Dünya klasikleri : 13



Yüklə 9.99 Mb.
səhifə14/150
tarix18.06.2018
ölçüsü9.99 Mb.
1   ...   10   11   12   13   14   15   16   17   ...   150
-Anneciğim, ben Aleksi’nin geleceğini bilmiyordum ki...
-Hayır, doğru söylemiyorsun... Jüli, yolu gözlüyordu. Misafirimiz görününce, koşup sana haber verdi.
-Güzel anneciğim, bana çıkışacağınıza, herkesi eğlendiren dünkü olaydan sonra, muazzez misafirimizin buraya gelmesindeki acayipliği anlatsanız daha iyi edersiniz.
-Amma yaptın ha... Hiç kimse onunla eğlenmiyor. Evimize geldiğine pek memnunum. Aleksi bana pek lazımdı. Ah Aleksi Fiyodoroviç bilseniz ne kadar bedbahtım!
-Neniz var anneciğim?
-Ne mi var? Senin hastalığın dün geceki buhranın, acayipliklerin, doktorlar, ilaçlar, hepsi hepsi dehşetli surette sinirime dokunuyor. Ya dünkü keramet... O da ayrı bir mesele... Acaba Zosima Baba, yarına kadar yaşayacak mı?
Aliyoşa ansızın:
-Affınızı dilerim madam, fakat sizden bir bez parçası istemek zorumdayım. Yaralı parmağımı saracağım. Çok canım yanıyor.
Dedi ve elindeki kanla sırılsıklam mendili çekerek yarasını açtı. Madam Koklakov bir çığlık kopararak gözlerini kapadı:
-Aman Allah’ım ne müthiş!
Diye bağırdı. Liz, birdenbire kendini topladı:
-Geliniz, geliniz... Şimdiye kadar ne diye durdunuz? Aman anneciğim koş, zavallının bütün kanı damarlarından boşanacak... Neden oldu bu? Su... Su.. Parmağını soğuk suyun içine batırınız. Soğuk su acıyı dindirir. Hadi anne çabuk olun...
Zavallı kızı bu yaranın görünüşü fena etmişti galiba.
Annesi:
-Doktor çağırtalım!
Diye haykırdı.
-Ah anne, beni öldüreceksin. Senin doktorun, ancak hiçbir şey anlamadığını söylemek için gelecek. Çabuk anne siz, gidiniz... Jüli kimbilir hangi deliğe sokulup uyumuştur... Abuk şu yoksa şimdi bayılacağım...
Aliyoşa, kadınların heyecanından afallayarak:
-Galiba bir münasebetsizlik ettim. Telaşa gerek yok canım, önemsiz bir şey...
Diye kekeledi.
Jüli, elinde bir tas su ile yetişmişti. Delikanlı parmağını ona daldırdı.
-Anneciğim... Anneciğim, hadi koşunuz da sargı ve şu bulanık sudan getiriniz... Hani şu kesiklere karşı kullandığımız bulanık ilaç... Nerede olduğunu biliyor musunuz? Sizin yatak odanızda... Sağdaki dolapta. Orada bundan koca bir şişe var...
-Şimdi şimdi, gidiyorum... Ama böyle bağırıp durma... Aklımı başımdan alıyorsun... Bak Aleksi ne kadar metanetle acısına tahammül ediyor. Kuzum nerede böyle yaralandınız?
Genç kadın acele çıktı. Liz’in de istediği buydu.
-Söyleyin bana bakayım, nerede yaralandınız. Önce bana cevap veriniz sonra, daha başka şeylerden de konuşacağız.
Dedi. Aliyoşa zamanın darlığını hesaplayarak, Liz’e başından geçenleri anlattı. Kızcağız ellerini kavuşturdu. Ve sanki delikanlının sahibi imiş gibi:
-Bu kıyafeetle nasıl oluyor da sokak çocuklarının arasına karışıyor, meseleler çıkarıyorsunuz?
Diye bağırdı; zaten siz de onlardan birisiniz. Fakat şu maymun kimmiş bir öğrenin bakalım. Bana anlatırsınız. Sebepsiz böyle bir şey olmaz. İşin içinde mutlaka bir sır vardı... ıstırabınız konuşmanıza mani olamaz herhalde... Konuşabiliriz değil mi?
-Evet... Hem artık acımıyor.
-Acımıyor, çünkü sudadır...Değiştirmek lazım. Jüli hadi koş yeni bir tas su ile birlikte bir parça da buz getir... Hah işte gitti. Şimdi Aleksi, bana mektubumu hemen iade edin annem neredeyse gelir.
-Yanımda yok!
-Hayır, yalan... Böyle söyleyeceğinizi zaten biliyordum. Bundan dolayı dün gece öyle üzüldüm, öyle üzüldüm ki, kahroldum. Hadi veriniz mektubumu, hadi hemen veriniz...
-Evde kaldı.
-Bu münasebetsiz mektup, beni sokak kızı yerine koydu. Yazdığıma o kadar pişmanım ki... Hadi kuzum veriniz onu bana... Eğer gerçekten yanınızda değilse, hemen bugün getiriniz.
-Bugün imkanı yok... Çünkü buradan doğruca manastıra gideceğim. İki, üç, belki de dört gün oradan çıkamam... Zira Stareç...
-Dört gün mü? Amma yaptınız... ha. Söyleyin bakayım bana çok güldünüz mü?
-Gülmek mi? Asla!
-Niçin gülmediniz?
-Çünkü yazdıklarınıza körü körüne inanmıştım.
-Beni üzüyorsunuz! Bana karşı bir tecavüz bu...
-Ne münasebet!.. İnandım. Hem belki yarın o bahsettiğiniz şey gerçekleşebilir. Çünkü Zosima ölünce ben de manastırdan çıkacağım. Tekrar okula gidip imtihanlarımı verecek, kazanınca, evleneceğiz... Şimdiye kadar böyle bir şey aklımdan geçirmememe rağmen öyle sanıyorum ki, sizden daha iyi biriyle evlenemem. Stareç de benim çoluk çocuk sahibi olmamı emrediyor.
Liz, yanakları tutuşarak:
-İyi ama, bak ben ne haldeyim... Bir sandalye üstünde yuvarlanıyorum.
-Koltuğunuzu ben çekeceğim... Fakat o zamana kadar siz iyileşeceksiniz.
-Bir şakadan bu kadar önemli neticeler çıkarmak manasızlık olur... İşte annem geliyor. Ah anneciğim ne kadar geciktiniz. Hele şükür Jüli de buz getirdi.
-Rica ederim Liz böyle bağırma... Sargıları, ilaçları koyduğum yerlerde bulamadım. Araya araya canım çıktı. Sanki mahsus hepsinin yerlerini değiştirmişsin gibi bir şey...
-Onun böyle kan içinde geleceğini nereden bilecektim... Bilseydim belki yapardım... Anneciğim dehşetli kurnazca şeyler söylemeye başladın.
-Kurnazca mı? Pekala... Ah Aleksi Fiyodoroviç, parça parça olan bu işlere pek aldırış etmiyorum, ama hepsi bir araya gelince beni çileden çıkarıyorlar.
Bu sırada Liz neşeli bir kahkaha ile:
-Bırak artık anneciğim şu hikayeleri de ver bana sargıları... Biliyor musun ne yapmış bu papaz efendi? Sokakta çocuklarla dövüşmüş ve içlerinden biri de onun parmağını ısırmış. Sonra dahası da var.. Bu cübbeli mollacık bir de evlenmek istiyormuş. Evlenmek... Cübbesiyle beraber evlenecek. Adamı güle güle öldürmeye yetmez mi bu haber anneciğim!
Liz katıla katıla gülüyor, yaramaz gözlerle Aliyoşa’ya bakıyordu.
Annesi:
-Neler söylüyorsun kızım. Hiç sana yakışacak şeyler değil... Bu ısıran çocuk belki de kudurmuşun biriydi.
-Hiç çocuklar kudururlar mı?
-Neden olmasın! O çocuğu bir kuduz köpek ısıramaz mı? O da kudurur ve ısırır... aleksi, canınız acıyor mu?
-Pek az madam!
Liz yine çapkınca ve imalı bir sesle:
-Sudan korkmuyor musunuz?
Diye sordu.
-Sus artık Liz... Böyle uğursuz şeyleri hatırına getirme. Aleksi Katerina geldiğinizi haber almış. Çok görüşmek istiyor.
-Anneciğim siz yalnız gidiniz. O daha gelemez... Baksanıza yarasına bir kere...
Aliyoşa:
-Hayır, bir şeyim kalmadı... Pekala gidebiliriz.
-Nasıl, nasıl? Gidiyor musunuz? Demek öyle ha?
-Buna üzülecek ne var? Gidip görüşeceğim. Sonra tekrar buraya dönerim. İstediğiniz kadar gevezelik ederiz. Katerina bakalım ne diyecek? Manastıra da mümkün olduğu kadar çabuk dönmeliyim.
-Alın bunu anneciğim götürün... Aleksi, tekrar dönmek zahmetine katlanmanıza gelince, buna gerek yok. Hemen manastırınıza koşunuz. Sizi orada bekliyorlar. Ben dün gece gözümü kırpmadım. Uykum var, yatacağım.
-Liz, yaramazlık etme... Fakat Allah vere de dediklerin doğru olsa ve uyusan.
Aliyoşa:
-Eğer isterseniz daha üç, hatta beş dakika kalırım!
Sözlerini ekledi.
-Götür bunu anneciğim... Götür... Canavar olmuş bu...
-Kız sen, çıldırdın mı? Bu ne acayiplik böyle... Geliniz Aleksi, geliniz... Lafı uzatmayalım. Bugün onun sinirleri berbat bir halde. Belki de gerçekten uyur... Belki huzurunuz ona bu rahatlığı vermiştir.
-Ooh anneciğim ağzını öpeyim... Ne güzel söyledin.
-Geliniz Aleksi...
Madam Koklakov bundan sonra sesini alçaltarak gizli bir fısıltı ile:
-Sizin üzerinizde tesir yapmak istemem. Olayı kendiniz görüp karar veriniz. Olayın üstündeki esrarlı duvağı kendi elinizle kaldırınız. Mesele bence korkunç bir komedyadır. Katerin İvanovna, ortanca kardeşiniz İvan’ı sevdiği halde, kalbinin Dimitri’de olduğuna kendi kendisini inandırmak istiyor.
Ne çirkin şey... Size yoldaşlık edeceğim ve eğer onlar isterlerse, konuşma sırasında ben de bulunacağım.
 
                                                                      5
 
                                                          Salondaki facia
Salondaki konuşma bitmişti. Pek sinirli görünen Katerin İvanovna’nın duruşunda karar vermişlerin hali seziliyordu. Madam Koklakov’la Aliyoşa girince, İvan gitmek üzere kalktı.
Yüzü sararmıştı ve kardeşi onun bu haline üzülerek bakıyordu. Aliyoşa, kendisini çoktan beri şüphelendiren bu bilinmezin düğümlerini çözer gibi oluyordu.
Bir aydan beri, çeşitli vesilelerle, İvan’ın Katerin’i sevdiği, ona telkin ediliyordu. Me mesele, Aliyoşa’ya canavarca bir şey gibi görünmüş ve onu korkutmuştu. Kardeşlerinin ikisini de seviyor ve onların birbirlerine düşman olmalarındın çekiniyordu. Fakat bu sabah, bizzat Dimitri, kardeşinin kendisine rakip oluşundan sevinç duyduğunu ve bu rekabetin büyük bir hizmet yerine geçtiğini söylemişti.
Bu hizmet neydi? Gruşinika ile evlenmek kolaylığı, imkanı mı? Sonra bu akşam, Katerina İvanovna’nın, Dimitri’ye karşı sarsılmaz aşkını da anlamıştı. Zaten, delikanlı bu kızın, İvan’ı değil, garip olmakla beraber Dimitri’yi sevebileceğine öteden beri inanıyordu.
Yalnız Gruşinika ile geçen sahne, onun bu inanışını sarsmıştı. Madam Koklakov’un dediği gibi, bu hakikaten bir facia idi. Bütün gece rüyasında hep bu sahneyi görmüş ve şafak sökerken facia sözünü tekrarlayarak uyanmıştı.
Madam Koklakov’a göre, Katerina, İvan’ı seviyor fakat minnettarlık yüzünden kendi kendisini aldatarak Dimitri’ye bağlı kalıyordu. Aliyoşa, bunları dinleyince kendi kendine:
-Belki de öyledir!
Diyordu. Yalnız bu takdirde İvan’ın hali ne olacaktı? Katerina hâkim yaratılışlı idi. Bu hâkimiyet ise İvan’a değil, Dimitri’ye tesir edebilirdi. Bir gün ancak Dimitri, genç kızın feragat ve fedakarlıklarını anlayarak onun nüfuzu altına girerdi. Aliyoşa’ya göre böyle bir tabiiyet İvan’ın karakterine uymaz, onu mutlu edemezdi.
İvan, daha dün babasıyla, Dimitri için:
-Yılanlar birbirlerini yerler!
Demişti. Şu halde Dimitri, demek çoktan beri onun nazarında bir zehirli yılandı. Eğer böyle ise, artık aile ocağında dirlik ummak boş bir hülyaya saplanmaktan farksız bir şeydi. Her gün yeni yeni düşmanlık vesileleri çıkıp dururken, dirliğe nasıl kavuşulabilirdi?
Aliyoşa, salona girerken işte zihni bu kadar ağır düşünceler, hesaplar ve ihtimallerle yüklü idi
Delikanlıyı görünce, Katerin İvanovna, kalkmak isteyen İvan’a:
-Bir dakika bekleyiniz. Kendisine çok inandığım kardeşinize danışmak istiyorum.
Sonra Madam Koklakov’a dönerek:
-Siz de kalınız Katerin Osipovna! Dedi.
Madam Koklakov, İvan’ın yanındaki kanepeye oturdu. Aliyoşa genç kızın sağında ve ağabeyinin karşısına düşmüştü.
Katerin, sesinde derin ve gerçek bir iç acısının yaşlı titreyişleriyle söze başladı:
-Sizler, benim şu dünyadaki en candan dostlarımsınız. Siz Aleksi, dün uğradığım korkunç felaketi gördünüz. O sahneden sonra benim için neler düşündüğünüzü bilmiyorum. Fakat aynı olaylar karşısında sözlerim de, hareketlerim de tıptı dünkünün aynı olacaktır... Şimdi neye karar vereceğimi, hangi yolu tutacağımı kestiremiyorum. Hala onu sevip sevmediğimi bilemiyorum. Dimitri’ye acıyorum. Merhamet ise, aşkın en fena damgasıdır.
Sesi titriyor ve kirpiklerinde yaşlar parıldıyordu. Bu hal Aliyoşa’ya pek dokundu. İçinden:
-Bu genç kız, asil ve mert bir insanmış artık Dimitri’yi sevemez!
Sözlerini geçirdi. Madam Koklakov da:
-Doğru, pek doğru! Dedi.
-Acele etmeyiniz Katerin Osipovna, size bütün bir gecelik boğuşmadan sonra verdiğim asıl kararı daha söylemedim. Belki içtiğim ant, kendim için korkunç olacaktır; fakat şuna da imanım var ki, bu karar asla değişmeyecektir. Dünyada en çok sevdiğim, en büyük dost saydığım İvan, benim bu kararımı uygun buluyor.
İvan, zayfı fakat metin bir sesle:
-Evet!
Diye tasdik etti.
-Fakat bu karar için Alişoşa da – size böyle laubali hitap ettiğim için affınızı dilerim Aleksi Fiyodoroviç – istiyorum ki, hepinizin huzurunda fikrini söylesin. Saçmalıyor muyum? Yoksa haklı mıyım? Aliyoşa, sevgili kardeşim – çünkü siz benim gerçekten kardeşimsiniz... – hissediyorum ki, sizin tasdikiniz beni avutacak.
Aliyoşa, kızardı ve:
-Bana ne söyleyeceğinizi bilmiyorum. Yalnız bildiğim şu ki, sizi çok seviyor ve mutlu olmanızı candan istiyorum. Kendi saadetimden çok, sizin mutlu olmanızı istiyorum. Fakat bu gibi şeylere benim pek aklım ermez. Bana güvenmeseniz, daha iyi olur.
Dedi.
-Meselenin ruhu şeref ve vazifedir. Kalbim, bana bu vazifeyi emrediyor. İşte bu tesirler altında karar verdim. Dimitri, hatta şu... mahlukla evlense bile, hiçbir zaman affetmemekle beraber, asla onu terk de etmeyeceğim.
Katerin, bu asla sözünü marazi bir katiyetle söylemişti. Devam etti.
-Ama yanlış anlamayın... Terketmeyeceğim demekle, sanmayın ki, onun peşinden koşarak, anasından emdiği sütü burnundan getireceğim... Hayır, hayır. Hiç böyle bir niyetim yok... Başka bir şehre gideceğim, uzaktan uzağa onunla ilgileneceğim. Yeni hayatında bedbahtlık başlayınca – ki bunun da gecikeceğini ummuyorum – yanıma çağıracağım. O, bende bir dost, bir hemşire şefkati bulacak... Evet, ne yazık ki, yalnız bir hemşire bulacak. Seven, uğrunda hayatını kurban eden bir hemşire... Bana kızarmadan bütün dertlerini söyleyecek. Bütün suçlarını itiraf edecek. Ona karşı katlandığım bunca ıstırap bana bu hakkı vermiştir. Görecek ki, kendi hıyanetine rağmen ben, verdiğim sözü ömrümün sonuna kadar tutacağım. Onun saadeti için yaşayacağım... İşte verdiğim karar budur. İvan, beni haklı buluyor.
Zavallı kız, boğulur gibiydi. Duyduklarını belki daha başka kelimeler ve daha resmi bir tavırla söylemek fikriyle başlamıştı fakat ıstırap onu samimileştirmiş ve maskesiz konuşturmuştu.
Ansızın yüzü bulutlandı, bakışlarında fena parıltılar çaktı. Aliyoşa bunu gördü. Kardeşi İvan’da:
-Evet dediğiniz gibi size hak veriyorum. Başkasının hata sayılacak hareketi sizde tecelli edince, haklı bir hamle oluyor. Sizi bu işte tam anlamıyla samimi gördüğüm için kararınızı haklı buldum, dedi.
Madam Koklakov, meseleye karışmamak için verdiği karara rağmen:
-Evet öyle ama, bu samimiyet yalnız söylendiği zamana aittir.
Demekten kendini alamadı.
İvan, bu duruma kızmış gibi hırçın bir sesle:
-Evet, dedi, küçük bir zaman fakat Katerina’nınki gibi bir seciye, bu küçücük zamanı bütün bir ömür sürdürür. Başkaları için gelişigüzel telakki edilen bir söz meselesi, onun bütün hayatında rol alır.
Evet, Katerina, ilk günlerde çok azap çekeceksiniz. Fakat gitgide ruhunuzu tırmalayan tırnakların keskinliği azalacak yaralarınız uyuşacak ve yavaş yavaş bu azabın yerinde feragatin acı lezzeti duyulacak.
İvan bu sözleri örtmeğe bile çalışmadığı istihzalı bir sesle söylemişti.
Madam Koklakov tekrar:
-Bütün bunlar, ne kadar yanlış hükümler Allah’ım!
Diye haykırdı.
Katerin, hüngür hüngür ağlamaya başlayarak:
-Aleksi, sizin fikriniz gecikiyor... Hadi söyleyiniz, dedi.
Aliyoşa, genç kızın bu ağlayışı karşısında ne yapacağını şaşırarak ayağa fırladı. Katerin:
-Merak edecek bir şey değil... Dünkü ıstırap, uykusuzluk sinirlerimi yordu. Fakat sizin gibi değerli ve candan dostlarla bunu da yeneceğim. Eminim ki, beni yalnız bırakmayacaksınız.
İvan, umulmadık bir haber verdi:
-Ne yazık ki, yarı, ben Moskova’ya hareket etmek zorundayım. Seyahatim uzun sürecek ve sizden ayrı kalacağım.
Katerin, yüzünün çizgilerini geren bir acık ile:
-Yarın mı?... Moskova’ya mı... diye haykırdı. – sonra birdenbire değişen bir sesle – ne saadet, ne saadet! Dedi. Gözyaşlarını kirpikleri içip bitirmişti. Bu hal Aliyoşa’yı şaşırttı. Ç ünkü şerefi, aşkı çiğnenmiş bir genç kızın ağlayan yüzü bir anda değişerek, kendine hakim bir kadın çehresi bağlamıştı. Bu beklenmez neşenin sırrını anlatmak için, bir salon zarafetiyle:
-Tabii gidişinize sevinmiyorum... Sizin gibi bir dost, benden elbette böyle bir şey beklemez... Manevi yardımınızdan uzak kalmak elbette beni çok üzecek. Şuna seviniyorum ki, siz Moskova’da teyzelerimle görüşüp, uğradığım felaketi bütün açıklığıyla onlara anlatırsınız. “Agat”a açıkça söyleyiniz; fakat ötekine olayı yumuşatarak yavaş yavaş açarsınız. Bu hususta sizin büyük bir kabiliyetiniz vardır. Ben, şimdiye kadar onlara buna dair hiçbir şey yazmadım. Siz görüştükten sonra daha kolaylıkla yazacağım. Gidişinize niçin sevindiğimi anladınız ya... Yoksa sizin dostluğunuz benim en kıymetli bir desteğimdi. Hemen birkaç satır yazıp size vereyim.
Genç kız, böyle diyerek salondan çıkmaya davrandı. Madam Koklakov, sinirli ve hırçın bir tavırla:
-Ya, o kadar şiddetle öğrenmek istediğiniz Aliyoşa’nın fikri ne olacak, diye bağırdı.
Katerin olduğu yerde durarak döndü:
-Unutmadım... Unutmadım... Fakat bu acıklı halimde siz, bana karşı, niçin bu kadar az şefkatlisiniz Katerin Osiyovna? Onu da unutmadım. Aleksi’nin sözlerini dinleyeceğim, onun mütaleasının nazarımda büyük bir kıymeti var. Ama siz ne oluyorsunuz Aleksi Fiyodoroviç?
Aliyoşa, şaşkın bir halde:
-Böyle bir şeye asla ihtimal veremezdim.
-Neye ihtimal veremezdiniz?
-Neye olacak... Ağabeyimin Moskova’ya gideceğini haber alınca, seviniyorsunuz. Sonra bu sevincin incitici bir şey olduğunu görüyor ve neşenizin onun gidişinden ötürü olmadığını bilakis bir dost kaybedeceğinizi söylüyorsunuz. Fakat bütün bunların hepsi komedya...
Katerin, büyük şaşkınlık içinde dondu, kıpkırmızı kesildi ve kaşlarını çatarak:
-Komedya mı? Neler söylüyorsunuz... böyle? Dedi.
Aliyoşa ayağa kalkmıştı. Masanın yanında nefes nefese:
-Hem bir dost kaybettiğinizi söylüyor hem de bu gidişin sizce bir saadet olduğunu söylüyorsunuz... eh bunun ikisi birden nasıl doğru olabilir?
-Ne demek istiyorsunuz? Bir şey anlamıyorum.
-Ben de pek farkında değilim... İlham gibi bir şey. Yalnız konuşmakla haltettiğimi de anlıyorum... Belki Dimitri’yi şimdiye kadar hiç sevmediniz. O da size aşkla bağlanmadı. Yalnız hürmet duymuştur sanıyorum. Karmakarışık bir şey vesselam... İçinden çıkılır gibi değil... Asıl gerçeği simse söylemiyor... Bunu ortaya atacak bir adam lazım.
Katerin, kendinden geçerek:
-Hangi gerçek?
Diye haykırdı. Aliyoşa, bir boşluğa yuvarlanıyormuş gibi bir sersemlik içinde:
-Birini gönderip Dimitri’yi çağırtın; dedi. İsterseniz ben, gidip getireyim. Gelsin ve İvan’la sizin ellerinizi birleştirsin. Çünkü sız, İvan’ı sevdiğiniz için ona işkence ediyorsunuz... Dimitri’ye karşı duyduğunuz aşka gelince, bu aşk, inanmaya çalıştığımız canyakıcı bir yalandır.
Delikanlı, birdenbire sustu. Katerina dudakları titreyerek:
-Siz, siz toy bir çılgınsınız!
Hükmünü verdi. İvan, şapkasını kaparak kalktı. Halinde açık bir mertlik ve Aliyoşa’nın şimdiye kadar onda hiç rastlamadığı temiz bir samimiyet vardı:
-Aldanıyorsunuz yavrum!.. dedi; Katerin İvanovna, hiçbir zaman beni sevmedi. Kendisine karşı çoktan beslediğim aşkı pekala bildiği halde hiçbir zaman sevgime karşılık vermedi. Onun asla dostu da olamadım. Çünkü gururu, onu dostluklardan uzak bırakmıştı. Benimle konuşması, beni yanında alıkoyması, Dimitri’nin ona yaptığı münasebetsizliklerin öcünü almak içindi. Çünkü Katerina’nın kalbinde Dimitri, daima bir tecavüz gibi yaşadı.
Benim rolüm, onun Dimitri’ye karşı duyduğu aşkın neticelerini dinlemekti. İşte nihayet gidiyorum. Fakat şunu biliniz ki, Katerina İvanovna, siz yalnız Dimitri’yi, hani şu, size karşı etmediği kalmayan Dimitri’yi seviyorsunuz. Aşkınız, zulümle besleniyor. Sizi işkenceye sokan işte budur. Onu bütün kötülükleriyle birlikte istemeye istemeye seviyorsunuz. Eğer o, biraz yumuşak davransaydı, hemen yakanızdan atacak ve artık hoşlanmayacaktınız. Muhabbetiniz, bitecekti. Onun kötülüğü karşısında, kendi sadakatinizi temaşa etmek sizin için gereklidir. Gururunuz bununla beslenir... Ben, çok gencim... Sizi çok sevmiştim... Bunları söylemenin iyi olmadığını biliyorum. Belki hiçbir şey söylemeden çıkıp gitmek daha iyi olurdu. Fakat pek uzaklara gidiyorum ve bir daha hiç dönmeyeceğim. Buradaki korkunç işkenceli havayı teneffüs etmek istemiyorum... Başka bir diyeceğim de yok. Allah’a ısmarladık Katerin İvanovna... Bana gücenmeyiniz... Çünkü ben sizi görmemek kararını vermekle, zaten cezaların en büyüğüne kendi kendimi mahkum etmiş bulunuyorum. Çok çekeceğim için, sizi affedebileceğimi de zannetmiyorum.
İvan, bunları söyledikten sonra “Şiller”i ezberden bildiğini gösteren bir eda ile:
Den Dank, Dame begehr’ick nicht.
Mısrasını okutu ve ev sahibini selamlamaya bile gerek görmeden çıkıp gitti.
Aliyoşa, ellerini oğuşturarak:
-İvan! Diye bağırdı. İvan! Dön İvan! Hayır... Dünyada onu şimdi artık... hiçbir şey döndüremez. Hem ben sebep oldum... Onu ben söylettim... Öfke gözünü bürüdü ve içini döktü.
Zavallı delikanlı parça parça bir haldeydi. Katerin başka bir odaya geçti. Madam Koklakov heyecanlı bir sesle:
-Siz, bir meleğin yapabileceğini yaptınız. İvan’ın gitmemesi için elimden geleni esirgemeyeceğim, dedi.
Aliyoşa’nın büyük şaşkınlığına rağmen onun yüzünde derin bir sevinç parıltısı tutuşuyordu.Bu sırada Katerina içeri girdi. Elinde iki tane yüzer rublelik banknot vardı. Delikanlıya sakin bir tavırla:
-Size büyük bir zahmetim olacak, dedi... Sekiz on gün evvel bir akşam, Dimitri kendisine yakışmayacak bir rezalet çıkarmıştı. Burada fena şöhretli bir meyhane vardır. Ağabeyiniz orada açığa çıkarılmış bir yüzbaşıyı sakalından tutarak yerlere çalmış. Bu zabiti babanız kendi işlerinde kullanıyormuş. Zavallıyı, Dimitri, sokağa kadar o halde sürüklemiş, olayı görenlerden birinin anlattığına göre, küçük, hastalıklı bir çocuk onların etrafında dönüyor ve gelip geçenlere babasını kurtarmaları için yalvarıyormuş. Duydum ve için parçalandı. Hoş görünüz Aleksi, fakat bu meseleyi utanmadan düşünemiyorum. Ancak Dimitri kızdığı zaman bu kadar kötü işler yapabilir. Olayı araştırdım. Öğrendim ki, o zavallı adam pek talihsiz biriymiş. Ordudan bir hatası yüzünden çıkarılmış. Karısı çılgın, çocukları hasta, kendisi fakirmiş. Sizden rica ediyorum, onları gidip bulunuz ve ancak sizin o kendinize pek yaraştırdığınız sıcak büyüklükle bu iyi yüz rubleyi onlara veriniz. Biliyorum ki, pek muhtaçtırlar. İncitmeden bu yardımı onlara kabul ettiriniz. Bunu dava etmesin diye yapmıyorum. Hayır, sırf merhametten doğan bir şey... İstiyorum ki, Dimitri’nin nişanlısı sıfatıyla bu yardımda bulunayım. Kendim gidecektim. Fakat bu işi siz, benden daha iyi yaparsınız. Gül sokağında Madam “Kalmikov’un evinde oturuyorlar. Allah aşkına şu iyiliği yapınız... Ben, çok yorgunum. Allah’a ısmarladık.
Genç kız, kapı perdesinin arkasında o kadar çabuk kayboldu ki, Aliyoşa bir tek kelime söylemeye zaman bulamadı. Özür dilemek, sebep olduğu şeylerden dolayı bir şeyler söylemek istiyordu. Madam Koklakov onu kolundan tutarak dehlize çıkardı. Orada durarak yavaş bir sesle:
-Evet mağrurdur; fakat bu gururun altında cömert, asil ve merhametli bir yürek çarpar. Bazen onu o kadar severim ki... Aziz Aleksi, biliyor musunuz ki, iki teyzesi hatta Liz bile onu sizin kardeşinizden vazgeçirmeye çalışıyoruz. Sevmediği halde Dimitri’ye saplanıp kaldı. Münevver, zarif kardeşiniz İvan’la evlenmesini başarmak için neler yapmadık. Benim hala burada kalmamın tek sebebi de işte bu izdivacı hazırlamaktı.
Aliyoşa:
-Ama, bütün bunları bir tecavüz saydı ve yeniden ağladı!
Diye haykırdı.
Madam Koklakov:
-Kadınların göz yaşlarına inanmayınız Aleksi, bu konuda ben daima erkeklerin tarafında ve kendi cinsimin aleyhindeyim.
Dedi.
Kapının arkasından Liz’in sesi duyuldu:
-Anneciğim, onu şımartıyorsunuz.
Diyordı. Aliyoşa boyuna:
-Bütün ortalığı karıştıran ben oldum. Suçum çok büyük!
Diye hayıflanıp duruyordu.
-Hayır, bilakis, siz bir melek gibi hareket ettiniz. Bunu, herkesin önünde bir kere tekrar edebilirim.
Liz, yine sordu:
-Hangi meselede, o bir melek gibi hareket etti anneciğim?
Aliyoşa, kızın sesine aldırmayarak:
-Kimbilir nasıl bir hisse kapılara, Katerina’nın İvan’ı sevdiğini sanmış ve aptalca konuşmuştum. Şimdi işin sonu nereye varacak?
Liz:
-Kuzum anneciğim, neden bahsediyorsunuz? Bir saattir soruyorum, aldırmıyorsunuz bile. Yoksa beni öldürmek mi istiyorsunuz?
Bu sırada hizmetçi kız, koşarak geldi ve telaşla:
-Katerin İvanovna birden fenalaştı... Nöbet geçiriyor, ağlıyor, çırpınıyor.
Haberini verdi.
Liz de:
-Ne oluyor anne? Ne oluyor canım? Şimdi bana da nöbet gelecek.
Diye haykırdı.
-Liz, Allah aşkına böyle bağırıp durma. Beni öldürüyorsun... Senin yaşındakiler, her şeyi anlatmaya kalkışamazlar. Sonra ben gelir sana, söylenebilecek şeyleri anlatırım... Sinir nöbeti yavrum... Yalnız olay beni çok üzüyor, vah zavallı kızcağız!.. Aleksi, bu sinir nöbeti iyi alamettir... Koş Jüli, de ki geliyorum... İvan’ın küskün gidişinin günahı onun boynunadır. Fakat İvan da Moskova’ya hareket etmeyecek... Aman Liz, bağırma kuzum... Ama, galiba ben senden çok bağırıyorum... Anneni affet yavrum... Yalnız olay beni çok heyecanlandırdı. İvan’ın konuşması, ne kadar sade, fakat ne kadar candandı. Siz de farkına vardınız değil mi? Bir Üniversite alimi olan adamın masum ve tecrübesizliğini ispat eden bu konuşmadan ben, bek memnunum... Ya şu Aleksi, Allah’a ısmarladık hastanın yanına koşuyorum... Sen de Liz Allah aşkına oğlanı alıkoyma... Yine gelecek, o zaman bol bol laf edersiniz.


Dostları ilə paylaş:
1   ...   10   11   12   13   14   15   16   17   ...   150


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə