büyük ok kuburları dikenler), Tekelciler (eğer altında hayvan sırtına örtülen pamuklu bez dikenler), Yu-larcılar, Kamçıcılar, Palancılar Saraç Esnafının; Paşmakçılar, Kavaflar, Çizmeciler, Mestçiler; Terlikçiler, Eskiciler de Pabuçcu Esnafının yamaklan idi.

Bazı büyük işlerde de esnaf Tarik-Lon-cası patronlar tarafından kurulur, o patronlar sayesinde yaşayan esnaf, aynı yolda müstakil çalışan fukara esnaf onlara yamak olmuştu; meselâ Natırlar ve Dellâklar Hamamcıların; Kalafatçılar, Gemi Marangozları, Urgancılar, Yelkenciler, Ziftçiler, Katrancılar, Serenciler, Gemi Tulumbacıları, Pusulacılar, Gemi Saatçileri, Haritacılar; Dalgıçlar da Karadeniz Kaptanlarının; Pereme-Kayık Marangozları, Kayıkçılar, Mavunacılar da Akdeniz Kaptanlarının yamakları idi.

Aynı Tarik-Loncaya bağlı yamak esnafın gedikleri ayrı idi.

Eski esnaf teşkilâtı ve esnaf ile zanaat erbabının islâm akîde ve terbiyesine göre tâbi olmaya mecbur tutulduğu nizam, yukarda kaydettiğimiz Tarîki Fütüvvet ismine nisbetle «Fütüvvetnâme» adı verilmiş eserlerde tesbit edilmişti. Fütüvvetnâmeler, toplum hayatımızda ilk islâmî esnaf nizâmnâmeleri olduğu gibi, müslüman esnaf ve zanaat erbabının da bir ilmihal kitabı idi.

Fütüvvetnâmelerde her hangi bir işin ve zanaatın önce kimin tarafından icra ve Peygamberimizin zamanında ilk islâm toplumu içinde işlerin ve zanaatların eshabı kiramdan kimin tarafından işlendiği yazılmıştır, işte es-habdan o kimseler memleketimizde Türk-müs-lüman esnaf tarafından kendilerine «Pır» olarak kabul edilmiştir. Peygamberimizin zamanında bulunmayan işler ve zanaatlar erbabına muahhar devirlerin ünlü bir siması Pîr olmuştur, istanbul'da pek yakın zamanlara kadar

müslüman Türklerin dükkânlarında, atölyelerinde, dükkânın, atölyenin en şerefli yerinde beyit bir levha halinde mutlaka bulunurdu; meselâ berber dükkânlarında:

Her sabah besmeleyle açılır dükkânımız Hazreti Selman Pâkdir pirimiz üstadımız

hamamlarda da :



Her sabah besmeleyle açılır hammâıtumız Hazreti Muhsin bin Osman pirimiz üstadımız

levhaları okunurdu.

Yine Fütüvvetnâmelerde bütün peygamberler de bir iş ve zanaat sahibi olarak gösterilmiştir; onlar da esnafın ve zanaat erbabının islâmdan önceki ilk pîri bilinmiştir.

Sonra, görülen ihtiyaçlar karşısında esnaf nizamını yeniden tesbit eden fermanlar çık-mışdır.

Önce Fütüvvetnâme kayıtları, sonra esnaf nizamı fermanları ile istanbul'da, dolayısı ile Türkiye'de «Tarîki Fütüvvet-Tarîki Hirfet»-lerde ve onların yerini alan Esnaf Loncalarında her lonca mensubu sıkı ve zincirleme kefalete bağlanmıştı.

Gedik sahibi ölünce, dükkân veya imalâthane o işin başında bulunmak, çalışmak şartı ile evlâdına kalırdı. Evlâdı yok ise, veya baba mesleğini terk etmiş ise o gedik mahlûl sayılır ; Tarik-Lonca tarafından kendi başına dükkân veya imalâthane sahibi olmaya lâyık bir kalfaya devrolunurdu. Eski gedik sahibinin mirasçılarına, işi terketmiş evlâdına da dükkânda veya imalâthanede kalan malın, alât edevatın değer bedeli ile gediğe takdir edilen bir peştemallık bedeli ödenirdi.

Her hangi bir esnafın veya zanaat ehlinin çırağı, gelenek ile tesbit edilmiş çıraklık müddetini ( işin zanaatın güç, ağır olduğuna göre en çok üç yıl) doldurunca ve ustasının da işi öğrendiğini tasdik etmesi üzerine, Fütüvvetnâ-melerin tesbit ettiği şekilde çırak oğlanın beline merasim ile bir «Şed» (Peştemal) bağlanırdı ve çırak aynı dükkânda, atölyede kalfa olurdu.

. Kalfanın ustalığa çıkması, o işte, zanaat-da bir gedik mahlûlunun bulunmasına bağlı idi. Bunu ekseriya kalfanın kendisi arar; işi veya zanaatı terkedecek bir usta ile anlaşır;



ESNAF, İSTANBUL ESNAFI

— Şato —


ANSİKLOPEDİSİ

0317 —


ESNAF, İSTANBUL ESNAFI


«Peştemallık-Peştemâliye» denilen bir bedel karşılığı gedik'i satın alır idi. Parası çıkışmaz ise Tarik-Loncanın yardım sandığından «Kar-zı Hasen» ile, faizsiz borç para alırdı. Önemle tekrar edelim; gedik arayan kalfanın ustalığa lâyık olduğu önceden mensup olduğu Tarik -Lonca tarafından kabul edilmiş olması gerekir idi. Bir kalfa ustalığa yükselirken de beline yine bir «Şed» (Peştemal) kuşatılır, ve bu münasebetle, çırak merasiminden çok daha parlak bir tören yapılırdı ve bu törene «Çırak Çıkarma» denilirdi.

Tarîki Fütüvvet - Hirfetler zamanında, XVII. yüzyıl sonlarına kadar İstanbul'da, do-layısiyle Türkiye'de esnaf teşkilâtı şu kimseler tarafından idare edilmiştir :

ŞEYH — XVII. yüzyıl sonuna kadar Te-rîki Fütüvvet-Hirfetlerin reisi. Tarîki kuran esnaf tarafından kaydı hayat şartı ile seçilirdi. Bu seçime o tarîka bağlı yamak esnaf katılmazdı. Tarîki kuran esnaf zümresinin namlı, yaşlı, faziletli bir siması olurdu. Esnaf şeyhleri dinî tarikat şeyhleri ile karıştırmamalıdır. Şeyhin sözü, o tarîki kuran esnaf zümresi ile tarîka bağlı yamak esnaf üzerinde kesin bir kuvvetde idi. Tarîki Fütüvvet - Hirfetler yerine Loncalar kurulunca, Loncada şeyhlerin yerini aynı vasıflar aranılarak seçilen «Lonca Ustası» aldı. Evliya Çelebi XVII. yüzyıl ortasında istanbul'da 105 nefer esnaf şeyhinin bulunduğunu kaydediyor.

istanbul Kadılığının sicil defterindeki bir kayıt da gösteriyor ki, yalnız Berber Esnafı loncanın reisi için Şeyh unvanı XVII. yüzyıl sonlarına kadar muhafaza edilmiştir. Loncalarına ait bir mes'ele için şer'î mahkemeye baş vuran berber esnafı idarecileri şöyle sıralanmışlardır: «Asitânei Aliyyede Berberan Esnafının kethüda vekili Seyyid Mehmed Usta ve Yiğitbaşıları Mehmed Sadık Usta ve Şeyhleri Abdullah Efendi ve Duacıları Seyyid Osman ve Çavuşları Salih ve ihtiyarlarından ismail ve...» (H. 1210; M. 1795-1796).

NAKİB — Tarîki Fütüvvet-Hirfetlerin idare âmiri; tarîki; tarîki teşkil eden esnaf zümresi ile ona yamak esnaf zümrelerinin bütün islerini çeviren bir zât idi ve tarîki kuran esnaf tarafından seçilirdi. Doğruluğu ile tanın-

mış kimse olması şarttı. Loncalar kurulunca Nakiblik kaldırıldı, vazifesi Kethüdâ'ya devredildi.

Bazı kalabalıkça yamak esnafın ayrıca kendi Nakibleri olurdu; XVII. yüzyıl ortasında Evliya Çelebi istanbul'da 300 nefer esnaf nakibi bulunduğunu kaydediyor ki 105 şeyhin yanında 300 nakib arasındaki büyük fark, yamak nakiblerinden gelir.

DUACI — Esnafdan olması şart değildi. Salih bir kimse olarak seçilir ve kendisine tarik sandığından yıllık bir ücret ödenirdi. Bazı esnaf zümreleri duacılarını loncalar devrinde de muhafaza etmiştir. Berber esnafında çırakların peştemal kuşanması, kalfalık imtihanında, kalfa olacak çırak oğlan lonca odasında ve berber ustalarının huzurunda Duacı E-fendi'yi tıraş ederdi.

ÇAVUŞ — Esnaf tarîkinde bir nevi inzibat zabiti idi; sorumlu, suçlu esnafı, Şeyhin riyasetinde Nakib ile esnaf ihtiyarlarının teşkil ettiği tarik divânında sorguya çekilmek ü-zere çavuşlar gidip çağırır ve alıp getirirlerdi. Esnaf ve zanaat erbabı çavuşun dâvetine hemen uyarak gitmeye mecbur idi. Yamak esnafın çavuşları kendi zümreleri içinden seçilirdi. Evliya Çelebi esnaf çavuşlarının 415 nefer olduğunu kaydediyor. Aynı yüzyılın sonlarında Çavuşların yerini Yiğitbaşı'lar aldı.

KETHÜDA (KÂHYA) — Eski esnaf teşkilâtında önceleri Tarîki Fütüvvet-Hirfetler ve sonra Esnaf Loncaları, ile Hükümet arasında vasıta olan kimse; Esnaf Kethüdâlığı, Kâhyalığı ve Tarikde-Loncada hükümeti temsil eden resmî bir memuriyet idi. Hükümet tarafından tâyin ve azil edilirler; önceleri Tarik, sonra da Lonca sandığından gündelik hesabı ile maaş alırlardı. Tarîkin-Loncanm zenginliğine denk olarak maaşları değişirdi, işi de, sorumluluğu da ağır bir memuriyet idi.

Esnaf Kethüdalarım kendi içlerinden biri olarak esnaf seçer, istanbul Kadılığına arz e-der; kadılık tahkikatını yapar; seçilen zâti kethüdâlığa lâyık görürse hükümetçe tâyini yapılırdı. Bazan da bir esnaf kethüdâlığına o esnaf zümresinin dışından bir zâti hükümet münâsib görür ve tâyin ederdi. Meselâ XVII. yüzyılda büyük musikişinas Mustafa Itrî Çele-

bi, Esirciler Kethüdâlığına böyle tâyin edilmiştir. (B.: Itrî Çelebi, Mustafa)

Hükümetçe esnafa yapılacak tenbihler, esnafdan istenecek yardamlar, narhlar, esnafa kethüdaları vasıtası ile bildirilirdi. Esnafın hükümetten istekleri, bazı şikâyetleri hükümete keza kethüda vasıtası ile arz olunurdu.

Bir esnaf kethüdasının başlıca vazifesi de kethüdası bulunduğu esnaf zümresinin esnaf nizamına ve narha riayetini sağlamak ve esnafın haklı isteklerini, yerinde şikâyetlerini hükümete lâyık olduğu önemle duyurmak ve bunların tahakkukunu temin etmekti. Bu bakımdan bir esnaf kethüdasının hem esnaf arasında, hem hükümet nezdinde itibarlı, şerefli kişi olması lâzımdı. Vazifesinin şerefini idrâk etmeyen bir kethüda, uygunsuz esnafın türlü yollardan hile ve hırsızlıklarına rüşvet kargılığı göz yumarak, sonu kendisi için çok tehlikeli de olsa büyük menfaatler sağlayabilirdi. Esnafı murakabe, kontrol bahanesi ile esnafa zulmeden ve bu yoldan bazı menfaatler sağlayan, kethüdası bulunduğu esnaf zümresi arasına nifak, ikilik sokan kethüdalar da görülmüştür.

İstanbul Kadılığı sicil defterlerinde aşağıdaki kayıd bir kethüdanın tâyin şekline örnek-dir:

«Kalaycılar Kethüdası Muslu bin Şaban Usta, Kalaycılar Yiğitbaşısı Ali bin Mustafa ve kalaycı esnafı ihtiyarları meclisi şer'a (kadılığa) geldi. Kethüdaları Muslu Ustanın kendi isteği ile kethüdâlıktan çekildiğini arz ederek içlerinden Kenan bin Abdullahın ket-hüdâiığa lâyık olduğunu beyan ile tâyinini istediler; muvafık görüldü ve o da bu vazifeyi kabul ettiğinden tâyini yapıldı.» (H. 1074, M. 1664)

Bir kethüda değiştirilmesi için ferman: «istanbul Kadılığına hüküm ki, «Düğmeci, kaytancı ve ibrişimci esnafı arzuhal vermişler, kethüdaları kendi işlerine tâyin edilegelirken, bir esnaf zümresine başka bir esnaf zümresinden kethüda tâyini âdet değilken Kolancılar Esnafından birisi bunlara kethüda tâyin edilmiş. Haklıdırlar, o kethüdayı çıkarıp Düğmeci, Kaytancı ve ibrişimci esnafına kendilerinden bir kethüda tâyin edilsin.» (H. 1109, M. 1698)

Esnaf Kethüdâlığı 24 Nisan 1328 (7 Ma-

yıs 1912) tarihli bir talimatname ile kaldırıldı; fakat Ittihad ve Terakki Fırkası (Partisi) siyasî mücadelelerinde ve bilhassa mebus seçimlerinde esnaf servetinden ve esnaf kalabalığının oylarından istifade etmek için esnaf te-gekküllerinin başına «Kâtibi Mes'ul» unvanı ile birer kethüda, esnaf kâhyası tâyin etti.

Esnaf Kethüdâlıkîarı kesin olarak Cumhuriyet devrinde kaldırıldı. Fakat zamanımızda iskelelerde sandalcı nöbetlerini, durak yerlerinde taksi, otomobil nöbetlerini ve bazı faal işyerlerinde arkalıklı hammal nöbetlerini idare eder kimseler hâlâ Kayıkçılar Kâhyası, Taksi Kâhyası, Hammallar Kâhyası unvanlarını taşırlar.

YİĞİTBAŞI — XVII. yüzyılın ikinci yarısında eski esnaf çavuşlarına verilmiş bir unvandır. Loncalar kurulduktan sonra loncadaki mevkii, kethüdadan sonra gelirdi. Yiğitba-şılar esnaf tarafından seçilirdi.

esnaf ihtiyarları — Tarîki Fütüvvet - Hirfetlerde Şeyh, Nakib, Kethüda ve Çavuşun; Esnaf Loncalarında da Kethüda ve Yi-ğitbaşıîarın iştiraki ile kurulan idare heyetlerinin azaları olup bir idare heyetinde kaç ihtiyar ustanın bulunduğunu tesbit edemedik. Mensub oldukları esnaf zümresi tarafından seçilirlerdi ve daima işine, zanaatına yıllarca e-mek vermiş, namusu ile, doğruluğu ile seçkin bir mevki kazanmış kimselerden olurlardı.

LONCA — Tarîki Fütüvvet-Hirfetlerde esnaf zaviye ve dergâhlarda toplanırlardı. Tarîkin vakıf demirbaş eşyası ve esnaf sandığı da o dergâhda, zaviyede bir odada muhafaza edilirdi. Çırağa peştemal kuşatma ve kalfayı usta yapma (çırak çıkarma) gibi merasim de oralarda yapılırdı. Yukarıda da kaydettiğimiz gibi Tarîki Fütüvvet-Hirfetler XVII. yüzyılın ikinci yarısına kadar sürmüştür. Onların yerine XVII. yüzyıl başlarında Esnaf Loncalarının kurulmasının başlıca sebebi, esnaf zümreleri içinde bulunan ve büyük kalabalık teşkil eden gayri muslini esnaf ve zanaat erbabının durumudur. Bir esnaf zümresinin muslini ve gayri muslini bütün mensuplarını ilgilendiren meseleleri tam bir serbestlik içinde konuşabilmek için buluşma, toplanma yerinin dinî bir müessese olmaması lâzım geliyordu. Loncalar, her esnaf zümresinin toplu olarak bulunduğu ve aynı zanaatı işler kişilerin çalıştığı bir çar-§ı boyunda, bir han içinde açıldı ve idareleri-





ESNAF, İSTANBUL ESNAFI

— 5318 —


İSTANBUL

ansiklopedisi

ESNAF, İSTANBUL. ESNAFI


nin başına Şeyh ile Nakib yerine Kethüda ile Yiğitbaşı geçti.

Esnaf Loncaları bir müddet sonra aynı kethüdanın reisliği altında müslüman ve gayri muslini loncalar olarak bölündü ve bu loncalar kendilerine ayrı ayrı muslini ve gayrı muslini birer yiğitbaşı seçtiler. Şu ferman sureti loncaların bu suretle ikiye ayrılmasının sebebini göstermiş olabilir:

«İstanbul Kadısına hüküm ki, «istanbul'daki zimmî (gayri muslini) terzi esnafı Divânı Hümâyuna arzuhal verip kethüdaları olan ismail ile onun oğlu ve yiğitba-şıları olan Halilden şikâyet etmişlerdir. Sizi küreğe attırırım tehdidi ile zimmî terzi esnafından şeriat ve kanun dışı kuzu parası, bayram parası, ziyafet parası diye para alıp zulm ederlermiş. Bu zulümlerini gün günden arttırıp istenilen parayı veremiyenleri falakaya koyup bazılarını değnek, bazılarını sille yumruk ile döverler mis. Terziler kethüdası ismail ile Yiğitbaşı sı Halilin bu hallerden şiddetle men'v hilâfında hareketden sakınmaları.» (H. 1177, M. 1764).

Esnafın yeni içtima yerine verilen Lonca adı italyanca hücre, oda anlamında Loggia kelimesinden alınmıştır; esnaf loncalarına, a-dmın lügat mânası ile «Esnaf Odaları» denilebilir.

Meşrutiyetin ilânında esnaf kethüdâlıkla-rı kaldırılırken loncalar da kapatıldı.

SANDIK — Her esnaf zümresinin bir yardımlaşma sandığı vardı. Tariklerde Şeyhin ve Nakibin, sonra Loncalarda Kethüda ile Yi-ğitbaşmm nezaret ve sorumluluğu altında bulunurdu. Esnaf sandıklarının gelir kaynakları: Çırağın kalfalığa ve kalfanın ustalığa peş-temal kuşanma merasiminde kadim gelenek icabı ustalarının verdiği paralar;

Çırak, kalfa ve ustalardan keselerinin tahammülü derecesinde haftalık, yahut aylık aidat;

Sandıktan yapılan ikrazların yüzde l'i faizleri (Tarikler devrinde faiz yoktur, bu küçücük faiz Loncalar devrinde konmuştur);

Zengin esnafın vasiyetnamelerle sandığa

bıraktığı paralar;

Varis bırakmadan ölen zengin esnafın yine vasiyetname ile tarikine veya loncasına bıraktığı emlâkin. geliri;

Hiç umulmayan bir yerden «Tayyârat» adı verilen bağışlar.

Loncaların, bir gelenek olarak esnaf tarafından verilmiş, vakfedilmiş ve zaman ile büyük bir maddî kıymet almış demirbaş bakır takımları vardı. Bunlar, peştemal kuşanma törenlerinde verilen ziyafetlerde ve esnafın toplu olarak yaptıkları kır gezintilerinde kullanılırdı. Halkın yaptığı düğünlere de birkaç günlüğüne kira ile verilirdi, bu da sandığa bir gelir sağlardı.

HANLAR, ÇARŞILAR — Aynı iş ile meşgul zanaat ehli ve esnaf umumiyetle bir han içinde yahut bir çarşı boyunda, bir çarşının bir bölümünde toplanmış olurdu. Meselâ istanbul'da Büyük Saraç Hanı (Saraçhane), Ketenciler Ham, Fermeneciler Çarşısı, Dökmeci-ler Çarşısı, Mısır Çarşısı (Baharatçılar), Kürkçü Hanı; Yağ Kapanı; Bal Kapanı, Örücüler Ham, Sırmakeş Hanı ve daha bunlara benzer yüzlerce isim hatırlanabilir.

Zanaat ehli ile esnafın bekâr uşakları da bekâr hanlarında, bekâr odalarında bir arada barınırlardı, bu hanlara, odalara da önceleri Tarik, sonraları Lonca kefaleti ile alınırlardı. Bekâr hanlarına ve odalarına da bazan o bekâr uşaklarının mensup oldukları zümreye göre isim verilir, Saraç Odaları, Pabuççu Odaları, Debbağ (Tabak) Odaları, Kayıkçı Odaları, Yelkenci Odaları denilirdi. Şehir asayiş ve huzurunu bozacak hallere mâni olacak sıkı inzibat tedbirleri alınırdı (B.: Bekâr, Bekâr Uşağı, Bekâr Uşağı Nizâmı, cild 5, sayfa 2393; Dükkân, cild 9, sayfa 4807).

îstanbuluıı Eski Müslüman Türk Esnafın-ca makbul Ahlâk — Eski teşkilâtı içinde esnafın dinî tarikatlerle yakın münâsebeti vardı. Ustalar, kalfalar bir şeyh tarafından irşâd edilir, onlar da çıraklarını terbiye ederlerdi, bu tesir altında eski istanbul esnafında doğruluk ve kazanç hakkına kanaat iki büyük meziyet olarak yerleşmişti. Zanaat ehli imalâtını istenilen, aranılan evsâfına uygun yapar, ticâret ehli de tartı ve ölçüde hilesiz, ve ancak meşru kârını alarak satardı. Yüz yıllar boyunca esnaf arasından bu ahlâk prensiplerine riâyet etmeyenler elbet ki çıkmışdır, o gibiler de her esnaf zümresinde evvelâ kendi

loncaları tarafından hükümete ihbar edilir, tâ-kib olunur ve cezalandırılırdı.

Ünlü Fransız coğrafya bilgini Elisee Rec-lus (1830-1905) «Geographie Üniverselle = Cihan Coğrafyası» isimli büyük ve çok meşhur eserinde şunları yazıyor: «Türkün faziletleri o kadar büyükdür ki hattâ kendisine ihanet eder. Namuslu, sözüne sâdık olduğundan borcunu ödeyebilmek için son derece çalışır. Hıristiyan tefeciler de bundan istifade e-derek ona ömrünün sonuna kadar esir edecek ikrazlarda bulunurlar. Türk hiçbir zaman aldatmaz, o kadar namuslu ve doğrudur ki aynı işi yapan dükkân komşuları rumlar, Suriyeliler, İranlılar ve Ermeniler Türklerin bu iç saflığı ile alay ederler, onları acınacak bulurlar.»

Büyük italyan edîbi Edmondo de Amicis de (1846-1908; B.: Amicis, Edmondo de, cild 2, sayfa 782) istanbul seyahatnamesinde istanbul esnafından bahsederken şunları yazıyor: «.. Rum müşteriyi seslenip çağırır, eliyle koluyla işaretler yaparak davet eder; Ermeni biraz daha temkinlidir; Yahudi, malını kulağa fısıldayarak arz eder; Türke gelince, sessiz, müşterisini sadece bakışları ile çağırır. Bir Türke, söylediği fiat için, sakın biraz aşağı olmaz mı diye pazarlığa girişmeyin, bunu kendisine hakaret sayar, ve: — Ben hırsız mıyım ki önce sizden hakkım olmayan fahiş bir para isteyeyim ve sonra pazarlığa girişeyim!,. der...».

Benim de feyz aldığım Darüşşefaka mezunlarından köprü mühendisi Edhem, ikmali tahsil için îngiltereye gitmişdi, onun naklettiğine göre Birmingham şehrinin ticaret odasında bir duvarda şu yazı asılıymış: «Hakikî Türklerle her hangi surette olursa olsun istediğiniz ticareti yapabilirsiniz, fakat şarkın rumları ile ermenilerinden kat'iyyen sakınınız».

Eski esnaf ahlâkı üzerine bir iki misal verelim, aşağıdaki satırları istanbul Kadılığı sicil defterlerinden alıyoruz:

«Dokumacı esnafı Kethüdası ve Yiğitba-Şisı ve ihtiyarları mahkemeye gelerek Perdahçılar Hanındaki ipekçi Nikoli veledi Mavridi'-nin bozuk bez dokutup sattığından şikâyette bulunmuşlar, Nikoli mahkemeye celbolunup suçunu itiraf etmiş, bundan böyle evsâfı bozuk bez dokutmayacağını taahhüdle dükkânında öyle bez çıkarsa cezasına razı olduğunu

söylemişdir, dokumacı esnafı da şikâyetlerini şimdilik geri almışlardır». (1206, M. 1792)

«Kılıççı esnafının Kethüdası ve Yiğitba-şısı ve şâir ustaları mahkemeye gelerek kılıççı esnafından Hüseyin bin Hasanın sakız ağacından yapdığı kılıç kabzalarını siyaha boyatarak abanoz kabzalı kılıç diye sattığını ve müşterileri aldattığım şikâyet etmişler, Hüse-yinin suçu sabit görülmüş, kılıççı esnaflığından ihraç edilmişdir.» (1138, M. 1726).

işte esnafın bu gibi dikkati neticesidir ki hükümet hak ve vazifeleri arasında bulunan murakabeyi her esnaf zümresinin kendisine terketmişdi.

Bizim eski esnafımızda en büyük ahlâkî zaaf, sanat sırrı üstündeki kıskançlık olmuş-dur. El ile işlenen zanaatlarda uzun tecrübelerle elde ettikleri ince, büyük hünerleri namlı ustalardan çoğu bir sanat sırrı olarak saklamış-dır, en sâdık kalfasına, hattâ öz oğluna bi le öğretmeden o sırn kendisiyle birlikde götüren ustalar vardır. Bu kötü huy en basit işlerde bile deprenmişdir, Ebüzziya Tevfik Bey anlatıyor; Derviş Ali adında bir terlikci ustası sokakda kimsesiz kalmış Riza adında zeki ve çok güzel bir çocuğu evine almış, oğlancık bekâr hayatı süren Derviş Alinin uşağı olmuş, hâmisi terlikçilik sanatını öğretmeden işi onun çalışmasına bakarak öğrenmiş. Bir gün Derviş Ali bir iş için evden ayrıldığında Riza onun yarım bırakdığı bir çift terliği ustasının işinden farksız olarak dikip tamamlamış ve takdir görme ümidi ile Derviş Ali'yi heyecanla beklemiş. Terlikci gelmiş, terlikleri görmüş:



  • Bugün buraya kim geldi?., diye sor
    muş.

  • Kimse gelmedi.

  • Bunları kim dikdi?

  • Ben!

Bir kesilmiş terlik teki vermiş ve:

— Al şu tığla iğneyi eline de gözümün


önünde dik göreyim!.. Demiş. Oğlan sür'atle
ve mükemmelen dikmeye başlayınca:

— Peki, inandım, bırak!., demiş.


Ve ertesi sabah :

— Ben bir şeyi istersem öğretirim, sen is


temediğim halde bu sanatı bakarak öğrendin,
hattâ usta olmuşsun, iki usta bir arada işle
mez!., diyerek oğlancığı aldığı sokağa atmış.
Bu Rıza da önce hamam külhanlarına düşüp

ESNAF, İSTANBUL ESNAFI

Yüklə 5,06 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   14   15   16   17   18   19   20   21   ...   76




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin