KirkçEŞme tesisleri

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 8.15 Mb.
səhifə46/140
tarix27.12.2018
ölçüsü8.15 Mb.
1   ...   42   43   44   45   46   47   48   49   ...   140

Bibi. Tarih-i Raşid, V; Küçükçelebizade ismail Asım Efendi, Tarih-i Küçükçelebizade, ist., 1282; Ahmed Refik, Lale Devri, İst., 1331; (Al-tınay), Onikinci Asırda; M. Aktepe, Patrona İsyanı, ist, 1958; Mür'i't-Tevârih, I, 1-22; Lady Montagu, Şark Mektuplun, İst, 1933; Mehmed Zeki, "Sultan Ahmed-i Sâlis, Sa'dâbâd Resm-i Küşadmda", Edebiyat-ı Umumiye Mecmuası, S. 103 (18 Kânunısani 1919), s. 1290 vd; H. Ye-nigün, "Lâle Devri Bestekârları", Türk Yurdu, S. 4-5-6-7 (Temmuz-Ekim 1960).

NECDET SAKAOĞLU



LALE SİNEMASI

1940'larda İstanbul'un en şık ve modern sinema salonlarından biri. 1939'da Beyoğlu İstiklal Caddesi no. 85'te açıldı. Karaköy' ün ünlü börekçilerinden Safranbolulu Hüseyin Çeyrekoğlu'na ait olan sinema salonunu, açılışından 1959'a dek Cemil Filmer işletti. Filmer, İpekçilere rakip olarak işletmesini üstlendiği bu salonda o yıllara göre çağdaş reklam ve promosyon olanaklarının tümünü denedi. Gazetelere dört filmlik bir liste vererek halkın bunlardan birini açılış filmi seçmesini istedi. Sinema, Nisan 1939'da Tino Rosi'nin oynadığı Paris Işıklan'j\z açıldı. Uzun süre Warner Bros ve Paramount'un filmlerini oynattı. 1950'lerin başlarında Samsan ve Dalila, Maureen O'Hara'lı Bingazi Korsanları, Gary Cooper'li Mağlup Edilemeyenler, William Holden'li Kanun Fedaileri, Burt Lancaster'li Aslanlar Kalesi gibi serüven filmleriyle Vivien Leigh ile Marlon Bran-do'nun oynadığı ihtiras Tramvayı, Gary Cooper'li Şahane İntikam, Barbara Stan-wyck'li Ölüm Yolcuları, Elizabeth Taylor ile Montgomery Clift'in oynadıkları İnsanlık Suçu gibi sosyal içerikli ve iddialı filmleri de gösterdi.

1950'lerin ortalarında Fitaş'a karşı atağa geçen Lale Sineması o yıllar için büyük bir yenilik olan renkli sinemaskop filmlere ağırlık verdi. Aslan Yürekli Rişar, Talih Revüsü, bu tekniğin ülkemizde gösterime giren ilk örnekleri oldu. Yaz aylarında ise Warner Bros ve Paramount'un eski klasik filmlerinden Kazablanka, Altın Hazineleri, Moby Dick, Denizin Altında 20 Bin Fersah, James Dean'li Asi Gençlik, Devlerin Aşkı başta olmak üzere birçok filmin ikinci vizyonunu yaptı.

LALE VE NERKİS HANIMLAR

186

187

LALELİ

.--. ' 100 yılda bir yaratılan film mucizesi insanlık Suçu (solda) ile Samsan ve Dalila

Beyazıt'ta 1940'ta açılan ve bugün yerinde Beyaz Saray İşhanı bulunan sinema ile 1930'da Kadıköy'de Hilal'in yerine yapılan sinemalar da Lale adını taşıyordu.



Bibi. N. Ozon, Türk Sineması Tarihi, ist., 1962; C. Filmer, Hatıralar, ist., 1984; A. Dor-say, Benim Beyoğlum, ist., 1991; G. Scogna-millo, Cadde-i Kebir 'de Sinema, İst., 1991; B. Evren, Türk Sinema Sanatçıları Ansiklopedisi, İst., 1982.

BURÇAK EVREN



LALE VE NERKİS HANIMLAR

Lale Hanım (1898, Selanik - l Şubat 1971, İstanbul) Nerkis Hanım (1895, Selanik - 12 Mayıs 1975, istanbul) Ses sanatçıları.

Lale Sineması'nda 1950'lerin başında oynayan filmlerinin afişleri. Burçak Evren koleksiyonu

1958'de, Beyoğlu'ndaki değişimden nasibini alarak lüks ve modern sinema olma özelliğini yitirdi. Lale Film'in programından çıkarak yerli filmler göstermeye başladı. 1970'lerin başında Ekran Film'in işletmesine geçerek tekrar yabancı filmlere dönüş yaptı. Baba, Kadın Affetmez, Ya Sen Ya Ben, Yasak Yol başta olmak üzere 1972-1973 sezonunun en iddialı yabancı filmlerini gösterdi.

1975'lerde sinema ortamındaki krizden etkilenerek tekrar yerli filmlerin gösterimine döndü. İrfan Ünal'ın işletmesinde, İstanbul'da vizyona giren Türk filmlerinin Beyoğlu'ndaki en önemli ayaklarından biri oldu. Birçok Türk filminin galası bu salonda yapıldı. Salonun giderek yıpranması seçkin seyircinin kaçmasına zemin hazırladı. Bunun sonucu da sinema salonu 1980'ierin ortalarında kapanmak zorunda kaldı.

1987'de salonda tadilat yapılarak sadece balkon kısmı Lale Sineması adıyla Ar-nold Schwarzenegger'in RavuDeal filmiyle tekrar açıldı. Bunu 1988'de yine balkon kısmından oluşturulan Lale 2 izledi. Avşar Film'in yönetimindeki bu salonlarda UIP ve Yeni Tual Film'in filmleriyle ara sıra da yerli filmler gösterildi.

Lale Sineması gösterdiği filmler kadar, bu filmlere ilişkin tanıtım yöntemleriyle de öncü oldu. Bu sinemada gösterilen filmlere ilişkin Amerikan baskılı, iki yapraklı, renkli ve çizgi roman tekniğinde hazırlanmış ilanlar büyük ilgi gördü. Ressam Hasan Mithat Ağakay'ın yaptığı dev panolar ve dekupajların en özgün örnekleri bu sinemanın önünde sergilendi. Lale Sinema-sı'nın girişine Vatan Kurtaran Aslan, Denizler Aslanı, Gönüllü Kahramanlar filmleriyle ilgili yapılan devasa dekupajlar bu tanıtımın en özgün örneklerini oluşturdu.

Rumelili bir ailenin kızları olup liseyi Selanik'te bitirdiler., Balkan Savaşı'nın yol açtığı yıkımdan sonra aileleriyle İstanbul'a yerleştiler. Doldurdukları plaklarda Lale ve Nerkis takma adlarını kullanan kardeşlerin asıl adları sırasıyla Lebibe İhsan Sezen ve Neyyire İpekçi'dir. Birlikte birçok plak doldurdukları için adları çoğu kez birlikte anılır. 1920'lerin başlarında, o yıllarda İstanbul'da yaşamakta olan Petersburg Konservatuvarı öğretim üyesi Bayan Mon-çanova ile Fransız uyruklu Madam Namer' den Batı müziğinde piyano ve şan; Udi Nevres Bey ile Dürrü Turan'dan da Türk musikisi dersleri aldılar, ayrıca zamanın değerli musiki adamlarının katıldığı özel musiki meclislerine devam ederek Türk musikisi meşk ettiler.



.^ GmriK&KAKlut V^fa, •*«•§

SamsiMiDalıla

MATURE «


Lale ve Nerkis hanımlar İstanbul'da plak dolduran ilk kadın sanatçılar arasındadırlar. 1928-1933 arasında Columbia, Sahibinin Sesi ve Pathe şirketleri için Udi Nevres, Mesut Cemil, Nubar Tekyay ve Sadi Işılay eşliğinde ayrı ayrı ve birlikte 100'ü aşkın plak doldurdular. Sahneye hiç çıkmadıkları, radyoda da okumadıkları halde, 78 devirli taş plakların yayımlandığı yıllarda İstanbul'un musiki çevrelerinde büyük ilgi uyandırmışlardı. Yerinde süslemelerle örülü, sade ve temiz okuyuş üslupları günümüzde de zevkle dinlenebilecek musiki değerleri taşır. Birlikte doldurdukları plakların en çok dikkati çeken özelliği bir kişi tarafından okunmuşçasma belirgin bir uyum ve ses birliği göstermesidir.

Lale-Nerkis hanımlar zamanın ünlü piyanisti Voskovi ile ünlü kemancısı Zir-kin eşliğinde Batı müziği plakları da doldurmuşlar, mezzosoprano ve soprano sesleriyle ve Türkçe sözlerle Türkiye'de ilk kez plaklara opera aryaları ile liedle-ri başarıyla okumuşlardır. Küçük kardeşleri Aliye Belkıs da (1905-1981) ayrıca Türk musikisi plakları doldurmuş, 1940' larda İstanbul Radyosu'nda okumuştur. BÜLENT AKSOY

Lale Hanım (solda) ve Nerkis Hanım.

Marie Claire, no. 38 (Arahk 1991)/Gökhan Akçura koleksiyonu

LALELİ

Beyazıt ile Aksaray arasında, tarihi kentin ana aksı olan eski Meşe, bugünkü Ordu Caddesi etrafında uzanan semt. Güneydoğusunda, Koska(-0 diye adlandırılan, bugün semt adı artık pek kullanılmayan bir bölgeyi de içerir.

Eski belgelerde Laleli adı 18. yy'dan önce pek görülmemektedir. Fakat Laleli Ca-mii'ne ilişkin Ahmed Refik'in yayımladığı III. Mustafa dönemine (1757-1774) ait iki divan kaydında "Asitane-i saadetimde Laleli Çeşme kurbünde bina ve ihyasına ira-de-i hümayunum tealluk iden cami-i şerif" denildiğine göre, Laleli adı bu çeşmeden kaynaklanmaktadır. 1718'deki büyük yangında, yangının Laleli Çeşme ve Çukur Çeşme'ye kadar uzandığı söylendiğine göre bu çeşmenin 18. yy'ın başında tanınan bir yapı olduğu anlaşılıyor. Bu çeşme hakkında fazla bir bilgimiz yoktur. Fakat değişik kaynaklarda Laleli'deki bir Mezardan (lale bahçesi) ve Lalezar Mescidi'nden söz edilmektedir. Bütün bu olguların Lale Dev-ri(->) ile ilişkisi olduğu tahmin edilebilir. Laleli semtine ad verdiği sanılan Laleli Baba ise İstanbul evliyaları içinde çok önemli bir ad değildir (bak. Laleli Baba Türbesi). Semte ad verme açısından çeşmenin ya da Laleli Baha'nın öncelikleri konusunda kesin bir bilgimiz yoktur. Evliya Çelebi böyle bir evliyadan söz etmediği gibi, Hadî-ka'da. da bu dervişe ilişkin bir kayıt yoktur. III. Mustafa Türbesi ve Sebili'nin Aksaray'a doğru 15 m kadar aşağısında yoldan oldukça yüksek bir set üzerinde bulunan Laleli Baha'nın türbe ve çeşmesi 1957'de Beyazıt-Aksaray yolu açılırken yıktırılmıştır. Bugün Laleli Baha'nın mezar taşı Laleli Külliyesi' nin(->) kuzeybatısındaki Kemal Paşa Camii haziresindedir.

Laleli'nin, Laleli Külliyesi'nin yapılmasından önce Koska olarak anıldığı anlaşılıyor. Örneğin Sekbanbaşı Yakub Ağa'nın mescidi Koska'dadır. Onun yanında, 1745' te yapılmış olan Bayezid Hamamı karşısındaki Hasan Paşa Hanı(->) Koska'dadır. Hattâ Kemaleddin Bey'inO) Harikzedegân Apartmanları'nın yerindeki eski Laleli Medresesi de yazılı belgelerde Koska Medresesi olarak geçer. Bugünkü fen ve edebiyat fakültesinin yerindeki Zeyneb Hanım Kona-ğı(->), Koca Ragıb Paşa Külliyesi(->), Laleli Camii'nin karşısında bulunan ve Ordu Caddesi'nin açılışı sırasında yıkılan Mimar Kemaloğlu Mescidi de Koska'da sayılmıştır.

Laleli yöresi, Roma ve Bizans dönemlerinde Osmanlı dönemine göre daha önemli bir kent bölgesiydi. Çünkü kent merkezinden Yedikule'ye giden anayol (Meşe) bölgenin ortasından geçiyordu. Türk döneminde ağırlık Beyazıt-Edirnekapı yoluna geçince, Laleli bölgesi önemini bir ölçüde yitirmiştir. Tauri Forumu(-0 ile Bous Foru-mu(->) arasındaki bu semtte, Meşe üzerinde, kesin yeri saptanamamış olmakla birlikte, Kapitol bulunuyordu. Bunun büyük bir olasılıkla Koska'da olduğu düşünülebilir. Meşe üzerinde ve yolun kuzeyinde olduğu düşünülen Amastrianon Forumu(->)

da Laleli semtinin sınırları içinde önemli bir kent odağıydı. Varlığını en az 10. yy'a kadar korumuş olan Amastrianon'un güneyinde önemli yapılar vardı. Bunların da güneyinde Marmara kıyılarında, Heptaskalon Li-manı(-0 bulunuyordu. Mese'nin güneyinde dıştan dışa 41,80 m'lik çapı ile Roma döneminin Panteon'dan sonra en büyük "ro-tonda"sı bugünkü Laleli semtinin sınırları içindeydi. Bu rotonda'nın gerçek işlevi saptanamamıştır. Böyle bir yapının büyük yankılar bırakmadan yaşamış olması düşünülemeyeceğine göre büyük olasılıkla inşaatı bitmemiş ve sonradan bir sarnıca çevrilmiştir (bak. Bodrum Camii Sarnıcı). Bugün, yapının tarihi niteliğini bozan bir restorasyonla çarşı olarak kullanılan bu rotonda'nın yakınında 8. yy'da İmparatoriçe Ei-rene'nin sarayı bulunuyordu. Anlaşıldığı kadar Bous Forumu'nun hemen yakınında bulunan bu meydan oradaki etkinliklerin bir bölümünü de üzerine almıştı. 10. yy'da Mirelaion Manastır ve Kilisesi'nin bunun arsası üzerinde yapıldığı söylenir (bak. Bodrum Camii). İmparator I. Romanos Leka-penos'un (hd 920-944) sarayı da burada yapılmıştır.

Bizans döneminden günümüze kadar gelebilmiş iki önemli anıt, Bodrum Camii (Mirelaion Manastırı Kilisesi) ile rotonda'nın zemin katı ve sarnıca dönüştürüldüğü dönemde içine yapılan tonoz örtülü sistemdir. Bodrum Camii çevresindeki bu Bizans dönemi kalıntıları dışında, Türk döneminde, 1911 yangınına kadar bir mescit olarak yaşamını sürdüren Balaban Ağa Mescidi(->) de bir geç Roma mezar yapısı üzerine kurulmuştu. Bu bölgenin her noktası, birinci sınıf bir arkeolojik SİT niteliğindedir. Fakat yerleşmenin bu kadar yoğun olduğu, deprem ve yangınlarla sık sık yanıp yıkılmış, yüzyıllar boyu üzerine yeni inşaatlar yapılmış böyle bir bölgede arkeolojik araştırma yapma olanağı da her zaman çok sınırlı kalmıştır.

II. Mehmed (Fatih) döneminin (1451-1481) mahalleleri arasında bugünkü Laleli semtine tekabül eden ve hepsi mescitle-riyle bilinen Alem Bey (ya da İğciler), Balaban Ağa (bu mahallenin mescidi bir geç Roma mezarı üzerine yapılmış ve çeşidi tamirlerle 1911'e kadar yaşamıştır), Çakır Ağa (bu mahallenin mescidi aynı zamanda Nerdübanlu ve Mercimek mescitleri olarak da bilinir; 1934'te yıkılmıştır), Mesih Paşa, Mimar Kemaloğlu, Molla Kestel mahalleleri E. H. Ayverdi tarafından saptanmıştır. Bu mahallelerin adları uzun süre yaşamışsa da, mescitlerin hiçbiri özgün haliyle kalmamış, büyük bir kısmı da yangın, deprem ya da imar hareketleri sırasında ortadan kalkmıştır. Eski Odalar yakınında bulunan Molla Kestel Mescidi bugün mevcut değildir. II. Bayezid döneminde (1481-1512) Sadrazam Mesih Ali Paşa tarafından camiye çevrilen; büyük olasılıkla altındaki bodrum ve büyük sarnıçtan ötürü Bodrum Camii denen Mirelaion Kilisesi 1911 yangınına kadar kullanılmıştır. (1964-1965'te restorasyon görmüş olan kilise 1987'de bir kez daha restore edilerek ibadete açılmıştır.) Bodrum Camii'nin 1501 tarihli vakfiyesinde ca-

mi ile birlikte odalar, evler ve işyerlerinden söz edilir. Bu da, Mirelaion Manastırı'nın bazı bölümlerinin o sırada yaşadığı kanısını uyandırmaktadır. II. Bayezid'in, "küçük kıyamet" denen 1509 depreminden sonra giriştiği imar etkinliklerinden Laleli Camii'nin yapılışına kadar geçen uzun dönemde, bu bölgede önemli bir yapı kurulmamıştır. II. Bayezid döneminde Bali Efendi tarafından yaptırılan Kızıltaş Mescidi ve buna ek olarak oğlu Şehzade Kor-kud'un kızı Ferahşah Sultan'm yaptırdığı bir mektep ve türbe ile sonradan onlara eklenen bir çeşme, bir küçük külliye meydana getirmişse de, bunun yeri bile belli değildir. Hadîka'da, Kızıltaş adının eskiden burada sırt hamallarının dinlendikleri kızıl bir somaki seki taşından kaynaklandığı anlatılır. Büyük olasılıkla Roma dönemine ait olan böyle bir fragmanın Türk döneminde bir mescide ad vermiş olması, İstanbul kent tarihinin ilginç özelliklerinden biridir. I. Süleyman (Kanuni) döneminde (1520-1566) Koska'daki bir fildamının (Osmanlılar çok taşryıcılı büyük yeraltı sarnıçlarına fildamı demişlerdir) sultan tarafından Hekim Çelebi'ye verilerek üzerine bir tekke yapılması da, bu türden, anlam değiştiren süreklilikleri gösteren başka bir örnektir. Bu yapı üzerine ya da yanma Mimar Sinan tarafından bir medrese yapılmıştır. Hekim Çelebi Medresesi Balaban Ağa Mahallesi'ndeydi (1911'de yanmış olmalıdır). Kanuni döneminde yapılmış olan Papazzade Mustafa Çelebi Medresesi de yine Koska'da Koca Ragıb Paşa İl-kokulu'nun yerindeydi.

16. yy'ın ortasında İstanbul'da bulunan Pierre Gilles, Mirelaion Kilisesi'ni ve Roton-da Sarnıcı'nı görmüştür. Gilles, kilisenin yüksekçe bir tepe üzerinde olduğunu yazar. Bu da o sıradaki topografik durumun şimdikinden oldukça farklı olduğunu göstermektedir. 18. yy'da deniz kıyısına göre hâlâ belirgin bir yükseklikte olan Mirelaion' un oturduğu yükselti Kauffer Haritası yapılırken nirengi noktası olarak kullanıldığına göre 16. yy'daki topografyanın, bugünkünden farklı olarak 18. yy'ın sonunda da bir ölçüde bozulmadığı söylenebilir. Laleli Camii platformunda da görüldüğü gibi, kentin yapısal karakterini tanımlayan özellikler içinde Marmara'ya inen teraslara yerleşen yapılar ve bu teraslan birbirlerine bağlayan büyük merdivenler kent fizyonomisinin önemli öğeleriydi. Beyazıt-Aksaray arasında kalan eski yapıların, örneğin Hasan Paşa Ham'nın, Ragıb Paşa Külliyesi'nin, Laleli Külliyesi'nin platformlar ü-zerine oturdukları ve deniz taraflarında yüksek istinat duvarları ve bodrumlar olduğu görülmektedir.

Laleli, 18. yy'a gelene kadar, İstanbul tarihi içinde adı fazla geçmeyen semtlerden biridir. Belgelerde sözü edilen, fakat anlaşıldığı kadar önemli olmayan birçok yapı, deprem ve yangınlarda yok olmuştur. 1718 yangınından sonra Fatih'in kiremit-çibaşısmın yaptırdığı ve Laleli Çeşmesi civarında olan Kızıl Minare Mescidi'nin, III. Ahmed'in (hd 1703-1730) ük olarak onarttığı camilerden biri olduğunu biliyoruz. Ne

LALELİ

188

189

LALELİ BABA TUKBESI

Laleli, 1875

Tasbasma haritalardan yararlanılarak 1964'te İstanbul Belediyesi tarafından hazırlanan haritalardan çizilmiştir. istanbul Ansiklopedisi

var ki yangın, istanbul gibi, Laleli'yi de birkaç kez yok etmiştir. 1732 Koska yangını, 1782'de Laleli Külliyesi'nin vakıf dükkânlarını harap eden yangın, 1855 Koska-La-leli yangını ve nihayet yerleşmenin büyük bir bölümünü yok eden 1911 yangını semtin tarihini belirleyen birçok yapıyı ortadan kaldırmıştır. Yeri saptanamayan, fakat bu bölgede var olduğu anlaşılan bir lale bah-

çesi yakınında olduğu için Lalezar Mescidi denen yapı, Ragıb Paşa Kütüphanesi(->) ö-nünde olan ve Ordu Caddesi'nin açılışı sırasında ortadan kalkan, kurucusunun Mimar Kemaleddin olduğu söylenen Mimar Kemaloğlu Mescidi, Molla Kestel Mescidi yanında olduğu için Molla Kestel Medresesi denilen Hekimzade Medresesi, 15-16. yy'ın birçok küçük boy yapısı ile birlikte

Laleli'de Ordu

Caddesi ile

Büyük Reşit

Paşa


Caddesi'nin

kesiştikleri

köşe.

Nazım Timuroğlu,

1994

\

yok olmuştur. Evliya Çelebi de Laleli'deki bir-iki yapıya değinir. 1649 tarihli Kızla-rağası Abbas Ağa Sebili bunlardan biridir (Laleli Çeşmesi yakınında, Mesih Paşa Ma-hallesi'nde bulunan bu sebil, 1909 yangınında yanmıştır). Hadîka, aynı ağanın bu civarda bir de tek hamam yaptırdığını yazar. Bölgenin büyük yangınlar ve Patrona Halil Ayaklanması'ndan sonra 18. yy'ın ortalarına doğru Hasan Paşa Hanı'mn inşasıyla birlikte yeni bir yapılanma dönemine girdiği düşünülebilir. Bu dönem, Laleli Külliyesi'nin büyük katkısı ile Laleli'ye son dönem öncesine kadar uzanan mimari karakterini kazandırmıştır. Külliye ile birlikte Taş Han'ın (diğer bir adı Çukur Çeşme Ha-nı'dır) yaptırılması da Şehzadebaşı ile Aksaray arasında ikincil bir ticaret alanının varlığını ortaya koymaktadır.

Laleli'nin Osmanlı dönemindeki kentsel görünümüne farklı bir boyut ve semte ö-nem kazandıran eser, III. Mustafa'nın Laleli Külliyesi'dir. 1763'te biten külliye, Nuru-osmaniye'den sonra istanbul'un son büyük sultan külliyesidir. Caminin boş bir bostana yapılmış olması, istanbul'daki yangınların kentin anayolu üzerindeki mahalleleri bile tümüyle yok ettiğini gösteren ka-

rakteristik bir olaydır. Laleli'nin, 18. yy'da geçirdiği iki büyük yangından sonra yeniden yapılanması sırasında, külliyenin inşası gündeme getirilmiştir. Cuma namazlarını değişik camilerde kılan III. Selim (hd 1789-1807), sık sık Laleli Camii'ne gelerek cuma namazını kıldıktan sonra babasının mezarını ziyaret etmeyi âdet haline getirdiği için, onun döneminde Laleli özel bir önem kazanmış olmalıdır. III. Selim öldükten sonra babasının türbesine gömülmüştür.

Sultanın külliyesinin inşaatı başladıktan kısa bir süre sonra çağının aydın devlet adamlarından biri olan Koca Ragıb Paşa, Mısır ve Suriye'deki görevleri sırasında topladığı değerli kitaplarını korumak ve topluma mal etmek için Laleli'de küçük bir külliye yaptırmıştır. Büyük depremden sonra, bu külliye de tamir görmüştür. Özellikle 17. yy'dan başlayarak yaygınlaşan bu tür camisiz kültür kurumları istanbul için karakteristiktir. Bunlar mimarilerinin mütevazı boyutları, fakat incelmiş mimari özellikleriyle istanbul'a karakter kazandıran yapılardır.

18, yy'ın sonundaki yangın tamirlerinden sonra I. Dünya Savaşı'na gelene kadar Laleli'nin kent içi işlevlerinde bir değişiklik olmamıştır. Fakat 1918 yangınından sonra bölge ortogonal (ızgara planlı) bir sokak sistemine göre planlanmıştır. Bu yeni adalarda Cumhuriyet döneminin ilk apartmanları yapılmış ve kentin orta sınıfına, eski ailelerine ve profesyonel sınıflarına mensup aileler bu semtte oturmuşlardır. Laleli'nin 20. yy'ın birinci çeyreğindeki en ö-nemli yapısı Mimar Kemaleddin Bey'in 1918 Cibali yangınında açıkta kalmış aileler için yaptığı Harikzedegân Apartmanla-n'dır (bak. Tayyare Apartmanları). Bağış yoluyla sağlanan paralarla 1919-1922 Mütareke yıllarında Laleli Külliyesi'nin o dönemlere yıkılmış bulunan medresesinin arsasına inşa edilen bu toplukonutlar 1980' lerde restore edilerek otele dönüştürülmüştür. Kemaleddin Bey'in bu gösterişli yapıları çevredeki yeni kagir apartmanlarla birlikte Beyoğlu bölgesinin, Nişantaşı ve Şiş-

Laleli'de Tayyare Apartmanları ve çevresi. Yavuz Çelenk, 1994

Laleli, 1994

İstanbul Ansiklopedisi

li'nin yeni mimari üsluplara bağlı prestijini suriçine taşımışlardır. Semtin sosyal statüsünde ortaya çıkan bir başka değişiklik Koska'daki Zeyneb Hanım Konağı'mn Da-rülfünun'a verilmesi ve önüne büyük bir konferans salonu yapılmasıyla başlamıştır. Böyle büyük bir konutun üniversite işlevine tahsisi, semtin yaşayışını da etkilemiş, özellikle II. Dünya Savaşı'ndan sonra bu konağın yerine Sedat Hakkı Eldem ve Emin Onat tarafından şimdiki istanbul Üniversitesi Fen Edebiyat fakültelerinin yapılması ve onu izleyerek yapılan yeni Ordu Caddesi çalışmaları, geleneksel Laleli'yi tümüyle ortadan kaldırmıştır. Fen ve edebiyat fakültesi, alışılmamış boyutları ve yeni ulusal üslubu ile, eski istanbul'a, eskiyi yadsı-mamaya çalışan yeni bir görsel dünya önerisi getirmiştir.

Osmanlı döneminde, Beyazıt ve Aksaray gibi önemli ticaret merkezleri arasında ve Edirnekapı, Saraçhane, Şehzadebaşı, Beyazıt büyük kent aksına hemen hemen yapışık olan Laleli, yakın zamanlara gelene kadar bir ticaret merkezi olmamış, hep bir konut alanı olarak hizmet görmüş-

tür. Hattâ Menderes imarları döneminde Beyazıt'tan Aksaray'a çok sayıda tarihi yapıyı tahrip ederek inen büyük bulvarın (Ordu Caddesi) açılışına karşın, Laleli'nin bir ticaret ve turizm alanına dönüşmesi ancak 1970'lerden sonra olmuştur. Ordu Caddesi'nin genişletilmesi ve eski anıtları kesip biçerek ve bir bölümünü çukurda, bir bölümünü havada bırakarak motorlu araç trafiği için düzenlenmesi, daha sonra da tramvayın ortadan kalkması (1992'de yeniden konmuştur), Laleli Camii'nin altındaki büyük subasmanların bir çarşı olarak düzenlenmesi, Beyazıt ticaret alanının Ordu Caddesi boyunca Aksaray'a uzanmasına neden olmuştur. Beyazıt ve Sirkeci yöresine girişi Aksaray-Laleli güzergâhı üzerinden olan yeni sur dışı mahallelerin giderek büyümesi ve bunun sonucunda trafik sıkışıklığının tahammül edilmez ölçülere varışı, ticaret alanlarının artması, buradaki konut bölgelerini ortadan kaldırmıştır. 1919 yangınından sonra yeniden planlanan; ilk Cumhuriyet dönemi apart-manlarıyla eski suriçinin saygın konut a-lanlarından birini oluşturan Laleli, günümüzde bu statüsünü yitirmiş, ticaret ve turizm merkezi olmuştur. Eski apartmanlar yıkılarak yerlerini işhanlan ve giderek çok sayıda orta sınıf otel almıştır. Bugün Laleli, Sirkeci'den Topkapı'ya kadar uzanan ve kentin en eski ulaşım kaburgasını oluşturan yol üzerindeki büyük ticaret ve turizm etkinliklerinin gözde merkezlerinden biridir. Kemaleddin Bey'in Harikzedegân Apartmanlarının lüks bir otele dönüştürülmesinden sonra, Laleli'nin mimari karakteri, kentsel işlevi ve mekânsal özellikleri değişmiştir.

DOĞAN KUBAN

LALELİ BABA TÜRBESİ

Eminönü tlçesi'nde, Laleli Külliyesi'nin(->) güneyinde, caminin 15 m kadar ilerisinde, Ordu Caddesi üzerinde yer alıyordu.

Laleli Baba, istanbul'un, "18. yy'da yaşamış ve kerametleri ile ün salmış meczup-larmdandır. III, Mustafa'nın (hd 1757-1774) hayır eseri olan ve tabii olarak bu padişa-

LALELİ KÜLLİYESİ

190

191

LALELİ KÜLLİYESİ

hm adını taşıması gereken camiye adını vermiş, vefatında söz konusu caminin yanındaki, üstü açık mütevazı türbesine gömülmüş ve türbesinin önüne bir çeşme inşa ettirilmiştir, istanbul halkının en çok rağbet ettiği ziyaretgâhlardan olan bu türbe ile önündeki çeşme 1957'de kaldırım genişletmek amacıyla yıktırılarak tarihe karışmıştır.

Laleli Baba'nın bu cami ile ve camiyi yaptıran hükümdarla olan ilişkisine dair, günümüze kadar intikal eden ve birkaç varyantı bulunan şöyle bir rivayet tespit e-dilmektedir. III. Mustafa, ileride "Laleli Baba Camii" ya da "Laleli Camii" olarak anılacak yapıyı ve çevresindeki diğer hayır e-serlerini inşa ettirdiği sırada Laleli Baba' nın şöhretini duyar ve kendisini saraya davet ederek görüşmek ve hayır duasını almak ister.

Huzuruna girdiğinde, padişahın şahsı için bir hayır duada bulunmasını rica etmesi üzerine Laleli Baba "Padişahım hayatın müddetince afiyetle ye, iç ve yellen" diye dua eder. Saray teşrifatına pek uygun düşmeyen bu garip dua hünkârı sinirlendirir ve Laleli Baba'yı azarlayarak huzurundan uzaklaştırır. Bu esnada Laleli Baba "Peki öyleyse yiyin, için lakin asla yellenmeyin" yollu ikinci bir niyazda bulunur. Bu o-laydan sonra III. Mustafa'nın karnı her gün biraz daha şişmeye başlar. İstanbul'da hazakatine güvenilen ne kadar hekim ve nefesinin gücüne inanılan ne kadar hoca varsa sırayla saraya çağrılır ancak hiçbirisi padişahın gazım defetmeye muvaffak olamaz... Sonunda bu durumun Laleli Baba' nın kalbinin kırılmasından kaynaklandığı anlaşılır ve hazret tekrar saraya davet e-dilir, padişah kendisini affetmesini ve acilen bu beladan kurtarmasını rica eder. Laleli Baba da ancak şu şartla padişahı şifaya kavuşturacağını söyler: Yaptırılmakta olan camiye kendi adı verilecek ve yanına bir türbe inşa ettirilecektir. Padişah can havliyle bu şartı hiç tartışmadan hemen kabul eder ve sağlığına kavuşur.

Bu arada III. Mustafa İstanbul'da üç tane selatin cami yaptırmış olmasına rağmen hiçbirisine adım vermek nasip olmamıştır. Yine bir rivayete göre ömrünün sonlarına doğru yakınlarından birisi padişaha, ken-



Dostları ilə paylaş:
1   ...   42   43   44   45   46   47   48   49   ...   140
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə